Kamu Ekonomisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kamu Ekonomisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ekim 2019 Çarşamba

GÜNAH VERGİLERİNİN TARİHSEL GELİŞİMİ.,

GÜNAH VERGİLERİNİN TARİHSEL GELİŞİMİ.,


EKONOMİ BİLİMLERİ DERGİSİ 
Cilt 1, Sayı 2, 2009 ISSN: 1309-8020 (Online) 
ZARARLI ALIŞKANLIĞI ÖNLEMEYE YÖNELİK BİR ARAÇ OLARAK GÜNAH VERGİLERİ VE ETKİNLİĞİ 


Deniz TURAN,
Uludağ Üniversitesi İİBF Maliye Bölümü 16059 Görükle/Bursa 
E-posta: dturan@uludag.edu.tr 
Ali YURDAKUL 
Uludağ Üniversitesi İİBF Maliye Bölümü 16059 Görükle/Bursa 
E-posta: ayurdakul@uludag.edu.tr 

Özet 

Devletin gelire ihtiyaç duyduğu zamanlarda sigara, alkol, kumar ve benzeri mal ve hizmetler üzerine aşırı vergiler uygulayarak gelirini artırmaya çalışması yaygın bir uygulamadır. Günah vergisi olarak isimlendirilen bu tür müdahaleler, son yıllarda artış göstermeye ve ekonomik hayatta etkilerini daha fazla hissettirmeye başlamıştır. 

Günah vergilerinin dışsal maliyetlere yol açan malların tüketimini azaltmak ve yol açtığı zararları içselleştirmek amacıyla bir araç olarak kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır. Yapılan çalışma, günah vergilerinin temel özelliklerini ve ortaya çıkardığı ekonomik ve sosyal etkileri açıklığa kavuşturmayı amaçlamakta dır. Günah vergilerinin ekonomik ve sosyal açıdan incelendiği bu çalışmanın bulguları şunlardır; Günah vergileri ilk uygulandığı dönemlerde dini temellere dayanana bir yapıya sahip olmasına karşılık, son yıllarda ekonomik ve sosyal gerekçelerle alınması ile bu vergilerin kapsamı genişlemeye başlamıştır. Günah vergilerinin zararlı alışkanlıkları önlemede ki rolü sınırlı düzeydedir. 

1. GİRİŞ 

Devletin gelire ihtiyaç duyduğu zamanlarda sigara, alkol, kumar ve benzeri mal ve hizmetler üzerine aşırı vergiler uygulayarak gelirini artırmaya çalışması yaygın bir uygulamadır. Günah olarak tanımlanan mal ve hizmetlerin temel özellikleri, tüketimlerinin inelastik talebe sahip yani bağımlılık yaratıcı olması ve negatif dışsallıklara yol açmasıdır. Günah vergisi olarak isimlendirilen bu tür müdahaleler, belirli dışsal maliyetleri olan malların tüketimini azaltmak için vergileri bir araç olarak gören seçmenler ve politikacılar tarafından desteklenmektedir. Son yıllarda yönetimlerin obezite ile mücadele, müstehcen eğlenceler vb diğer davranış türlerini kötü alışkanlıklar kavramının kapsamına sokmaya ve vergiler ile bu davranışlar değiştirmeye çalıştıkları görülmektedir. Ekonomik ve sosyal nedenlerle günah vergisi uygulamalarına karşı argümanlar geliştirilmiş ve yoğun şekilde eleştirilmeye başlanmıştır. 

Çalışmanın amacı, günah vergilerinin temel özelliklerini ve ortaya çıkardığı ekonomik ve sosyal etkileri açığa kavuşturmak suretiyle günah vergilerinin zararlı alışkanlıkları önlemede ki etkinliğini değerlendirmektir. 

Bu çalışmada ilk olarak günah vergilerinin temel özellikler ele alınacak ve dünyada ki günah vergisi uygulamalarına değinilecektir. Daha sonra günah vergilerini destekleyen ve karşı çıkan iddialara yer verilecektir. Son kısımda ise günah vergilerinin zararlı alışkanlıkları önlemede ki etkinliği incelenecektir. 

2. GÜNAH VERGİLERİNİN TANIMI VE TEMEL ÖZELLİKLERİ 

Günah vergisi (sin tax), sigara içmek, alkol kullanmak, çevreye zarar vermek gibi insani düşkünlük ya da günahkâr (sinful) zevklere bedel yüklemek için uygulanan ve tüketim vergileri içerisinde yer alan bir vergi türüdür (Lorenzi, 2004:59). 

Yasal ve yaygın tüketilen ancak toplumca uygun görülmeyen erdemsiz malların tüketimi üzerine konulan ve kişileri tüketimden vazgeçirerek tüketimi kısıtlamaya veya olumsuz dışsallığı azaltmayı amaçlayan günah vergileri, ekonomi literatüründe tüketimi kısıtlayıcı vergi (sumptuary tax), tüketimi düzenleyici vergi (regulatory taxes) ya da cezalandırıcı vergi (punitive tax) olarak da adlandırılmaktadır (Hyman, 1999:146). En önemli örnekleri alkol, tütün ve kirlilik vergileridir (Musgrave-Musgrave, 1984:437-438). 

Davranışların günahkâr olduğuna karar vermek sadece bireysel bir çıkmaz değil, bir kamu politikası tercihi olarak zor bir meseledir. Yönetimin gücü vergileri tayin etme yeteneğinden türemektedir. Vergiler hangi konulardan alınması gerektiği kararı ahlaki, politik ve ekonomik faktörlere dikkat edilmesini gerekli kılmakta dır. Yönetimlerin vergi sistemini kullanılarak istenmeyen davranışlar değiştirilme ye çalışması, gelire ihtiyaç duyduğu zamanlarda sigara, alkol, kumar ve benzeri mal ve hizmetler üzerine aşırı vergiler uygulayarak gelirini artırmaya çalışması 
yaygın bir uygulamadır (Lorenzi, 2004:60). 

Ekonomik terim olarak günah1 vergisi, tüketimden vazgeçirmek için planlanan vergilerden kategorik olarak farklı değildir. 

Mal ve hizmetlerin tüketiminden ya da satın alınmasından toplanan hükümet gelirleri, aşağıdaki özellikleri sergiler ise günah vergisi olarak tanımlanabilir
(Thornton, 2003:12).

• Günah vergisine konu olan mal ve hizmetlerin tüketimi inelastik talebe sahiptir (Edizdoğan, 1981:11). Talep esnek değildir çünkü sözkonusu madde ya da davranış yüksek derecede zevk verici ve bağımlılık yaratıcıdır. Vergi oranları artırıldığında dahi, talebin fiyat esnekliği çok düşük olduğundan, talep çok az düşmektedir. 
Bunun sonucunda ise bir yandan devlet istediği vergi gelirini elde ederken, diğer taraftan tüketici tercihlerinde önemli değişiklikler olmadığı için, ortaya çıkan 
ek kayıp teorik olarak çok sınırlı kalmaktadır. Ancak talebin inelastik olduğu bu tür maddelerde vergi adaletsiz bir hal almaktadır (Lewis, 1984, 227). 

• Günah vergisine konu olan davranışların bireyin kendisine zarar verici özelliği bulunmaktadır. Günahkâr davranışlar hâlihazırda ya da uzun vadede kişisel olarak sağlığın zayıflaması, obezite vb. negatif etkiler ortaya çıkarır. Bu malların özel ve sosyal maliyeti arasındaki toplum aleyhine ortaya çıkacak fark, vergi olarak alınmaktadır. 

• Bu davranışlar negatif dışsallıklar meydana getirir. Diğer insanlar bu faaliyetler nedeniyle olumsuz etkilenir. Sigara dumanı ve egzozdan yayılan gazların yol açtığı negatif dışsallıklar örnek verilebilir. 

Son yıllarda alkol, tünün tüketimi yanı sıra birçok konu günah vergileri kapsamında vergilenmeye başlanması yeni bir olgudur. Yönetimlerin obezite ile mücadele, müstehcen eğlenceler, madde bağımlılığı (Drugs), Karbonmonoksit temelli yakıtların kullanımı vb davranış türlerini kötü alışkanlıklar kavramının kapsamına sokmaya ve vergiler ile bu davranışlar değiştirmeye çalıştıkları görülmektedir (Lorenzi, 2004:62). 
Günah vergisi olarak isimlendirilen bu tür müdahaleler, belirli dışsal maliyet leri olan malların tüketimini azaltmak için vergileri bir araç olarak gören seçmenler ve politikacılar tarafından desteklenmektedir. Ancak yol açtığı ekonomik ve sosyal sonuçları nedeniyle günah diğer özel tüketim vergilerinden farklı bir yapıya sahiptir ve ayrı bir başlık altında incelenmesi gereği ortaya çıkmıştır. 

3. GÜNAH VERGİLERİNİN TARİHSEL GELİŞİMİ 

Günah vergilerinin kullanılarak kötü alışkanlıkların kontrolü eski tarihlere dayanmaktadır. İstenmeyen faaliyetlerin ve kötü alışkanlıkların kontrol altına alınması ve vergilendirilmesi ilk zamanlarda dini çabalarla yapılmaktaydı. İngiltere’de günahları kontrol etmek için din ve ahlâka dayanarak özel hayatı yani yiyecek, giyecek, tütün ve içki kullanımını düzenleyen kanunlar vardı 
ve vergilemeden yasaklamaya kadar çeşitli araçlar kullanılmaktaydı (North, 1988:41-61). 

Bu dönemde papalar, hayat kadınlarından zorla topladıkları paralar ile artan dini projeleri finanse etme yoluna gitmişlerdir. Örneğin Papa X. Leo ihtiyaç duyduğu fonları, hayat kadınlarının kazançlarından sağlamaktaydı. Papa, binlerce vesikalı hayat kadınını günah vergisi vermeye zorlamıştır. 

