23 Kasım 2017 Perşembe

Sözlü Tarih Yöntemi’nin Uygulanması



Sözlü Tarih Yöntemi’nin Uygulanması Ve Yöntemin Tarihçilik, Tarih Eğitim Öğretimi Açısından Önemi



Dr. Ayşenur BİLGE ZAFER
aysenurbilge@hotmail.com
Uludağ Üniversitesi, 


Özet

Sözlü tarih, tarihin değişen toplumlardan ve kültürlerden insanları dinleyerek ve onların hatıralarını, deneyimlerini kaydederek yorumlanmasıdır. 
Bu makalede sözlü tarih yönteminin kısaca tanıtımı, geçmişi, önemi üzerinde durulmuş, sözlü tarih uygulamalarında dikkat edilecek hususlar ve uygulama sırasında elde edilen deneyimler aktarılmıştır. Ayrıca tarihçilik, tarih eğitim ve öğretimi açısından sözlü tarihin değeri tartışılarak, yöntemin öğrencilere katacağı değerler açıklanmaya çalışılmıştır. Bu sayede sözlü tarih yöntemine daha fazla başvurulmasını sağlamak ve yöntemi kullanacaklara yol göstermek amaçlanmaktadır. 
Çalışmada konuya ilişkin yerli ve yabancı literatürden ve özellikle yöntemin uygulanması kısmında araştırmacının sözlü tarih görüşmelerimde elde ettiği deneyimler aktarılmıştır.

Anahtar kelimeler: Sözlü tarih, uygulama, tarih, Eğitim-Öğretim,Dr. Ayşenur BİLGE ZAFER,

Giriş

Hem anne hem de baba tarafından göçmen olan bir aileden geldiğim için 19. Yüzyıl sonu ve 20. Yüzyıl başı Balkan ve Kafkas göçleri ve göçmenler konusu her zaman ilgimi çekmiştir. Dolayısı ile doktora tez konumu da bu doğrultuda belirlemiştim. “1878-1914 yıllarında Balkanlar ve Kafkasya’dan Gelen Göçmen Kadınların Kültürleşme Süreci (Bursa Vilayeti İnegöl Kazası Örneği)” başlıklı doktora tez çalışmalarım kapsamında, İnegöl’de yaşayan, Balkan ve Kafkas göçmeni olan 34 kişi ile yüz yüze mülakat gerçekleştirmiş oldum. Çalışmalarım sırasında sıradan insanlardan toplanan sözlü kanıtların tarihi bir bütün olarak anlamada oldukça önemli olduğunu gördüm. Sözlü tarih çalışmam kapsamında bilgi topladığım, görüşme yaptığım insanların pek çoğu şuan hayatta değiller ancak ben yaptığım çalışma ile onların hatıralarını geleceğe taşımış oldum. Elbette ki çalışmalarım sırasında çeşitli olumsuzluklarla karşılaştığım, endişelendiğim, hatalar yaptığım zamanlar da oldu. 
Ancak yine de iyi ki böyle bir çalışmayı gerçekleştirmişim diyorum.

“Sözlü Tarih” Nedir?

John Tosh (2008) Sözlü tarihi; “sözlü hayat hikâyeleri yani bir tarihçinin görüşme yaptığı kişilerin ilk elden anıları” olarak tanımlamaktadır. (s.202). Thompson (1978) ise sözlü tarihi; “insanların söylediklerini dinlemekten ve belleklerini kullanmaktan kaynaklanan bir tarih biçimi” olarak ifade etmiştir. (s.18). Diğer bir deyişle, sözlü tarih; tarihin değişen toplumlardan ve kültürlerden insanları dinleyerek ve onların hatıralarını, deneyimlerini kaydederek yorumlanmasıdır. (Thompson, 2006, s.23). Özellikle yakın tarihin inceleneceği çalışmalarda uygulanmakta olan bu disiplinlerarası yöntem tarihçiler, sosyologlar, antropologlar ve diğer pek çok alanda çalışanlar için de oldukça önemlidir.
Diğer pek çok kaynaktan elde edilemeyecek veriler ve bakış açıları sıradan bireylerle yapılan görüşmeler yoluyla elde edilebilmektedir. Başka bir deyişle, sözlü tarih resmi kayıtların bize anlatamadığı ve kapsamadığı insani bakışı yakalamamızı sağlamaktadır. (Thompson, 2006, s.23; Danacıoğlu, 2009, s. 138; Oğuzoğlu, 2001, s.405-420). Kimi zaman sözlü tarih “alternatif tarih” olarak da tanımlanmasına rağmen aslında sözlü tarih alternatif değil, tarihin yeni bir biçimi ve ona zenginlik getiren yeni bir yöntemdir.
Her türden insani ilişkilerin, ev-içi hayatların, anne-çocuk ilişkilerinin, küçük yerleşim yerlerindeki değişimlerin, gündelik yaşamın tarihi türündeki anıların derlenmesiyle, yazılı tarihin saptayamayacağı bilgilere ulaşılmasını sağlamakta dır. (Danacıoğlu, 2009, s.138). Diğer bir deyişle daha demokratik, katılımlı ve sivil bir tarihin ortaya çıkmasına yardımcı olmaktadır. Sözlü tarih yöntemi ülkemizde göç tarihi araştırmaları için de vazgeçilmezdir. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nde resmi kaynaklar, göç konusunda resmi belgeler, demografik ve diplomatik kayıt bilgilerinin dışında, göçün ekonomik ve sosyal etkileri ile ilgili bilgi barındırmamaktadır. (Erdilek, 2006, s.79). Türkiye tarihinde sadece sayısal verilerle temsil edilen göç, mübadele, iltica gibi konular sözlü tarih görüşmeleri ile insanlı bir zemine taşınabilmektedir. (Danacıoğlu, 2009, s.141). Sözlü tarihin, sesleri gizli kalmış kişilerin tecrübelerine erişmemizde önemi büyüktür. Gizli kalmış bu sesler; kadınların, işçilerin, fakirlerin, özürlülerin, evsizlerin, göçmenlerin diğer azınlık gruplarının ya da marjinal grupların sesleri olabilmektedir. (Thompson, 2006, s.28).

Sözlü malzeme toplayanlar ile bu malzemeyi onlara sağlayanlar, başka herhangi bir tarih araştırmasında söz konusu olmayan kişisel ve dinamik bir süreç yaşamaktadırlar. (Caunce, 2011, s.5). Sözlü tarihçi olmak isteyen herkes, sözlü malzeme sağlayacak insanlarla dürüst ilişkiler geliştirdiği sürece ve işi yaparken öğrenmeye açık olduğu sürece yeni deneyimlerde bulunabilir ve oldukça yararlı çalışmalar yapabilir.

Tarihsel Geçmişi

İnsanların bireysel anıları ile birlikte kuşaktan kuşağa aktarılan sözlü gelenek uzun yüzyıllar boyunca tarihçilerin yararlandığı temel malzemeydi. İlk tarihçiler olarak bilinen Herodotos ve Thukydides’in yazdıklarının önemli bir kısmı da sözlü kaynaklara dayanmaktadır. Tarih ile sözün ilişkisi, 19. yüzyıl ortalarına kadar sürmüş, 19. yüzyılın ikinci yarısında, tarihin kendisini bir bilim dalı olarak tanımlama uğraşısına girmesi ile sona ermiştir. Tarih, nesnelliği ve belgeye dayanmayı bilimselliğin temel kıstası yaparak, tarihin söz ile bağlantısını koparmıştır. (Danacıoğlu, 2009, s.135-136). Tarihçiler bütün enerjilerini yazılı belgeleri incelemeye harcamış, kütüphane ve arşiv çalışmalarına yönelmişlerdir. (Tosh, 2008, s.202-203). Tarih, kişisel bellek ve değerlendirmeleri dışarıda bırakırken, sosyoloji, antropoloji, etnoloji gibi yeni bilim dalları bunlara sahip çıkmıştır.

20. yüzyılın ilk yarısından itibaren söz ve anlatı yeniden tarihin alanına girmiştir. Özellikle II. Dünya Savaşı sonrasında sosyal tarih ve sosyoloji araştırmalarındaki büyük artış yaşanmıştır. Amerika’da, II. Dünya Savaşı’nda cephede savaşan askerlerin anılarının kaydedilmesinden oluşan mülakatlara, 1942 yılında araştırmacı Joseph Gould “sözlü tarih” adını vermiştir. Gould sözlü tarihle, tarihi aşağılara indireceğini, halkın işleri, aşkları, üzüntüleri, yaşam deneyimlerinin ele alınacağını ifade etmiştir. 1960’ların sonlarından itibaren marjinal grupların, azınlıkların, göçmenlerin, zencilerin, kadınların, tarih yazılırken dışarıda bırakılan tüm kesimlerin tarihe dahil edilmesine ve yerel tarihin araştırılmasına yönelik talepler sözlü tarihi yeniden tarih yazımının gündemine getirmiştir.

(Danacıoğlu, 2009, s.135-138). Çünkü bu konulara ilişkin belge bulmak bir hayli zordu ve özellikle yakın geçmişe yönelik araştırmalar için sözlü tarih bir hayli önemliydi.

Öztürkmen’e (2011) göre; “sözlü tarihin tekrar gündeme gelmesinde sosyal tarih alanında çalışan araştırmacıların yazılı kaynakların aydınlatamadığı alanlara nüfuz etme çabalarının önemli bir katkısı olmuştur. İngiltere’de işçi tarihi, Latin Amerika’da darbe tarihi, pek çok başka ülkede ise göç tarihi ve kadın tarihi araştırmaları sonucunda sözlü tarihçilik sosyal tarihçiliğin ötesinde kurumsallaşarak kendi teorik çerçevesi itibariyle yeni bir araştırma alanı olarak ortaya çıkmıştır. Türkiye’deki ilk sözlü tarih çalışmaları ise ilk olarak kadın tarihi alanında başlamış ve daha sonraları da yerel tarih, kurum tarihi ve göç hafızası alanlarında devam etmiştir”. (s.53-54). Doğrudan insan kaynağına inerek resmi kayıtlara yansımayan, göçü yaşamış kişilerin tanıklıkları ile konuyu incelemeyi mümkün kılan, göçün insani boyutunu belgelemek açısından büyük önem taşıyan ‘sözlü tarih’ yöntemi, Türkiye’de Göç Tarihi araştırmalarında da vazgeçilmez bir araç olarak yerini almıştır. (Erdilek, 2006, s.79). Ülkemizde özellikle Tarih Vakfı’nın gerçekleştirdiği çalışmalar sözlü tarih araştırmalarının öncüsü durumundadır.

Eleştiriler Ve Eleştirilere Cevaplar

Sözlü tarih yönteminin kullanılmaya başlanmasıyla birlikte tartışmalar da başlamıştır. Ancak günümüzde sözlü tarihe yönelik kaygılar büyük oranda ortadan kalkmıştır. Yine de burada sözlü tarihe yönelik eleştirilere ve bu eleştirilere cevaplara yer verilmiştir.

Sözlü tarih, tarihin klasik kaynaklarını kullanan pek çok araştırmacı tarafından uzun süre şüpheyle karşılanmış ve eleştirilmiştir. Özellikle söz ve anlatı üzerinden yürütülen bir yöntem takip ettiğinden, sözlü tarihin arşiv ve maddi kültür kaynaklarının analizine dayalı genel tarihçilik içerisinde şüphe ile yaklaşılan bir çalışma alanı olarak karşımıza çıktığı söylenebilir. (Öztürkmen, 2011, s.54).

Sözlü tarihe yönelik eleştirilerden ilki; öznelliğine ilişkindir. Thukydides’in şu ifadesi sözlü tarihle ilgili bugün bile dile getirilen şüpheciliğin bir örneğidir: “Aynı olaya farklı noktalardan bakan görgü tanıkları belleklerinden çekip çıkardıkları anılarıyla aynı olayı farklı biçimlerde anlatıyorlar.” (Danacıoğlu, 2009, s.135-136). Dolayısıyla bu noktada sözlü tarihin öznel olduğu, kişisel yorumlamalara dayalı olduğu ve gerçeği tam olarak yansıtmadığı gerekçesiyle eleştirildiğini söyleyebiliriz. Ancak diğer tarihsel belgeler de aslında gerçeği tam olarak yansıtmıyor olabilirler. Örneğin biyografiler, mektuplar, günlükler de tarihin meşru kaynakları arasında sayılmalarına rağmen gerçeği tam olarak yansıtmıyor olabilirler. (Danacıoğlu, 2009, s.135-139). Öztürkmen’e (2011) göre; Osmanlı tarihi araştırmalarında arşiv kaynağı olarak sıkça başvurulan kadı sicillerinin önemli bir kısmı, esasında, sözlü kaynakların verdikleri ifadelerin yazıya geçirilmiş halleridir. (s.54).

Sözlü tarihin eleştirildiği bir diğer nokta; belgelerin hep aynı kalmasına rağmen, anıların değişebilir olduğu yönündedir. Olayın üzerinden geçen zaman (Uygun, 2011, s.101), bu süreçte yaşanan çeşitli deneyimler ve görüşme sırasında araştırmacı ile girilen ilişki anıların bellekten çıkarılıp aktarılması sürecini etkileyebilmektedir. Oysa, Danacıoğlu’na göre; insan belleği zaman içerisinde temellerinden değil de tepesinden aşınmaktadır. Bu sayede yaşlı insanlar dün yaşadıklarını unutabilirken, çocukluk ve gençlik anılarını oldukça net biçimde hatırlayabilmektedirler. (Danacıoğlu, 2009, s.140).

Tüm bunlara rağmen, her yöntemde olduğu gibi sözlü tarihin de bazı sınırlılıkları, eksik ve yanlı tarafları olması doğaldır. Sözlü tanıklıkların geçmiş deneyimleri saf haliyle aktardığını düşünmek yanlış olacaktır. Elbette insan belleğinde bazı konularda yanılsamalar, unutmalar, yanlış hatırlanan tarihler, abartmalar, taraf tutmalar ya da önyargılar olabilir. Ancak bütün bunlar sözlü tarihin değerini azaltmaz. Çünkü bu eleştiriler yazılı kaynaklar için de geçerli olabilmektedir. (Avcı Akçalı ve Aslan, 2012, s.680). Dolayısıyla sözlü tarih kaynakları da tarihin diğer meşru sayılan kaynakları gibi karşılaştırma yapılarak, diğer kaynaklarla desteklenerek rahatlıkla kullanılabilirler. Ayrıca, birçok durumda sözlü ve yazılı kanıt birbirini yararlı bir biçimde tamamlamaktadır. (Thompson, 2006, s.33).

Dolayısıyla burada önemli olan sözlü tarihçinin bu durumu göz önünde tutması, ona göre değerlendirme yapması ve tuzağa düşmemek için uyanık durması gerekmektedir. Birer hammadde olan sözlü kaynakların eleştirel bir değerlendirmeden geçirilerek, ulaşılabilen diğer kaynaklarla birlikte kullanılması gerekmektedir. Tarihçiler, ortaya koydukları eserlerinin giriş kısımlarında sözlü kaynak kullanmalarını meşrulaştıran bölümler kullanma ihtiyacı hissetmediklerinde, sözlü tarihin geleceği güvence altına alınmış olacak ve tarih yazıldığı sürece bunun bir bölümünü sözlü tarih oluşturacaktır. (Caunce, 2011, s.223).

Uygulama Sırasında Dikkat Edilecek Hususlar

Her sözlü ya da görüntülü kayıt sözlü tarih görüşmesi olarak kabul edilmemekte  dir. Bir görüşmenin sözlü tarih sayılabilmesi için belirli bir plan ve program dâhilinde gerçekleşmiş olması gerekmektedir.

Sözlü tarih yöntemiyle görüşme yapmak üzere yola çıkan araştırmacı derlediği bilgileri, üzerinde çalıştığı araştırmaya kaynak olarak toplamaktadır. Bir sözlü tarih araştırmasının ilk aşaması ön hazırlık sürecidir. Bu süreçte görüşülecek kişiler ve görüşmede sorulacak sorular ya da konular belirlenmektedir. Mekân açısından sınırlı, yerel bir çalışmada, araştırmaya katılma konusunda istekli ve katılabilecek olan bütün yaşlılarla konuşulabilir. İlk görüşmeler daha çok deneme şeklinde geçmektedir, bu süreçte soru ya da konu listesinin ya da görüşülecek kişilerin gözden geçirilmesi ve gerekirse güncellenmesi gerekebilir. Araştırılmak istenen konu ile ilgili, diğer kaynaklardan bilgi sahibi olmak ve görüşülecek kişilerle ilgili de ön bilgileri toplamak yerinde olacaktır.

Sözlü tarih çalışmasının ikinci aşaması olan görüşme süreci esnasında dikkat edilmesi gereken en önemli husus; görüşmenin randevulu bir şekilde, uygun bir mekânda gerçekleşmesidir. Görüşmelerin teke tek yapılması ve kişi ile doğru bir iletişimin kurulması, göz temasından yararlanılması önemlidir. Görüşmenin bir anket değil de sohbet tarzında geçmesi, görüşülen kişinin sözünün kesilmemesi de diğer önemli noktalardır. İyi bir görüşme sizin sesinizin en az duyulduğu görüşmedir. (Danacıoğlu, 2009, s.144). Yine evet-hayırla sonlanabilecek olmayan, açık uçlu sorular tercih edilmelidir. Görüşülen kişiden toplanan görsel malzeme (fotoğraflar, eşyalar) da araştırmaya katkı sağlayabilecektir. Görüşülen kişiden görüşme kaydının diğer insanlarla paylaşılabilirliğine ve araştırmada kullanılabileceğine ilişkin yazılı izin alınması da bu aşamada dikkat edilmesi gereken bir diğer husustur. Görüşme sırasında kişilerin genel hayat öyküleri hakkında bilgi sahibi olunması ve beden dili, mimikler gibi ayrıntılara dikkat edilmesi de değerlendirme aşamasında araştırmacı açısından faydalı olacaktır.
Araştırmanın sonraki aşaması ise kayıtların deşifre edilmesi ve arşivlenmesidir. Bu aşama sözlü tarih görüşmesinin en zorlu ve zaman alan aşamalarından birisidir. Görüşme kayıtlarının olduğu gibi deşifre edilmesi ve belli bir düzene göre arşivlenmesi gerekmektedir.

Araştırmanın son aşaması olan değerlendirme aşamasında ise görüşmeler sonucunda elde edilen bilgi ve verilerin birbirleriyle karşılaştırılarak sınanması ve diğer kaynak malzemelerden yararlanılması esastır. Bu aşamada, derlenen metnin yorumlanmasında karşımıza çıkan tuzaklardan biri; derlenen metnin içinde hapsolma tehlikesi ve yazarın kendi sözünü üretememe sıkıntısının ortaya çıkmasıdır. (Öztürkmen, 2011, s.60). Bu duruma karşı araştırmacı dikkatli olmalıdır.

Kendi Deneyimlerim

Sözlü tarih yöntemini uygulamaya 2009 yılı itibariyle, Uludağ Üniversitesi’nde, doktora tez çalışmalarım kapsamında yaşlı göçmenlerin anılarını kayıt altına alarak başladım. Doktora tezimde (Bilge Zafer, 2015) ele alınan tarih aralığı 1878-1914 yıllarıdır. Elbette bu dönemi yaşamış birinci kuşak göçmenlerle sözlü tarih yapma olanağına sahip olunamamıştır. Dolayısıyla İnegöl yöresinde yaşayan, incelenen süreç ve coğrafi bölge kapsamına giren göçmenlerle görüşmeler yapılarak geçmişe onların aracılığı ile ulaşmak durumunda kalınmıştır. Diğer bir deyişle henüz üzerinden üç kuşak geçmiş bir göç olayına ve daha sonra yaşanan kültürleşme sürecine ikinci ve üçüncü kuşak bireylerin katkılarıyla açıklık getirilmiştir.

Yürütülen sözlü tarih araştırmasında 34 katılımcı bulunmaktadır. Araştırma konusu İnegöl’e göç eden Balkan ve Kafkas göçmeni kadınlar olmasına rağmen sözlü tarih görüşmesi yapılan katılımcılar arasında erkekler ve yerliler de bulunmaktadır. Bunun sebebi erkek ve göçmen olmayan katılımcılardan da göçmen kadınların kültürleşme sürecine ilişkin bilgi edinilebileceği inancıdır. Görüşülecek kişilerin seçiminde erkek-kadın dengesinin yanı sıra göçmen grupları bakımından da dengenin sağlanmaya çalışılmasına ve bu sayede tüm grupların temsil edilmesine dikkat edilmiştir.

Çalışma kapsamında İnegöl merkezi ve köylerindeki Balkan ve Kafkas göçmenleri ile yapılan sözlü tarih görüşmeleri yani yüz yüze mülakatlar oldukça önemlidir. Yüz yüze mülakatta mülakatı yapan ile soruları yanıtlayan kişi arasında sosyal bir iletişim vardır. Yüksek bir yanıtlanma oranına sahiptir. Ancak yüz yüze mülakat masraflı ve zaman alıcı bir yöntemdir. Danışılan kişilerin mülakatçıdan çekinmesi ve soruları cevaplarken dürüst davranmama ihtimali ise bir diğer negatif özelliği olabilmektedir. (Sevinç, 2009, s.248). Kurulan iletişim yarı yapılandırılmış görüşmeler şeklinde tarafımdan gerçekleştirilmiştir. Diğer bir deyişle, katılımcılara sorulan soruların bir kısmı önceden hazırlanmış olup bir kısmı da görüşme esnasında, görüşmenin gidişatına göre ortaya çıkmıştır. Kişilere genelde açık uçlu sorular (yanıt seçenekleri olmayan ve bilinmeyenleri keşfe yönelik olan sorular) (Sevinç, 2009, s.248) yöneltilmiş ve sorulara verilen cevaplar doğrultusunda derinlemesine bilgiye ulaşılabilecek yeni sorular yöneltilmiştir. Katılımcıların kendilerini rahat ve güvende hissetmelerine önem verilmiş ve görüşme esnasında katılımcılara çok fazla müdahale edilmemeye çalışılmıştır. Yalnızca konu dışına çıkıldığında nazik bir biçimde müdahale edilmiştir. Eksik cevaplar varsa, bunların tamamlanması ya görüşme bitiminde ya da ikinci bir görüşme sırasında gerçekleştirilmiştir. Çünkü Soru-cevapla kesilen bir görüşme, bilginin alınmasına olumsuz etkide bulunabilmektedir. (Çakır, 2006, s.61).

Görüşmelerin hepsine öncesinde randevu alınarak gidilmiştir ve görüşmeler görüşülen kişinin evinde (kendilerini daha rahat hissetmeleri açısından önemli ayrıca yaş ortalaması nedeniyle zorunlu olarak) gerçekleşmiştir. Görüşme yapılacak kişilerin seçiminde, kişilerin konuya ilgi duyması ve bildiklerini anlatmaya istekli olmasına önem verilmiştir. Görüşme öncesinde görüşülecek kişi hakkında bilgi toplanmaya çalışılmış ve görüşme için ön hazırlık da yapılmıştır. Gerçekleştirilen görüşmelerin süreleri 30 dakika ile 100 dakika arasında değişmektedir. Görüşmeler ses kayıt cihazı ile kayıt altına alınarak, dijital ortama aktarılmıştır ve tamamı çözümlenmiştir. Bir dizi söyleşi yapılarak başlatılan araştırma süreci doyma noktasına ulaştığında diğer bir deyişle araştırılan konu itibarıyla yapılan söyleşilerde tekrar, örtüşme ve benzer söylemler ortaya çıktığında görüşmelere son verilmiştir.

Yapılan görüşmelerde sorun çıkaran durumlar; görüşme yapılan kişilerin bir takım olayları yanlış hatırlayabilmesi, yaşanmamış olayları yaşanmış olarak hatırlayıp, o şekilde aktarması, çeşitli deneyimlerin abartılarak anlatılması ya da görüşmeciden çekinilerek bazı sorulara dürüst cevaplar verilmemiş olmasıdır. Bu durum görüşülen kişilerin verdiği çelişkili ifadelerden ya da tekrar yöneltilen aynı soruya verilen farklı cevaplardan anlaşılmıştır. Geçmişi aydınlatmak amacıyla gerçekleştirilen görüşmelerde görüşülen kişilerin yaş ortalamasının yüksek olması gerektiğinden ve mümkün olduğunca yaşlı kişiler tercih edildiğinden bu tip durumların ortaya çıkması gayet doğaldır. Çalışmada bu tür engellerin önüne geçebilmek ve hatalardan kaçınabilmek için mülakat sırasında aynı sorular farklı şekillerde tekrar yöneltilmiş, mümkün olduğu kadar fazla kişi ile mülakat gerçekleştirilmiş ve mülakat sonuçları hem birbirleri ile hem de diğer kaynaklardan elde edilen bilgiler ile karşılaştırılmıştır. Dolayısıyla sözlü tarih verileri dikkatli bir biçimde kullanılmıştır. Ayrıca bu görüşmeler sırasında göçmenlere ait, araştırmaya katkı sağlayabilecek fotoğraflar ve yaşam materyalleri de kayda geçirilmiştir.

Araştırmanın kaynakları ve yöntemi bağlamında, sonuç olarak yapılan görüşmelerin analiz sonuçları ile tarihsel arka plan üzerine yapılan çalışmalardan elde edilen bilgiler, teori ile pratiği bir araya getirmiştir. Kısacası çalışmada hem tarihsel araştırma yöntemi hem de katılımcı araştırma yöntemi yani hem yazılı hem de sözlü kayıtlar bir arada kullanılmıştır denilebilir.

Tarih Eğitim-Öğretiminde Sözlü Tarihin Yeri

Uzun yıllar boyunca öğrenci merkezli bir yaklaşım olan sözlü tarih yönteminden tarih eğitim ve öğretiminde yeteri kadar yararlanılmamış, ayrıca bu alan tarihçilerin de gündemi dışında bırakılmıştır.

Okullarda verilen tarih eğitimi uzun yıllar ders kitabı ve öğretmen odaklı olarak gerçekleştirilmiş, öğrencilerin kendilerine sunulan bilgileri yorumlamaksızın ezberlemeleri istenmiştir. Ancak değişen dünyada bilinçli ve düşünen bireylere duyulan ihtiyacın artmasıyla bu durum tartışılmaya başlanmış ve tarih derslerinde öğretmenlerin standart yaklaşımların dışına çıkmaları ve öğrencilere aktif roller vermeleri beklenmiştir. Bu doğrultuda ders programları ve öğretim yöntemleri sürekli gözden geçirilmekte ve değişmektedir. Öğrencilerin tarih derslerinde aktif biçimde rol alarak öğrenme sürecine dâhil olmalarını sağlayan en etkin yöntemlerden biri sözlü tarihtir. (Avcı Akçalı ve Aslan, 2012, s.670).
Geçmişten beri uygulanan gelenekselleşmiş öğretmen merkezli tarih öğretimi yerine öğrenci merkezli diğer bir ifade ile süreç odaklı bir öğretme-öğrenme uygulamasına geçilmesi gerekmektedir. Günümüzde halen eksik yanları olsa da kısmen böyle bir uygulamaya geçildiği söylenebilir. Yeni programlar, öğrenci merkezli etkinliklerle, öğrencilerin eğlenerek öğrenebilecekleri bir ortamı hazırlamaya yardımcı olmaktadırlar. Bu etkinlikler farklı öğrenme biçimleriyle birlikte öğrencilerde yaratıcılığı ortaya çıkaran, onları hayata alıştıran ve sosyal bir ehliyet kazandıran etkinliklerdir. Okul dışı etkinlikler; evde ve kütüphanelerde yapılabilecek sözlü tarih, grup çalışması, proje çalışması gibi faaliyetleri içermektedir ve bunlar okul-üniversite ile hayat arasındaki engelleri kaldırmaktadır (Ata, 2006, s.79-80). Sözlü tarih yöntemini de kapsayan okul dışı tarih öğretimi, öğrenciye kazandırdığı bilgi ve beceriler açısından oldukça değerlidir.

Sözlü tarih, öğrencide ilgi ve merak uyandırarak onun aktif katılımını sağlar, motivasyonunu güçlendirir, öğrenci-öğretmen arasındaki tek yönlü bilgi akışını yıkar, öğrenciyi sürece dahil eder, interaktif ve demokratik bir ders ortamı yaratır, eleştirel analize teşvik eder ve kendine güven duygusunu geliştirir. Sözlü tarih aktivitelerinin öğrencilere kazandırdığı temel beceriler; empati, dinleme, gözlem, araştırma, soru sorma, bilgiyi düzenleme, ilgisiz bilgi arasında ilgili bilgiyi bulma, analiz yapma, yazma becerileridir. (Safran ve Ata, 1998, s.7).
Öğrenciler sözlü tarih yöntemini, önemli tarihi olayları yaşamış kişilerle görüşmeler yaparak sürdürebilecekleri gibi kendi aile ve kimliklerini araştırmak maksadıyla da kullanabilirler. Yine sözlü tarih uygulaması bireysel olabileceği gibi grup projesi olarak da gerçekleşebilir. (Uygun, 2011, s.106). Böylelikle öğrencilere dayanışma ruhu ile işbirliği içerisinde araştırma yapma olanağı da tanınmış olacaktır.

Sözlü tarihin en güçlü yanlarından biri de, hem insanların kendilerini ortaya koyabilmesi, hem de benzer bir biçimde kendi yaşamlarının ne denli önemli ve değerli olduğunu görme fırsatı vererek onları güçlendirmesidir (Thompson, 2006, s.37). Sözlü tarih, öğrencileri dünyayı diğer insanların gözleriyle görmeye teşvik ederek onların empati kazanmalarını sağlar. Öğrencilerin kendilerini tarih sahnesinde ortaya çıkacak birer tarih oyuncusu olarak görmelerini ve kendilerine güvenmelerini sağlar. (Sarı, 2006, s.122).

Yükseköğretimdeki tarih öğrencileri de eğitimlerinin bir parçası olarak sözlü tarih deneyimi yaşamaktadırlar. 

Günden güne artarak üniversitelerde akademik araştırmaların yanı sıra sözlü tarih ders olarak da okutulmaktadır. 
Bu derslerde öğrenciler sözlü tarih görüşmeleri ve projeleri gerçekleştirmektedirler. 
Bilhassa üniversitelerde verilen sözlü tarih derslerinde araştırmacı konumundaki öğrenciler dönem boyunca görüştükleri kaynak kişilerden derledikleri yaşam öykülerini sınıf ortamı içinde sunarak analiz edebilirler. Bu aktarımlar zamanla sözlü tarihin “yüz yüze görüşmeyi” öngören yöntemi hakkında deneyimlerin paylaşıldığı ortak bir sözlü anlatım alanına dönüşebilir. Bu sahaya inme deneyimi ise pek çok öğrencinin deyişiyle “başlı başına bir macer tadında” yaşandığından yaşanan deneyimin aktarımı anlatıcı açısından da yeni bir gösterim alanı oluşturabilir. Yüz yüze görüşme deneyimi esnasında, araştırmacı öğrenciler de kendileri hakkında önemli bir farkındalık geliştirme fırsatı bulacaklardır. Çoğu zaman sözlü tarih görüşmeleri dinleyicisini dönüştüren bir deneyime kapı açabilirler. (Öztürkmen, 2011, s.56-57).

Üniversitelerde sözlü tarih görüşme kılavuzları hazırlanmakta ve öğrencilerin sözlü tarih görüşmeleri ile doğrudan tarihle yüzleşmeleri, yorum yapmaları ve olgu ve olaylara ilişkin düşüncelerini yeniden yapılandırmalarına ortam hazırlanmaktadır. Tüm bu etkinlikler sözlü tarih çalışmalarının gücünü de arttırmaktadır. 

(Uygun, 2011, s.105). Umarım en kısa zamanda sözlü tarih tüm üniversitelerde ve diğer eğitim öğretim kurumlarında hak ettiği yere kavuşur.

Sonuç Ve Öneriler;

Sözlü tarih resmi kayıtların bize anlatamadığı ve kapsamadığı insani bakışı yakalamamızı sağlaması nedeniyle önemli bir araştırma yöntemidir. Her yöntemde olduğu gibi sözlü tarihin de bazı sınırlılıkları, eksik ve yanlı tarafları olması doğaldır. Ancak bütün bunlar sözlü tarihin değerini azaltmaz. Sözlü tarih kaynakları da tarihin diğer meşru kaynakları gibi karşılaştırma yapılarak, diğer kaynaklarla desteklenerek rahatlıkla kullanılabilirler.

Uzun yıllar boyunca öğrenci merkezli bir yaklaşım olan sözlü tarih yönteminden tarih eğitim ve öğretiminde yeteri kadar yararlanılmamıştır. Oysa sözlü tarih yöntemini de kapsayan okul dışı tarih öğretimi, öğrenciye kazandırdığı bilgi ve beceriler açısından oldukça değerlidir. En kısa zamanda sözlü tarih yönteminin tüm üniversitelerde ve diğer eğitim öğretim kurumlarında hak ettiği yere kavuşması yararlı olacaktır.

Kaynakça;

Ata, B. (2006). Sosyal Bilgiler: Toplumsal Yaşama Disiplinlerarası Bir Bakış. (Ed. Öztürk C.), Hayat Bilgisi ve Sosyal Bilgiler Öğretimi Yapılandırmacı Bir Yaklaşım, 
Ankara: PegemA.
Avcı Akçalı, A., Aslan, E. (2012). Tarih Öğretiminin İyileştirilmesi yolunda Alternatif bir Yöntem: Sözlü Tarih. Kastamonu Eğitim Dergisi, C.20, No:2, 669-688.
Bilge Zafer, A. (2015). 1878-1914 Yıllarında Balkanlar ve Kafkasya’dan Gelen İkinci Kuşak Göçmen Kadınların Kültürleşme Süreci (Bursa Vilayeti İnegöl Kazası Örneği). 
(Yayımlanmamış Doktora Tezi). Uludağ Üniversitesi/Sosyal Bilimler Enstitüsü, Bursa.
Caunce, S. (2011). Sözlü Tarih ve Yerel Tarihçi. (çev. Bilmez Bülent Can – Alper Yalçınkaya) (3.basım), İstanbul: Tarih Vakfı.
Çakır, S. (2006). Sözlü Tarih Projelerinde Yöntemsel ve Etik Sorunlar ve Bu Sorunları Çözme Yolları. (Yay. Haz. İlyasoğlu A. – Kayacan G.) Kuşaklar Deneyimler Tanıklıklar: Türkiye’de Sözlü Tarih Çalışmaları Konferansı (içinde ss.57-70) (1.basım), İstanbul: Tarih Vakfı.
Danacıoğlu, E. (2009). Geçmişin İzleri: Yanıbaşımızdaki Tarih İçin Bir Kılavuz, (2.basım), İstanbul: Tarih Vakfı.
Erdilek, N. (2006). Türkiye’de Göç Araştırmalarında Sözlü Tarih Metodu. (Yay. Haz. İlyasoğlu A. – Kayacan G.), Kuşaklar Deneyimler Tanıklıklar: Türkiye’de Sözlü Tarih Çalışmaları Konferansı, (içinde ss.79-85), (1.basım), İstanbul: Tarih Vakfı.
Oğuzoğlu, Y. (2001). Yerel Tarih. (Ed. Engin V.-Şimşek A.) Türkiye’de Tarih Yazımı, (içinde ss.405-420) (1.basım), İstanbul: Yeditepe.
Öztürkmen, A. (2011). Sözlü Tarihin Poetikası: Anlatı ve Gösterim. (Yay. Haz. Uysal Z.), Edebiyatın Omzundaki Melek, (içinde s.53-61), (1.basım), İstanbul: İletişim.
Safran, M. - Bahri, A. (1998). Okul Dışı Tarih Öğretimi. Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, C.18, S.1, 87-94.
Sarı, İ. (2006). Akademik Tarih ve Tarih Öğretiminde Sözlü Tarihin Yeri ve Önemi. Türkiye Sosyal Araştırmalar Dergisi, Yıl:10, S.3, 109-125.
Sevinç, B. (2009). Survey Araştırması Yöntemi. (Ed. K. Böke), Sosyal Bilimlerde Araştırma Yöntemleri, (1.basım), s.244-284, İstanbul: Alfa.
Thompson, P. (2006). 21. Yüzyılda Sözlü Tarih İçin Potansiyeller ve Meydan Okumalar. (Yay. Haz. İlyasoğlu A. – Kayacan G.) Kuşaklar Deneyimler Tanıklıklar: Türkiye’de Sözlü Tarih Çalışmaları Konferansı, (içinde s.23-37), (1.basım), İstanbul: Tarih Vakfı.
Thompson, P. (1978). The Voice of the Past: Oral History. Oxford: Oxford University. Eserin Türkçesi; Thompson, P. (1999). Geçmişin Sesi: Sözlü Tarih, (çev. Ş. Layıkel), İstanbul: Tarih Vakfı.
Tosh, J. (2008). Tarihin Peşinde, (Çev. Ö. Arıkan), (3.basım), İstanbul: Tarih Vakfı.
Uygun, S. (2011). Türkiye’de Sözlü Tarih Araştırmaları ve Öğretmen Eğitiminde Sözlü Tarih Yönteminin Kullanımı. Akademik Araştırmalar Dergisi. Sayı:50, 95-112.



***