6 Kasım 2019 Çarşamba

TÜRKİYE CUMHURİYETİ’ Nİ KURANLAR NASIL BİR GENÇLİK İSTİYORDU.? BÖLÜM 1

TÜRKİYE CUMHURİYETİ’ Nİ KURANLAR NASIL BİR GENÇLİK İSTİYORDU.?  BÖLÜM 1




Atatürk Dönemi TBMM Tutanaklarının ve İlgili Diğer Belgelerin Analizi (23 Nisan 1920-10 Kasım 1938) 

Dr. Mustafa ÖZCAN 


Giriş 

Bu bildiride başta büyük Atatürk olmak üzere 1920-1938 arasında görev yapan Türk devlet ve siyaset adamlarının idealize edip yetiştirmek istediği genç tipinin nitelikleri açıklanacaktır. Araştırmanın ana kaynağı Türkiye Büyük Millet Meclisi tutanaklarıdır. 23 Nisan 1920’den 10 Kasım 1938’e kadar geçen 18 yıllık dönemde TBMM’de yapılan konuşmalar büyük boy 142 ciltte toplanmış olup, 
45892 sayfa tutmaktadır. Tutanakların tamamı taranarak ilgili bölümler bildiride kullanılmıştır. Tutanaklara ilaveten, hem Atatürk’ün hem de diğer devlet ve siyaset adamlarının TBMM dışında yaptıkları konuşmalar ve basın açıklamaları da değerlendirilmiştir. Büyük asker, devlet ve fikir adamı Atatürk’ün ve onunla birlikte cumhuriyeti kuranların, Türk gençlerinin sahip olmasını istedikleri temel 
nitelikleri aşağıdaki başlıklar altında toplamak mümkündür: 

1. Vatansever, İdealist, ve Fedakâr Bir Gençlik Mustafa Kemal Atatürk ve onun döneminde görev yapan devlet ve siyaset adamları, gençlerin vatanını ve milletini seven, ülkenin birliğini ve bağımsızlığını koruyacak, idealist ve fedakâr nesiller olarak yetiştirilmesini istemiştir. Atatürk bu kavramları vurguladığı ilk konuşmalarından birini 15 Temmuz 1921’de toplanan Maarif Kongresinde yapmış ve gençlerin sahip olmasını istediği nitelikleri şöyle açıklamıştır: 

Çocuklarımız ve gençlerimiz yetiştirilirken onlara bilhassa mevcudiyeti ile, hakkı ile, birliği ile tearuz eden [çatışan] bilumum yabancı anasırla mücadele lüzumunu ve efkârı millîyeyi [millî fikirleri] Kemali istiğrak ile her mukabil fikre karşı şiddetle ve fedakârane müdafaa zarureti telkin edilmelidir. Yeni neslin bütün kuvayı ruhiyesine bu evsaf [nitelikler] ve kabiliyetin zerki mühimdir. Daimi ve müthiş bir cidal şeklinde tebarüz eden hayatı akvamın [milletlerin] felsefesi, müstakil ve mesut kalmak isteyen her millet için bu evsafı Kemali şiddetle talep etmektedir.1 

Atatürk Maarif Kongresindeki konuşmasında sözünü ettiği niteliklerin çocuklarımıza ve gençlerimize kazandırılmasına büyük önem vermekte, 
görecekleri eğitimin derecesi ne olursa olsun, onlara her şeyden önce Türkiye’yi ve millî benliklerini koruyacak bilgi ve bilincin kazandırılmasını istemektedir. 
1 Mart 1922’de TBMM’de yaptığı konuşmada da aynı konuya temas ederek görüşlerini şöyle açıklar: 

Efendiler, yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun, en evvel ve her şeyden evvel Türkiye’nin istiklaline, kendi benliğine, ananatı millîyesine düşman olan bütün anasırla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir. Beynelmilel vaziyeti cihana göre, böyle bir cidalin istilzam eylediği anasırı ruhiye ile mücehhez olmayan fertlere ve bu mahiyette fertlerden mürekkep cemiyetlere hayat ve istiklal yoktur.2 

Atatürk’e göre, gençlere en evvel ve her şeyden evvel Türkiye’nin istiklaline, ve millî benliğine düşman unsurlarla mücadele etmeyi öğretmek gerekir. 
Bunu bilmeyen bireylerden oluşan bir topluma hayat ve istiklal hakkı yoktur. Atatürk eğitimin gücüne inanmakta ve eğitim yoluyla, vatansever, idealist ve yüksek karakterli bir gençlik yetiştirilmesini istemektedir.3 Gençler aldıkları eğitimle “insanlık meziyetinin, vatan muhabbetinin ve fikir hürriyetinin” en değerli “timsali” olacaklardır.4 

Atatürk döneminin önemli bir devlet ve siyaset adamı olan İsmet İnönü de nasıl bir gençlik istediğini yaptığı konuşmalarda açıklamıştır. 
1 Ocak 1923’te, Birinci İnönü Zaferi’nin yıldönümü münasebetiyle yapılan bir toplantıda öğretmenlere hitap ederken, ulaşmak istediği sonucu elde etmeye karar vermiş bir insanın mutlaka başarılı olacağını ve gençlerin böyle yetiştirilmesi gerektiğini söyleyen İnönü, konuşmasını şöyle sürdürür: 

İnönü’de askerlere ‘gideceksiniz ve öleceksiniz, size hiç bir şey vaat etmiyoruz’ dedik. Biz daima mütehammil [tahammül eden] olduk. 

İnönü şehitleri kendilerinden sonra ne olacağını düşünmeden Ölmüşlerdir. Bu feragatınefs bir fıtri [yaratılıştan] istidattır. Bunu tenmiye ediniz [artırınız].5 

Atatürk döneminde Başbakan olarak da devlete hizmet eden İnönü, gençliğin sahip olması gereken niteliklerden birisinin de “mefkûre [ülkü, ideal] kuvveti” olduğunu söylemiştir. Başbakan İnönü, “Siyasal Bilgiler Okulu”nun 4 Aralık 1932’de yaptığı bir toplantıda, kendilerini “son derece kuvvetlendiren ve ümitlendiren hususun” gençlerde gördüğü “mefkûre kuvveti” olduğunu ifade etmiştir. 
İnönü’ye göre, gençlerin memlekete hizmet için sahip oldukları “mefkure kuvveti, “ güçlükleri yenmek için sahip olunan kudretin büyük ve inandırıcı delilidir. Türkiye çok çalışmak ve başarılı olmak zorundadır. Bugüne kadar “dünyanın inanmadığı” işlerin başarılması milletimizin sahip olduğu “azim ve fedakârlıkla” olmuştur. “Mefkûre kuvvetine ve şuurlu çalışma”ya büyük önem verilmelidir. 
İnönü bu nitelikleri temsil eden bir örnek olarak gençliğe Atatürk’ü göstermektedir. Atatürk için, “bir evliya gibi sakin yaşamak için hiçbir 
eksiği yok iken” milleti için huzur ve refahını feda eden Gazi, Türk inkılâbının “canlı bir misali, ...bir remzidir” diyen İnönü, konuşmasını şöyle sürdürür: 

Cumhuriyet nesli, sağ bulundukça Gazi’nin hayatı etrafında, yarın gözünü kapadığı zaman ise, onun mefkuresi, onun mezarı etrafında bu memleketin en yüksek hislerini ve emellerini âtiye [geleceğe] nakledecektir.6 

İnönü, Ankara Hukuk Fakültesinin 11 Kasım 1933’te düzenlediği diploma töreninde yaptığı konuşmasında da “fedakârlığın” önemini vurgulamıştır. 
İnönü’ye göre, hayatı ve inkılâbımızı kurtarmak için sahip olunacak niteliklerin başında “tahammül ve bilhassa fedakârlık” gelmektedir. 
Hayatta başarılı olmayı sağlayan bir çok nitelik vardır ama bunlar arasında “sabır, tahammül ve fedakârlık” çok önemlidir.7 

Atatürk döneminin en üst seviyedeki devlet adamları, Türk toplumunun cumhuriyeti kuran temsilcileri, her vesileyle, ülkesini ve milletini seven gençler yetiştirmenin önemini vurgulamışlardır. Millî Eğitim Bakanı, o zamanki adıyla “Maarif Vekili” Hamdullah Suphi, TBMM’de yaptığı bir konuşmada, çocukların eğitim yoluyla ailesine, geleneklerine, mazisine bağlanması gerektiğini, mezunları millete ve memlekete yabancılaşan okulların milletin kalbinde yer tutamayacağını söyler. Hamdullah Suphi’ye göre, okullarda “takip edilecek gaye” çocukları “kendi milletlerinin köküne irca etmektir.”8 “Maarif Vekili” Hamdullah Suphi, 18 Eylül 1925’te bakanlık binasının temel atma töreninde yaptığı konuşmada, o günkü “Türk nesli”ni, “kalbinde ve dimağında aşk ve zekâ namına ne kadar kudret varsa hepsini Türk vatanına hasretmeyi düşünmüş” bir nesil olarak nitelemektedir. Hamdullah Suphi bu konuşmasında, yeni yapılan binada 
hizmet verecek eğitimcilerden “Türk nesillerine, Türk vatanını mesut, hür ve muhterem kılacak” bir eğitim vermelerini ister.9 

Atatürk dönemi eğitimcilerinden Maarif Vekili Mustafa Necati de ülkeye faydalı, fedakâr bir gençliğin yetiştirilmesi gerektiğini savunmuştur. Ona göre, Türk milletini ileri bir toplum haline getirebilmek için, kendilerine “vatanın mukadderatını” teslim edeceğimiz gençlerin “daha kudretli ve daha fedakâr” olması gerekir.10 

Maarif Vekili Mustafa Necati, çalışma arkadaşları olan eğitimcilerin, gençliği, “memleket ve millet için feyizkâr ve hayırkâr” olarak yetiştirmeye 
çalıştıklarını söylemiştir.11 

Cumhuriyetin kurucusu olan devlet adamları ve aydınlar, yukarda verilen örneklerde de görüldüğü gibi, gençliğin “mefkûre” sahibi olarak yetiştirilmesini istemektedirler. Ergani Milletvekili Kazım Vehbi yaptığı bir konuşmada, dönemin Maarif Vekiline hitaben, tarih huzurunda soruyorum, “sen bu memleketin evladına bir mefkûre vermek için... ne yaptın? Tedrisat programlarını ne surette hazırlıyorsun?” diyerek, Millî Eğitim Bakanını sorgulamaktadır.12 

İstanbul Milletvekili Kazım Karabekir, Maarif Vekâletinin 1925 yılı bütçesi TBMM’de görüşülürken yaptığı bir konuşmada, bir millete mensup olan insanların birbirini sevecek ve destekleyecek şekilde yetiştirilmesi gerektiğini söylemiştir. Karabekir’e göre, milletin fertleri arasında sevgi uyandırmak, “kalbî bir muhabbet” meydana getirmek gerekir. Ona göre, bir ideal olarak, “Her millet şu düsturu kabul etmiştir: Bir fert bütün millet için, bütün millet bir fert için. Bunu böyle fiilen, kavlen her ferde zerk etmek lazım gelir.”13 

İstanbul Milletvekillerinden Akçuraoğlu Yusuf da “ideal”in gençlik için önemli olduğuna inanmaktadır. TBMM’de yaptığı bir konuşmada, eğitim kurumlarında gençlere bir “ideal” verilmesini isteyen Akçuraoğlu, verilmesini istediği “ideal”in anlamını şöyle açıklar: “Feragati nefis, tesanüt ve şahsi menfaatin umumun menfaatine feda edilmesi, yekdiğerine muavenet edilmesi, umumi mesai ile 
meşgul olma ve küçük şahsi menfaatin ikinci planda bırakılması.”14 

Akçuraoğlu’na göre bu ilkeler toplumların varlığı ve hayatı için “elzem esaslardır” ve gençler bu ideallere sahip olarak yetiştirilmelidir. 
O yıllarda, milletvekilliğinin yanı sıra “Ankara Hukuk Mektebi”nde de ders veren Akçuraoğlu Yusuf, aynı -konuşmada, orta ve yüksek öğretim gençliği 
için “ideallerin” önemli olduğunu belirttikten sonra, “gençlerde biraz ideal noksanı” gördüğünü söyler. Ona göre gençler “ferdiyetçilikle biraz fazla ileri 
gitmekte, “maddi meselelerle” biraz fazla meşgul olmaktadırlar. Bu durum “cemiyetimiz için tehlike teşkil eder” diyerek endişelerini dile getiren Akçuraoğlu, Maarif Vekilinden bu konuda açıklama yapmasını ister.15 

Akçuraoğlu Yusuf un TBMM’de yaptığı yukarda verilen konuşmasından sonra söz alan Maarif Vekili Cemal Hüsnü, Akçuraoğlu’nun söylediği konuların lise yönetmeliğinde hemen hemen aynen mevcut olduğunu, bir vatandaşa “muavenet, tesanüt” ve benzeri görevlerini öğretmenin okulların en önemli amacı olduğunu söyler. Ona göre, gençleri “şuurlu ve hayırlı vatandaşlar” olarak yetiştirmek Maarif Vekâletinin en önemli görevidir.16 

İncelediğimiz dönemin Maarif Vekillerinden Esat Bey de 12 Temmuz 1931’de, lise ve öğretmen okulu müdürlerine yaptığı bir konuşmada, eğitimde en önemli noktanın “cemiyetin menfaatlerinin fert menfaatlerinden üstün” olduğunun bilinmesi ve nesillerin bu bilinçle yetiştirilmesi olduğunu söyler. Esat Bey’e göre, ferdin topluma karşı vazifesi, kendinden ziyade mensup olduğu toplumu 
düşünmek, onun varlığını ve istiklalini korumaya, huzur ve refahını temine çalışmaktır. “Millî terbiyenin esası budur.” Diğer medeni memleketlerde olduğu gibi bizde de kültür dersleri vasıtasıyla öğrencilere “millîyet mefkûresi” kazandırılmalıdır. Bu şekilde yetişecek “Türk genci, milletine, memleketine ve Cumhuriyetine borçlu olduğu vazifeleri” daha iyi anlar ve yerine getirebilir. Öğretmenin görevi çocuklarımızı ve gençlerimizi, “kendilerinden ziyade millet, memleket ve Cumhuriyetimizin yüksek menfaatlerine” hizmet edebilecek 
şekilde yetiştirmektir.17 Manisa Milletvekili Refik Şevket de 6 Haziran 1932’de TBMM’deki bir konuşmasında yeni yetişen nesilleri “Millîyetçi Türk” olarak niteleyerek, onları yetiştiren öğretmenlere teşekkür etmektedir.18 

Atatürk döneminde yukarda görüşlerinden örnekler verilenlerin dışında daha birçok devlet ve siyaset adamı da, gençlerin milletini ve ülkesini seven, fedakâr ve idealist insanlar olarak yetiştirilmesini istemiştir.19 Vatanseverliğin, idealizmin, ve fedakârlığın milletin bekası için ne kadar önemli olduğunu yaşayarak öğrenen Türk devlet ve siyaset adamları, bu vasıflara sahip nesiller yetiştirmeyi amaç olarak benimsemiş ve bunu bir devlet ve eğitim politikası hâline getirmişlerdir. 
Nitekim 1924 Anayasasında Türk Devleti’nin millîyetçi ve halkçı olduğu kabul edilmiş, 20 bu niteliklere sahip nesiller yetiştirmek Türk eğitiminin amaçlarından biri olarak eğitim politikasını belirleyen metinlerde yer almıştır.21 Milletini ve vatanını seven, idealist ve fedakâr bir gençlik yetiştirmek, Atatürk döneminden sonra da Türk eğitiminin temel hedeflerinden biri olmaya devam etmiştir.* 

2. Öğrendiğini Uygulayabilen Bir Gençlik 

Büyük Atatürk ve onun döneminin devlet ve siyaset adamları Türk gençlerinin öğrendiklerini uygulayabilen, “ameli adamlar” olarak yetişmesini istemişlerdir. 
Atatürk 27 Ekim 1927’de yaptığı bir konuşmada “hayatı içtimaiyede bizzat ameli, müessir ve müsmir uzuvlar yetiştirmek” gerektiğini, ancak bu sayede iş adamlarına ve sanatkarlara sahip olunacağını söylemiştir.22 
Ona göre memleketi kurtarmaya çalışanlar, sahip olacakları bu niteliklerin yanısıra, mesleklerinde “birer namuskâr mütehassıs ve âlim” olmalıdırlar.23 
Atatürk, 17 Şubat 1927’de İzmir İktisat Kongresini açış konuşmasında da aynı konunun önemini vurgulamış ve yetişen nesillere kazandırılacak nitelikleri 
şöyle açıklamıştır: “Evlatlarımızı o suretle talim ve terbiye etmeliyiz, onlara o suretle ilim ve irfan vermeliyiz ki, alemi ticaret, ziraat ve sanatta ve bütün bunların faaliyet sahalarında müsmir olsunlar, müessir olsunlar, faal olsunlar, amelî bir uzuv olsunlar.”24 ‘Atatürk, 27 Temmuz 1924’te öğretmenlere yaptığı bir konuşmada da eğitim ve öğretimin kız ve erkek bütün çocuklar için “amelî” olması gerektiğini vurgulamıştır.25 “Amelîlik, ” program, yöntem, amaç ve uygulama gibi boyutları olan bir kavramdır. Atatürk, 1 Mart 1923’te TBMM’de yaptığı bir konuşmada “amelîlik” kavramının “yöntem” boyutunu vurgulayarak şöyle demiştir: 

“Terbiye ve tedriste takip edilecek usul, malumatı insan için fazla bir süs, bir vasıtai tahakküm yahut medeni bir zevkten ziyade, maddî hayatta muvaffak olmayı temin eden amelî ve kabili istimal bir cihaz hâline getirmektir. Maarif vekaletiniz bu esasa ehemmiyet vermektedir.”26 

Atatürk bu sözleriyle eğitimde uygulanacak “usul, ” yani yöntemle ilgili bir ilkeye işaret etmektedir. Onun bu yaklaşımı, diğer devlet ve siyaset adamları tarafından da benimsenmiştir: Maarif Vekili Mustafa Necati TBMM’de yaptığı bir konuşmada, “efendiler... 
Maarifimizin hedefi, büyük Reisicumhurumuzun en veciz, en beliğ bir surette 1339[1923]’da ifade ettiği şu yüksek düstur [ilke] ile gösterilebilir” dedikten sonra, Atatürk’ün yukarıda verdiğimiz sözlerini aynı şekilde tekrar etmiştir. 

Atatürk’ün “amelîlik”le ilgili yukarda verilen sözleri eğitimin her düzeyinde uyulması gereken yöntemle ilgili bir ilkeye işaret etmekle birlikte, hem Atatürk dönemi boyunca hem de daha sonra, eğitimin program ve amaç gibi diğer boyutları için de kullanılmıştır.27 
Atatürk’ün bu görüşü, incelediğimiz dönemin iktidar partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin 1931 ve 1935 yıllarında kabul edilen parti programlarında hemen hemen aynı kelimelerle tekrar edilmiştir.28 Ayrıca Atatürk tarafından ilk Büyük Millet Meclisi’nde (BMM) kurulan “Anadolu ve Rumeli Müdafai Hukuk Grubu”na karşı, bir muhalefet grubu olarak kurulan “İkinci Müdafai Hukuk Grubu”nun 
programı ile, Kasım 1924’te kurulan “Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası”nın programında da eğitimde “amelîlik” ilkesi benimsenmiş ve önemi vurgulanmıştır.29 

İstanbul Milletvekili Kazım Karabekir, Maarif Vekâletinin 1925 yılı bütçesi mecliste görüşülürken yaptığı konuşmada, eğitimde çocuğun “merkez”e alınmasını ve hayata “amelî” olarak hazırlanmasını istemektedir. Karabekir’e göre, toplumu geliştirmek için, nesillerin sahip olması gereken niteliklerden birisi de becerikli olmaktır. Ona göre, eğer sağlıklı, “eli tamamıyla her işe yatkın, becerikli” ve her gördüğünü derhal gerçek diye kabul etmeyerek inceleyen “mektep mahsulünü halkın içine atarsak” milletin ve memleketin şekli kısa zamanda değişecektir.30 

Kazım Karabekir’in eğitimle ilgili hemen her sorun hakkında görüş belirttiği meclisteki bu uzun konuşmasından sonra söz alanlardan Kars Milletvekili Ağaoğlu Ahmet, hem Karabekir’i eleştirir hem de kendi görüşlerini ortaya koyar. Ağaoğlu’na göre, Karabekir’in “vatan için amelî adamlar” yetiştirilmesi görüşü eğitimin önemli bir amacıdır. Maarif Vekâletinin bu “emeli” gerçekleştirmesi memleket için bir başarı olacaktır. Ağaoğlu, Karabekir’in “amelîlik” görüşüne katılmaktadır, ancak ona göre amelî adamlar yetiştirmek gayesi, yalnız amelî adamlar yetiştirmek noktası üzerinde yoğunlaşırsa, bu şekilde yetiştirilmiş insanlar büyük faydalar sağlayamaz. Ağaoğlu kendisinin bu konudaki görüşlerini de şöyle açıklamaktadır: “Amelî insanlar yetiştireceğiz fakat amelî insanların mefkûreleri, kalpleri ve hayatları beşerî mefkûre ile meşbu [dolu] olacaktır.” Ancak böyle yetiştirilen fertlerden toplum istifade edebilir, sadece amelî adam yetiştirmek ise toplum için büyük tehlikedir.31 Ağaoğlu’nun sözlerine “ben öyle demedim” diyerek söz alan Karabekir bu konudaki 
düşüncelerini tekrar şöyle açıklamıştır: “Bendeniz programda hayatı ameliyeye de mevki ve kıymet verilmesini ve bu suretle yalnız kafa şişirmeyerek okuduğunu tatbik edebilecek ve bu suretle memlekette iktisadî hayatı inkişaf ettirecek bir unsurun yetişmesini söyledim” demiştir.32 

İstanbul Milletvekili Yusuf Akçora, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaptığı eğitimle ilgili bir konuşmada aynı konuya temas ederek, “hepimizin şikayet ettiği bir şey var, mekteplerimiz amelî adam yetiştirmiyor” dedikten sonra, yetiştirilecek gençlerin nasıl olması gerektiği konusundaki düşüncelerini açıklıyor. Akçora’ya göre, “amelî adam” yalnız mesleki öğretim kurumlarında yetişmez; sadece “çiftçi” veya “orman mektebi” açmakla bu iş olmaz. Genel orta öğretim kurumlarında da öğrenciler mezun olduktan sonra “iktisadî fayda” temin edecek şekilde yetiştirilmelidirler. Görüşlerini desteklemek için Rusya ve Avusturya’daki okullardan örnekler veren Akçora’ya göre, Türk okullarında “hayattan uzak” ve “gayrı amelî” bir eğitim verilmektedir. Eğitim kurumlarımızı öğrencileri hayata 
hazırlayacak, onlara “amelî hayat zihniyetini” kavratacak şekilde düzenlemek gerekir.33 

2. Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR.,

***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder