25 Şubat 2019 Pazartesi

TBMM ARAŞTIRMA KOMİSYONUMUZCA BİLGİSİNE BAŞVURULAN KİŞİLER., BÖLÜM 4

TBMM ARAŞTIRMA KOMİSYONUMUZCA BİLGİSİNE BAŞVURULAN KİŞİLER., BÖLÜM 4 




19-Komisvonumuzca 21.02.2006 tarihinde bilgisine başvurulan Hakkari Emniyet Müdürü Yasar AGDERE: 

9 Kasım patlamaları hakkında yorum yapmalarının konunun yargıya intikali sebebiyle uygun olmayacağını, Veysel Ateş ile İlçe emniyet müdürü, cumhuriyet savcısının bir görüşmede bulunduğunu, mezkur şahsın ifadesinin alındığını, ancak yanında bulunmadığını, Terörle Mücadele Daire Başkanı'nın ifade almadığım, Olaydan sonra "buraya bir paket gelecekti" şeklinde bilgi geldiğini, 
Savcının göndermiş olduğu yazılardan 3 kaleşinkof silah, 11 tane jarjör, mermileri, kapalı poşet içerisinde menşeini bilmediği 2 adet el bombasının araçtan çıktığını bildiğini, 

20-Komisvomunuzca 22.02.2006 tarihinde bilgisine başvurulan Hakkari 
Jandarma Alay Komutanı Erhan KUBAT: 

9 Kasım patlamasının Cumhuriyet savcılığında olup hâlâ iddianame hazırlanmadığını yorum yapmanın yargıya müdahale anlamına geldiğini, personelinin burada görevli ve mağdur durumda olduğunu, çocukları, aileleri, eşleri, hepsinin hedef yapıldığım, basın yoluyla yargısız da infaz yapıldığını, Ali KAYA'ya verilen takdirnamenin 28. Ekim 2005 günü Merkez Kavaklı Köyünde, terör örgütüne ait sığmak malzemesi ele geçirildiğini, çuval içinde 15 kilo kubar esrar, Ter kiloluk 10 kilo torba içerisinde 10 kilo esrar, 10 kilo patates, 
25 kilo makarna, 15 kilo salça, 10 kilo tuz, 10 kilo çay, 5 kilo yağ, 70 kilo bulgur, 3 karton Tekel 2000 sigarası bulunduğunu, Özcan İldeniz'in de, 27 Ekimde Şemdinli İlçesinde örgüte ait 9 kaleşnikof, 1 roketatar, el bombası, funye, 5'er adet roketatar mühimmatı, sevk fişeği, 2 takım bölücü terör 
örgüt mensubu elbisesi, 1 roketatar mühimmatı ele geçirilmesini sağlardığını, yanlarında, göreve giden uzman çavuşlar olduğunu, yönerge gereği, güzel çalışmalarından dolayı bunlan mükafatlandırın dediklerini, Alay komutam olarak kendisinin mükafatlandırdığını, Personel şube müdürünün, o olayla ilgili vukuat raporu çekildikten sonra, 3-5 gün sonra yazdığım, Sonra müsveddesini kendisine getirdiğini, okuyup düzeltmelerden sonra imzaladığı, Bunu personel şubenin şahsi dosyaya koyduğunu, üst komutanlığa gönderdiğini, Bunların da 22 Kasıma denk gelmiş bir faaliyet ve doğal bir olay olduğunu, Araçta ele geçen belgelerin tamamım daha almadıklarını, televizyondan gördüğü kadarıyla, seri numarasına kadar çekildiğini, yani, o silahların uzun süre oradaki topluluğun elinde kaldığım, bomba da oradaki mühimmatın da buna dahil olduğunu, Bütün hepsinin kontrol edildiğini, örgütle konuşulup örgütün talimatının alındığını, fotokopilerin çekildiğini, hepsinin o aşamada olduğunu ve bununla ilgili dinlemeler olduğunu, 
Araçta 3 silah olduğunu, üçüncü silahın bir uzman çavuşa ait olduğunu o uzman 
çavuşun da, arabanın benzinini doldurmak için, benzinliğe gittiği zaman unuttuğunu, Uğur Özdemir diye bir eski uzman çavuş ve bir de Uğur Yıldıran olduğunu, bu ismin sehven yazıldığım, Türk Silahlı Kuvvetlerinde kullanılan bombaların MKE yapımı ve kafile numaralan olduğunu, Her tabancanın ayn bir seri numarası olduğunu ancak bombalar da durumun farklı olduğunu, aynı teknik resim ve şartnameye göre aynı fabrikada, aynı fizikî evsaflı hammaddeden, yani, oradaki baruttan 100 000 tane çıktıysa, 100 000 tane aynı numaralı bomba üretildiğini, mesela, LOS'un Alman, LOT'un Amerikan, KF'nin ise Türk yapımı 
mühimmatlarda kullanıldığını, 

Bombayı anılan personelin attığını gören hiç kimsenin olmadığını, kanunsuz hiçbir şey olmadığını, Jandarma Teşkilatı olarak da kanunsuz hiçbir olgunun, hiçbir oluşumun, hiçbir faaliyetin içine girmediklerim, Biz Yüce Atatürk'ün dediği gibi" kanun ordusu olduklarını" Olay günü, 9 Kasımda, ne oldu diye telefonla Ali ile görüşmüş olabileceklerini, personelinin orada mağdur durumda olduğunu, 
Cumhuriyet savcısına en sonunda kendilerinin müracaat ettiklerini, ifadelerinin 
alındığım ve olayın sonra başka yerlere intikal ettiğini, Yüksekova'da o gün nöbetçi olan bir uzman çavuş'un emir gereği aracım askeri birliğin içine bırakıp evine ara sokaklardan dönerken hanımının telefondan kendisini aradıklarım ve kaçmasını söylediğini önüne ve arakasına baktığında çevrilmiş olduğunu ve bu uzman çavuşa saldırıp belinden tabancasını aldıklarım onunda kaçarak bir eve sığındığım evi yıkacak gibi saldırdıklarını görünce dışarı çıktığım ve bölgede kaldığından biraz kûrtçe öğrenmiş olan bu uzman çavuşun o insanların 
öldürelim, öldürün onu, bilmem ne falan derken, kendisini tutan kişiye vurup kaçtığını ve yine bir eve sığındığını oradaki kadınların başka yön gösterip şu tarafa gitti demeleri üzerine kovalayanlar başka tarafa gittiklerini, ondan sonra o evden çıktıp başka bir eve girdiğini ihtiyar bir amcayla karşılaşıp telefon etmek istediğini söyleyip birliğine telefon edebildiğini ve zırhlı araçla o evden alındığını anlattığını, bu sorunun çözümünün eğitimle çözüleceğini vatansever, devlete, bayrağına bağlı çocukların yetişmesi gerektiğini, çocuğun ne verirsen 
onu alacağını, Ekonomik olarak da orada projeler yapılması gerektiğini, hayvancılık sa hayvancılık, meraysa mera yapılması, hayvancılıksa anız yapılması gerektiğini, bununla ilgili teşvikler olması gerektiğini, İş, istihdam sağlanmasının gerektiğini, Ali KAYA ve Ozcan İldeniz'in genel eğitim içinde bomba eğitimi aldıklarım ancak tahrip uzmanı eğitimi almadıklarını, 
Araçta Alman malı el bombası bulunduğuna dair bilgisi oladığını, aracın o zaman 
ztamamen halkın kontrolünde kaldığını daha sonra keşif tamamlanınca kriminal laboratuara gönderildiğini, Orhan Tekin isimli şahsın jandarmada kayıtlı haber elemanı olup olmadığını bilmediğini, 

21- Komisyonumuzca 22.02.2006 tarihinde bilgisine başvurulan Hakkâri İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürü Sefer RESULOĞLU: 

