Dr. Nejat TARAKÇI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dr. Nejat TARAKÇI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Aralık 2018 Pazartesi

ÇİN İN YENİ DENİZ STRATEJİSİ

ÇİN İN YENİ DENİZ STRATEJİSİ



Dr. Nejat TARAKÇI* 
* Jeopolitikçi ve Stratejist, ntarakci@gmail.com 



Çin’in  Yeni Deniz Stratejisi,

Uzakdoğu’da Çin ile ABD ve müttefikleri arasındaki çatışma potansiyeli artıyor. Çin İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD’nin bölgede kurduğu askeri çemberi kırmayı hedefliyor. 
Bu bağlamda deniz kuvvetleri dengesi öne çıkıyor. Çin’in geçen sene sonunda yayınlanan Askeri Stratejik Belgesinde öncelikle Amerikan deniz gücü hedef alınırken Tayvan dâhil çevredeki petrol potansiyeli olan ada, adacık ve kayalıklar üzerindeki Çin ulusal çıkarlarının kararlılıkla korunacağı belirtilmişti. Tayvan’da bu yılbaşında yapılan seçimlerde bağımsızlık ve Amerikan yanlısı bir iktidarın iş başına gelmesi, Çin’in bölgedeki güç hesaplarını ve stratejisini önemli oranda değiştirecektir.

5 Nisan 2016’da 8 bin kişilik Amerikan ve Filipin askeri birliği Çin’in kendine çok güvendiği Güney Çin Denizi’nde yıllık tatbikata başladı. ABD Savunma Bakanı Ashton Carter bu tatbikatı izleyen ilk savunma bakanı olacak. Diğer taraftan ABD başkan adayı Trump, Japonya ve Güney Kore’yi kendi nükleer silahlarını 
geliştirmesi için teşvik edeceğini açıkladı. Bu söylem BM’den tepki gördü, çünkü NPT Anlaşmasına göre BM Güvenlik Konseyi üyesi dışındaki ülkelerin nükleer silaha sahip olması yasak. Ancak NPT’ye aykırı olarak İsrail, Hindistan, Pakistan ve Kuzey Kore nükleer silahlara sahip. 
Kuzey Kore hariç diğer ülkelerin bu silahlara sahip olmasının ABD tarafından cesaretlendirildiği de bilinen bir gerçek. Diğer taraftan Trump Amerikan 
üslerinin giderlerine katkı sağlamayan müttefik ülkelerdeki askerlerini çekeceğini açıkladı. 
Bu söylem ABD’nin küresel askeri stratejisine çok ters gözüküyor. Ancak mali açıdan bir baskı unsuru olarak söylendiği, çok açık. 
Çünkü ABD’nin ulusal çıkarları meydanı Rusya, Çin ve bölgesel güçlere terk edemeyecek kadar büyük.1 
Çin’in Denizci Strateji Reformları2 
Çin’in 13 ncü beş yıllık kalkınma planı yayınlandı. Bu planda Çin Denizci Stratejisi (maritime strategy) en üst seviyede güçlendirecektir ibaresi 
yer almaktadır. Klasik denizci strateji tarifi ülkelerin ulusal çıkarlarına imkân ve kabiliyetlerine göre değişmektedir. Bu ibareden Çinli politika yapıcıların 
denizci strateji ile ne kastettikleri önem arz etmektedir. Çin’in denize yönelik politikaları son zamanlarda çok sorgulanan hususların başında gelmektedir. Ancak yukarıdaki temel sorunun cevabı tam olarak ortaya konmamıştır. 

ABD’nin hali hazır Denizci Stratejisi, denize yönelik hizmetlerin barış ve savaş zamanında milli hedefleri ele geçirmek için (sahil güvenlik, deniz piyade) kurulması, organizasyonu için rehber prensipleri içermektedir. Çin ise konuya tamamen sivil bir kavram içinde yaklaşmaktadır. Diğer ülkelerin okyanus politikasına benzer bir durum mevcuttur. Denizden ve kıyılardan azami şekilde faydalanmayı amaç edinmektedir. Bu deyim, Çin literatüründeki uygulamaya bakıldığında değişebilir birbirinin yerine geçebilen bir anlam ifade etmektedir. 2012’den önce Denizci Gelişme Stratejisi (Maritime Development Strategy) olarak kullanıldı. 2012 sonlarından itibaren Denizci Güç Stratejisi (Maritime Power Strategy) oldu. 

Sonunda Denizci Güç (maritime power) haline geldi. Denizci Güç, genelde okyanus olanaklarına ulaşma, okyanuslardan faydalanma, okyanusları 
koruma ve okyanusları kontrol etme şeklinde; devletin amaçlarına yönelik bir deniz gücünü ifade etmektedir. 

Çin’in Denizci Strateji Uygulamaları Zararsız bir tanımlama olarak gözükmesine rağmen, Çin’in Denizci Stratejisi, okyanusların ekonomik açıdan kazanç için kullanılmasından daha fazla bir anlam içermektedir. Çin’in Denizci Stratejisi aynı zamanda Çin’in deniz alanlarındaki anlaşmazlıkların çözülmesi ve savunulması ile de ilgilidir. Çinliler bunu deniz alaka ve menfaatlerinin korunması olarak ifade etmektedirler. Bu bağlamda ekonomi sadece ekonomi demek değildir. Çinli politikacılar, tartışmalı deniz alanlarındaki hedef ve hakların korunması için balıkçılık, petrol ve gaz araştırmalarını aktif olarak cesaretlendiriyorlar. 

Çin’in Denizci Stratejisinde deniz hukuku uygulamaları anahtar rol oynuyor. Diğer kıyı devletlerinin sahil güvenlik kuvvetleri gibi, Çin’in jandarma kuvvetleri deniz hâkimiyet alanının kullanılmasının düzenlenmesine yardımcı oluyor. 
Ancak herkesin bildiği gibi Çin’in sahil güvenlik teşkilatı aynı zamanda Çin iddialarının kabul ettirilmesinde ön sırada yer alıyor. Duruma bağlı olarak Çin’in deniz hukuku uygulama kuvvetleri tartışmalı bölgelerde Çin’in otoritesini göstermek, istihbarat toplamak için seyir yapmaktadır. 
Bu çeşit harekât haftalık periyodlarla Senkaku Adaları civarında yapılmaktadır. Daha fazla tırmandırıcı bir tabiatta, Çin sahil güvenliği Çinlilerin hak iddia ettiği 
sularda zorlayıcı tatbikatlar yapmaktadır. Bu uygulama sıklıkla yabancı denizcileri onlara çarpma tehdidi ve bir dizi öldürücü olmayan silahlarla korkutma taktikleri ile taciz şeklinde yapılmaktadır. 

Çin’in Denizci Stratejisi aynı zamanda deniz hukuku uygulama kuvvetlerine Çin’in iddialarının sivillere karşı da sürdürülmesi talimatını vermektedir. 
2014 yılında Vietnam’a ait HD-981 numaralı petrol arama platformuna müdahale edilmesi buna klasik örnektir. Karakteristik nitelikteki son olay Endonezya’nın yetki alanında meydana gelmiştir. Olay Endonezya’ya ait Natuna Adası civarında avlanan Çin’e ait 300 tonluk bir balıkçı gemisine 19 Mart 2016’da Endonezya Balıkçılık Bakanlığı’na bağlı bir karakol gemisinin el koyması ve 8 mürettebatı Endonezya’nın Münhasır Ekonomik Bölgesi içinde balık tutmak gerekçesiyle tutuklaması ile başlamıştır. Çin balıkçı gemisi çekilerek üsse götürülürken bir Çin sahil güvenlik gemisi yetişmiş, Endonezya karasularına girmeden kuvvet kullanarak gemiyi durdurmuştur. 


Karakol gemisi daha önce üsten deniz kuvveti yardımı istediğinden Endonezya Deniz Kuvvetlerine bağlı bir bot da hemen olay yerine gelmiştir. 

<  Çin, güneye doğru uzun menzilli balıkçılığı sahil güvenlik botları ile destekleyerek hem aktif hem de dinamik bir strateji uygulamaktadır. >

Aşağı yukarı aynı zamanda ikinci bir Çin Sahil Güvenlik Gemisi de olay yerine intikal etmiştir. Olayı daha fazla tırmandırmamak için Çin balıkçı gemisinde bulunan Endonezyalı subaylar Çin balıkçı gemisini bırakmaya ve üsse dönmeye karar vermişlerdir. Hemen sonra Çin sahil güvenlik botu Çin balıkçı gemisine el koyarak Endonezya sularından uzaklaştırmıştır. Bölgeye gelen Endonezya donanmasına ait bot Çin balıkçı gemisinin karasularından çıkmasına kadar refakat etmiştir. 

Olayı takiben Endonezya Balıkçılık Bakanı, Jakarta’daki Çin Büyükelçisini makamına çağırarak olayı sert biçimde protesto etmiştir. Çin balıkçı 
gemisi personeli halen Endonezya’da tutukludurlar. 
Bütün dikkat şimdi sekiz tutuklu balıkçının nasıl serbest kalacağına odaklanmış tır. Bu olay Çin’in balıkçı gemilerini kullanarak Güney Çin Denizi’ne (GÇD) yeniden sahip olmaya çalıştığı şeklinde değerlendirilebilir. Ancak çok daha önemli olan balıkçı gemileri ile Çin sahil güvenlik teşkilatı arasındaki yakın koordinasyon ve işbirliğidir. 

Bu işbirliği Çin balıkçı gemilerini tartışmalı sularda avlanmak için cesaretlendirmektedir. Bu bağlamda Çin’in hedefi Endonezya ile çakışan 
200 deniz millik Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) deki Natuna adaları civarındaki deniz alanına sahip olmaktır. Halkın protesto etmesi sonrasında, Endonezya Hükümeti Natuna Adası bölgesindeki deniz savunmasını ve deniz hukuku uygulamalarını acilen güçlendirmeye söz verdi. 
Çin tarafından tahkim edilen ve askerileştirilen Spratly Adaları, Çin’in daha büyük deniz alanlarını kontrol hedefi için bir adımdı. Natuna Adaları civarındaki son olay ise bunun devamıdır. Bu bağlamda Çin, güneye doğru uzun menzilli balıkçılığı sahil güvenlik botları ile destekleyerek hem aktif hem de dinamik bir strateji uygulamaktadır.3 

Çin’in Denizci Strateji Reformları.

Çin Sahil Güvenlik teşkilatı iki temel fonksiyona sahiptir. Birincisi, Çinli balıkçıların yabancı müdahele olmaksızın avlanmalarını sağlamak, ikincisi Çin karasuları ve MEB’in güvenliği için destek vermektir. Çin’in Denizci Stratejisi onun kurumsal temellerini dikkate almadan anlaşılamaz. 
Yıllarca bu konu hükümetin değişik bakanlıklarına dağılmış bir haldeydi. Bugün Toprak ve Kaynaklar Bakanlığına bağlı ve 2013’te kurulan Devlet Okyanus İdaresi’nde (State Oceanic Administration) toplanmış bulunmaktadır. Çinli politika yapıcılar denizci strateji uygulamak ve gayretlerin en iyi şekilde birleştirilmesi için büyük reformlar başlattılar. Mart 2013’te Milli Halk Kongresi, devletin Denizci Stratejisinin formüle edilmesinden sorumlu olacak Devlet Okyanus Komisyonunun (DOK) kurulmasını onayladı. Aynı yasada DOK’a ülkenin deniz hukuku uygulama kuvvetlerinin kontrol ve sorumluluğu da verildi. 

Bu Çin Sahil Güvenlik Teşkilatının DOK’un emrine girmesi demekti. DOK Başkanı bu adımı denizci stratejinin gelişmesi ve güçlü bir ülke olma rüyasının gerçekleşmesi yönünde önemli bir reform olarak nitelendirdi. Yeni ve güçlendirilmiş DOK, 2013 ortalarında 14 daire olarak göreve başladı. 
Bu dairelerin içinde Stratejik ve Ekonomik Planlama dairesi önem arzetmektedir. Bu dairenin en önemli görevlerinden biri DOK’un günlük olarak performans değerlendirmesini yapmaktadır. Bu dairenin dört şubesinden biri Denizci Strateji Şubesidir. Çin Sahil Güvenliği dışında, DOK’a bağlı diğer teşkilatlar da Çin’in Denizci Stratejisinin uygulanmasından ve korunmasından sorumludurlar. Bunlardan en az bilineni Tianjin’de bulunan Milli Deniz Veri ve Bilgi Servisi’dir (National Marine Data and Information Service) . Bu teşkilatın diğer sorumlulukları arasında, Çinli karar vericilere ve Sahil Güvenlik teşkilatına istihbarat desteği sağlamak gelmektedir. 

Bu birim tartışmalı alanlardaki kıyı faaliyetlerini izlemede DOK’un sinir merkezi gibi çalışmaktadır. NMDIS ayrıca açık kaynaklardan istihbarat toplama 
ve bunları analiz görevini de icra etmektedir. 

Sonuç ve Değerlendirmeler 

Sonuç olarak Çin’in bu beş yıllık planının denizci stratejiyi baştan aşağı dizayn ettiğini söylemek mümkündür. DOK’un çıkardığı bir gazetede Çin’in deniz gücü stratejisini baştan aşağıya dizayn eden 2013 reformu önemli bir değişim olarak belirtilmektedir. Planın 41. bölümünün başlığı “Mavi Ekonomi Alanının Genişletilmesi”dir ( Expanding Space for he Blue Economy). Bu bölüm her biri Çin’in Denizci Stratejisinin önemli bir unsuru olan üç ana alt başlık içermektedir: 

• Deniz ekonomisi inşası (yaratılması) 
• Deniz çevresinin korunması 
• Deniz alaka ve menfaatlerin korunması 

Bu zamana kadar Çin yönetiminin tartışmalı deniz alanları hakkındaki sorunu, Çin hukukunun kimin neyi yapacağını açıkça belirtmemiş olmasıydı. 
Ayrıca Çinli sahil muhafızlarının Çin’in haklarını korumak için ihlalleri nasıl cezalandıracakları da açık olarak tanımlanmamıştı. Bu nedenle, 2013 reformunun tamamlanabilmesi için temel denizcilik yasasına ihtiyaç var. Bu reformla paralel olarak Çin’in iç hukukun da değiştirilerek kaotik duruma son verilmesi gerekiyor. Bu yasanın 13. beş yıllık plan dönemi( 2106-2020) içinde çıkarılması bekleniyor. DOK taslak üzerinde çalışıyor. Kanun yayınlandığında Çin’in baştan aşağı değişen Denizci Stratejisi tam anlamıyla bitmiş olacaktır. 4 

Denizci Stratejinin ABD İlişkilerine Etkisi Çin’in, Batı’nın bin yılda oluşturduğu Denizci Stratejisi ile başa çıkmak için kendi Denizci Stratejisini baştan aşağı değiştirmesi Pasifik’teki ABD - Çin rekabetinin soyuttan somuta geçtiğini göstermektedir. 

<  ABD Savunma Bakanı Ash Carter, Çin’i ABD’nin Rusya’dan sonra ikinci sırada tehdit ülke ilan etti. Terörizm yani IŞİD ise Kuzey Kore ve İran’dan sonra beşinci sırada yer alıyor. >

Çin, Sovyetlerin dağılması sonrası, dünya deniz gücü dengesinin bozulması ve ABD’nin tek hâkim duruma gelmesi sonrasında, ABD ile bölgedeki çekişmeden zarara uğramadan çıkmasının ve kendi ulusal çıkarlarından taviz vermeden ayakta kalmasının deniz gücüne bağlı olduğunu anladı. 
Bu bilinçle 2001’de Varyag’ı satın alarak proto tip bir uçak gemisi ile işe başladı. Çin son beş yılda ABD’nin bölgedeki ortaklarını da dikkate alarak deniz kuvvetlerinde büyük bir atılım yaptı. Artık bir okyanus donanması kabiliyetine sahip olduğu söylenebilir. Bu bağlamda deniz gücü kuvvet kullanım doktrinini savunmadan açık denizlere doğru ve daha saldırgan bir stratejiye oturtmuş bulunuyor. 

Bölgedeki bu durum ABD Savunma Bakanı Ash Carter’in 7 Nisan 2016’da yaptığı konuşmada Çin’i ABD’nin Rusya’dan sonra ikinci sırada tehdit ülke olarak ilan etmesi ile tescillenmiştir. Terörizm yani IŞİD ise Kuzey Kore ve İran’dan sonra beşinci sırada yer almaktadır. ABD’nin en büyük korkusu ise Rusya- Çin stratejik ortaklığı olacaktır.5 

Özetle Çin tarruzi hale getirdiği Askeri Deniz Stratejisini (naval strategy), 2013’den bu yana dizayn etmeye başladığı ve bu yıl uygulamaya 
konulan yeni Denizci Stratejisi ( maritime strategy) ile bütünleştirmeyi başarmıştır. Tayvan seçimlerini bağımsızlık yanlılarının kazanması 
sonrasında Çin’in Güney Çin Denizi ve Münhasır Ekonomik Bölgesindeki tartışmalı alanlarda kuvvet kullanımının artacağı söylenebilir. 21. YÜZYIL 

Dr. Nejat Tarakçı 
21. YÜZYIL Nisan’16 • Sayı: 88 


DİPNOTLAR;

1 AEI’s Rundown AEIFDP@aei.org 4 April 2016 
2 Ryan D. Martinson, Maritime Strategy With Chinese Characteristics? 25 March 2016 
3 By Ristian Atriandi Supriyanto Breaking the Silence: Indonesia Vs. China in the Natuna Islands March 23, 2016 
   http://thediplomat.com/2016/03/breaking-the-silence-indonesia-vs-china-in-the-natuna-islands/ 
4 Ryan D. Martinson, Maritime Strategy With Chinese Characteristics? March 25 2016 
5 Matt Agorist, The US Just Declared Russia a Greater Threat than ISIS — Paving the Way for Deadly Perpetual War 7 April 2016 


***

23 Ekim 2018 Salı

ABD’nin Yeni Irak Stratejisi: Jeostratejik Zorunluluk

ABD’nin Yeni Irak Stratejisi: Jeostratejik Zorunluluk

Dr. Nejat TARAKÇI, 
Jeopolitikçi ve Stratejist
Yayın Tarihi : 
5.2.2007

1. Giriş

ABD’nin yeni Irak stratejisi 11 Ocak 2007’de açıklandı. Baker raporuna rağmen taarruzi askeri stratejiye devam kararı alındı. Irak harekatının başlangıcından bu yana yaklaşık dört yıl geçmesine rağmen ABD, politik ve ekonomik hedeflerine ulaşamadı. Bu makalede dört yıllık başarısızlığın ve zorunlu yeni stratejinin nedenleri tartışılacaktır.

2. Jeostratejik Kontrol

İşgal planının öngürülen (18 ay) sürede bitirilememesi ve direnişin giderek artması ve genişlemesi nedeniyle kuvvet zafiyeti içine giren ABD ordusu, Irak’ta jeostratejik kontrolu kaybetmiştir.[1] Özellikle başkent Bağdat ve civarındaki bu zafiyet hem Irak hükümetinin politik gücünü ortadan kaldırmakta hem de nüfus yoğunluğunun yüksek olduğu bu bölgede yaşamı olumsuz etkilemektedir. Her iki oluşum da Irak halkı üzerinde zorunlu olarak direnişe destek psikolojisi yaratmaktadır.

a. Personel Yetersizliği

ABD, üstün ve yüksek askeri teknolojisine rağmen neden jeostratejiküstünlüğünü kaybetti. ABD’nin dört yıl önce Irak’ta başlattığı ve kısa sürede askeri hedeflerin ele geçirildiği harekatta, politik hedeflere hala ulaşılamamasının altındaki en önemli nedenlerin başında, farklı ulusal karakterlerden oluşan Amerikan askerlerinin ideolojik motivasyon eksikliği ile Irak halkının sosyo-kültürel yapısının yeterince değerlendirilememesi veya yanlış değerlendirilmesi gelmektedir. ABD Ordusu bu gün tamamen belirli ücret karşılığında sözleşmeli olarak çalışan subay astsubay ve erlerden oluşmaktadır. Erlerin büyük çoğunluğunun ekonomik sıkıntılar veya ailevi nedenlerle orduya katıldığı ve temel eğitim düzeylerinin çok yüksek olmadığı açık kaynaklardan bilinmektedir.
Yazar Jeffry E. Garten ABD’deki eğitim konusunda şunları yazmaktadır: ABD’deki kolejler ve üniversiteler hala dünya çapında büyük ilgi görürken, yüksek okulları bitirmeden terk edenlerin oranı % 25’e yaklaşıyor (siyahlar ve İspanyollar arasında daha fazla). Bu kişiler hiç bir mesleki eğitim görmüyorlar.Okulu terk edenlerin % 50’si işsiz ya da sosyal yardım görüyor. Bunların % 60’nın hapishane sakinleri arasında yer aldığı, % 87’ sinin de küçük yaşta gebe kaldığı hesaplanmıştır. 17 yaşındaki Amerikalıların % 13’ nün okuyamadığı, yazamadığı, toplama çıkarma bilmediği anlaşılmıştır. Yetişkin nüfus içinde fonksiyonel cehalet daha yüksektir. (1992 de Japonya Meclis Sözcüsü, ABD’deki işçilerin % 30 nun okuma bilmediğini söyleyerek ABD’de büyük öfkeye yol açtı. Gerçekte bu oran daha da fazlaydı.) Özellikle çarpıcı bir sorun ABD gençliğini ilgilendirmektedir. Günümüzde 5 Amerikalı çocuktan biri yoksulluk içinde yaşamaktadır.[2]

ABD ordusunun 2005 yılında, Irak ve Afganistan’daki birliklerini yenilemek için, 101 bin 200 yeni personele ihtiyaç duyduğu açıklanmıştı. Bunun anlamı ordudaki 7.500 askere alma memurunun her ay en az iki kişiyi oduya girmek için ikna etmesini gerektiğiydi. Ordu hedeflerinde son 5 yılda ilk kez geçen ay aksama olurken yedeklerde Ekim 2004 ayından beri askere alma hedeflerine ulaşılamamıştır. Deniz piyade alımlarındaki hedeflerde ilk defa Ocak 2005’te aksama meydana gelmiştir. Irak Savaşı nedeniyle, orduya girme konusunda yaşanan isteksizlik, askerliğe kabul kriterlerinde de gevşemeye neden olmuştır. 1998’den bu yana ilk defa standartlar düşürülerek askere alım yaşı 39’a çıkarılırken, lise diploması olmayan binlerce kişinin orduya alınmasına da başlanmıştır.[3]

b. Irak’taki Sosyo-Kültürel Yapının Hatalı Değerlendirilmesi

Irak savaşının hukuki altyapı eksikliği,  İngiltere dışında Irak savaşına politik ve askeri destek veren ülkeleri başlangıçta çok sınırlı sayıda tuttu. Daha sonra savaşın içinde yaşananlar ise destek vermeyen ülkelerin ne kadar haklı olduğunu ispatlarken, destek veren ülkelerin önemli bir kısmı da pişmanlık duydular. İşte olumsuz uygulamalardan sadece basına yansıyan bir kısmı: Harekatın sona ermesinden bir yıl sonra Irak’ta Felluce bölgesinde, kontol altına alınamayan olaylar sonrasında, bölgede 24 saatten fazla süren bir bombardıman gerçekleştirmiştir. Aynı ateş gücüne Necef’teki hedeflere karşı 14-15 Mayıs 2004 günleri de başvurulmuştur. Daha sonra Türkmen bölgesi Telafer’deki kontrolsuz güç kullanımı, Ebu Garip hapishanesindeki insanlık dışı uygulamalar bunları takip etmiştir. İşgal edilen bir ülkede barışı yeniden kurmanın tek ve en önemli şartı halkın güveninin kazanılmasıdır. ABD’nin taarruzi doktrini çerçevesinde harekatın başlangıcında uygulanan ağır bombardıman, Irak’taki su, elektrik, ulaşım, barınma gibi alt yapıyı büyük oranda kullanılamaz hale getirmiş, harekatın başlamasından bu yana dört yılı aşkın bir zaman geçmesine rağmen halkın fiziki ihtiyaçları hala tam anlamıyla karşılanamamıştır. Bu yetersizlik işgale karşı ilk tepkilerin ateşleyicisi olmuştur. Irak harekatı, ABD tarihinde Müslüman bir ülkeye karşı yapılan ilk işgal harekatıdır. Harekat öncesi şüphesiz ülkenin, sosyo-kültürel, demografik, dini, etnik, coğrafi analizleri detaylı olarak yapılmıştır. Ancak buna rağmen bu gün Irak’ta hala kontolün sağlanamaması ve kanlı bir diktatörden kurtardıkları Irak halkının desteğinin kazanılamamasının altında üç ana sebeb olduğu değerlendirilmektedir.

Harekat öncesi yapılan analizlerin hatalı veya eksik olması, Analiz sonuçlarının uygulayıcı askerlere anlatılamaması,
Uygulayıcıların güvenlik öncelikleri nedeniyle yaptıkları hatalar ABD gibi yüksek teknoloji ile dünyanın en iyi uzman ve kaynaklarına sahip olan bir ülkenin, harekat öncesi yeterli analizleri yapmadığı söylenemez. Yalnız bu analizlerde, Irak halkının tarihsel, dini, yaşam kültürü ve aile yapısından kaynaklanan çok ince ancak çok önemli bazı bilgilerin gözden kaçırıldığı tahmin edilmektedir. Bunlardan, aile içindeki erkeğin konumu, evin, ailenin, kadının ve kızların mahremiyeti, Musevilik ve Hristiyanlık’ta olduğu gibi İslamiyetteki kısas uygulaması, namus ve iffet kavramlarının yeterince değerlendirilemediği anlaşılmaktadır. Nitekim, 1 Mayıs 2003’ te harekatın resmen sona erdiğinin açıklanmasından sonra, Saddam yanlılarının aranması ve yakalanması operasyonlarında televizyonlara da yansıyan, gece evlerin yatak odalarına girilmesi, kadın çocuk ve diğer aile fertlerinin gözü önünde aile reislerinin tekmelenmesi, aşağılanması olayları bu gidişatın ateşleyicisi olmuştur. Hem bu muameleye maruz kalanlar ve akrabaları, hem de bunları seyreden Irak halkının ABD’nin ülkesine demokrasi ve barış getireceğine artık bir daha inanmasının mümkün olamayacağı, ABD yetkililerince gözden kaçırılmıştır. Aynı uygulamalara pervasızca devam edilmiş, başlangıçtaki basit şiddet ve aşağılama olayları, Ebu Garip Cezaevindeki olaylarla dünyaya yayılan bir nefret dalgasına dönüşmüştür. Ne yapılırsa yapılsın, baskı ve korku ile bir takım uygulamalar kabul ettirilebilirse de, artık, ABD’nin Irak halkının hiç bir kesiminde müteakip uygulamalarının iyi niyetli olduğuna dair bir kanaat oluşturmasına imkan bulunmadığı düşünülmektedir. Irak’taki ABD uygulamalarının yanlışlığı en yakın müttefiki olan İngiliz ordusunda görevli Tuğgeneral Nigel Aylwin Foster tarafından ABD Kara Kuvvetlerinin yayın organı Military Review dergisinde yayınlanmıştır. Bu makalede general Foster; ABD’nin uygulamalarının, halkı koalisyondan uzaklaştırdığını ve sorunların yaşanmasına yol açtığını, askerin son derece ciddi bir cehaletle olaylara yaklaştığını, yaptıklarının doğru olduğuna inandırıldığını ve kötü yönetildiğini, ABD askerinin bulunduğu toprakların kültürüne karşı hassasiyet göstermemesinin ve hatta bunu kurumsal bir ırkçılığa dönüştürmesinin Irak’taki direnişin ateşleyicilerinden olduğunu ifade etmiştir.[4]

    Başta ABD Başkanı Bush, Savunma Bakanı ve bütün yetkililer Ebu Garip hapisanesindeki olayları kınamışlar ve sorumluların cezalandıracaklarını söylemişlerdir. Bu örnek, ordunun yaptığı kontrolsuz uygulamaların politikacıları ve ülkelerini ne hale soktuğunun en çarpıcı ve acı bir örneğini oluşturmakta ve  “Bir milletin şerefi cephedeki askerin sırtındadır ” özdeyişini doğrulamaktadır.

c. ABD Irak’ta Kalmaya Mahkum

ABD hatalı strateji ve uygulamaları ile sadece Irak’ın değil tüm Ortadoğu’nun daha da istikrarsızlaşmasına neden olmuştur. Bu gün gelinen aşamada, ABD’nin Irak’tan çekilmesi halinde sadece politik ve ekonomik hedeflerinden olmak bir yana, bölgedeki kuvvet dengeleri daha da bozulacak ve ABD’nin yeniden müdahelesini gerektirecek durumlar doğabilecektir. ABD’nin Irak’ta kalma nedenlerini oluşturan stratejik faktörler aşağıdadır.

Birinci Stratejik Faktör: Arap Yarımadası’nın ve İsrail’in Güvenliği.,

Irak’ta 1920’de Kral olarak ilan edilen Mekke Emiri’nin oğlu Faysal’dan bu yana, yani 86 yıldır Sünni kökenli bir idare mevcuttur. Çoğunluğu Şii olan Irak’taki bu mezhebe dayalı yönetim, bir yandan Sünni Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkelerinin güvenliği için bir sigorta fonksiyonu yaparken, diğer yandan çoğunluğu Sünni olan Suriye’nin Şii yönetimine ve İran’a karşı da politik bir denge sağlamaktaydı. Saddam’ın devrilmesi ve Şii çoğunluğa dayalı bir yönetimin iş başına geçmesi, Ortadoğu’daki 86 yıllık bu mezhebe dayalı politik dengeyi tam merkezden bölmüştür. Bu oluşum, İran üzerinden hem Arap Yarımadası’na hem de Lübnan üzerinden İsrail’e uzanan yeni ve kesiksiz bir Şii zinciri yaratarak İran’ın etki alanını genişletecektir. Bu nedenle, ABD’nin Irak’tan çekilmesi durumunda Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin güvenlik sorunları doğrudan; İsrail’in ki ise dolaylı olarak artarak zaman içinde son derece tehlikeli bölgesel çatışmalara neden olabilir.

İkinci Sratejik Faktör: ABD ve Batı’nın Enerji Güvenliği

ABD, Irak’taki varlığı ile İran hariç tüm Ortadoğudaki petrol kaynaklarını kontrol edebilecek jeostratejik bir pozisyon kazanmıştır. ABD, Vietnam’da komünist ideolojiye karşı nüfuz mücadelesi verdi. Vietnam’ın, stratejik önemi dışında, ABD’nin yaptığı masrafları karşılayacak kaynakları yoktu. Irak’ta ise kendisi ve stratejik ortaklarının enerji güvenliği için çarpışıyor. Irak’ta bunun bedelini ödeyecek kaynaklar var. Bugüne kadar yapılan 500 milyar dolara yakın harcamalar geri alınacak. ABD, 1991 Körfez Savaşı’na katkı payı olarak diplomatik baskı ile Japonya ve Almanya’dan da 10 milyar dolar almıştı.[5] Yeni petrol yasası Amerikan şirketlerinin 30 yıl süre ile petrol gelirlerinin % 75’ni almasını öngörüyor. Gerek bu paranın geri alınması gerekse petrolün sadece ABD ve müttefiklerince kullanılmasının sağlanması için ABD’nin Irak’ta kalarak askeri gücün yardımıyla politik kontrolu sürdürmesi gerekmektedir.

Üçüncü Stratejik Faktör: İran ve Suriye’nin Kontrolu

300.000 den fazla bir askeri güç ile Irak’ta konuşlanmış olan ABD, İran ve Suriye ile komşu konumuna gelmiştir. Bu durum, ABD’nin Soğuk Savaş yıllarını da içine alan yaklaşık yarım asrı geçen bir zamandır hayalini kurduğu bir rüyanın gerçekleşmesidir. Bu jeopolitik değişim, ABD’nin Kafkasya ve Orta Asya stratejileri ve planları için son derece elverişli jeostratejik, ekonomik ve politik avantajlar sunmaktadır. Irak’ın en emniyetli ve en uygun coğrafyası olan kuzey Irak’ta kendisine tabi bir devlet kurmayı başarmıştır. Bu coğrafya, Türkiye ile birlikte ABD’nin global ve bölgesel plan ve stratejileri için çok uygun bir yığınaklanma ve çıkış noktası oluşturmaktadır.  

d. ABD Stratejisinin Ana Hedefleri ve Risk Faktörleri

1991 Körfez Savaşı’ndan sonra fiilen sağlanan Kürt-Arap bölünmesinin sürdürülmesi ,Şii – Sünni ve Şii - Şii (Sistani-Sadr) birleşmesinin önlenmesi,
Irak’taki politik kontrolun sürdürülebilmesi için Bağdat ve civarının güvenliğinin sağlanması,İran’dan Arap Yarımadası’na ve İsrail’e uzanan Şii zincirinin kırılması
İran ve Suriye üzerinden Irak’a yapıldığı iddia edilen lojistik desteğin kesilmesi

ABD’nin Irak’ta Jeostratejik Kontrolu tekrar sağlaması için Başkan Bush 20.000 civarında takviye birlik gönderilmesini kararlaştırmıştır. Ayrıca 2 tugay çapında yaklaşık 3000 kişilik bir Kürt peşmerge gücünün de Bağdat civarındaki güvenlik operasyonlarına katılması planlanmıştır. Bu katılım iki yönden önem arzetmektedir.Birincisi, 1991’den bu yana koruma altına alınarak, bugün devlet kurma durumuna getirilen Kürtlerin de, artık ellerini taşın altına koymaları zamanının gelmesi ve bu korumanın bedelini ödemeleridir.
İkincisi, Kürtlerin (Sünni) Araplara( Şii+Sünni) karşı kullanılmaları ile Irak’taki etnik ve mezhepsel bölünmenin derinleştirilmesidir. ABD için Irak’taki en tehlikeli risk faktörü, etnik ve mezhepsel bölünmelerin üzerine çıkacak bir anti-işgalci/Amerikancı ideoloji etrafındaki bir birleşmedir. Saddam’ın ölmeden önce ifade ettiği    “bölünmeyin, birleşin” söylemi bu stratejinin hala uygulanabilir olduğuna inandığını göstermektedir. Halen direnişçiler hem Irak hükümet kuvvetlerini hem de Amerikan ordusunu hedef seçmektedirler. Hedefin sadece işgalciler üzerinde odaklanması halinde, Irak ABD için yeni bir Vietnam haline gelebilir.

e. Uluslararası Politik Ortam ve Güç Dengeleri

ABD, ekonomik, teknolojik ve askeri açıdan dünya liderliğini sürdürmektedir. ABD’nin  Irak stratejisi hakkında diğer global aktörlerin (Almanya, Fransa, Çin ve Rusya), insan hakları da dahil olmak üzere en küçük bir eleştiriden dahi kaçınmaları, bu gücün büyüklüğü ve etkisini açıkça göstermektedir. Almanya ve Fransa, artan enerji güvenlikleri ve Ortadoğu pastasından gelecekte alacakları payın beklentisi nedeniyle son iki yıldan bu yana tekrar ABD dümensuyuna girmişlerdir.Bunda Rusya’nın son dört yıldan bu yana uyguladığı milliyetçi ve korumacı ekonomik uygulamalar ile Avrupa’ya gaz akışının kesilmesinden doğan güvensizliğin de önemli rolü bulunmaktadır. Tek karşıt aktör görünen Rusya’nın ekonomik ve askeri gücü, ABD karşısında kararlı bir duruş sergilemeye yetmemektedir. 2017 yılında Kırım’dan çekilmesi gereken Rusya’yı yeni bir askeri kıskaç beklemektedir. Bu nedenle Rusya kendi bölgesi ve arka bahçesindeki statükoyu korumaya çalışmaktadır. Çin, ABD’nin kontrolundaki dünya finans düzeninin kendi aleyhine kullanılmasından çekinmektedir. Bu gün için askeri gücü sadece bölgesel alan için yeterlidir ve kısmi bir taarruzi kabiliyete sahiptir. ABD, Avrupa’nın bağımsız ve etkin bir güç merkezi haline gelmesini önleyebilecek siyasi, ekonomik ve askeri mekanizmalara sahiptir. Bunu Soğuk Savaş’tan bu yana geçen 15 yıldır ustaca kullanmaktadır. Almanya gevşek bir anayasa modeli ile son defa AB’nin gerçek bir siyasi birlik oluşturmasını denemeye karar vermiştir. Sonuç olarak, maalesef, halen ABD’nin Ortadoğu strateji ve planlarını engeleyebilecek bir karşı güç bulunmamaktadır. Bu aşamada en etkin güç, Irak’taki fiili direnişi dört yıldan beri sürdürenlerdir.

3. Yeni Stratejinin Türkiye’ye Etkileri

Irak’ta sıkışan ABD’nin Kürtlere olan gereksinimi daha da artmıştır. Bu nedenle gerek PKK ile mücadelede, gerekse Kerkük sorununda Kürtlerin rıza göstermediği bir çözüme ABD’nin yanaşması mümkün görülmemektedir. Merkezi Irak hükümetinin kuzey Irak’taki PKK ile mücadele etmesi halihazır şartlarda mümkün değildir. PKK ve Kerkük sorununun bu aşamada çözüm adresi ABD ve kuzey Irak’taki yeni oluşumdur. Bu nedenle ABD rızası veya dışında uygulanabilecek diplomatik, ekonomik, ticari veya askeri her türlü gücün tatbik noktası, Kürt bölgesidir. Türkiye’nin hedefi; hangi statüte olursa olsun, kuzey Irak’taki Kürt oluşumunun cazibe merkezi olmasını önlemek ve Türkiye’nin ekonomik ve politik kontrolunda kalmasını sağlamak olmalıdır. Kürtlerin de, varlıklarının korunması ve sürdürülebilmesi için Türkiye’ye muhtaç olduklarının bilincinde olmaları bir gerekliliktir.
Türkiye’nin kendi güvenliği ile ilgili olarak tek taraflı olarak uygulayabileceği önlemler şunlar olabilir:

-         Mersin ve İskenderun limanları üzerinden Irak’a yapılan transit ticaretin kısıtlanması/ engellenmesi veya bu taşımacılığın sadece Türk gemilerince yapılmasının sağlanması,
-         Habur gümrük kapısının kapatılması,
-         Irak’a verilen elektriğin miktarının ve fiyatının gözden geçirilmesi,
-         Türk müteahhitlerinin Irak’taki işlerinin durdurulması,
-         Ticari uçuşları için hava sahasının kullandırılmaması,
-         Sınır ticaretinin kaldırılması,

Türkiye için en kötü senaryo, bölgedeki Şii zincirinin kırılması için, güç kullanımının Suriye ve İran’a sıçramasıdır. Bu aşamada Türkiye’nin ekonomik, lojistik, güvenlik, tıbbi ve insani yardım boyutlarıyla bu gelişmelerin dışında kalması beklenemez. Çatışmalara sürüklemek amacıyla, Türkiye’nin kontrolsuz ve provokatif saldırılara maruz kalma olasılığı da düşünülmelidir.

4. Sonuç

Türkiye’nin etrafındaki siyasi ve askeri dengesizlik giderek artmaktadır. Bölgedeki gelişmeler, Birinci Dünya Savaşı sonrası gelişmeleri andırmaktadır.
Türkiye, doğrudan düşmanca bir uygulama ve politika ile karşı karşıya kalmadıkça, uluslararası politik, ekonomik ortamdaki ABD hakimiyetini mutlaka dikkate almalı ve ilişkilerini gerginleştirecek girşimlerden kaçınmalıdır.ABD’nin bölgedeki politikalarını kendi güvenliğini ve bölgesel ilişkilerini zor duruma sokmayacak derecede desteklemeli ve bu konudaki kısıtlamalarını ABD’ye anlatmalıdır. Aşırı baskı ve dolaylı tehdit olarak algılanabilecek istekler olursa, bunlar gizli bırakılmamalı uygun bir şekilde, Türk ve dünya kamuoyu ile diğer global aktörlerle de paylaşılmalıdır. Bu kabil istekler TBMM kararlarıyla reddedilerek millete mal edilmelidir.
Türkiye, Irak’ın bölünmesi halinde yeni oluşacak siyasi coğrafya kapsamında, sınır güvenliği nedeniyle Türkiye-Irak sınırında uygun derinlikte bir sınır düzeltmesi talep etmelidir.
Türkiye, PKK ve diğer güvenlik konularında NATO’yu devreye sokmayı düşünmelidir.
Türkiye, Atatürk’ün vasiyeti olan, “savaş zaruri olmalıdır” söylemini dikkate alarak bölgedeki çatışmaların dışında kalmaya ve tarafsız olmaya çalışmalı, milli sınırlarını en iyi şekilde korumalıdır. En kötü ekonomi ve en kötü idare bile savaştan daha iyidir. Bunun en canlı örneği Irak’tır. Türkiye ekonomisinin bugün için uzun süreli savaş durumunu sürdürecek bir güce sahip olmadığı değerlendirilmektedir.

Sadece, din,mezhep ve etnik yapıya dayalı devletlerin kalıcı olamayacakları, ideoloji ve millet bilincinin gerekli olduğu anlaşılmıştır. Bugün, ne mutlu bize ki, Kemalist ideoloji ve karma ekonomik sistem sadece ülkemiz için değil, aynı zamanda tüm dünya için küreselleşmeye karşı en iyi koruma ve çözüm yollarını sunmaktadır.


[1] Bu tabir, askeri açıdan inisiyatifi kaybetme ve savunmada kalmak anlamını taşımaktadır.
[2] Jeffry E. Garten Soğuk Barış 1992 s. 219-220
[3] Cumhuriyet Gazetesi 28 Mart 2005 Dış Haberler Servisi
[4] Milliyet Gazetesi 13 Ocak 2006 s.10
[5] Jeffry Garten, Soğuk Barış 1994 Sarmal Yayınevi s. 179


Yazarın Diğer Yazıları;

1 - Doğu Akdeniz Boru Hattı: Ütopya Mı Gerçek Mi?
2 - Finans Kapital Sistemin Füzeleri
3 - Afrin Harekâtı'nın Güncel ve Potansiyel Stratejik Sonuçları
4 - İran’da Neler Oluyor Neler Olabilir?
5 - Türkiye ve Dünyanın 2018 Yılı
6 - İran Türkiye Stratejik Yakınlaşmasının Nedenleri
7 - Denizci ve Tarihçi Gözüyle Girit
8 - Katar Krizi Nedir Ne Değildir?
9 - Kabotaj Bayramı Denizden Emperyalizme Başkaldırıştır
10 - Tarihçi ve Jeopolitikçi Gözüyle İsrail
11 - Türkiye Stratejik Boşlukta mı?
12 - KKTC İçeriden mi Yıkılacak?
13 - Ulusal ve Uluslararası Terörizmin Geleceği
14 - Bağlantısızlık Türkiye İçin Bir Çıkış Yolu Olabilir Mi?
15 - Suriye’de Değişen Tehditler ve Türkiye’nin Çıkış Stratejisi
16 - Kıbrıs’ta Yeni Bir Enerji Oyunu Başlıyor
17 - Türkiye ve Dünyanın 2017 Yılı
18 - Avrupa - TRUMP - Rusya Üçgeninde Türkiye
19 - 478 nci Yıl Dönümünde Preveze Deniz Zaferi
20 - 80. Yılında Montrö Sözleşmesine Jeopolitik Bakış
21 - Ortadoğu’nun Sonu ne Olacak?
22 - Yunanlılar Nasıl Denizci Oldu?
23 - Türkiye'nin Suriye'ye Askerî Müdahalesi
24 - 15 Temmuz Aynasından Ordu ve İdeoloji
25 - İsrail Türkiye Anlaşmasının Jeopolitik Şifreleri
26 - Barbaros Hayrettin Paşa’nın 470. Ölüm Yıldönümü
27 - Yunan Gerçeğini İyi Okumak
28 - Türkiye’nin NATO’dan Çıkma Zamanı Geldi Mi?
29 - Çin’in Yeni Deniz Stratejisi
30 - Ortadoğu'da Nükleer Bomba
31 - Çevresel Krizler ve Türkiye’nin Çıkış Stratejileri
32 - Türkiye Rusya Çatışmasının Tehlikeli Senaryoları
33 - Cizre ve Yüksekova Neden İl Merkezi Olmalı?
34 - Çin Ordusunda Stratejik Yapılanma
35 - Barzani - PKK - ABD Üçgenindeki Türkiye
36 - Türkiye ve Dünyanın 2016 Yılı
37 - Türkiye - Rusya Krizi ve Türk Boğazları
38 - Rusya Türkiye İlişkilerinin Bozulması Neden İsteniyor?
39 - Kurtuluş Savaşı Önce Karadeniz'de Kazanıldı
40 - Batı Siyasi İslâm Projesinin İflas Ettiğini Anladı Mı?
41 - Çin-Tayvan 66 Yıl Sonra Neden Görüştü?
42 - Seçimi Etkileyen Faktörler ve Seçim Sonuçlarının Olası Jeopolitik Yansımaları
43 - Gemiler ve Kadınlar
44 - Almanya Neden Türkiye’ye Karşı?
45 - Birbirini Yaratan Ülkeler; Rusya ve Türkiye
46 - En Büyük Düşman
47 - Türk Deniz Kuvvetlerinin Yeni Strateji Belgesi
48 - Türkiye'nin Yeni PKK Stratejisinin Parametreleri
49 - Türkiye'nin Kader Stratejisi
50 - Yunan Halkı Finans Kapitale Meydan Okuyabilecek mi?
51 - Avrupa Parlamentosu Raporu Kime Hizmet Ediyor?
52 - Çin’in Yeni Askeri Stratejik Belgesi’nin Değerlendirmesi
53 - Akdeniz'de Rusya-Çin İttifakının Jeopolitik Açılımı
54 - Ortadoğu'da Esas Sorun Kimlik ve Gelir Dağılımı
55 - Soykırım Bahane, Amaç Kafkasya'ya Sızmak
56 - Seçim Sonrası Türkiye KKTC İlişkilerine Jeopolitik Bir Bakış
57 - Türkiye Neden Denizci Devlet Olmak Zorunda ve Nasıl Olacağız?
58 - İsrail'in Nükleer Silahları Ne olacak?
59 - Yemen Yeni Bir Afganistan Olabilir Mi?
60 - Ukrayna Krizi Savaşa Dönüşebilir Mi?
61 - Sıra Avrupa Baharında mı?
62 - Perikles'in Dönüşü
63 - Cumhuriyet Donanması: Nereden Nereye?
64 - Şehzadeler Mektebi: Heybeliada Deniz Lisesi
65 - Askeri Güç ve Dış Siyaset
66 - IŞİD Stratejisinin Siyasi Hedefi Nedir?
67 - Magrip’teki Şehit Denizcilerimiz: Oruç ve İshak Reis
68 - IŞİD Projesinin Arkasındaki Jeopolitik Gerçek
69 - Gazze'nin Gizemi
70 - Ukrayna Krizinin Arkasındaki Büyük Strateji
71 - 40 Yıl Sonra Kuzey Kıbrıs Devlet mi, Eyalet mi?
72 - Sinop Baskınının Bilinmeyenleri
73 - Yeni Bir Soğuk Savaş İçin Ukrayna mı Kullanıldı?
74 - Karadeniz'de Savaş Tehlikesi ve Türkiye
75 - Kıbrıs Görüşmelerinde Esas Hedef Rusya
76 - Osmanlı Neden Bir Okyanus Devleti Olamadı?
77 - Suriye Sorunu Nasıl Çözülür?
78 - Denizin Can Verdiği Şehir İstanbul
79 - Türkiye - ABD İlişkilerinin Bölgeye Etkileri
80 - Mesele Mısır ve Suriye Değil: Doğu Akdeniz
81 - Sorumluluk ve Gururun Zirvesi: Gemi Komutanlığı
82 - Arap Baharları Neyi Değiştirebilir?
83 - Avrupa’daki Türk İmajı ve Algısı Nasıl Düzeltilir?
84 - Avrupa’daki Türk İmajı ve Algısı Nasıl Düzeltilir?
85 - KKTC’nin Geleceği
86 - Deniz Ufkunda Kaybolmak
87 - İsrail’in Zorunlu ve Güvenilir Tek Ortağı: Türkiye
88 - Volskwagen ve Almanya
89 - NATO Üyeliği Türkiye’nin ŞİÖ Üyeliğine Engel Mi?
90 - Türkiye ve Dünyanın 2013 Yılı
91 - Türkiye -Rusya İlişkilerinin Bölge Güvenliğine Etkileri
92 - Cumhuriyet ve Türk Denizciliği
93 - Yeni Basra Körfezi: Doğu Akdeniz
94 - Çin’in Pearl Harbour’u Neresi Olacak?
95 - Ortadoğu’da Nükleer Denge
96 - Barbaros’un Vasiyetnamesi
97 - Ekonomik Kriz ve Sarmal Jeopolitik Gelişmeler
98 - Dünyada Gerçek Bir Barış Sağlanabilir Mi ?
99 - Avrupa Birliği Dağılabilir Mi?
100 - Kıbrıs AB Sorunu Değil Türk - Yunan Sorunudur
101 - Küreselleşmenin Jeopolitiği Ve Türkiye’nin Yeri
102 - ABD’nin Yeni Irak Stratejisi: Jeostratejik Zorunluluk
103 - ABD’nin Korku ve Endişe Stratejisi: Yeni Ortadoğu
104 - Avrupa Birliği’nin Geleceği ve Türkiye’nin Yeri
105 - ABD VE İsrail’in Lübnan Stratejisi: Şii Zincirini Kırmak
106 - Dünyanın Kaderini Belirleyen Savaş: Çanakkale


http://www.tasam.org/tr-TR/Icerik/508/abdnin_yeni_irak_stratejisi_jeostratejik_zorunluluk

***