24 Kasım 2010 Çarşamba

SEVR HARİTASI YENİDEN ÇİZİLDİ

SEVR HARİTASI YENİDEN ÇİZİLDİ

Bu Haritaya Bakalım.. Haberin İçeriğini Dikkate Alalım




Bu Haritaya Bakalım.. Haberin İçeriğini Dikkate Alalım



FÜZE KALKANIMI.. TOPRAK PAYLAŞIMIMI

İŞGAL...!!!!!!

FÜZE KALKAN SISTEMININ, BU BÖLGELERIMIZE KURULMASIYLA BIRLIKTE, ASKERIMIZ VE
TOPRAKLARIMIZ DÖRT BIR YANIMIZDAN SARILMIS DURUMDA OLACAK..

BU TEHLIKEDEN
KURTULABILIRIZ..O DA KONUNUN NE KADAR VAHIM OLDUGUNU KAVRAYARAK, FÜZE KALKAN
SISTEMININ ÜLKEMIZDE KURULMASINA ENGEL OLMAK..HAYATIMIZ PAHASINA BUNA ENGEL
OLMAK ZORUNDAYIZ..

DEGERLI DOSTLARIM, LÜTFEN BU TESPITLERIMIZI MÜMKÜN
OLDUGU KADAR PAYLASARAK HERKESE ULASTIRMAYA CALISALIM !!!
_________________________________________

ASIL HEDEF, GÜZEL ÜLKEMIZ TÜRKIYEMIZIN ISGALI, ASIL HEDEF GÜNEYDOGUYU, ANADOLUNUN BAGRINDAN KOPARMAK !!!


AYLARDIR SAYFAMIZDAN, SIZLERE ÜLKEMIZIN ICINDE BULUNDUGU SORUNLARDA, NEDENLI TEHLIKELI BOYUTLARA GELDIGIMIZI ANLATMAYA CALISTIK..

FAKAT BUGÜN GELINEN NOKTA, FÜZE KALKAN SISTEMININ AKP IKTIDARI TARAFINDAN KABUL EDILMESININ ARDINDAN ORTAYA CIKAN ISGAL TABLOSU !!

BU TEHLIKELI TABLOYU, SIZLERLE HARITA ÜZERINDEN PAYLASMAK ISTEDIM..HARITAYI TAMAMIYLE KENDI BILGISAYARIMIN BANA TEKNIK IMKÄN SUNDUGU KADARIYLA VE AMATÖRCE HAZIRLADIM..

SIZLERE, BU KONUYU AYLARCA YAZARAK ANLATMAYA CALISTIK..YETERLI DUYARLILIK MAALESEF GÖSTERILMEDI..GERCI SIZLERINDE KABAHATI YOK..CÜNKÜ, BASIN VE MEDYA KAFAMIZI KARISTIRMAK ICIN ELINDEN GELENI YAPTI...ISTE BU NEDENDEN DOLAYI, DURUMUMUZUN NE KADAR VAHIM OLDUGUNU COK DAHA IYI GÖREBILMEK ICIN, AMATÖRCE HAZIRLAMIS OLDUGUM HARITAYI SIZLERLE PAYLASIYORUM !!! LÜTFEN DIKKATLICE VE BÜYÜTEREK HARITAYI INCELEYIN !!

- DOGU SINIRIMIZDA, ABD KONTRÖLLÜ PKK BULUNMAKTA !!

- YUNAN SINIRIMIZA, AVRUPA BIRLIGI SILAHLI MUHAFIZLARI YERLESTIRILDI !!

- SON HABERLERLE EGE SULARI, YUNANLILARIN KONTROLÜNE VERILMEK ISTENMEKTE !!

- AKDENIZ´DE INGILIZ RUM VE ISRAIL NEDENIYLE RAHAT HAREKET EDEMIYORUZ !!

- HAL BÖYLEYKEN, KARADENIZ BÖLGEMIZE BÜYÜK BIR IHTIMALLE TRABZON´A VE GÜNEYDOGU ANADOLU BÖLGEMIZE YINE BÜYÜK IHTIMALLE DIYARBAKIR CEVRESINE, FÜZE KALKAN SISTEMI KURULMAK ISTENIYOR..

FÜZE KALKAN SISTEMININ KURULMASI DEMEK, TÜRK´ÜN INTIHAR ETMESI DEMEKTIR..

DOGU SNIRINDA BULUNAN ASKERIMIZ; ERMENISTAN, IRAK VE IRAN SINIRINDA BULUNAN ABD DESTEKLI PKK ILE DIYARBAKIR VE TRABZON´A KURULAN YINE ABD KONTROLLÜ FÜZE KALAKNI ARASINDA KALMAKTADIR..

SIZLERE, ÖZELLIKLE AMERIKAN DERGISINDE CIKAN VE BOP PROJESININ PARACALANMIS, ORTADOGU HARITASI ÜZERINDEN YAPTIM..BUNUN SEBEBI, ÖZELLIKLE TRABZON VE DIYARBAKIR SINIRINDA KURULMAK ISTENEN FÜZE KALKAN SISTEMININ, ASLINDA ANADOLUMUZUN BAGRINDAN KOPARILMAK ISTENEN DOGU BÖLGEMIZIN, ISGALI VE BU ISGALIN KORUNMASI AMACLI KONUSLANDIGININ GÖRÜLEBILMESI ICINDIR !!

TÜRKIYE´YI MAHVEDECEK, KANA BULAYACAK KORKUNC BIR PLAN !!

ÖNCE REFERANDUM SÜRECI VE SONUCLARI, DAHA SONRA DA KILICDAROGLU´NUN PKK YANLISI CALISMALARI, HALKIMIZ ARASINDA BÜYÜK BIR SASKINLIK YARATMISTI..MILLETIMIZ CARESIZ, NEYE VE KIME INANACAGINI SASIRMIS VAZIYETTEYDI..BIR DE LIDERLERIN, EKRANLARDA VE MEYDANLARDA, BIRBIRLERINE KARSI POLEMIK SALDIRILARDA BULUNMASI, ABD DESTEKLI AKP´YANDAS MEDYASI VE YINE ABD DESTEKLI AYDIN DOGAN MEDYASININ DA CIKARILAN BALON HABERLERLE UYUDUK, UYUTULDUK !!!

ÖNCE BÖLÜNDÜK, SONRA YÖNETILDIK VE SIMDI SIRA PARCALANMA DA !!

EVET !! GÖRÜNEN O KI DAHA SECIMLERE VARMADAN TÜRKIYEMIZ ISGAL EDILMEK ISTENIYOR !!

FÜZE KALKAN SISTEMININ, BU BÖLGELERIMIZE KURULMASIYLA BIRLIKTE, ASKERIMIZ VE TOPRAKLARIMIZ DÖRTBIR YANIMIZDAN SARILMIS DURUMDA OLACAK..

BU TEHLIKEDEN KURTULABILIRIZ..O DA KONUNUN NE KADAR VAHIM OLDUGUNU KAVRAYARAK, FÜZE KALKAN SISTEMININ ÜLKEMIZDE KURULMASINA ENGEL OLMAK..HAYATIMIZ PAHASINA BUNA ENGEL OLMAK ZORUNDAYIZ..

DEGERLI DOSTLARIM, LÜTFEN BU TESPITLERIMIZI MÜMKÜN OLDUGU KADAR PAYLASARAK HERKEZE ULASTIRMAYA CALISALIM !!!

SAYGILARIMLA
ARZU BOZKURT
İLKKURŞUN
http://www.idealimforum.com/beyin-jimnastigi/13269-serv-haritasi-yeniden-cizildi-bu-haritaya-bakalim.html#post25776
..

7 Kasım 2010 Pazar

Humeyni'yi seviyor ama İran dururken Kanada'ya iltica ediyor

Hak ve Eşitlik Partisi - İç Siyaset Bölüm 2

Hak ve Eşitlik Partisi - İç Siyaset Bölüm 1

Osman Pamukoğlu Konferansı Gençlerin Siyasetteki Önemi 7

Osman Pamukoğlu Konferansı _ Gençlerin Siyasetteki Önemi _ 6

Osman Pamukoğlu Konferansı _ Gençlerin Siyasetteki Önemi _ 5

Osman Pamukoğlu Konferansı _ Gençlerin Siyasetteki Önemi _ 4

Osman Pamukoğlu Konferansı _ Gençlerin Siyasetteki Önemi _ 3

Osman Pamukoğlu Konferansı _ Gençlerin Siyasetteki Önemi _ 2

Osman Pamukoğlu Konferansı _ Gençlerin Siyasetteki Önemi _ 1

6 Kasım 2010 Cumartesi

13 Eylül 2007 Polatlı Duatepe Jet Gösterisi-1

_ "Beyler Bu Vatan Size Neyledi" _ AHMET ŞAFAK.

Hak ve Eşitlik Partisi _ NEDEN KURULDU 2.

