Yılmaz Özdil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yılmaz Özdil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Kasım 2017 Cuma

TBMM Başkanı / Yılmaz Özdil

TBMM Başkanı / Yılmaz Özdil 

Temmuz 1968…
CIA'in İstanbul'daki istasyon şefi Duane Clarridge, Gümüşsuyu'ndaki bir apartman dairesinin geniş penceresinden Dolmabahçe rıhtımını seyrediyordu.

Ev Sahibi Betty Carp'tı.

Sovyet devrimi öncesinde Rusya'dan İstanbul'a kaçan, Macar kökenli Musevi bir ailenin kızıydı. Henüz 16 yaşındayken, ABD'nin Osmanlı büyükelçisi Henry Morgenthau tarafından İstanbul'daki Amerikan Büyükelçiliği'ne santral memuresi olarak işe alınmıştı. Rusça, İngilizce, Fransızca, İtalyanca, Almanca, Rumca ve Türkçe biliyordu. Zekası, işbitiriciliği etkileyiciydi. Daktilo memuresi yapıldı. 1919-1922, milli mücadelemiz sırasında Amerikan yazışmalarının tamamına şahit oldu. Amerikan vatandaşı oldu. Musevilikten Protestanlığa geçti. ABD'ye götürüldü, istihbarat eğitimi verildi. CIA kurucu başkanı Allen Dulles'in sevgilisiydi, evli ve üç çocuk babası CIA başkanıyla fırtınalı bir aşk yaşıyorlardı, Allen Dulles 1921'de İstanbul'da görev yapıyordu, o dönem tanışmışlardı. İkinci dünya savaşından sonra tekrar İstanbul'a döndü, artık santral memuru değil, bildiğin CIA casusuydu. İstanbul'da Ankara'da geniş çevre yaptı, bizim lavuk siyasiler ve angut bürokratlar, bu cıvıl cıvıl cilveli Amerikan güzelinin ağzının içine bakıyordu, yüzlerce vatan hainini devşirdi, muhbir haline getirdi. CIA'in bu memleketi ahtapot gibi sarıp sarmalamasında, büyük emeği vardı. “Ataşe” ayağıyla Türkiye'de 50 sene faaliyet gösterdi, 1964'te emekli oldu, İstanbul'dan ayrılmadı, 84 yaşında ölene kadar İstanbul'da yaşadı. Hiç evlenmedi, mirasçısı yoktu, vaftiz belgeleri Tünel'deki Protestan Kilisesi'ndeydi, ikametgahı ömrü boyunca Beyoğlu'ydu, hiç ev satın almamıştı, antika eşyaları, paha biçilmez halıları, Hacer isimli yaşlı hizmetçisiyle birlikte kirada oturuyordu.

Temmuz 1968…

CIA'in İstanbul'daki istasyon şefi Duane Clarridge, işte bu efsane casus kadının, o zamanlar 74 yaşında olan Betty'nin Gümüşsuyu'ndaki apartman dairesinden Dolmabahçe rıhtımını seyrediyordu.

“ Tam bağımsız Türkiye” sloganları atan üniversite öğrencileri, Altıncı Filo'yla İstanbul'a gelen ve şehri gezmek üzere karaya ayak basan Amerikan bahriyelerini denize döküyordu… Dewey Maroni kodadını kullanan Duane Clarridge, çaresizce ve öfkeyle seyrettiği bu manzarayı asla unutmadı. Seneler sonra hatıralarını kitap olarak kaleme aldı, “Dolmabahçe'de gördüğüm manzara, terörizmle uğraşmamın başlangıcı oldu ” diye yazdı!

Gayet netti. Amerikan çıkarlarına karşı çıkmak “ Terörizm ”di!

Yedi ay sonra.
Şubat 1969.
Üniversite öğrencilerinin Altıncı Filo protestoları devam ediyordu, Taksim'de miting yapacaklardı, valilikten resmi izin alınmıştı. “ Emperyalizme Karşı Mustafa Kemal Yürüyüşü ” yapacaklar, Beyazıt'tan başlayıp, Dolmabahçe üzerinden Taksim'e gireceklerdi.

Aniden… Dinci basın devreye girdi. “ Müslüman Türkiye, komünistlere ölüm ” manşetleri atılmaya başlandı. Köşe yazarı kisvesi altındaki tetikçiler “memlekete ihanet eden bu hainleri toprağa gömme vakti gelmiştir” diye makaleler döşeniyordu. “ Ey müslümanlar, kızıl kafirlerle topyekün savaş kaçınılmaz olmuştur, sağ kalan gazi olur, canını veren şehitlik şerefini kazanır ” diyen bile vardı. Camilerin önünde megafonlarla anonslar yapıldı, cuma namazı çıkışında ahali kışkırtıldı, “ Cihada hazır olun, Din elden gidiyor” deniyordu.

Gayet netti. Amerikan çıkarlarına karşı çıkınca “ Din elden Gidiyor ”du!

Anadolu'nun çeşitli şehirlerinden otobüslerle sevkiyat yapılmıştı, eli sopalı, bıçaklı tipler getirilmişti, Taksim meydanında topluca namaz kıldılar, tekbir getirerek beklemeye başladılar.

Beyazıt'tan topluca 30 bin üniversiteli genç geliyordu. Dolmabahçe'ye vardılar, Gümüşsuyu'ndan Taksim'e tırmanırken, güya güvenliği sağlayan polis-asker kordonuyla dar bir yürüyüş hattına sokuldular. Tuzağa düşürülmüşlerdi. Koşarak Taksim'e giren ilk 400 kişilik öncü grup, tekbir getirerek bekleyenlerin saldırısına uğradı. 30 bin kişilik ana gruptan kopmuşlardı, polis-asker kordonuyla saldırganlar arasında sıkışmışlardı. Taşlar sopalar havada uçuşuyordu, polis-asker seyrediyordu. Üniversitelilerden ikisi oracıkta hayatını kaybetti, bıçaklanmışlardı, 200'den fazla üniversiteli yaralandı.

Tarihe “ Kanlı Pazar ” olarak geçen bu olayda… Polis kalabalığa bakıyor, kolunda “mavi kurdela” varsa, dokunmuyordu.

Mavi kurdela, kimin hangi taraftan olduğunu gösteren etiket gibiydi.

Anadolu'nun çeşitli şehirlerinden otobüslerle taşınan saldırganlar, İstanbul'a gelir gelmez, Milli Türk Talebe Birliği'nin Cağaloğlu'ndaki merkez binasına götürülüyor, kollarına “mavi kurdela” takılıyordu!

Milli Türk Talebe Birliği'nin başkanı İsmail Kahraman'dı.

Yusuf'un boynuna ip geçirdiler.
Son sözlerini sordular.
“Ben ülkemin bağımsızlığı ve halkımın mutluluğu için bir defa ölüyorum, sizler, bizi asanlar şerefsizliğinizle her gün öleceksiniz, biz halkımızın hizmetindeyiz, sizler Amerika'nın hizmetinizdesiniz” dedi.

Astılar.

Hüseyin'in boynuna ip geçirdiler.
Son sözlerini sordular.
“Ben şahsi hiçbir çıkar gözetmeden, halkımın mutluluğu ve bağımsızlığı için savaştım, bu bayrağı bu ana kadar şerefle taşıdım, bundan sonra bu bayrağı Türk halkına emanet ediyorum” dedi.

Astılar.

Deniz'in boynuna ip geçirdiler.
Son sözlerini sordular.
“Yaşasın tam bağımsız Türkiye” dedi.
Asamadılar…
Cellata bırakmadı, ayaklarının altındaki tabureyi kendisi tekmeledi.

Deniz asılırken Yusuf'u getirip seyrettirmişlerdi, Yusuf asılırken Hüseyin'i getirip seyrettirmişlerdi.

Denizlere Yusuflara Hüseyinlere kıydı bu ahali.
İsmail Kahramangilleri tbmm başkanı yaptı.

Bu yazıyı okuyup öğrenecekler şimdi…
Koşarak gidip rahmetli bacıları Betty'e de fatiha okurlar gari!


***

12 Kasım 2017 Pazar

Kızlı-Erkekli


Kızlı-Erkekli


Yılmaz Özdil


60’lı yıllara kadar, Mehmet, Mustafa, Ali, Ayşe, Fatma, Hatice gibi, İslami görünmekle beraber, aslında, dedelerin ninelerin isimleri verilirdi çocuklara…
Yeni ve farklı isimler aranmaz, kalpleri kırılmasın, gönülleri olsun diye, büyükler yaşatılırdı torunlarda.
*
70’lerde… Köyden kente göç’ün, acı vatan’ın, yeni yeni tanışmaya başladığımız popüler kültür’ün izleri görülmeye başlandı. Türkan Şoray’ın Türkan’ı, Hülya Koçyiğit’in Hülya’sı, Filiz Akın’ın Filiz’i, gurbet hasretinin Özlem’i Ümit’i Dilek’i Kader’i yazıldı, bebelerin nüfus kâğıtlarına.
*
80’lerde… Çoğunluk tablosu değişmedi ama, darbeyle beraber, Deniz Gezmiş’in Deniz’inde adeta patlama oldu, Eylem, Özgür, Barış, Devrim, Ulaş’ın yanı sıra, Ülkü, Turan, Alp, Tolga, Kaan, Asena, Aybüke gibi, o güne kadar pek tercih edilmeyen ideolojik tınılar arttı.
*
90’lar, siyaseten iki arada bir deredeydi, geçiş döneminin ufak ufak sinyallerini veriyordu, gelenek’le modern buluştu, dedelere ilaveler yapıldı, Kemalcan, Mehmetcan, Alican, Mithatcan’lar dünyaya geldi; kızlara resmen nur yağdı, Ayşenur, Fatmanur, Yurdanur, Gülnur, Göknur’lar doğdu.
*
Milenyumla beraber, gidişat belli olmuştu; erkeklerde Enes, Ensar, Yasir, Bilal, Ammar, Bedir, Furkan, Tayyip duyulmaya başlandı, kızlarda ise, sıralama külliyen değişti, Rabia, Merve, Amine, Medine, Seyma, Büşra, Hüsna, Yüsra sıklaştı.
*
Peki ya, 2014’ün ilk bebekleri?
İsimleri ne oldu?
*
Kızlı-Erkekli…

İstanbul’da Vildan, Giresun’da Ada, Bursa’da Muzaffer, Eskişehir’de Naz, Ordu’da Kuzey, Kayseri’de Yaren, Denizli’de Burak, Ağrı’da Samsun’da Zehra, Çorum’da Erdem, Antalya’da Ecenaz, Manisa’da Emir, Ankara’da Mustafa, Düzce’de Nehir, Adana’da Mete, Van’da Umut, Muş’ta Umut… En az üç talimatı verildiği için, İzmir inadına doğurmaktan vazgeçti sanırım, bu yılbaşı İzmir’de doğum olmadı :) Kahramanmaraş’ta Demet, Elazığ’da Yusuf, Adıyaman’da Damla, Muğla’da İlayda, Ardahan’da Aymira, Sivas’ta Didem, Mardin’de Azra, Kocaeli’nde Can, Uşak’ta Tokay, Edirne’de Hande, Zonguldak’ta Asaf, Çankırı’da Yıldız, Tekirdağ’da Narin.
*
Ne dini referans var…
Ne de mütedeyyin atıf.
*
Çünkü, moda tabirle paralel devlet deniyor ya… Tıpkı onun gibi “paralel millet” vardır. Siyasi atmosfer, vatandaşın tercihlerine birebir yansır. Devir değiştikçe, memleketin isim haritası da değişir.
2014 model bebişleri tekrar okumanızı rica ederim… AKP rüzgârı bitti. Kanıtıdır.



***


26 Mart 2010 Cuma

ROMAN - Tizm....


.

ROMAN'Tizm......






















ROMAN'tizm......

Başbakanımız, bi açılım daha patlattı, “kırmızıyı severler, birbirini överler” dedi.

“Birbirini överler” lafını duyan Kiboş, dayanamadı haliyle, “Çok yakışıklı adamsın, üstüne tanımam anacım” dedi.

Ahırkapı Orkestrası’nın solisti altta kalır mı...


“Üüle bi Başbakanımız var ki, hem dondurma hem kaymak” dedi.

*

Faytoncular derneği başkanının “veresin tokicikleri, alasın oyucukları” şeklindeki konuşmasının ardından... Nikâhsız yaşayan Roman vatandaşlarımıza “çalayım komparsitacıkları, atasın göbecikleri” eşliğinde evlilik cüzdanı dağıtıldı.

*

Kırkpınar başcazgırı Pele Mehmet’in okuduğu maniden sonra sahneye çıkan Balık Ayhan ise, “demokratik” bir şarkıyla noktayı koydu... Sen
adamın “kral”ısın, kasım kasım Kasım“paşa”lısın!

*

İzmir Tenekeli Mahalle’de “Allah belacıımı versin, Obama’ya elli basarsın, çuk severiz seni” diye omuzlara alınan Darbukatör Baryam, muhalif olduğu için davet edilmedi... Rafet El Roman’ı çağıracaklardı ama, asıl adının Rafet Yaşdut olduğu ortaya çıkınca, son anda vazgeçildi... Şakşuka Tarık ile gırnatacı Hüsnü’nün ilk bakanlar kurulu toplantısına katılacağı söyleniyor... Ciguli’nin de Milli Güvenlik Kurulu’nda generallere hitaben konuşma yapması bekleniyor, “Kudurdun mu, delirdin mi, şaşırdın mı, yapma bana numaraaaa...”

*


İşsizlik Patlamış...

“Abe dale dasdaleeee!”


*


Sözde soykırımı
tanıyan tanıyana...

“Epsi susak ağazlı...

Veresin notacıkları

çekesin elçicikleri.”

*


Komutanlar içeri tıkıldı...

“Epten geçeyim, alengirlidir beyavv.”

*

AB işi ne olacak?

“Abe atasın bi beşlik...

Bakayım falcaazına.”

*

Demem o ki:

Seçmen dediğin...

“İlle de Roman olsun

İster çamurdan olsun!”

*

Olsun da...

“Bu gidişin sonu nereye varacak?” derseniz... Onu da izah ediyor Kiboş:

*

“Kimbilirr buuu gidişinnn dönüşüü olacaaak mıııı... Kimbiliiiir, kimbiliiiir, kimbiliiir, kimbiiiliiirr...”

Yılmaz Özdil/ Hürriyet