Bülent Esinoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bülent Esinoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Kasım 2017 Cumartesi

Liberaller Atatürk’ü paylaşmayız diyorlar,

Liberaller Atatürk’ü paylaşmayız diyorlar,



Bülent Esinoğlu
13.11.2017


Mustafa Kemal öğretisinin bilimsel haklılığı, herkesi Atatürk’te birleşmeye zorladıkça, yeni tartışmalar gündeme girdi.
Siyasi iktidarı yöneten, Türkiye’nin mecburiyetleri olunca, en sonunda, Atatürkçülüğün de, kendini kabullendireceği bir gerçekti.

Şimdi o süreci yaşıyoruz.

Amerika’nın Türkiye üzerindeki tasallutu halkımız tarafından anlaşıldıkça, Amerikancılıktan kurtuluş ta bir mecburiyet haline dönüşüyor.
Amerikancılığın deşifre olması liberalizmin deşifre olmasıdır.
Siyasi iktidarın, Atatürkçülüğe dönüş sinyalleri verdiği şu günlerde, liberallerden ve egemen çevrelerden bir muhalefettir yükselir oldu. 
Liberaller Erdoğan’a sen Atatürkçü olamazsın diyorlar.
Liberaller neden siyasi iktidarın gerçek Atatürkçü bir anlayışa gelmesinden korkuyorlar?
Liberaller hiçbir zaman Atatürk Milliyetçiliğinden hoşlanmadılar. Liberaller Atatürk’ü sadece laiklik için beğenir göründüler. Atatürk’ün diğer hasletlerinden hiç hoşlanmadılar.
Liberaller laikliğin bağımsızlıkla bir bütün olduğu ilkesinden hiç haz etmezler. Bağımsızlık, liberaller ve sermaye için bir engel olarak görünür.
Şimdi siyasi iktidar, Atatürk’ün en önemli hasleti olan bağımsızlığa doğru yönlenince, Amerikancıların, liberallerin hiç istemediği bir yola girilmiş oluyor.
Emperyalizmin Kemalistler ve milliyetçilerle boğuşması zaten buradan kaynaklanıyordu. Kemalistlerle ve milliyetçilerle mücadele liberallerin yolunu açıyor da ondan…
Liberaller için bir ülkenin bağımsız olması demek; çok uluslu şirketlerin ve onların yerli ortaklarına yolların tıkanması demektir.
Bağımsızlık; egemen sermayenin iktidarlar üzerindeki hakimiyetini kıran bir unsurdur.
Çok uluslu şirketlere ne kadar çok bağımlılık olursa, liberaller o kadar çok at oynatma alanı kazanırlar.
Ticaret yapmak başka bir iştir. Ticaret yollarını kullanarak, ülkenin bağımsızlığına el koymak başka bir iştir.
Zaten siyasi iktidarın bocalaması da buradan kaynaklanmaktadır.
Siyasi iktidarın temel ideolojik merkezinin ticaret olması sebebiyle, bağımsız olursam ticaret yapamam sanmasıdır.
Siyasi iktidarın içindeki liberaller de bağımsızlıktan anlattığım sebeplerden dolayı korkmaktadırlar.
Nafile, Türkiye’nin tek çıkış yolu bağımsızlıktan geçiyor.
Bağımsızlık Atatürk’ün mirası olduğu için değil, denenmiş sınanmış doğruluğu tespit edilmiş bir yol olduğundan ötürü mecburiyet haline dönüşüyor.
Liberaller Doğu’ya yaklaşıldıkça “siyasi risklerin” arttığına, Batı’ya yaklaştıkça siyasi risklerin azaldığına inanırlar. Mandacılıktır varacakları en son durak.
Atatürk’e yaklaşmak bağımsızlığa yaklaşmaktır.
Liberaller Atatürk’ü paylaşmaktan bunun için korkarlar. Sanki kendileri Atatürkçüymüş gibi… Atatürkçülüğü laikliğe hapsetmek için…
Liberallerin Atatürk’ü zaten Atatürk değildir.

13.11.2017

...

3 Ekim 2017 Salı

Dolardaki Kırılma Büyürken…


Dolardaki Kırılma Büyürken…


BÜLENT ESİNOĞLU
 03 Ekim 2017, 14:43

   Önce Enerji Gündeminden çok Önemli bir haberle başlamak istiyorum.

Biliyorsunuz, ABD tarafından çokça propaganda edilen, Kaya Gazı ya da Kraking petrol var. Son günlerde, başta Fransız Petrol devi Total olmak üzere Kraking petrolün  80 doların altında Satılması halinde, zarar yazıyor diye resmi bir açıklamada bulundu.

Daha sonra kaya petrolüne milyarlarca dolar kredi veren Amerikan Merkez Bankası bir açıklama yaptı. Daha sonra WSJ bu açıklamaları yayınladı.

Kaya gazı ve kaya petrol yatırımı yapacaklara kredi veren bankalar batma noktasına geldi.

Normal petrol kuyusu yatırımı bir milyon dolarla yapılırken, kaya petrolü için beş milyon dolar gerekmekteydi. Halen de öyle…

Hatırlarsınız Amerika 2016 yılı itibariyle kendi kendine enerji bakımından yeterli ülke olarak ilan edilmişti.

Şimdi gelinen noktada, kaya gazı ve kaya petrolü üreten şirketler, Amerikan devletine bizi kurtarın diye başvuruda bulunmuşlar.

Bunların da ötesinde, Almanya’ya kaya gazı ve petrolü pahalı olduğu için almadı.

Bunun ne anlama geldiğini şimdilik bir kenara bırakıp asıl dolar üzerinde baskı yapacak diğer gelişmelere bakalım.

Petro-dolarları Suudi Arabistan ve Amerika’nın birlikte oluşturduğunu herkes bilir.

1974 yılında, Suudi Prens ve Henry Kissinger Suudi petrolünün dolar ile satılmasına karar verirler.

Başkan Nixson, tamda bu anlaşmadan bir yıl önce, altın konvertibilitesinden çıkmıştı. Yani Altın standardından çıkmıştı.

Suudi Arabistan petrol karşılığında Amerikan doları almaya başlıyordu. Bu anlaşmada, kâğıt doların karşılığı altın değeriyle garantiye alınmamıştı.

Suudi Arabistan, Londra Borsasından gizlice altın satın alıyor, doları dampinge uğratıyordu. Birçok bankadan altın alıp dolar veren Suudiler dolara güveni zayıflattı.

Kissinger ve Hazine Sekreteri William Simon bu duruma karşı bir plan geliştirdi.

Eğer Suudiler petrolü dolarla fiyatlarsa, petrole karşılık gelen dolarları Amerikan bankalarında biriktirecekti.

Biriken bu dolarlar, borç almak isteyenlere ve ülkelere, ABD ve İngiltere bankalarınca verecekti.

Böylece biriken dolarlar küresel ekonomiye yardım edecek, Amerika da fiyat istikrarını sağlayacaktı.

Böylece petrol almak isteyenler, ABD ve İngiltere bankalarından dolar satın alacak, aldıkları bu dolarlarla petrol satın alacaklardı.

Çünkü böylece, herkes için dolar gereksinmesi ortaya çıkacaktı.

Bu işin arkasında, Suudileri tehdit eden bir durum yoktu. Kissinger planı mükemmel bir şekilde işledi.

43 yıl sonra Tekerlek boşa çıktı. Dünyada dolara olan güven düştü.

Çin petrol satmak isteyen ülkelere, isterlerse, Yuan ile ödeme yapacağını bildirdi.

Sözü edilen Yuan, altına konvertibilite edilmiş Yuan olduğu için, dolara göre daha güvenilir bir karşılık buldu.

Çin Rusya’dan petrol alıyor. Altına konvertibl Yuan veriyor. Keza İran petrolünü Yuan karşılığında satıyor.

Yuan majör rezerv para olmamasına karşın Şangay altın borsasında, değişim yaparak petrol alımını gerçekleştiriyor.

Böylece petrol, Yuan ve altın yoluyla doları elimine etmiş oluyor.

BRİCS ülkeleri Çin’in petrol-yuan-altın antlaşmasını onayladılar.

Venezüella da bu antlaşmayı imzaladı.

Rusya dünyada petrol ihraç eden ikinci Venezüella yedinci ülkedir.

Diğer petrol ihraç eden ülkelerin de bu antlaşmayı imzalaması beklenmektedir.

Böylece Kissinger’ın 1974’den beri yürürlükte olan petro-dolar siteminin sonuna gelinmiş olacaktır.

Dünyada tartışma şudur; dolarla ticaret nasıl sonlandırılır? Yuan ile mi? Altın ile mi? Euro ile mi?

Eğer altın yeniden değişim değeri referansı olursa, Altın’ın onsu 10 bin dola olur diye görüş bildirenler var.

Eğer yeniden altın standardına dönülmek mecburiyetinde kalınırsa, FED’in durumu ne olacak?

Doların referans değeri olmasında güven kayboldukça, BİTCOİN gibi sanal paralar da ortaya çıkmakta ve dolar buradan da zarar görmektedir.

Doların son durumu budur. Altın neden yükseliyor. Dolar neden değer kaybediyor? Sorularının cevabı bu gelişmelerde olduğu bellidir.

Bülent Esinoğlu
bulentesinoglu@gmail.com

https://www.ulusal.com.tr/dolardaki-kirilma-buyurken-makale,6645.html

***

12 Nisan 2015 Pazar

Örtülü Savaşın sivil ve Ajan karargâhları,




Örtülü Savaşın sivil ve Ajan karargâhları,


 Bülent Esinoğlu
 28 Ağustos 2012, 22:35


Suriye’deki örtülü savaşın yürütülebilmesi için, Haçlılar ve işbirlikçilerince, kurulan kampların iki çeşit olduğunu halkımız bilmiyordu.
Davutoğlu’nun açıklamalarından öğrenmiş olduk.
Sivil kamplarda, Suriye’de savaşan teröristlerin akrabaları ve yakınları kalmaktadır. Ajan kamplarında ise, savaşan askerler ve onları eğiten Amerikalı ve İngiliz ajanlar bulunmaktadır.
CHP milletvekilleri ajan karargâhlarını görmek isteyince, girmelerine izin verilmedi.
Davutoğlu diyor ki “ Sivil kampları görmek iterseniz gerekli kolaylığı sağlarız, ancak askeri kamplar hassas yerlerdir.” Olmaz.
Buraya kadar yazdıklarımı zaten biliyorsunuz.
Bu gün Zaman Gazetesinde önemli bir haber, manşetten verildi.
“Suriye Türkiye sınırı, geçici bir süreliğine, Türkiye’ye geçişe durduruldu” Bu haberin altını okuduğunuz da, yurtlarda ve okullarda yer kalmadığı, okulların açılmasına yakın bir zamanda, sıkıntıya düşüldüğü belirtiliyordu.
Anlıyoruz ki, geçişler sivillere kapalı, ajan ve El-Kaide militanlarına lojistik için açık.
Davutoğlu’nun açıklamalarından ve kamplarda gelinen bu son durumdan, şu mesajı çıkarmak mümkün. Davutoğlu’da zaten özetle bunu söylüyor.
Batıya mesaj; Ey Batı, beni bir bataklığa soktunuz ki, ülke içinde iktidarım zorlanıyor. Siyasi bedel ödemekteyim. Beni rahatlatacak, iç siyasette, yoluma devamı sağlayacak siyasi destek verin.
Katar ve Suudi Arabistan’a mesaj; Ey Sünniler, sizin adınıza burada yürüttüğümüz örtülü savaş, bize çok pahalıya patlıyor. Elinizi cebinize sokun, dolar gönderin.
Önce, iç siyasette neden zorlandığını anlamaya çalışalım.
Halkı emperyalist düşünceye sahip olmayan bir ülke, emperyal bir savaş yürütemez.
İslam ülkesinin, bir başka İslam ülkesine emperyal savaş yürüttüğünü tarih yazmaz. Fetihler vardır. Karakteri emperyal değildir.
İnsani paylaşım ve dayanışma değerlerinin tümünü, tüm halkta değersizleştirmeden, emperyal savaşlar, sadece bir avuç emperyalist işbirlikçisi ile yürütülür. Bu da sürdürülebilir değildir.
Suriye devleti, isyancıları ve hainleri temizledikçe, Türkiye’deki ajan karargâhlarının durumu zorlaşıyor.
Kamplarda kendi aralarında ayrışmalar oluyor. Silahlı çatışmalara varan, durumlar ortaya çıkıyor.
Antep, Hatay ve Urfa halkı fevkalade huzursuz durumdadır.
Amerika ve Batının bir kısmının, örtülü savaşta ısrar etmesi, Türkiye’nin tek başına askeri müdahalesi durumunda, Rusya ve İran faktörünün gittikçe büyümesi, Eşbaşkanları zora sokmuş durumdadır.
Hem örtülü savaş karargâhları, hem bölücülerin yoğunlaşan saldırıları, şimdiye dek sürdürülen teslimiyetçi siyasetlerin sonunu getireceği kesindir.
Ajan karargâhlar kapatılmadan, bölücülüğe karşı topyekûn savaş ilan edilmeden, gidilecek hiçbir yol yoktur.

Amerika’nın memuru konumunda olanlar ile bunu yapmak olanaksızdır.
Türk Halkı, aklını başına almazsa, ödeyeceği bedel vatan toprağıdır.

Bülent Esinoğlu
bulentesinoglu@gmail.com


http://www.ulusalkanal.com.tr/ortulu-savasin-sivil-ve-ajan-kararghlari-makale,409.html


.

Dananın Kuyruğu ne zaman kopar?




Dananın Kuyruğu ne zaman kopar?



 Bülent Esinoğlu
 31 Ağustos 2012, 16:27


Amerikan dış politikasıyla, çocuğun topla oynadığı gibi, oynayan İsrail’in, Suriye konusundan, haberi yok sanmayın. En keskin göz ve tüm hassas kulakları ile takiptedir.
Suriye konusundaki sessizliği, kendisinin (İsrail) yapacağı işi, yaptıracak taşeron bulmuş olmasındandır.
Suriye’deki örtülü savaşı, İsrail yapmış olsaydı, herhalde İsrail bu kadar rahat olamazdı. 
Neden olamazdı, örtülü savaş için Müslüman kardeşleri, El Kaideyi ve diğerlerini kendi bünyesinde konuşlandıramaz, yani bir Hatay Apaydın Karargâhı kuramazdı.
Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri de bu kadar rahat olamazdı.
Evet, Suriye’ye karşı yürüttüğümüz örtülü savaş işi, aslında İsrail’in işi de, bu belayı başımıza saran da, BOP Eş Başkanlığıdır.
İsrail’in, Suriye ile işi bitiyor mu?
Hayır.

Arkada İran var.

Peki, İran’da da, Suriye’deki sürece benzer bir süreç işletilebilir mi?
Amerika İran’da örtülü savaş yapmak için, çok kereler niyetlendiyse de, başarılı olamadı.
Örtülü savaşı yapabilseydi, zaten şimdiye dek, çoktan yapardı.
İran meselesinin sadece İsrail’e ait olmadığı, tüm emperyalizmi ilgilendiren bir durum olduğu, Amerika’nın 1979’dan beri sürdürdüğü siyasetten bellidir.
İran’ın, Batı finans sistemini ve Batının, NATO ve benzeri kuruluşları ülkesinde istememesi, emperyalizm için hayatı sorun teşkil etmektedir.
İsrail ve Amerika için İran meselesi halledilmeden, Ortadoğu meselesi halledilmiş olmayacaktır.
Önümüzdeki yılda, henüz Suriye meselesi İsrail için bir çözüm yoluna girmeden, İran meselesi ile karşı karşıya kalacağız.
İsrail’in işini görmede alışkanlık sahibi olmuş BOP E ş Başkanlığı, İran’a karşı müdahalede de, İsrail’in yanında yer alacaktır. 
İran’a muhtemel Amerikan müdahalesini ve öncesini, şöyle bir gözünüzün önüne getirin.
Erdoğan ve Gül’ün nükleer silahlara karşıyız, İran’da nükleer silah istemiyoruz beyanatlarını…

Yalaka medyanın topyekûn çığlıklarını…

Suriye sürecinde olduğu gibi, İran ile de burun buruna geldiğimiz gün, acaba, İran ile savaşalım komutuna, topuk selamı verecek genelkurmay başkanımız olur mu?
Hatta topuk selamı vermeye hazır olanlar bile, böyle bir savaşa karşı olurlarsa, iktidarın hali nice olur?
Davutoğlu, ikide bir orta doğunun şekillendirmesinden söz ediyor. Bu şekillendirmede biz başroldeyiz deyip duruyor.
İran’ı da şekillendirebilir mi?
İran’daki yönetim için de, katildir gitsin diyebilir mi?
Dananın kuyruğunun İran sürecinde kopacağına emin olabilirsiniz.
Bunlar İsrail ve Amerika adına her maceraya girebilirler.
Çünkü varlık nedenleri Amerika’dır.

*Gerçi, milli bayramları artık kutlatmak istemiyorlar ama Zafer BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN.

Bülent Esinoğlu
bulentesinoglu@gmail.com 


http://www.ulusalkanal.com.tr/dananin-kuyrugu-ne-zaman-kopar-makale,415.html

..