Hak ve Eşitlik Partisi _ NEDEN KURULDU 1

YENİ BİR ÖNDER le YOLA ÇIKMAK İSTERMİSİNİZ...

Osman Pamukoğlu CHP' Artık 3 Küme 6 Ok degil.flv

İÇ İŞLERİME KARIŞANIN CANINA OKURUM DİYEBİLECEKMİSİN...

DARBE- Levent Kırca Olacak O Kadar



Olacak O Kadar - Darbe

















Osman Pamukoğlu TERÖRLE MÜCADELE 2

Osman Pamukoğlu TERÖRLE MÜCADELE 1

TERÖR MÜCADELESİNDE TARİHE NOT DÜŞÜYORUZ ( 2 )

KILIÇDAROĞLU Haberi ve İLĞİNÇ YORUMLARI

HÜR İNSANLAR UYANINIZ.

MUAVENETGemimiz. Neden Vuruldu.flv

Kanlımı Olacak, KANSIZ mı OLACAK .. III

Kanlımı Olacak, KANSIZ mı OLACAK .. II

Kanlımı Olacak, KANSIZ mı OLACAK ..

KARANLIKTA YOL ALAN lar KARANLIKTA YOK OLACAKTIR.mp4

31 Temmuz 2010 Cumartesi

Neden Hayır.., Neden hayırlara vesile olur..

.


Neden Hayır.., Neden hayırlara vesile olur..





















Neden Hayır.., Neden hayırlara vesile olur..
Ben HAYIR Diyorum nedenmi.. 60 Tane neden tek tek okuyun ama okumadanda yorum yapmayınız..


1. Küresel sermayenin istediği yargı-yürütme organizasyonunu amaçladığı için,

2. Demokratik müzakereyle değil kapalı kapılar ardında hazırlandığı için,

3. Hukukun gereklerini değil sermayenin çıkarlarını gözettiği için,

4. Sivillik postunda o...toriterliği amaçladığı için,

5. Çoğulcu demokrasiyi değil, çoğunluk diktatörlüğünü yansıttığı için,

6. Evrensel ilkeleri değil özel çıkarları öne aldığı için,

7. 12 Eylül Anayasası’nın öz çocuğu olduğu için,

8. 24 Ocak kararları kutsanarak 12 Eylül Darbesiyle hesaplaşılamayacağı için,

9. Statüko yıkılıyor haykırışlarıyla piyasanın ortodoksluğu örgütlendiği için,

10. Halkın gerçek değişim taleplerini boğmak için geliştirilen statükocu bir değişim programı olduğu için,

11. Yürütmeye denetlenemeyecek bir güç verdiği, toplumu değil devleti güçlendirdiği için,

12. Kadın, çocuk ve engelli haklarına ilişkin zaten yürürlükte olan uluslararası mevzuat reform diye yutturulduğu için,

13. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin zaten yürürlükte olan uluslararası mevzuat ile yerleşmiş mahkeme içtihatları reform diye sunulduğu için,

14. Öncelikle vergi borçlularının yurt dışına çıkma hürriyeti gözetildiği için,

15. Sadece sendikaların aidat gelirlerini artırmaya yarayan düzenleme reform olarak sunulduğu için,

16. Sendikaların üyeleri adına yargı mercilerine başvurmalarının anayasal dayanağı kaldırıldığı için,

17. Kamu emekçilerinin grev hakkı mevcut düzenlemenin aksine engellendiği için,

18. Toplu görüşme toplu sözleşme diye yutturulduğu için,

19. Toplu görüşmede uyuşmazlık çıkması durumunda son karar merciinin kararlarına karşı yargı yolu kapatıldığı için,

20. Grevde oluşan zararlardan sorumluluk sendikalardan alınıp işçinin sırtına yüklendiği için,

21. Emekçilerin kendi mücadelesiyle kaldırdığı grev yasakları yeni kaldırılıyormuş gibi sunulduğu için,

22. Emekçilerin hakları göz ardı edilip, onları denetim altında tutacak sendika bürokrasisi tavlanmaya çalışıldığı için,

23. Kamu denetçiliğini talep edenlerin karşısına işlevsizliği ve tarafgirliği anayasal güvenceye bağlanmış bir kamu denetçisi çıkarıldığı için,

24. Kanunlarda zaten var olan mahkemelerin yerindelik denetimi yapamayacağına ilişkin hükmün anayasaya konulup, özelleştirme, deregülasyon ve kamu harcamalarının kısıtlanmasına ilişkin düzenlemeler yargı denetiminden çıkarılmak istendiği için,

25. Orman arazilerinin, kıyıların, akarsuların satılması ve kiralanmasına, iş güvencesi ve kıdem tazminatının kaldırılmasına ilişkin düzenlemeler bu paketin kabulünü beklediği için,

26. Özel yetkili mahkemeler hukuku katlederken askeri mahkemelerin yetkilerinin azaltılmasına reform dendiği için,

27. Anayasa Mahkemesi üyelerinin çoğunluğunu belirleyebilme ayrıcalığı yürütmeye verildiği için,

28. Anayasa Mahkemesinde hukukçu bile olmayanların çoğunluğa ulaşması öngörüldüğü için,

29. YÖK’ün kaldırılması büyük çoğunluğun talebi iken Anayasa Mahkemesine gönderdiği üyeler artırılarak güçlendirildiği için,

30. Sayıştay bir mahkeme bile değilken Anayasa Mahkemesine gönderdiği üyeler artırıldığı için,

31. “Anayasa şikayeti yolu” talep edenlerin karşısına işlevsizliği anayasal güvenceye bağlanmış bir “anayasa şikayeti yolu” çıkarıldığı için,

32. “Anayasa şikayeti yolu”, insanların haklarına kavuşması amacıyla değil, davalarının sürüncemede kalması ve devletin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde mahkum olmaması amacıyla getirildiği için,

33. Bir yandan “askeri vesayet” denilip Genelkurmay Başkanı, Kuvvet Komutanları ve Jandarma Genel Komutanı’na Yüce Divan ayrıcalığı tanındığı için,

34. HSYK’da Adalet Bakanının yetkileri artırıldığı için,

35. Karar yetkisi idareye verilip, hakimler ve savcılar temsil ile avutulduğu için,

36. Adalet Bakanlığı Müsteşarının HSYK’yı bloke etme ayrıcalığı kıskançlıkla korunduğu için,

37. Terör ve güvenlik konsepti Adalet Bakanlığı Müsteşarı aracılığıyla HSYK’ya, hakim ve savcılara dayatıldığı için,

38. Yargı bağımsızlığı olmadan hak ve özgürlükler korunamayacağı için,

39. “Hakimlerin İktidarı” var denilip “İktidarın Hakimleri” ihya edildiği için,

40. Özgürlük getirmeyip sadece özgürlüksüzlüğün uygulayıcıları değiştirilmek istendiği için,

41. Hayır diyenler Ergenekoncu ilan edildiği için.42. ŞEHİDE KELLE, CANİYE SAYIN, EŞKİYAYA ABİ DİYENLERE HAYIR !

43. ÇÜRÜMEYE, ÇÖZÜLMEYE, ÇARESİZLİĞE HAYIR !

44. Bu Anayasa değişikliği paketi, Türk Devleti’ne ve Türk Milleti’ne bir tuzaktır.

45. Anayasa’daki Türk kelimesinden rahatsız olanlar, değiştirilmez maddelere karşı olanlar, etnik kimliğe dayalı federal bir devlet özlemi çekenlere uygun hazırlandıgı için

46. Büyük Ortadoğu projesinin sınırları yeniden düzenleme projesinde görevli olanların kötü niyeti ürünü oldugu için..,

47.İktidarların, yüksek yargıyı kontrol altına alma girişimi tehlikeli ve korkutucudur.bunun için..,

48. Banu Avar, “Batı’da eller havada! Neyi oyladığımızı en ince detayına kadar bilenler var” dedi.Dış güçlerin onayıyla servi geri getirme planı oldugu için..,

49.“Türkiye’nin artık Türkiye olmayacağı '' bir Anayasa degişikliği olduğu için..,

50. ’'Devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğünü korumanın, Türk ulusunun bağımsızlığını korumanın, devletin amaç ve görevleri arasından çıkarılması’teklifini '' getirdiği için..,

51., ’' Ulus devletten şehir devletçiklerine, eyalet sistemine geçişin önünde hiçbir anayasal engel kalmamalı’', Tezine Hizmet ettiği için..,

52. '' Türk Yurttaşlığı Kavramı '' nı Kaldırdığı için..,

53. Henri Barkey de o dönem, ’'Demokratik açılım, bu Anayasa değişmeden yapılamaz’' demişti. Demek ki Anayasal değişikliklerin en önemli yanı şu malum ’Kürt meselesi’dir.” oldugu için..,

54. Banu Avar şunları kaydetti: “Ana hedef bellidir. Türkiye soğuk suya atılacak kurbağadır. Altına ateş yakılacak su ağır ağır ısınacak, kurbağa rehavet içinde öbür dünyayı boylayacak. Batının dayatmaları 100 yıldır aynı.bu düşünceye hizmet ettiği için..,