Papalık, hayat kadınlarından pişmanlık sonucu günahlarının affedilmesi karşılığı aldığı ücretleri arttırmıştır ve ruhlarını cehennemden harç karşılığı kurtarmıştır. 
Papa II. Clement genelev  gelirini kiliseye aktarmıştır. Hayat kadınlığı ile suçlanan kişiler malvarlığını elden çıkartırken, hayatta ya da ölü olduğuna bakılmaksızın, mal varlığının yarısını rahibe manastırına devretmekteydi. Mahkemelerin genelevleri vergilemesi ile ilgili yetkisi 16.yy’ın yarısına kadar varlığını sürdürmüştür (Lorenzi, 2004:59). 

12.yy’da düğünden önce eşini terk eden nişanlı erkekler de benzer şekilde cezalandırılmıştır. 1651 yılında Massachusetts’de kadınların altın ve gümüş dantel, düğme kullanmaları ve yüksek topuklu bot giymeleri yasaklanmıştır. Şeker, baharat, şarap gibi lüks mallara ithalat vergileri uygulanmıştır. 

Rusya’da ise Çar, tütün içenlerin ilk yakalanışta kamçılanmasını, ikinci defasında öldürülmesini emretmiş ve enfiye çekenlerin burunlarının kesilmesine karar vermiştir (Heaton, 2005:218). 

Osmanlı İmparatorluğu’nda ise Genç Osman, tütün kullanımını yasaklamıştır. Ancak bu baskılar amacına ulaşamamış ve tütün, şarap gibi maddeler üzerinden vergi geliri sağlanacağı anlaşıldığında, söz konusu maddelerin kullanımına daha ılımlı yaklaşılmaya başlanmıştır. Osmanlı döneminde gayri Müslîm azınlıklardan alınmaya başlayan Şıra Resmi ile tütün kullanımından ilk vergi alınmaya başlanmıştır. 16. asır sonrası zecriye olarak alınmaya devam edilmiştir. Alkollü içki ticareti yapanlardan Resm-i Beyiye adı ile bir çeşit ruhsat harcı olarak 
alınmaya başlamıştır. Tönbeki Beyiyesi ise 1863’te sisteme giren tütün mamulleri satışından alınan bir başka tüketim vergisi türü olarak kabul edilebilir 1862 yılında tütün, Osmanlı İmparatorluğu’nda devlet tekeli altına alınmıştır (Öner, 2001:55). 

İçki, sigara, çay, kahve gibi alışkanlık yaratan ve topluma zararlı maddeler üzerinden alınan vergiler, Amerika vergi tarihinde önemli bir yere sahiptir. Alexander Hamilton viskiyi lüks mal olarak görmüş, toplumun ahlakını ve halkın sağlığını bozduğu gerekçesi ile 1791 yılında viski vergisi yasalaşmıştır. Thomas Jefferson zamanında (1801-1809) viski ayaklanmaları (Whiskey Rebellion) nedeniyle bu vergi tamamen kaldırılmıştır. Ancak iç savaşların başlamasıyla birlikte, ortaya çıkan finansman ihtiyacından dolayı, acil tedbir olarak, tekrar alkol kullanımı üzerinden vergi alınmaya başlanmıştır (Mitchell, 1990: 277). 

Günah vergilerinin sadece savaş döneminde kullanılan bir vergi olarak kullanılmasından New Deal Planı2 zamanında vazgeçilmiştir. Başkan Roosevelt 1929 büyük bunalımı sonrası Amerika ekonomisini kurtarmak için günah vergilerini bir araç olarak kullanmıştır (Yelvington, 1997:53). 

Son zamanlarda ise günah vergilerinin kapsamı genişlemeye başladığı görülmektedir. Amerika’nın Utah eyaletinde XXX Vergileri uygulanmaya başlanmıştır. Müstehcen içerikli ticaret (video, resim, yazı gibi dökümanlar), hayat kadını siparişi hizmeti (escort service) ile eskort ve adult eğlence endüstrisinden %10 oranında vergi almaya başlanmıştır. Bu vergi gelirinin, seks 
suçlularının tedavi programları için tahsis edilmesi planlanmaktadır(Waisanen, 2004:30). Newyork meclisi video oyunları, film kiralama, şekerli yiyecekler ve kuruyemiş tüketimi gibi alışkanlıkların, televizyon bağımlılığı sendromunu çocuklar arasında yaygınlaştırdığı ve çocuk çağı obezitesine (childhood obesity) yol açarak sağlık maliyetlerini arttırdığını gerekçe göstererek, bu mal ve hizmetlerin satış vergisini arttırmıştır(Waisanen, 2004:31). 

Günümüzde ciddi sağlık sorunlarına yol açtığı gerekçesi ile alkol ve tütün ürünleri üzerinden alınan vergilerin artırılmasını yönünde baskılar artmaktadır. Ancak bu argümanın, Hamilton’un 200 yıl önce viskiden ilk günah vergisinin alınma nedeniyle aynı olması, günah vergilerini savunanların temel ikilemini ortaya koymaktadır Günah vergilerinin tarihsel gelişimine bakıldığında, verginin esas amacının söz konusu zararlı alışkanlığı önlemekten çok, devletin gelirlerini artırmak olduğu görülmektedir. 

4. GÜNAH VERGİLERİNİ DESTEKLEYİCİ VE KARŞI OLAN İDDİALAR 

Alkol ve tütün gibi bireye ve üçüncü kişilere zarar veren alışkanlıklar üzerinden vergi alınması, pratikte kabul gören bir uygulamadır. Sağlıksız ve istenmeyen davranışların vergilendirilmesi ve buradan elde edilen gelirin bütçe dengesi ya da belirli programların desteklenmesi amacıyla kullanılması, hükümetler tarafından desteklenmektedir. 

Ancak kamu hizmetlerini, politik olarak popüler olmayan azınlıkların meşru davranışlarını hedef alarak finanse etmek ahlâki değildir. 

Ayrıca günah vergileri, ekonomik ve sosyal olarak aşılması güç sorunlara yol açmaktadır. 

4.1. Günah Vergisini Destekleyici İddialar 

Günümüzde günah vergileri kapsamının giderek yaygınlaştığı ve söz konusu vergilerin artırılması yönünde baskıların arttığı görülmektedir. Özellikle Dünya Sağlık Örgütü (WHO), sigara üzerinden alınan vergilerin artırılmasını ve elde edilecek gelirin sağlık hizmetlerinin finansmanına tahsis edilmesini öngören tavsiyelerde bulunmaktadır (WHO, 2006:3). Bunun yanı sıra dünyada vergi 
tabanının günah vergilerine kaydırılmasına yönelik çabalar bulunmaktadır. Günah vergilerini destekleyici görüşler başlıca üç noktada toplanmaktadır (Lorenzi, 2004:60-61). 

• Günah vergisi söz konusu mal ve ya hizmetin maliyetini arttırır ve günah fırsatlarını azaltır. Kişilerin taleplerini azalmasına ve gelirlerini daha verimli alanlarda kullanmalarına yol açar. Günah vergisinin aşırı olduğu durumda ise istenmeyen davranış ortadan kaldırılabilir. 

• Günah vergisi uygulamasından sağlanan gelir ile kendine zarar verici davranışlar ve negatif dışsallıkların yol açtığı maliyetler finanse edilebilir. Örneğin tütün vergilerinin geliri ile sigara bırakma merkezlerinin finanse edilmesi, alkol vergilerinden sağlanan gelir ile alkol bağımlılarının tedavi masrafları karşılanabilir. 

• Günah vergileri, arzu edilmeyen faaliyetleri vergiler ve toplum yanlısı davranışların vergilenmesine duyulan ihtiyacı azaltır. Günah vergileri, gelir vergisinin yol açtığı refah kaybını karşılamak için kullanılabilir. 

4.2. Günah Vergisine Karşı Konulan İddialar 

Herhangi bir günah vergisinin günah ya da zararı azaltması ve sosyal olarak arzulanan sonuçlar yaratma başarısına yönelik çok sayıda eleştiri getirilmiştir. Günah vergilerine karşı ortaya konulan iddialar başlıca beş noktada toplanmaktadır (Lorenzi, 2004:61). 

• Günah vergisinin regresif bir yapıya sahip olması, düşük gelirli kişiler için adaletsizlik yaratmaktadır (Pechman-Okner, 1974:1). Düşük gelirliler, yüksek gelirli kişilere oranla daha çok sigara içerler ve gelirlerine oranla ödedikleri vergi daha fazladır3. Gelir dağılımı fakirler aleyhine bozulur. Alkol ve sigara bağımlılığı nın düşük gelir gruplarında daha yüksek düzeyde olması, bu negatif etkiyi artırmaktadır 

• Günah vergileri politikacılar için ahlaki risk oluşturur. Politikacılar, arzu edilmeyen davranışları engellemek ile gelirleri arttırmak için alışkanlıkları teşvik etme amaçları arasında tereddütte kalırlar (Charles, 2002:1). Günah vergileri hedeflenen malların tüketimini ortadan kaldırmaz. Hükümet bu haksız kazanca alışır ve kendini mecbur hissederler. Kamu sağlığını düşündüklerini belirtseler de, kişilerin tütün ve alkol satın alarak bütçeyi desteklemelerine ihtiyaçları vardır. Hükümetler ek gelir kaynağına ihtiyaç duyduklarında günah vergilerini artırma ya da yeni günah vergileri alma yolunu tercih ederler. Gazoz ve kolesterolün vergilenmeye çalışılması bu duruma örnek verilebilir. 

• Günah vergileri, kişilerin alışkanlıklarını, aynı fiyatlarla daha kalitesiz maddelerle gidermelerine yol açar. Alışkanlıkların güçlü derecede arzu edildiği durumlarda bu vergiler ciddi bir tüketimden caydırıcılık özelliğine sahip olamazlar. Tüketicilerin talepleri, vergilenmeyen ve potansiyel olarak daha zararlı mallara yönelir ve sosyal refah olumsuz etkilenmektedir. Bu duruma örnek olarak sigara fiyatlarının yükselmesi nedeniyle daha düşük kalitede sigara kullanımının yaygınlaşması, alkol fiyatlarının artması nedeniyle ispirto kullanımının yaygınlaşması verilebilir (Shughart, 1997:16). 

