Batı Emperyalizmi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Batı Emperyalizmi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mayıs 2017 Pazartesi

Mehmet Âkif ve Batı Emperyalizmi

Mehmet Âkif ve Batı Emperyalizmi 


*Nazım Elmas 
*Doç. Dr. Giresun Üniversitesi Eğitim Fakültesi 


Özet 

İnsanlar tarih boyunca çeşitli vesilelerle acılar yaşamışlardır. Her çağın zulmü kullanılan ve rağbet edilen araç ve gereçlere göre değişmektedir. 
Teknolojik gelişmeler bir yandan insanların işlerini kolaylaştırırken diğer yandan ölümlerini de artırmaktadır. Bazı ülkelerin yayılmacı politikaları ve menfaatleri 
için her türlü yolu denemeleri emperyalizmi gündeme getirmiştir. Bu tür niyetlere direnmede ve insanları uyandırmada sanatçılara büyük görevler düşmektedir. 
Şairlerin de milletlerini uyandırması, sömürüye karşı direnişe davet etmesi söz konusudur. Bugün sömürüden ve işgalden kurtulan, emperyalizme direnen 
ülkelerdeki insanların uyanışına şairlerin katkısı olduğu unutulmamalıdır. Türk edebiyatında da şair Mehmet Akif, emperyalizme karşı milletin uyanmasına katkı yapmıştır. Emperyalizmin türlü propaganda vasıtaları ile insanlığı etkilediğini ve ezdiğini, kendi halkına ve dünya Müslümanlarına anlatmıştır. 
Anahtar kelimeler: Şair, Halk, Uyanış, Emperyalizm. 


Giriş 

İnsanlık tarihi çatışma, çekişme ve mücadelelerle doludur. Her dönemde taraflar fikirlerinin ve davalarının galip gelmesi için türlü vasıtalar kullanmışlardır. 
Bu eylemlerin her kademesinde insanları etkilemek, onları belli bir yola yönlendirmek için gayret gösterilmiştir. Kimi zaman kısa yoldan sonuca gitmek kimi zaman daha uzun sürede hedeflere ulaşmak amaçlan-mıştır. Taraftarlarının gelecek tehlikelere hazır olmalarını sağlamak da bu 
alanda yapılan çalışmalar arasında sayılmaktadır. Tüm bu çalışmalarda amaç çok sayıda insana ulaşmak, onların varlıklarını sürdürmelerine uygun 
ortam hazırlamak, onları bir davaya inandırmak, bir mücadeleye katkı yapmalarını sağlamaktır. 

Sorumluluk mevkiindeki kişiler geride kalan zamanlarda hep bu yolu denemişler, bu gayeye yönelik faaliyetlerde bulunmuşlardır. Sanat adamları çoğu zaman sanatını insanlığın geleceği için katkı yapmaya adamıştır. Sanatçı ilgi alanına giren konularda insanlarla en etkili iletişimi kurmaya çalışmışlardır. Sanatçının iletişimdeki etkisi kimi zaman otorite sahiplerini tedirgin etmiş, hâkimiyetlerinin bekası adına sanatçıların sesini kısmayı hatta kesmeyi düşünmüşlerdir. İletişimde sanatın büyülü etkisi, her devirde gündemde olmuştur. 

Dünyadaki insanca yaşama gayretlerine sanatçıların katkısı bilinmektedir. Yaklaşan tehlikelere karşı toplumu uyarma sorumluluğunu içinde duyan sanatçı her fırsatta yanlışlıklara karşı direnmiş, bu uğurda bedel ödeyerek tarihteki yerini almıştır. Güzel sanatlar içinde musiki ve edebiyatın kitleleri etkilemede ve uyarmada bu amaçla kullanıldığı dikkati çeker. Bu çalışmamızda bir şair olarak Mehmet Âkif’in emperyalizm karşısındaki tutumunu değerlendirmeye çalışacağız. Zulme, haksızlığa, adaletsizliğe, sömürüye kaşı olmada sanatın ve sanatçının gücünü yakından tanıma fırsatı bulacağız. 

Sanayi inkılabını gerçekleştiren batı hâkimiyet alanını genişletmeye yeni hammadde kaynakları bulma peşindedir. Diğer devletler aleyhine genişleme, 
onları siyasi ve ekonomik anlamda egemenliği altına almak amacıyla yayılmacı politikalar izleme anlamına gelen emperyalizmin en azgın yılları Osmanlının gerileme dönemlerine rastlamaktadır. Osmanlının zengin hammadde kaynakları son dönemde emperyalizmin iştahını artırmıştır. 

Bu ülkelerin ürettiği malların pazar imkânı da Osmanlıya yönelişi gerekli kılmıştır. 

Osmanlı Devletinin yükselme, duraklama ve gerileme devirleri sonrası artık yıkılmaya başladığı “hasta adam” döneminde kurtuluş için her alanda 
fedakârlık yapacak insanlara ihtiyaç olmuştur. İçinde memleket sevdası taşıyan duyarlı sanat erbabı, mevcut durumda gerekeni yapmışlardır. 
Geniş alanda hâkimiyet kurmuş Osmanlının gül devri geride kalmıştır. Memlekette var olmak mücadelesi gündemdedir. Herkes gibi sanatçılar da 
bu şartlarda ne yapmaları gerekiyorsa onu kaleme almışlardır. 

Osmanlının emperyalizmle mücadelesinin şiddetle devam ettiği zamanlarda Mehmet Âkif de şiirlerini yazmaktadır. Balkan Savaşları gündemdedir. 
Batı ülkeleri balkanlardaki maşa ülkelerle Osmanlıyı yıkmaya çalışmaktadırlar. Çevreden kuşatmak için Balkanlar en iyi kapı sayılmaktadır. 
Balkanlardaki işbirlikçi unsurlar Sırp, Bulgar, Yunan, Karadağlı, tüm şımartılmış halleriyle Mehmet Âkif’in de hedefindedir. O topluluklar, sömürgeci 
efendilerinin namına Osmanlıya ihanet etmişler, yıllardır birlikte yaşadığı insanlara beklenmedik kalleşliği yapmışlardır. Safahatta bu ihanet 
şöyle dile getirilir: 

“Karadağ haydudu Sırp eşşeği Bulgar yılanı, 
Sonra Yunan iti, çepçevre kuşatsın vatanı… 
Tarumar eyleyiversin de bütün ordumuzu; 
Bizi kovsun elimizden alarak yurdumuzu “…1 

Sanatçının görevi hem uyarmak hem de yanlışlara karşı direnmektir. Şairin sözü gün gelir kurşun olur hedefi vurur. Bir mısra Binlerce yüreğe 
bir kıvılcım çakar dağlar aşılır, yollar geçilir. 

Batı sömürgecilerinin Osmanlıyı çökertmek adına sınır bölgelerinde yaptığı oyunların maşası Bulgarlar olmuştur. Âkif Balkanları gerçekte kimin 
karıştırdığını biliyor cepheye gönderilen askere bunu hatırlatıyordu Cenk Şarkısı Balkan savaşlarında güçlüye karşı haklının yanında yer alan 
bir tezi de anlatır. 

“Yükselerek kuş gibi Balkanlara, 
Öyle satır at ki kuduz Bulgar’a: 
Bir daha Osmanlı’ya güç sırtara! 
Git de gel evlâdım… Uğurlar ola”2 

Balkan savaşlarının sebep olduğu göçler ve yaşanan acılar uzun yıllar hafızalardan silinmemiştir. Bu acı sadece Âkif’ değil dönemin sanat erbabını 
derinden etkilemiştir. Osmanlıyı yok etmek isteyen güçler hiç insaf etmeden emellerine yürümektedirler. Her bölgeden müdafaa haberleri geliyor 
ancak şartlar denk olmadığı için beklenen başarı elde edilemiyordu. 

Edirne aylar süren direnişin sonunda teslim olur. Yeni bir hüznün kapısı açılır. Ölmek yaşamaktan daha güzel olur o zaman. Emperyalizm adına yaşanan 
vahşet Safahat’a şöyle yansır: 

“Edirne... İşte o İstanbul´un demir kilidi; 
Sefil ayakları altında Bulgar´ın şimdi! 
Muzaffer ordusu hakkıyle intikam alıyor: 
Çoluk, çocuk, kadın, erkek ne bulsa parçalıyor ”3 


Acından ölmeye mahkûm olan zavallıları, 
Sular bıraksa da Bulgar bırakmıyor dışarı! 
Ne kurtulur, ne ölür... Derde bak felâkete bak: 4

Hayat? O hakkı değildir: Ölüm? Ölüm de yasak ! 

Bulgarlar eliyle yapılan zulüm Âkif’ çok etkilemiştir. Yönlendirici ve tahrik eden güç henüz ortaya çıkmamıştır. Efendileri adına alan genişletme ve yerleşme çalışmaları yapılmaktadır. Mehmet Âkif’in Balkan Savaşları yıllarında sık sık Bulgarlardan bahsetmesi yaşanan facianın dehşeti ile orantılıdır. 
Zulmün getirdiği büyük acıdan kurtuluş yoktur. Bulgar olmayı hiç düşünmeyen insan için tek tercih ölmektir. Ölümün daha güzel sayıldığı 
zulüm şöyle anlatılır: 

Beş altı günde otuz bin adam boğazlanıyor! 
Pomakların deşilip süngülerle vicdânı; 
Alınmak isteniyor tâ içinden îmânı! 
Birer birer oluyor ırzı, mâlı, yurdu heder... 
Gidince hepsi elinden: “Ya Bulgar ol, ya geber!”5 


Balkan savaşlarıyla başlayan vahşi emperyalist iştihası Yunan, Sırp ve Karadağlının da katkılarıyla tarihteki yerini alır. Bu denemeden sonra 
istilaya başlama zamanı gelmiştir. Bu istila Çanakkale Savaşlarıyla daha somut, üstelik organize bir şekilde tüm dünyayı etkilemiştir. Hemen ardından 
dünyaya yayılan birinci dünya savaşı o gün için emperyalizmin vardığı son noktadır. 

Bu savaşlarda sadece Osmanlı devleti zarar görmemiş, İngiliz ve Fransızların sömürgelerindeki Müslümanlar da etkilenmişlerdir. 
Afrika’dan ve Asya’dan topladıkları Müslümanları kendi insanlarını korumak için en önde cepheye sürmüşler, her zaman olduğu gibi kendilerini 
tehlikeye atmamışlardır. Müslüman ülkelerden toplanan birçok asker kimi zaman Çanakkale’de olduğu gibi Müslümanlara karşı savaşmış, kimi zaman 
da başkalarının menfaatlerine hizmet etmek zorunda kalmıştır. 

Safahat’ın beşinci bölümü olan Berlin Hatıraları’nda sömürgecilerin dünya genelinde yaptıkları oyunlar Âkif tarafından dile getirilmiştir. 
Emperyalizmin vardığı noktayı Âkif ilk defa bu kadar yakından görmüştür. İslam ülkelerinden toplanıp cephelere sürülen her milletten Müslüman Berlin yakınlarındaki bir esir kampında tel örgüler arkasında tutulmaktadır. Âkif, bu esirlerin durumlarını incelemek üzere Almanya tarafından davet edilen bir heyetin içindedir. Osmanlı –Alman ittifakı hatırına Almanların kamptakilere çok iyi davranmalarına rağmen yine de hürriyet başkadır. Tel örgüler arkasındaki bir hayat en çok Akif’e dokunur. Berlin’deki esir kampında gördüğü manzara emperyalizmin kollarının nerelere kadar uzandığının ispatı olmuştur.. 

Berlin’de yazdığı şiirlerde Mehmet Âkif dünya Müslümanlarının yaşadıklarını, cahilliğini, aldatılmışlığını görmüştür. Müşahedelerinin neticesinde 
sömürgecilerin eliyle cepheye sürülmüş, sonra da esarete düşmüş din kardeşlerinin acısını dile getirmiştir. 

Afrika’da ve Asya’da batılı devletlerin birçok sömürgesi vardır. Normal zamanlarda buraların yer altı ve yer üstü kaynaklarını sömüren bu devletler, 
savaş söz konusu olunca bu sefer canlarına kastetmişlerdir. Kendi insanlarını korumak için önce onların ölmesini planlamışlardır. Her zaman 
bizim yakanın mensupları zulme uğramıştır. Yıllardır ülkeleri sömürülen bu insanların çoğu nereye gittiğini bilmeden kendini cephede bulmuş, ya 
ölmüş ya da zor şartlarda esarete mahkum olmuşlardır.. 

Berlin’deki bir kahvede savaşta ölen çocuğuna ağlayan Alman bir anneye hak verirken Akif bakınız ne diyor: 

Hesaba katmıyorum şimdilik bizim yakada 
Sönen ocakları; lakin zavallı Afrika’da 
Yüz elli bin kadının tütmüyor bugün bacası. 
Ne körpe oğlu denilmiş, ne ihtiyar kocası, 
Tutup tutup getirilmiş Fransız askerine. 
Siperlik etmek için saff-ı harbin önlerine … . 


Tüm sömürgeci güçler bu zulmü birbirlerini alkışlayarak yapmışlardır. Menfaat birliği ortak davaları olmuştur. Hiç bir ilke tanımadan sadece menfaat elde etmek amaçlanmıştır. Bu güce dur demek ise teknik alanda mümkün değildi. Asrın hâkim güçleri yalnız kazanmayı düşünüyor, insanlık gündeme alınmıyordu. Âkif’in kahvede gördüğü masum annenin eli bu kirli işlere bulaşmamıştır. Yavruları için yüreği yanan annelerin eli temizdir. 

Bu zulme ortak olmamıştır. Aynı yerde şöyle anlatılır: 

Keder de söz mü ya? Alkışlıyordu cellâdı, 
Utanmadan koca yirminci asrın evlâdı. 
Evet, şenâ´ate el çırpıyordular hepsi... 
Senin elinde yok ancak bu alkışın levsi.6 


Asya bu paylaşımda İngiliz’e ve Rus’a düşmüştür. Orta Asya’da Ruslar, güneyde İngilizler bir başkasının kanını emmektedirler. O bölgelerden toplanıp 
cepheye sürülmüş sonra da Almanlara esir düşmüş din kardeşlerini görünce Safahat şairi bir kere daha yıkılmış ve emperyalizmi lanetlemiştir. 
Âkif’in deyimiyle bizim yaka o sıralar böylesine hazin bir acıyı yaşamaktadır. Sömürgeci efendisi kanını emdiği insanları kıtlık altında ezmekte böylece önce mal, sonra can efendiye feda edilmektedir. Esir kampında tel örgülerin arkası bunu anlatmaktadır: 

Biraz da geçmeyi ister misin bizim yakaya? 

Al işte bir günü mâtemsiz olmayan Asya! 

Zamân-ı rüşdünü andıkça ağlasın dursun, 

İkiz vesâyeti altında İngiliz´le Rus´un. 

Sülük benizli vasîler ne emdiler kanını, 

Mecâli kalmadı artık çıkardılar canını! 

Zavallı yerliyi kıtlık zaman zaman kemirir 

Bu, kan tükürmeye baksın... O, muttasıl semirir! 

……. 

Damarlarındaki son damlanın gelir sırası... 

Ki saklı durmayacak, ister istemez akacak 

Gidip efendisinin düşmanıyla çarpışarak 7 


Batının bu tutumu asırlar süren bir kanlı kâbus olmuştur. Elde ettiği üstün imkânlarla muhataplarına hiç göz açtırmamıştır. Uyanışı engelleyecek 
her türlü tedbirleri almışlar, kimi zaman yerli işbirlikçilerle yoksul bıraktıkları halkı kontrol altında tutmak istemişlerdir. Kendini yönetemeyen bir ümmetin hali çok acıdır. Bu manzara genel olarak İslam toplumlarında olmaktadır. Âkif’i üzen de budur. Şair bu u şöyle dile getirir: 

Musallat, hiç göz açtırmaz da Garb´ın kanlı kâbûsu, 
Asırlar var ki, İslâm´ın muattal, beyni, bâzûsu. 
“Ne gördün, Şark´ı çok gezdin “ diyorlar: Gördüğüm; Yer yer, 
Harâb iller; serilmiş hânümanlar; başsız ümmetler..8 

Batı emperyalizmi kendi menfaati için hiçbir kutsal değeri ve mekânı kabul etmemektedir. Bunu en yakın örneği Milli Mücadele yıllarında yaşanmış
tır. Bursa’nın işgali üzerine Mehmet Akif en hüzünlü anlarından birini yaşamıştır. 

Bursa’yı işgal eden güçler sadece Yunan askerleri değildir. Onlara o cesareti veren destekçileri, Âkif’in ifadesiyle tümüyle bir batı suçludur. 
İşgal ettikleri her yerde olduğu gibi Bursa’da da camilerin tahrip edilmesi, türbelerin çiğnenmesi, o mekânlarda içki âlemlerinin yapılması, topyekun 
ecdada saygısızlık çıkar için düşülen seviyenin göstergesidir. Bülbül şiirinin yazılmasına sebep olan bu olaylar elbette Bursa ile sınırlı değildir. 
Osmanlı mülkü ve tüm İslam yurtları aynı acıyı sık sık yaşamaktadır. 

Bülbül’ün feryadı şöyledir: 

Tesellîden nasîbim yok, hazân ağlar bahârımda; 
Bugün bir hânümansız serserîyim öz diyârımda! 
Ne hüsrandır ki: Şark´ın ben vefâsız, kansız evlâdı, 
Serâpâ Garb´a çiğnettim de çıktım hâk-i ecdâdı 9 

Emperyalizm bulunduğu yerde kalıcı olarak yaşamak için her türlü tedbiri de alır. Kendine yakın işbirlikçiler bulduğu gibi hakimiyetin sürekliliği için her türlü propagandayı da ihmal etmez. Bu uğurda yapılacak her çalışma haklılığı kabul ettirmeye matuf gayretlerdir. Önemli olan yapılanların doğruluğuna insanları inandırmaktır. Hem sömürmek hem masum sayılmak bu anlayışın bir ürünüdür. Anadolu’yu işgal eden, kendilerini yirminci asrın imtiyazlıları sayan batılıların “Biz Anadolu’ya medeniyet götürüyoruz” diyerek, işgallerini dünya kamuoyuna sunmaları, bu tür bir uyanıklığın sonucudur. Zahmetsiz elde ettikleri servetin büyük bir kısmını reklama harcayan batının, bu tür sözlerinde zulmü gizlemekten, kendini haklı saydırmaktan başka bir niyeti olamaz. Âkif’in zulmü medeniyet diye sunanlara tepkisi bu sebepledir. Safahatta geçen mısralar bu ikiyüzlülüğün maskesini şöyle yırtar: 

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar, 
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var. 
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar, 
‘Medeniyet!’ dediğin tek dişi kalmış canavar? 10 

Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz... 
Medeniyyet denilen kahbe, hakîkat, yüzsüz.11 

Medeniyet denilen maskara mahluku görün: 
Tükürün maskeli vicdanına asrın tükürün 12 

Medeniyet adına yapılan vahşetler insanların uyanmasına vesile olmuştur. Kendilerini masum gösterenler zulüm yaptıkça gerçek yüzlerini belli 
etmişler bu tecrübe de insanlığa çok pahalıya mal olmuştur. Toprağın altı mazlumların ahlarıyla inlemektedir: 

Azıcık kurcala toprakları, seyret ne çıkar; 
Dipçik altında ezilmiş, paralanmış kafalar! 
Bereden rengi hüviyyetleri uçmuş gözler! 
Kim bilir hangi şenaatle oyulmuş gözler! 
Medeniyyet denilen vahşete la’netler eder.13 

Sonuç 

Emperyalizm, Âkif’in en çok mücadele ettiği kavramlar arasındadır. Bu kavram çoğu zaman ilgili ülkeler tarafından gizlenmiş ve başka isimlerle 
insanlığa sunulmuştur. Onların bu kirli oyunlarını milletimize ve tüm mazlumlara anlatan sorumluluk sahibi sanatçılar arasında Mehmet Âkif 
de bulunmaktadır. 

Yirminci asırda Avrupa en acımasız zamanları insanlığa yaşatmıştır. Bu sömürgeciler, istila etmiş, sömürmüş, milyonlarca insanın ölümüne sebep 
olmuş, tüm bunları medeniyet olarak sunma uyanıklığını göstermişlerdir. Özellikle cahil toplumları propagandanın her türlüsü ile kendi emellerine 
alet etmişlerdir. Bunu medeniyet adına yaptıklarını söyleyecek kadar da pişkindirler. 

Âkif bu ikiyüzlülüğe karşı milletini uyandırmanın gayreti içinde olmuştur. Emperyalist ülkelerin her türlü yolu deneyerek kendi menfaatlerini 
sürdürmek amacında olduklarını dile getirmiştir. Balkan savaşları yıllarında, Çanakkale’de, ardından birinci dünya savaşlarının ülkemizde 
ve dünyada emperyalizmin bir oyunu olduğunu ifade etmiştir. Onların bu eylemlerini yaparken, ehl-i salip dayanışması ile yirminci asrın menfaat 
grupları halinde, kimi zaman medeniyet maskesi sahtekârlığı altında hareket ettiklerini eserlerinde işlemiştir. 

Safahattaki şiirler, sadece Anadolu ve Balkanlardaki emperyalist emelleri değil, yeryüzü coğrafyasında ezilen tüm insanların feryadını dile getirmiştir. 
Âkif’in, Müslümanların yaşadığı kıtalara yayılan okuyucu ilgisinde sessiz yığınların sesi olma özelliğini unutmamalıdır. 


DİPNOTLAR;

1 Safahat, Hakkın Sesleri, s.191-192 (Mehmet Akif Ersoy, Safahat; Hazırlayan: M. Ertuğrul Düzdağ, Çağrı Yayınları, Üçüncü Baskı, İstanbul 2006. Makaledeki 
şiirler bu kaynaktan alınmıştır.) 
2 Safahat, Safahat Dışında Kalmış Şiirler, s.556 
3 Safahat, Fatih Kürsüsünde, s.269 
4 Safahat, Fatih Kürsüsünde s.270 
5 Safahat, Fatih Kürsüsünde s. 270 
6 Safahat, Berlin Hatıraları s. 313. Akif Alman anneye farklı bir merhametle bakar. Almanlar’a karşı tutumu da kalkınmışlık adına olumludur. 
Yeri geldiğinde gençlerin Berlin’e giderek ilim tahsil etmelerini öğütleyecek kadar tarafsız davranabilmektedir. 
Çalışanlara her zaman hakkını teslim eder. Şu mısralar da Berlin Hatıralarında geçmektedir: 

Nüfûsunuz iki kat arttı, ilminiz on kat;
Uçurdunuz yürüyen fenne taktınız da kanat. 
…. 

Terakkıyâtınız artık yetişti bir yere ki: 
Ma´ârif oldu umumun gıdâ-yı müştereki. 
Havâssınız yazıyorken avâmınız okudu, 
Yazanların da okutmaktı, çünkü maksûdu. S. 314 

7 Safahat, Berlin Hatıraları s. 311-312 
8 Safahat, Gölgeler s. 339 
9 Safahat, Gölgeler s.457 
10 Safahat, Safahat Dışında Kalmış Şiirler, s.507 
11 Safahat, Asım, s. 410 
12 Safahat, Hakkın Sesleri, s.188 
13 Safahat, Hakkın Sesleri, s.187 

***