21 Şubat 2019 Perşembe

TERÖR, TERÖRİZM, ULUSLARARASI TERÖR VE TÜRKİYE'DEKİ DURUM. BÖLÜM 5

TERÖR, TERÖRİZM, ULUSLARARASI TERÖR VE TÜRKİYE'DEKİ DURUM. BÖLÜM 5






IX- TERÖRLE MÜCADELEDE İŞBİRLİĞİNİN ÖNEMİ 

Günümüzde terör artık bir ülkenin iç sorunu olmaktan çıkmış, uluslararası boyut 
kazanmıştır. Teröristler eskiden olduğu gibi sadece bulundukları ülke içinde kalmayıp başka ülkelerdeki farklı gruplar ile bağlantı kurabilmekte, karşılıklı destek ortamı bulabilmektedirler. Bunun sonucu olarak da uluslararası bağlantılarım ve modern teknolojiyi de kullanmak suretiyle pek çok ülkede etki yapan eylemler düzenleyebilmektedirler. 
Kitle iletişim araçlarının büyük ilgisi sayesinde de yerel ve uluslararası kamuoyunda önemli etki  sağlayabilmektedirler. 

Öte yandan terörizm üç-beş kişinin bir araya gelerek, terör eylemleri gerçekleştirmeye karar vermesiyle ortaya çıkacak kadar basit ve tesadüfi bir olgu değildir. Her şeyden evvel çok iyi bir altyapı gerektirir. Son derece gelişmiş silahların kolaylıkla elde edilebilmesi, teröristlerin silah kullanma, saldırı ve kaçma teknikleriyle ideolojik bakımdan eğitilmesi, çok sayıda örgüt elemanının barındırılması, beslenmesi, bunlara kimlik, pasaport vb. belgelerin 
sağlanması, çok iyi işleyen bir haber ağının kurulması gerekmektedir. Teröristlerin kullandığı gelişmiş silahların sağlanması bütün dünyada kolları bulunan silah kaçakçılığı şebekeleriyle yapılmaktadır. Silah kullanma, saldın ve sabotaj teknikleri ise Uluslararası terör örgütlerinin kamplarında ve teröre çeşitli sebeplerle destek veren ülkelerin topraklarındaki eğitim kamplarında öğretilmektedir. Günümüzde değişik terörist gruplar arasında çok yakın bir 
işbirliği de bulunmaktadır. 
Terörizm, malî bakımdan da oldukça külfetli bir faaliyettir. Değeri milyonlara varan silahların alınması, teröristlerin seçkin muhitlerdeki son derece iyi döşenmiş evlerde bol para harcayarak barınmaları, seyahat ve yer değiştirmelerinden doğan giderler, sırf soygunlarla elde edilecek paralarla karşılanamaz. Bir kere soygunlarla sağlanan gelir, düzenli ve sürekli değildir. Oysa örgüt harcamalarının düzenli ve sürekli olması gerekir. Bunun yolu soygun dışı kaynaklara sahip olmaktır. Bunun için bazı terör örgütleri ticari yatırımlara girişirken, bazıları belli devletlerden düzenli yardımlar almakta ve bazıları ise uyuşturucu kaçakçılığı yoluyla ihtiyaçlarını karşılamaktadırlar. 
Terörle ilgili olarak ortaya çıkabilecek en tehlikeli gelişme de yine teknolojiye 
bağlıdır. Soğuk Savaşın sona ermesiyle birlikte kitle imha silahlarının kontrol dışı kullanılma riski de ortaya çıkmıştır. Terör örgütleri ve bunların destekçisi devletlerin elinde nükleer, biyolojik ve kimyasal silahlar şu anda yoksa da, zamanla bu silahlan elde etme ihtimalleri söz konusudur. Kitle imhasına yönelik silah teknolojileri ile birlikte bunları kullanma heveslisi grupların çoğalması, terörün çehresini de değiştirmiştir. Kimyasal maddelerin kullanılmasında 
sansasyonel bir örnek olarak Japonya'nın Tokyo şehrinde meydana gelen Sarin gazı olayı gösterilebilir. 

Terör hadiselerinin karşısındaki başarısızlığın temelinde terörün nerede, ne zaman ve nasıl meydana geleceğinin bilinmeyişinden çok, terörün ardındaki gerçeklerin doğru bir biçimde ortaya konamamış olması yatmaktadır. 
Unutulmamalıdır ki, terörle mücadelede; mücadele edilecek unsur veya unsurlar bütün boyutlarıyla yani ortaya çıkış sebepleri ve gelişim süreçleri ile teşhis edilemediği takdirde başarısızlık, basandan daha yakındır. 
Bugün dünyada terör globalleşmiştir. New York'ta 11 Eylül 2001 tarihinde meydana gelen saldın oluncaya kadar hiçbir ülke, ülkemizin terör belasından neler çektiğini anlamak istememiş tam tersine kendi yararına kullanmaya çalışmıştır. Halbuki perşembenin gelişi çarşambadan bellidir. 

Sosyal bilimciler dünyayı çok önceden terör yaygınlaşmasına karşı uyardılar, örneğin bilim adamı ve düşünür Peter F.Drucker 1989 yılında yazdığı "Yeni Gerçekler" adlı kitabında New York'a bir terörist saldırıyı o tarihte dile getirmişti. Sadece binayı şaşırmıştır. O ikizlere değil Etnpire State Buildinge terörist saldırı olacağını varsaymiştır. Konu ile ilgili olarak da, 'Terörizm tek başına herhangi bir yönetimin girişeceği eylemlerle denetim altına alınamaz, ortadan da kaldırılamaz. Tek taraflı silahsızlanma ya da pasifızim çözüm değildir." görüşünü 
dile getirmiştir. Drucker'in söylemek istediği uluslararası alanda ortak davranış 
sergilenmesidir. 

Bu konuda Türkiye Uluslararası alanda her olumlu girişimin yanında yer almaktadır. Türkiye, Uluslararası banş ve güvenlik ile insan haklarına yönelmiş en büyük tehdidin terörizm olduğuna inanmaktadır ve terörün her çeşidini kınamaktadır. Hiçbir ülkenin de topraklarını terörist gruplara ve bunların faaliyetlerine açmaması gerektiğini savunmaktadır. 
Siyasette değişkenliğin egemen olduğu devletler arası ilişkilerde hemen hemen bütün devletler terör eylemlerine kendi siyasetlerine uygun gözle bakmaktadır lar. Bu durum ise terörizme karşı Uluslararası alanda ortak hareket etme ve önlemler almayı etkisiz hale getirmektedir. Oysa, 11 Eylül 2001 tarihinde ABD'de meydana gelen terör olayı, günümüzde örgütlü suçların sınır tanımadığının ve bütün ülkeler için bir tehdit unsuru olduğunun en son kanıtıdır.

Terörizm genelde tüm ülkelere yönelik bir tehdit olarak kabul edilmeli ve buna karşı ortak bir önlem alınması konusunda her şeyden önce fikri işbirliğine varılmalı, terörist eylemlere karşı kararlı bir tutum içinde bulunulmalıdır. 
Terörizmle mücadele bir bütündür. Yurt içindeki ve yurt dışındaki mücadele bu 
bütünün parçalandır. Yurt içinde verilen mücadele, yurt dışındaki mücadeleyle 
bütünleştiğinde somut bir sonuç almak mümkün olabilecektir. 
Keza terörizm ve organize suçlarla ilgili olarak 1970 yılından bu yana Birleşmiş 
Milletler Sözleşmesi çerçevesinde terörizmle mücadeleyi kapsayan 12 protokol, 62 ülkeyle güvenlik ve işbirliği anlaşması imzalamış, aym konulan kapsayan 117 ikili ve çok taraflı anlaşmalara aktif taraf olmuştur. 

Emniyet Genel Müdürlüğümüz, devletimizin politikası uyannca terörizm ve sınır aşan organize suçlarla ilgili olarak temas kurduğu her ülke güvenlik teşkilatlanyla işbirliğine, deneyim aktarmaya hazır olduğunu söylemekte ve uygulamaktadır. Uluslararası işbirliğinin önemine ve gerekliliğine inanan ülkemiz güvenlik ve işbirliği alanında, 52 anlaşma, 39 protokol, 39 mutabakat zaptı, 124 toplantı tutanağı ve 12 ortak bildiri ve deklarasyona imza atmıştır. 

X- TÜRKİYE'DE TERÖR DALGALARI 

Prof.Dr. Emre KONGAR, "Küresel Terör ve Türkiye" adlı eserinde, "Çağdaş 
dünyada Türkiye kadar çok yönlü terör saldınsına konu olmuş başka bir toplum bulmak kolay değildir." demekte ve dört terör dalgasından bahsetmektedir. Buna El-Kaide çatısı altındaki grupların yarattığı terörüde katarak "Beş Terör Dalgasf'nı dile getirebiliriz. Gerçekten de Türkiye son 30-35 yıl içerisinde beş terör dalgasıyla karşı karşıya kalmıştır. 

1. Birinci Terör Dalgası: Ermeni Terörü 

Sözde soykınm iddialan ile yurt dışındaki bazı Ermenileri kullanmak suretiyle 27 
Ocak 1973 tarihinde Los Angeles Başkonsolosu Mehmet BAYDAR'ı ve Yardımcısı 
Bahadır DEMÎR'i şehit ederek cinayetlerine başlayan Ermeni Terörü, dış 
temsilciliklerimizde görevli 34 vatandaşımızı şehit etmiş, 15 vatandaşımızı da yaralamıştır. 
Bunlardan 12 suikast olayının failleri yakalanarak az veya çok cezalandınlmış, 
Lizbon Büyükelçisi ile oğlunun yaralandığı, eşinin öldüğü 1983 yılındaki suikastle ilgili beş terörist ölü ele geçirilmiş; iki olayda teröristler beraat etmiş, geri kalan olaylar ise faili meçhul olarak kalmıştır. 
Suikastlardan beşi Paris'te, 3'ü Atina'da, 3'ü Viyana'da, 3'ü Vatikan ve Roma'da 
Ermeni teröristlerce ayrı ayrı tarihlerde ika edilmiş ve biri hariç hepsi faili meçhul kalmıştır.(Sadece 24.09.1981 tarihinde ülkemiz Güvenlik Ataşesi Cemal ÖZEN'in şehit edildiği ve Başkonsolosumuzun yaralandığı olayda ASALA Terör Örgütü mensubu olan failler yakalanmıştır.) Olayların meydana geldiği tarihlerde bu devletlerin en azından pasif kalışı üzerinde dikkatle durulması gereken ibret verici bir durumdur. 

I.Cihan Harbi sırasında dışarıdan kışkırtılan bir kısım Ermeni çetelerinin savaşa 
içerden katılmaları sonucu ortaya çıkan karşılıklı mukatele olayını soykırım (Jenosid) olarak göstererek, Talat Paşanın katilini siyasi gerekçelerle beraat ettirmek; düşmanlığı ayakta tutmak için anıtlar dikmek, anma günleri ilan etmek, meclislerde siyasi kararlar almak en hafif deyimiyle teröre destek vermektir. Sonucu ise savunmasız Dışişleri mensuplarımızın şehit edilmeleri ve yaralanmalarıdır. "Bunlar Türk ise beis yok" diyen zihniyeti kınamamak 
mümkün değildir. 

2. İkinci Terör Dalgası: 1968'lerde Başlayan İdeolojik Sağ-Sol Çatışması 

İhtilalci Sol'un, Leninci, Stalinci, Maocu, Enver Hocacı, Titocu her türlü versiyonu ile; Devleti ve milleti korumak adına onlara karşı çıkan ve çoğu milliyetçilik ve mukaddesatçılık sloganı ile hareket eden guruplar 20 yılı aşkın birbirleri ile öldüresiye çatışmış olup bu boğuşmada SOOO'i aşkın insanımız hayatını kaybetmiştir. Daha çok öğrenim müesseselerinde hakimiyet kuran ve Polisimiz dahil resmi kurumlarda karşılıklı örgütlenerek kuruluşları görev yapamaz hale getiren bu dalga 12 Eylül 1980 harekatıyla büyük ölçüde son 
bulmuştur. 

3. Terör Dalgası: Hizbullah v.b. Terör 

Anayasamızın 2.maddesinde ifadesini bulan laik, demokratik, sosyal bir hukuk 
devleti olan Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyeti yıkmak, yerine tslam Devleti kurma amacıyla, kutsal dini duygulan sömürmek suretiyle cephe ve askeri kanat faaliyetlerine taraflar toplayan radikal dinci terör, soğuk savaş döneminin anti komünist stratejisinin taktiksel faaliyetleri içinde palazlanmıştır. 
Cinayetlerini Devletin üstüne atmaya çalışan Hizbullah v.b. terör örgütlerinin yurt içinde ve dışında yapakları eylemler ve cinayetler; ne yazık ki, sevgi, barış ve hoşgörü dini olan islam'a ve sade Müslümanlara karşı Huntington gibi haçlı ruhunu hep yaşayan ve yaşatmak isteyen farklı dinlerin radikallerine de imkan yaratmışlardır. 