• Günah vergileri yolsuzluk ve suça neden olan yeraltı piyasasının oluşmasına yol açar, kara borsayı teşvik eder ve kanunlara saygısızlığı arttırır. Bu etki tüm müdahalecilik şekillerinde dikkate alınması gereken önemli bir konudur ancak günah vergileri için özel bir sorundur. Günah vergileri genellikle sorunun coğrafi olarak transferi ile sonuçlanır ancak sorunu çözmemektedir. Günah vergileri kişilerin ticaretlerini gayri resmi sektörlere yönelttiği için, devlet gelirinin azalmasına yol açar (Sirico, 1995:4). 

• Günah vergileri optimum vergileme ilkeleri açısından ele alındığında Ramsey’in Ters Esneklik Kuralı günah vergileri konusunda başarısız olmaktadır. Ramsey kuralı, tüketicilerin fiyat değişimlerine nispeten az tepki verdikleri alkol-tütün gibi mallara yüksek oranlarda uygulanacak vergileri haklı göstermektedir. Ramsey Kuralı, tüketim mallarının sahip oldukları talep elastikiyetleri ile ters orantılı vergilenmesini savunmaktadır (Alm, 1996:119) ancak politik maliyetleri dikkate almamıştır (Shughart, 1997:17). Farklı şekilde uygulanan oranların, çıkar gruplarının politik güçlerine göre belirlendiğinin ve politik sistemin bir ürünü olduğunu kavrayamamıştır. 

Vergi oranlarının belirlenmesinde politik güç, Ramsey yasasından daha belirleyicidir4. Diğer taraftan politik süreç sonunda farklı oranların belirlenmesi, politik maliyetlere de yol açmaktadır. 

Yüksek vergi ödemek istemeyen gruplar politik sürece girmek ve bu yasaların meydana gelmesini engellemek ya da yasalaşanları iptal etmek için politik maliyetleri ödemeye razı olurlar (Holcombe, 1998:362). 

5. GÜNAH VERGİLERİNİN ZARARLI ALIŞKANLIKLARI ÖNLEMEDE Kİ ETKİNLİĞİ 

Günah vergisini savunan kesimler, sözkonusu vergileri kullanılarak toplumda belirli tüketim ve davranış kalıpları vergilendirilmek suretiyle, negative dışsallıklara yol açan zararlı alışkanlıkların etkileri ile mücadele edilmeye çalışıldığını ileri sürmekte ve günah vergilerini desteklemektedirler. 

Ancak yapılan çalışmalar, günah vergilerinin zararlı alışkanlıkları önlemede ki etkisinin sınırlı düzeyde olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu başlık altında günah vergisi uygulamalarının zararlı alışkanlıkları gidermede ki etkinliği ve ortaya çıkardığı sonuçlar ele alınacaktır. 

Toplum, yaşamın ilk yıllarından itibaren kişilerin kararları ve davranış kalıpları üzerinde büyük etkiye sahip olmuştur. Paternalist amaçlarla devletler günah vergilerini uygulamakta ve yüksek oranlı günah vergileri ile zararlı davranışları caydırılmaya çalışmaktadır. Günah vergilerinin zararlı alışkanlıkları engelleme üzerinde ki etkisi incelenirken, günahın kendi başına zararlı olup olmadığı 
değil, günahtan vazgeçirme üzerine yoğunlaşmak gerekmektedir. Alkol, uyuşturucuyu zarar verici şekilde kullanmak ve akciğer hastalığına yakalanmak ahlaki bir hak değildir (Sirico, 1995:11-13). 

Günah vergisine karşı olmak ile ahlaki göreceliği karıştırmamaya dikkat edilmelidir. Paternalist müdahaleleri savunan kesimler, devletin sübvansiyon, vergi, kısıtlamalar ile kendi tercihlerimize göre daha mutlu edeceğini savunurlar. Buradaki asıl soru şu olmalıdır; politikacıları ve bürokratları, ahlaki olarak belirsiz olan bir alanda günahları cezalandırma ile görevlendirmeyi ister miyiz? Ya da bu görev topluma, aileye ya da geleneklere bırakılmalı mıdır? Devlet memurları insanlara yardım edecek bilgilerden yoksundurlar (Whitman, 2006:14). Birçok birey ise nelerin, kendilerinin en iyi çıkarlarına olduklarını devleti yönetenlerden daha iyi bilirler ve en uygun çözüm üretirler5. 

Davranışlarında ve tüketimlerinde optimali ya da hemen hemen optimalliği seçen birçok bireyin yeteneklerini sınırlamaktan kaçınmak gerekmektedir. Zararlı alışkanlıklardan vazgeçirmede paternalist yaklaşımların, kişisel çözümlerden daha iyi sonuç üretmediği bir gerçektir. Hayek’e göre bizim ahlaki hayatımızı idare etmesi için tüm kuralları devletin belirlemesi için bir neden yoktur. Devlet kurumları erdemli ve erdemsiz davranışları belirlemek için gerekli önemli bilgilerden yoksundur ve toplumun sahip olduğu ve kullandıklarından daha az hüküm alanına sahiptir. Paternalist amaçlarla, hem ahlaki hem de ekonomik bakış açısından zararlı alışkanlıklarla mücadelede bir politik araç olarak günah vergilerini savunmak doğru değildir (Sirico, 1995:15). 

Günah vergilerinin zararlı alışkanlıklar üzerinde ki caydırıcı etkisi sınırlı düzeydedir. Çünkü birçok durumda günah vergisi, negatif dışsalllık yaratan sorunlu faaliyetleri (sarhoş araba kullanma, şiddet ve suç) hedef almamaktadır. Örneğin alkol kullanımı ile ilgili temel sorun, ne kadar tüketildiğinden çok nasıl tüketildiğidir. Uzun süreli içme, sarhoşluğa, kazalara, ekonomik, sosyal ve sağlık sorunlarına yol açar. Ilımlı içme ise bunlara yol açmaz. Alkol üzerinden alınan yüksek vergiler, dışsallığa yol açmayan ılımlı içicilere zarar vermektedir. Bu malların tüketiminden kaynaklanan sosyal maliyetler koşullara göre değişmesine karşılık, günah vergileri alkol ve sigara ile ilgili problemler arasında ayrıma gitmemektedir (Thornton, 2003:15). 

Günah vergileri, zararlı alışkanlıklara yol açan maddelerin tüketimini kısma konusunda etkin değildir. Günah vergisi artışının, tütün ve alkol tüketimi ile ilgili negatif dışsallıklar üzerinde ters ve beklenmedik etkilere yol açar ve sosyal refah olumsuz etkilenir. Devlet bu tür mallara yüksek maliyetler yüklediği zaman, sözkonusu malların talep esnekliği sert olduğundan, bu vergilerin tüketim üzerinde büyük bir etkiye sahip olacağı söylenemez. Bu tür vergi uygulamaları tüketicileri, isteklerini ikame edebilecekleri başka mallara yöneltecektir ve toplum açısından daha olumsuz sonuçların doğmasına yol açacaktır. Bireyler tüketim miktarını sürdürmek ve alışkanlıklarını tatmin etmek amacıyla, kaliteli ürünleri ucuz ve kalitesiz mallar ile ikame ederek tepkisini gösterebilir (Black-Mohamed, 2006:136). İnsanlar sıçramak için daha çok enerjiye (more bang for the buck) sahip olmaya çalışırlar (Sirico, 1995:7). Eğer sigara yüksek oranda vergilenirse, bazı tüketiciler daha yüksek nikotin içeren, filtresiz düşük kaliteli sigara6 kullanmaya yönelirler. 

Günah vergileri, sigarada bulunan katran ve nikotin oranlarını artırmaya yönelik etki yapmaktadır (Thornton, 1991:95). Eğer alkole yüksek vergi konulur ise düşük alkol oranı içeren içkiler yerine, daha yüksek alkol oranı içeren sert ve düşük kaliteli içkiler tercih edilir. Düşük kaliteli günah malların tüketimi ise sağlık sorunlarının ortaya çıkmasına yol açmaktadır ve sonuçta tüketici refahı  azalmaktadır (Gant-Ekelund, 1997:253). 

Günah vergisinin yüksek oranlarda uygulanması kaçakçılığının artmasına ve verginin, zararlı sayılan ürünlerin tüketimini kısıtlayıcı etkisinin sınırlı düzeyde kalmasına yol açmaktadır. 
Kaçakçılığın artması sonucunda devletin vergi gelirleri düşmektedir. Kanada hükümetinin 1980’li yıllarda sigara üzerinden aldığı vergide yaptığı aşırı artışın yol açtığı kaçakçılık ve vergi gelirlerinde yaşanan azalma örnek olarak verilebilir. Kanada hükümeti sigara üzerinden alınan vergiyi, paket başına 46 sent’den 3,27 dolara yükseltmiştir (Ekelund-Thornton, 1993:1). Yüksek vergi oranları, toplumda büyük çapta kanunsuzluğa yol açmıştır. Sigara, sınırlardan daha ucuz fiyatlarla sokulmaya başlanmış ve yeraltı ekonomisi kaçınılmaz hale gelmiştir. Karaborsada sigara, piyasa fiyatının yaklaşık yarı fiyatına satılmaya başlanmıştır. Kanunlar karşısında büyük riskler almaya gönüllü olan kaçakçılar büyük kazançlar elde ederken, günah olarak sayılan malları kullanan iyi niyetli kullanıcılar, bu mallara yüksek fiyatlar ödemişlerdir. Sonunda Kanada hükümeti sigara vergisini yarıya indirmek zorunda kalmıştır (Sirico, 1995:8). Devletin vergilerle yaptığı müdahaleler sorunu çözmemiştir7. 