55. ( ’'Bir Kürdistan kurulmalı. Petrol coğrafyasına oturtulmalı! Türkiye fazla büyük, parçalanmalı! Bu coğrafyada Türk kalmamalı!’’Bu topraklarda yaşayanların hepsi Ermeni, Kürt, Çerkez, Pontus, Süryani Alevi olduğunu anlamalı!’' ) Batı düşüncesindeki bu Fikre hizmet ettiği için..,

56. ABD’nin derin devlet sözcülerine kadar herkesin elleri havada. Financial Times’dan Delphin Strauss,’'Geri kalan anayasa değişiklikleri de yavaş yavaş gündeme gelecek’diyor.'' Bunun için..,

57. Pek çok kişi bu anayasayı 'AKP'yle tamam mı devam mı' diye oylayacak... Biraz daha bilgi sahibi olanlar ise 'AKP yargıyı ele geçirsin mi geçirmesin mi' diye oy verecek.Bu tehlikenin farkında olduğumuz için..,

58. ( Cumhuriyet düzenine karşı olduğunu ve kendi diktasını daha rahat oluşturması için zemin hazırlamak.., Bu amaçlarını örtmek için ise araya bazı kesimleri memnun edecek maddeler de sunmuş ve tek tek oylansın önerilerine karşı cıkmaları.., Amaçlarının kötü olduğunu bir kez daha göstererek tek paket halinde oylamaya sunmuşlardır.) Bunun için..,


59. ( 12 Eylül darbecilerine yargılama yolunun açılması sadece semboliktir. Çünkü 12 Eylül 1980’nin üzerinden 30 yıl geçmiştir ve dava zamanaşımına uğramıştır. Üstelik hukukta, çıkan yasa aleyhte ise geçmişe yürümemektedir. yani bu anayasa teklifine koyulan madde saçmalıktan öte değil göz boyamak içindir. Kanmayın bu oyunlara!!! .. ) Halkı Kandırdıgı için..,

60. ( Bu yalancı zihniyete 2010 yılı nisan ayında, 12 Eylül darbecilerinin zamanaşımı olmaksızın yargılanması için TBMM’ye bir öneri sunulmuştur ama bu öneriyi AKP uygun bulmayarak reddetmiş ve darbecilere yargılama yolu AKP eli ile engellenmiştir.) Bu degişiklik..,İleride kendileri içinde kullanılabilir endişesi taşıdıkları için..Reddetmişlerdir..

Bu Saydıgımız 60 Nedenden dolayı ..

Referandumda Anayasa degişiklik Paketine HAYIR Diyorum..

HAYIR'lısı Olsun..

..

8 Temmuz 2010 Perşembe

AKP iktidarında ne kadar şehit verdik?

AKP iktidarında ne kadar şehit verdik?








AKP iktidarında ne kadar şehit verdik?19 Haziran 2010 Cumartesi 16:27 AKP Adana Milletvekili Mir Dengir Mehmet Fırat, terör saldırılarının "Demokratik açılımı" baltalamak isteyenler tarafından yapıldığını savundu. Aynı Fırat, 2009 yılında "Açılım başladı çatışma bitti" demişti!İŞTE AKP DÖNEMİNDE TERÖR BİLANÇOSUAKP iktidarının “demokratik açılım” adını verdiği Kürt açılımı, bölücü terör örgütü PKK’ya bugüne kadar hiç olmadığı ölçüde cesaret verdi. AKP’nin Kürt açılımı söylemini ortaya attığı tarihten bu yana verdiğimiz şehit sayısı 128 oldu. Bu rakam, demokratik açılımın "fiilen" uygulandığı son 4 ayı kapsıyor. Aynı dönemde, güvenlik güçlerimiz tarafından öldürülen terörist sayısı ise 159.AKP’nin iktidara geldiği dönemden itibaren, terör saldırıları da, bu saldırılara kurban verdiğimiz şehitlerimizin sayısı da artmaya başladı. Türkiye bu kâbus dolu günlere nasıl geldi? Hani herşey çok güzel olacaktı? Hani Türkiye’de “ayrımcılık” vardı? AKP, bu ayrımcılığın önüne geçecekti!..Başbakan Erdoğan’a göre, bu devlet yıllarca yanlış yönetilmişti! Erdoğan’ın sözünü ettiği o “yıllar”da neden şehit sayımız ‘sıfır’a inmişti o halde? Terör örgütü, 2002 yılında niçin kendisini “fesh etme” kararını almıştı? Yanlış olan neydi?Teröre 6 şehit verdiğimiz 2002 yılından bu yana, AKP iktidarının “kanatları” altındaki terörle mücadelenin bilançosuna baktığınızda ne göreceğinizi biliyor musunuz? Biz yardımcı olalım…İşte rakamlarla Türkiye’nin terör mücadelesi:1999 yılında 203 şehit verdiğimiz terör, 2000 yılından itibaren hızla güç kaybetmeye başlamış, bölücü faaliyetlerinin sayısı gözle görülür oranda azalmıştı. 2000 yılında, terörün kanlı eylemlerinin sayısı 3 bin 2198’den 45’e düşmüş, şehit olan güvenlik görevlisi sayısı ise bir yılda 22 olarak belirlenmişti. 2000 yılında, terör örgütünün Türkiye içindeki mevcudiyeti korunamaz hale gelmiş, terörist miktarı ise 4 bine kadar düşmüştü. Bu sayının ancak ve ancak yüzde 10’u Türkiye topraklarında barınabiliyordu.Gelelim 2001 yılına… 2001’de teröre verdiğimiz şehit sayısı sıfırdı. 2002’de ise sadece 6 askerimiz terör saldırılarında şehit düştü. İşte rakamlar. Sıfır olan şehit sayısı AKP döneminde nasıl üç haneli sayıları buldu.2003 yılında 21 şehit2004 yılında 73 şehit2005 yılında 92 şehit2006 yılında 121 şehit2007 yılında 118 şehit2008 yılında 150 şehit2009 yılında 135 şehit verdik.2010 yılına gelindiğinde, iktidarın “demokratik açılım” söylemleri de meyvesini(!) vermeye başladı. Terör saldırıları bir anda artarken, eylemlerin yalnızca Güneydoğu bölgelerinde sınırlı kalmadığı, Karadeniz Bölgesi başta olmak üzere, Batı’ya doğru bir kaymanın başladığı dikkat çekiyordu.2010 yılına geldiğimizde, karşımıza çıkan tablo şu:18 Nisan tarihinden bu yana geçen iki aylık sürede güvenlik güçlerine 224 saldırı düzenlendi. Son dört aylık dönemde, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bölücü terör örgütüyle mücadelesinde, öldürülen terörist sayısı 159 oldu. Yine bu dönemde, her gün bir çatışma haberi aldık, hemen her gün en az bir şehit verdik. Son terör saldırısında ise 10 vatan evladımızı yitirdik.Peki bu ülkeyi yönetenler ne yaptı?Biz söyleyelim ne yaptıklarını... Terörü "şiddetle" kınadılar ve mücadelenin "kararlılıkla" devam edeceğini duyurdular.Bu mücadeleyi "kararlılıkla" sürdüren yegane kurum, Türk Silahlı Kuvvetleri'dir... Bu mücadeleyi baltalayanlar ise, okyanus ötesinden ve burnumuzun dibinde yeşertilen kukla devletçikten, köklü Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni yönetenlerin içine düştüğü acziyete sevinenlerdir... Kirli terör siyasetçilerinin, içerideki işbirlikçileri, kalemşörleri, "demokrasi çığırtkanlığına" soyunmuş liberal görünümlü hainleridir...Ordunun, terörle mücadelesini baltalayanlar, terörü müzakere konusu yapmayı kabullenip, şehit kanları üzerinden pazarlığa oturanlardır...Dünün peşmerge reisi, çapulcu Barzani'yi, ülkesine buyur edip, krallar gibi karşılayanlar, ona "Mesud Abi" diye seslenmekten hicap duymayanlardır...Ordunun terörle mücadelesini baltalayanlar, şehit kanı akıtan eli kanlı teröristleri, Habur'dan güllerle karşılayıp, düzmece mahkemelerde yargıladıktan sonra serbest bırakanlardır...Onlar bugün susuyor... Bakmayın siz onların sözde kınamalarına, kararlılık söylemlerine... Onlar gerçekten "acı"duysalardı bugün; temsil ettikleri milletin karşısına dimdik çıkarak yiğitçe söylerlerdi söyleyeceklerini... Söylemediler...Yarın şehit cenazelerinde "Vatan sağolsun" diyenlerin acısı manşetlerden düştüğünde, onlar açılım safsatasına bıraktıkları yerden devam edecekler... ....Hakkari Şemdinli’de yaşanan terör saldırısı, AKP’lileri panik havasına soktu. 10 askerimizin şehit düştüğü, 14 askerimizin de yaralandığı hain saldırının ardından tam anlamıya paniğe kapılan AKP’liler, birbiri ardına yaptıkları “garip” açıklamalarla dikkat çekmeye başladı.Önce TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, “Genelkurmay’dan tatmin edici bir açıklama bekliyorum” diye konuştu.Ardından, Gazze olayında mangalda kül bırakmayan Erdoğan, yazılı bir açıklama yaparak “Terörle mücadelemiz kararlılıkla devam edecek” dedi......Bir açıklama da AKP’nin Adana Milletvekili Dengir Mir Mehmet Fırat’dan geldi. Fırat, NTV’ye verdiği röportajda, Şemdinli’deki saldırının “demokratik açılım”dan rahatsızlık duyan kesimler tarafından gerçekleştirildiğini söyledi.Sürecin sabote edilmek istendiğini öne süren Fırat’a göre, bazı kesimler “Habur'dan itibaren çalışıyor”du. Fırat, “Her taraftan saldırıya geçtiler. Yapılmak istenen Türkiye'de müsbet gelişmelerin önünü kesmektir” dediği açıklamasını şöyle sürdürdü:“Ne zaman özgürlük artarsa o zaman çatışma artıyor. Demek ki bu süreç onları rahatsız ediyor.Bence Türkiye adımlarını daha da sıklaştırmalı. Genelkurmay'ın açıkalmalarına katılmamak mümkün değil. DTP de BDP de aynı şeyi seslendiriyor. Muhatap Öcalan diyorlar... Yapılan ortada ve hiçbir devlet terör liderini hiç bir zaman muhatap almadı Türkiye'de almayacak.”AKP'li Fırat'ın açıklaması şöyle devam etti:"Terörün hangi tarihlerde tırmandığına bakalım. Üst üste koyduğunuz zaman enteresan bir netice ile karşılaşırsınız. Ne zaman Türkiye'de insan hakları yönünden adım atılmışsa mutlaka terör olayları tırmanıyor. Son zamanlarda da profesyonelleşiyor. Türkiye'de yeni bir açılım sürecine girdi. Sabote edebilmek için Habur'dan girişten itibaren bugüne kadar artırdılar. Güya tek taraflı ateşkesi sebepsiz olarak kaldırdılar. Yapılmak istenen şey müspet gelişmelerin önünü kesmektir. Panzehiri daha çok demokrasi daha fazla özgürlüktür. Ne zaman artıyorsa terör olayları artıyor. Demek ki bu onları rahatsız ediyor. Rahatsız ettiğine göre bunu yapmakta devam etmek zorundayız."Dün ne demişti?AKP’nin “Demokratik açılım” safsatasını “baltalamak” isteyenlere suç atan Fırat, terörün bu nedenle hortladığını iddia etti. Oysa aynı Dengir Mir Mehmet Fırat, 2009 yılının Aralık ayında, bir gazeteye verdiği röportajında, “demokratik açılım” başladığından beri hiç “çatışma” olmadığını söylüyordu.Fırat, bu düşüncelerini şu sözlerle açıklamıştı: “Açılım paketinin içi boş diyenlerin kendinden haberi yok. TRT Şeş kuruldu, Mardin’de üniversitede Kürtçe bölüm açıldı. Niye farkında değiliz çatışma yok kırsalda ve 3 aydır şehit gelmiyor. Bu açılımın sonucu değil mi? Düne kadar tabu olan meseleler bugün konuşuluyor. Açılım bu! Onur Öymen`den Allah razı olsun. O lafı söylememiş olsaydı Dersim hala karanlıkta kalan bir konu olacaktı. Bu bir süreç, açılım hızla devam ediyor.”Şimdi biz Mir Dengir Fırat’ın hangi açıklamasına inanacağız? Doğrusu merak ettik.


Haber:

Selda Öztürk KAY

http://www.idealimforum.com/maziye-bir-bakiverneler-neler-birakmis/11740-akp-iktidarinda-ne-kadar-sehit-verdik.html#post23057




Önder Sav’ın Koltuk Hırsı Chp’yi Bitiriyor

.










Önder Sav’ın Koltuk Hırsı Chp’yi Bitiriyor..







Mayıs ayında yapılması planlanan kurultay öncesi ilçe kongrelerini gerçekleştiren CHP’de kamuoyunun dikkatinden kaçan “İzmir krizi” yaşanıyor.
İzmir’deki kongrelerin büyük bölümünde gerginlik yaşanırken, kulislerde, bu gerginliğe neden olarak, CHP Genel Sekreteri Önder Sav’ın “delege çoğunluğunu ele geçirmek” istediği iddiası gösteriliyor.
İstifadan döndü
İzmir’de delege savaşı gerginliğinin dışında Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ile ilgili sıkıntı da yaşanıyor.
Genel Merkez’in Kocaoğlu’nun yönetiminden memnun olmadığı iddiaları nedeniyle Kocaoğlu’nun birkaç kez istifadan döndüğü konuşuluyor. Kocaoğlu’nun, Sav’ın ilçe kongrelerine doğrudan müdahalesinden de rahatsız olduğu iddia ediliyor.
Sav’ın “İzmir müdahalesi” ile ilgili konuşulan en önemli iddia ise, tüzük değişikliği. 21 Aralık 2008′deki kurultayda kabul edilen tüzük değişikliği, o günden bu yana uygulanmıyor. Yeni tüzük, parti yönetimini baştan aşağı değiştiriyor ve başkanlık sistemine benzetilen yapılanmaya geçiliyor.
Baykal karar verecek
Buna göre, genel sekreterlik temsili makam haline getirilecek. MYK’da 13 başkan yardımcısı yer alacak. Başkan yardımcılarının belirlenmesine Baykal karar verecek. Sav’ın İzmir operasyonunun arkasında bu tüzük değişikliğinin yattığı, genel sekreterlik görevini bırakmak istemediği ileri sürülüyor.
Ancak Baykal’ın kurultay sonrası tüzüğün uygulanacağını açıklaması nedeniyle Sav’ın bu kez delege gücünü almak için ilçe kongrelerine müdahale ettiği iddia ediliyor. Sav’ın genel sekreterlik makamından ayrılsa bile örgütten sorumlu birinci genel başkan yardımcısı olmak istediği de belirtiliyor.
Bugün
PARTİ İÇİ DEMOKRASİNİN OLMADIĞI PARTİ CHP.








..

Terör Üzerine Bir Yazı

.

Terör Üzerine Bir Yazı

Ne zamandır böyle bir yazı yazmayı düşünüyordum;defaatle sesli olarakta dile getirsem hep yazmak istemişimdir.Bir gazetenin vakti zamanında vermiş olduğu Türkiye haritasında artık çoğumuzun ezberlediği ilçeleri yazıcam birazdan.Bunları haritada tükenmez kalemle koyu bir şekilde daire içine aldım ve sabırla yazımı yazacağım günü bekledim ve o gün bu gündür:

Şimdi ben isimlerini yazıcam,düşüncelerimi sonra yazacağım:

Ovacık,Doğanyol,Cüngüş,Siverek,Karlıova,Dicle,Hani,Lice,Kulp,Silvan,Sason,

Kızıltepe,Savur,Gercüş,Dargeçit,Güçlükonak,Kızılsu,Cizre,Silopi,Mutki,Sarı

konak,Tatvan,Reşadiye,Eruh,Uludere,Beytüşşebap,Çukurca,Dağlıca,Yüksek

ova,Şemdinli,Başkale,Çatak,Bahçesaray,Saray,Muradiye,Beşiri,Bağlıca.

37 yer ismi tek kalemde ezbere işaretlediğim yerdir.Eksiği varsa eksiklerini gören bilicektir.Neden ezberledik biz bu isimleri;bir türlü bitirilemeyen terör saldırıları yüzünden.Çeyrek asır geçti terör hep bu yerlerde.Her defasında bu yerlerde can alıyor.Çeyrek asır.Tamam üzüntümüz var,canımız acıyor,morali miz bozuluyor,çatık kaşlı oluyoruz.İyi güzelde insan bir yerden sonra hep aynı yerlerde canımız gidince kanımız akınca sinirleniyor,öfkeleniyor ve neden hep aynı yerlerde olan bu saldırılara önlem alınıyor diyelim ama neden bitirilemiyor diyede sormadan edemiyor? Çeyrek asırdır sayısız operasyon yapıldı mı?Yapıldı yapılıyor.Mekan belli mi?Belli.Milyar dolarlar harcandı harcanıyor mu?Harcanıyor.Bu 37 mekandan niye bunlar atılamıyor?Arazi şartları bir gerçek.Onlar bizim Mehmetimzin geçiş yerlerini hatta tahminim odurki geçiş saatlerini bile ezberlediler,ezberledilerde askerlerimizin mi ezberi zayıf yoksa artık askerlik operasyon-kışla güzergahından çıkıpta kışlayı dağda,ovada bilmekte mi geçiyor?Bence bu ikincisi yani kışlayı dışarısı bilmek ve stratejiyi ona göre ayarlamak gerek.Her defasında aynı güzergahta,aynı ilçe isimlerinde,aynı ilde Mehmetimin ölmesinden artık üzüntüm öfkeye dönüştü.Hep aynı yer hep aynı yer.Ülke kalkınmasına harcanacak milyar dolarlar silaha aktı,akmayada devam ediyor.Ülke dışına dahi defalarca harekat yaptık.Hepimizin ezberlediği yerlerde hala askerimize saldırılar oluyor!Biteceğede açıkçası benzemiyor!Çeyrek asır dile kolay.Valla kimse kusura bakmasın terörle mücadele uzun soluklu bir vaziyet sözü seçimlerden önce popülist vaatlerde bulunan partilerle aynı benim gözümde.Çeyrek asır çok mu kısa da hala uzun soluktan bahsediliyor.Başarısızlığı bu slogana sığınarak öfkenin,üzüntünün şiddeti artık engellenmiyor.Hepimiz artık bitsin,gereken ne varsa yapılsını hergün söylüyoruz;bunları boşuna mı söylüyoruz?Demekki bişilerin yapılmadığını hepimiz görüyoruz.Uzun lafın kısası ölen Mehmetlerime Allah rahmet eylesin,hepimizin başı sağolsun.


..

15 Mayıs 2010 Cumartesi

“Milliyetçilik Tantana Yapmakla, Erzurum’da ip Atmakla Olmaz.'''


“Milliyetçilik Tantana Yapmakla, Erzurum’da ip Atmakla Olmaz.'''





Milliyetçilik Tantana Yapmak Değildir

Cuma, 07 Mayıs 2010 10:56


Hak ve Eşitlik Partisi (HEPAR) Genel Başkanı Emekli Tüm General Osman Pamukoğlu 3 gündür sürdürdüğü Trakya gezisinde, Çorlu İlçe Teşkilatı'nda basın mensuplarıyla bir araya geldi.



Pamukoğlu Ak Parti iltidarını ve MHP’ yi sert bir dille eleştirerek: “Milliyetçilik tantana yapmakla, Erzurum’da ip atmakla olmaz. Bu işler cesaret ve yürek ister”dedi.Trakya gezisinde halkın büyük ilgisini ve desteğini gören HEPAR Genel Başkanı Osman Pamukoğlu, Çorlu ilçe teşkilatında basın mensuplarına gündemdeki konular ve partisinin programı hakkında bilgiler verdi.


Pamukoğlu açıklamasında: “3 gündür Trakya bölgesindeyim.programım birkaç gün daha sürecek. Anadolu’da gördüğüm sıkıntı neyse, Trakya’da ki sıkıntıda aynı. Halk huzursuz, mutsuz, ekonomi bozuk, ülkede güvensizlik hakim. Toplumu hep rahatsız eden 3 ana unsur var. Bunlar; ekonomi, güvenlik ve adalet.Halktan ve toplumdan kopuk hükümetler halk hep soğutulmaktadır.Bizim tarzımız bizzat halka giderek anlatmak, sorunları halkın kendisinden dinlemektir. Anadolu da halk karar aşamasında. Trakya’da ise gördüğüm, Trakya’lı kararını vermiş ve bir an önce seçimi bekliyor. Çok önemli koşullar ve gelişmeler olmasa seneye bu aylarda genel seçimler yapılacaktır. Partimiz her geçen gün halkın desteği ile büyümektedir. 60 il, 400 ilçe ve yeteri sayıda belde de teşkilatlanmamızı tamamladık. Genel seçimlere girme hakkımızı elde ettik. Bundan sonra karar milletimizindir” dedi.

Genel Başkanlık sultasını da eleştiren Pamukoğlu bir basın mensubunun konuyla ilgili olarak düşüncelerini sorması üzerine Pamukoğlu: “Ben sıfat ve rütbeden hoşlanmam. Bizim partimizde genel başkanı Ankara’ya salona doldurulmuş delegeler değil, tüm partililerimizin takdiriyle seçilecektir. Delege süzülmüş adamlardır. Genel başkanın askerleridir. İktidara geldiğimizde siyasi partiler kanunu değiştireceğiz. Milletvekilleri Yedi sülalesini Meclisin sağlık fonundan yararlandırıyor. İşlerine gelen kanunları bir dakikada geçirebiliyor. HEPAR iktidarında bunlara son verilecektir. Anayasa değişikliği konusunda partimizin tavrı kesin ve nettir. Biz anayasa paketinin tümüne karşıyız. Bunların amacı halka keçiboynuzu yedirmektir. 367 lik bir çoğunlukla bu gün değiştirebilirsiniz. Yarın birileri gelir 400 kişilik çoğunlukla iptal eder. Allah bunlara akıl fikir versin” dedi.

Hak ve Eşitlik Partisi Genel Başkanı Osman Pamukoğlu açıklamalarının sonunda MHP’yi ve Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi de eleştirerek: Biz MHP den külliyen farklıyız. Halk bu güne kadar MHP’yi hiç iktidar yapmış mı? Hayır. Yapar mı? Gene hayır. Milliyetçilik tantana yapmak değildir. Önce doktora gitsinler. Bölücü başı Apo’nun idam karırında ne yaptın da,Erzurum’da ip atmaya kalkıyorsun. Bir toplum meselelerini başkasına bırakırsa o toplum millet olmaktan çıkar. Bu ülkede yaşanan kötü gidişattan her birey sorumludur. Özgürlük ve cesaret yoksa hiçbir şey yoktur. Ergenekon ve balyoz, bunun benzerleri hepsi siyasi mekanizmanın birer oyunudur” dedi.


Kaynak: Trakya Gündem
http://www.idealimforum.com/basindan-alintilar-ve-haberler/11033-8220milliyetcilik-tantana-yapmakla-erzurum8217da-ip-atmakla-olmaz.html

2 Nisan 2010 Cuma

Otomobilin Görsel Kimliğine Kavuşması: Bir Serüven - İdalimForum.Com




OTOMOBİLİN ENDÜSTRİYEL TASARIM HİKAYESİ
                                                                                                   
Otomobilin 1930'lara kadar olan evrimi (Çizim: Raymond Loewy).

Ford Model T, 1917 (Museo Nicolis; MartRovereto'nun izniyle).

Hiçbir konu endüstri tasarımıyla otomobil tasarımı kadar sağlam biçimde bağlantılı değil. Çünkü, çoğu endüstriyel nesnenin endüstri öncesi bir tarihi de varken, otomobil için bu sözkonusu değil. Öte yandan otomobil tasarımı karmaşık teknik içeriği nedeniyle de, endüstri tasarımcılığı pratiği içinde bir tür ustalık deneme başlığı tanımlıyor. Konunun kısa bir tarihsel özetini sunuyoruz.

Tatra 77, 1934 (Verkehrshaus der Schweiz, Lucerne, İsviçre; Fotoğraf: Nick Brändli; MartRovereto'nun izniyle).

Alfa Romeo 40-60 HP Siluro, Carrozzeria Castagna, 1914 (Automobilismo Storico Alfa Romeo, Museo Storico; MartRovereto'nun izniyle).

Bugatti T 46, 1933 (Musée National de l'Automobile Collection Schlumpf, Mulhouse, Fransa; MartRovereto'nun izniyle).

Elif Kocabıyık n İcadı her ne kadar 19. yüzyılın sonunda gerçekleştiyse de, otomobil maruz kaldığı ve maruz bıraktığı teknolojik, sosyal, kültürel, ekonomik, ergonomik, politik dönüşümleri ve dönüştürmeleriyle 20. yüzyıla ait en önemli tasarım ikonlarından birisidir.
20. yüzyıl, insanoğlunun varlığını teknolojik yeniliklerle şekillendirdiği bir karaktere sahipti ve dolayısıyla otomobil de bu fenomenin en önemli sembollerinden biri oldu. Fransız yapısalcı Roland Barthes'ın "çağın büyük yaratımı" olarak nitelendirdiği otomobile önem kazandıran kullanım değerlerinin soyut bir boyutu, 1906 yılının "Genel Otomobil Gazetesi"nde (Allgemeinen Automobil Zeitung) şu şekilde formüle edilmişti: "Otomobil, (...) ileri doğru devinimin hızlılığını sağlayacak. Demiryolları (...) ortadan kalkıyor ve insan oldukça özgür bir biçimde, uzam ve zaman üzerinde egemen oluyor" (Ruppert, 1996, s. 152). Bu formülde "devinim hızı" ve bireylerin uzamdaki "bağımsız sirkülasyonu" endüstriyel uygarlığın kılavuz modelleri, otomobil de bu modellerin nesnesi formunda işaret edilmiştir. Gerçekten de 20. yüzyıl başlarında modernleşme sürecinin yorumcuları, kendi kumanda ettikleri otomobilleriyle kentsel ve kırsal bir uzamda devinme olanağını keşfettiler; kitlesel hareketlerle gündelik yaşam kültürünü ve şehir-kırsal yaşam mekanlarını dönüştürdüler. Walter Gropius da "devinim güdüsü"nün "çağın belirleyici güdüsü" olduğunu öngörerek otomobilin dönüştürme gücünü vurgulamıştı (Ruppert, 1996, s. 156).

Otomobilin insanoğlundaki devinim güdüsünü açığa çıkardığı ve sonuçta bunu bir gereksinime dönüştürmeyi başardığı bir gerçek. Ancak otomobilin icadı sırasında mucitleri yönlendiren hissiyat; devinime duyulan bir gereksinim, ciddi bir at kıtlığı, vatandaşların ya da ulusal liderlerin talebi vs. değildi. Otomobil mucitlerini yönlendiren şey, otomobili ilk on yılda satın alabilecek parasal güçte olan kişilerle aynıydı: oyuncak ya da bir eğlence aracı yaratmak ve kullanmak (Basalla, 1996, s. 8).

1876 yılında Alman araştırmacı Nikolaus A. Otto'nun geliştirdiği içten yanmalı dört zamanlı motorun ardından -ki bu, günümüzde kullanılan motorların da temelini oluşturmaktadır- 1885 yılında iki Alman mucit Karl Benz ve Gottlieb Daimler benzinle çalışan ilk otomobili bu motoru kullanarak meydana getirdiler. Daimler ve Benz'in bu başarısı Avrupa'nın birçok ülkesinde ve ABD'de otomobil endüstrisinin gelişimini tetikledi.
19. yüzyılın sonları, o yıllarda aralarında ciddi bir fark gözetilemeyen -en azından buharlı ve benzinli otomobil arasında- benzinle, buharla ve elektrikle çalışan otomobillerin rekabetine sahne oldu. 1905 yılına gelindiğinde New York otomobil fuarında sergilenen otomobil miktarına bağlı olarak benzinli otomobillerin zaferi kesinlik kazandı (Basalla, 1996, s. 267).

Otomobil, ortaya çıkışının ilk on yılında, toprak beyleri ve kapitalistler tarafından ya da doktorlar gibi burjuva mesleklerinden insanlar tarafından kullanılan lüks bir nesneydi. Özellikle ilk grup için otomobil, kısmen bir spor ve eğlence makinesi kısmen de statü temsili gereksinimlerini doyurabilen bir nesneydi (Ruppert, 1996, s. 141-142).

Otomobillerin "zengin oyuncağı" olmaktan "gelecek göstergesi"ne dönüşümünde tasarımcılar, otomobil formunu değiştirerek yarattıkları sembolik dil ile önemli bir rol üstlendiler. Ancak otomobilin sembolik dilinin oluşumundan önce, kendine özgü görsel kimliğine kavuşması gerekiyordu.

Raymond Loewy'nin çizimlerinde de görülebileceği gibi, icadından 20. yüzyıl başına kadar geçen sürede otomobil, formunu fayton, at arabası ve benzeri araçlardan miras almıştı. Atın yerini alan motor, oturma biriminin altında yer almaktaydı. "Atsız araba", bu formu ile dengesiz, tasarımı eksik bir görüntüye sahipti. 1900'lerden itibaren otomobilin kendine özgü formu da gelişmeye başladı. Ancak bu durum, otomobile yeni bir görsel kimlik kazandırma hevesinden ziyade teknolojik gelişmelerde toplanan ilginin, formun gelişmesine önayak olması; bir teknolojik gelişimin diğerini takip ederken, formun da bu teknolojilerle gelen fonksiyonları takip etmesi şeklinde gerçekleşti. Bu oluşum çerçevesinde yer alan bir görüşe göre, otomobil elemanlarından dümenin yerine geçen direksiyon ile araba tavanı, estetik kaygı ile geliştirilen tek bileşenlerdi (Sparke, 2002, s. 8-9). Teknolojik gelişimlerin etkisiyle gezi otomobilinde motor artık önde yer almaya başladı ve karoser (otomobil gövdesi, kabuğu), sürücüler ve yolcular için bir uzam oluşturacak şekilde bir forma kavuşturuldu. Tekniğin belirlediği bu amaçsal form, kültürün belirlediği bir temsil biçimine de dönüştü. Otomobil bu süreklilik içinde, çok geçmeden, sahibinin toplum içindeki konumunu simgeleme işlevlerini de üstlendi (Ruppert, 1996,
s. 165).

Otomobilin üretim yöntemi de "atsız araba" formunu destekleyecek bir nitelikteydi: şasi yeni otomobil üreticileri tarafından, ahşap kasa ise geleneksel yöntemlerle çalışan at arabası üreticileri tarafından karşılanıyordu. Son olarak parçalar zanaatsal yöntemlerle bir araya getiriliyor ve müşterinin sosyal statüsüne göre yüzey dekorasyonu ile bitirme işlemleri tamamlanıyordu. Bütün bu at arabası üreticilerinin alışık oldukları düzende çalışma arzusunun, otomobil formunun kendine özgü bir kimliğe dönüşüm sürecini uzattığı düşünülebilse de devir, otomobil mühendisliğinin devri idi. Teknik gelişmeler sürecinde metal, seyrek olarak da alüminyum, ahşabın yerini aldı ve sadece metalden üretilmiş otomobil gövdesi 1914 yılında Amerikan Dodge firması tarafından üretildi. Bu gelişmeyi İtalyan Lancia firması 1918'de, Fransız Citroen firması 1928'de takip ettiler (Sparke, 2002, s. 9).

Otomobilin strüktürel elemanlarında ve gövdesinde çelik kullanılması; Amerikan otomotiv endüstrisinde, özellikle de Henry Ford'un katkılarıyla, prefabrikasyon, standardizasyon ve seri üretim olgularını geliştirdi. Henry Ford'un 1903 yılında kurduğu Ford Motor Şirketi, 1908 yılına kadar alfabenin ilk harfinden S harfine dek erişen 19 ayrı Ford otomobili üretti ve piyasaya sundu. 1908 yılında üretilen Model T, piyasadaki diğer otomobillerin hemen hepsinden daha pahalı, ancak hafif, güçlü, basit ve dayanıklıydı. Döneminin bugünle karşılaştırıldığında yol denemeyecek zeminlerinde, sürücüsünü gideceği yere ulaştırmakta ve oluşabilecek bir arıza durumunda genellikle uzmanlaşmış onarıcılar gerektirmemekteydi. Gördüğü yoğun ilgi ve sağladığı kazanç ile başarısı kanıtlanan Model T, Henry Ford'u ‘üretim maliyetini düşürerek otomobili kitlesel pazara çekme' yöntemlerini düşünmeye itti.

Üretim Hattı (ya da Montaj Hattı, Montaj Bandı) diye anılacak yöntem bu arayışlar sonucunda 1913 yılında başarıyla uygulamaya kondu. Bu yöntemin özünde, otomobil bir hat üzerinde kayarken, üzerinde gerçekleştirilecek işlemlerin, sadece tek bir görevi olan işçiler tarafından yapılması yatmaktaydı. Bu sayede yöntemin dört temel ilkesi işlerlik kazanıyordu: kesinlik (standardizasyon), süreklilik, sistem (üretim için gerekli sermayenin ve hammaddenin organizasyonu) ve hız (Şenyapılı, 2005,
s. 12-14). Gerçekten çok etkili olan bu yöntem ile ABD'de otomobil montajı süresi, 12 saat 28 dakikadan 1 saat 33 dakikaya indirildi (Bridges, 1968, s. 149). Sonuç olarak, 1909 yılında fiyatı 950 dolar olan Model T, 1917 yılında 350 dolar'a, 1923 yılında ise 290 dolar'a satılır hale getirildi ve bu rakamlarla, Ford Motor Şirketi dünya pazarında lider konumuna yükseldi (Ruppert, 1996,
s. 147).

Küresel Otomotiv Seçimleri Vakfı'nın (Global Automative Elections Foundation) 1997 yılında itibaren oylamaya açtığı ve 1999 yılında sonuçlarını ilan ettiği "20. Yüzyılın Otomobili" seçimini kazanan Ford Model T (Şenyapılı, 2005, s. 17), tasarımı açısından at arabası formunun genel özelliklerini taşımaktaydı. Bu seçimde, aynı zamanda "20. Yüzyılın Otomotiv Girişimcisi" seçilen Henry Ford için, seçildiği branş dolayısıyla, otomobil tasarımında estetiğe yenilik katmaktan ziyade otomotiv sektörünü geliştirmesi ile öne çıktığı söylenebilir. Standardize edilmiş otomobil parçaları değiştirilerek farklı versiyonları üretilebilen Model T'nin formu, bütüncül silueti ile değil, parçalardan üretildiğini dikte eden yapısı ile öne çıkıyordu. Model T'nin müşteri gözündeki en büyük başarısı estetiği değil, güvenilirliği idi. Ford'un ünlü, "rengi siyah olduğu sürece, her renkteki arabayı satın alabilirsiniz" sözü de, çeşitlilik konusundaki tutuculuğunu, ancak güvenilirlik konusundaki rakipsizliğini vurgulamaktaydı (Sparke, 2002, s. 21).

Standardizasyona uygun bir gövde (karoser) ile de üretilse, otomobilin görsel kimliği at arabası formunu korumaya bir süre daha devam etti. Otomobil tasarımının kendi görsel kimliğini oluşturmasında, ayrı ayrı üretilerek monte edilen şasi/karoser kombinasyonunun 1904 yılından itibaren bütüncül olarak ele alınma çabası, tasarım açısından önemli dönüm noktalarında biri oldu. Bu çaba ile teknik gelişmelerin forma etkisinin yanısıra ilk kez otomobilin kendi görselliğini vurgulaması gündeme geldi. Otomobil tasarımında, yuvarlak hatlı kenar dönüşleri, yumuşak yüzeyler, alçak yolcu oturma birimleri ile yatayda güçlü bir görsellik elde edilmeye çalışıldı (streamlining). Bu bütünsel form anlayışı aerodinamik bilimi ile de desteklendi. Su damlası formunda çalışmalar yapıldı. 1914 yılında Zeppelin Havayolu Şirketi'nde çalışan Paul Jaray aerodinamik form üzerine fikirlerini geliştirdi ve sonraki 20 yıl içerisinde aerodinamik bilimi, teknik (hız ve verimlilik) ve estetik (modern ve ileriye dönük) açıdan otomobil tasarımında etkisini göstermeye başladı. Jaray'ın aerodinamik çalışmaları ünlü Çek otomobili Tatra 77'de kendini net bir şekilde gösterdi. Bu gelişim içerisinde, Buckminister Fuller'ın Dymaxion otomobilleri aerodinamiğin ve yatay düzlemde yaratılan akış yönü görselliğinin (streamlining) kendine özgü yorumunu oluşturması açısından yegane örneklerden biri oldu. Bu modern ve teknik formu geliştirme çabasında olan diğer öncü isimler Bel Geddes, Breer, Stout ve Kamm idi. Formun ilk örneklerinden biri Kont Ricotti için Alfa Romeo tarafından dekoratif sanatlardaki Art Nouveau hareketinden esinlenilerek üretilmiş olan; dairesel yolcu pencereleri, yan yüzeyleri de kapsayan ön camı, su damlası formunda gövdesi ile ilgi çeken otomobildi (Sparke, 2002, s. 10, 26, 29).

1914'ten itibaren modern otomobilin görsel dili, at arabası görselliğinden tamamen uzaklaşmaya başladı. Özellikle Alman tasarımcı ve mimarlar (Peter Behrens, Alex Kellner, Ernst Neumann),
1. Dünya Savaşı'na gidilen yıllarda görsel sadelik konseptini benimsediler ve tasarımlarında işlevi olmayan parçaları çıkardılar. Mimarlık ve tasarım çevrelerinde tartışılan makine estetiği fikri, avangart Modernistler'in esin kaynaklarından biri olan ve tüketicinin hayatının tam ortasındaki makine olan otomobil dünyasını da sardı (Sparke, 2002, s. 10).

Otomobil formunu etkisi altına alan teknolojik gelişimler ve sadeleştirme anlayışının yanısıra, 20. yüzyılın ilk yarısında otomobilin sosyal statü göstergesi olarak kendine bir rol edinmiş olması da otomobil formu üzerinde etkili oldu. Yüksek sınıfa hitap eden otomobil üreticileri, karoseri uzatıp çamurluğun marşpiye ile bağlantılarında abartılı kavisler vererek çoklu renkler ve lüks iç mekan tasarımları ile otomobilin bir moda aksesuarı gibi algılanması fikrini güçlendirdiler. Özellikle, otomobil tasarımcıları ya da stilistlerine göre daha zanaatsal yöntemlerle çalışan karoser tasarımcıları, bu lüks sınıf otomobillerin formunun gelişiminde etkili oldu. Bu sınıfa ait örneklerden İtalyan Bugatti firması, otomobilin önünde yer alan radyatör ızgarası ile güçlü bir görsel kimliğe sahipti. Rolls Royce, güvenilirlik ve kalite geleneği ile üretim yapan bir firma iken, Amerikan lüks yaşantısına hitap eden formlara yönelme cesaretini gösterdi. Silver Cloud modeli bu dönüşümün ikinci ürünü oldu. İngiliz üreticiler Bentley, Jaguar, Aston Martin; Fransız ve İtalyan karoser tasarımcıları bu sınıfın önemli örneklerini ürettiler. Bu otomobillerin öne çıkan bir diğer tasarım elemanı da lüksü ve gücü simgeleyen amblemleri oldu.

Bilimsel rasyonalizm itkisi ile lüks arzusunun çekim gücü arasında kalan modern otomobil formu, bu kuvvetlerin etkisi altında evrilmeye devam etti. Otomobilin bazen Modernite'nin simgesi, bazen de lüksün simgesi olduğu bu muğlak duruş, onu modern tasarım anlayışının ötesinde marjinal bir konuma getirdi. Diğer taraftan, 1. Dünya Savaşı'nı takiben, seri üretim sayesinde otomobil çok sayıda insana ulaşmaya başladı. Geniş kitlelere mal olan bu ortamda da bilimsel rasyonalizm ile lüks arzusunun arasında rekabet devam etti. İlk kez kitlesel pazar ile tanışması sağlanan, ancak sadece siyah renkte üretilen Henry Ford'un Model T'sinin önemini tamamen yitirişi ile General Motors Şirketi, 1920'li yıllarda seri otomobilin de arzunun objesi olabileceğini, pazar lideri konumuna geçerek gösterdi. General Motors Şirketi, Alfred P. Sloan Jr. başkanlığında, stilin ve lüksün de kitlesel olarak pazarlanabileceği anlayışını geliştirdi. Firmanın bu başarısının ardındaki en büyük etkenlerden biri de, hiç kuşkusuz, bir tasarımcının bu firmanın en önemli bölümünün başına getirilmesiydi.

Özellikle profesyonel açıdan bakıldığında, 1920'lerin sonu, modern otomobil tasarımının dönüm noktalarından birini temsil eder. General Motors'un, otomobil tasarımcısı Harley Earl'ü firmanın prototip ve tasarım atölyesi olan, Sanat ve Renk Bölümü'nün başına getirmesi ile otomobil tasarımcılığı dünyaca benimsenen bir meslek konumuna geldi. Harley Earl'ün kendisi bu gelişimde önemli rol oynamakla birlikte, bu atama, mühim teknolojik gelişmelerin yaşandığı bir ana da denk düştü. Bunlardan bir tanesi otomobil gövdesine püskürtülebilen, Dupont firmasının selüloz boyası, Duco'nun geliştirilmesiydi. Bu sayede boyanın kuruma süresi, dolayısıyla üretim hattında otomobilin bitim işlemleri kısaltıldı (Sparke, 2002, s. 11).

Earl ve ona bağlı tasarım ekibinin bir diğer önemi, otomobil tasarım yöntemlerini geliştirmiş olmalarıydı. Geliştirilen bu tasarım yöntemleri diğer tasarım atölyelerinde çalışan tasarımcılar tarafından da benimsendi ve yüzyıl süresince genelde ilke olarak aynı kaldı. Bu yöntemde, skeç ile başlayan tasarım aşaması, geliştirilen ve seçilen tasarımın birebir ölçekli modeli üzerinden sürdürüldü. Üretim öncesi birebir ölçekli model ile çalışma aşaması sayesinde tasarımcılar, model çevresinde gezinebilmiş, hangi yüzeylerin daha çok ışık yansıttığını incelemiş, oranların üç boyutta nasıl göründüğünü gözlemleyebilmişti. Model kili ile çalışmanın, çoğu arabada görülen kıvrımlı yüzeylerin oluşmasına sebep olduğu söylentisi de mevcuttur. Doğru ya da değil, otomobil tasarımcılarının bu yöntemleri, otomobil formunu net bir şekilde etkilemiştir. Son zamanlarda bilgisayar ortamında yapılan tasarımın, Earl ve ekibinin kurduğu çalışma yöntemini dönüştürmeye başladığı gözlemlenmektedir. Harley Earl ve ekibinin tasarladığı otomobiller arasında Cadillac LaSalle, 1934; Buick Y Job concept car, 1938; LeSabre concept car, 1951; Cadillac Eldorado, 1953; Chevrolet Corvette, 1953; Chevrolet Impala, 1959 sayılabilir (Sparke, 2002, s. 12, 20).

1920'lerin sonu, 1930'ların başı, modern yaşantıya uygun stilde pek çok arabanın ortaya çıkışına sahne oldu. Avrupalı otomobil üreticileri de, ekonomik sebeplerin yanısıra politik sebeplerle seri üretimi uygulamaya geçirdiler. Böylece Avrupa'da "halk için otomobil" anlayışı, kitlesel Modernizm'in sembolü oldu. Bu yıllarda ABD'de lüks arzusunun kitlesellik ile kurduğu alakaya karşın, Avrupa'da tam tersi bir şekilde lüks ile kitlesel otomobilin tamamen ayrışması gözlemlendi. Avrupa'nın kitlesel otomobilleri ekonomik sebeplerle ve Avrupa yollarına uygun bir şekilde küçük bir gövdeye sahipti. 1945'ten itibaren Avrupalı işçiler artık bisikletlerinin yerine bu otomobillere binmeye başlamışlardı. Bu sınıfta yer alan otomobillere örnek olarak VW Beetle (Adolf Hitler'in desteklediği bu halk otomobili, 2. Dünya Savaşı öncesinde projelendirilmiş ve savaş sonrası hayatta kalmayı başarabilmiştir), Fiat 500 ("Topolino" takma adı ile İtalyanların Micky Mouse'u olarak bilinmektedir), Citroen 2CV (formu ile tasarımcı ve mühendisin bir arada çalışmasının yegane sonuçlarından biri olarak değerlendirilir), Morris Minor (kutu gibi olan bütünsel görüntüsü ile İngilizlerin halk otomobilidir), Renault 4CV modelleri sayılabilir (Sparke, 2002,
s. 84-113).

"Halk için otomobil"in ekonomikliği ve faydacılığı, lüks ve statü kavramlarının önüne geçmekle kalmadı; otomobil tasarımında mühendis ile tasarımcının birlikte çalıştığı bütünsellik yaklaşımı, karoser tasarımcılarının ürettiği otomobil gövdesinin şasi üzerine giydirilmesi yaklaşımını da sarstı. Tasarımda bütünsellik yaklaşımını öne çıkaran Avrupalı mühendis-tasarımcılar -Ferdinand Porche (VW Beetle'ın tasarımcısı ve Küresel Otomotiv Seçimleri Vakfı'nın seçimlerine göre "20. Yüzyılın Otomotiv Mühendisi"), Dante Giacosa (Fiat 500 "Topolino"nun tasarımcısı, Alec Issigonis (Morris Minor'ın tasarımcısı)- Amerikan otomobil ve karoser tasarımcıları ile Avrupa'daki karoser tasarımcılarının karşısında etkili oldular ve 20. yüzyılın ebedi otomobillerini tasarlayarak 2. Dünya Savaşı sonrasında İtalya'dakiler hariç tüm karoser tasarımcılarının yok olmasına sebebiyet verdiler.

2. Dünya Savaşı sonrası otomobil tasarımı tüm dünyada bir patlama ve yayılma sürecine geçse de, bu gidişatın en büyük örneğinin İtalya olduğunu söylemek yanlış olmaz. Karoser tasarımcılarının yok olduğu bir dönemde, İtalyan karoser tasarımcıları zanaatlarını dünyadaki yeni üretim teknikleriyle geliştirmeyi ve dönüştürmeyi başardılar. Bu durum bir tesadüf değil, İtalya'nın savaş sonrası elinde kalanlarla değişen dünyayı yakalama politikasıydı. Mutfak ürünleri ile ünlü Alessi firması da, metal işçiliğinden gelen bir ailenin bu tasarım politikası içerisinde desteklenmesiyle bugüne gelmiştir. Karoser tasarımcıları Pininfarina, Bertone ve Zagato, otomobilde alçak, uzun, yarışçı, heykelsi formu geliştirerek "İtalyan stili"ni dünyaya tanıttılar. İtalya'nın en eski Lancia ve Alfa Romeo üreticilerini, 1926'da Maserati, 1938'de Ferrari ve 1960'ta Lamborghini firmaları takip etti (Sparke, 2002, s. 158-181).

Pininfarina otomobil formuna bir heykeltıraş gibi yaklaşan ilk ve en önemli karoser tasarımcı oldu. 1947'de tasarladığı Cisitalia ise, New York Modern Sanat Müzesi'nin kalıcı sanat eserleri arasında sergilenen tek otomobildir. Giorgetto Giugiaro ise, Küresel Otomotiv Seçimleri Vakfı'nın düzenlediği seçimlerde "20. Yüzyılın Otomobil Tasarımcısı" ilan edildi (Şenyapılı, 2005, s. 17). Giugiaro, özellikle kitlesel otomobillerin önem kazandığı ve herşeye rağmen karoser tasarımcılığının sürdüğü İtalya'da, karoser tasarımcılarının işlerini anlayarak bunları bilimsel olarak çözümleyebilmiş, bilim ve sanatı otomobil formu üzerinde bütünsellikle eklemleyebilmiştir.

Otomobil, kendi görsel dilini oluşturma yolunu, yüzyıldan daha kısa bir süre içerisinde kurdu ve bugün de bu yolculuğuna devam etmekte. 20. yüzyılın bu ikon tasarımının, görsel kimliğine kavuşma serüveninde; dünyadaki teknolojik, sosyal, kültürel, ekonomik, ergonomik, politik gelişmelerin izini sürmek mümkün olduğu gibi, 21. yüzyılda artık bu gelişmelerin ayrılmaz bir parçası haline geldiğini de kabul etmek gerekir. Tasarımcıların (ve herkesin) gözünün önünde son teknolojinin denendiği, trend yaratan, tasarımın öncüsü ve hayatın ayrılmaz bir parçası haline gelmiş bir nesne artık otomobil. Özetle, plastik teknolojisine bakmak için otomobil camından içeri bakmak yeterli.
21. yüzyılda otomobilin yerine geçebilecek başka bir tasarımın ortaya konulabilme olasılığı, "fiziksel devingenlik" karşılığında, bu koşullarda hiç yüksek görünmüyor. n Öğr.Gör. Elif Kocabıyık, İzmir Ekonomi Üniversitesi Endüstriyel Tasarım Bölümü.

* Bu yazının görsel malzemesi 2 Aralık 2006 -
1 Mayıs 2007 tarihlerinde Museo di Arte Moderna e Contemporanea di Trento e Rovereto'da gösterimde olan "Mitomacchina: The History, Technology and Future of Car Design" adlı sergiden temin edilmiştir.

Rolls Royce Silver Cloud, 1959 (Davide Bassoli Koleksiyonu; Fotoğraf: Diego Cassetta; MartRovereto'nun izniyle).

Fiat Topolino A, 1936 (Archivio Storico Fiat; MartRovereto'nun izniyle).

Citröen 2CV, 1948 (Archivio Quattroruote; MartRovereto'nun izniyle).

VW Maggiolino, tasarım eskizi (Ralf J.F. Kieselbach Koleksiyonu; MartRovereto'nun izniyle).

VW Maggiolino (© Verlag Dr. Franz Burda, Offenburg, Baden, 1949; Fotoğraf: Alfred Tritschler; MartRovereto'nun izniyle).

Giorgetto Giugiaro - Italdesign Maserati Boomerang (Archivio Fotografico Italdesign Giugiaro, © Italdesi; MartRovereto'nun izniyle).

Giorgetto Giugiaro - Italdesign, Biga, 1992 (Archivio Fotografico Italdesign Giugiaro, © Italdesign Giu; MartRovereto'nun izniyle).

La Jamais Contente, 1899 (reprodüksiyon), (Musée de l'Air et de l'Espace Lions Club Le Bourget © MAE Alexan; MartRovereto'nun izniyle).

Phil Hill vicino alla MGEX181 (Bonneville Record Run © BMIHT - British Motor Industry Heritage Trust Fil; MartRovereto'nun izniyle).

Alfa Romeo 6C 2300 B Mille Miglia Touring, 1939 (Giovanni Sandri Koleksiyonu, Bassano del Grappa, Vicenza; MartRovereto'nun izniyle).

Chevrolet Corvette, 1960 (Fabrizio Sama Koleksiyonu; Fotoğraf: Diego Cassetta; MartRovereto'nun izniyle).

Lancia Megagamma, 1978, tasarım eskizi (Archivio Fotografic o Italdesign Giugiaro © Italdesign Giugiaro; MartRovereto'nun izniyle).

Hanomag 210 Komissbrot, 1928 (Fotoğraf: A. Laurenzo, Die Neue Sammlung. Staatliches Museum für angewandte Kun; MartRovereto'nun izniyle).

Panhard ve Levassor, araba, 1949 (Musée National de l'Automobile Collection Schlumpf, Mulhouse, Fransa; MartRovereto'nun izniyle).

Avion Voisin C6 Laboratoire, 1923 (Fotoğraf: Xavier de Nombel; MartRovereto'nun izniyle).

Ferrari F 40, 1987 (© La Presse Ferrari Spa; MartRovereto'nun izniyle).



Otomobilin Görsel Kimliğine Kavuşması: Bir Serüven - İdalimForum.Com