Zeytin Dalı Harekatı Sonrası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Zeytin Dalı Harekatı Sonrası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Aralık 2018 Cuma

Zeytin Dalı Harekatı Sonrası Afrin ve Suriye’de Türkiye-ABD İşbirliği Olanakları,

Zeytin Dalı Harekatı Sonrası Afrin ve Suriye’de Türkiye-ABD İşbirliği Olanakları,



  •  

  • 30.04.2018
    YPG sonrası Afrin’de nasıl bir model?
    Afrin’de YPG sonrası nasıl bir yapı kurulabileceğine ilişkin sorunun yanıtının Fırat Kalkanı örneğinde yattığı söylenebilir. İlk olarak güvenlik yapılanmasına bakıldığında Afrin merkez başta olmak üzere büyük yerleşim merkezlerindeki güvenliğin yerel unsurlardan oluşturulacak bir iç güvenlik/polis teşkilatına bırakılması yüksek ihtimal. Bu Afrinlilerin ÖSO’dan kaynaklanan güvenlik kaygılarının ortadan kaldırılması için en uygun seçenek. ÖSO unsurlarının ise aynen Fırat Kalkanı bölgesinde olduğu gibi yerleşim merkezlerinin dışında, kırsalda görev alması beklenebilir. Güvenlik yapılanmasının en tepesinde ise yine TSK yer alacak. Ancak TSK unsurlarının bizzat güvenliği sağlamaktan ziyade daha çok stratejik noktaları tutarak şehre dönük olası YPG tehdidini caydırması, güvenlik boşluğu olduğu durumlarda ortaya çıkması ve eğitim faaliyetlerine ağırlık vermesi beklenebilir. Bunun yanı sıra TSK’nın uzun vadede YPG tehdidi ile mücadele açısından şehrin stratejik noktalarında kalıcı askeri üsler kurması söz konusu olabilir.
    Afrin’de kurulacak sivil idare konusunda yine Fırat Kalkanı bölgesi modelinin uygulanması beklenebilir. Afrinli önde gelen figürlerin içinde yer alacağı bir Sivil Konsey oluşturulup temel hizmetlerin temini, altyapı yatırımlarına karar verilip uygulanması, idari işlerin sürdürülmesi gibi yetkilerin bu yapıya devredilmesi yüksek olasılık. İşleyen bir yargı ve infaz sisteminin kurulması, eğitim ve sağlık hizmetlerinin sağlanması da yine öncelikli konular arasında yer alacaktır. Buna dönük bazı hazırlıkların yapıldığı anlaşılıyor. Zeytin Dalı Harekâtı’nın bitmesine paralel Gaziantep’te 18 Ocak 2018 tarihinde gerçekleşen Afrin Kurtuluş Kongresi neticesinde 30 kişilik bir Afrin Yerel Meclisi oluşturuldu. Geçen süre içinde Afrin içinden sağlanan katılımlar ile birlikte Meclis’in üye sayısı 100’e yaklaştı. 100 kişilik grubun yaklaşık 12-14 kişilik gruplar halinde Afrin’in merkez ilçesi ve 6 beldesinde sivil idareyi üstlenmesi beklenmekte.
     Afrin sonrası kuzey Suriye’de yeni güç dengeleri
    Zeytin Dalı Harekatı’nın Türkiye açısından en önemli sonucu askeri caydırıcılığının tesisi oldu. Fırat Kalkanı Harekatı ile kıyaslandığında zorlu bir coğrafyada, daha fazla sayıda militan ile mücadele etmek durumunda kalan TSK kısa bir süre içinde ve daha az kayıp vererek operasyonu tamamladı. Askeri kapasitesini ortaya koyan ve bunu kullanma iradesi olduğunu gösteren Türkiye’nin Münbiç ve Fırat’ın doğusunda YPG ile mücadelede elinin güçleneceği açık. Her şeyden önce ABD, TSK karşısında hiçbir direnç sergileyemeyen YPG’yi nereye kadar ve nasıl koruyabileceği konusunda sorgulama içine girebilir. Bu yeni durum ABD’yi iki şekilde hareket etmeye zorlayacaktır. ABD ilk seçenek olarak Türkiye’yi tatmin etmek için Münbiç konusunda bazı tavizler vermeye yönelebilir. İkinci seçenek ise Münbiç’te YPG’ye sağladığı koruma kalkanını güçlendirme yoluna gidebilir. ABD’nin ikinci seçeneği tercih etmesi daha yüksek ihtimal. Zira ABD Afrin’de korumayı başaramadığı YPG’yi kendi askeri koruması altındaki Münbiç’te de koruyamazsa örgütü kaybedeceğini biliyor. YPG gerçekten de Münbiç’te olası bir Türkiye-ABD uzlaşısı halinde İran/rejim ittifakına yönelmeyi düşünebilir.
    Rusya, Afrin konusunda Türkiye’ye karşı büyük ölçüde destekleyici bir tavır aldı. Afrin sonrası süreçte Türkiye’nin YPG ile mücadele konusundaki adımları artık daha fazla Rusya desteği alabilir. Zira artık hedefte olan YPG alanları, aynı zamanda ABD nüfuz bölgeleri olacak. Ancak aynı durumun Rusya’nın Suriye’deki müttefikleri İran ve rejim açısından geçerli olduğunu söylemek mümkün değil. Hatta İran’ın Afrin konusundaki tavrı nedeniyle Rusya’ya tepkili olduğu söylenebilir. Bunun en net işareti Zeytin Dalı Harekatı devam ederken rejim yanlısı ve İran destekli milis güçlerin YPG’ye destek olmak için Afrin’e girmesi oldu. Muhtemelen bu adım Rusya’nın bilgisi dahilinde ancak onayı ve desteği ile gerçekleşmedi. Rusya’nın Türkiye ile İran/rejim arasında tarafsız kalması askeri üstünlüğü elinde bulunduran Türkiye’yi öne çıkardı ve Türkiye YPG’lilerin yanı sıra ona destek veren Şii milis unsurları da hedef aldı. Rusya’nın bu tavrında Türkiye ile Suriye dışında sürdürülen işbirliğinin rolü önemli. Ancak Rusya muhtemelen Suriye’de güçlenen İran’a karşı Türkiye’nin dengeleyici gücüne de ihtiyaç duyuyor. Zira Afrin’deki tablonun bir benzeri İdlib’de yaşanıyor. İdlib’de gözlem noktalarını kurmak için ilerleyen Türk ordusu İran destekli milislerin saldırılarına maruz kalırken Rusya’nın gözlem noktalarının kurulmasını desteklediği görülüyor.
    Zeytin Dalı Harekatı’nın kuzey Suriye’de ortaya çıkardığı yeni güç dengesi, Suriye krizinin siyasi çözüm aşamasını da etkileyecektir. Türkiye ile birlikte Suriyeli muhalifler de kuzeyde giderek güçlenen bir aktör olarak öne çıkmıştır. İdlib’te Zeytin Dalı harekatının sonlanmasının ertesinde dokuzuncu gözlem noktası kurulmuştur ve 12 gözlem noktasının tamamlanması ile İdlib’te en azından orta vadede muhaliflerin kontrolü güvence altına alınmış olacaktır. Böylece Cerablus’tan başlayarak Cisr eş-Şugur’a kadar uzanan bir alanda ÖSO bölgesi ortaya çıkacaktır. Türkiye koruması altındaki bu alan Suriye krizinin siyasi çözümü aşamasında rejimin taviz vermeye daha açık olmasını sağlayacaktır.
    Afrin sonrası Münbiç ve Fırat’ın doğusunda Türkiye-ABD işbirliği imkanları
    Münbiç’te Türkiye-ABD işbirliği imkanlarını tartışabilmek açısından iki temel tespit ile başlamak faydalı olabilir. Birinci tespit Türkiye’nin Suriye’de YPG varlığını yaşamsal bir sorun olarak görmesi, bunu hiçbir şekilde kabullenmeyecek olması ve sonuna kadar mücadele edeceğidir. İkinci tespit ABD’nin Suriye’nin doğusunda oluşturduğu nüfuz alanından kesinlikle vazgeçmeyeceğidir. Bu tespitler ışığında bakıldığında ABD ve Türkiye, Suriye’nin doğusundaki ABD nüfuz alanının korunduğu ancak bu alanın iç yapısının Türkiye’nin güvenlik hassasiyetlerini dikkate alacak şekilde yeniden şekillendirildiği bir formül üzerinde anlaşabilir.
    Türkiye açısından bakıldığında Münbiç ya da Fırat’ın doğusundaki ABD askeri varlığı tek başına sorun teşkil etmeyebilir. Türkiye’nin sıkıntısının temelinde ABD ordusunun müttefik olarak YPG ile birlikte hareket etmesi olduğu biliniyor. Dolayısıyla Münbiç’te ve Fırat’ın doğusunda YPG etkisinin zayıflatıldığı, PYD dışı Kürtlerin ve Arap unsurların öne çıkarıldığı bir yapı kurulabilirse Türkiye’nin itirazları ortadan kaldırılabilir. Bunun yanı sıra Türkiye’nin Cerablus’tan başlayarak Irak sınırına kadar olan bölgede sınır güvenliğini garanti altına alacak bazı askeri düzenlemelere gidilmesi de Türkiye’nin güvenlik kaygılarını ortadan kaldırarak Fırat’ın doğusunda ABD ile işbirliği zemini yaratacaktır. Bu açıdan Fırat’ın doğusunda kalan sınır hattında 30 km derinliğe sahip güvenli bölgenin kurulması kritik bir adım olabilir.
    Türkiye-ABD arasında Münbiç konusunda yürütülen müzakereler neticesinde iki ülke ordularının Münbiç’i birlikte kontrol etmesi ve YPG’nin tüm sivil ve askeri unsurlarının şehri terk etmesi temelinde bir mutabakat ortaya çıkmıştı. Türkiye’yi tatmin etmesi mümkün olan ancak Tillerson döneminde varılan bu mutabakatın geleceği ABD’nin yeni Dışişleri Bakanı ve Ulusal Güvenlik Danışmanı’nın atanması ile belirsiz bir hal aldı. Türkiye ve ABD’nin Münbiç konusunda birlikte çalışabilmeyi başarması Fırat’ın doğusu açısından da işbirliği zemini yaratacaktır. YPG, ABD’nin Afrin’de kendisini koruyamamış olmasından dolayı zaten bir hayal kırıklığı içindedir. ABD doğrudan kendi nüfuzu altındaki Münbiç’te de müttefikini koruyamaz ise YPG ABD ile olan ittifakını sorgulamaya gidebilir. Böyle bir durumda YPG’nin Suriye rejimi ve İran’a yakınlaşma ihtimali söz konusu. Bunun mümkün olduğu Afrin’de görüldü. YPG’nin olası yeni ittifak arayışları ABD’nin Fırat’ın doğusunda daha rahat bir şekilde Arap güçler ve PYD dışı Kürtler ile çalışmasının önünü açacak ve Fırat’ın doğusunda Türkiye-ABD işbirliğine zemin hazırlayacaktır.
    Türkiye ve ABD’nin bahsi geçen formül üzerinde anlaşma ihtimali olsa da ABD nüfuz alanındaki YPG tekelinin kırılması zorlu bir görev. ABD’nin bunu başaramaması ya da YPG ile ittifak konusunda ısrarcı olması durumunda ise Türkiye’nin Fırat’ın doğusunda daha fazla Rusya ve İran çalışmasının önü açılabilir. Böyle bir durumda dahi Türkiye’nin kısa vadede Münbiç’e dönük kapsamlı bir kara operasyonu beklentisi güçlü değil. Ancak Türkiye başta Münbiç ve Tel Abyad olmak üzere sınır bölgesindeki YPG tehdidine karşı tek taraflı olarak sınırlı düzeyde ve/veya dolaylı bazı askeri tedbirler alabilir. Bunun yanı sıra Türkiye Münbiç ve Fırat’ın doğusu konusunda İran ve Rusya ile çalışarak bu bölgeleri uzun süreli bir mücadele alanına dönüştürmek isteyecektir. Böylesi bir mücadelede Türkiye’nin elinin daha güçlü olduğu söylenebilir. Zira ABD bu bölgelerde çok farklı meydan okumalarla mücadele etmek durumunda kalacaktır.
    ABD’nin Münbiç ve Fırat’ın doğusunda karşılaşacağı en ciddi meydan okuma Türkiye kaynaklı değil. Suriye’deki ABD nüfuz alanları aynı zamanda ülkenin en zengin doğal kaynaklarının ve verimli tarım arazilerinin de bulunduğu bölgeler. Bu nedenle Suriye rejimi bu bölgeleri geri almak konusunda kararlı. Suriye’nin bu yöndeki çabalarına İran’ın ve hatta dolaylı olarak Rusya’nın da destek vermesi yüksek ihtimal. ABD açısından ikinci tehlike yoğun olarak Arap nüfusun yaşadığı bir bölgeyi Kürtlerin temsili iddiasındaki bir örgüt üzerinden kontrol etmeye çalışması. ABD bu sorunu aşmak için YPG alanları genişledikçe daha fazla Arap unsuru askeri ve siyasi yapıya entegre etmeye çalıştı. Ancak YPG hem kendi siyasi projesini Araplara dayattı hem de güvenlik yapılanması içinde Araplara ikincil bir rol verdi. Sonuç olarak YPG’nin Münbiç ve Fırat’ın doğusunda Araplar ile kurduğu ittifak son derece kırılgan ve içerden parçalanmaya müsait. Buna karşılık bu bölgelerde sosyal yapı Türkiye veya Suriye rejiminin nüfuz etmesi açısından çok daha uygun bir zemine sahip. ABD’yi zayıf kılan diğer bir faktör Türkiye ve Suriye rejiminin Fırat’ın doğusundaki güç mücadelesini yaşamsal bir sorun olarak görecek olması. Bu da iki ülkenin bedel ödeme kapasitelerini ve mücadeleyi uzun süre devam ettirebilme motivasyonlarını artıracaktır. Son olarak coğrafya da Türkiye’den yana. Türkiye’nin kuzeyden ve batıda Fırat Kalkanı uygulayacağı askeri baskı ABD nüfuz alanını istikrarsızlaştıracaktır. YPG IŞİD ile mücadelede etkili olsa da devletlere karşı rekabette kullanılması mümkün olmayan bir aktör. Afrin operasyonunun ortaya çıkardığı en somut sonuçlardan biri de budur.
    Afrin sonrasında Suriye’de Türkiye-ABD işbirliği imkanlarını belirleyecek diğer bir önemli faktör ABD dış politika yönetiminde yaşanan isim değişiklikleri olacak. Pompeo’nun Dışişleri Bakanı ve John Bolton’un Ulusal Güvenlik Danışması olarak atanmasının ABD ile Türkiye’nin Suriye’de işbirliği imkanlarına etkileri iki olasılık çerçevesinde değerlendirilebilir. Birincisi olasılığa göre yeni ekip ile birlikte ABD’nin Suriye politikasında İran tehdidi ile mücadele merkezi bir yere sahip olacaktır. İran’ın öncelenmesi Türkiye ile işbirliğini daha fazla gerekli kılabilir. Bu Suriye’de Türkiye-ABD işbirliği açısından iyimser senaryo. Buna karşılık ABD’de dış politika yeni karar alıcılarının Pentagon’un görüşlerine çok yakın durduğu biliniyor ve bu çerçevede YPG ile işbirliğine devam etme konusunda ısrarcı olabilirler. Bunun yanı sıra yeni ekibin dış politikada diplomasiden ziyade tek taraflı hareket etmeye meyilli olması da Türkiye ve ABD’nin Suriye’de işbirliği imkanları açısından risk olarak görülebilir.
    Bu yazının büyük bir bölümü 9 Nisan 2018 tarihinde “German Marshall Fund On Turkey”de “NATO Allies Go Head to Head in Syria” başlığı ile yayınlanmıştır.
    ***