Günah vergisinden elde edilen gelir ile negatif dışsallıkların yol açtığı sosyal zararları finanse edilmesi, günah vergilerini destekleyen kesim tarafından savunulmaktadır. Bazı vergi gelirlerinin tahsis edilmesi (earmarked) ya da ipotek edilmesi (hypothecated) yeni bir uygulama değildir ancak sağlığın ve çevrenin finansmanı için kullanımına olan ilgi artmıştır. 1980 sonrasında günah vergileri birçok gelişmiş ülkede tütün ve alkol kullanımının kontrolü ya da genel sağlık faaliyetlerinin desteklenmesi için tahsis edilmektedir (Plá-Jones, 2003:125). WHO ısrarla hastalıkların kontrolü ya da genel sağlık faaliyetlerinin desteklen mesi için günah vergilerinin tahsis edilmesini önermektedir8. 1999 yılında İngiltere hükümeti tütün vergi gelirini, sigarayla ilgili hastalıkların tedavisine ayırmaya karar vermiştir. 2002 yılında İspanya, belirli hidrokarbon kullanımı üzerine bir perakende vergi koymuş ve gelirini sağlık ve çevreyle ilgili kamu  harcamalarına tahsis etmiştir. Kaliforniya Eyaleti’nde sigara vergisinin %25’i, sigara karşıtı eğitim ve sigarayla ilgili araştırmalara tahsis edilmiştir. Yeni Zellanda’da alkol üzerinden alınan vergi, alkol kullanımının yol açtığı zararı azaltma ve eğitim ve araştırma hizmetlerine tahsis edilmiştir (WHO, 2006:4). 

Günümüzde alkol, tütün gibi ürünler üzerinden yüksek oranlarda vergi alınması uygulamaları, vergilenmesi, kullanıcı ücreti ya da tüketimden kaynaklanan negatif dışsallıkları düzeltme aracı olarak gösterilerek haklı çıkarılmaya çalışılmaktadır. Ancak ekonomik sonuçları açısından temelde yanlış iddialardır. Kullanıcı ücreti ve düzeltici vergiler terimleri, geliri artırmak için uygun ve basit 
bahanelerdir. Zararlı alışkanlıklarla mücadele amacıyla günah vergilerinin belirli sosyal programların finansmanına tahsis edilmesi yeterli ve uygun bir yöntem değildir. Normatif amaç, bu malları vergilemenin gerçek nedeni değildir. Günah vergilerinin artırılmasının yarattığı sakıncalar gözönüne alındığında, sosyal programları desteklemek için günah vergilerin tahsis edilmesini savunmak yanlış olacaktır (Plá-Jones, 2003:123). Aslında hükümetler, dışsallık maliyetlerini etkin olarak düzeltmeye çalışmamaktadır. Hükümetin amacı daha çok kendi çıkarıdır 
ve ileriyi göremez. Politikacılar, seçim bölgelerinde verdikleri vaatleri yerine getirmek için en az marjinal politik maliyetli gelir kaynağı aramakta ve geniş tabanlı vergiler yerine, günah vergilerini tercih etmektedirler (Shughart, 1997:25). Politikacıların, günah vergilerini artıracağını vaad eden programlar hazırlayarak oy toplamaya çalışması halinde, günah vergisi oranları aşırı düzeyde yükselecek ve yukarıda değinilen olumsuzlukların artmasına neden olacaktır. Ayrıca sosyal programların finansmanında sadece günah vergilerinin kullanılması halinde, vergi tabanı dar olacağı için yeterli kaynak sağlanamaz. Bu mallar azınlık tarafından kullanılır ancak sağlık hizmeti herkese sunulur. Tahsis edilen vergiler, esnekliğin yitirilmesine yol açabilir (Holcombe, 2006:221). Sağlık hizmetlerinin finansmanı mümkün olduğunca geniş tabanlı vergileme ile yapılmalıdır (Plá-Jones, 2003:132). 

Günah vergilerinin zararlı alışkanlıkları önlemede sınırlı etkisinin olması, devletleri vergi politikası dışında başka araçlara da başvurmaya yöneltmiştir. Bireylere zarar veren maddelerin reklâm ve promosyonu yasaklama ( yüksek gelirli ülkelerde talebi %7 azaltmıştır), medya aracılığı ile alkol ve sigara zararlarını anlatan bilgiler yayınlamak,sigarayı okul, çalışma yerleri ve kamu 
alanlarında yasaklayıcı politikalar,sigarayı bırakmak isteyenler için nikotin yerine kullanılacak maddelere ulaşımı kolaylaştırma ve diğer terapi yöntemlerini yaygınlaştırma bunlardan birkaçıdır ve zararlı alışkanlıklar ile mücedelede önemli katkı yapmışlardır (Jha-Beyer-Heler, 1999:48). 

6. SONUÇ 

Bağımlılık yaratan ve negatif dışsallıklara yol açan sigara, alkol tüketimi, piyango, kumar ve benzeri falliyetlerden günah vergilerinin alınması yaygın bir uygulamadır. Günah vergileri, ilk uygulandığı dönemlerde dini temellere göre alınmaktaydı. Ancak, savaşlar, iç isyanlar ve kamu harcamalarına olan talebin artış göstermesi, devletlerin artan şekilde gelire ihtiyaç duymaya başlamasına neden olmuş ve mali nedenlerle yönetimlerin günah vergilerine olan talebi artırmıştır. 

Son yıllarda ise günah vergisinin kapsamı ve oranları artış göstermiştir. 

Politik ortamın vergi artışlarına müsait olmadığı dönemlerde, popüler program devreye girmekte ve günah vergilerini arttırma eğilimi ortaya çıkmaktadır. Ekonomik ve sosyal nedenlerle yeni günah vergilerinin konulmasına ve mevcut günah vergisi oranlarının yüksek düzeyde artırılmasına karşı koymak gerekmektedir. Günah vergilerinin arttırılmasını savunanların ulaşmak istedikleri 
amaç ile elde ettikleri sonuçlar genellikle birbiriyle çelişmektedir. Günah vergileri genellikle, yolsuzluk ve suça neden olan yeraltı piyasasının oluşmasına yol açmaktadır. Bunun sonucunda Amerika’da “Viski İsyanı”’nda olduğu gibi, kanunlara saygısızlığı artırmaktadır. 
Kişiler ticari faaliyetlerini vergi nedeniyle gayri resmi sektörlere yönelttiği için, günah vergileri nedeniyle vergi geliri artmaktan çok azalma gösterebilmektedir. Ayrıca günah vergileri, vergilenen ürünün kalitesini azaltarak, kişilerin alışkanlıklarını aynı fiyatlarla potansiyel olarak daha zararlı mallar ile (filtresiz ya da daha yüksek katranlı sigara, düşük kaliteli alkol tüketimi vb.) gidermelerine yol açmakta ve sosyal refah olumsuz etkilenmektedir. 

Alkol ve sigara bağımlılığının düşük gelir gruplarında daha yüksek düzeyde olması, bu negatif etkiyi artırmaktadır. Diğer taraftan günah vergileri, politikacılar için de ahlaki bir risk oluşturmaktadır. Bir taraftan gelir kaynağı olarak bu alışkanlıkların devamına bel bağlayan devlet, diğer taraftan bu faaliyetleri engellemeye çalıştığını iddia ederek çok alışılmamış ve çelişkili bir duruma düşmektedir. Politikacılar, arzu edilmeyen davranışları engellemek ile gelirleri arttırmak için alışkanlıkları teşvik etme amaçları arasında tereddütte kalmaktadırlar. 

Günah vergileri, zararlı alışkanlıkları önlemede yetersiz kalmaktadır. İstenmeyen sosyal ve ekonomik sonuçlara yol açmaktadır. Bu nedenle zararlı alışkanlıklar ile mücadelede devletin günah vergileri dışında başka yöntemlere de başvurmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Günah vergileri çözümün değil sorunun bir parçası olmuştur. İfade edilen tüm bu nedenlerden dolayı, yönetimlerin günah vergilerinin kapsamını genişletmeye çalışmasına karşı direnilmesi gerekmektedir. 

DİPNOTLAR;

1 Vergileme bağlamında “Günah”, popüler ancak yanıltıcı ve hileli bir kavramdır. Ekonomik bakış açısıyla günah kavramı, kişisel olarak zararlı ve bağımlılık yaratan maddeler ile başkasına negatif etkisi olan toplanan hükümet gelirleri, aşağıdaki özellikleri sergiler ise günah vergisi olarak tanımlanabilir (Thornton, 2003:12). faaliyetlerdir. Günahın dini tarifi burada bize yardımcı olmaz çünkü dini açıdan günah, kaçınılmalı ya da yok edilmelidir ve vergilemeye açıkça izin vermez. 

2 New Deal, Roosevelt’in ABD ekonomisini büyük bunalımdan kurtarmak için 1933–1937 arası uyguladığı ekonomik, siyasi, sosyal önlemlerin tümüdür.

3 Sigaranın yoksullar arasında daha yaygın olması birkaç nedene dayanmaktadır. Bunlardan ilki yoksulların ve az eğitimli kişilerin sigaranin yol açtığı risklerin farkında olmamasıdır. Ayrıca yoksul kesim stresi engellemek için, tedavi araçlarının yokluğu nedeniyle, düzenleyici bir tedavi yöntemi olarak sigarayı kullanmaktadır. 
Son olarak sigara kullanımı, kişinin kendini ödüllendirme yöntemi olarak görülmektedir (Bobak ve diğerleri, 2000:56-57). 

4 Örneğin Kuzey Carolina’da bir paket sigaradan %5 oranında vergi alınırken, Oklohoma’da insanlar aynı gelir ve kişi başına aynı tüketim harcamalarına sahip 
olmasına karşılık, %23 vergi uygulanır. Vergi oranları arasındaki farklılık, politik tercihlerin farklılığından kaynaklanmaktadır (Holcombe, 1998:363). 

