27 Şubat 2020 Perşembe

KARDEŞLİK ve GÜVENLİK ÜZERİNDEN PAKİSTAN’I OKUMAK, BÖLÜM 4

KARDEŞLİK ve GÜVENLİK ÜZERİNDEN PAKİSTAN’I OKUMAK, BÖLÜM 4



Pakistan’daki Afgan Mültecilerin Siyasal Yapıya Etkileri.,


Üzerinde durulması gereken diğer önemli konu, Pakhtunlara dayanan siyasal 
partilerin, Afgan mültecilerin Pakistan’da kalmalarını desteklemeleridir. Sünni ve Şii gruplar arasındaki çatışmalar, etnik bölünme, Pakistan toplumunun talibanlaşması, hafif silah ve mühimmat kaçakçılığı, uzun vadede devletin bekasını tehdit etmektedir (Borthakur, 2017,s.493).

1980’lerde Afgan mülteci kamplarından Afgan Mücahidin için adam toplanıyordu. 

Ancak 2000 yılından sonra, kamplarda devlet karşıtı faaliyetlerin planlandığı ve 
yürütüldüğünden şüphelenilmiştir. 16 Aralık 2014’te, Peşaver’de bulunan Askeri Devlet Okulu’na yapılan saldırı sonucu yüz elli kişinin ölmesiyle, Afgan mülteci kamplarına karşı dostça olmayan bir tutum gelişmiştir. Geçerli kanıt olmamasına rağmen, pek çok kişi bu olayın sorumlusunun liderleri Kunar ve Nuristan eyaletinde bulunan ve Pakistan’da yaşayan Afganlar tarafından desteklenen Pakistan Talibanı (Tehrik-i Taliban Pakistan-TTP) olduğuna inanmışlardır. Bu olaydan kısa süre sonra Pakistan hükümeti, yeni bir Anti-Terör Faaliyet Planı duyurmuştur. Hükümetin kayıtlı ve kayıt-dışı mülteciler arasında ayrım yapmadığı anlaşılmaktadır (Borthakur, 2017,s.496).

Dostluk-Kardeşlik Meselesi: Kim bu Peştunlar?

BMMYK’nin 2015-2016 Solution Strategies for Afghan Refugees: Regional Overview  adlı raporuna göre Pakistan’da bulunan Afgan mültecilerin % 85’i Peştun’dur. 
Gelenlerin diğer kısmı Türkmen, Özbek, Tacik ve Hazara’dır. Pakistan nüfusunun ise  %15,4’ü Peştun’dur. 

Peştun veya Pakhtun, Riaz-ül Muhabat’a göre, Pathanların ya da Peştunların dili 
olan Peştu dilini konuşan ve anlayan kişilerdir. Peştun, genelleyici bir isimdir; Pathan diyarındaki Sarabani, Ghurghushti, Beitani, Matti and Karani gruplarını kapsar. 
Bunun yanında, Peştu dilini ana dili olarak konuşan Tanolis, Svatis and Hazaraların Maşvanis kolunu içerir. Ancak bu son üç topluluk, Peştunların soy tablosuna dâhil edilmezler. Peştunların davranış kuralları, Peştunvaliyi takip ederler. Son yıllarda, Doğu Afganistan, Kuzey-batı Belucistan’da, HP’de ve FYKB’de yaşayan Pathan soyu için Peştun kelimesi kullanılmaktadır (CRSS, 2018c). Afganistan’da alfabede, Türkçedeki “ş” ve “h” harfi aynı şekilde yazılmaktadır. Peştun ve Pakhtun farkının ortaya çıkmasında Afganistan’ın batısında yaşayanların “ş” sesini çıkartabilmeleri ve kendilerini “Peştun” 
olarak tanımlamaları önemlidir. Öte yandan, Afganistan’ın doğusunda ve güneyinde yaşayanlar ise, lehçesel farklılıkla, “ş” sesini çıkartmada zorluk yaşamışlar, “h” sesini kullanmışlar ve kendilerini “Pakhtun” olarak nitelendirmişlerdir. Bunun yanında, Babur İmparatorluğu zamanında Hindistan tarafına yerleşen aynı etnik topluluğa ise halk arasında Pathan denilmiştir. 


Pakhtunlar, diğer etnik gruplar tarafından Pakistan’daki Afganları tanımlamak için kullanılmaktadır. Pakhtunlar, aynı zamanda terörist, Taliban ve El Kaide mensubu olarak da tanımlanmaktadırlar. 2000’li yıllarında ortalarından itibaren HP ve FYKB’de ordunun müdahaleleri başladığından beri Pakhtunlar, diğer yerlerinden edilmiş yerli halk gibi Pakistan’ın başka şehirlerine gitmekte, yer değiştirmektedirler. Pakhtunlar dinci fanatikler, fakir ve cahiller olarak nitelendirilmektedirler. Tutucu, okuma-yazma bilmeyen, savaş yanlısı, ortaçağdan kalma ve kadın düşmanı olarak görülmektedirler. Pakistan toplumunda görülen terörizm, uyuşturucu kaçakçılığı ve suç, Pakistanlılar göre birer Pakhtun problemidir. Pek çok devlet görevlisi ve ordu mensubu, terörizmin nedenini Pakhtun savaşçı tipine dayalı kabilesel yapıdan kaynaklandığını iddia etmektedirler. Ancak unutulmamalıdır ki Taliban, pek çok Pencabi tarafından da desteklenmiştir. Ayrıca, eklenmesi gereken diğer nokta, Taliban’ın, başlangıçta, FYKB’de bulunan yerel yetkililer tarafından desteklenmesidir. 

FYKB, Pakistan anayasasından tamamen tecrit dilmiş Sınır Suç Düzenlemesi (SSD) (Frontier Crimes Regulation) tarafından yönetilmektedir. Taliban, bu bölgelerde yerel mahkemelere müdahale etmiş ve yargılama yetkisi kullanmıştır. SSD’nin uygulamaları adaletsiz ve haksız bulunmaktadır (Borthakur, 2017, s.502-503).

Pakistan’da doğup büyüyen Afgan mülteciler için hiç görmedikleri ancak duydukları Afganistan’a geri dönmek ve orada bir yaşam sürmek çok zordur. 
Bu durum kendilerini iki ülkeye de ait hissetmemelerine yol açmaktadır. Pakistanlılar, Afganları, terörist olarak görmektedirler; bu insanlar kötü muameleyle karşılaşmakta, kimi zaman suçsuz yere gözaltına alınmakta ve tutuklanmaktadırlar (Los Angeles Times, 06.04.2018).

Durand Hattı, Peştun halkını ikiye ayırmıştır ve bu halk iki ayrı ülkede yaşamak 
zorunda kalmıştır. Bölge dağlıktır; bu nedenle sınır kontrolü hiçbir zaman tam olarak sağlanamamıştır. Afganistan’ın Sovyetler Birliği tarafından işgali ve sonrasında Afgan grupların eylemleri ile sınır üzerinde denetim kalmamıştır. Bölgeye Afgan göçü akrabalık duygularını ve paylaşımı arttırmıştır. Durand Hattı, 1893 yılında Britanya sömürgesi Hindistan ve Afganistan arasında çizilmiş bir sınırdır. Bu dağlık alana yarı-özerk bir statü tanımıştır. Günümüzde Pakistan-Afganistan sınırını, HP’nin bölgelerini ayırmaktadır. Britanya burayı yönetmek için Sınır Suç Düzenlemesi (Frontier Crime Regulation) adında bir yönetim kurmuşlardır. Pakistan devleti, 1947’de kurulduğundan beri bu sistemi sürdürmüştür; bu bölgeyi Federal Yönetilen Kabileler Bölgesi olarak ilan etmiştir. 2000 yılında bölgenin nüfusu 3,3 milyon iken, 2017 tahminlerine göre 
%57 artarak, 5 milyona çıkmıştır. 2560 kilometrelik Durand Hattı, sınırın iki tarafında yaşayan Peştunları ayırmaktadır; Afgan Peştunlar bu sınırı resmi kabul etmemektedir. Peştunların hâlâ kabilesel ve feodal bir yapıları vardır; iki tutkuları bulunmaktadır: din ve özgürlük. FYKB, Afganistan’dan gelen uyuşturucunun geçiş bölgesidir. Aslında bölge hammadde açısından zengindir, 17 petrol ve gaz firması bölgede aktiftir, bunun yanında pek çok doğal kaynak rezervi bulunmaktadır. Kabile bölgelerinde, iç çatışmalar kadınların zorla kaçırılması ve alıkonulması nedeniyle çıkmaktadır. 

Kabileler, ABD kaynaklı savaşı desteklemek zorunda kalmışlar ve güçleri azalmıştır. 

FYKB’nin HP içine alınması da huzursuzluk yaratmıştır. Afgan mültecilerin Pakistan’a maliyeti tam olarak bilinmemektedir. Mültecilerin, Pakistan’ın ekonomik büyümesini kısa ve uzun vadede olumsuz etkileyeceği belirtilmektedir (Baloch ve diğerleri, 2017, s. 92, 102).

Afganistan’da Peştunlar önemli bir etnik gruptur. Peştunlar, ülkenin özellikle güneyinde ve doğusunda farklı aşiretlere mensupturlar. İngiliz sömürgeciliği dönemimde çizilen sınırlar nedeniyle Peştunlar farklı ülkelerin egemenliğinde yaşamak zorunda kalmışlardır. Peştunların yer değiştirme nedenleri başta yaşanan savaşlar, istikrarsızlık, ekonomik sorunlardır. Pakistan’daki ekonomik ortam, Afganistan’dan daha olumludur. 1960 ve 1970’li yıllardaki göç, iş bulma hedefiyle ilgiliyken, 1979-2001 yılları arasında mülteci ve sığınmacı göçü özelliğini göstermiştir. Bunlar yanında her iki ülkede yaşayan akrabalar, göçü kolaylaştırmıştır (Koç, 2017). 

Pakistan’da Afgan Mülteciler: Farklı Görüşler,

Pakistan’daki Afgan mülteciler, özellikle sınır bölgesinde İslamın sertlik-yanlısı 
yorumlamalarından sorumlu tutulmaktadırlar. İslamın geleneksel ve daha gevşek yaklaşımı eskiden FYKB’de, HP’de ve Belucistan’da etkili iken, Pakistan muhafazakâr ve iddialı bir İslamın merkezi haline gelmiştir. Pakistan’da talibanlaşma ve İslamın radikalleşmesi, Afgan mültecilerle birlikte anılan konular olmuştur (Borthakur, 2017,s.496).

Afgan mültecilerin kalaşnikof kültürünü (silah kültürünü), Pakistan’a getirdiği 
anlatılmaktadır. Afgan mültecilerin sınır bölgelerinde, suçla ilgili faaliyetler, silah 
ve uyuşturucu kaçakçılığından sorumlu oldukları belirtilmektedir. Bu nedenle yerli halk Afganların ülkelerine geri dönmelerini istemektedir. Uyuşturucu kaçakçılığının, 1980’lerde mücahitleri finanse etmek için Pakistan Servislerarası İstihbarat Örgütü ve hükümet tarafından desteklendiği belirtilmektedir (Borthakur, 2017,s.495).

Pakistan’da üç tür okul bulunmaktadır; bunlar, özel okul, devlet okulu ve medresedir. Afgan göçmenlerin Pakistan toplumuna diğer bir etkisi, eğitim ve dinle ilgilidir. Afgan mülteciler çocuklarını genellikle medreselere göndermektedir ler. 1957’de, ülkede 150 medrese varken, günümüzde sayı 5.500’ü geçmiştir; bunların 4.500 tanesi 1980’den sonra ortaya çıkmıştır. Özellikle HP, FYKP ve Belucistan’da bulunan medreselerin ders içerikleri eskidir, modern eğitim sistemiyle uyumlu değildir ve nitelikli eğitmenlerden yoksundur. Medrese eğitimi, cihad odaklıdır, mezhepçidir; yeni küresel eğilimler ve sorunların öğretilmesi konusunda ise yetersizdir. Pakistan hükümeti, bu okulların 
bir kısmının devlet karşıtı faaliyetlerde bulunduğuna inanmaktadır. Pakistan 
Başbakanının Dış İlişkiler konusundaki danışmanı Serdar Aziz, Afganistan-Pakistan sınırı, Kabileler bölgesi ve özellikle Kuzey Veziristan’da bulunan medreselerin terör faaliyetlerinin merkezi haline geldiğini söylemiştir. 1990’larda Afganistan’da ve 2001 yılı ardından Pakistan’da Deobendi okullarında saldırgan Sünni İslam anlayışı yayılmıştır (Borthakur, 2017,s.493-97).

Afgan göçmenlerin durumları eyaletten eyalete değişmektedir. HP, FYKB ve 
Belucistan’a nazaran mülteciler, Pencap’ta tecrit edilmiştir. Pakistan’daki siyasal 
partilerin Afgan mültecilere bakış açıları da farklıdır. Afgan-yanlısı ve HP bölgesinde güçlü desteği olan Pakhtunkva Milli Avami Partisi Başkanı Mahmud Han Achakzay, Pakistan’da Afganlara kötü muamele edilmesinin kabul edilemez olduğunu, onların kardeşleri olduğunu ve nerede yaşayacaklarına kendilerinin karar vereceğini belirtmiştir. Bu parti mültecilere vatandaşlık verilmesini de istemektedir. Bunun yanında, Pakistan Halk Partisi, Pakistan Müslüman Ligi, Belucistan Milli Partisi ve Sind Milli Partisi, Afgan mültecilerin ülkelerine geri dönmelerini istemektedir. Aynı parti içerisinde bile Afgan mültecilerle ilgili farklı görüşler bulunmaktadır. Örneğin İmran Han, tüm mültecilerin ülkede kalmasını savunurken, aynı partiden Pervez Khattak, mültecileri, büyük problem olarak nitelendirmektedir (Borthakur, 2017,s.500-501). 

FYKB, El Kaide militanlarının sığınma ve faaliyet alanı olmuştur. Bölgedeki kabileler, 11 Eylül ardından ordu ve militanlar arasında sıkışmıştır. Pakistan ordusu ülkenin en verimli ve etkin kurumu olarak kabul etmektedir. Ordunun Pencabi bir kurum olduğu ileri sürülmektedir. Üst komuta kademesinde ve subaylar arasında Pencabi ve Peştun ağırlığı bulunduğu belirtilmektedir. Pakistan ordusu tarafından Keşmir sorununa odaklanan Hindistan karşıtı pek çok paramiliter grubun kurulmasına destek vermiştir (Çevik, 2013). Militan gruplar yerli Taliban ve yabancı El Kaide destekli-bağlantılı gruplardır. Kabile mensupları, bu insanları mülteci kabul etmişler; bazen de onları kazanç kapısı olarak görmüşlerdir. Teröre karşı savaş sürecinde, Taliban ayaklanması 
artmış, El Kaide’nin yerleşmesi, kabile liderlerine suikast saldırıları, terör-karşıtı 
faaliyetlerle, toplumun sosyal düzeni bozulmuştur. Olumlu kabile gelenekleri, sosyal güvenlik, dayanışma ağları, Peştu meclisi (jirga) bozulmuş, etkisiz hale gelmiştir. 

Bu durumun, kabile bölgeleri, gerçek anlamda Pakistan’a dâhil edilirse çözüleceği belirtilmektedir (CRSS, 2018c). 

Hindistan’ın Afganistan’la yakın ilişkiler kurmaya başlaması, Pakistan için tehdit 
olarak görülmüştür ve bu mültecilerin geri gönderilmesinin nedenlerinden biri 
olarak gösterilmiştir (Borthakur, 2017,s.505). ABD’nin Pakistan’da silahlandırılmış insansız hava araçları ile yaptığı saldırılarda teröristler yanında, sivil halktan da ölenler olmaktadır. Bu saldırılar, Pakistan’ın toprak bütünlüğünü ve egemenliğini zedelemektedir (Mohammad, 2016).

Uluslararası Af Örgütü’nün raporları ülkelerin saygınlığı açısından önemlidir. Buna göre 2017-2018 yılı Uluslararası Af Örgütü’nün Pakistan Ülke raporu, Afgan mültecilerin ülkeden kovulduklarını ve bu durumun devam ettiğini iddia etmektedir. BMMYK raporuna göre, 59 bin Afgan mülteci gönüllü olmadan, Afganistan’a gitmek zorunda kalmıştır. Bu rakam 2016 yılında 380 bindir. İki milyondan fazla Afganın ikametgâh sürelerinin yılsonunda dolacağı ve ülkelerine zorla döndürülecekleri belirtilmektedir. Ülkede askeri mahkemelerin iki yıl daha sivillerin davaların bakacakları duyurulmuştur. Raporlara göre, güvenlik güçleri işkence, kötü muamele, keyfi gözaltı, yargısız infaz, cebri kaybolma gibi pek çok insan hakları ihlaline karışmaktadırlar.

Pakistan’la ilgili rapor yazan iki düşünce kuruluşu da (PIPS ve CRSS) Pakistan’da, 2018 yılında, militanların sebebiyet verdiği ölüm oranları diğer yıllarla karşılaştırıldığında düşüş eğilimine girdiğini belirtmektedirler. Hakkani Şebekesi’nin Pakistan’da yerleşmesi konusunda şüpheleri olan ABD’nin Pakistan’la ilişkileri kötüleşmiştir. Bu iddia, Pakistan tarafından şiddetle reddedilmektedir. 2016 yılından beri şiddet içeren yaralanmalar düşüş eğilimindedir. Belucistan, en fazla şiddetin görüldüğü yerdir; onu Karaçi ve Ketta izlemektedir. Ülkede her yerde ölümcül olaylar azalmış ancak FYKB’de %48 oranında artmıştır. Mezhepsel olaylarda da düşüş görülmektedir (CRSS, 2018a). 

Pakistan’daki Afgan Mülteciler ve Devlet-Karşıtı Örgütlenmeler,

Pakistan’da devlet karşıtı aktivitelerde bulunan pek çok örgütlenme bulunmaktadır. 

Bunlar: Pakistan Talibanı, Hindistan-merkezli gruplar, Leşker-i Tayyibe, Ceyş-i 
Muhammed’dir. Afgan-merkezli olanlar, Afgan Talibanı, Hakkani Şebekesi ve 
bağlantılı örgütlerdir. Afgan hükümeti ve Afganistan’daki yabancı güçlere karşıdırlar; Pakistan toprağında sığınakları vardır. Mezhepsel gruplar, Pencabi Taliban, Sipah-i Sahibe Pakistan, Leşker-i Cengvi’dir. Jamestown düşünce kuruluşunun 2017 raporuna göre Leşker-i Cengvi, DAEŞ ile işbirliği yapmaktadır. DAEŞ’in 2017-18 arasında HP, FYKB ve Belucistan’a yoğunlaştığı belirtilmektedir. Yabancı militan güçler ise, El Kaide militanları yanında, bu tür örgütlere üye yapılan Arap, Özbek ve Çeçenlerden oluşmaktadır.

Selefi yaklaşımıyla dünya Müslümanlarını birleştirmeyi ve İslami görmediği yönetimleri devirmeyi hedefleyen El Kaide, FYKB’de (Federal Yönetilen Kabile Bölgesi) ve Pakistan-Afganistan sınırında etkilidir. Askeri ve güvenlik personelini hedef alan Hint Alt Kıtası El Kaidesi, Hint alt kıtasında, İslami bir rejim kurmayı amaçlamaktadır. Karaçi, Afganistan, Hindistan ve Bangladeş’te saldırılarda bulunmuştur. Hakkani Şebekesi, sınır ötesi saldırılarda bulunarak Afganistan hükümetini İslami bir yönetimle değiştirmeyi hedefleyen Selefi bir örgütlenmedir. Merkezi FYKB’dedir. Örgüt, Afganistan hükümetine, ülkede bulunan ABD ve NATO güçlerine saldırılarda bulunmuş, adam kaçırmış ve fidye istemiştir. Hareket-ül Cihad-i İslam Pakistan hükümetini devirmeyi, yerine İslami bir devlet kurmayı amaçlayan, Azad Keşmir’de etkili olan bir örgüttür. Hareket-ül Mücahidin, Keşmir’i ilhak etmeyi ve orada bir İslami Devlet kurmayı amaçlamaktadır. Merkezi İslamabat’tadır, Azad Keşmir’de yapılanmıştır, Hindistan’a karşı saldırılarda bulunmaktadır; eğitim kampları, FYKB’dedir. Ceyş-i Muhammed, Keşmir’i Pakistan’a bağlamayı, İslami bir hükümet kurmayı, Afganistan’ın yabancı güçlerden temizlenmesini amaçlamaktadır. 

Merkezi Pencap vilayetindedir; Cemnu Keşmir’de Hintli güçlere karşı saldırılarda 
bulunmaktadır. Ceyş-el Adl’in (Cundullah) merkezi Belucistan’dadır; İran’ı ve İran güvenlik güçlerini hedef alan bir örgüttür. Leşker-i Cengvi, Karaçi’de güçlenen ve Şiileri hedef alan, Pakistan’da İslami bir devlet kurulmasını amaçlayan bir örgüttür. Leşker-i Tayyibe, Cemnu Keşmir’in Pakistan’a verilmesini amaçlamaktadır (World Factbook, 2018).

Ülke dışında yapılanmış terör örgütleri de bulunmaktadır. Pencap, Sind vilayeti 
ve Pakistan-kontrolündeki Keşmir’de etkili olan Hint Mücahidin özellikle Hintlileri 
hedef almaktadır. ISIS-Horasan, Afganistan ve Pakistan’da İslam devleti kurmayı amaçlamaktadır; iki ülke arasındaki sınırda etkilidir. Afganistan ve Pakistan Talibanı, Özbekistan İslami Hareketi (Islamic Movement of Uzbekistan) yerel halktan kendilerine üye elde etmeye çalışmaktadırlar. Tehrik-i Taliban Pakistan diğer adıyla Pakistan Talibanı, FYKB’den Pakistan güçlerinin çıkarılmasını ve bölgeyi kendi İslami yorumları ile yürütecek bir hükümetin kurulmasını hedeflemektedir. Karaçi’de Afgan-Pakistan sınırında, Kuzey ve Güney Veziristan’da, Belucistan’da barınaklara sahiptir. Pakistan hükümet görevlilerini, ordu mensuplarını, hükümet yanlısı kabile liderlerini, 
Batılıları, öğretmenleri, avukatları ve Şiileri hedef almaktadır (World Factbook, 2018). Pakistan Talibanı, 11 Eylül sonrası kurulmuştur, aynı ideolojiye sahip olmasına rağmen Afganistan Taliban’ından ayrıdır. Örgütsel bağı olmayan pek çok topluluğu kapsayan bir isim niteliğindedir. 2004 yılında, Pakistan ordusu FYKB bölgesine girmiştir. Bunun üzerine Pakistan Taliban Hareketi (TTP) olarak ilan etmişlerdir ve Pakistan Taliban’ı da resmi olarak kurulmuştur, İslamcı söylemine rağmen bir Peştun örgütüdür. Pakistan, Taliban’a destek verdiği suçlamasını reddetmektedir. 

1979 yılında Sovyetler Birliği’nin Afganistan’a girmesi ile Pakistan’a bir Afgan göçü gerçekleşmiştir. Pakistan’da Deobendi Medresesinde eğitim görmüş Molla Ömer, Taliban’ı kurmuştur. Afganistanlı mülteciler ve Hayber-Pahtunhva’dan gelen Peştun gönüllüler Taliban’a katılmak üzere Kandahar’a gitmişler ve Aralık 1994’te, 12 bin Afgan ve Pakistanlı Kandahar’da Taliban güçlerine katılmıştır. Pakistan Talibanı, Afgan Taliban’ından farklı bir örgütlenmedir; faaliyet alanı Pakistan’dır, özellikle FYKB’da, Pakistan yönetimini kontrolünü ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır (Kaçmaz, 2018). Pakistan’da devletin güç kullanma tekeli bulunmamaktadır; terörist örgütler, silahlı mezhepsel gruplar, milliyetçi asiler, silahlı uyuşturucu kaçakçıları ve haraç alanlar, şiddet ve zor kullanma yetkisini paylaşmaktadırlar (BTI, 2018, s.6).

Sovyet işgalinin sona ermesiyle, Pakistan, Afganistan’da etkili olan çeşitli gruplar üzerinde nüfuz elde etmeye çalışmıştır. Taliban hareketini desteklemiş ve ardından kurulan Taliban hükümetini tanımıştır. Afganistan devletinin güçsüzlüğü, sınırları denetleyememesi, sonlanmayan iç çatışmalar ve yaşanan terör eylemleri Pakistan’ı olumsuz etkilemiştir. İnsan ve uyuşturucu kaçakçılığı yanında her gruba göre tanımlanan farklı İslam modelleri, mezhepsel çatışma, iki ülkenin de siyasal ve sosyal sorunlarını arttırmıştır. Afganistan’da devlet otoritesindeki çöküş, Pakistan’da benzer sonuçların görülmesine yol açmıştır. 

Suni sınırlarla ayrılmış Peştunlar birlikte hareket etmeye başlamışlardır. Pakistan’ın kontrol edemediği Federal Yönetilen Kabileler Bölgesi’nde bu durum tam olarak vücut bulmuş; bölge, terör örgütlerinin ve hükümet-karşıtı eylemleri düzenleyen örgütlerin buluşma noktası olmuştur. ABD’nin 11 Eylül sonrası Afganistan’a müdahalesi, Taliban üyelerinin FYKB’ye yerleşmeleri sonucunu doğurmuştur. Pakistan, ABD’nin “teröre karşı savaşı” kapsamında sorun yaşamaya devam etmiş, ABD tarafından Taliban ve El Kaide destekçisi olarak görülmüştür; dışarıdan gelen baskıyla bu görüntüyü bir ölçüde değiştirmeye çalışmıştır. ABD Başkanı Donald Trump, Afganistan'la ilgili yeni savaş stratejisinde Pakistan'ın 'teröristler için güvenli liman' olduğunu söylemiş 
ve ülkeye yapılan yardımı durduracağını belirtmiştir (Sputniknews,16.08.2018). 

Pakistan’da Güç Odakları,

Pakistan’da siyasal, sosyal ve ekonomik olarak aileler ve kabileler önemlidir. Afgan sınırında yer alan ve kabilelerin denetimine bırakılan Kabileler Bölgesi 2018 Haziran ayında Hayber Pahtunhva eyaletine bağlanmıştır. Etnik ve mezhepsel çatışmalar sürmektedir. Bu çatışmaları engellemek amacıyla eyaletlerin gücünün arttırılmasına karar verilmiştir. Konuyla ilgili değişiklik, 2010 yılındaki Anayasa değişikliği ile gerçekleşmiştir. 

Siyasal sistemde, sivil üstünlüğe işaret edilse de din adamları, toprak sahipleri, iş adamları, ordu, özellikle savunma, güvenlik ve dış politika alanında etkili olmaktadırlar. Uluslararası bağı olan hükümet-dışı örgütlenmelere şüphe ile yaklaşılmaktadır. Bunun nedeni, Usama Bin Ladin’in yakalanması sürecinde etkili olan Save The Children International adlı örgütün, ABD’nin faaliyetini gizlemek için kullanılmasıyla açıklanmaktadır. Terörist faaliyetler ve ayaklanmalarla baş etme konusunda siyasal liderlik ve ordu arasında eşgüdüm bulunmamaktadır. Ülkede etno-milliyetçilik görülmektedir ve Pencabilerin üstünlüğü bulunmaktadır (BTI, 2018, s.9-10, 33- 35).

Pakistan, Afganistan’daki huzursuzluktan etkilenen ülkelerin başında yer almaktadır. 
Bu bağlamda, önceleri din kardeşliği nedeniyle sıcak kabul gören Afganların 
ülkelerine dönmeleri gerektiği Pakistanlı devlet görevlileri tarafından sık sık dile 
getirilmektedir. 25 Ekim 2013 tarihinde Pakistan Eyaletler ve Sınır Bölgeleri Bakanı Abdul Kadir Beluç, "Pakistan, yeni sığınmacı akınlarının ülkeye girişine izin vermeyecek ve Afganların Pakistan’a girişini engellemek için -uluslararası toplumla işbirliği içinde gereken tüm yasal kanalları kullanacaktır,” demiştir (Karaca, 2014). Pakistan açısından önemli diğer konu Afganistan’la paylaştığı 2400 km’yi bulan uzun sınırdan denetimsiz biçimde geçen ve kentsel alanlara yerleşen sayısı tam belirlenemeyen ve 1 milyona yakın olduğu tahmin edilen sığınmacıyı kayıt altına almaktır. Afgan göçmenler, Pakistan’ın mezhepsel ve etnik sorunlarını artırmaktadırlar. 

Pakistan, cebri çalıştırma, insan kaçakçılığının merkezi, geçiş ve varış yeridir. 
Pakistan insan ve uyuşturucu kaçakçılığını transit merkezidir. Bunu sonlandırmak için etkili hukuki uygulamalara ve güce sahip değildir (Worldfactbook, 2018). Eskiden Afganistan’dan gelen eroin daha önce İran ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınırdı; bu yola Balkan Yolu adı verilirdi. Günümüzde ise İran ve Pakistan’dan deniz ve hava yolu ile Afrika üzerinden kaçakçılık artmıştır (Milliyet, 2015).


5. Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR..,,


***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder