Nasıl Bu Hale Düşürüldü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nasıl Bu Hale Düşürüldü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Kasım 2020 Çarşamba

Türkiye 18 Yılda Nasıl Bu Hale Düşürüldü.,

Türkiye 18 Yılda Nasıl Bu Hale Düşürüldü.,







Cahit Armağan Dilek 

04 Mart 2020

AKP-Erdoğan yönetimi, 18 yıl önce iktidara geldiklerinde PKK terör örgütüyle müzakere masasına oturmamış PKK'yı askeri olarak yenmiş teröristleri topraklarının dışına çıkarmış bir Türkiye teslim almışlardı.
Adana Mutabakatıyla Suriye, PKK'yı terör örgütü olarak kabul etmişti. Suriye yola gelmişti. 
Ortadoğu'da bütün ülkelerde büyükelçilerimiz vardı, diplomatik ilişkiler gelişiyordu. Türkiye saygın ve sözü dinlenen bir devletti.
İran-Irak savaşındaki arabuluculuk yapabilmiş Türkiye'nin, İran ve Irak ile ilişkileri dengeliydi. İran'daki dini rejime rağmen ilişkiler gelişiyordu.
Irak ile ilişkilerimiz 1991'deki ABD müdahalesi, Keşif Güç görevlerine rağmen iyiydi. Filistin-İsrail sorununda arabuluculuk yapabilecek güvenilen devlettik.
Libya ile ticari ilişkilerimiz gelişiyordu. Türkler büyük yatırım-inşaat ihaleleri almıştı.
Mısır devlet başkanı Suriye ile Adana Mutabakatının kolaylaştırıcısı olmuştu. Türk-Mısır ilişkileri sorunsuzdu.
Kıbrıs'ta ver kurtul fikri hakim değildi.
Ege'de 18 adamız henüz işgal edilmemişti.
Doğu Akdeniz'de, Rum-Yunan ikilisi bütün kıyıdaş ülkelerle üçlü ittifaklar oluşturmamış, bu ittifak halkalarını Doğu Akdeniz'den Balkanlara Türkiye'yi kuşatan bir ittifak zincirine dönüştürmemiş, Doğu Akdeniz'i paylaşmamışlardı.
NATO, Karadeniz'e davet edilmemiş, Karadeniz NATO/ABD gölü olmamıştı. Ruslar, Türk yurdu Kırım'ı ilhak etmemiş, Karadeniz'i askeri olarak tam kontrol altına almamıştı.
Ekonomik krizler aşılabiliyordu. G20'de bir ara 16. sıralardaydık
Liste çok uzun ama geçen 18 yıl içinde yaşananlardan bazıları ve gelinen nokta şu:
Türkiye, tarihinin en derin ekonomik krizini yaşıyor. Kişi başı milli gelir azalıyor. G20'den çıkma riski var.
PKK iktidarı müzakere masasına oturttu, siyasi aktör muamelesi gördü, Suriye kuzeyinde 60-70 bin kişilik ABD özel kuvvetlerinden eğitim almış donatılmış ABD ve Avrupa ülkelerinden siyasi ve askeri tanınırlık gören bir yapıya dönüştü.
Yanlış Suriye politikaları nedeniyle Şam ile PKK ortaklık, Fırat'ın doğusunda PKKistan ilan aşamasına gelindi.

Musul başkonsolosluğumuz IŞİD terör örgütünce işgal edildi çalışanlar esir alındı. Irak'ın kuzeyinde PKK kontrolünde "no mans land" oluştu.
PKK hamisi Barzani, stratejik ortak ilan edildi, Barzani'nin özerkliğine ses çıkarılmadı, Irak'ın bölünmesinin önü açıldı. Şimdi aynı hatalı hamle ÖSO gibi gruplar ve oluşturulan yerel yönetimlerle Suriye'de yapılıyor.
PKK'nın hem ABD hem Rusya ile ortak olması engellenemedi.
Irak kuzeyi ile Suriye kuzeyinde oluşan özerk yapıların birleştirme projeleri görülemedi.

Kuzey komşumuz Rusya güney sınırlarımızdan kuşattı komşumuz oldu.
Libya iç savaşının bir parçası olundu.
Kıbrıs'ta, Türk kimliği silinme tehdidinde, ikinci Girit olma yolunda.
Irak'ta, Suriye'de Doğu Akdeniz'de Libya'daki bütün hatalı politikalar için Türk askeri sahaya sürüldü. Dış politikadan anladıkları sadece askeri gücü kullanmak oldu.
Hesapsız, öngörüsüz, anlık karalarla oluşturulan iç politikayı hedefleyen dış politika kararlarıyla 18 yılda Türkiye'nin her şeyi alt üs oldu, ters yüz oldu.
Türkiye'nin Irak'tan Libya'ya kadar uzayan cephede ateşe sürüklendi. Rusya ve ABD dört bir yandan Türkiye'yi çifte kuşatmaya aldı.

Gelinen noktada, Irak, Suriye, Libya'dan şehit haberleri sıradanlaştı. Siyasi hedefi nihai hedefi bilinmeyen belli olmayan İdlib'teki savaştan da şehitler gelmeye devam ediyor.

Tam da bu ortamda şehit edebiyatı piyasaya sürülüyor. Neymiş şehitler tepesi boş kalmamalıymış. Türk vatanında şehit kanıyla sulanmamış bir karış toprak var mı ki halen şehit gelsin diye dini duygular ve kavramlar istismar ediliyor?
Ve şehitlik edebiyatına vatan millet edebiyatı eşlik ediyor.
İktidarın küçük ortağına göre İdlib'ten çekilirsek Hatay'dan olurmuşuz.
Erdoğan'a göre "Bugün Kamışlı'da, Resulayn'da, Tel Abyad'da, İdlib'de vermediğimiz savaşı, yarın Şırnak'ta, Mardin'de, Gaziantep'te, Hatay'da vermek zorunda kalırız."

Bu edebiyatla hem başarısızlıkların üstü örtülüyor hem de sanki savaşa girmek, çok şehit vermek başarıymış gibi gösteriliyor.
Soralım: 80 yıl bölgesinde barış adası olan Türkiye Cumhuriyeti 18 yılda neden bu hale düştü? Neden engelleyemedi çevresindeki kuşatmayı?
Suriye'de Irak'ta olanları, ortaklık yapılan dış güçlerin asıl/nihai hedefinin Türkiye olduğu şimdi mi anlaşıldı?

İdlib'teki hatalı politikanın sonucu içine düşülen açmazların hesabı verileceğine Çanakkale ile bir tutularak milletin aklıyla dalga geçiliyor.
Çanakkale'de Türk'ün vatan toprağı işgalcilere karşı korunuyordu. Atatürk biliyordu ki, Çanakkale geçilirse vatan elden gidecekti. Onun için ölmeyi emretti. İdlib kimin vatan toprağı? Çanakkale ile ne ilgisi var?
Suriye'de, Süleymanşah türbesinin de bulunduğu vatan toprağı terk edip çekilmek ama Suriye toprağını Suriye ordusuna karşı korumak hangi aklın eseri veya hangi dış gücün dayatması?

***