4. Dördüncü Terör Dalgası: Etnik Bölücü Terör 

1980 öncesinde Sağ-Sol çatışması içinde yer alan ve Kürt kökenli vatandaşlarımıza yönelik örgütlenen bölücü örgütlerin şüphesiz en kanlısı 1984 yılında Eruh ve Şemdinli'de yaptığı eylemde adım duyuran PKK (KADEK, KONGRA-GEL) örgütüdür. Ülkemizi bölerek bir Kürt devleti kurmayı amaçlayan örgüt marksist-leninist fikri ilke edinmesine rağmen, daima söylemlerinde etnik Kürt Milliyetçiliğini kullanmıştır. Halk ayaklanmasını başlattığı iddiası ile 15 yıl boyunca, Kuzey Irak'taki otorite boşluğundan istifade ederek varlığını sürdüren ve çoluk-çocuk demeden katliamlar yapan örgüt otuzbeşbini aşkın insanımızın hayatım kaybetmesine sebep olmuştur. 
Dostumuz gözüyle baktığımız batılı ülkelerin, şuur komşularımızın gizli-açık mali, askeri ve siyasi desteğine PKK (KADEK, KONGRA-GEL) kadar mahzar olan terör örgütü sayısı çok azdır. 

5. Beşinci Terör Dalgası: El Kaide Bağlantılı Uluslararası Terör 

11 Eylül 2001 tarihinde ABD'de meydana gelen terör olaylarıyla gündeme gelen El- Kaide ile bağlantılı gruplarını oluşturduğu terör dalgasının ülkemize yansımaları S. terör dalgasıdır. El- Kaide terör örgütüyle bağlantılı olarak Ülkemizde 15 Kasım 2003 ve 20 Kasım 2003 tarihlerinde toplam 4 patlama meydana gelmiştir. Bunlar; istanbul ilimizde 15 Kasım 2003 tarihinde meydana gelen iki bombalı saldırıdan; Neve Şalom Sinagogu'na yönelik olanında 13 insan ölmüş, 186 insan yaralanmış; Beth îsrael Sinagogu'na yönelik olanında ise 13 insan hayatını kaybetmiş ve 117 kişi de yaralanmıştır. 
20 Kasım 2003 günü meydana gelen iki bombalı saldırıdan HSBC Bankası Genel 
Müdürlüğü'ne yönelik olanında 14 şahıs ölmüş, 192 kişi yaralanmış; ingiltere 
Başkonsolosluğuna yönelik saldırıda ise aralarında ingiltere'nin istanbul Başkonsolosu Roger SHORT ile aralarında iki Polis Memuru'nun da yer aldığı 18 insan hayatını kaybetmiş ve 258 insan da yaralanmıştır. 
Saldırılar neticesinde toplam 58 insan hayatını kaybetmiş ve 753 kişi ise 
yaralanmıştır.Uzman görevlilerce yapılan incelemeler ve araştırmalar neticesinde meydana gelen bütün intihar eylemlerinde kullanılan ana maddenin amonyum nitrat olduğu, bu maddenin ise piyasadan kolaylıkla temin edilebilen ve tarım alanında kullanılan gübrelerden olduğu, amonyum nitratı patlatmak için ise nitroselüloz tabanlı bir patlayıcının kullanıldığı tespit edilmiştir. 
Olaylara kansan şahıslarla ilgili olarak yapılan araştırmalardan ve göz altına alınan şüphelilerin ifadelerinden anlaşıldığına göre, ilgililer 1994 senesinden itibaren yurt dışına çıkarak, çeşitli yerlerde askeri ve siyasi eğitim almışlardır. 
Faillerin yakalanmasına yönelik olarak ülkemiz genelinde yapılan operasyonel 
çalışmalarda toplam 221 kişi gözaltına alınmış ve bu şahıslardan 62'si adli mercilere sevk edilerek tutuklanmıştır. 

6 CI BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR..

***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder