16 Ekim 2019 Çarşamba

OSMANLI SURİYESİNDE TÜRK ALEYHTARI YAZILAR VE İLANLAR,BUNLARA KARŞI TEPKİLER. 1878-1881 BÖLÜM 2

OSMANLI SURİYESİNDE TÜRK ALEYHTARI YAZILAR VE İLANLAR,BUNLARA KARŞI TEPKİLER. 1878-1881  BÖLÜM 2



Bu ilanda Dikkat çeken ve öncekilerden farklılık arz eden bazı noktalar vardır: ilk olarak, öncekilerde yapılan Suriye vurgusu tamamen kaybolmuş, onun yerini "vatan" kavramı almış olmakla birlikte bu kavramla n eresinin kastedildiği açık değildir. 

İkinci paragraftaki "Lübnan"a atıfta müstakil bir idare tarzının istenmesi bölgenin Lübnan dışında kalan kesimi adına konuşulduğu intibaını uyandırmaktadır. İkincisi, hilafete ilk defa atıfyapılıyor olması ve bu müessesenin Türkler tarafından haksız yere Araplar' dan alındığı iddiasıdır. Bilindiği üzere 1870 'lerin sonlarına doğru, dışarıdaki kadar olmasa da, içer de de Osmanlı hilafeti tartışılmaya başlanmıştı.27 Sadece bu ilan da, bir cümleyle de olsa, hilafete atıfta bulunulması dikkat çekicidir. üçüncüsü, ilanda 1875'te kurulduğu söylenegelen gizli cemiyetin üyesi olduğu belirtilen İbrahim Yazıcı'ya ait bir şiire yer verilmesidir.28 Bu durum ilanın mezkur cemiyet üyeleri veya bu cemiyetle irtibatlı olanlar tarafından yazıldığına doğrudan bir delil teşkil etmese de, ilanın sorumlularının dönemin Arap edebiyatını takip edenlerden olduğu intibaı nı uyandırmaktadır. Son olarak, bu ilanı diğerlerinden ayıran en belirgin özellik, ilanda müstakil bir yönetim, Arapça'nın resmi dil olması ve Arap askerlerin kendi bölgelerinde görevlendirilmeleri gibi açık taleplere yer verilmesidir ki bunlar Arap milliyetçileri tarafından açıkça dile getirilmek ve siyasi platformlarda tartışılmak için 1910 'lu yılları bekleyecek taleplerdir. 

İlanların sorumluları meselesine gelince: İlanın bir nüshasını temin eden Dickson, daha önceki ilanlarda olduğu gibi bunun da sorumlusunun Suriye'nin farklı yerlerinde şubeleri bulunan organize bir gizli cemiyet olduğu kanaatinde dir. Kanaatini destekleyecek somut bir delil ileri süremeyen konsolos, ilanların birbirine yakın zamanlarda Sayda, Trablus Şam ve Beyrut gibi farklı şehirlerde görülmesinden hareketle ve daha önceki tesbitinin de etkisinde kalarak bu görüşü belirtmekte dir.29 

Olaydan kısa bir süre sonra Cemiyyetü 'l-Makasıdi'l-Hayriyye'nin mezkur ilanın sorumlusu olduğu söylentileri çıktı. Hatta 1881 Ocak ayının ilk haftasında Sayda'lı bir hıristiyanın Vali Harndi Paşa'ya mezkur cemiyeri suçlayan bir mektup yazdığı haberi alındı.30 Dickson, müteakip raporunda Beyrutlu birçok kişinin kanaatinin ilanlardan Cemiyyetü 'l-Makasıdi'l Hayriyye'nin sorumlu olduğu yolunda yoğunlaştığını, kendisinin de bu kanaatte olduğunu, daha önce kurulduğunu bildirdiği gizli cemiyetin de mezkur cemiyete katıldığını ve bu tür gizli faaliyetlerin daha iyi kamufle edildiğini bildirmektedir. Dahası, Dickson'a ulaşan, ancak doğrulayamadığını itiraf ettiği bilgilere göre Cemiyetü 'lMakasıdi'l-Hayriyye'nin kuruluşuna, 1875'te kurulduğu iddia edilen gizli cemiyet sebep olmuştu ve Midhat Paşa bu gizli cemiyetin bir üyesiydi. Birincinin amaçlarını gerçekleştirmek için de ikinciyi ( Cemiyetü '1-MakasLdi'l-Hayriyye) kurdu. İzmir'e gittikten sonra da ilişkisini devam ettirerek ilanların asılmasını da gizli ajanları vasıtasıyla gerçekleştirdi.31 

Bu iddialarla ilgili somut deliller bulununcayakadar kesin bir kanaate varmakoldukça zordur. Korısolos raporları, o dönemin spekülasyonlarını yansıtmak bakımından önemlidir. Bu spekülasyonların bir kısmı da hedefsaptırmayayönelik olabilir. Daha önce de belirtildiği gibi, Midhat Paşa'nın Cemiyet' i kendi isteği doğrultusunda ve uzaktan kumanda ile idare edebileceği ve gizli faaliyetlere aletedebileceğigörüşüoldukça zayıf görünmektedir. İzmir'e gittikten sonra resmi/gayriresmi bütün gözlerin üzerinde olduğu, Harndi Paşa'nın Midhat Paşa'yla bağlantılı olduğu düşünülen kişi ve kuruluşları sıkıca gözetiediği dikkate alınırsa, Paşa·nın mezkur iddialarda yeralan ilişkilerini devam ettirebilmesi neredeyse imkansızdır denebilir. 

Vilayet yöneticileri de bu iddiaları fazla ciddiye almamış görünmektedirler. Onlar kendi araştırmalarını yoğunlaştırarak Şam'dakonuyla ilgili olduğu sanılan Corci, Şakir el-Hfıri ve Yusuf el-Hac adlı üç hıristiyanı tutukladılar. Tutuklulardan Şakir elHılri ve Yusuf el-Hac'ın Protestan mezhebine mensup oldukları da bilinmektedir. 
Şakirİngilizce bilen ve bölgedeki İngiliz-Protestan misyonerleri ile yakın ilişki içerisinde olan birisiydi. Zaman zaman Şam'daki İngiliz misyoner okulunda ders de verirdi. 
Yakın ilişkileri gereği misyonerler Şakir'in tutuklanmasından hayli rahatsız oldular. İngiltere'nin Şamviskonsülü Jago'yu ikna ederek Şakir lehine müdahalede bulunmasını sağladılar. Jago yaptığı istihbarat sonunda Şakir'in bu olayda "aşın aptalca" davrandığını düşünüyorolmakla birlikte, yetkililerle görüşmekten çekinınedi. Jago 'nun raporuna göre, görüşmeler sırasında kendisine adaletin uygulanacağından şüphe etmemesi, Şakir aleyhinde, çok kuvvetli delillerin mevcudiyetine rağmen, aşırılığa gidilmeyip bir örnek teşkil etmesi bakımından tutukluluk halinin bir süre daha devam edeceği ve sonra serbest bırakılacağı söylendi.32 

Viskonsülün girişimi, İngiliz misyonerlerini tatmin etmedi. Kendi ifadesine göre misyonerler"[Şakir] el-Hfıri'nin kesintisiz müracaatlarıyla harekete geçmiş ve değersiz olmasının ötesinde birbirleriyle çelişkili tek taraflı ifadelere dayanarak" valiye baskı yapmaya çalışmışlardır. Diğertaraftan Şakir de "Vali aleyhinde kamuoyu oluşturmaya yönelik olarak aklına gelen herkese yazılı müracaatta bulunmuştur".33 

Vali Ahmet Harndi Paşa, misyoneriere haksız yere müdahalelerde bulunduklarını ima etmek için Şakir aleyhindeki delillerin bir kısmını açıkladı ve bu konuda kendisine daha fazla baskı yapmamalarını, aksi bir durumun suçlunun aleyhinde olacağını söyledi. Jago'nun öğrenebildiği kadarıyla bu belgeler Şakir aleyhindeki iddiaları kuvvetlendirmişti. Bu nedenle Jago da misyonerlerle görüşerekvaliye daha fazla baskı yapmamalan konusunda onları uyardı. Ancak mahkemenin hıristiyan üyelerinden bazıları gizlice misyonerlerle görüşerek Şakir'in suçlanmasını gerektirecek ciddi bir delil olmadığı ve serbest bırakılmasının da daha üst makamlar tarafından engellendiği yolunda görüş bildirmekteydiler. Jago'ya göre, bu tür haberler tabii olarak misyonerleri harekete geçirmekteydi. Bütün bu gelişmelerin ardından belki de böyle bir haberin harekete geçirdiği bir bayan İngiliz misyoner, birkaç defa daha valiye müracaat ederek hararetli tartışmalara neden oldu ve bunlardan sonuncusunda vali, Şakir'in tutukluluk halinin devamma karar verdiğini açıkladı.34 

Şakir'in muhakemesi ancak 1881 Temmuz'u içinde sonuçlandı ve mahkemenin beş üyesinden üçü serbest bırakılınmasına karar vermesine rağmen, mahkeme başkanı istinaf etmek üzere, İstanbul'a havale edilmesini istedi. Vali de bu talebi uygun buldu. 

Davanın İstanbul'a intikali üzerine İngiltere Dışişleri Bakanlığı, büyükelçisine konuyu saclaretle görüşerek Şakir'in kefaletle serbest bırakılınasını sağlamağa çalışması talimatını verdi.35 Muhtemelen aynı dönemde Saray'a gönderilen ve muhtevasından Suriye vilayetinde valinin dışında bir üst düzey yetkili tarafından yazıldığı tahmin edilen bir yazıda mezkurüç şahsın sorgulanmaları sırasında ilanıann "Şakir'in nazmı ve nesri ve Yusuf'un el yazısı olduğu tahkikat ve tatbikat-ı sahiha ile sabit olduğu" belirtilmekte ve Protestan misyonerleriyle İngiltere konsolosluğu görevlilerinin tutuklularla bu kadar yakından ilgilenmeleri delil gösterilerek olayıann arkasında İngiliz konsolosluğunun bulunabileceği yolunda tahmin yürütülmektedir.36 

Bu yazının nasıl değerlendirildiği, İngiliz yetkililerin girişimleri ve mahkemenin incelemeleri gibi konularda istanbul'daki gelişmeler henüz bilinmemektedir. Bilinen ise Kasım 1881 'in ilk haftası sonunda Şakir'in kefaletle serbest bırakıldığıdır.37 

Bu konuda ele alınması gereken son ilan, Mart 1881 'de birçok Arap şehrinde ortaya çıkmış olandır. Tesbit edilebildiği kadarıyla tam metni merkezi hükümetin eline ulaşmış ve Osmanlıca'ya çevirisi yapılmış tek ilan budur. 38 Bu ilanın bir diğer özelliği de matbu olması, sokaklara asılmaması ve Kuzey Afrika'dakiler dahil Osmanlı-Arap vilayetlerinin bir çağuna posta yoluyla ulaştırılmasıdır. ilanın bol miktarda nüshasının, Cezayir, İskenderiye, Hartum, Hicaz ve Bağdat gibi merkezi lere ulaştırdığı bilinmektedir. 

Orijinal nüshalardan birini elde ederek kendi Dışişleri Bakanlığı'na gönderen Fransa'nın Hartum viskonsülü Vission'a göre ilan Şam kökenlidir; Beyrut ve Mısırüzerinden Hartum'a ulaştınlmıştır.39 Bağdat'aulaşan nüshalardan birini ele geçiren İngiliz konsolosu Plawden ise ili'mın baskı kalitesinden hareketle Londra'da basılmışolabileceğini ifade etmektedir. 40 Hicaz Valisi Safvet Paşa da ele geçirilen ilanıann Beyrut'tan geldiğini belirtmektedir.41 Bu kadar geniş bir coğrafYaya dağıtılan, mahiyeti itibariyle ihtilalci bir ilanın Osmanlıgörevlilerince yakalanmadan nasıl dağıtıldığı da önemli bir sorudur. Bu konuda somut bir delil olmamakla birlikte, böyle bir dağıtırnın imkan olarak ancak yabancı postalar aracılığı ile yapılabileceği aşikardır. 

İlanın dikkat çeken özelliklerine gelince: Nüshaları ele geçirilen dört ilanın en uzunu, şeklen en sistematiği (bunda matbu olmasının da payı olabilir) ve özellikle müslüman Araplar'ahitap etme gayreti içinde olmasıdır. Birinci ve ikinci ilanlar Suriyeliler'e (ebna-u Suriye), üçüncüsü vatan ehline (ehlü'l-vatan) hitap ederken son ilanın yedi hitap başlığının dördü müslümanlara (eyyühelmüslimün), biri Araplar'a (eyyühe'l-Arap), biri Suriyeli Mesihiler'e (eyyühe '1-mesihiyyünu's-Suriyyün), sonuncusu da müslüman ve hıristiyanlaradır (eyyühe'l-müslimün ve'l-mesihiyyün). Zahiren müslümanlara yapılan bu vurgu, içerikle desteklen memektedir. "Ey müslümanlar!" diye başlayan birinci paragrafın daha ilk satınnda hıristiyan ve müslüman Arap milletine hitap edilmekte ve devamında Rumlar'a, Bulgarlar'a, Karadağlılar'a, Sırplar'a ve Boğdanlılar'a [tamamıgayrimüslim olan halklara] destek verilmektedir. "Ey Araplar!" hitabıyla başlayan ikinci paragrafda içerik olarak müslüman Araplar'la hıristiyan 
Araplar'a aynı anda hitap edecek özelliğe sahip değildir. Çünkü Araplar'ın 93 Harbi'ne mal ve canlarıyla yaptığı katkıya vurgu yapılmaktadır. Oysa bu durum sadece müslüman Araplar için geçerlidir, ve sırfbu yüzden savaş sonrasında müslümanlada hıristiyan Araplar arasındaki gerginlik hayli artmış görünüyordu.42 

İlginçtir ki aynı konuya vurgu, dördüncü paragrafta da yapılmakta ve "Türkler biladımızı Ruslar'a, Sırplar'a, Karadağlılar'a ve Bulgarlar'a sattılar" denilmektedir. Aynı paragrafta Lübnan ve Mısır'ın "müstakil" ve "mümtaz" yönetimlerine gıpta ile atıfta bulunulmasıda ilanın yazarlarının zihinlerindeki yönetim biçimi hakkında ipucu vermektedir. 

Altıncı ve yedinci paragraflarda da müslüman hıristiyan Araplar'ın birlik halinde Türkler'e karşı gelmeleri, Türk yönetimine son vermeleri öğütlenmektedir. 

İlanda kullanılan dilin yapısı hakkında da birkaç hususa dikkat çekmek gerekir: 

Birincisi, "biz" zamirinin birinci ve son paragrafta bir kaç kez tekrarlanması, onun dışında metnin genelinde ağırlıklı olarak "siz" ve "onlar" şeklinde hitap edilmesihariçten birinin Türkler ve Araplar'ın birbirleriyle ilişkilerini değerlendirdiği intibaınıvermektedir. 

İkincisi ve yine harici kültürle bağlantıyı çağrıştıranı, üçüncü paragrafta Osmanlıdevleti için "Devletü't-Türk" tabirinin kullanılmasıdır. Bilindiği kadanyla 1880'li yıllarda Osmanlı tebaası ve özellikle müslümanlar arasında Osmanlı Devleti için bu tür Avrupa kökenli tabirler kullanılmamaktaydı. Hepsinden önemlisi ve ilanın Arapça'yı sonradan öğrenen birisi tarafindan yazıldığının delili sayılabilecek husus ise üç sayfalık bir metinde yirmiye yakın hatanın bulunmasıdır.43 

İlanda mevcut dil hatalan ve muhtevada gayrimüslim milletiere yapılan vurgu dikkate alındığında Landau'nun ilanın Arapça'yı iyi bilen müslüman/müslümanlar tarafından yazılmış olabileceği ve edebi bir metin olduğu iddiasının ne kadar tartışmaya açık olduğugörülecektir. 44 Bu bağlamda söz konusu özellikleri ve ilanın basım kalitesini dikkate alan İngiltere'nin Bağdatkonsolosu Plowden ve Fransa'nın İskenderiye konsolosu Dobignie'nin ilanla ilgili Avrupa bağlantısı olabileceğine işaret ettiklerini de zikretmek gerekir.45 

1878-1881 yıllan arasında zaman zaman ortaya çıkan ve yukarda tamamıincelenen ilanlar konusunun ortaya konmasıgereken önemli bir yönü de mahalli ve merkezi 
tepkilerin ne olduğumeselesidir. Bugüne kadar bölgedeki Avrupa diplomatlannın raporlan esas alınarak değerlendirmeleryapılmış ve ilaniann mahalli halkın tepkisine maruz 
kalmadığı söylenegelmiştir.46 Ancak, Osmanlı arşivinden elde edilen bazı belgeler ve dönemin basını bu görüşü doğmlamamaktadır. İstanbul'da yayımlanmakta olan elCevaib 47 
gazetesinin aktardığıbilgilere göre mahalli gazetelerden Suriye, el-Asru '1-Cedid ve el-Misbah, ilanlar vasıtasıyla Osmanlı Devleti aleyhine ortaya konan tavn benimsemediklerini, sorumlulannın "cahil" ve "gafıl" insanlar olduklannı, bu tür faaliyetlerin Araplar'ın itibanm zedeleyeceğinden dolayı sorumlulannın biran önce yakalanmalan için herkesin yetkililere yardımcı olması gerektiğini birçok makalede vurguladılar.48 el-Cevaib gazetesi Beyrut halkının Osmanlı yönetimine karşı bir tavırla sokaklara asılan ilanlardan duyduklan üzüntüyü dile getiren yazılar yayımladı.49 Dahası, ilanIann çoğunluğunun görüldüğüBeymt ve Şamileri gelenleri, mezkur gelişmeler karşısında sessiz kalmayısadakat ve hamiyyet anlayışianna aykın gördüklerinden gruplar halinde Vali Harndi Paşa'yı ziyaret ederek "o misüllü ahvalden arz-ı şikayet ve nail oldukları eltaf-ı celile-i hazret-i padişahiden umum narnma arz-ı teşekkür" etmişlerdir.50 

Bununla da yetinmeyen Beymt, Şam, Hama ve Nablus ileri gelenleri Osmanlı saltanat ve hilafetine sadakatlerini ifade etmek üzere Babıali'ye mahzarlar 
göndermişlerdir. Hama ve Nablus'tan gönderilenler henüz elde edilememiştir. Beymt ve Şam'dangönderilenler sırasıyla 2 7 Muharrem 1298 (30 Aralık 1880) ve 11 Safer 1298 ( 13 Ocak 1881) tarihli olup birincisi otuz yedi, ikincisi de doksan dokuz kişi tarafindan imzalanmıştır. Mezkur mahzarlarda imzasıbulunan Arap ileri gelenleri, yabancı gazetelerde Osmanlı Devleti aleyhine ilanıann asıldığı haberlerini gördüklerini, bunun kendilerini çok üzdüğünü, yarılış arılaşılmaya meydan vermemek içirı Osmanlı Sultanı ve hükümetine sadakatlerini ve ihtilalci hareketlere hiçbir şekilde sempati duymadıklarını ifade etmek istediklerini belirtmektedir! er.51 

Arap ileri gelenlerinin sadakat ve harniyet gösterisi Vali Harndi Paşa'yı ve merkezi hükümeti rahatlatmış görünmektedir. Bu gelişmeyi devletin ve hükümetin Arap eşrafı üzerindeki otoritesini sağlamlaştırmadabir fırsat olarak değerlendiren Harndi Paşa "Şamı Şerifve elviye-i mülhaka mütehayyizanından" 114 kişiyi içeren bir "a'yan ve bendegan" listesi hazırlamış ve kimlerin hangi rütbe ve nişanlarla taltif edilmeleri gerektiğini de belirterek Babıali'ye göndermiştir.52 

Meclis-i Vükela konuyu müzakere ederek Arap eşrafının sadakatlerini teyid edici bu tavırlarının merkezde yarattığı memnuniyetıni Suriye valiliğine bildirilmesini, 
mahzarların gazetelerde ilan edilmesini ve teklif edilen rütbe ve nişanların ihsan duyumlama sınırı uygun olacağı görüşünü saraya arz etmiştir.53 

Saray ise Suriye' de "bazı garaz kararın teşebbüsat-ı muzırrasım ibtal zımnın da" yapılan teklifi uygun bulmuş, ancak gönderilen liste yi tekrar bir tanzim e tabi tutarak üçte bir oranında azaltıp kalanlara hangi rütbe ve nişanlann verileceğini belirlemiştir.54 

Ayrıca Sadrazam Said Paşa, Suriye valiliğine gönderdiği ll Mart 1881 tarihli bir yazı ile Arap ileri gelenlerinin mezkur olaylara karşı sergilediği sadıkane tavnn Sultan ve hükümet tarafından büyük memnuniyetle karşılandığım ve mahzarla
rı nın gazetelerde ilan edildiğinin münasip bir şekilde halka duyumlanmasını istemiştir.55 

İlanlarda ilgili tepkiler, Suriye' de meskun Araplar'la da sımrlı kalmamıştır. 1876 sonlarından itibaren istanbul' da bulunan ve 1878'den itibaren Sultan Abdülhamid ile iyi ilişkiler kuran Halep'in eski Nakibü'l-Eşrafı ŞeyhEbülhüda es-Seyyadi ilanlar konusunda Türkçe ve Arapça gazetelerde çıkan yazılardan haberdar olduktan sonra "cinsiyyet-i Arabiyye ve hamiyyet-i hakikiyye-i islamiyyesinin sevk-u tahrikiyle" bir makale yazmaya karar vermiştir. Makalenin tam metni Türkçe 'ye çevrilerek Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yayırrılanmıştır. 

Ebülhüda mezkur makalesinde Araplar'ın kökenleri, İslam'ı kabulleri, Peygamber' e ve sünnetine bağlılıklan ve hilafetin önemine vukufıyetlerini anlattıktan sonra 
"Bu gibi bir taife-i kerim e [yi] ... bir cahil müfsid sözleri ve yazılanyla temsil edemez" demektedir. Ona göre, hiç kimse Araplar' ı hilafete itaatten alıkoyamaz; çünkü onlar bu konudaki dini hükümleri, "halifeye itaat [in] zat-ı zü'l-celal ile Rasul'e itaat ve halifeye muhalefet [in] kezalik zat-ı Yezdan ve N ebiyy-i Zişan'a muhalefet" anlamına geldiğini iyi bilirler. Şeyh Ebülhüda yazı sınırı büyük bir bölümünü hilafete itaat konusuna ayırır ve Abdülhamid'in hilafetine bağlılıkla birlik ve beraberliğin sağlanacağını savunarak Araplar'ın da bu yolda olduklarından dolayı fıtne ve fesat çıkarmaya çalışanların beyhude çaba sarf ettiklerini belirtir. 56 

Sonuç olarak denilebilir ki 93 Harbi'nde Osmanlı Devleti'nin ağır bir yenilgiye uğraması, Arap vilayetlerinde ve özellikle Suriye'de devletin geleceği ile ilgili çok 
ciddi tereddütler doğurmuştur. Bu tereddütler müslüman Araplar nezdinde nisbeten kısa süreli etkin olurken yönünü Batı'ya çevirmiş ve Osmanlı Devleti'nin Arap topraklarından çekilmesini arzu eden ve büyük çoğunluğunu hıristiyanların oluşturduğu kesimde daha uzun süre devam etmiştir. 
Bu bağlamda 93 Harbi'nin Ortodoks hıristiyanların hamiliğini üstlenen Rusya ile yapılmış olması ve Suriye bölgesindeki Ortodokslar üzerinde giderek artan Rus nüfuzu da hatırlanmalıdır.57 
Bu makalede incelenen ilanlar hadisesi böyle bir çerçevede değerlendirildiğinde daha anlaşılır hale gelmektedir. Nitekim devletin yıkılına tehlikesinin geçtiği hissi ve kanaati kuvvetlendikçe bunda Arap ileri gelenlerinin ve vilayet üst düzey yetkililerinin çabalarının yanı sıra Osmanlı Devleti'nin hayati yerini devam ettirme konusunda gösterdiği başarının etkisi büyüktür-Osmanlı yönetimi aleyhindeki faaliyetlerde azalma görülmüştür. 

Yukarıda incelenen ilanların içeriği, yabancı katkısını çağrıştırmakta, hatta bazı ilanlar bu konuda ipuçlan taşımaktadır. Aralık 1880'de ortaya çıkan ilanla ilgili 
olarak yakalanan şahısların yabancı bağlantıları ise tartışılmayacak kadar açıktır. Haziran 1880'de Beyrut'ta görülen ilanların sorumluluğunu üstlenen 
Faris Nimr ve arkadaşlarının hıristiyan kesimden oluşu, Suriye Protestan Kolejindeki Fransızca öğretmenleri ve daha sonra Fransa'nın Beyrut konsolosluğu tercüman olan İlyas Habbalin'in derslerde mütemadiyen yaptığı Türk düşmanlığı propagandalarından etkilendiklerini ve o zaman sahip oldukları ihtilalci fıkirlerin Fransız kökenli olduğunu ifade etmesi de bu kanaati desteklemektedir. Bunlara ilave olarak, ilanların ortaya çıktığı dönemde Arap ileri gelenlerinin ve Vali Harndi Paşa'nın bu olaylarda yabancı parmağı olduğu yolundaki tereddütsüz ifadeleri ve buna göre tedbirler almaları da önemlidir. 

Son olarak, ilanların ortaya çıkmasında ve ardının kesilmesinde etkili olduğunu düşündüğümüz savaş sonrası dönem hakkındaiki gözlemi aktarmakta fayda görüyoruz. 
Birincisi, Beyrut'ta görevli Fransız diplomatıJ. A. Sienkiewicz'e göre ilanların ortaya çıkışında etkin olan saik Osmanlı-Rus savaşından sonra Araplar arasında beliren "otonom" bir yönetim arzusudur. İkincisi, İngiltere'nin eski dip lo matlanndanW. S. Blunt savaş sonrasında hakim olan karamsar tablodan hareketle, 1879'dan itibaren Arap bağımsızlığı savunuculuğunu yapmaya başladı. Bu yıllarda sık sık Suriye ve Mısır'a gidiyordu ve kendi gözlemine dayanarak bölgedeki Osmanlı yönetiminin kısa sürede sona ereceğine inanıyordu. Bu uğurda kendi çapmda hem İngiltere hükümeti hem de Arap ileri gelenleri nezdinde önemli girişimlerde de bulunuyordu. Ancak 1881 
sonlarına gelindiğinde, Araplar'ın II. Abdülhamid'in Osmanlı Devleti'ni ayakta tutmayı başaracağına ve bölgedeki Osmanlı yönetiminin devam edeceğine inandıklarından siyasi tavırları Osmanlı lehine değiştirdiklerini gözlemlemiş ve büyük bir hayal kırıklığına uğramıştı.58 

Bu çalışmanın sonucunda, ortaya çıktığı kadarıyla, 93 Harbi'yle gelen ağır yenilgi yüzünden, Osmanlı Devleti'nin bölgede sarsıları itibarının yeniden tesisiyle hayal kırıklığına uğrayan sadece W. S. Blunt değildi. 

DİPNOTLAR;

1 George Antonius, The Arab Awakening, Hamish Hamilton, London ı 945, s. 79-89. Antonius, görüştüklerinde Faris Nimr'in (ı 854- ı 95 ı) seksen yaşında olduğunu, Beyrut'taki gizli cemiyetin genel eğilimi, amacıve faaliyetleri hakkında kendisini tatmin edici bilgiler verdiğini, sadece ilanın muhtevasını hatırlayama dığını belirtir. Bir başka ifadeyle Antonius, bu cemiyetin milliyetçiliğine hükmeder ken Faris Nimr'in ifadelerine dayandığı izlenimi vermektedir (s. 81 vd.).
2 Zeine N. Zeine, The Emergenceof ArabNationalism, Caravan Books, NewYork 1976 (İlk baskı 1958), s. 55-59. Faris Nimr ölmeden önce Zeine ile yaptığı görüşmede, Antonius'un verdiği izlenirnin aksine,1880'lerde bölge insanının zihrı.inde "mi!Uyet" fikrinin mevcut olmadığını, bütün bağların. ilişkilerin ve sadakat duygularının dini olduğunu ifade ediyordu (s. 52). Bu örnekte de görüldüğü üzere bu tür olayların kahramanı olduğu iddia edilen şahısların ifadeleri söylendiği zaman, ortam, kişi ve konumlan dikkate alınarak oldukça dikkatli ve ihtiyatlı bir yaklaşımla kullanılmalıdır.
3 A. L. Tıbawi, A Modern History of Syria, Macınillan London 1969, s. 163- 167; a.mlf., Arabic and İslamic Themes, Luzac&Co., London 1976, s. 117-121.
4 Shiınon Shanıir, "lviidhat Pas ha and the Anti-Turkish Agitation in Syria", Middle Eastern Studies, 10/2 (May 1974), s. 115-141.
s 1881 yılına ait ilanın Arapça metni ve ingilizce çevirisi için b k. jacob Landau, "An ArabAnti-Turk Handbill, 1881", Turcica, !XII (1977), s. 215-22 7; 
Osmanlı Arşivinde bulunan çevirisi için b k. BOA, YEE ı8/94-26/94/44. Zekeriya Kurşun, Yol Ayrımında Türk Arap İlişkileri, istanbul 1992, adlı eserinde bu ilana kısaca değinmektedir (s. 28-29); ilanın Osmanlı Arşivi'nde mevcut eski harflerle yapılmış çevirisinin transkripsiyonu için b k. Selçuk Günay, "Il. Abdülhamid Döneminde Suriye ve Lübnan'da Arap Ayrılıkçı Hareketlerinin Başlaması ve Devletin Tedbirleri", AÜDTCF Tarih Araştırmalan Dergisi, XV1I, sy. 28 (1995), s. 92-94.
6 EliezerTauber, The Emergen ce of the Arab Mouements, Frank Cass, London ı 993, s. ı 6-21.
7 Antonius, Shamir, Landau, Kurşun ve Gürray tepkiler konusunda açık bir görüş belirtmezken, Zeine ve Tibaw ilanların mahalli tepki doğurmadığı görüşün dedi
8 Antonius, Zeine ve Tibawi 1880 yılına ait ilanlan değerlendirirken Lan dau, Kurşun ve Gürray 1881 yılına ait olan ilam değerlendirmişlerdir
9 Public Record Office, Foreign Office (FO) 195/1201 jago-Derby, no. 5 political, Damascus, 27 Mart 1878.
10 FO 2261194 Nasif Meshaka- Eldridge, Damascus, 29 july 1878. Winlano Arapça asıllan muhafaza edilmemiştir.
Bu makalede kullanılan metin, İlanların Meshaka tarafından yapılmış ingilizce çevirisidir. Ancak bu dip notta zikredilen referansta ilanın Fransızca çevirileri de mevcuttur.
11 FO 424/73 lnclosure in no. 305, Eldridge-Layard, Aleih, 2August 1878.
12 ibnülemin M. K. İnal, Son Sadrazamları, Dergah yayınları, istanbul 1982, s. 377-78.
13 FO 195/1306 Dickson-Goschen, telegram, Beirut, 28 June 1880 ve Dickson-Goschen, Beirut, 3 July 1880 no.47. 
14 ilaniann orijinalleri FO 195/1306 Dickson'ın 47 nolu raporunun ekindedir. AyrıcaZeine N. Zeine Arapça asıllarını, A. L. Tibawi de 
İngilizce çevirilerini tam metin halinde yayımlamıştır. Bk. Zeine, The Emergence... , Appendix G ve H, s. 152, 153; A. L. 1\bawi, Arabicand lslamic Themes, s. 117-118. 
15 FO 195 - 1306, Dickson-Goschen, Beirut, 3 July 1880, no. 47. 
16 Abcarius'un nisbeten uzun sayılabilecek raporu, Dickson·ın 3 Temmuz ı880 tarih ve 4 7 nolu raporunun ekidir. 
17 FO 195/1306, Dlckson-Goschen, no. 4 7 Beirut, 3 july 1880.
18 Antonius, a.g.e., s. 81-82; Zeine, a.g.e., s. 52-55. Faris Nimr'in ( 1854-1951) verdiği bilgilere göre Yakup Sarruf (1852-1927), İbrahim Yazıcı (1847-1906) ve Şahin Makaryus (1853-1910) mezkur cemiyetin ileri gelenlerindendi. Suriye Protestan Koleji'nde okuyan ve hepsi hıristiyan olan bu şahıslar Fransızca hocalanİlyas Habbalin'in ( 1839-1889) Türk düşmanlığının etkisinde kalarak gizli bir cemiyet kurdular ve ihtilalci fikirlerini yaymaya çalıştılar. Cemiyet üyelerinden bazılan Alexander Dumas'nın Üç Silahşörler adlı eserini okuyarak Türkler' e karşı mücadele duygularını geliştirip Lübnan'ın bağımsızlığı için çalıştılar (Zeirıe, s. 52).İlyas Habbalin Lübnanlı bir Maruni olup bölgedeki farmason locası üyesi idi. 1866'da Lübnan gazetesi editörü ve daha sonra da Fransa'nın Beyrut konsolosluğu tercümanı olarak görev yaptı. 1875'te Mısır'a yerleşti ( Tarrazi, Tarih u 's-Sahafeti'l-Arabiyye, Matbaarü'l-Edebiyye, Beyrut 1913, C. I, bl. I, s. 115-116).
19 FO 195/1306 Jago-Goscherı no. 13, Damascus, 3 August 1880.
20 FO 195/1306 Jago-Goschen no. 13, Damascus, 3 August 1880. 
21 S. Shamir, "MidhatPaşa...", s. ı32-ı33. 
22 Cemiyetü'l-Makasıdi'l-Hayriyye'nin kuruluşu, şubeleri, faaliyetleri ve açtığı okullar ile ilgili olarak bk. FO 78/3 130 Ardem Beaman'ın Beyrut, 
Dımaşk ve Sayda üzerine raporu, ı 7 November ı 880; FO ı 95/ı306 Dickson-Goschen no. 61. Beyrut, 17 November 1880; Donald J. Cioeta, 
"İslarnic Benevolent Societies and Public Education in Ottornan Syria, 1875-1882 ",The Islamic Quarterly, 26/l (1982), s. 40-55. ilanlar konusu için bk. s. 52-53. 
23 FO 195 / 1306 Dickson-Goschen, no. 53; Beirut, 13 August 1880 )ago-Goschen no. ı 4, Damascus, ı 6 August 1880. 
24 BOA, YEE 9/2006 (7217, tarihsiz). Muhtemelen 1312/1894-95 tarihlidir. 
25 FO 195/1368 DicJc.son-5t.John, Beirut, no. 1, 3 January 1881. 
26 FO 195/1368 Dickson-5t. John, no. 2, 14 January 1881. Bu yazının ekinde il§.nın Arapça bir nüshası ve Fransızca çevirisi yeralmaktadır. İlanın ingilizce tam bir çevirisi Tıbawi tarafından yayımlanmıştır (Arabic and... , s. 118-119). Tıbawi'nin ilanlada ilgili değerlendirmelerinde dikkat çeken bir usul hatasını belirtmekte yarar var: Yazar 1880 Haziran ve Aralık aylannda Beyrut sokaklannda görülen el ilanlan konusunu işlerken ele geçirilen üç ilanın tercümesini verdikten sonra ingiliz diplomatlannın belli bir ilan konusunda yapılan değerlendirmeyi anakronik bir yöntemle bütününe teşmil etmektedir. Abcarius'un değerlendirmesi tamamen Haziran ilanları için geçerlidir. 
Tıbawi'de ise bu değerlendirme genellenmiştir. Bk. Aym eser. s. 119-120. ilanın Arapça nüshası Zeine'in The Emergence ofArab Nationalism adlı eserinin 
ekler bölümünde s. 154'te verilmiştir. 
27 İrfan Buzpınar, "Opposition to the Ottoman Caliphate in the Early Years of Abdülhamid Il: 1877-1882". Die Weltdes Islams, XXXVI/I (ı996). s. 59-89. 
28 E. Tauber, The Emergence... , s. ı 7. 
29 FO 195/1368 Dickson-St. john, no. 2, 14 january 1881. 
30 Aynı belge. 
31 FO 195/1368 Dickson-St. john, Beirut, 17 january 1881. 
32 FO 195/1369 jago-Goschen, memorandum on the case ofShakir al-Huri, 4 june 1881. 
33 Aynı belge. 
34 Aynı belge. 
35 FO 195/1369 jago'nun 2 noiu raporu, iS October 1881. 
36 BOA, YEE 3111044/62/79, tarihsiz ve imzasız. Ancak muhtevasından davanın İstanbul'daki temyiz mahkemesine intikalinden sonra yani 1881 Temmuz'unun 
ilk haftası sonrasında ve Kasım öncesinde yazıldığı kesindir. 
37 FO 195/1369, jago'nun telgrafı, Damascus, 9 November 1881. 
38 BOA. YEE 18/94-26/94/44, 7 Rebiüssani [12]98/9 Mart 1881. Landau'nunyayunladığı metindeki tarih 17 Rebiüssani 12 98 ·dir. "Matbu bir varakanın tercümesidir" ifadesiyle sunulan ilanın asıl başlığı "Arap Milletinin Beyannamesidir" şeklindedir. Ekindeki Hicaz Valisi Safvet Paşa'nın genel olarak bu konuya hasredilmiş yazısından ilanın Hicaz'dan gönderildiği tahmin edilebilir. ilanın transkribe edilmiş tam metni Selçuk Günay tarafından "Il. Abdülhamid Döneminde ... "  (s. 92-94) adlı makalesinde neşredilmiştir. Ancak bu neşir kullanılırken bir takım teknik hatalara dikkat edilmelidir. ilanın bir paragrafı daha önce Zekeriya Kurşun tarafından yayımlanınıştı (Türk Arap İlişkileri, s. 29). ingilizce'ye yapılan ilk çeviri ise İngiltere'nin Bağdat konsolosluğu tercümanına aittir. FO 195 113 70 Plowden-Granville, no. 21, Bağdat 20 Mayıs 1881. 
39 jacob Landau, "AnArab Anti-Türk Handbill, 1881 ",s. 216. 
40 Plowden, o günlerde Osmanlı Devleti'nin desteğiyle Londra'da yayımlanmakta olan Gayret gazetesinin üç nüshasını da ele geçirmiş ve onların baskısıyla 
kıyasladıktan sonra ilanın da Londra'da basılmış olabileceğini belirtmiştir. FO 195/1370, Plowden-Granville, no. 21, Bağdat, 20 Mayıs 1881. 
41 BOA, YEE 18/94-26/94/44, SalVet Paşa'dan Saraya, 29 Şaban 1298 (27 Temmuz 1881). 
42 93 Harbi sonrasında müslüman ve hıristiyan Araplar arasındaki gergin ilişkiler için b k. Tufan Buzpmar, "Cevdet Paşa'nın Suriye Valiliği (Şubat-Kasım 1878)",  
Ahmet Cevdet Paşa Kitabi (Haz. İsmail Kara), istanbul 1998, s. 112. 
43 Bu değerlendirmede Landau'nun yayımladığıArapça orijinal metin esas alınmıştır. Osmanlıca çevirisi ile de zaman zaman karşılaştırılmıştır. 
Arapça metni inceleyerek yanlışlan tesbit eden ve çok Kıymetli değerlendirmeler de bulunan Arap edebiyatçısı ve Türk-Arap ilişkileri uzmanı İbrahim Dakılki' ye müteşekkirim. 
44 Landau, a.g.m., s. 217-218. 
45 Tauber, a.g.e., s. 338; Landau, a.g.m., s. 218. 
46 Zeine, a.g.e., s. 59, Tibawi, a.g.e., s. 120. 
47 el·Cevaib 1861-1884 yıllan arasında istanbul'da Ahmet Faris ve oğlu Sellm Faris tarafindan yayımlanan Arapça gazete. Bk. Atilla Çetin, "el-Cevaib", 
TDV İslam Ansiklopedisi, VII, 435-436. , 
48 el·Cevaib, 28 Temmuz 1880, s. 3; 18 Ağustos ı881. 
49 el-Cevaib, 3ı Aralık 1880. 
50 BOA, Y.A. Resmi, 9/64, Harndi Paşa'dan Sadaret'e, 13 Safer ı298 (15 Ocak 1881). 
51 BOA, Y.A. Resmi, 9/64. 
52 BOA Y.A. Resmi, Harndi Paşa'dan Sadarete, 13 Safer 1298 ve ekleri. 
53 BOA, Y.A. Resmi 9/64 25 Safer 1298 (28 Ocak 1881). 
54 BOA, Yıldız Thsnifı, MaruzatDefterleri, no. 21, 9 Receb 1298 (7 Haziran 1881). 
55 8 Rebiülahir 1298 (ll Mart 1881) tarihli emlmamenln bir sureti Suriyeadlı vilayet gazetesinde yayımianmış ve Tercüman-ı Hakikatgazetesi de oradan iktibas etmiştir. Tercüman-ı Hakikat, no.857 (3 Mayıs 1881), s. 2. 
56 Ebülhüda'nın yazısının tamamı için b k. Tercüman-ı Hakikat, no. 1 O 16 
(10 Kasım 1881). 
57 XIX. yüzyılın ikinciyansında Suriye bölgesi Ortodokslan üzerinde giderekartan Rus nüfuzu için bk Derek Hopwood, The Russian Presence in Syria and Pa testine, 1843-1914, Oxford University Press, Oxford 1969, tür. yer. 
58 Blunt'ın Araplar arasında ve İngiltere hükümeti nezdinde gerçekleştirdiği Türk aleyhtan faaliyetler için bk Thfan Buzpınar, "Opposition to the Ottoman Caliphate ... ",s. 80-89. 



***

OSMANLI SURİYESİNDE TÜRK ALEYHTARI YAZILAR VE İLANLAR,BUNLARA KARŞI TEPKİLER. 1878-1881 BÖLÜM 1

OSMANLI SURİYESİNDE TÜRK ALEYHTARI YAZILAR VE İLANLAR,BUNLARA KARŞI TEPKİLER. 1878-1881  BÖLÜM 1




Ş. Tufan Buzpınar* 
*Doç. Dr. Ş. Tufan Buzpinar, TDV İslam Araştırmalan Merkezi, Yakınçağ Tarihi. 


Bu Makalenin yazımıve son halini alması safhalannda katkılannı esirgemeyen, 
Ali Akyıldız, 
Muhammed Aruçi, 
Gökhan Çetinsaya, 
İbrahim Daküki, 
Şükran Fazlıoğlu, 
İsmail Kara ve 
Mehmet Ulucan'a 

Teşekkür ederim. 

II Abdülhamid döneminin (1876-1909) ilk yıllannda Arap vilayetlerinde Osmanlı hakimiyeti aleyhine bazı olaylar meydana gelmiştir. Bu olaylardan bugüne kadar 
araştırmacıların en çok dikkatini çekenlerinden biri ı 880'de Beymt ve Şamgibi Suriye vilayetinin en önemli şehirlerinde Osmanlı aleyhtan ili"ınlann ortaya çıkmasıdır. 
Bu olaya dikkat çeken ilk araştırmacı George Antonius'tur. Antonius; 1938' de yayımladığı ve milliyetçi tarih yazıcılığımn belirgin örneklerinden biri olan The Arab Awakening adlı eserinde konuyu kısaca aktardıktan sonra bunu Arap milliyetçiliği açısından önemli bir gelişme olarak değerlendirir. ilanıann sorumlusu olarak da 1875 'ten 1880'li yılların ortalarına kadar Beynıt'ta faaliyet gösterdiği ileri süriilen gizli bir hıristiyan cemiyetini gösterir. Antonius, kitabı için araştırmalarını sürdürdüğü sırada, birkaç defa görüştüğü ve söz konusu cemiyetin kurucu üyelerinden olduğunu belirten Faris Nimr'in konu ile ilgili görüşlerinden etkilendiği intibaını vermektedir. 1 

Bu konuda dikkate değer ikinci önemli değerlendirme ise 1980'li yıllarda Zeine N. Zeine tarafından yapılmıştır. Zeine 1880 ilanlan hakkında biraz daha detay vererek bunların Arap milliyetçiliği açısından yommlanamayacağını, çünkü bu dönemde henüz Arap milliyetçiliğinden bahsedilemeyeceğini ve Arıtonius'un da ilanlardan sorumlu tuttuğu hıristiyanlardan oluşan cemiyet üyelerinin bölgedeki Osmanlı yönetimini sona erdirmek amacıyla bu faaliyeti gerçekleştirdiklerini belirtir. 
Milliyetçi bir çıkıştan ziyade hıristiyanlann dini duygulada Osmanlı yönetimine karşı olduklan görüşünü de söz konusu gizli cemiyetin üyesi olduğunu belirten 
Faris Nimr'in ifadelerine dayandırır. Zeine'in konuya getirdiği en önemli katkı, söz konusu cemiyet üyelerinin temel saikleri konusunda daha ayrıntılı bilgi vermesi ve ilanlardan üçünün Arapça metinlerini yayımlamış olmasıdır.2 1960'lı ve ı 970'li yıllarda konuyu yeniden ele alan  A. L. Tibawi, ilanlarda dile getirilen şikayetlerin genellikle müslümanlan ilgilendirdiğinden hareketle, bu olaylarda belirleyici rolün müslümanlar tarafından oynandığmı, hıristiyanlannise sadece katkı sağlamış olabileceğini ileri sürer ve Zeine'in Arapça metinlerini yayımladığı ilanların İngilizce tam çevirilerini yapar. 3 

Bu konuda Osmanlıbelgelerine de müracaat etme gereğirıi duyan ilkaraştırmacı ise S him on Shamir'dir. Sharrıir, Arıtonius'un tezine karşı çıkar ve ingiliz konsolosluk tercümanı Abcarius'un konu hakkındaki raporundan da etkilenerek Midhat Paşa'nın kendisine vilayet yönetiminde tam yetki vermemekte direnen merkezi hükümeti ikna için ilanlar olayını organize ettiğini ileri sürer. 

Bu görüşünü de Başbakanlık OsmanlıArşivi'nde tespit edebildiği Midhat Paşa aleyhindeki jurnallerle desteklemeye çalışır.4  

1881 yılına ait olup Türkçe'ye çevirisi Osmanlı Arşivi'nde ve Arapça orijinal nüshaları Fransız Arşivi'nde mevcut olan ilan da şimdiye kadar incelenmiş olanlardandır.5  
Bu ilan üzerine müstakil bir makale kaleme alan J. Landau ilanın edebi Arapça'yla yazıldığını, yazarlannın müslüman olabileceğini ve temel amacının din ayırımı yapmaksızın Araplar'ı Türkler' e karşı birleştirrnek olduğunu belirtir. 1880 ve 1881 yıllarına ait ilanlar Eliezer Tauber tarafından da ele alınmış, ancak mevcut bilgileri birarada sunmanınötesinde bir katkı sağlamamıştır.6 

Son olarak, mezkur çalışmalar bölge halkının tepkisi konusunda ya bir görüş belittmernekte ya da tepki göstermediklerini ifade etmektedir. 7 

Konuyla ilgili literatürün diğerbir özelliği de ilanların mevcut i dareye ve devlete karşı mücadele aracı olarak kullanıldığı, bilinebildiği kadarıyla, ilk tarih olan 1878 'den, son defa kullanıldığı tarih olarak bilinen 1881 yılına kadarki dönemi ve ilanlar konusunu bağlamsal (contextual) bir değerlendirmeye tabi tutmaması dır. Mezkur çalışmaların çoğu sadece 1880 yılında ortaya çıkan ilanları değerlendirirken, diğer bazıları da sadece 1881 yılında ortaya çıkanı incelemişti.8 
Konuyla ilgili mevcut literatürün özetle verilen özelliklerinden hareketle bu makalede 1878-1881 yılları arasında aynı bölgede tekrar tekrar ortaya çıkan ilanlar yoluyla muhalefet, bir konu bütünlüğü içerisinde ve bağlamsalbir yaklaşımla değerlendirilmeye çalışılacaktır. 
Bu makalenin ortaya çıkışında amil olan diğerbir sebep ise şimdiye kadar kullanılan malzemenin büyük oranda Avrupa diplomatlarının yazışmalarından oluşmasıdır. 
Diplomatik kaynaklar ise olayların bütün boyutlarını -bilerek veya bilmeyerek-değerlendirememekte veya bazan da yanıltıcı olmaktadırlar. Mesela bu konuda, İngiliz konsoloslarının ifadeleriyle yetinilirse bölge halkının ilanlara karşı tepki göstermediği düşünülür. Oysa ilerde anlatılacağı üzere dönemin Türkçe ve Arapça gazeteleri ile Osmanlı belgeleri gözden geçirildiğinde halkın tepkilerini etkin bir biçimde ortaya koyduğu görülür. Diğerbir ifadeyle, son zamanlarda elde edilen bazı Osmanlı  belgelerindeki yeni bilgiler, önceden tesbit edilen belgelerde belirlenen farklı ipuçları ve o dönemdeki Arapça ve Türkçe gazetelerde yer aları haberler konu hakkında yeni bilgiler ve farklı değerlendirmelere imkarı sağlayacak niteliktedir. 

1878-1881 yıllan arasında Suriye' de ortaya çıkan Osmanlı aleyhtarı ilanları incelemeden önce, bu olayların ortaya çıkışını önemli ölçüde etkilediğini düşündüğümüz gelişmelere kısaca değinmek gerekir. Öyle görünüyor ki II Abdülhamid döneminin ilk yıllarında Suriye' deki Osmanlı yönetimini derinden etkileyen bulıran 1875 Hersek ve 1876 Bulgar isyanlarıyla başlamış ve 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi'yle domk noktasına ulaşmıştır. 93 Harbi diye de bilinen ve OsmanlıDevleti'nin ağır yenilgisiyle sonuçlanan bu savaşın özellikle Suriye üzerindeki etkileri konumuz açısından oldukça mühimdir. Savaş sırasında yapılan asker desteği ve maddi yardımların bölge üzerindeki olumsuz etkilerinin yanı sıra Ruslar karşısında alınan ağır yenilgiler ve sonunda Ruslar'ın Yeşilköy'e kadar gelmiş olması, başkent İstanbul'da olduğu gibi Suriye'de de Osmanlı Devleti'nin geleceği açısından ciddi tereddütler doğurmuştu. 

Bu sırada aralarında Emir Abdülkadir el-Cezairi'nin de bulunduğu Suriye ileri gelenlerinden bazıları bir dizi toplantı yaparak Osmanlı Devleti'nin geleceğini tartışmışlar ve devletin yıkılınası veya Suriye bölgesinin herhangi bir yabancı devlet tarafından işgal ihtimali karşısında ne yapacaklarını ve nasıl bir tavır sergileyeceklerini müzakere etmişlerdir. Savaş sonrasında Osmanlı Devleti'nin dağılmaması ve bölgenin herhangi bir işgal tehlikesi yaşamaması bir ferahlık sağlamış olmakla birlikte, bölge halkının özellikle müslüman kesimin sıkıntılarını dindirmemişti. 

Bu cümleden olarak Cevdet Paşa'nın valiliği (Şubat-Kasım 18 78) döneminde ekmek fiyatlarının artmasını protesto eden asker eş ve yakınlarının hükümet konağını basması zikre değer bir hadisedir. 9 

Suriye bölgesinin merkezle olan ilişkileri ve devlete karşı tavırları savaş sonrasında giderek olumlu yönde gelişse de Osmanlı karşıtı faaliyetlerin zemini tamamen kaybolmamıştı. 

1878 Temmuz'unda Şam sokaklarında Cevdet Paşa ve Osmanlıyönetimi aleyhine asılan Türkçe ve Arapça ilanlar bunun bariz bir misalidir. Cevdet Paşa'nın 
şahsını hedef alan Türkçe ilanlar bir tarafa bırakılırsa, Arapça olanlar konumuz açısından dikkat çekicidir. Osmanlı-Arap vilayetlerinde modern dönemde, belki de ilk defa sokaklara ilanlar asılarak tabi olunan yönetime karşı açıkbir tavır sergilenmekteydi. 

İngiliz konsolosluğu tercümanı Nasif Meshaka'nın ele geçirip, Fransızca ve İngilizce çevirilerini konsolosluğa sunduğu Arapça ilanda, bölgeciliğe dayalı ihtilalci bir tavır sergilenmekteydi. Bu konuda bir fikir vermek üzere ilandan bazı alıntılar yapmak yerinde olacaktır: 

 < Ey Suriye.!  Vakit kaybetmeden kendini ihmalden halas et... Halihazırda esaret ve zulmün tahakkümü altındasın... Maruz olduğun zulüm ve bedbahtlık 
yeter. Ey Suriye! Terakkin zaviyesinden en büyük hasının müslim, nasrani ve saiderinden meydana gelen halkının arasına nifak sokandır... Vifak ve sebatla 
hürriyet tarikini takip et. İstibdat ve zulmü mağlup etmek için adalete sani. Ey Suriye! Hataları tashihte yalnız olduğunu düşünme. Sana muntazır olan ve sana nusrette bulunacak dostların var. ... Vatanın saadeti ve terakkisi mevzubahs olduğunda şahsi menfaatlerini bir tarafa bırak. idare yakında senin eline geçecek. Dostun vazifesi başlamaktır.10  >

Bu belge, siyasi çağrışımlanbakımından, II. Abdülhamid döneminde Suriye' de Osmanlı yönetimine karşı bir tavırla sokaklara asılan ilk halk duyurusu olma özelliği taşımaktadır. Belgede vurgulanan "Suriye" tabiriyle kastedilenin Toros dağlarından Sina çölüne kadar uzanan coğrafi bölge mi, 1865 yılında Sayda ve Şameyalerinin birleştirilmesiyle oluşturulan Suriye vilayeti mi, yoksa bölgenin tarihi, ilmi, kültürel ve ticari merkezleri durumunda olan Şamve Beyrut gibi gelişmiş şehirler mi olduğu açık değildir. Ancak devletin icraatına doğrudan muhatap olan, yeni ve farklı fıkirlerin gelişmesi ve yayılması için uygun bir ortama sahip bulunan şehirlerin kastedildiği düşünülebilir. Burada dikkat çekilmesi gereken noktalardan biri de, ilanda "Arap"lığa gönderme yapılmaması, sadece bölge unsuru vurgulanarak Osmanlı yönetimine karşı bir tavır sergilenmesidir. Dikkat çekici diğer bir muğlak nokta ise ilanda yer alan harici yardım Vakıflarıdır. Yabancı bir ülkeye mensup herhangi bir şahsın müdahil olduğuna dair bir ipucu mevcut değildir. Belki bölge üzerinde nüfuz sahibi olan İngiltere ve Fransa'nın veya özellikle Ortodoks hıristiyanların hamiliğini üstlenen ve bu gerekçeyle 93 Harbi'ni başlatarak Osmanlı Devleti'ni ağır bir yenilgiye uğratan Rusya'nın böyle bir durumda Araplar'ın yanında yer alacağı varsayımıyla hareket edilmiş olabilir. 
1860'lardan itibaren bölgede görev yapan İngiltere'nin tecrübeli Beymt başkonsolosu Eldridge de ilanların muhtevasını değerlendirirken "harici yardırnlara yapılan atıfların manasını anlamadığım" ifade etmektedir. 11 

Bu ilan, Cevdet Paşa'nın şahsını hedef alan ve konumuz dışında kaldığı için burada incelemediğimiz Türkçe ilanla birlikte ele alındığı için o zaman sadece 
Paşa aleyhinde bir tavır olarak algılanmış, Osmanlı yönetimi aleyhine olan tavır ve bölgeciliğe yapılan vurgu dikkat çekmemiştir. Bu nedenledir ki konuyla ilgili 
haberler İstanbul'a ulaştığında durum Suriye'nin o günlerde yaşadığı diğer problemlerle birlikte değerlendirilmiş ve sonuçta Cevdet Paşa yönetiminin yetersiz kaldığı kanaatiyle acil reform uygulamalarını gerçekleştirebilecek daha dirayetli bir vali arayışına gidilmiştir. Neticede sadrazam Safvet Paşamın da etkisiyle Midhat Paşa, Kasım 1878 'de Suriye valisi tayin edilmiştir. 12 

Midhat Paşa, yönetiminin ilk yılında Suriye'de idari ve adli alanlarla güvenlik alanında önemli gelişmeler sağladı. Şam merkez mutasamflığınınyanı sıra Cebel Nusayri kazasının kurulması, zaptiye teşkilatının yenilenmesi, mahkemelerin sayısının artırılması ve hac organizasyonunda masrafları azaltıcı bazı düzenlemelerin yapılması, Paşa'nın Suriye' de geçirdiği ilk yılda gerçekleştirdiği hizmetlerden dikkat çekenleri dir. 
Ancak 1879 sonbaharından itibaren, özellikle mahkemelerin bağımsızlığıile ilgili kararın uygulamaya konulmasından sonra, Paşa'nın merkezi hükümetle ilişkilerinin 
giderek bozulduğu gözlemlenmektedir. Mithat Paşa kendi sorumluluk alanında kalan mahkemelerin mülki otoriteden, yani kendisinden bağımsız kalmasını kabul  edemeyeceğini, çünkü bu durumun Suriye'nin asayişini iyileştirme yolundaki çabaları olumsuz yönde etkileyeceğini savunarak karara karşı çıktı. Merkezi hükümet ise kararında ısrar etti. 
Bu anlaşmazlık üzerine 18 79 sonbaharından itibaren Midhat Paşa'nın vilayet işlerine karşı biraz kayıtsız kaldığı dikkat çekmektedir. Mithat Paşa'nın 
merkezi hükümetle giderek kötüleşen ilişkileri, 1880 yaz döneminde kriz noktasına ulaştı. 

İşte bu dönemde Beymt ve Şamsokaklarında ihtilalci muhtevaya sahip ilanların ortaya çıkması, Paşahakkında zaten varolan güvensizliği iyice artırdı. 
Mithat Paşa'nın Suriye valiliği görevinden alınışında payı olduğu düşünülen bu olayın detaylarına biraz inmek gerekir: 

1880 Haziranı'nın ikinci yarısında Beyrut sokaklarında Arap halkını Türk yönetimine karşı ayaklanmaya çağıran ilanlar görüldü. Ancak daha muhtevası anlaşılamadan zabitler tarafından toplandı. Birkaç gün içinde Beymt sokakları benzer ilanlara yine sahne oldu. Sancak görevlileri, birincisinde olduğu gibi, halkın dikkatini çekmemesi için ilanlan derhal topladılar. Ancak yabancı diplomatlar konudan haberdar olmuş, hatta İngiliz konsolosu Dickson ilanın bir kopyasını ele geçirerek çevirisiyle birlikte ingiliz Dışişleri Bakanlığı'na göndermişti. Üçüncü defa olarak ise 2 7 Haziran'da Beyrut sokaklarına Türk yönetimi aleyhine ilanlar asıldı. İngiliz konsolosu bunlardan da bir nüsha ele geçirerek çevirisiyle birlikte orijinalini de ingiltere'ye göndermeyi ihmal etmemişti.13

Ele geçirilen her iki ilan da kılıç resminin altına yazılmış kısa birer metinden oluşmaktadır. İlanın muhtevası gözden geçirildiğinde milliyetçi bir yaklaşımdan ziyade, Temmuz 18 78 tarihli ilanda da görüldüğü üzere, bölgelerin vurgulanma sı dikkat çekmektedir. 
Her iki ilandaki bariz vurgu Suriye ve reform üzerinedir. Birincisinde " Ya Ebna-e Suriye " hitabıyla başlanarak reform adına ortaya çıkan Hz. Musa, isa ve 
Muhammed'in sırasıyla Mısırlılar, Yahudiler ve cahiliye Araplan tarafından delilikle suçlandıkları belirtildikten sonra Türkler'in beklenen reformları gerçekleştiremeyecekleri nedeniyle Arap onuru ve Suriyelilik hamiyyeti gereğince Suriyeliler'in işleri ele almalan istenmektedir. ikincisine ise, "Eb na-u Suriye" hitabıyla başlanıyor ve bu ilanda Türkler'in şimdiye kadar sayısız defa reform sözü verdikleri halde reformları gerçekleştirmedikleri, bunun ise onların samimiyetsizliğini gösterdiği, iki milyon Türk'ün otuz beş milyon insanı yönettiği, oysa kendilerinin de iki milyon nüfuslu bir vatanın evladı oldukları, dolayısıyla da vatanseverlerin vatanlarının idaresini ele geçirmeleri gerektiği belirtiliyor.14 

İlanlar zabitler tarafından çok kısa sürede toplatıldığı için, halkın muhteva hakkında pek bilgi sahibi olamadığı görülmektedir. 
Belki de bu nedenle, İngiliz konsolosu Dickson'ın ifade ettiği gibi, Beyrut halkı üzerinde neredeyse hiç etkisi olmamıştır. 
Yani halk galeyana gelmemiş ve sokaklara çıkıp tepki göstermemişti  Ancak Dickson, Beyrut gibi sakin bir şehir için duvarlara ilan yapıştırmanın "Olağan dışı" bir olay olduğu kanaatinden hareketle konsolosluk tercümanlarından John Abcarious'u konuyla ilgili bir araştırma yapmakla görevlendirmiştir. 15 

Abcarious, araştırmasının sonuçlarını uzunca bir rapor halinde Konsolos'a sunmuştur. 
Bu rapor bir çok açıdan ilgi çekicidir. Türkler ve müslümanları hakkındaki aleyhte ve ön yargılı görüşleri bir tarafa bırakılacak olursa konuyla ilgili değerlendirme leri şöyle özetlenebilir: ilanların hazırlanıp Beyrut sokaklarına asılması müslüman ve hıristiyanların birlikte organize ettiği bir olay olamaz. Çünkü hiçbir dünyevi güç bunların birlikte hareket etmelerini sağlayamaz. Arap müslümanlar belki Türk yönetimine son vererek Arap hilafetini kurmak isterler, hıristiyaniar da bir hıristiyan krallığı kurmak için çalışabilirler; ama bu onların birlikte hareketlerini mümkün kılmaz. 

Bu olayın sadece müslümanlar tarafından organize edilmesi de iki sebepten mümkün değildir. Birincisi Beyrut şehri müslümanların böyle bir olayı gerçekleştirmeleri için uygun değildir. İkincisi de "müslümanların çoğu okuma-yazma bilmez, samimiyetsiz, fakir, rezil ve birbirleriyle kolayca iletişim kuramayacak kadar dağınıkyaşarlar". 

Dahası müslümanlar yüzyıllardır Osmanlı yönetiminde yaşamakta, yöneticilerine gereken saygıyı göstermekte ve dini bağlardan dolayı onlara saygı duymaktadır. 
Bunlar Osmanlılar'akarşı hiçbir zaman ihtilalci bir ruha sahip olmadıkları için ilanları hazırlayıp asmış olamazlar. 

Hıristiyanların da bu olayı tek başlarına gerçekleştirdikleri düşünülmemektedir. Sayılarının az olması ve zafer kazanma gibi bir duygu ya sahip olmamaları bir tarafa, farklı mezheplere bağlı olmaları hıristiyan Araplar'ın biraraya gelmesini mümkün kılmamaktadır. Böyle bir olay içinde ancak bir şartla yer alabilirler: O da burasını bir yabancı güce teslim etmektir. Bunda da anlaşamazlar, çünkü Roma Katolikleri Fransızlar'ın, Grek Ortodokslar Ruslar'ın ve birkaç Protestan da İngilizler'in bölgeyi yönetmesini isterler. Böyle bir olayın vatanperverlik duygularından kaynaklanması da muhtemel değildir. Çünkü, "vatanperverlik" doğuluların zihninde henüz bir mana kazanmamıştır. İdari despotizm ve zulm de söz konusu ilanların ortaya çıkışına sebep olmuş sayılamaz. Çünkü Türkler her hangi bir muhalefetle karşılaşmadan tebaalarını her zaman bu şekilde yönetmişlerdir. 

Yukarıda özetlenen ihtimalleri birer birer değerlendirip eledikten sonra Abcari us, ilanların kimler tarafından ve nasıl organize edilmiş olabileceği konusunda iki ihtimal üzerinde durur: Birincisi, hükümetle anlaşmazlığa düşerekşahsi çıkarları zarar görmüş veya devletten bir görev almayı beklediği halde alamamış varlıklı bir iki ileri gelen müslümanın işi olabilir. ikincisi, Midhat Paşa uzun zamandır Babıali'den isteyip de elde edemediği yetkileri koparmak maksadıyla ya da Avrupa devletlerini bölgede ihtilalci bir gelişmeninvarlığına ikna ederek bunun önünün alınması için Babıali nezdinde kendi taleplerini desteklemelerini sağlamakiçin böyle bir eylemi organize etmiş olabilir. Abcarius, Midhat Paşa'nın ilanlar hadisesinde payı olabileceğini şuipuçlarına dayandırmaktadır; 

a) İliiniarın bir liman şehri olan, hıristiyanların sayıca müslümanlardan fazla olduğu ve bu tür olayların heyecan yaratmayacağı bir şehir hüviyetindeki Beyrut 
    sokaklarına asılmış olması; 
b) Beyrut mutasamflığında Midhat Paşa'nıngizli ilişkilerine de vakıfolan bir arkadaşının bulunması; 
c) Çok daha önemsiz konularda titizlik gösteren Türk yetkililerin söz konusu ilanının faillerini yakalamak için gayret sarf etmemeleri; 
d) Midhat Paşa'nın Suriye'ye gelişinden sonra basının genel olarak Türkler'in yanlış yönetiminden bahsetmesi ve hatta onlar hakkında müstehzi ifadeler kullanacak kadar ileri gitmekte serbest bırakılması. Şüphesiz Mithat Paşa tarafından sağlanan bu serbestlik söz konusu ilanlara zemin hazırlamak için planlanmış bir adım olabilir.16 

Abcaıius'un Mithat Paşa üzerinde yoğunlaşan görüşü Dickson tarafından kabul görmemiştir. Müslüman ve hıristiyanlardan bazı kimselerin ilanlardan Midhat Paşa'yı sorumlu tuttuklarını, Abcarius'un da bunlardan etkilenmiş olabileceğini belirttikten sonra Dickson bu ihtimalin zayıflığını vurgular. Ona göre Mithat Paşa'nın "ihtilalci bir projenin itici gücü konumunda olması çok zayıfbir ihtimaldir. Ancak Suriye' de gerçekleştirmek istediği reformlar için Batı ali'den defaatle talep ettiği yetkilerin teminine katkı sağlar ümidiyle söz konusu olaylara kayıtsız kalması mümkündür". Dickson'ın tahminine göre bu olay son beş yıldır Suriye'de mevcut olan, Bağdat ve İstanbul'da da şubeleri bulunan gizli bir cemiyetin işi olabilir. Bu cemiyetin öncelikli amacı Suriye'nin Osmanlı Devleti'ne bağlı kalarak muhtaıiyet statüsüne kavuşması, bunda uzlaşılamazsa bağımsızlık için çalışılmasıdır. ı 7 Dickson'un görüşleri mezkur cemiyetin üyesi olduğunu iddia eden ve konuyla ilgilenen yazarlardan Antonius ve Zeine'in görüştükleri Faıis Nimr'in ifadeleriyle de desteklenmektedir. Faıis Nimr her iki yazarla yaptığı görüşmede Haziran 1880'de ortaya çıkan ilanların, 1875'te kurulduğu iddia edilen gizli cemiyet tarafından yazılıp dağıtıldığını, hatta bazılarını kendisinin yazdığım ifade etmiştir.18 

Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, mevcut araştırmalar Haziran 1880'de Beyrut'ta ortaya çıkan ilanların sorumluluğunu ya Dickson'ın görüşü doğrultusunda 1875'ten itibaren mevcut olduğu varsayılan gizli bircemiyeteya da İngiliz konsolosluğu tercüınanı Abcarius'un görüşü doğrultusunda Midhat Paşa'ya yüklemişlerdir. Oysa mezkur ilanların adı geçen taratlara veya başka bir kaynağabağlı olarak ortaya çıktığını belirleyebilecek bir delil mevcut değildir. 

Bu konuda yukarıda zikredilen Faris Nimr'in olaydan yaklaşık elli-altmış yıl sonra söyledikleri de delil olmaktan uzaktır. 

Haziran 1880'de Beyrut sokaklarında görülen ilanlar hakkırıda spekülasyonlar kesilmeden aynıyılın Temmuz ayı sonlarına doğru Şamsokaklarında benzer ilanlar ortaya çıktı. İngiliz viskonsülüJago'nun "ihtilalci" şeklinde tanımladığı ilanlardan bir tanesi de kendi evinin kapısına yapıştırılmıştı. Henüz hiçbir nüshasının ele geçirilemediği ve viskonsülün da muhtevası hakkında genel bilgi vermekle yetindiği Şam ilimları hakkırıda ek bir bilgi yoktur. Jago 'nun belirttiği kadarıyla bunlar, ulema sınıfına mensup, sanki hariçten kişi/kişiler tarafından kısmen Kur'an! bir dille yazılmış, yöneticilerin İslami hayat tarzını terk ettiği ve Suriyeli mü' minleri ıstırap ve perişanlığa sürükledikleri için bölge halkını ayaklanmaya ve mevcut idareye son vermeye davet etmektedir.19 

Bu kadar az bir bilgi dahi Şam ilanlarının Beyrut'taki lerden muhteva bakımında oldukça farklı olduğu izlenimi vermektedir. 

Jago, Şam ilanlarının da dikkat çekici bir etki yapmadığını belirttikten sonra bu tavrın/tavırsızlığın nedenleri konusunda ilgi çekici fikirler ileri sürer. Ona göre Suriye'de lider konumunda hiç kimse bulunmadığı için hükümet aleyhine inisiyatif başlatacak bir grup veya şahıs yoktur. Bölgede mevcut birçok mezhep ve gruplar arasındaki rekabet ve kıskançlık, onları bir araya getirip yönetime karşı bir tavır almalarını engellemektedir. Şam'da mevcut müslüman asilzadeler ve güya müslümanların liderleri aynı zamanda hükümetin yakın çevresini oluşturanlardır. Bu çevrenin dışında kalan birkaç kişi ise kendi işleriyle meşguldür. Çevredeki küçük kazaların durumuna gelince: Oralar siyasi öneme sahip olmayan tarım alanlan gibi değerlendirilmelidir.20 

Beyrut ve Şam sokakların da bir ay arayla Osmanlı yönetimini hedef alan ilanların asılması merkezi hükümet nezdinde Midhat Paşa'ya karşı duyulan güvensizliğin artmasına neden olmuştur. Midhat Paşa aleyhine dile getirilen iddialardan birisi ilanlar olayına karşı tepkisiz kaldığı, bunun ise suçluları cesaretlendirdiği dir Bu konuda iki hususa dikkat çekmekte yarar var: Birincisi, Beyrut ilimları ortaya çıktığında Sancak mutasarrıfı Raif Bey'in özel bir görevle İstanbul'da bulunmasıdır. Yani sorumluluk sahibi idarecinin Beyrut dışında olması ve Midhat Paşa'nın da olaydan ne dereceye kadar ve ne zaman haberinin olduğunun bilinmemesi tepkisizliğin farklı nedenleri olabileceğini akla getirmektedir. Midhat Paşa'nın Temmuz 1878 'den itibaren Suriye'nin farklı şehirlerinde müslüman çocukların daha iyi yetişmelerini sağlamak amacıyla okullar açmak için kurulan Cemiyetü '1-Makasıdi'L-Hayriyye vasıtasıyla ilimları astırdığı ve bu sayede hükümeti isteklerini kabule zorlamak istediği tezi 21 de zayıf görünmektedir. 

Her şeyden önce bu cemiyet, adından da anlaşılacağı üzere gayri siyası amaçlar la kurulmuş ve bilinebildiği kadarıyla sadece eğitim ve hayır amacına yönelik olarak çalışmaktaydı. Cemiyet üzerinde ciddi bir araştırma yapmış olan Ciaeta'nın kanaatine göre, cemiyetin siyasi amacı olsaydı Midhat Paşa'nın valiliği döneminde mevcut olan hürriyet ortamında üyeleri tarafından yayımlanmakta olan Semeratü'L-Fünun adlıgazetede bu gayeyi açıklamaktan çekinmezdi. İkincisi, cemiyet üyeleri bulundukları şehrin ileri gelen müslümanlarından oluşmuştu. Yani konumlarını Midhat Paşa'ya borçlu olmayan, aksine başarılı olabilmek için Midhat Paşa'nın onların yardımına ve işbirliğine muhtaç olduğu kimselerdi.22 

Midhat Paşa'nınbu olayda doğrudan sorumluluğunun bulunduğuoldukça şüpheli olmakla birlikte, merkezi hükümetle ilişkilerinin en zayıfolduğu bir dönemde meydana gelmesi şüphelerin onun üzerinde yoğunlaşmasına neden olmuştur. Bundan dolayı Şamilanlannın ortaya çıkmasından yaklaşıkon gün sonra Midhat Paşa, Suriye valiliği görevinden alınmış ve Aydınvaliliğine atanmıştır.23 Sultan'ınyıllar sonra Paşa'yı Suriye valiliğinden alışının gerekçelerini açıklarken ilanlar konusuna da değinmesi dikkat çekiciydi: " [Midhat Paşa] zamanında saltanat ve hükümet aleyhine sokaklara yaftalar yapıştırılmak ve ilan nameler neşrolunmak ve adliye ve maliye aleyhine şikayat vuku bulmak ve çok yaşasın vali ve çok yaşasın filan gibi oranın hakimiyetini tasdik etmek gibi ahval zuhura gelmesi ve vali aleyhinde Babıali'ye tahriren şikayetler vuku bulması üzerine ... vali tebdil olunmuş idi" .24 Burada Sultan'ın zihnin de yer eden diğer sebeplerle birlikte hadise mütalaa edildiğinde ilanlar olayının Midhat Paşa'nın Suriye'den uzaklaştırılması kararında payı olduğu görülmekte; ancak esas faktör niteliğinde olmadığı anlaşılmaktadır. 

Sultan'ın Midhat Paşa ile ilanların sorumluları arasında doğrudan bir irtibat olup olmadığı konusunda ne düşündüğü ise henüz bilinmemektedir. 

Midhat Paşa'nın Suriye valiliğinden alınması Osmanlı aleyhtarı ilanların devamını engelleyemedi. 1880'in sonlarına doğru Beyrut, Sayda ve Trablusşam sokaklarında, Dickson'ın ifadesine göre, "ihtilalci" mahiyette ilanlar görüldü. Sayda ve Trablus şam'da görülen ilanların nüshaları ele geçirilemediği için mahiyetleri hakkında söylenebilecek fazla bir şeyyok. Ancak Sayda' da, özellikle hıristiyanlar arasında bir tedirginlik gözlendiği ve ilanlada ilgili olduğu sanılan birkaç kişinin tutuklandığı ve Trablus şam sokaklarına asılan ilanların ifade ve mahiyet bakımından Beyrut'takiler le benzerlik arz ettiği bilinmektedir.25 

31 Aralık 1880'de Beyrut sokaklarına asılan ilanın ise bir nüshası Dickson tarafından ele geçirilmiş ve tercümesiyle birlikte İngiliz büyükelçiliğine gönderilmiştir. 
Özetleyecek olursa "Ya ehle'l-vatan" ifadesiyle başlayan ilan, Türkler'in adaletsiz ve zalim olduğunun bilindiğini, sayılarının azlığına rağmen Araplar'ı yönettiklerini ve köleleştirdiklerini, dinlerini ve kutsal kitaplarını aşağıladıklarını, Araplar'a başarı kapılarını kapattıklarını, hatta asil dillerini yok etmek için kanun bile çıkardıklarını ve hilafeti Araplar' dan haksız yere aldıklarını iddia ettikten sonra Araplar'ın geçmişte alim, hakim ve fazıl kişiler yetiştirdiği, müslümanların ve islam topraklarının artmasını sağladıkları, oysa şimdiTürkler'in onları savaş meydanlarına sürerek ölüme terk ettikleri, vakıf mallarının ve gelirlerinin kötüye kullanıldığı iddiasına yer vermektedir. Devamında, "Ülkenin her tarafındaki kardeşlerimize danışarak hakem  olarak kılıca müracaat etmeden önce, şu taleplerde bulunulmasına karar verdik" denilmekte ve şunlar ifade edilmektedir: 

Birincisi, ortak çıkarlarımızın bir araya getirdiği Lübnanlı kardeşlerimizle müşterek olacağımız müstakil idare. 

İkincisi, Arapça'nın resmi dil olarak kabul edilmesi ve bu dili konuşanların medeniyet, terakki ve insanlığın gereği olarak düşüncelerini ve eserlerini yayımlamada tam bir hürriyete sahip olmaları. 

Üçüncüsü, Askere alınan Araplar'ın kendi ana vatanlarında görev yapmaları ve Türk subaylarının esaretinden kurtulmalarıdır. ilan, Arapların uyanmaları ve kendilerine gelmeleri çağrısıyla sona ermektedir.26 

2. Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR..,

***

GÜNAH VERGİLERİNİN TARİHSEL GELİŞİMİ.,

GÜNAH VERGİLERİNİN TARİHSEL GELİŞİMİ.,


EKONOMİ BİLİMLERİ DERGİSİ 
Cilt 1, Sayı 2, 2009 ISSN: 1309-8020 (Online) 
ZARARLI ALIŞKANLIĞI ÖNLEMEYE YÖNELİK BİR ARAÇ OLARAK GÜNAH VERGİLERİ VE ETKİNLİĞİ 


Deniz TURAN,
Uludağ Üniversitesi İİBF Maliye Bölümü 16059 Görükle/Bursa 
E-posta: dturan@uludag.edu.tr 
Ali YURDAKUL 
Uludağ Üniversitesi İİBF Maliye Bölümü 16059 Görükle/Bursa 
E-posta: ayurdakul@uludag.edu.tr 

Özet 

Devletin gelire ihtiyaç duyduğu zamanlarda sigara, alkol, kumar ve benzeri mal ve hizmetler üzerine aşırı vergiler uygulayarak gelirini artırmaya çalışması yaygın bir uygulamadır. Günah vergisi olarak isimlendirilen bu tür müdahaleler, son yıllarda artış göstermeye ve ekonomik hayatta etkilerini daha fazla hissettirmeye başlamıştır. 

Günah vergilerinin dışsal maliyetlere yol açan malların tüketimini azaltmak ve yol açtığı zararları içselleştirmek amacıyla bir araç olarak kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır. Yapılan çalışma, günah vergilerinin temel özelliklerini ve ortaya çıkardığı ekonomik ve sosyal etkileri açıklığa kavuşturmayı amaçlamakta dır. Günah vergilerinin ekonomik ve sosyal açıdan incelendiği bu çalışmanın bulguları şunlardır; Günah vergileri ilk uygulandığı dönemlerde dini temellere dayanana bir yapıya sahip olmasına karşılık, son yıllarda ekonomik ve sosyal gerekçelerle alınması ile bu vergilerin kapsamı genişlemeye başlamıştır. Günah vergilerinin zararlı alışkanlıkları önlemede ki rolü sınırlı düzeydedir. 

1. GİRİŞ 

Devletin gelire ihtiyaç duyduğu zamanlarda sigara, alkol, kumar ve benzeri mal ve hizmetler üzerine aşırı vergiler uygulayarak gelirini artırmaya çalışması yaygın bir uygulamadır. Günah olarak tanımlanan mal ve hizmetlerin temel özellikleri, tüketimlerinin inelastik talebe sahip yani bağımlılık yaratıcı olması ve negatif dışsallıklara yol açmasıdır. Günah vergisi olarak isimlendirilen bu tür müdahaleler, belirli dışsal maliyetleri olan malların tüketimini azaltmak için vergileri bir araç olarak gören seçmenler ve politikacılar tarafından desteklenmektedir. Son yıllarda yönetimlerin obezite ile mücadele, müstehcen eğlenceler vb diğer davranış türlerini kötü alışkanlıklar kavramının kapsamına sokmaya ve vergiler ile bu davranışlar değiştirmeye çalıştıkları görülmektedir. Ekonomik ve sosyal nedenlerle günah vergisi uygulamalarına karşı argümanlar geliştirilmiş ve yoğun şekilde eleştirilmeye başlanmıştır. 

Çalışmanın amacı, günah vergilerinin temel özelliklerini ve ortaya çıkardığı ekonomik ve sosyal etkileri açığa kavuşturmak suretiyle günah vergilerinin zararlı alışkanlıkları önlemede ki etkinliğini değerlendirmektir. 

Bu çalışmada ilk olarak günah vergilerinin temel özellikler ele alınacak ve dünyada ki günah vergisi uygulamalarına değinilecektir. Daha sonra günah vergilerini destekleyen ve karşı çıkan iddialara yer verilecektir. Son kısımda ise günah vergilerinin zararlı alışkanlıkları önlemede ki etkinliği incelenecektir. 

2. GÜNAH VERGİLERİNİN TANIMI VE TEMEL ÖZELLİKLERİ 

Günah vergisi (sin tax), sigara içmek, alkol kullanmak, çevreye zarar vermek gibi insani düşkünlük ya da günahkâr (sinful) zevklere bedel yüklemek için uygulanan ve tüketim vergileri içerisinde yer alan bir vergi türüdür (Lorenzi, 2004:59). 

Yasal ve yaygın tüketilen ancak toplumca uygun görülmeyen erdemsiz malların tüketimi üzerine konulan ve kişileri tüketimden vazgeçirerek tüketimi kısıtlamaya veya olumsuz dışsallığı azaltmayı amaçlayan günah vergileri, ekonomi literatüründe tüketimi kısıtlayıcı vergi (sumptuary tax), tüketimi düzenleyici vergi (regulatory taxes) ya da cezalandırıcı vergi (punitive tax) olarak da adlandırılmaktadır (Hyman, 1999:146). En önemli örnekleri alkol, tütün ve kirlilik vergileridir (Musgrave-Musgrave, 1984:437-438). 

Davranışların günahkâr olduğuna karar vermek sadece bireysel bir çıkmaz değil, bir kamu politikası tercihi olarak zor bir meseledir. Yönetimin gücü vergileri tayin etme yeteneğinden türemektedir. Vergiler hangi konulardan alınması gerektiği kararı ahlaki, politik ve ekonomik faktörlere dikkat edilmesini gerekli kılmakta dır. Yönetimlerin vergi sistemini kullanılarak istenmeyen davranışlar değiştirilme ye çalışması, gelire ihtiyaç duyduğu zamanlarda sigara, alkol, kumar ve benzeri mal ve hizmetler üzerine aşırı vergiler uygulayarak gelirini artırmaya çalışması 
yaygın bir uygulamadır (Lorenzi, 2004:60). 

Ekonomik terim olarak günah1 vergisi, tüketimden vazgeçirmek için planlanan vergilerden kategorik olarak farklı değildir. 

Mal ve hizmetlerin tüketiminden ya da satın alınmasından toplanan hükümet gelirleri, aşağıdaki özellikleri sergiler ise günah vergisi olarak tanımlanabilir
(Thornton, 2003:12).

• Günah vergisine konu olan mal ve hizmetlerin tüketimi inelastik talebe sahiptir (Edizdoğan, 1981:11). Talep esnek değildir çünkü sözkonusu madde ya da davranış yüksek derecede zevk verici ve bağımlılık yaratıcıdır. Vergi oranları artırıldığında dahi, talebin fiyat esnekliği çok düşük olduğundan, talep çok az düşmektedir. 
Bunun sonucunda ise bir yandan devlet istediği vergi gelirini elde ederken, diğer taraftan tüketici tercihlerinde önemli değişiklikler olmadığı için, ortaya çıkan 
ek kayıp teorik olarak çok sınırlı kalmaktadır. Ancak talebin inelastik olduğu bu tür maddelerde vergi adaletsiz bir hal almaktadır (Lewis, 1984, 227). 

• Günah vergisine konu olan davranışların bireyin kendisine zarar verici özelliği bulunmaktadır. Günahkâr davranışlar hâlihazırda ya da uzun vadede kişisel olarak sağlığın zayıflaması, obezite vb. negatif etkiler ortaya çıkarır. Bu malların özel ve sosyal maliyeti arasındaki toplum aleyhine ortaya çıkacak fark, vergi olarak alınmaktadır. 

• Bu davranışlar negatif dışsallıklar meydana getirir. Diğer insanlar bu faaliyetler nedeniyle olumsuz etkilenir. Sigara dumanı ve egzozdan yayılan gazların yol açtığı negatif dışsallıklar örnek verilebilir. 

Son yıllarda alkol, tünün tüketimi yanı sıra birçok konu günah vergileri kapsamında vergilenmeye başlanması yeni bir olgudur. Yönetimlerin obezite ile mücadele, müstehcen eğlenceler, madde bağımlılığı (Drugs), Karbonmonoksit temelli yakıtların kullanımı vb davranış türlerini kötü alışkanlıklar kavramının kapsamına sokmaya ve vergiler ile bu davranışlar değiştirmeye çalıştıkları görülmektedir (Lorenzi, 2004:62). 
Günah vergisi olarak isimlendirilen bu tür müdahaleler, belirli dışsal maliyet leri olan malların tüketimini azaltmak için vergileri bir araç olarak gören seçmenler ve politikacılar tarafından desteklenmektedir. Ancak yol açtığı ekonomik ve sosyal sonuçları nedeniyle günah diğer özel tüketim vergilerinden farklı bir yapıya sahiptir ve ayrı bir başlık altında incelenmesi gereği ortaya çıkmıştır. 

3. GÜNAH VERGİLERİNİN TARİHSEL GELİŞİMİ 

Günah vergilerinin kullanılarak kötü alışkanlıkların kontrolü eski tarihlere dayanmaktadır. İstenmeyen faaliyetlerin ve kötü alışkanlıkların kontrol altına alınması ve vergilendirilmesi ilk zamanlarda dini çabalarla yapılmaktaydı. İngiltere’de günahları kontrol etmek için din ve ahlâka dayanarak özel hayatı yani yiyecek, giyecek, tütün ve içki kullanımını düzenleyen kanunlar vardı 
ve vergilemeden yasaklamaya kadar çeşitli araçlar kullanılmaktaydı (North, 1988:41-61). 

Bu dönemde papalar, hayat kadınlarından zorla topladıkları paralar ile artan dini projeleri finanse etme yoluna gitmişlerdir. Örneğin Papa X. Leo ihtiyaç duyduğu fonları, hayat kadınlarının kazançlarından sağlamaktaydı. Papa, binlerce vesikalı hayat kadınını günah vergisi vermeye zorlamıştır. 

Papalık, hayat kadınlarından pişmanlık sonucu günahlarının affedilmesi karşılığı aldığı ücretleri arttırmıştır ve ruhlarını cehennemden harç karşılığı kurtarmıştır. 
Papa II. Clement genelev  gelirini kiliseye aktarmıştır. Hayat kadınlığı ile suçlanan kişiler malvarlığını elden çıkartırken, hayatta ya da ölü olduğuna bakılmaksızın, mal varlığının yarısını rahibe manastırına devretmekteydi. Mahkemelerin genelevleri vergilemesi ile ilgili yetkisi 16.yy’ın yarısına kadar varlığını sürdürmüştür (Lorenzi, 2004:59). 

12.yy’da düğünden önce eşini terk eden nişanlı erkekler de benzer şekilde cezalandırılmıştır. 1651 yılında Massachusetts’de kadınların altın ve gümüş dantel, düğme kullanmaları ve yüksek topuklu bot giymeleri yasaklanmıştır. Şeker, baharat, şarap gibi lüks mallara ithalat vergileri uygulanmıştır. 

Rusya’da ise Çar, tütün içenlerin ilk yakalanışta kamçılanmasını, ikinci defasında öldürülmesini emretmiş ve enfiye çekenlerin burunlarının kesilmesine karar vermiştir (Heaton, 2005:218). 

Osmanlı İmparatorluğu’nda ise Genç Osman, tütün kullanımını yasaklamıştır. Ancak bu baskılar amacına ulaşamamış ve tütün, şarap gibi maddeler üzerinden vergi geliri sağlanacağı anlaşıldığında, söz konusu maddelerin kullanımına daha ılımlı yaklaşılmaya başlanmıştır. Osmanlı döneminde gayri Müslîm azınlıklardan alınmaya başlayan Şıra Resmi ile tütün kullanımından ilk vergi alınmaya başlanmıştır. 16. asır sonrası zecriye olarak alınmaya devam edilmiştir. Alkollü içki ticareti yapanlardan Resm-i Beyiye adı ile bir çeşit ruhsat harcı olarak 
alınmaya başlamıştır. Tönbeki Beyiyesi ise 1863’te sisteme giren tütün mamulleri satışından alınan bir başka tüketim vergisi türü olarak kabul edilebilir 1862 yılında tütün, Osmanlı İmparatorluğu’nda devlet tekeli altına alınmıştır (Öner, 2001:55). 

İçki, sigara, çay, kahve gibi alışkanlık yaratan ve topluma zararlı maddeler üzerinden alınan vergiler, Amerika vergi tarihinde önemli bir yere sahiptir. Alexander Hamilton viskiyi lüks mal olarak görmüş, toplumun ahlakını ve halkın sağlığını bozduğu gerekçesi ile 1791 yılında viski vergisi yasalaşmıştır. Thomas Jefferson zamanında (1801-1809) viski ayaklanmaları (Whiskey Rebellion) nedeniyle bu vergi tamamen kaldırılmıştır. Ancak iç savaşların başlamasıyla birlikte, ortaya çıkan finansman ihtiyacından dolayı, acil tedbir olarak, tekrar alkol kullanımı üzerinden vergi alınmaya başlanmıştır (Mitchell, 1990: 277). 

Günah vergilerinin sadece savaş döneminde kullanılan bir vergi olarak kullanılmasından New Deal Planı2 zamanında vazgeçilmiştir. Başkan Roosevelt 1929 büyük bunalımı sonrası Amerika ekonomisini kurtarmak için günah vergilerini bir araç olarak kullanmıştır (Yelvington, 1997:53). 

Son zamanlarda ise günah vergilerinin kapsamı genişlemeye başladığı görülmektedir. Amerika’nın Utah eyaletinde XXX Vergileri uygulanmaya başlanmıştır. Müstehcen içerikli ticaret (video, resim, yazı gibi dökümanlar), hayat kadını siparişi hizmeti (escort service) ile eskort ve adult eğlence endüstrisinden %10 oranında vergi almaya başlanmıştır. Bu vergi gelirinin, seks 
suçlularının tedavi programları için tahsis edilmesi planlanmaktadır(Waisanen, 2004:30). Newyork meclisi video oyunları, film kiralama, şekerli yiyecekler ve kuruyemiş tüketimi gibi alışkanlıkların, televizyon bağımlılığı sendromunu çocuklar arasında yaygınlaştırdığı ve çocuk çağı obezitesine (childhood obesity) yol açarak sağlık maliyetlerini arttırdığını gerekçe göstererek, bu mal ve hizmetlerin satış vergisini arttırmıştır(Waisanen, 2004:31). 

Günümüzde ciddi sağlık sorunlarına yol açtığı gerekçesi ile alkol ve tütün ürünleri üzerinden alınan vergilerin artırılmasını yönünde baskılar artmaktadır. Ancak bu argümanın, Hamilton’un 200 yıl önce viskiden ilk günah vergisinin alınma nedeniyle aynı olması, günah vergilerini savunanların temel ikilemini ortaya koymaktadır Günah vergilerinin tarihsel gelişimine bakıldığında, verginin esas amacının söz konusu zararlı alışkanlığı önlemekten çok, devletin gelirlerini artırmak olduğu görülmektedir. 

4. GÜNAH VERGİLERİNİ DESTEKLEYİCİ VE KARŞI OLAN İDDİALAR 

Alkol ve tütün gibi bireye ve üçüncü kişilere zarar veren alışkanlıklar üzerinden vergi alınması, pratikte kabul gören bir uygulamadır. Sağlıksız ve istenmeyen davranışların vergilendirilmesi ve buradan elde edilen gelirin bütçe dengesi ya da belirli programların desteklenmesi amacıyla kullanılması, hükümetler tarafından desteklenmektedir. 

Ancak kamu hizmetlerini, politik olarak popüler olmayan azınlıkların meşru davranışlarını hedef alarak finanse etmek ahlâki değildir. 

Ayrıca günah vergileri, ekonomik ve sosyal olarak aşılması güç sorunlara yol açmaktadır. 

4.1. Günah Vergisini Destekleyici İddialar 

Günümüzde günah vergileri kapsamının giderek yaygınlaştığı ve söz konusu vergilerin artırılması yönünde baskıların arttığı görülmektedir. Özellikle Dünya Sağlık Örgütü (WHO), sigara üzerinden alınan vergilerin artırılmasını ve elde edilecek gelirin sağlık hizmetlerinin finansmanına tahsis edilmesini öngören tavsiyelerde bulunmaktadır (WHO, 2006:3). Bunun yanı sıra dünyada vergi 
tabanının günah vergilerine kaydırılmasına yönelik çabalar bulunmaktadır. Günah vergilerini destekleyici görüşler başlıca üç noktada toplanmaktadır (Lorenzi, 2004:60-61). 

• Günah vergisi söz konusu mal ve ya hizmetin maliyetini arttırır ve günah fırsatlarını azaltır. Kişilerin taleplerini azalmasına ve gelirlerini daha verimli alanlarda kullanmalarına yol açar. Günah vergisinin aşırı olduğu durumda ise istenmeyen davranış ortadan kaldırılabilir. 

• Günah vergisi uygulamasından sağlanan gelir ile kendine zarar verici davranışlar ve negatif dışsallıkların yol açtığı maliyetler finanse edilebilir. Örneğin tütün vergilerinin geliri ile sigara bırakma merkezlerinin finanse edilmesi, alkol vergilerinden sağlanan gelir ile alkol bağımlılarının tedavi masrafları karşılanabilir. 

• Günah vergileri, arzu edilmeyen faaliyetleri vergiler ve toplum yanlısı davranışların vergilenmesine duyulan ihtiyacı azaltır. Günah vergileri, gelir vergisinin yol açtığı refah kaybını karşılamak için kullanılabilir. 

4.2. Günah Vergisine Karşı Konulan İddialar 

Herhangi bir günah vergisinin günah ya da zararı azaltması ve sosyal olarak arzulanan sonuçlar yaratma başarısına yönelik çok sayıda eleştiri getirilmiştir. Günah vergilerine karşı ortaya konulan iddialar başlıca beş noktada toplanmaktadır (Lorenzi, 2004:61). 

• Günah vergisinin regresif bir yapıya sahip olması, düşük gelirli kişiler için adaletsizlik yaratmaktadır (Pechman-Okner, 1974:1). Düşük gelirliler, yüksek gelirli kişilere oranla daha çok sigara içerler ve gelirlerine oranla ödedikleri vergi daha fazladır3. Gelir dağılımı fakirler aleyhine bozulur. Alkol ve sigara bağımlılığı nın düşük gelir gruplarında daha yüksek düzeyde olması, bu negatif etkiyi artırmaktadır 

• Günah vergileri politikacılar için ahlaki risk oluşturur. Politikacılar, arzu edilmeyen davranışları engellemek ile gelirleri arttırmak için alışkanlıkları teşvik etme amaçları arasında tereddütte kalırlar (Charles, 2002:1). Günah vergileri hedeflenen malların tüketimini ortadan kaldırmaz. Hükümet bu haksız kazanca alışır ve kendini mecbur hissederler. Kamu sağlığını düşündüklerini belirtseler de, kişilerin tütün ve alkol satın alarak bütçeyi desteklemelerine ihtiyaçları vardır. Hükümetler ek gelir kaynağına ihtiyaç duyduklarında günah vergilerini artırma ya da yeni günah vergileri alma yolunu tercih ederler. Gazoz ve kolesterolün vergilenmeye çalışılması bu duruma örnek verilebilir. 

• Günah vergileri, kişilerin alışkanlıklarını, aynı fiyatlarla daha kalitesiz maddelerle gidermelerine yol açar. Alışkanlıkların güçlü derecede arzu edildiği durumlarda bu vergiler ciddi bir tüketimden caydırıcılık özelliğine sahip olamazlar. Tüketicilerin talepleri, vergilenmeyen ve potansiyel olarak daha zararlı mallara yönelir ve sosyal refah olumsuz etkilenmektedir. Bu duruma örnek olarak sigara fiyatlarının yükselmesi nedeniyle daha düşük kalitede sigara kullanımının yaygınlaşması, alkol fiyatlarının artması nedeniyle ispirto kullanımının yaygınlaşması verilebilir (Shughart, 1997:16). 

• Günah vergileri yolsuzluk ve suça neden olan yeraltı piyasasının oluşmasına yol açar, kara borsayı teşvik eder ve kanunlara saygısızlığı arttırır. Bu etki tüm müdahalecilik şekillerinde dikkate alınması gereken önemli bir konudur ancak günah vergileri için özel bir sorundur. Günah vergileri genellikle sorunun coğrafi olarak transferi ile sonuçlanır ancak sorunu çözmemektedir. Günah vergileri kişilerin ticaretlerini gayri resmi sektörlere yönelttiği için, devlet gelirinin azalmasına yol açar (Sirico, 1995:4). 

• Günah vergileri optimum vergileme ilkeleri açısından ele alındığında Ramsey’in Ters Esneklik Kuralı günah vergileri konusunda başarısız olmaktadır. Ramsey kuralı, tüketicilerin fiyat değişimlerine nispeten az tepki verdikleri alkol-tütün gibi mallara yüksek oranlarda uygulanacak vergileri haklı göstermektedir. Ramsey Kuralı, tüketim mallarının sahip oldukları talep elastikiyetleri ile ters orantılı vergilenmesini savunmaktadır (Alm, 1996:119) ancak politik maliyetleri dikkate almamıştır (Shughart, 1997:17). Farklı şekilde uygulanan oranların, çıkar gruplarının politik güçlerine göre belirlendiğinin ve politik sistemin bir ürünü olduğunu kavrayamamıştır. 

Vergi oranlarının belirlenmesinde politik güç, Ramsey yasasından daha belirleyicidir4. Diğer taraftan politik süreç sonunda farklı oranların belirlenmesi, politik maliyetlere de yol açmaktadır. 

Yüksek vergi ödemek istemeyen gruplar politik sürece girmek ve bu yasaların meydana gelmesini engellemek ya da yasalaşanları iptal etmek için politik maliyetleri ödemeye razı olurlar (Holcombe, 1998:362). 

5. GÜNAH VERGİLERİNİN ZARARLI ALIŞKANLIKLARI ÖNLEMEDE Kİ ETKİNLİĞİ 

Günah vergisini savunan kesimler, sözkonusu vergileri kullanılarak toplumda belirli tüketim ve davranış kalıpları vergilendirilmek suretiyle, negative dışsallıklara yol açan zararlı alışkanlıkların etkileri ile mücadele edilmeye çalışıldığını ileri sürmekte ve günah vergilerini desteklemektedirler. 

Ancak yapılan çalışmalar, günah vergilerinin zararlı alışkanlıkları önlemede ki etkisinin sınırlı düzeyde olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu başlık altında günah vergisi uygulamalarının zararlı alışkanlıkları gidermede ki etkinliği ve ortaya çıkardığı sonuçlar ele alınacaktır. 

Toplum, yaşamın ilk yıllarından itibaren kişilerin kararları ve davranış kalıpları üzerinde büyük etkiye sahip olmuştur. Paternalist amaçlarla devletler günah vergilerini uygulamakta ve yüksek oranlı günah vergileri ile zararlı davranışları caydırılmaya çalışmaktadır. Günah vergilerinin zararlı alışkanlıkları engelleme üzerinde ki etkisi incelenirken, günahın kendi başına zararlı olup olmadığı 
değil, günahtan vazgeçirme üzerine yoğunlaşmak gerekmektedir. Alkol, uyuşturucuyu zarar verici şekilde kullanmak ve akciğer hastalığına yakalanmak ahlaki bir hak değildir (Sirico, 1995:11-13). 

Günah vergisine karşı olmak ile ahlaki göreceliği karıştırmamaya dikkat edilmelidir. Paternalist müdahaleleri savunan kesimler, devletin sübvansiyon, vergi, kısıtlamalar ile kendi tercihlerimize göre daha mutlu edeceğini savunurlar. Buradaki asıl soru şu olmalıdır; politikacıları ve bürokratları, ahlaki olarak belirsiz olan bir alanda günahları cezalandırma ile görevlendirmeyi ister miyiz? Ya da bu görev topluma, aileye ya da geleneklere bırakılmalı mıdır? Devlet memurları insanlara yardım edecek bilgilerden yoksundurlar (Whitman, 2006:14). Birçok birey ise nelerin, kendilerinin en iyi çıkarlarına olduklarını devleti yönetenlerden daha iyi bilirler ve en uygun çözüm üretirler5. 

Davranışlarında ve tüketimlerinde optimali ya da hemen hemen optimalliği seçen birçok bireyin yeteneklerini sınırlamaktan kaçınmak gerekmektedir. Zararlı alışkanlıklardan vazgeçirmede paternalist yaklaşımların, kişisel çözümlerden daha iyi sonuç üretmediği bir gerçektir. Hayek’e göre bizim ahlaki hayatımızı idare etmesi için tüm kuralları devletin belirlemesi için bir neden yoktur. Devlet kurumları erdemli ve erdemsiz davranışları belirlemek için gerekli önemli bilgilerden yoksundur ve toplumun sahip olduğu ve kullandıklarından daha az hüküm alanına sahiptir. Paternalist amaçlarla, hem ahlaki hem de ekonomik bakış açısından zararlı alışkanlıklarla mücadelede bir politik araç olarak günah vergilerini savunmak doğru değildir (Sirico, 1995:15). 

Günah vergilerinin zararlı alışkanlıklar üzerinde ki caydırıcı etkisi sınırlı düzeydedir. Çünkü birçok durumda günah vergisi, negatif dışsalllık yaratan sorunlu faaliyetleri (sarhoş araba kullanma, şiddet ve suç) hedef almamaktadır. Örneğin alkol kullanımı ile ilgili temel sorun, ne kadar tüketildiğinden çok nasıl tüketildiğidir. Uzun süreli içme, sarhoşluğa, kazalara, ekonomik, sosyal ve sağlık sorunlarına yol açar. Ilımlı içme ise bunlara yol açmaz. Alkol üzerinden alınan yüksek vergiler, dışsallığa yol açmayan ılımlı içicilere zarar vermektedir. Bu malların tüketiminden kaynaklanan sosyal maliyetler koşullara göre değişmesine karşılık, günah vergileri alkol ve sigara ile ilgili problemler arasında ayrıma gitmemektedir (Thornton, 2003:15). 

Günah vergileri, zararlı alışkanlıklara yol açan maddelerin tüketimini kısma konusunda etkin değildir. Günah vergisi artışının, tütün ve alkol tüketimi ile ilgili negatif dışsallıklar üzerinde ters ve beklenmedik etkilere yol açar ve sosyal refah olumsuz etkilenir. Devlet bu tür mallara yüksek maliyetler yüklediği zaman, sözkonusu malların talep esnekliği sert olduğundan, bu vergilerin tüketim üzerinde büyük bir etkiye sahip olacağı söylenemez. Bu tür vergi uygulamaları tüketicileri, isteklerini ikame edebilecekleri başka mallara yöneltecektir ve toplum açısından daha olumsuz sonuçların doğmasına yol açacaktır. Bireyler tüketim miktarını sürdürmek ve alışkanlıklarını tatmin etmek amacıyla, kaliteli ürünleri ucuz ve kalitesiz mallar ile ikame ederek tepkisini gösterebilir (Black-Mohamed, 2006:136). İnsanlar sıçramak için daha çok enerjiye (more bang for the buck) sahip olmaya çalışırlar (Sirico, 1995:7). Eğer sigara yüksek oranda vergilenirse, bazı tüketiciler daha yüksek nikotin içeren, filtresiz düşük kaliteli sigara6 kullanmaya yönelirler. 

Günah vergileri, sigarada bulunan katran ve nikotin oranlarını artırmaya yönelik etki yapmaktadır (Thornton, 1991:95). Eğer alkole yüksek vergi konulur ise düşük alkol oranı içeren içkiler yerine, daha yüksek alkol oranı içeren sert ve düşük kaliteli içkiler tercih edilir. Düşük kaliteli günah malların tüketimi ise sağlık sorunlarının ortaya çıkmasına yol açmaktadır ve sonuçta tüketici refahı  azalmaktadır (Gant-Ekelund, 1997:253). 

Günah vergisinin yüksek oranlarda uygulanması kaçakçılığının artmasına ve verginin, zararlı sayılan ürünlerin tüketimini kısıtlayıcı etkisinin sınırlı düzeyde kalmasına yol açmaktadır. 
Kaçakçılığın artması sonucunda devletin vergi gelirleri düşmektedir. Kanada hükümetinin 1980’li yıllarda sigara üzerinden aldığı vergide yaptığı aşırı artışın yol açtığı kaçakçılık ve vergi gelirlerinde yaşanan azalma örnek olarak verilebilir. Kanada hükümeti sigara üzerinden alınan vergiyi, paket başına 46 sent’den 3,27 dolara yükseltmiştir (Ekelund-Thornton, 1993:1). Yüksek vergi oranları, toplumda büyük çapta kanunsuzluğa yol açmıştır. Sigara, sınırlardan daha ucuz fiyatlarla sokulmaya başlanmış ve yeraltı ekonomisi kaçınılmaz hale gelmiştir. Karaborsada sigara, piyasa fiyatının yaklaşık yarı fiyatına satılmaya başlanmıştır. Kanunlar karşısında büyük riskler almaya gönüllü olan kaçakçılar büyük kazançlar elde ederken, günah olarak sayılan malları kullanan iyi niyetli kullanıcılar, bu mallara yüksek fiyatlar ödemişlerdir. Sonunda Kanada hükümeti sigara vergisini yarıya indirmek zorunda kalmıştır (Sirico, 1995:8). Devletin vergilerle yaptığı müdahaleler sorunu çözmemiştir7. 

Günah vergisinden elde edilen gelir ile negatif dışsallıkların yol açtığı sosyal zararları finanse edilmesi, günah vergilerini destekleyen kesim tarafından savunulmaktadır. Bazı vergi gelirlerinin tahsis edilmesi (earmarked) ya da ipotek edilmesi (hypothecated) yeni bir uygulama değildir ancak sağlığın ve çevrenin finansmanı için kullanımına olan ilgi artmıştır. 1980 sonrasında günah vergileri birçok gelişmiş ülkede tütün ve alkol kullanımının kontrolü ya da genel sağlık faaliyetlerinin desteklenmesi için tahsis edilmektedir (Plá-Jones, 2003:125). WHO ısrarla hastalıkların kontrolü ya da genel sağlık faaliyetlerinin desteklen mesi için günah vergilerinin tahsis edilmesini önermektedir8. 1999 yılında İngiltere hükümeti tütün vergi gelirini, sigarayla ilgili hastalıkların tedavisine ayırmaya karar vermiştir. 2002 yılında İspanya, belirli hidrokarbon kullanımı üzerine bir perakende vergi koymuş ve gelirini sağlık ve çevreyle ilgili kamu  harcamalarına tahsis etmiştir. Kaliforniya Eyaleti’nde sigara vergisinin %25’i, sigara karşıtı eğitim ve sigarayla ilgili araştırmalara tahsis edilmiştir. Yeni Zellanda’da alkol üzerinden alınan vergi, alkol kullanımının yol açtığı zararı azaltma ve eğitim ve araştırma hizmetlerine tahsis edilmiştir (WHO, 2006:4). 

Günümüzde alkol, tütün gibi ürünler üzerinden yüksek oranlarda vergi alınması uygulamaları, vergilenmesi, kullanıcı ücreti ya da tüketimden kaynaklanan negatif dışsallıkları düzeltme aracı olarak gösterilerek haklı çıkarılmaya çalışılmaktadır. Ancak ekonomik sonuçları açısından temelde yanlış iddialardır. Kullanıcı ücreti ve düzeltici vergiler terimleri, geliri artırmak için uygun ve basit 
bahanelerdir. Zararlı alışkanlıklarla mücadele amacıyla günah vergilerinin belirli sosyal programların finansmanına tahsis edilmesi yeterli ve uygun bir yöntem değildir. Normatif amaç, bu malları vergilemenin gerçek nedeni değildir. Günah vergilerinin artırılmasının yarattığı sakıncalar gözönüne alındığında, sosyal programları desteklemek için günah vergilerin tahsis edilmesini savunmak yanlış olacaktır (Plá-Jones, 2003:123). Aslında hükümetler, dışsallık maliyetlerini etkin olarak düzeltmeye çalışmamaktadır. Hükümetin amacı daha çok kendi çıkarıdır 
ve ileriyi göremez. Politikacılar, seçim bölgelerinde verdikleri vaatleri yerine getirmek için en az marjinal politik maliyetli gelir kaynağı aramakta ve geniş tabanlı vergiler yerine, günah vergilerini tercih etmektedirler (Shughart, 1997:25). Politikacıların, günah vergilerini artıracağını vaad eden programlar hazırlayarak oy toplamaya çalışması halinde, günah vergisi oranları aşırı düzeyde yükselecek ve yukarıda değinilen olumsuzlukların artmasına neden olacaktır. Ayrıca sosyal programların finansmanında sadece günah vergilerinin kullanılması halinde, vergi tabanı dar olacağı için yeterli kaynak sağlanamaz. Bu mallar azınlık tarafından kullanılır ancak sağlık hizmeti herkese sunulur. Tahsis edilen vergiler, esnekliğin yitirilmesine yol açabilir (Holcombe, 2006:221). Sağlık hizmetlerinin finansmanı mümkün olduğunca geniş tabanlı vergileme ile yapılmalıdır (Plá-Jones, 2003:132). 

Günah vergilerinin zararlı alışkanlıkları önlemede sınırlı etkisinin olması, devletleri vergi politikası dışında başka araçlara da başvurmaya yöneltmiştir. Bireylere zarar veren maddelerin reklâm ve promosyonu yasaklama ( yüksek gelirli ülkelerde talebi %7 azaltmıştır), medya aracılığı ile alkol ve sigara zararlarını anlatan bilgiler yayınlamak,sigarayı okul, çalışma yerleri ve kamu 
alanlarında yasaklayıcı politikalar,sigarayı bırakmak isteyenler için nikotin yerine kullanılacak maddelere ulaşımı kolaylaştırma ve diğer terapi yöntemlerini yaygınlaştırma bunlardan birkaçıdır ve zararlı alışkanlıklar ile mücedelede önemli katkı yapmışlardır (Jha-Beyer-Heler, 1999:48). 

6. SONUÇ 

Bağımlılık yaratan ve negatif dışsallıklara yol açan sigara, alkol tüketimi, piyango, kumar ve benzeri falliyetlerden günah vergilerinin alınması yaygın bir uygulamadır. Günah vergileri, ilk uygulandığı dönemlerde dini temellere göre alınmaktaydı. Ancak, savaşlar, iç isyanlar ve kamu harcamalarına olan talebin artış göstermesi, devletlerin artan şekilde gelire ihtiyaç duymaya başlamasına neden olmuş ve mali nedenlerle yönetimlerin günah vergilerine olan talebi artırmıştır. 

Son yıllarda ise günah vergisinin kapsamı ve oranları artış göstermiştir. 

Politik ortamın vergi artışlarına müsait olmadığı dönemlerde, popüler program devreye girmekte ve günah vergilerini arttırma eğilimi ortaya çıkmaktadır. Ekonomik ve sosyal nedenlerle yeni günah vergilerinin konulmasına ve mevcut günah vergisi oranlarının yüksek düzeyde artırılmasına karşı koymak gerekmektedir. Günah vergilerinin arttırılmasını savunanların ulaşmak istedikleri 
amaç ile elde ettikleri sonuçlar genellikle birbiriyle çelişmektedir. Günah vergileri genellikle, yolsuzluk ve suça neden olan yeraltı piyasasının oluşmasına yol açmaktadır. Bunun sonucunda Amerika’da “Viski İsyanı”’nda olduğu gibi, kanunlara saygısızlığı artırmaktadır. 
Kişiler ticari faaliyetlerini vergi nedeniyle gayri resmi sektörlere yönelttiği için, günah vergileri nedeniyle vergi geliri artmaktan çok azalma gösterebilmektedir. Ayrıca günah vergileri, vergilenen ürünün kalitesini azaltarak, kişilerin alışkanlıklarını aynı fiyatlarla potansiyel olarak daha zararlı mallar ile (filtresiz ya da daha yüksek katranlı sigara, düşük kaliteli alkol tüketimi vb.) gidermelerine yol açmakta ve sosyal refah olumsuz etkilenmektedir. 

Alkol ve sigara bağımlılığının düşük gelir gruplarında daha yüksek düzeyde olması, bu negatif etkiyi artırmaktadır. Diğer taraftan günah vergileri, politikacılar için de ahlaki bir risk oluşturmaktadır. Bir taraftan gelir kaynağı olarak bu alışkanlıkların devamına bel bağlayan devlet, diğer taraftan bu faaliyetleri engellemeye çalıştığını iddia ederek çok alışılmamış ve çelişkili bir duruma düşmektedir. Politikacılar, arzu edilmeyen davranışları engellemek ile gelirleri arttırmak için alışkanlıkları teşvik etme amaçları arasında tereddütte kalmaktadırlar. 

Günah vergileri, zararlı alışkanlıkları önlemede yetersiz kalmaktadır. İstenmeyen sosyal ve ekonomik sonuçlara yol açmaktadır. Bu nedenle zararlı alışkanlıklar ile mücadelede devletin günah vergileri dışında başka yöntemlere de başvurmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Günah vergileri çözümün değil sorunun bir parçası olmuştur. İfade edilen tüm bu nedenlerden dolayı, yönetimlerin günah vergilerinin kapsamını genişletmeye çalışmasına karşı direnilmesi gerekmektedir. 

DİPNOTLAR;

1 Vergileme bağlamında “Günah”, popüler ancak yanıltıcı ve hileli bir kavramdır. Ekonomik bakış açısıyla günah kavramı, kişisel olarak zararlı ve bağımlılık yaratan maddeler ile başkasına negatif etkisi olan toplanan hükümet gelirleri, aşağıdaki özellikleri sergiler ise günah vergisi olarak tanımlanabilir (Thornton, 2003:12). faaliyetlerdir. Günahın dini tarifi burada bize yardımcı olmaz çünkü dini açıdan günah, kaçınılmalı ya da yok edilmelidir ve vergilemeye açıkça izin vermez. 

2 New Deal, Roosevelt’in ABD ekonomisini büyük bunalımdan kurtarmak için 1933–1937 arası uyguladığı ekonomik, siyasi, sosyal önlemlerin tümüdür.

3 Sigaranın yoksullar arasında daha yaygın olması birkaç nedene dayanmaktadır. Bunlardan ilki yoksulların ve az eğitimli kişilerin sigaranin yol açtığı risklerin farkında olmamasıdır. Ayrıca yoksul kesim stresi engellemek için, tedavi araçlarının yokluğu nedeniyle, düzenleyici bir tedavi yöntemi olarak sigarayı kullanmaktadır. 
Son olarak sigara kullanımı, kişinin kendini ödüllendirme yöntemi olarak görülmektedir (Bobak ve diğerleri, 2000:56-57). 

4 Örneğin Kuzey Carolina’da bir paket sigaradan %5 oranında vergi alınırken, Oklohoma’da insanlar aynı gelir ve kişi başına aynı tüketim harcamalarına sahip 
olmasına karşılık, %23 vergi uygulanır. Vergi oranları arasındaki farklılık, politik tercihlerin farklılığından kaynaklanmaktadır (Holcombe, 1998:363). 

5 Alkol ve ilaç bağımlılığı ile mücadelede ebeveynlerin çocuklarına olan sorumluluğunun, okul ve devletten daha fazla sorunları çözdüğü konusunda hemfikir vardır (Thornton, 2003:18). 

6 Sahte sigara üretiminde, genellikle bozulmaya yüz tutan ve küflenmiş tütünlerin kullanıldığı ifade edilmektedir (KOM, 2005:98). 

7 Türkiye’de tütün mamullerinin bünyesindeki vergi oranlarının yüksekliği dolayı tüketici, piyasalardaki kaçak ve sahte ürünlere yönelmektedir. 
Türkiye’de son yıllarda ülke nüfusunda meydana gelen artışa paralel olarak resmi sigara tüketiminde artış olmamış, hatta %5-6 oranında düşüş kaydedilmiştir. 
Bu düşüşteki temel nedenlerden birisi, Türkiye’ye yasadışı yollardan giren kaçak ve sahte tütün mamulleridir. Kaçak ve sahte sigara tüketimi göz önüne alındığında, tüketimde herhangi bir azalma olmadığı tahmin edilmektedir. Bu miktarın sigarada yıllık tüketim miktarının %10–15 civarında olduğu ve bu yolla devletin vergi kaybının ise yaklaşık 750 milyon ABD Doları civarında gerçekleştiği tahmin edilmektedir (DPT, 2007:169). 

8 2002 Mayıs ayında 56. Dünya Sağlık Kongresinde kabul edilen ve 2006 Ocak ayında 147 devlet tarafından onaylanan WHO Tütün Kontrol Çerçeve Anlaşması’nda vergi tahsisi konusuna değinilmiş ve günah vergilerinin bir kısmının kamu hizmetlerine tahsis edilerek, yüksek vergi nedeniyle oluşan refah kaybının azaltılması yönünde tavsiyede bulunulmuştur (WHO, 2006:3). 

KAYNAKLAR; 

Alm, James. “What is an Optimal Tax System?”, National Tax Journal. 49:1, March. 1996, 117- 133. 
Black, Pa & Ai Mohamed. “Sin Taxes And Poor Households: Unanticipated Effects”, South African Journal of Economics. 74:1, March 2006, 131-136. 
Bobak Martin, Prabhat Jha, Son Nguyen, and Martin Jarvis, “Poverty and Smoking”, in: Prabhat Jha and Frank Chaloupka, (Ed), Tobacco Control in 
Developing Countries. Oxford University Press, Oxford, 2000, 41-62. 
Charles, John A (2002). “Repent from sin taxes”, Cascade Policy Institute. No. 2002-07, 
www.cascadepolicy.org/pdf/fiscal/2002_07.pdf, [İndirme Tarihi: 14.05.2008] 
Devlet Planlama Teşkilatı, Dokuzuncu Kalkınma Planı İçki, Tütün ve Tütün Ürünleri Sanayii Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Ankara 2007, 
http://ekutup.dpt.gov.tr/imalatsa/tutun/oik677.pdf [İndirme Tarihi: 13.05.2008] 
Edizdoğan, Nihat, Teoride ve Uygulamada Özel Tüketim Vergileri. Bursa Üniversitesi Basım Evi, Bursa, 1981. 
Ekelund, Robert & Mark Thornton (1993). “Punitive Taxes on Cigarettes Are Both Ineffective, Unfair”, Atlanta Journal. May 19, 
http://tobaccodocuments.org/ti/TIMN0187424.html, [İndirme Tarihi: 15.05.2009 ] 
Gant Paula A., Robert B. Ekelund. “Excise Taxes, Social Costs, and the Consumption of Wine” in: William F. Shughart II, (Ed), Taxing Choice: 
The Predatory Politics of Fiscal Discrimination, New Brunswick, N.J.: Transaction Publishers, 1997, 247-269. 
Heaton Herbert, Avrupa İktisat Tarihi. Çev: M. Ali Kılıçbay ve Osman Aydoğuş, Paragraf Yayınevi, 1.Baskı, Ankara, 2005. 
Hyman, David N, Public Finance: A Contemporary Application of Theory to Policy. Fort Worth :Dryden Press,1999. 
Holcombe Randall G. “Tax Policy from Public Choice Perspective”, National Tax Journal. Vol 51 No:2, June 1998, 359-371. 
Holcombe Randall G, Public Sector Economics: The Role of Government in the American Economy. 1.baskı, Prentice Hall, ABD, 2006 
Jha Prabhat, Joy de Beyer, and Peter S. Heler. “Death and Taxes:Economics of Tobacco Control”, Finance & Development. 36: 4, December 1999, 46-50. 
http://www.imf.org/external/pubs/ft/fandd/1999/12/jha.htm, [İndirme Tarihi: 20. 05. 2009] 
Lewis, Stephen, Taxation for Development: Principles and Applications. New York: Oxford. University Press, 1984. 
Lorenzi, Peter. “Sin Taxes”, Society. 41:3, March 2004, 59-65. Mitchell Chester Nelson, Drug Solution: Regulating Drugs According to Principles of Efficiency. 
Carleton University Press,1990. 
Musgrave, Richard A. ve Peggy B. Musgrave, Public Finance in Theory And Practice. 4th Edition, 
McGraw-Hill, New York, 1984. 
North, Gary. “Puritan Economic Experiments”, Tyler, Texas, Institute for Christian Economics. 1988, 41-61. 
Öner, Erdoğan, Mali Olaylar ve Düzenlemeler Işığında Osmanlı İmparatorluğu ve Cumhuriyet Döneminde Mali İdare. Maliye Bakanlığı APK Yayını, Ankara, 2001. 
Pechman, J.A., B.Okner, Who Bears the Tax Burden?. Washington, DC: Brookings Institution; 1974. 
Plá Nuria Badenes-Andrew M. Jones. “Addictive Goods and Taxes: A Survey From an Economic 
Perspective”, Revista De Economía Pública. 167:4, December 2003, 123-153. Sirico, Robert. “The Sin Tax: Economic and Moral Considerations”, The Action Institute. Occasional Paper No.5, 1 January 1995. 
http://www.acton.org/publications/occasionalpapers/publicat_occasionalpapers_sintax.php,  [İndirme Tarihi: 12.09.2006] 
Shughart, William F II. “The Economics of the Nanny State”, in: William F. Shughart II, (Ed), 
Taxing Choice: The Predatory Politics of Fiscal Discrimination. New Brunswick, NJ: Transaction Publishers, 1997, ss. 13-29. 
T.C. İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı (KOM) 2005 Yılı Faaliyet Raporu(2005), 
http://www.kom.gov.tr/Tr/KonuDetay.asp?BKey=61&KKey=157, [İndirme Tarihi: 11.05.2006] 
Thornton, Mark (2003). “Harm Reduction and Sin Taxes: Why Gary Becker is Wrong”, Mises 
Institute Working Papers. 9/23/2003,www.mises.org/journals/scholar/Thornton9.pdf, [İndirme Tarihi: 10.02.2009] 
Thornton, Mark, The Economics of Prohibition. Salt Lake City: University of Utah Pres, 1991. Yelvington Brenda. “Excise Taxes in Historical Perspective" in: 
William F. Shughart II, (Ed), 
Taxing Choice: The Predatory Politics of Fiscal Discrimination. New Brunswick, N.J.: 
Transaction Publishers, 1997, ss. 31-56. 
Waisanen, Bert. “Taxing Behavior”, State Legislatures. 30:6, Jun 2004, 30-31. 
Whitman Glen. “Against the New Paternalism Internalities and the Economics of Self-Control”, Policy Analysis. CATO Enstitute, No. 563, February 22, 2006, 
http://www.cato.org/pubs/pas/pa563.pdf, [İndirme Tarihi: 18. 06. 2009] 
World Health Organization (2006), Health Promotion and Dedicated Taxes, Regional Strategy for Health Promotion. Follow-Up of The Sixth Global Conference. On Health Promotion, 
http://www.searo.who.int/LinkFiles/RC_Documents_SEA-RC-59-5-Inf.3_10.pdf, [İndirme Tarihi: 12. 06. 2009] 


***