5 Ağustos günü Şemdinli ilçe Jandarma Komutanlığının önünde bir patlama meydana geldiğini, bu konuyla ilgili bilgisi olan, ihbarda bulunan kişilerle görüştüklerini, elde ettikleri bilgiler neticesinde, Seferi Yılmaz'la ilgili olarak 22 Ağustos tarihinde Van Ağır Ceza Mahkemesinden karar almak suretiyle teknik takibe başladıklarım, o zamandan beri Seferi Yılmaz'la ilgili takiplerinin devam ettiğini, daha sonra da 156'ya da ulaşan ayn bir ihbar olduğunu, 
Veysel ATEŞ' in 2004 yılı ağustos ayından itibaren kayıt altına alman bir haber 
elemanı olduğunu daha önce de, cezaevinden çıktıktan sonra askerlik hizmetini yaptığım, askerliğini bitirdikten sonra da kayıt altına alınmadan, görüşülen şahıs pozisyonunda olduğunu, Haber elemanlarının müdürlüklerince görevlendirilmesi nin yapılmadığını, haber elemanım direkt kullanan, haber toplayıcı denilen personelin kendilerinin değerlendirdiğini, gerekiyorsa bu şekilde yanlarına alıp gidebildiklerini, Araçta çıkan üçüncü silahın uzman çavuşun akşam yakıt almak için araçla dışarıya çıktığında silahım yanında götürdüğünü ve geldiğinde arabada unuttuğunu, sabah da göreve çıkanlarla silahın arabada gittiğim, Uğur Yıldırım diye bir personelin olmadığını Özdemir soyadının olduğunu yanlış yazıldığını, personelinde MKE yapımı el bombası olduğunu bildiğini, 09.11.2005 günü memleketinde ve izinde olduğunu saat 4 civarında adı geçen personelce arandığım ve böyle bir olay olduğundan bahsettiklerini, park halindeyken, patlama olduğunu, patlamayı müteakip, kendilerine saldın olduğunu ve canlanm zor kurtardıklarını ifade ettiklerini, Şemdinli'nin sürekli gidiş geliş yapulan bir yer olmadığını, bir defa gitmişken, başka konularda da araştırma yapıldığını, bunların gidiş maksatlarından birisinin de, 1 Kasımda meydana gelen patlamayla ilgili olarak bilgi toplamak olduğunu, bu bilgiyi toplarken, daha önce görüşmüş oldukları şahıslardan da yanında götürdükleri Veysel Ateş vasıtasıyla bilgi 
alabilir miyiz düşüncesinde oldukları, Veysel Ateş'in itirafçı olmayıp cezasını yatmış, çıkmış bir örgüt üyesi olduğunu, haber alabilecekleri herkesten haber almaya çalıştıklarını, Orhan TEKIN'in kayıtlı haber elemanı olduğunu, 1 Kasım olayıyla ilgili bir bilgi vermediğini, Bütün patlamaların örgüt tararından gerçekleştirildiğini, 9 Kasımda olayın meydana geldiği gün de dahil, o günden itibaren bütün yayın kuruluşlarında Ali Kaya'nın giriş kartının arkasında Jandarma İstihbarat Tim Komutanı diye yazdığının ve araç görevlendirme kartının tamamının hepsinin basma yansıdığını, Bir ajandanın Özcan İldeniz'e ait olup, Ali Kaya'ya da ait kayıp bir ajanda daha olduğunu, Kurumlarında yasa dışı bir yapılanmadan bilgisi olmadığını, bu işin yasal takibini yaptıklarını, 

22-Komisyonumuzca 28.02.2006 tarihinde bilgisine başvurulan Hakkari Belediye Başkanı Metin TEKÇE: 

Özellikle 9 Kasımdaki patlamayla birlikte, haberi aldıktan sonra, Yüksekova, 
Esendere Belediye Başkanlarıyla birlikte Şemdinli'ye intikal ettiklerini, Şemdinli'ye vardıklarında halkın üzerine Tanju Çavuş tarafından ateş açıldığını, 
Şemdinli'ye gittiklerinde halkta belirsizlik, müthiş bir öfke, korku ve 2 ölü onlarca yaralı olduğunu herkeste müthiş bir korku, panik ve öfkenin hakim olduğunu, Halkın kendilerine "- Biz, o insanları güvenlik güçlerine teslim ettik. Öldürebilirdik, teslim ettik; fakat, şu anda ortada yoklar ve keşfin yapılmasını istemeyenler var, keşif yapılırken savcı ve milletvekilinin bulunduğu bir anda bile ateş açıldı; yani, her gün bombalamalarla yaşayacağımıza, biz, artık, Şemdinli'yi boşaltıp dağa çıkıp donmayı tercih edeceğiz." şeklinde beyanda bulunduğunu, 
Orada bir heyet oluşturduklarım kendisi ile birlikte Yüksekova, Şemdinli, Esendere Belediye Başkanları, Hakkari milletvekili Esat Canan'm ve Yüksekovalı bir avukatın bu heyette olduğunu, İkinci Taktik Jandarma Alay Komutanlığına gittiklenini, Hakkâri Valisi, Alay Komutanı, Hakkâri Emniyet Müdürünün orada bulunduklarını ve bir görüşme gerçekleştirdiklerini, insanların şu anda tek talebinin bu keşfin bitmesi, yani, hiçbir müdahale olmadan keşfin bitmesi olduğunu, çünkü, araçta belgeler ve bilgiler var denildiğini, Ondan sonra da, bu sözde güvenlik güçlerine teslim edilmiş olan kişilerin akıbetinin açıklanmasını istediklerini, 
Ancak Hakkari Valisi tarafından kesinlikle bir açıklama yapılmayacağım ve göz 
altında hiç kimsenin olmadığının belirtildiğini, aracı çekip güvenli bir yere getirip keşfi yaptıracağız, o bizim işimizdir denildiğini, Kendilerinin cevaben "- Sonuçta bu bir sorundur, insanlar bunu suçüstü de yakalamış ve bu keşif yapılırken de yine ateş açılmış, savcımn bulunduğu, milletvekilinin bulunduğu bir ana ya da onları dahi öldürecek düzeyde bir müdahale söz konusu olmuş; insanlar 
bırakmıyorlar, 30-40 kişi aracın yanında bekliyor. Diyorlar ki, hayır, biz, parçalanana kadar, bu araçta ya keşif yapılacak ya da biz bırakmayacağız, her gün ölmektense gelip vursunlar bizi." şeklindeki sözleri söylediklerini, 
Sonradan keşfin o gece tamamlanmasına dönük karar alındığını, kendilerinin de 
aracın yanında bulunacaklanm ve halkı oradan göndereceklerini belirttiklerini ve öyle de yaptıklarını, 
O akşam saat 12.00'de keşfin bittiğini, gece Şemdinli'de kaldıklarım ertesi gün 
Kaymakamlık binasına giderken 80 civarında polisin barikat kurduğunu, kendilerini tanıdığı halde müthiş bir hakaret ve müdahale etmeye dönük adımlar olduğunu, oradaki polislerden bazılarının "-Sizin İçişleri Bakanınız gidecek. Siz belediye başkanlarıyla ondan sonra hesaplaşacağız" dediklerini, Vali Bey'e bu durumu ilettiğini, Emniyet Müdürünün"-İşte olabilir, içimizden de kötü 
insanlar olabilir" cevabını aldığım, 

23- Komisyonumuzca 28.02.2006 tarihinde bilgisine başvurulan 
Belediye Başkanı Hurşit TEKİN; 

Kaymakam Bey'in telefonla olay günü kendisini çağırdığını, hükümet konağının 
önüne gittiğini, hem muhtarları hem de kendi encümenini ve ileri gelenleri çağırdığını, Milletin Şemdinli'de ayakta olduğunu, araya girip yapmayın dediğini, biraz uzaklaştırdığını, birkaç tane askeri amirin "-Başkan, direkt polis noktasına git, orada çok büyük felaketler oluyor" dediğini, oraya ileri gelen birkaç insanla gittiğini silah, gaz bombası arasında milletin ayakta olduğunu, polislere havaya ateş etmelerini, millete sakin obualarım tavsiye ederken yaralandığım, bir taşın gözünün üzerine geldiğini, olayların akşama kadar devam ettiğini, Vali ile Milletvekili Esat CANAN'in orada olduğunu, bir iki kez Vali Bey ile görüştüklerini, milletin sakinleştirilmesini istediklerini, Kitapevine bomba atıldığında kitapevi sahibinin bu kişinin arkasından koştuğunu, ses geldiği zaman, milletin de o tarafa koştuğunu, Seferi YILMAZ'ın millete bu kaçan insanın bu bomba attığını bağırarak söylediğini, kaçan kişinin 150-200 metre ileride park edilmiş arabanın içine girdiğini, arabanın içinde iki kişi daha olduğunu ve milletin adamı yakaladığım, kimlik sorduklarını o kişinin kimliğinin amirinde olduğunu söylediğini, O sırada güvenlik güçlerinin geldiğini ve bu kişilerin onlara 
teslim edildiğini, arabanın etrafını ise savcı gelip tespit yapsın diye çevirdiklerini, arabada bir sürü evrak, 3 tane kaleşnikof, birkaç tane silah falan olduğunu, 
Akşamüzeri Savcı Bey, Sayın Vali, İl Alay Komutam, Kaymakam, Şemdinli'de ki 
Alay Komutam, İl ve Üçe Emniyet Amirlerinin kendilerinden milletin dağıtılması nı istediklerim, kendilerinin ise araçta tespit yapıldıktan sonra aracı kaldıracaklarını söylediklerini, Savcı Bey gelince milleti biraz uzaklaştırdıklarını, Ziraat Bankasının önüne, milletin toplandığını, Savcı Bey'in tespitini yaparken, tabiî karanlık başladığını, akşam olduğunu, bu arada, nereden geldini bilmediği birkaç tane silah sesinin de duyulduğunu, Biraz uzaktan, panzerden ablan silah sesi geldiğini, savcı keşfi yanlamadan bir silah sesi daha geldiğini, 
5-6 kişinin yaralanıp öldüğünü düşündüğünü, birinin rastgele ateş ettiğinin 
söylendiğini ve 3-4 yıldır orada görev yapan Tanju ÇAVUŞ isimli uzman çavuşu herkesin tanığıdığını, bu kişinin ateş etmiş olduğunu, Ali Yılmaz isminde birinin hastaneye giderken yolda öldüğünü, 

24- Komisyonumuzca 28.02.2006 tarihinde bilgisine başvurulan Yüksekova Belediye Başkanı Salih YILDIZ : 

Şemdinli'de Umut Kitabevine yönelik patlatılan, atılan 2 el bombasının patlaması sonucu, Mehmet Zahir Korkmaz'ın yaşamını yitirdiğini, o an Yüksekova'da olduğunu, Milletvekili Mustafa Zeydan'ın kendisine haber vermesi üzerine, Şemdinli'ye gelip oradaki bazı kamu görevlileri ile görüşüp insanları sakinleştirmeye çalıştığını, Şemdinli'ye geldiğinde Miletvekili Esat Canan'ın, Cumhuriyet Savcısının, Emniyet Müdürünün keşif mahallinde, oradaki delilleri tespit etme anında, Tanju ÇAVUŞ'un arabasıyla geçerken yaptığı olay anına denk geldiklerini, Tam o anda halkın kendilerine doğru koşarak "-Başkan neredesiniz, imdadımıza gelin, yetişin, herkesi öldürüyorlar, şu anda bile insanları öldürüyorlar, tarıyorlar" dediğini, Kim olduğunu sorduğunda Tanju Çavuş diye biri olduğunu öğrendiğini, Kaymakamın kendisini diğer başkanlarla birlikte Taktik Alay Komutanlığına davet ettiğini, ancak önce hastaneye gittiklerini, ve yaralılara geçmiş olsun dediklerini, Biz, belediye başkanları olarak, ben, Şemdinli Belediye Başkanı Hurşit Tekin, Hakkâri Belediye Başkanı Metin Tekçe, Esendere Belediye Başkanı Hurşit Alptekin, Ü Genel Meclis Başkanımız Ferheng Yazgan, Esat CANAN ve basın mensupları ile Taktik Alay Komutanlığına gittiklerini basın mensuplarının içeri alınmadığını, Gittiklerinde, Alay Komutanı, İl Emniyet Müdürü, Hakkâri Cumhuriyet Başsavcısı ve Vali Bey'in orada olduğunu telaşlı olduklarını özellikle İl Alay Komutanında yerinde duramayacak şekilde bir psikoloji olduğunu, ikide bir telefon elinde salona çıkıp, geldiğini, Vali Bey'in kendisine "-Yüksekova'daki olaylardan dolayı, tecrübenizden dolayı, 
Başkanım, bu halkı nasıl sakinleştireceğiz? Yani, her şeyin üzerine gideceğiz, kim yapmışsa yapmış biz bu olayın üzerine gideceğiz; ama, bu halkı sakinleştirme miz lazım, bu keşfin olması gerekir bir an önce." dediğini, O ara, aracın kime ait olup olmadığının konuşulduğunu, Esat Bey ya da Hakkâri Belediye Başkanının aracın emniyete ait olduğu söylemesi üzerine Emniyet Müdürünün hemen "- Hayır bize ait değil, Jitem'e aittir," dediğini, Orada halkla görüşüp tekrar bu heyete bilgi verme karan aldıklarını, halkın keşfin yapılmasını istediğini ve Savcı Bey'in keşfi yapabileceğini belirttiklerini, ortamı da sağladıklarım, 
Arabanın yanına gittiğini, arabanın arkasında 2 makine kimya el bombası, 3 tane kalaşnikof ve dosyalar olduğunu, kendisinin pek yaklaşmadığını, arabanın yanında Esat Bey'in kaldığım, Ertesi gün Mehmet Zahir Korkmazdın cenazesi Yüksekova'dan hastaneden geleceği için binlerce insanın toplandığını halka "Yapmayın, etmeyin, adaletinize, hükümetinize güvenin; yani, bu olay büyük bir olay, suçüstü, sonuçta yakalamışsınız, vermişsiniz; Susurluk diyorsunuz, bu da aynen Susurluk gibi bir olay, yani, sonuçta 20 tane bomba patlamış. Hep 
kiinler patlatıyor, işte, Yüksekova'da bir işyerine 2 defa, hep sivillere yönelik, işte burada suçüstü yakalandı ve yakaladığınız insanlar şu anda devletin elinde. Yargıya yardımcı olmalıyız, devlete, yetkililere yardımcı olmalıyız" şeklinde konuştuğunu ve halkı sakinleştirdiğini, Cenazeyle beraber 300-400 araba geldiğini, binlerce insanın geldiğini, askerlerin, yalnız cenazeyi geçirmeye izin vereceğini söylediğini, 
O bölgenin insanlarının her konuda birbirleriyle ortak bağlan olduğunu; fikirsel, 
düşünsel, kan bağı, akraba, hısımlık, aşiretsel, böyle cenazelerde artık toplu sahiplenme olayının ortaya çıktığım, 
Oradaki psikolojik durumdan dolayı, Vali Bey'le ve milletvekilleriyle görüştüğünü, milletvekilleriyle görüştüğünü, onların da bakanlarla görüştüklerini, Alay Komutam Sayın Kubat'la görüştüğünü, zar zor ikna ettiklerini, orada insanları bıraktıklarını, kendilerinin de kalabalığı şehre sokmayıp mezarlığa yönlendirdiklerini, Ayın 10'unda, Vali Bey'in, Emniyet Müdürlüğüne kendilerini yani belediye başkanlarını çağırdığını gittiklerinde çevik kuvvetten 40-50 kişinin girişte, nereye gidiyorsunuz diye sorduğunu, Vali Bey'e gideceklerim söylediklerini, bir tane polisin çok ters hareket ettiğini, -Niye böyle yapıyorsun! deyince, o anda, yere bir tane mermi de patlattıklarını, O merminin sekse idi kendilerine değebileceğini, 
"-Ne oluyor, niye böyle davranıyorsunuz, insan biraz rahat davranır, biz burada Düşeylerin olmaması için çaba gösteriyoruz dediğini" onun da cevaben "-Beyefendi, ne iş yapıyorsunuz, Evet, sunardınız. Bu hükümet düşecek. Bu İçişleri Bakam istifa edecek. Seninle, sizinle sonra daha rahat görüşeceğiz. Çok daha rahat bir şekilde görüşeceğiz." dediklerini, Bu şekilde tehdit ettiklerini, 

Kendisinin cevaben - Siz bizim polisimizin, bu asker bizim de askerimiz, biz senin de belediye başkanınız. Biz, ne senin canının ne bu insanların, çocukların canının yanmasını istemeyiz, hiç kimsenin. Biz, bunun çabası içerisindeyiz. İki gündür burada yaptığımız sağduyunun, çabamızın mükafatı herhalde bu olması gerek dedim, sizin yaklaşımınızla. Başka bir şey aklınızdan geçmiyor mu, düşünemiyor musunuz, biraz daha olumlu davransanız, biraz daha, Belediye Başkanıyız, senin Müdürün çağırmış, senin Başsavcım çağırmış." dediğini, 
Onun da "- Kim çağırırsa çağırsın! diye cevap verdiğini, Bunun üzerine Vali Bey'e telefonla içeri alınmadıklarını bildirdiğini, ve içeri girdiklerini ve olayı anlattığını Vali Bey'in "-Çocukların psikolojisi, arkadaşları şehit oluyor, şu oluyor, bu oluyor falan" dediğini, 

5. Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR..,,

***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder