Topal Osman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Topal Osman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Aralık 2019 Perşembe

SELANİK DÖNMELERİNİN ALİ ŞÜKRÜBEY CİNAYETİ

SELANİK DÖNMELERİNİN ALİ ŞÜKRÜBEY CİNAYETİ


Selanik Yahudilerinin Cumhuriyet Döneminde Katlettiği Şehidimiz; Ali Şükrü Bey 
Sabetaycı kripto Selanik Yahudilerinin Cumhuriyet Döneminde planlarını bozması sebebi ile Katlettiği Şehidimiz; ALİ ŞÜKRÜ BEY...

Ali Şükrü Bey, (doğumu 1884 - ölümü 27 Mart 1923). 

Trabzon mebusu olarak Son Osmanlı Meclisi Mebusanı (1920) üyeleri arasında yer almış, ardından TBMM 1. Dönem'de yine Trabzon milletvekilliği yapmış, Meclis'te İkinci Grup'un lideri olarak ön plana çıkmış, 1. Dönem içinde Mustafa Kemal'e olan muhalefeti nedeniyle Topal Osman tarafından öldürülmüş siyasetçidir. 

Ali Şükrü, deniz yüzbaşı rütbesindeyken askerlikten istifa ederek siyasete atılmış, İttihat ve Terakki'ye muhalif bir çizgi izlemişti. İngilizlerce İstanbul'un işgalinden son Osmanlı Meclisi Mebusan'ının Misakı Milli kararını almasında rol oynamış, ardından Mustafa Kemal'in çağrısına uyarak Ankara'ya gelmişti. 
Dini hassasiyetleri ve karşı çıktığı konularda sözünü sakınmamasıyla dikkati çeken Ali Şükrü, bu özellikleri dolayısıyla Mustafa Kemal'e muhalif milletvekillerinin çevresinde kümelendiği kişi oldu. Mustafa Kemal'in 'Hakimiyeti Milliye Gazetesi'ne karşılık 'Tan Gazetesi'nı neşretmeye başladı. İngilizceye hâkimiyeti sayesinde Ankara'nın izlediği siyasetin uluslararası alandaki yansımalarını dış basından takip ediyor, özellikle Lozan müzakerelerinin gidişatıyla ilgili olarak zaman zaman TBMM'ye verilen resmi bilgiyle dış kaynaklı haberler arasında çelişkileri gündeme getiriyordu. İsmet İnönü'nün Lozan'da, 'hariciyeci olmaması sebebiyle' acemice davrandığı, daha ötesi TBMM'nin verdiği yetki sınırlarının dışına çıkarak müzakereleri yürüttüğü kanısındaydı. Tuğgeneral İsmet Paşa'nın Balkanlarda kabul ettiği sınırların 1. Dünya Savaşı başladığındaki sınırların gerisinde olmasını ve Batı Trakya'nın Yunanistan'a verilmesini kabul etmiyor, Lozan müzakerelerine katılan heyetin, TBMM tarafından kabul edilen Misak-ı Milli hudutlarına uyması gerektiğini söylüyordu. Müzakerelerin kesilme ile sürme arasında kaldığı dönemde ortam iyice gerginleşmişti. Hatta Mustafa Kemal ve Ali Şükrü karşılıklı silah çekme noktasına gelmişlerdi. Nitekim TBMM çoğunluğunun Ali Şükrü'yü bu konuda desteklemesi neticesi Mustafa Kemal Paşa 1923 yılında 1. Meclisi fesh ederek 2. Meclis için seçimler yapılacağını belirtti. 
Böyle bir ortamda, Mustafa Kemal'in korumalığını yapan Giresun Müfrezesi'nin reisi Topal Osman'ın adamlarınca Samanpazarı'nda birliğin kaldığı eve götürülmüş ve orada Topal Osman ve adamları tarafından öldürülmüştür. Ali Şükrü, Ankara yakınlarındaki Mühye köyünde geceyarısı gizlice gömülmüş, günler sonra bir çobanın ihbarıyla cesedi bulunmuştur. Sonraki günlerde Topal Osman hakkında Mustafa Kemal tarafından yakalama emri çıkartılmış, evi kuşatılmış, Osman ve adamlarının tamamı, bazıları beyaz bayrak çekip teslim olmak istemelerine rağmen, çıkan çatışmada öldürülmüşlerdir. 
Ali Şükrü Bey cinayetiyle, yakın tarihin seyri değişti. 

Ali Şükrü Bey cinayeti bugün hâlâ aydınlatılabilmiş değil. Meclis'te 27 Mart 1923'te işlenen bu ilk cinayetin artık mutlak sûrette aydınlatılması gerekiyor. Aksi halde, yakın tarihin doğru şekilde anlaşılması, anlatılması, öğrenilmesi, öğretilmesi mümkün görünmüyor. Zira, hemen o gün ve o tarihte, özellikle Türk siyasî tarihinin seyri değişmiştir.. 

Meselâ: Yeni seçim kararı alındı; muhalifler birbirine gözdağı verdi; vekiller hayatından emin olmamaya başladı; Lozan antlaşması karambole getirildi; gizli celselerde muhalefetin sesi kıstırıldı; vesaire... Evet, tâ cinayet gününe kadar da Meclis'te iki grup vardı ve bu durum gayet normaldi. 

Birinci grubun başını M. Kemal ile İsmet Paşa, ikinci grubun başını ise Ali Şükrü Bey ile Hüseyin Avni Bey çekiyordu. İkinci gruptakiler, Lozan görüşmelerinin Avrupa basınındaki yansımaları ile Meclis'e sunulan bilgiler arasında ciddî çelişkiler olduğunu, deliller göstererek savunuyordu. Birinci gruptakiler ise, bu tarz bir malûmat yüksekliğini bir türlü hazmedemiyordu. Zaman zaman ortam gerildi, ve bu iki grubun mensupları biribirlerinin üzerine yürüdü. 

Bir başka nokta, her iki grubun da ayrı matbaası ve gazetesi vardı. 

Birinci grubun lideri M. Kemal'in Hakimiyet–i Milliye, ikinci grubun lideri Ali Şükrü Beyin ise Yenigün isimli günlük gazetesi çıkıyordu. İki grup arasında, hemen her yönüyle derin bir muhalefet söz konusuydu. Gerilim had safhaya varınca, birinci gruptakiler, özellikle Ali Şükrü Beyi gözden çıkarma noktasına geldiler. Bu havayı sezen Çankaya Muhafız Komutanı Topal Osman, kendince bir plan hazırladı. Ali Şükrü Beyi tuzağa düşürdü. Onu evinde işkence çektire çektire öldürdü. Ardından da götürüp bir bağda toprağa gömdü. Birkaç gün sonra, ceset ortaya çıkartıldı ve bu cinayetin Topal Osman tarafından işlendiği anlaşılmış oldu. 
Meclis, câninin asılarak idam edilmesine karar verdi. 

Yeni Meclis'in üzerine sıçratılan bu ilk kan lekesinin Topal Osman'ın eliyle icra ve tatbik edildiği nihayet anlaşıldı anlaşılmasına da, ancak Topal Osman'ın bu işi tamamen kendi inisiyatifi ile yapıp yapmadığı bir türlü açıklığa kavuşturulamadı. Bunun muhakkak ki çok önemli sebepleri var. Birincisi: Meclis'in idamına karar verdiği Topal Osman, üzerine gönderilen askerlerle girdiği müsademe neticesi vurularak öldürüldü. Öldürülmekle de kalınmadı, her ihtimale karşı kafası kesilerek başı gövdesinden kopartıldı. Böylelikle, delil karartılmış ve soruşturmanın önü tamamiyle kesilmiş oldu. 
İkincisi: Topal Osman'ın üzerindeki şahsiyetlerden, yani amirlerinden hesap sorulamadı, mahkeme yoluyla ifadeleri alınamadı; dolayısıyla, bu cinayetle bağlantılarının olup olmadığı anlaşılamadı, bağlantılar büyük çapta karanlıkta kaldı. Aynı durum ve şartlar bugün de değişmiş değil. Bu sebepten, cinayetin arka planı aydınlatılamıyor. Tarihin bu karanlık sayfası, acaba hep karanlıkta mı kalacak? Günün birinde her şey apaçık ortaya konulabilecek mi? Bu sorulara kesin ve net cevabın verilmesi şimdilik mümkün görünmüyor maalesef...

http://dinimizvetarihimiz.blogcu.com/selanik-donmelerinin-ali-sukrubey-cinayeti/12259752

..

27 Eylül 2019 Cuma

Atatürk Muhalifini boğarak Öldürdüler..

Atatürk Muhalifini boğarak Öldürdüler..



   Karadeniz açıklarında 'Komünist Mustafa Suphi' ile 14 arkadaşını öldüren Kahya Yahya'yı, iddialara göre Atatürk'ün koruması Giresunlu Topal Osman Ağa infaz etmişti. 
Kahya cinayetini Meclis'te sürekli gündeme getiren ve Hilafet kurumunun kaldırılmasına karşı çıkarak Mustafa Kemal'le sert tartışmalara girişen 
Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey de Ankara'da Topal Osman'ın evinde boğularak öldürüldü. 
Halk Partisi'ne zor anlar yaşatan Ali Şükrü'nün katli, Meclis'te kıyameti kopardı Çok geçmeden 'cinayetin bir numaralı şüphelisi' Topal Osman Ağa, Meclis Muhafız Taburu'nun operasyonuyla öldürüldü. Canlı olarak yakalanması beklenen Osman Ağa, yaralı olarak ele geçirildiği çatışmanın ardından başı kesilerek infaz edilmişti. Böylece kısa bir sürede hem Ali Şükrü hem de Topal Osman ortadan kaldırılmıştı. 

O gece Çankaya'daki Papazın Bağı'nda neler olduğu hâlâ gizemini koruyor

  _  Ali Şükrü Bey'in cesedi, öldürüldükten iki gün sonra toprağa gömülü halde bulundu. Cenazesi memleketi Trabzon'a gözyaşlarıyla uğurlandı.

  _  Cumhuriyetin ilan edilmesinden yedi ay kadar önce Trabzon Mebusu Ali Şükrü'nün öldürülmesi hem Trabzon'da hem Ankara'da infiale sebep oldu. 
Ali Şükrü Bey, Mustafa Kemal Paşa'ya Meclis'te en sert şekilde muhalefet eden isimlerden biriydi. 'Yahya Kahya Olayı'nı da kurcalayıp duruyordu. 
Tam da bu sırada ortadan kaybolması ve iki gün sonra cesedinin bulunması cinayetin bu nedenle işlendiği kanaati veriyordu.

Yahya Kahya'nın Topal Osman tarafından öldürtüldüğüne dair şayialar, bu cinayeti aydınlatmak isteyen Ali Şükrü'yü hedef haline getirmişti. 
Bu yüzden Ali Şükrü cinayetinin baş şüphelisi de Mustafa Kemal Paşa'nın sadık muhafızlarından 'Giresun Gönüllüler Taburu'nun kumandanı Topal Osman idi.

Bir diğer görüşe göre Ali Şükrü'nün Mustafa Kemal Paşa'ya muhalefet etmesi Topal Osman'ı çileden çıkarıyordu. 
Paşa'yı canından çok seven Topal Osman bu durumu hazmedemiyordu. Yani Osman Ağa'nın hisleri galeyana gelmişti.

CESEDİN ÜZERİNDE DELİL BIRAKMIŞLAR!

Soruşturmayı yürütenler Topal Osman'ın en yakın adamlarından Mustafa Kaptan'ın ağzını yoklamışlardı. Mustafa Kaptan, Ali Şükrü Bey'in ortadan 
kaybolduğu gün Topal Osman'ın evinde misafir olduğunu itiraf etmişti. Mustafa Kaptan'ın tutuklandığını öğrenen Topal Osman ortadan kaybolmuştu. 
Böylece bütün şüpheleri üstüne çekmişti. Bu arada Çankaya civarında Ali Şükrü Bey'in cesedini arama çabaları başlatılmıştı. 
Bir çukurda gömülü bulunan cesedinde Topal Osman'ın evinde öldürüldüğünü gösteren emareler yer alıyordu. 
Nedense cesedin üzerinde delil bırakmışlardı! Ali Şükrü Bey'in tırnaklarının arasında, Topal Osman'ın evindeki sandalyenin hasır parçaları vardı. 
Ali Şükrü'nün sandalye üzerinde boğularak öldürülmesi sırasında katillerle boğuştuğu anlaşılıyordu.

KATİLİN YAKALANACAĞINA KİMSE İNANMIYORDU

Bir ara Trabzon'da da çalışan İstihbarat memurlarından tarihçi Feridun Kandemir, Yahya Kahya'nın Topal Osman tarafından katlettirildiğini, Ali Şükrü Bey'in de Meclis'te bu işi kurcaladığını belirterek, "Topal Osman'ı bu cinayete sevkeden sebeplerden en mühimi de keşfedilir gibi olunca, artık, şüpheler kesinleşerek kat'i kanaat haline gelmiş gibiydi" der. Heyet-i Vekiliye Reisi (Başbakan) Rauf Orbay Meclis'te katillerin en kısa sürede yakalanacağını söylüyordu. Trabzon mebusları Rauf Bey'in vaadini şüpheyle karşılıyorlar, "Fena misaller var. Onun için endişedeyiz" diyorlardı. 
Mebuslar, Yahya Kahya olayına dikkat çekiyor, hükümetin kışlanın yakınında güpegündüz üç yüz kurşun atılmak suretiyle yapılan suikastin faillerini 
yakalayamadığını vurgulayarak "Hâlâ bekliyoruz ve kimbilir daha ne kadar bekleyeceğiz" şeklinde konuşuyorlardı. (Bu şekilde konuşan mebuslardan 
Ziya Hurşit 3 yıl kadar sonra Atatürk'e suikast tertip ettiği için idam edilecekti. 

İlginçtir, Yahya Kahya ve Ali Şükrü Bey meselesinde Trabzon ve Lazistan mebusları tarafından tazyik edilen ve eleştirilen Rauf Bey de 1926'da 
Ziya Hurşit ile aynı davadan yargılanarak gıyabında on yıl kürek cezasına çarptırılacaktı.)

"BAŞARAMAZSAK ANKARA KALMAZ"

Rauf Orbay, Ali Şükrü'nün Topal Osman tarafından öldürtüldüğünün anlaşıldığını Mustafa Kemal Paşa'ya bildirmişti. Rauf Bey, Mustafa Kemal Paşa'yı da hayati tehlikede olduğu zannıyla eşi Latife Hanım'la birlikte Çankaya Köşkü'nden Ankara İstasyonu'na güvenlik içinde ulaştırmıştı. Gerçekten de Topal Osman harcanmak istediği kuşkusuyla fırsat bulduğu bir sırada Köşkü taciz etmişti. Topal Osman'ın 150 kadar silahlı adamı vardı ve o günkü şartlarda bu durum büyük bir tehlike arzediyordu. Mustafa Kemal Paşa, Rauf Bey'e "Topal Osman'ı nasıl yakalayacaksınız" diye sormuştu. Rauf Bey, "Meclis Muhafız Kıtası ile" dediğinde Mustafa Kemal Paşa endişesini şöyle dile getirmişti:

"Meclis Muhafız Kıtası'nda Topal Osman'la gelmiş Karadenizliler var. Bunlar birbirilerine ateş etmezlerse ne sen, ne ben, ne Ankara. Bir şey kalmaz."

Bu diyalogun devamını Rauf Bey'in anılarından izleyelim:

"Ankara'da bu Muhafız Kıtası'ndan başka asker denilebilecek bir şey yoktu. Jandarmaların çoğu cephede bulunuyordu. Şu halde ne yapacaktık? 
Cinayet işlediği tahakkuk eden bir insanın Ankara sokaklarında kollarını sallaya sallaya gezmesine göz yummak! Bu benim harcım değildi. 
Sonra bir de Meclis vardı. 48 saattir 'bulun, adaleti yerine getirin' diye feryat eden bir Meclis... Bütün bunları düşünerek Mustafa Kemal Paşa'ya, 'Suçluyu yakalamak muhakkak lazım. Eğer Başkumandan sıfatı ile ve herhangi bir mülahaza ile, sizce buna lüzum görülmüyorsa, benim yarın bunu Meclis'e anlatmam icap edecektir."

Mustafa Kemal Paşa zaten Muhafız Taburu Kumandanı İsmail Hakkı Tekçe'yi yanına çağırmıştı. 
Tekçe'ye "Ölü veya diri, behemehal Topal Osman'ı hükümete teslim edeceksin" diye emir verdi.

KELLESİNİ BİLE UÇURMUŞLAR!

Topal Osman'ın Çankaya civarında 'Papazın Bağı' denilen yerdeki bir evde olduğu öğrenilmişti.
Tekçe ve adamları Çankaya'yı, Papazın Bağı'nı kuşattılar..
General Tekçe anılarında durumu şöyle anlatır:

"Çember daralırken Topal Osman'ın müfrezesinden üzerimize ateş edildi. Bir erim şehit oldu. Bunun üzerine çarpışmaya başladık. Şafak attığı zaman biz 
hâlâ vuruşuyorduk. Öğleden evvel çatışma bitti. Topal Osman'ın kuvvetleri bertaraf edilmişti. Topal Osman da yaylım ateşinde vurulmuştu. 
Kalanları topladım, ölüleri de orada gömdürdüm. Teslim aldıklarımı istasyona getirdim ve durumu Atatürk'e arzettim. 'Teslim aldıklarını derhal terhis 
et ve memleketlerine gönder' dedi. Bu mesele de böylece kapandı."

Topal Osman ve 12 adamı ölmüştü.

Mebusların Topal Osman'ın Meclis kapısı önünde asılarak teşhir edilmesi için verdikleri teklif kabul edilmişti. Topal Osman'ın cesedi gömüldüğü yerden 
çıkarılarak mebusların bu isteği yerine getirilmişti.

Feridun Kandemir o anı şöyle anlatır:

"Fakat ceset başsızdı. Hatta Topal Osman'ın mutlaka diri getirilmesini istemiş olan bazı mebuslara, bunu gösteren vekiller gülümseyerek, 'Diri istiyordunuz. 
Ölmüş adam nasıl diri getirilir. Baksanıza kellesini bile uçurmuşlar!' diyorlardı." (Bak: Feridun Kandemir, Cumhuriyet Devrinde Siyasi Cinayetler)

Ali Şükrü Bey'in katili (aslında şüphelisi) ölü olarak ele geçirilmişti. Topal Osman, Ali Şükrü Bey'in katili olarak tescil edilmişti.

"Yahya Kahya'yı ben infaz ettim!"

Topal Osman bildiklerini anlatamadan, kendisini yargı önünde savunamadan can vermişti. Böylece 'Yahya Kahya ve Ali Şükrü cinayetleri' üzerinde kalmış oluyordu.

Ali Şükrü-Topal Osman olayı uzun yıllar irdelenemedi. Yakınları Atatürk'ün sadık muhafızı Topal Osman'ın, Yahya Kahya'nın da Ali Şükrü'nün de katledilmesinde 
dahli olmadığına inanıyorlar. Zaten Atatürk de Topal Osman'ın Ali Şükrü Bey'in katili olduğuna inanmıyor, ondan 'şüpheli' diye söz ediyordu. 
Bu yüzden Osman Ağa'nın kabrinin daha iyi bir yere taşınmasını sağlamış, yakınlarını da koruyup gözetmişti.

Topal Osman'ın adamlarını idam edilmekten alıkoyan da, Mustafa Kaptan'ın sivil mahkeme yerine askeri mahkemede yargılanarak hapis cezasıyla kurtulmasını 
sağlayan da Mustafa Kemal Paşa'ydı. Topal Osman'ın ve Mustafa Kaptan'ın yakınlarının iddialarıydı bunlar.

Topal Osman hakkında bir kitap yazan Teoman Alparslan'a göre ise Ali Şükrü Bey'i öldürten İsmail Hakkı Tekçe idi. Yaralı haldeyken konuşmaması için 
Osman Ağa'yı da Meclis Muhafız Kıtası Kumandanı Tekçe öldürmüştü.

Yahya Kahya'yı kimin öldürdüğü, 55 yıl sonra anlaşılmıştı. General Tekçe'nin ölümünden iki yıl sonra, 1977'de 'Günaydın' gazetesinde yayımlanan anılarında 
olayın hakikati gün ışığına çıkıyordu. Tekçe anılarında bakın ne diyor:

"Tümen komutan Sami Sabit Bey, Trabzon'a hâkim olarak sükunu sağladıktan sonra Kâhya'yı tutuklayarak Sivas'a göndermiş, fakat Kâhya türlü tesirler altında serbest bırakılmış, tekrar Trabzon'a dönmüştü. Bir süre burada uslu uslu duran Kâhya, yeniden eski oyunlara kalkınca, Giresunlu Osman Ağa'nın iki fedaisini yanıma alarak onun da hesabının görülmesi bana düştü. Trabzon'a ani gelişim tümen komutanını şaşırtmıştı.

Beni çağırarak ne için geldiğimi sordular. Biraz deniz havası almak, eski birliğimle ilişkimi kesmek üzere geldiğimi söyledim. 

İnanır göründüler. 

Ben ise Yahya Kâhya'yı inceliyor ve takip ediyordum. Adamlarım Polathane'de (Akçaabat) benim talimatımı bekliyorlardı. 
Nihayet Soğuksu'ya gidip geldiğini tespit ederek adamlarımla pusu kurup işini bitirdik. 
Sami Sabit Bey, yayımladığı küçük eserinde adımı vermeyerek bir üsteğmen ve iki Giresunludan bahseder, olaydan sonra ortadan kaybolmamıza hayret ettiğini açıklar."

Mahkemenin beraat ettirdiği Yahya Kahya, yargı kararına dayanmaksızın infaz edilmişti. Mustafa Kemal Paşa'yı ve Meclis'i korumakla görevli Meclis Muhafız 
Taburu'ndan genç bir subayın Trabzon'daki Yahya Kahya'nın vücudunun ortadan kaldırılmasıyla görevlendirilmesi ilginçtir.

Tekçe, 1920'de Ardahan'da üsteğmen rütbesinde 8. Alay 2. Bölük Komutanı iken, Tümen Kumandanı Deli Halit Paşa tarafından Ankara'ya, Mustafa Kemal Paşa'nın yanına 'refakat subayı' olarak gönderilmişti. (Ardahan Mebusu Deli Halit Paşa da 1925'de Meclis'te çıkan bir kavgada Afyon Mebusu Ali Çetinkaya tarafından vurularak öldürülecekti.)

Mart 1920'de alayla ilişkisini keserek Ardahan'dan ayrılan Tekçe, nisan ortaların da Ankara'ya gelmişti. 3 ay Muhafız Alayı'nda Takım Komutanlığı, 1,5 yıl da Muhafız Tabur Komutan Vekilliği yapmıştı. 1922-1927 yılları arasında Muhafız Alayı'nda Tabur Komutanı olarak görev yapan Tekçe 1939 yılına kadar Muhafız Alay Kumandanlığı görevinde bulunmuştu. Kahya öldürüldüğünde Tekçe ya Tabur Komutan Vekili yahut Tabur Komutanı idi. Yahya Kahya'nın ortadan kaldırılması hususunda kendi başına karar vermesi mümkün olmadığına göre kim, kimler görevlendirmişti Tekçe'yi?

Acaba Topal Osman sağ yakalansaydı Yahya Kahya ve Ali Şükrü Bey cinayetlerinin ardındaki giz perdesini aralayacak mıydı, onu da bilemiyoruz.