5 Alkol ve ilaç bağımlılığı ile mücadelede ebeveynlerin çocuklarına olan sorumluluğunun, okul ve devletten daha fazla sorunları çözdüğü konusunda hemfikir vardır (Thornton, 2003:18). 

6 Sahte sigara üretiminde, genellikle bozulmaya yüz tutan ve küflenmiş tütünlerin kullanıldığı ifade edilmektedir (KOM, 2005:98). 

7 Türkiye’de tütün mamullerinin bünyesindeki vergi oranlarının yüksekliği dolayı tüketici, piyasalardaki kaçak ve sahte ürünlere yönelmektedir. 
Türkiye’de son yıllarda ülke nüfusunda meydana gelen artışa paralel olarak resmi sigara tüketiminde artış olmamış, hatta %5-6 oranında düşüş kaydedilmiştir. 
Bu düşüşteki temel nedenlerden birisi, Türkiye’ye yasadışı yollardan giren kaçak ve sahte tütün mamulleridir. Kaçak ve sahte sigara tüketimi göz önüne alındığında, tüketimde herhangi bir azalma olmadığı tahmin edilmektedir. Bu miktarın sigarada yıllık tüketim miktarının %10–15 civarında olduğu ve bu yolla devletin vergi kaybının ise yaklaşık 750 milyon ABD Doları civarında gerçekleştiği tahmin edilmektedir (DPT, 2007:169). 

8 2002 Mayıs ayında 56. Dünya Sağlık Kongresinde kabul edilen ve 2006 Ocak ayında 147 devlet tarafından onaylanan WHO Tütün Kontrol Çerçeve Anlaşması’nda vergi tahsisi konusuna değinilmiş ve günah vergilerinin bir kısmının kamu hizmetlerine tahsis edilerek, yüksek vergi nedeniyle oluşan refah kaybının azaltılması yönünde tavsiyede bulunulmuştur (WHO, 2006:3). 

KAYNAKLAR; 

Alm, James. “What is an Optimal Tax System?”, National Tax Journal. 49:1, March. 1996, 117- 133. 
Black, Pa & Ai Mohamed. “Sin Taxes And Poor Households: Unanticipated Effects”, South African Journal of Economics. 74:1, March 2006, 131-136. 
Bobak Martin, Prabhat Jha, Son Nguyen, and Martin Jarvis, “Poverty and Smoking”, in: Prabhat Jha and Frank Chaloupka, (Ed), Tobacco Control in 
Developing Countries. Oxford University Press, Oxford, 2000, 41-62. 
Charles, John A (2002). “Repent from sin taxes”, Cascade Policy Institute. No. 2002-07, 
www.cascadepolicy.org/pdf/fiscal/2002_07.pdf, [İndirme Tarihi: 14.05.2008] 
Devlet Planlama Teşkilatı, Dokuzuncu Kalkınma Planı İçki, Tütün ve Tütün Ürünleri Sanayii Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Ankara 2007, 
http://ekutup.dpt.gov.tr/imalatsa/tutun/oik677.pdf [İndirme Tarihi: 13.05.2008] 
Edizdoğan, Nihat, Teoride ve Uygulamada Özel Tüketim Vergileri. Bursa Üniversitesi Basım Evi, Bursa, 1981. 
Ekelund, Robert & Mark Thornton (1993). “Punitive Taxes on Cigarettes Are Both Ineffective, Unfair”, Atlanta Journal. May 19, 
http://tobaccodocuments.org/ti/TIMN0187424.html, [İndirme Tarihi: 15.05.2009 ] 
Gant Paula A., Robert B. Ekelund. “Excise Taxes, Social Costs, and the Consumption of Wine” in: William F. Shughart II, (Ed), Taxing Choice: 
The Predatory Politics of Fiscal Discrimination, New Brunswick, N.J.: Transaction Publishers, 1997, 247-269. 
Heaton Herbert, Avrupa İktisat Tarihi. Çev: M. Ali Kılıçbay ve Osman Aydoğuş, Paragraf Yayınevi, 1.Baskı, Ankara, 2005. 
Hyman, David N, Public Finance: A Contemporary Application of Theory to Policy. Fort Worth :Dryden Press,1999. 
Holcombe Randall G. “Tax Policy from Public Choice Perspective”, National Tax Journal. Vol 51 No:2, June 1998, 359-371. 
Holcombe Randall G, Public Sector Economics: The Role of Government in the American Economy. 1.baskı, Prentice Hall, ABD, 2006 
Jha Prabhat, Joy de Beyer, and Peter S. Heler. “Death and Taxes:Economics of Tobacco Control”, Finance & Development. 36: 4, December 1999, 46-50. 
http://www.imf.org/external/pubs/ft/fandd/1999/12/jha.htm, [İndirme Tarihi: 20. 05. 2009] 
Lewis, Stephen, Taxation for Development: Principles and Applications. New York: Oxford. University Press, 1984. 
Lorenzi, Peter. “Sin Taxes”, Society. 41:3, March 2004, 59-65. Mitchell Chester Nelson, Drug Solution: Regulating Drugs According to Principles of Efficiency. 
Carleton University Press,1990. 
Musgrave, Richard A. ve Peggy B. Musgrave, Public Finance in Theory And Practice. 4th Edition, 
McGraw-Hill, New York, 1984. 
North, Gary. “Puritan Economic Experiments”, Tyler, Texas, Institute for Christian Economics. 1988, 41-61. 
Öner, Erdoğan, Mali Olaylar ve Düzenlemeler Işığında Osmanlı İmparatorluğu ve Cumhuriyet Döneminde Mali İdare. Maliye Bakanlığı APK Yayını, Ankara, 2001. 
Pechman, J.A., B.Okner, Who Bears the Tax Burden?. Washington, DC: Brookings Institution; 1974. 
Plá Nuria Badenes-Andrew M. Jones. “Addictive Goods and Taxes: A Survey From an Economic 
Perspective”, Revista De Economía Pública. 167:4, December 2003, 123-153. Sirico, Robert. “The Sin Tax: Economic and Moral Considerations”, The Action Institute. Occasional Paper No.5, 1 January 1995. 
http://www.acton.org/publications/occasionalpapers/publicat_occasionalpapers_sintax.php,  [İndirme Tarihi: 12.09.2006] 
Shughart, William F II. “The Economics of the Nanny State”, in: William F. Shughart II, (Ed), 
Taxing Choice: The Predatory Politics of Fiscal Discrimination. New Brunswick, NJ: Transaction Publishers, 1997, ss. 13-29. 
T.C. İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı (KOM) 2005 Yılı Faaliyet Raporu(2005), 
http://www.kom.gov.tr/Tr/KonuDetay.asp?BKey=61&KKey=157, [İndirme Tarihi: 11.05.2006] 
Thornton, Mark (2003). “Harm Reduction and Sin Taxes: Why Gary Becker is Wrong”, Mises 
Institute Working Papers. 9/23/2003,www.mises.org/journals/scholar/Thornton9.pdf, [İndirme Tarihi: 10.02.2009] 
Thornton, Mark, The Economics of Prohibition. Salt Lake City: University of Utah Pres, 1991. Yelvington Brenda. “Excise Taxes in Historical Perspective" in: 
William F. Shughart II, (Ed), 
Taxing Choice: The Predatory Politics of Fiscal Discrimination. New Brunswick, N.J.: 
Transaction Publishers, 1997, ss. 31-56. 
Waisanen, Bert. “Taxing Behavior”, State Legislatures. 30:6, Jun 2004, 30-31. 
Whitman Glen. “Against the New Paternalism Internalities and the Economics of Self-Control”, Policy Analysis. CATO Enstitute, No. 563, February 22, 2006, 
http://www.cato.org/pubs/pas/pa563.pdf, [İndirme Tarihi: 18. 06. 2009] 
World Health Organization (2006), Health Promotion and Dedicated Taxes, Regional Strategy for Health Promotion. Follow-Up of The Sixth Global Conference. On Health Promotion, 
http://www.searo.who.int/LinkFiles/RC_Documents_SEA-RC-59-5-Inf.3_10.pdf, [İndirme Tarihi: 12. 06. 2009] 


***

29 Kasım 2018 Perşembe

SİYASİ KARAR ALMA ORGANLARI İLE ÇIKAR VE BASKI GRUPLARI ARASINDAKİ İLİŞKİLER

SİYASİ KARAR ALMA ORGANLARI İLE ÇIKAR VE BASKI GRUPLARI ARASINDAKİ İLİŞKİLER 


23-25 EKİM 2009 ÇANAKKALE – TÜRKİYE
Troia Kültür Merkezi & Biga Entelektüel Etkinlik Merkezi

KAMU EKONOMİSİ POLİTİKALARININ OLUŞUMUNDA BASKI GRUPLARININ ROLÜ VE TÜRKİYE’NİN GÖRÜNÜMÜ

Gönül DAVRAN
Hevden GÜLCAN
Ömer BAŞARAN
Yrd. Doç. Dr. Ramazan ARMAĞAN
Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
E-Posta Adresi: rarmagan@iibf.sdu.edu.tr

Öğr. Gör. Muhammet ŞAHİN

Gümüşhane Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
E-Posta Adresi: muhammet_sahin78@yahoo.com
Özet

Bu çalışmanın amacı, kamu ekonomik kararlarının oluşumunda baskı gruplarının oynadığı rolü elealarak, Türkiye’deki durumu incelemektir. Çalışmanın kapsamını, kamu ekonomisinin harcama vegelir politikaları oluşturmaktadır. Yöntem olarak önce konuyla ilgili literatüre yer verilecek, ardındanda Türkiye’nin görünümü ele alınacaktır. Piyasa ekonomilerinde, baskı grupları kamu ekonomisi
otoritelerince alınan iktisadi ve mali kararlarda etkin olabilmektedirler. Kamu mal ve hizmetlerininarzını siyasal bir süreç olan yasama faaliyeti belirlediğinden, yasama gücünü elinde tutan partiyeyakın olan baskı grupları bu süreci lehlerine kullanabilmektedirler. Yapılan çalışmalar sonucundapiyasa ekonomisi modelini benimsemiş olan Türkiye’de de baskı gruplarının kamu ekonomisi
politikaların da etkin olabildikleri görülmüştür.

SİYASAL GÜÇ OLARAK BASKI GRUPLARI

Ömer Faruk AĞIRBAŞ
12 April 2014


Seçenekleri kendisinin ya da başkasının oluşturması, siyaset adamı açısından sorunu değiştirmez.
Eşitler arasında seçim yapacak olan kişi, kararını siyasal etkilerle vermek durumundadır.
Siyaset bir anlamda kaynak paylaşımı sürecidir.
Önceliği işçiye mi vereceksiniz yoksa işverene mi, o parayla “top” mu alacaksınız “tereyağı” mı? O noktada uzmanlık biter, siyaset başlar!
Doğrudan baskı uygulamalarına, daha çok, belirli yasa tasarılarının parlamentoda görüşülmesi sırasında, ya da bazı hükümet kararlarının uygulanmasıyla ilgili olarak rastlanır.
Örneğin; işçilerle ilgili önemli bir yasa tasarısının parlamentodaki görüşülmesi sırasında, sendika başkanlarının dinleyici localarını doldurmasının ne büyük bir etki yaptığını, kendi yakın geçmişimizden biliyoruz.
En az bu açık baskı yöntemleri kadar etkili bir başka yol da, partilere örtülü bir biçimde parasal bir yardım yapılması veya belirli parlamenterlerle “özel” ilişkiler kurulmasıdır.

Bürokrasi, artık dilimize de yerleşmiş bulunan “büro” sözcüğü ile eski Yunancada egemenlik anlamında kullanılan “krasi” sözcüğünün birleşmesinden oluşan bir kavramdır.
Kimi zaman yalnızca kamu yönetimi anlamında, kimi zaman genel olarak bir gelişmiş örgütlenme biçimi anlamında ya da zaman ve kaynak savurganlığı yaratan bir kırtasiyecilik anlamında kullanılır.
Bürokrasi, ast-üst ilişkilerinden oluşan bir piramit görünümündedir.
Herkes bir üsttekinin yasalara uygun olarak verdiği buyruklara uymak zorundadır.

SİYASAL AMAÇLA ÖRGÜTLENMEMİŞ GÜÇ ODAKLARI

Çıkar gruplarının baskı gruplarına dönüşmesi, ortak irade ile gerçekleşir. Başka bir deyişle, örgütlenme aşaması çıkar birliği aşamasından sonra gelir.
Gücünü üyelerinin sayısından ya da örgütlenme düzeyinden çok üyelerinin niteliklerinden alan baskı gruplarını, kadro baskı grupları olarak adlandırabiliriz.
Üyelerinin ekonomik güçleri veya ekonomik etkenlerden bağımsız olarak toplumda sahip oldukları etki düzeyi, kadro baskı gruplarının ortak özelliğidir.
Bu tür baskı gruplarının başında, işveren örgütleri gelir.

Otoriter-totaliter baskı grup yapısına, özellik faşist eğilimli örgütlerde rastlanır.
Baskı gruplarına bağlı parti konusunda en ünlü örneği İngiliz İşçi Partisi oluşturur.
1927 yılına kadar parti, sendikaların, kooperatiflerin ve sosyalist derneklerin delegelerinden ibaretti.
O tarihten bu yana “doğrudan üyelik” kavramının gelişmesine karşın, işçi sendikaları bu partinin yönetiminde egemen olmayı sürdürdüler.
Sağcı partilerin sermaye gruplarıyla bağlantıları genellikle daha kapalı ve dolaylıdır.
Düzene en karşı gibi görünen baskı grupları bile, kendilerine, çıkarlarını ve görüşlerini yasal yollardan savunmak olanaklarını tanındığı ölçüde, istemeden düzene hizmet etmiş olurlar.
Çünkü üyelerinin sistemle uyuşmasını kolaylaştırırlar.
Georges Lavau’nun da vurguladığı gibi, benzer bir durum, siyasal partiler için de söz konusudur.

Baskı grupları, bazı durumlarda, siyasal partilerin bıraktığı boşluğu da doldurabilirler.
Faşist ve nasyonal-sosyalist partilerin askeri yapısı, onların bir çeşit kolu ya da paralel kitle önleyicisi durumundaki bu kuruluşlara da yansır. Katı bir disiplin ve merkez otoritesine boyun eğme esastır.
Aslında çeşitli gruplarından yaralanmak çabasının, yalnızca totaliter partilere özgü bir durum olduğunu söyleyemeyiz.
Kadro partileri de dâhil, hemen tüm çağdaş partiler, baskı gruplarının yönetiminde etkili olmaya ya da partinin doğrultusunda bazı baskı grupları oluşturmaya çalışırlar.
Nasıl ki, herhangi bir partinin dümen suyundan ayrılmayan baskı grupları olduğu gibi, partilere karşı tamamen bağımsız baskı grupları da vardır.
Bu zıtlıktan dolayıdır ki, askeri mantıktan hareketle sivil toplumun sorunlarını çözmek ve hele demokratik bir yönetim biçimini gerçekleştirmek adeta olanaksızdır.

Demokrasi yaşanılarak öğrenilir, oysa orduda demokrasi yaşanmaz, yaşanamaz.

Çağdaş Türkiye’nin kurucusu Atatürk gibi, çağdaş Fransız siyasal sisteminin kurucusu De Gaulle de asker kökenliydi.
Doğrudan bazı büyük sermaye gruplarına bağlı basın organlarını yanı sıra, ticari amaçlı gazete, dergi, özel radyo ve televizyon istasyonlarını da “özel ilan” yoluyla etkilemeleri olanaklıdır.
Ticari amaçlı kitle iletişim araçlarının, sadece satış yoluyla giderlerini karşılayamayacakları ve hele kâr yapamayacakları, bilinen bir gerçektir.
Kitle baskı gruplarının en önemlisi, işçi sendikalarıdır.
İşçi sendikalarının en büyük gücü, üyelerinin sayısından ve disiplinden kaynaklanır.

Bürokrasi ve Teknokrasi

Siyasal partiler açısından gözlemlediğimiz yapısal farklılıklar, baskı grupları için de geçerlidir. Kadro ve kitle baskı gruplarının yanı sıra, otoriter yapıdaki baskı gruplarına da rastlıyoruz.
Baskı gruplarının yapıları ile üyelerinin toplumsal konumları arasında sıkı bir bağlantı vardır.
Ekonomik bakımdan güçsüz toplum kesimlerinin oluşturdukları baskı grupları, güçlerini üyelerinin sayısal çokluğundan ve örgütlenme düzeylerinden alırlar.
Üye sayısını çokluğu, disiplinli bir örgütlenmeyi ve belirli bir bürokratik yapıyı zorunlu kılar.
Burada da asıl önemli olan, iktidardaki parti ya da güçlerin kendi toplumsal tabanlarının ne düşündüğüdür.

Bu nedenle, kamuoyu oluşturmaya yönelik bir propaganda kampanyasının asıl hedefi bu kitle olmalıdır.
Weber, bürokrasinin gelmesi ve dolayısıyla devletin etkinliğinin artması ölçüsünde özgürlüğün azalacağını düşünüyordu.
Komünizmi de, bir proletarya diktatörlüğünden çok “bürokratların diktatörlüğü” olarak görüyordu.
Demokrasilerde bile, görevinde uzmanlaşan bürokratın halkın isteklerinden ve denetiminden uzaklaşması söz konusu iken, kapalı bir rejimde bunun boyutlarının çok daha büyümesi doğaldı.
Seçmen kitlesi içindeki, ücretli toplum kesimlerinin büyük ağırlığı göz önüne alınarak, partinin sermaye çevrelerini temsil ettiği görüntüsü, açıktan verilmemeye çalışılır.
Ama birçok Latin Amerika ülkesi örneğinde görüldüğü gibi, sağcı partilerin sanayici ve büyük toprak sahiplerinin oluşturdukları baskı gruplarının açık uzantısı olabildiklerini biliyoruz.
Baskı grupları arasında, çıkarılan veya düşünceleri savunmayı ön plana almalarına göre yapılan bir ayrıma da rastlanır.
Bir başka ayrım ise, özel ve kamusal baskı grupları arasındadır.
Baskı grupları siyasal partilerin tersine iktidarı doğrudan ele geçirmek amacını taşımazlar.
Siyasal iktidarı dışarıdan etkileyerek, kendi çıkarları ya da görüşleri doğrultusunda kararlar alınmasını ve uygulamalar yapılmasını sağlamaya çalışırlar. Kendiliklerinden var olan grupları, örgütlendikleri zaman baskı grubuna dönüşmüş olurlar.
Ama herkesin sahip bulunduğu yetkiler, kendisine değil görevine aittir.
O yetkileri ancak o görevde bulunduğu sürece kullanabilir ve ne görevini ne de yetkilerini başkasına devredemez, miras olarak bırakamaz, satamaz.
Bürokrasiye giriş, yükseliş, görevler, sorumluluklar ve yetkiler, ta mesleğin sona erdiği ana kadar her şey belirli ve ayrıntılı kurallara bağlanmıştır.
Bunun doğurduğu hantallığa karşılık, iş güvenliği ve gelecek güvencesi diğer mesleklere göre daha fazladır.
Baskı grupları, kendi toplumsal tabanlarının çıkar ve görüşlerini dile getirirler, siyasal karar organlarına iletirler.
Uyuşabilecek niteliktekileri birleştirip, ortak hedeflere dönüştürme işlevi ise, siyasal partilere aittir.
Yalnızca tek bir çıkar ya da inanç grubuna dayalı, bir baskı grubu gibi işleyen partilere kolaylıkla rastlanmaz.
Bu nedenle de, baskı grupları ile siyasal partileri, özellikle çoğulcu demokrasilerde birbirlerinin işlevini tamamlayan, kolaylaştıran kurumlar olarak görmek gerekir.
Baskı gruplarının yapıları ve türleri, bir yandan üyelerinin toplumsal konumlarıyla, öte yandan da içinde bulundukları siyasal rejimin özellikleriyle bağlantılıdır.
İşlevleri ve siyasal iktidarı etkilemek için kullandıkları yöntemler de bazen birbirlerine benzerken, çoğunlukla yapısal özelliklerinden, yani türlerinden kaynaklanan farklılıklar kazanır.
Olağanüstü kişiler, başka toplum kesimlerinden çıkabileceği gibi, ordudan da çıkabilir.
Ama asıl sırtlarındaki üniformayı çıkarıp, bir anlamda asker mantığından uzaklaştıkları zaman, siyasal yaşamda ve devlet yönetiminde başarılı olma şansını elde edebildiklerini söyleyebiliriz.
Güçlü partilerin, sendikaların, deneklerin, etkili ve bağımsız kitle iletişim araçlarının bulunmayışı karşısında, iyi örgütlenmiş tek güç olarak ordunun önemi çok artar.
1985 yılında dünyada var olan 56 askeri diktatörlüğün hepsinin de geri kalmış ya da gelişmekte olan ülkelerde bulunması herhalde bir rastlantı sayılmaz.
Ordunun temel işlevi yurdu korumak ve gerektiğinde savaşmaktır.

İyi savaşabilmek için, astın üste tartışmasız itaat etmesi, tek bir kalıp içinde kişiliklerin geri plana itilmesi, yani sıkı bir disiplin önemlidir.
Sınıfsal baskı grupları içinde yalnızca işveren ve büyük toprak sahiplerinin ki onlar da işveren sayılırlar oluşturdukları baskı grupları, kadro baskı grubu yapısındadır.
Türkiye’de işveren baskı gruplarının en üstünde, İşveren Sendikaları Konfederasyonu yer alır.
TÜSİAD ise, ülkedeki en büyük ve etkili işadamlarını bir araya getiren, bir anlamda büyük sermayeyi temsil eden bir baskı kuruluşudur.
İşveren baskı gruplarının, daha az dikkati çeken dolaylı baskı yollarını tercih ettiklerini söyleyebiliriz.

Ülke ekonomisinin ve ordunun silah ve donanımının dış yardımı gerektirmesi ölçüsünde, müdahalenin dış desteği önem kazanır.
Özellikle büyük devletlerin etki alanına giren bölgelerde, ö devletlerin genel eğilim ve çıkarlarına ters düşen askeri müdahalelerin yapılabilmesi ve yapılsa bile uzun dönemde başarıya ulaşabilmesi zordur.
1960-70 yılları arasında dünyada görülen 93 darbe ve devrimin 92’si geri kalmış ülkelerdeydi.
Bu nedenle de, geri kalmış ülkelerin hangi özelliklerinin askerleri doğrudan siyasete karışmaya ittiğini özellikle araştırmak gerekiyor.
Ernest Renan bu gelişmenin haberciliğini geçen yüzyılın ortalarında şu sözlerle yapmıştı:
“İlkel toplumlarda, tanrıların adına toplumu yönetenler rahiplerdi; geleceğin toplumlarında, akılcı yollardan en iyiyi arama adına hükümet edecek olanlar bilim adamlarıdır.”
Gerçi hemen hiçbir toplumda siyasal iktidar bilginlerin ve teknik adamların elinde değil.
Ama ekonomik yapıda başlayan bir gelişmenin siyasal iktidarlara da yansımaya başladığını yadsıyamayız.

Burada Eflatun’un düşüncesindekinin benzeri bir ikilemle karşılaşıyoruz.
O da, “Ya Devleti filozofların yönetmesi, ya da devleti yönetenlerin filozoflaşması” gerektiğini savunmuştu.
Aslında tekno-siyasetçilerin sorunun kesin çözümü olacağını düşünmek yanlıştır.
Uzman seçenekleri oluşturur, siyaset adamı ise seçenekler arasında seçim yapar.
Geri kalan baskı gruplarının ise, herhangi bir siyasal parti ile ilişki derece derece az ya da çoktur.
Kendilerine bağlı baskı grupları oluşturma yoluna ilk giden partiler, sosyalist ve komünist partiler oldular.
Arkasından diğer partiler de onları taklit etmeye çalıştılar. Nasıl ki, sol partilerin işçi sendikaları içinde etkili olmak için mücadele vermeleri doğalsa, sağcı partilerin de örneğin, işveren kuruluşlarının yönetimini ele geçirme çabasında olmalarını doğal karşılamak gerekir.
Ama, gençlik ve kadın kolları dışında, partilere açıktan organik bağla kenetlenmiş baskı gruplarına çoğulcu sistemlerde pek rastlanmaz.
Bilgi verme amacını taşıyan broşürlerden, çeşitli gezi, ziyafet ve armağanlara kadar, birçok teknik, yasal propaganda (tanıtım) ile “rüşvet” arasındaki yelpazede yer alır.
Partilerin belirli çıkar gruplarınca finansmanını, bazı siyaset bilimcileri “kolektif rüşvet” olarak nitelendirir.

Siyasal kararları dolaylı biçimde etkilemenin yolu, her zaman kamuoyundan geçer.
Halka benimsetilen, üzerinde “kamuoyu oluşturulan” bir konuda, siyasal iktidarların ters yönde karar almaları ve uygulamaya girişmeleri zorlaşır.
Kitle baskı gruplarının en iyi örneğini, işçi sendikaları oluşturur.
Esnaf ve çiftçi örgütleri başta olmaz üzere, toplumsal tabanı geniş olan çeşitli meslek kuruluşları da, genellikle işçi sendikalarına benzer bir biçimde örgütlenirler.
Ama kitle baskı grupları, sadece meslek çıkarlarını savunmaya yönelik sınıfsal örgütlerden ibaret değildir.
Örneğin gençlik örgütleri ile “Eski Muharipler Derneği” gibi örgütler de, benzer yapıdadırlar.
Gençlik ve kadın kuruluşları ve ideolojik temele dayalı örgütlenmeler başta olmak üzere, sınıfsal nitelikli olmayan çok sayıda baskı grubunun bulunduğunu ya da bulunabileceğini biliyoruz.
Ancak hiç kuşku yok ki, siyasal yaşamda en büyük önemi taşıyan baskı grupları, genellikle sınıfsal kökenli olanlardır.

Siyasal amaçla örgütlendiklerini, hemen hiçbirisi açıkça belirmese bile, meslek kuruluşlarının hepsi de bu çerçeve içinde yer alırlar.
Çünkü o toplum kesiminden olanların çıkar ve eğilimlerini savunmak için oluşturulmuşlardır.

Baskı Gruplarının İşlevleri, Araçları ve Yöntemleri

Ekonomik durumun, askerlerin siyasete karışmasında taşıdığı önem hep bilinir.
Ama bu açıdan asıl önem taşıyan öğe, ülke ekonomisin basit ya da karmaşık bir yapıya sahip bulunmasıdır.
Ekonomin gelişmişlik düzeyi, askerlerin kolay kolay içinden çıkamayacakları kadar karmaşık bir yapı oluşturuyorsa, kolay ve kestirme çözüm hevesleri azalır.
Asker darbelerin daha çok geri kalmış ülkelerde ortaya çıkışındaki nedenlerden birisi de budur.
Duverger bu yeni oluşumun, demokrasinin niteliğini değiştirip bir “tekno-demokrasi” yaratacak kadar önemli olduğunu öne sürüyor.
Teknokrasi yalnızca gelişmiş ülkelere ve özel sektör kuruluşlarına özgü bir olgu değildir.
Kamu kuruluşlarında ve gelişme sürecinin belirli düzeylerine ulaşmış olan ülkelerde de teknokratlar, önce ekonomik sonra da siyasal iktidara ortak olmaya başlamaktadırlar.
Başka bir gelişme de, özel teknokrasilerle kamu teknokrasisi arasında giderek bir bağlantının oluşmasıdır.
Az gelişmiş ülkelerde ise, asker-sivil bürokrasi, çağdaşlaşmanın öncülüğü görevini üstlenip, geleneksel seçkinlerin yerini alabiliyor.
Ama Cumhuriyet Türkiye’sinde de görüldüğü gibi gelişme hızlanıp toplumsal yapı karmaşıklaştıkça ipler onların elinden kaçmaya başlıyor.

Toplumda yeni ve daha önemli güç odakları beliriyor.

Gelişmiş ülkelerde bürokrasi kavramının giderek daha karmaşıklaştığını ve onun yerini teknokrasinin aldığını görüyoruz.
Geri kalmış ülkelerde, sermaye sahipleri de, emekçi kesimler de güçsüzdür.
Bu iki sınıfın güçsüzlüğü, ordunun rejim içindeki ağırlığını arttırır.
Bu ağırlık, geri kalmışlık ölçüsünde ve bunalım dönemlerinde daha da artar.
Sivil seçkinlerin güçsüzlüğü, ekser seçkinlerin önemini büyütür.
Karşı koyacak, denge oluşturacak bir gücün ya da güçlerin yokluğu, askeri darbeleri ve askere dayalı yönetimleri kolaylaştırır.

Konuyu noktalarken şunu söyleyebiliriz:

Genel olarak siyaset adamları ile uzmanlar arasında bir uyuşmazlık vardır.
Siyaset adamları, sezgileriyle ve kitlelerle etkileşim içinde karar alma eğilimi taşırlar.
Teknokratlar ise, mekanik, yani ideolojik tercihlerden arınmış çözün yollarının varlığına inanırlar.
Bu uyuşmazlığın, Prof. Gaudemet’in düşündüğü gibi, tekno-siyasetçilerin ortaya çıkmasıyla çözüm yoluna girdiği söylenebilir mi?
Seçimle gelen siyasal iktidar gidici, oysa atamayla gelen “memurlar ordusu” kalıcıdır.
Geçiciliğinin bilincinde olan hükümetler işleri hızlandırmak isterlerken, halk önünde sorunlu olmayan bürokrasi, kedi ayrıcalıklarını koruma ve kendi kurallarına göre ağır işleme eğilimindedir.

Roberto Michels’e göre; “bürokrat, kitlelerin gereksinimlerini onlardan daha iyi bildiğine kolaylıkla ve içtenlikle inanır.”
Çağdaş toplumlardaki bürokrasi olgusuna en büyük önemi Max Weber vermiştir.
Kamusal baskı gruplarını da bazı siyasal bilimciler “askeri” ve “sivil” olarak ikiye ayırırlar. Özellikle bunalım dönemlerinde, ordunun siyasal yaşamdaki rolünün hangi boyutlara varabileceğini biliyoruz.

Toplumsal Sınıflara Dayalı Baskı Grupları

Bu, çok sayıda üyenin aynı yönde oy kullanma olasılığının, siyasal iktidarların serbest seçimlerle belirlendiği ülkelerde büyük etki yapması doğaldır.
Sahip oldukları grev silahı, işçi sendikalarını tüm hükümetlerin ciddiye almalarını gerekli kılar.
Ülke çapında ya da belirli bölgelerde uygulanabilecek bir “genel grev” ise, tüm ülkece yaşamı felce uğratıp, hükümetleri güç duruma düşürebilir.
Ama grev silahın da diğer yöntemlerde olduğu gibi ancak yerinde ve zamanında kullanılması durumunda etkili olduğunu, kötü kullanıldığında kamuoyunda genel bir kızgınlık ve tepki yaratarak hükümetlerin ve partilerin işine yaramaktadır.
Baskı grupları, kendileriyle ilgili siyasal kararları, ya doğrudan ya da kamuoyu aracılığıyla dolaylı olarak etkilemeye çalışırlar.
Doğrudan etkileme çabaları, daha seçim kampanyası sırasında başlayabilir.
Bir baskı grubu, kendi davasını destekleyeceğini peşin olarak açıktan vaadeden bir adayın seçimine yardımcı olabilir.
Bir meslek grubunun, kendi üyelerinden bazılarının parlamentoya seçilmelerine destek olması da, bu çerçeve içinde değerlendirilebilir.

Karl Marx’ın kuramında sınıf çalışmalarının oynadığı rolü, Weber’de bürokrasi oynamaktadır.

Ünlü Alman sosyologuna göre, demokratik toplumlarda siyasal iktidar, seçimle gelen siyaset adamlarından çok, bürokrasiye aittir:
“Güncel görünümlerinde siyasal iktidarı bürokrasi kullanır.Eğer yönetim makinesinin tüm dişlileri uygulanmasını güvence altına almazsa, parlamento görüşmelerinde çoğunluğun aldığı kararlar, ölü satırlar olarak kalmaya mahkûm olur.”

Baskı Gruplarının Yapısı ve Türleri

Jean Mynaud, baskı gruplarının temel işlevlerini üçe ayırarak inceliyor: Karar organlarına, sorunlarıyla ilgili olarak ayrıntılı bilgiler vermek; alınan kararlara üyelerinin rızasını sağlamak; ve tabanlarındaki genel eğilimleri yönlendirip, akılcı çözüm önerilerine dönüştürmek.
Baskı gruplarının, kamu yönetimine sunmak üzere yaptıkları ayrıntılı hazırlıklar olmazsa, alınacak kararlardaki hata payı artabilir.
Alınan kararları ve girişimleri, üyelerine anlatmaları ve uyulmasını istemeleri, toplumsal uzlaşmaya katkıda bulunur.
Eğilimlerin yönlendirilmesi ise, düzensiz ve kolaylıkla şiddete kayabilecek eylemleri önler.

Ordu

Farklılıklara, farklı tutum ve davranışlara yer yoktur. Askeri ahlak anlayışı içinde, onur, cesaret, dayanışma ve özveri, en yüce değerleri oluşturur.
Çünkü asker, gerektiğinde ölmeyi göze alabilmek zorundadır.
İşte bu ortamın ürünü olan bir askerin, özgür bir toplumdaki bölünmelerin, siyasal farklılıkların, bir noktanın ötesine gitmesini anlayıp hoşgörü ile karşılaması zordur.
Demokratik, çoğulcu bir toplumdaki ordu, genel çıkarların unutulduğu, özel planların ön plana geçtiği kuşkusunu taşır.
Örneğin, muhalefetin, bir araya gelmesi olanaksız çok sayıda küçük partinin varlığı nedeniyle güçsüz olması sayesinde, tek bir partinin, neredeyse sürekli olarak iktidarı koruyabildiği durumlar böyledir.
Bu gibi durumlarda, büyük meslek kuruluşlarının oluşturduğu birlikler, muhalefet partilerinin yapamadığını gerçekleştirip, istekler arasında belirli bir tutarlılığı sağlayabilir, bir önem sıralaması yapabilirler.
Ama sadece belirli çıkar ve görüşleri temsil eden baskı grupları, toplumsal dayanışmayı temsil etmesi gereken siyasal partilerin yerini hiçbir zaman alamaz ve almamalıdır; çünkü, ikisinin işlevleri ayrıdır.
Askeri mantık düzen mantığıdır; tek biçim, uygun adım mantığıdır.
Oysa siyasal mantık, kaçınılmaz olarak tüm farklılıkları göz önüne alan. Almak zorunda olan bir mantıktır.

Askeri mantık, farklılıkları ortadan kaldırmak ister.
Siyasal mantık ise, özellikle demokratik bir toplumda, farklılıkları kabul etmek ve olabildiğince uzaklaştırmak zorundadır.

BASKI GRUPLARININ GENEL ÇERÇEVESİ

Benzer eğitimden geçmiş, benzer çıkarlara ve bakış açısına sahip kişiler arasında belirli bir ortamın doğması doğaldır.
Türkiye’nin gelişme düzeyinde bile, kamu kesimi ile özel kesim arasındaki teknokrat alışverişi doğal karşılanır hale gelmiştir.
Özel firmaların üst düzey yöneticileri kamu yönetiminde önemli görevlere gelebilirken, tersi de olabilmektedir.
Güç kazanma ve etkisini arttırma isteği, teknokrasi de genel bir eğilim olarak ortaya çıkmaktadır.

KAMU EKONOMİSİ VE BASKI GRUPLARI İLİŞKİSİ. 

Devlet yüzyıllardan beri var olan sosyal bir olgudur. 

Devletin tanımı noktasında siyasal bilimciler ve sosyal düşünürler sürekli “devlet nedir” sorusuna cevap aramışlardır. Devlet konusundaki kavram ve tanımların çeşitliliği, anlayış farklarından meydana gelmektedir. Çünkü devlet, insanlık tarihinin belli aşamalarında ortaya çıkmış ve bu aşamalar içinde şekillenmiştir. Tarihin değişik dönemlerinde devletin tanımlanmasında farklılıkların olması da devlete yüklenen görev ve fonksiyonlardaki değişmelerden kaynaklanmaktadır. Günümüz çağdaş devlet tanımı bu tarihsel süreç içerisinde anlamını kazanmıştır. 

Zira devlet tanımlaması yaşanan çağın özelliklerine, siyasi ve idari yapısına, ideolojik yaklaşımlara göre farklı şekillerde yapılmıştır.
Günümüzde devlet, insanların toplum yaşamında başvurdukları bir örgütlenme biçimi ve siyasal bir organizasyon olarak tanımlanmakta ve ulusal sınırlar 
içerisinde yaşayan insanların ortak nitelikteki gereksinimlerini karşılamak devletin temel amacı olarak kabul edilmektedir.

KAMU EKONOMİSİ ise devletin ve kamu kuruluşlarının ekonomik faaliyetlerini inceleyen bir bilimdir.

4  İktisadi kaynakların etkin dağılımı ekonominin genel dengesi ile yakın bir ilişki içerisindedir. Kamu kaynaklarının kullanım yetkisini elde eden siyasal iktidarlar, gerçekleştirdikleri harcamalar ve söz konusu harcamaların finansmanı nedeniyle, ekonomide kaynak dağılımı üzerinde olumsuz etkiler meydana getirerek, birçok iktisadi sorunun doğumuna neden olmaktadırlar.
Devletin iktisadi yaşama müdahalesi, farklı iktisadi yaklaşımlarca farklı şekillerde değerlendirilmiştir. İktisadi yaklaşımların güncellik kazandıkları dönemlerde iktisadi hayatta gözlenen aksaklıklar ve bu aksaklıkların nitelikleri bu konuda temel belirleyici olmuştur

5  Klasikler Ve Devlet Anlayışı

Klasik iktisatçılar, devletin çeşitli gerekçelerle ekonomiye müdahalesine karşı çıkmışlardır. Bu Teori taraftarlarına göre, ekonomide ortaya çıkabilecek fiyat 
dalgalanmalarını düzeltmek ve tam istihdama ulaşmak devlet müdahalesini zorunlu kılmaz. Çünkü, "Ekonomi’de Görünmeyen El" gerek fiyat istikrarını gerekse tam istihdamı temin edecek bir özelliğe sahiptir. Başka bir ifade ile, fiyatlar ve özellikle ücretlerin aşağıya ve yukarıya doğru esnek olması, tam istihdam düzeyinin sağlanmasına ve korunmasına yetecektir. Bazen küçük boyutlu ve kısmi nitelikteki aksaklıklar yaşansa da, ekonominin istikrarlı yapısı, bu tür geçici aksaklıkları gidereceğinden, devlet müdahalesine gerek kalmadan yeniden dengeye ulaşılacaktır.

https://prezi.com/olhv2roqiroz/siyasal-guc-olarak-baski-gruplari/


***