biyoterörizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
biyoterörizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Mayıs 2020 Pazar

BİOTERÖRİZM

BİOTERÖRİZM




Togayhan Kutluk* 
Bahar Gürkaya Kutluk** 
Nurcan Kapucu***
* Kocaeli Üniversitesi, Kimya Mühendisliği Bölümü, 41380 Kocaeli, Türkiye; Alternatif Yakıtlar Araştırma Geliştirme Merkezi, Kocaeli Üniversitesi, 41040 Kocaeli, Türkiye.
togayhan.kutluk@kocaeli.edu.tr
** Kocaeli Üniversitesi, Kimya Mühendisliği Bölümü, 41380 Kocaeli, Türkiye, bgurkaya@gmail.com

*** Kocaeli Üniversitesi, Kimya Mühendisliği Bölümü, 41380 Kocaeli, Türkiye; Alternatif Yakıtlar Araştırma Geliştirme Merkezi, Kocaeli Üniversitesi, 41040 Kocaeli, Türkiye, nurcan.kapucu@kocaeli.edu.tr

Özet

Son yıllarda silahlanma faaliyetlerindeki en önemli gelişme, kitle imha silahları olarak tanımlanan ve geniş insan kitlelerini öldürmeyi hedefleyen nükleer, kimyasal ve biyolojik silahlardır [1]. 

Biyolojik silahların, kolay ve ucuz elde edilmeleri, etkilerinin kalıcı ve giderek sinsice artması gibi özelliklerinden dolayı diğer kitle imha silahlarının yanı sıra daha cazip hale gelmektedir [2]. Biyolojik silahlar, yeryüzündeki canlı organizmalara en büyük zararı veren kitle imha aracıdırlar. Kimyasal silahlar,
tüm şiddet ve etkilerine karşın dağılmaları halinde ya da önlem alma durumunda daha az öldürücü etkiye sahiptirler. Fakat biyolojik silah olarak kullanılan bakterilerin, virüslerin ya da mantarların az bir miktarı kolayca yayılarak geniş kitleler için öldürücü etkiler yaratabilir. 

Biyoterörizm; hava, su, yiyecek ve çeşitli dağıtım sistemleri aracılığıyla biyolojik ajanların çevreye yayılması, kasıtlı olarak etki etmesi ve istenen kitlenin zarar görmesinin sağlanmasıdır. 

İyi bir biyoterörizm ajanı; ucuz ve üretimi kolay ve çok miktarlarda üretilebilmeli, öldürücü etkisi ve buluşıcılığı yüksek olmalı, çevre koşullarına dirençli olmalı, hava, su ve gıda yolu ile kolay yayılabilmeli, bununla birlikte depolaması kolay olmalıdır [3]. Biyolojik silahların kullanımı M.Ö. 300 yıllarına dayanmaktadır. 

Bu yıllarda Asurlular ve Yunanlılar düşmanlarını hasta etmek ve etkisiz bırakmak için içme sularına hayvan ölülerini atmışlardır. Biyolojik saldırıların günümüzde bir çok örneği bulunmaktadır ve ciddiyetini korumaktadır [1,3]. Biyolojik silahlar insanlara, hayvanlara, bitkilere ve biyolojik teçhizatlara karşı kullanılabilir. İnsanlığa karşı kullanılan biyolojik silahların başlıcaları bakteriler, virüsler ve mantarlardır[4].Tablo 1’de literatürde belirtilen önemli biyolojik ajanlar,
bulaşma yolları ve neden olduğu hastalıklar görülmektedir.


Tablo 1. Önemli biyolojik ajanlar, bulaşma yolları ve neden olduğu hastalıklar[5].

Tablo 1’den de görüldüğü gibi olası bir biyolojik saldırıda biyolojik ajanlar vucuda
çeşitli yollardan (solunum sistemi, sindirim sistemi, deri, göz) girerler. Biyolojik
silahların kullanılmasını önleyecek ya da kullanılması halinde etkisiz hale
getirebilecek pratik olarak kesin bir önlem yoktur. Bioterörizim amacıyla kullanılan silahların üretilmesi, depolanması ve kullanılması oldukça ucuz olmasına rağmen, korunma, tedavi yöntemleri oldukça pahalı ve zordur. Bioterörizm sonrasında etkilerini en aza indirmek için, eğitilmiş personele, kaliteli ve etkili koruyucu malzemelere, tespit ve teşhis araç gereçlerine ve çabuk organize olabilecek krizi iyi yönetebilecek birimlere ihtiyaç duyulmaktadır. Olası bir biyo saldırıda, korunmak için bireysel ve genel tedbirler alınmalıdır [6]. 

   Alınabilecek bireysel tedbirler; kişisel koruyucu ekipmanların kullanılması (maske gibi), kullanılacak her türlü malzemenin sterilizasyonunun yapılması, vucudun her bölümünün temiz tutulması ve yıkanması gibi sıralanabilir.

   Alınacak genel tedbirler; öncelikle yurdun genelinde aşı, serum, ilaç, hastane, doktor ve sağlık personeli yeterliliği, önceden sağlanması planlanan aşıların devamlı yapılması ve olası bir tehdite karşı sıhhı tedbirlerin alınması gibi özetlenebilir.

Biyolojik Silahlar Sözleşmesi 26 Mart 1972 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 
Bu sözleşme bir çok ülke tarafından imzalanmıştır. Türkiye ise 6 Ağustos 1974 tarihinde imzalamıştır.

Birleşmiş Milletler ve Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlemelerine göre 43 milyondan fazla mikroorganizma türü insanlığa karşı biyolojik ajan olarak kullanılabilir.

Bunlardan en önemlileri şarbon, veba ve çiçektir. Biyolojik silahlar gelişmiş ülkelerin yanı sıra terörizme destek veren ülkeler arasında diğer ülkelere gövde gösterisi olarak ne yazık ki halen üretilmekte, depolanmakta ve kullanılmaya hazır halde bekletilmektedirler.

Kaynaklar;

1.Kumcu R., “Nükleer ve Kimyasal Saldırılarda Savunma Teknikleri” NBC Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı.
2.Özkaya S.,”Biyolojik Silahlar ve Savaşlarda kullanımı”Yüksek Lisans Tezi Ege
Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı İzmir, 2010.
3.Özkan A.,T., Aksoy Ç.,Ü., “Biyolojik Silah Olarak Parazitler Ajanlar” Türk Hijyen ve Deneysel Biyoloji Dergisi, 2006, Cilt 63, No 1,2,3 S : 79 – 84
4. Raber E, Carlsen T, Folks K, et al. How clean is clean enough? Recent
developments in response to threats posed by chemical and biological warfare agents. Int J Environ Health Res 2004;14:31-41.
5.Azap A.,” Biyoterörizm, Biyolojik ve Kimyasal Terörizmde Hastanelerde Emniyet ve Dekontaminasyon 4. Ulusal Sterilizasyon Dezenfeksiyon Kongresi – 2005
6. Hawley R.,J., Eitzen E.,J., “Protection against biological warfare agents”
Disinfection, Sterilization, and Preservation. 5th ed. Philadelphia: Lippincott
Williams&Wilkins, 2001:1161-7.

***