Şimdi bile bu cinayetler 'karanlıkta kalmış olaylar' arasında yer almaya devam ediyor.

İdam fetvasını eliyle imzaladı

1923'te TBMM'de 'Zabıt Katipliği' yapan Mahir İz Hoca anılarında Ali Şükrü Bey'in başta Hilafetin kaldırılması olmak üzere pek çok konuda 'Halk Fırkası' grubuna şiddetle muhalefet ettiği için dikkatleri üzerine çektiğini belirtir. Ali Şükrü Bey'e göre İslam alemi tekmil ruhuyla, vicdaniyle Makam-ı Hilafete bağlıydı ve bu kuvveti ihmal etmek adeta bir hiyanet-i vataniye idi. İşte İngilizler öteden beri bu büyük kuvveti parçalamak istiyorlardı. 
Hilafetin kaldırılmasına ilişkin teklifin aleyhinde ateşli bir konuşma yapan Ali Şükrü Bey'i belinden tutan Başbakan Rauf Bey, "Şükrü! Yeter, yeter! 
Şükrü artık söz alma" demişti. Şükrü Bey ise "Rauf! Ben bu işin fedaisiyim, anladın mı!" diyerek karşılık vermişti. Mahir İz Hoca şöyle devam ediyordu: 
"O sırada ben, Zabıt Müdüri Zeki Bey'e 'Ali Şükrü bey bu gece idam fetvasını eliyle imza etti' dedim. Nitekim o sözüm de çıktı." Mahir Hoca, Topal Osman ve adamlarının başına uyruk icraatlarıyla Ankara'da rahatsızlık meydana getirdiğinden bahisle şunları da söylemiştir:

"Bu çete (Topal Osman ve adamları), şehirde nizam ve intizamı, hem de nizamiye askeri kışlasında askeri disiplini bozacak tavırlar takınmaya başladı. 
Elbette bu gayr-i tabii hâl devam edemezdi. Galiba 'Bir taşla iki kuş vurulsun' diye Ali Şükrü Bey'in izale-i vücut Topal Osman'a havale edildi.

" Mahir Hoca'ya göre böylece hem Ali Şükrü Bey, hem de Topal Osman ortadan kaldırılmıştı. Bir ölçüde doğruydu bu tespit ama aynı zamanda 
Yahya Kahya Cinayeti'nin arkasındaki giz perdesini aralayabilecek iki isim berhava edilmiş oluyordu.

Topal Osman'ın teslim olmak yerine adamlarıyla birlikte ölümüne direniş göstermesi bir tuzağa düşürüldüğü kanısı uyandırıyor insanda. Kanımca 
Topal Osman içinden sağ çıkamayacağı bir kapana kısıldığının farkındaydı. Güya Topal Osman, "Gazi'yi ortadan kaldıracaklar, vurun aslanlarım" diyerek adamlarını çatışmaya sevk etmişti. Bu yüzden ölümüne çatışmışlardı. 

O gün Papazın Bağı'nda gerçekte nelerin yaşandığını tam olarak bilmiyoruz. 
Tekçe'nin işi, Topal Osman'ın kafasını vücudundan ayırmaya kadar götürmesindeki saikler de merak konusu.

Öte yandan Mustafa Kaptan'ın askeri rütbe verilmiş bir milis olmasına rağmen sivil hapishane yerine askeri cezaevine gönderilmesi de dikkat çekici bulunmuştur. 
Hatta bir kısım mebuslar, bu rütbe verme ve askeri cezaevi işini de şiddetle eleştirmişlerdi. Cumhuriyetin ilanına az bir vakit kalmıştı ve Ankara'da tuhaf 
işler oluyordu.

YARIN: Menderes'i Devirmek isteyen cuntacıların kışkırtma sloganı: 
" Nerede Enver'ler, nerede Niyazi'ler, ne Güne duruyorsunuz!"


http://www.yenisafak.com.tr/diziler/ataturk-muhalifini-bogarak-oldurduler-352623

***