FEDA EDEMEM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
FEDA EDEMEM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Eylül 2015 Çarşamba

BİR KÖŞK İÇİN BİR AĞACI FEDA EDEMEM



'' BİR KÖŞK İÇİN BİR AĞACI FEDA EDEMEM ''



ATATÜRK: “Bir köşk için bir ağacı feda edemem”

Atatürk’ün Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde görev yaparken karşılaştığı doğa fakirliğine, yeşil örtü yokluğuna doğa sevgisi yüzünden isyan ettiğini düşünmek yanlış olmaz. O büyük insan, eline geçen ilk imkanda ülkenin bu ana meselesine de yönelmiş ve ilk iş olarak, Anadolu bozkırının ortasında, tam bir bozkır kendi olan Ankara’nın doğasına hayat vermeye girişmiş, yalnız Ankara’da değil, tüm yurt sathında da tarım ve ormancılığın geliştirilmesi için hayatı boyunca uğraş vermiştir.

Atatürk’ün hayatından derlediğimiz ve tüm insanlara örnek olması gerektiğine inandığımız ağaç ve doğasevgisi ile ilgili anıları ilgi ile okuyacağınıza inanıyoruz...




“BİR KÖŞK İÇİN BİR AĞACI FEDA EDEMEM”



Atatürk’ün sağlık nedeniyle Yalova’daki köşkte kaldığı yıllarda buraya görevli ya da konuk olarak gelip gidenler artmıştı. Üstelik, köşkün bütün gereksinimleri İstanbul’dan karşılanıyordu.

Denizyolu ile Atatürk’ün çiftliği ve termal tesislerine giden karayolu arasında bir bağlantı istasyonu görevi görsün diye bir binanın yapımına girişildi. Vapur bekleyenler ya da vapurdan inenler burada dinlenebileceklerdi. Ayrıca Atatürk’ün deniz kıyısına indiğinde soluklanacağı bir yer olarak düşünülmüştü. Bu bina iki katlı ahşap bir köşk olarak tasarlandı. Yetkililer, Atatürk’ün doğa sevgisini bildikleri için asırlık bir ağacın altına yaptırdılar. Ne var ki, ağacın o kadar yakınına sokulmuşlardıki, bina yükselince koca koca dallar arasında kalıverdi. Asırlık ağaç yeni sürgünler verip yapraklanınca köşkü tehdit eder oldu. Bu durum karşısında akla gelen ilk şey ağacı kesmek oldu. Ancak Atatürk’e danışmadan bu işe cesaret edemediler. Atatürk, “Bir köşk için bir ağacı feda edemem.” dedi. İstanbul’dan, Tramvay şirketinden mühendis ve teknisyenler getirtti. Bina “caraskal” ile askıya alındı. Altına raylardöşendi. Ağır ağır kaydırılarak ağaçtan uzaklaştırıldı. Bütün bu işler olurken Atatürk olan biteni dikkatle izledi ve oradan ayrılmadı.



Üzerinde fazlaca durulmamış, yeterince değerlendirilememiş bu olayın öyküsünü, bir iki kaynakta Yalova çiftliği içindeki bir köşkte olmuş gibi anlatıldığını gördük. Ancak elde ettiğimiz ve burada yayımlamakta olduğumuz fotoğraflar, olayın deniz kıyısında olduğunu açıkça kanıtlamaktadır.
***
ANKARA’NIN TOPRAĞINDAKİ ZAFERLER

Kurtuluş Savaşı sürecinde birgün, Atatürk, Ankara karargâhında, yemek yedikleri masanın üstünü çok çıplak bulmuştu. “Şöyle bir iki çiçek yok mu, ıslatıp masaya koysanız!” demişti.

O zamanlar Ankara’da Mustafa Kemal Paşa’nın masasını bile süsleyecek bir demet çiçek bulunamamıştı.

Daha sonraları Çankaya’ya yerleştiği zaman, Paşa bahçesinde çiçek yetiştirmeye başladı. Gazi, Mayıs 1922’de Ankara’ya gelen Moskova Sefiri Ali Fuat Cebesoy’u, Çankaya’da çiçek tarlalarının arasında kabul etti. Silah arkadaşlarından biri, ötekine, Moskova izlenimlerini anlatıyor, ondan da Sakarya zaferinin ayrıntılarını öğrenmekistiyordu.


Gazi bir ara, tarlalarda filizlenen çiçek fidanlarını gösterdi: “Bakınız Ali Fuad Paşa” dedi. “Bunlar da, bizim Ankara toprağı üzerinde kazandığımız zaferler...”
***
“KİMSE ÇİÇEK ALMAZSA BEN ALIRIM”

Cumhuriyetin ilanı günlerinde İstanbul’un ünlü çiçekçisi Yorgo Sabuncakis, Şehremini Nevzat Bey tarafından adeta apar-topar Ankara’ya getirildi, Gazi’nin huzuruna çıkartıldı. Gazi, Sabuncakis’ten Ankara’da bir hafta içinde bir çiçekçi dükkânı açmasını istedi. Sabuncakis için böyle bir iş yeri açmak o kadar zor değildi. Henüz bir sosyetesi gelişmemiş, kocaman bir yangın yeri olan kasaba kılıklı bu Anadolu kentinde çiçeği kime satabilirdi? Ankara’da o tarihlerde doğru dürüst bir manav bile yoktu. İstanbul’ da da kurumlaşmış tek çiçekçi kendisiydi. Bu kaygısını açıkça dile getirdi.

Gazi ona: “Kime çiçek satacağını soruyorsan, bana tabii...” diye karşılık verdi. “Kimse çiçek almazsa, hepsini ben alırım.”

Yeni başkentin yeni sosyetesi kısa zamanda çiçek alıp, çiçek armağan etmeye, törenlere çiçekler göndermeye alıştı.

Sabuncakis’e o zamanlar adı Taşhan olan Ulus meydanına bakan Millet Bahçesi köşesinde bir yer verildi ve Ankara’nın ilk çiçekçi dükkânı, Cumhuriyetle hemen hemen yaşıt olarak orada açıldı. Yeni başkentin yeni sosyetesi kısa zamanda çiçek alıp, çiçek armağan etmeye, törenlere çiçekler göndermeye alıştı.
***
“SEN HİÇ ÖMRÜNDE BÖYLE BİR AĞAÇYETİŞTİRDİN Mİ?”

Gazi, Latife Hanım’la evlendikten sonra, Çankaya’daki bağ evi onarılarak büyütülmüştü. Bu arada köşkün bahçesini yeniden düzenlemek üzere İzmir’den bir bahçe uzmanı da getirilmişti. Bahçe uzmanı (Bir anlatışa göre bu kişi Bahçe Mimarı Mevlüt Baysal’dı) birkaç gün bahçeyi inceledi, bir takım planlar çizdi.

Sonunda tasarladıklarını Gazi’ye sunma sırası geldi. Bahçeyi birlikte gezerlerken, nerelerde neler yapılması gerektiğini anlatıyor, Gazi de dikkatle onu dinliyordu. İrikıyım bir kayın ya da karakavak ağacının önüne geldiklerinde konuk uzman:

“Bu ağacı da keseceğiz Gazi Hazretleri” dedi. “Çünkü yolu engelliyor.”

Atatürk birden durdu. Kızdığı, gerilen yüzünden ve çakmak gibi yanan gözlerinden belli oluyordu.

“Vay beyim vay” dedi. “Ömründe böyle bir ağaç yetiştirmişliğin var mı ki fütursuzca ‘Keselim’ diyorsun?”

Adamcağızı bir daha Gazi’nin huzuruna çıkarmadılar. Geldiği yere, İzmir’e geri gönderdiler. Atatürk Orman Çiftliği’ni kurmak üzere arazi satın alırken uzmanlar, “Bu toprakta tarım yapılmaz, ağaç yetiştirilmez” raporu veriyorlardı. O, “Demek ki seçimimiz yerinde. Olmayacak denilen yerde olabileceği gösterebilmek için iyi yer seçmişiz.” diyordu.
***
“AH BE KEMAL SEN ZİRAAT Mİ OKUDUN!”


İlk yıllarında, Gazi Çiftliği’nin işleri o kadar iyi gitmiyordu. Bir yıldönümü akşamı, küçük çiftlik köşkünün havuzunun başındaydı. Gazi’yi bir sürpriz bekliyordu. Çiftlik Müdürü Tahsin Bey, fıskiye altlarına renkli ampuller yerleştirmiş, birden akşam karanlığında sular çeşitli renklerde kesik kesik fışkırıp dökülmeye başlamışlardı. Oysa Gazi o sırada hayli üzüntülüydü. Üzüntüsü bir yılın hesaplarının zararla kapanmış olmasını o gün öğrenmiş olmasından ileri geliyordu.

Renkli suları öyle görünce acı acı güldü.

“Ah be Kemal” dedi. “Sen ziraat mı okudun? Baban da çiftçi miydi sanki? Bilmediği işe girip de kaybedene işte böyle, sular bile güler...”

İlk yılın zararı önemli değildi. Çiftlik kısa zamanda gelişecek, tüm Ankara’ya yararlı hale gelecekti.
***
“ANKARA’YI TERCİH ETTİREN TEKDUYGU ULUSAL DÜŞÜNCEDİR”



Ünlü tarihçi Arnold Toynbee“Contemporary Review” dergisinin Ekim1929 sayısında yayımlanan “Türkiye’yi dördüncü ziyaretim” isimli makalesinde şöyle yazıyor:

“Benim en çok dikkatimi çeken, Ankara’nın ağaçlarını dikenler, Sakarya üzerindeki İnönü’de Yunanlara karşı verdikleri savaştakilere benzer zorluklarla kahramanca savaşmaktadırlar. Bu kez Türkler, insanlarla savaşmıyor, bizzat doğa ile savaşıyorlar. Türkler bu ikinci savaşı da kazanırlarsa ki, kuşkusuz öyle olacaktır, gerçekten amaçlarına ermiş olacaklardır.”

Elbette amaç, sadece ağaç dikmek değildir; kendi kendilerine beslenip büyüyünceye kadar bunları korumaktır. Buzahmetli ve yorucu türden bir çalışmayı gerektirmektedir.

Niçin böylesine zorlu bir yol seçildi?


Bugün, Türkiye gibi, çabalayan bir ulus için bakir bir başkent inşa edilmektedir; bu niçindir. Güçsüz Osmanlı İmparatorluğunun başkenti İstanbul, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin merkezi olmaya layık değildir...

Ankara’yı tercih ettiren tek duygu, ulusal düşüncedir. Çünkü Ankara, Türklerin kendi başlarına başarmaya başladıkları bütün işlerin somut örneğidir.
***
“BAHAR GELMİŞ, NE GÜZEL!”

Atatürk, 1938 baharında beyaz çiçeklerle bezenmiş bir badem dalını vazoda görünce şunları söylemişti:

“Bahar gelmiş, ne güzel!.. Fakat bu çiçekler meyve vermeden solacak ve sadece bizim birkaç günlük zevkimizi tatmin edecek.”

Dolmabahçe Sarayı’ndaki son günlerinde yatağının tam karşısına ormanları gösteren yağlıboya bir tablo asılmıştı. Afet Hanım’a: “Bana memleketimizin ormanlık, güzel yerlerinden tanıdıklarını anlat” diyordu. “Oralara gidelim, ağaçlar arasında dolaşabileyim, basit bir hayata kavuşalım.

Arzum, yeşillik ve ağaçlık, fakat yaz kış yeşil duran ağaçlar arasında olmaktır.”




..