KİMİN TİCARET ÖRGÜTÜ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KİMİN TİCARET ÖRGÜTÜ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Şubat 2015 Pazartesi

DÜNYA TİCARET ÖRGÜTÜ ( DTÖ ).., KİMİN TİCARET ÖRGÜTÜ




DÜNYA TİCARET ÖRGÜTÜ ( DTÖ )..,  KİMİN TİCARET ÖRGÜTÜ


Cihan Dura
Dünya Ticaret Örgütü . DTÖ kimin ticaret örgütü?

Bugün Türkiye’de uygulanan hemen bütün ekonomik politikalar; liberalizm, özelleştirme, Avrupa Birliği uyum yasaları, istikrar politikaları... Hepsi birer yabancı dayatmasıdır. Bu görüş ve uygulamaların tamamı Batılı sermayedarların, özellikte dev ulusötesi şirketlerin çıkarları için geliştirilmiştir. Başta TÜSİAD olmak üzere işbirlikçilerinki hariç, Türk halkının gönenci ile hiçbir ilgisi yoktur. Türkiye’de uygulanmaları, bu nedenle son derecede yanlıştır. Kim bunlara arka çıkıyor, bunları onaylıyorsa, Atatürkçü olamaz. Çünkü Altı İlke’den “Ulusçuluk ve Halkçılık” ilkelerine aykırıdır. Kim bunlar karşısında suskun kalıyorsa o da Atatürkçü değildir; çünkü Türkiye’nin sömürgeleşmesine aldırmıyor demektir.
Sözünü ettiğim emperyalizm patentli politikalardan biri de Dünya Ticaret Örgütü’nün (World Trade Organisation, WTO) getirdiği sistemdir. Bu sistem Türkiye hükümetleri tarafından da kabul edilmiştir ve uygulanmaktadır.
Bu yazımda DTÖ’nün emperyalist yüzünü, “demokratik topluma ve çevreye yönelik tehditleri” açısından, sergileyeceğim. Yararlandığım başlıca kaynak şudur: Lori Wallach ve Michelle Sforza, DTÖ: Kimin Ticaret Örgütü, Metis Yayınları, İst., 2002.

Yazımı özellikle, “Ulusçuluk, Halkçılık, Devletçilik ve Devrimcilik” ilkelerini görmezden gelerek, Atatürkçülüğü “Laiklik ve Çağdaşlık” köşesine sıkıştırmaya kalkışanların dikkatine sunuyorum.

Dünya Ticaret Örgütü ve Ulusötesi Şirketler

DTÖ’nün kuruluşu (1995), ulusötesi şirketlerin iktidarının resmîleştirilmesi ve güçlendirilmesi bakımından bir dönüm noktası olmuştur.
1) DTÖ’yü kuran antlaşmalar dünya ülkelerini tutsak haline getirmiştir. Peki, neyin tutsağı? Şirket kârlarını arttırmaktan başka bir tutkusu olmayan ulusötesi, güvenilmez, yeni bir yönetim sisteminin tutsağı! DTÖ’nün getirdiği düzen, dünyanın en büyük şirketlerinin ve finans kuruluşlarının güç ve servetlerinin arttırılması hedefi üzerine oturtulmuştur. Ya dünya uluslarının sağlığı ve ekonomik gönenci? Asla DTÖ’nün umurunda değildir.
Dünya Ticaret Örgütü’nün -küreselleşme ile birlikte- hayata geçirilmesi; bunları destekleyenlerin muazzam planlamalar, halkla ilişkiler faaliyetleri ve politik çalışmalar yapmalarını gerektirmiştir (Benzer dev kampanyalar Neoliberalizm ve özelleştirme için de yürütüldü). Bu yeni yönetim düzeninde, insanların günlük hayatındaki en küçük ayrıntılar bile kontrol altına alınmakta, bununla ilgili birçok karar, yerel ve ulusal hükümetlerin yetki alanından çıkartılarak Cenevre’de kapalı kapılar ardında çalışan bürokratların eline bırakılmaktadır.
2) Ulusötesi şirketlerin gözünde dünya ortak bir pazardır, bir sermaye ve hammadde kaynağıdır. Ya hükümetler, demokratik rejimler, yasalar nedir? Onlar birer ayak bağıdır; Şirketlerin sömürü olanaklarını engelleyen, kârlarını kısıtlayan birer ayakbağı!...
Öyleyse ne yapmalı? Küresel ölçekte piyasaların önüne çıkan bütün engelleri ortadan kaldırmalı! Oysa bu engeller ulus-devletlerin (örneğin Türkiye’nin), kendi halkını korumak için geliştirdiği politikalardır, güvencelerdir. Ancak bu haklı gerekçe de DTÖ’nün umurunda değildir. Yukarda belirttik, onun için önemli olan tek şey vardır: Ulusötesi şirketlerin çıkarları, kasalarına giren dolarlar ve yurolar!
3) Dünya Ticaret Örgütü, yerini aldığı GATT’ın, kota ve gümrük tariflerini belirlemekten ibaret geleneksel rolünün çok ötesine geçmiştir. Bu yeni işlevler “demokratik yönetimler üzerinde yeni ve eşi görülmemiş kontroller” niteliğindedir. Örneğin, serbest ticareti ve sermayenin hareketliliğini arttırmak için, ulusal yasaları değiştirtmiş, ekonomik sınırları ve halkı koruyan kısıtlamaları kaldırtmıştır. Bu değişiklikler kimler için yapılmıştır? Dünyadaki beş milyar insan için mi, sayıları milyarları bulan yoksullar için mi? Örneğin, Türk halkı için mi? Ne gezer... elbette ulusötesi şirketler için... Ford, Cargill, General Motors, Shell, Pfizer, Hyundai, Fiat, Unilever, Lafarge... gibi dev şirketler için...
Böylece ulusötesi dev şirketler bir kurnazca oyunu küresel düzeyde oynayabilir hale getirilmiştir. Bu şirketler bir ülkede -örneğin Türkiye’de- verdikleri zararlardan dolayı demokratik bir tepkiyle karşı karşıya kalınca, hep aynı yanıtı veriyorlar: “Bize bu şekilde yüklenemezsiniz. Sizin istediğiniz şekilde davranırsak, rekabet edemeyiz. Aksi halde, fabrikamızı bize daha konuksever davranacak başka bir ülkeye taşırız.” Ne yazık ki bu türden gözdağları son derecede etkili olmakta, zarar gören ülke genellikle hep geri adım atmakta; böylece işçiler, tüketiciler, halk kaybederken, dev şirketler kârlarını katlamakta, kazanmaya devam etmektedir.
4) Acaba bu yeni küresel yönetim sistemi Adam Smith ve David Ricardo’nun XIX. yüzyıl “serbest ticaret felsefesi”nin mi ürünü? Hayır, onunla da pek ilgili değil. Bu sistem “şirket kontrolünde ticaret” diyebileceğimiz, şirketler düzeyinde bir ekonomik küreselleşme modeli niteliğinde.
Öyleyse şu soruyu yanıtlamanın tam sırası: DTÖ kimin ticaret örgütü? Yanıt: DTÖ, ulusötesi dev şirketlerle, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki bir avuç kompradorun ticaret örgütü! Kesinlikle insanlığın örgütü değil, Türk halkının da örgütü değil!
Dünya Ticaret Örgütü ve demokratik toplum

Dünya Ticaret Örgütü

Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kısa sürede berbat bir sicil sahibi oldu.


1) DTÖ temelindeki antlaşmalar, ülkelerin uyguladığı politikalara sınırlamalar getiriyor, örneğin gıda güvenliği yasaları ile ürün etiketleme politikalarına... Çocuk emeğiyle yapılmış ürünlerin yasaklanmasını engelliyor. Örgütün icra mahkemelerinden çıkan kararlar, tüm dünyada, tüketiciyi ve çevreyi korumaya yönelik güvencelerin altını oymakta.
Uruguay Görüşmeleri’nin ve DTÖ’nün destekçileri, yeni düzenin tehlikelerini daima göz ardı ettiler. DTÖ’nün ulusal egemenliğe ve demokratik uygulamalara karşı bir tehdit olmadığını savundular. Dahası Uruguay Görüşmeleri’nin uygulamaya yansımasıyla, dünya ölçeğinde büyük ekonomik kazançlar sağlanacağını vaat ettiler. Şimdi görülüyor ki bunların hiçbiri doğru değil.
2) Şu bir gerçektir ki bütün ülkelerde karar alma mekanizmaları; yurttaşların kamusal çıkarları için mücadele edebildikleri “demokratik forumlar”dan, “kurallarına ve çalışmalarına şirket çıkarlarının egemen olduğu gizli ve sorumsuz uluslararası organlar”a doğru kaymıştır. İşin en şaşırtıcı -belki “şaşırtıcı olmayan” demek daha doğru- bir yönü de “dünyanın en demokratik ülkesi” sayılan ABD’nin, DTÖ’yü, demokratik kurumları dünya çapında zayıflatmak için kullanma konusunda başı çekiyor olması.
3) Uruguay Görüşmeleri’ne kamuoyu desteği sağlamak amacıyla öne sürülmüş olan ekonomik kazançların hiçbiri gerçekleşmemiştir. Tam tersine DTÖ kurulduğundan bu yana, dünya eşi görülmemiş bir mâli istikrarsızlıkla sarsılmakta. Yoksul ülkelerde ekonomik büyüme yavaşlamış, gerek ülkeler arası gerekse ülke içi gelir adaletsizliği artmıştır.
4) Dünya Ticaret Örgütü’nün politikaları ve tehditleri kamu çıkarlarını olumsuz etkilemektedir. DTÖ tarafından, ulusal yasaları “ticarete engel” ilan edilen ülkeler (örneğin Türkiye), ya ilgili çevre, sağlık, güvenlik politikalarından vazgeçmiş ya da bunları örgütün koşullarına uyacak şekilde sulandırmıştır. Bu eğilim hem halkın (örneğin Türk halkının) çıkarına yönelik politikaların altının oyulması, hem de ülkenin yeni politika benimseme eğilimlerinin yok olması sonucunu doğurmuştur. Çünkü ülkeler DTÖ ile mahkemelik olmaktan çekinir hale gelmiştir. Çoğu ülkeler -örneğin Türkiye- şirket tehditlerine hemen teslim olmakta ve yasalarını, konu DTÖ’ye yansımadan değiştirmektedir.
DTÖ’nün felsefesi çevre, sağlık ve insan hakları konusunda küresel işbirliğine zarar vermektedir. Eğer bir ülke DTÖ üyesi ise, diğer ülkelere olan taahhütlerini, ancak DTÖ sistemi izin verdiği ölçüde yerine getirebiliyor (bu bağımlılık, DTÖ’ye üye olan Türkiye için de söz konusudur). DTÖ sistemi bazı ilerici hükümetlerin çevre, gıda güvenliği ve insan sağlığı ile ilgili politikalarına temel anlayışı tersine çevirebiliyor. Örnek verelim: Genelde bir ürünün güvenli olduğunu imalatçı kanıtlamalıdır. Oysa DTÖ hükümetlerden, bir ürünü yasaklamadan önce, onun güvenli olmadığını kanıtlamasını isteyebiliyor.
5) DTÖ ticareti âdeta tanrılaştırmıştır: Ticaret her şeyden önce gelir. Acaba burada “her şey” derken neyi kast ediyor? Yanıt: Demokrasiyi kast ediyor; eşitliği, toplum sağlığını, gıda güvenliğini... kast ediyor. Evet, DTÖ hem de gözü kararmış bir şekilde, yalnızca ticarî değerlere öncelik tanıyor; akla gelebilecek her şeyi metalaştırarak, kutsal olanı bile metalaştırarak!


DTÖ’nün Anlaşmazlık Çözme sistemi


DTÖ’nün eşi benzeri görülmemiş, tamamiyle antidemokratik bir anlaşmazlık çözme sistemi vardır.

1) Yerini aldığı GATT’ın aksine, DTÖ jürilerinin hükümleri bağlayıcıdır, hem de otomatik olarak. Hükümlerin benimsenmesi, oybirliğiyle onaylanma gerektirmiyor. Bir DTÖ mahkemesi bir ülkenin yasalarının DTÖ’ye göre yasal olmadığını ilan ettiğinde, o ülke ya yasalarını değiştirecektir, ya da ağır ticarî yaptırımlara maruz kalacaktır.
DTÖ’nün bağlayıcı anlaşmazlık çözme prosedürü ve yayılmacı kuralları; karar yetkisini demokratik şekilde seçilmiş yerel organlardan söküp almış, Cenevre’de kapalı kapılar ardında karar veren DTÖ mahkemelerine vermiştir.
2) DTÖ mahkemeleri gizli oturumlara, usulsüz yargı süreçlerine sahne olur.
DTÖ üyesi ülkelerin açtıkları davalar “Anlaşmazlık Çözme Mutabakatı” (DSU) çerçevesinde yönetilen mahkemelerde görülür. DSU usule ilişkin tek bir kural getirmiştir: Tüm jüri etkinlikleri ve belgeler gizlidir. Alt jürinin ve Temyiz Organı’nın oturumları kapalı kapılar ardında yapılır, işlemler gizli yürütülür. DTÖ’ye getirilen anlaşmazlıklar üç jüri üyesinden oluşan mahkemelerde görülür. Üyeleri DTÖ çalışanlarından oluşan Temyiz Organı, bugüne değin yalnızca tek bir kararı bozmuştur.
3) Uzmanlık konusu ticaret olan bürokratlar çevre, kamu sağlığı, işçi hakları ve ekonomik gelişme gibi anlamadıkları konularda karar verirler.
DTÖ anlaşmazlık jürilerinde görev alacak olanlarda aranan nitelikler, mevcut ticaret sistemi ve kurallarından çıkarı olan kişilerin jüri üyesi olmasını sağlıyor. Buna karşılık mevcut statükoyu, görüş ve kurumlaşmayı paylaşmayan kişilerin jüri üyesi olmasını engelliyor. Öte yandan, DTÖ’nün kuralları jüri üyelerinin uzmanlara danışmasını da gerektirmemektedir. Bu nedenledir ki, sağlık ve çevre önlemleriyle ilgili anlaşmazlıklarda durum özellikle kaygı verici bir hal almaktadır.
DTÖ’nün anlaşmazlık çözme sisteminde jüri üyelerinin görevlerini yaparken potansiyel çıkar çatışmalarında taraf olmalarını önleyecek herhangi bir mekanizma yoktur.
DTÖ yurttaşların, jürinin eksiklerini giderme imkânını kısıtlar. Şu bakımdan ki, DTÖ jürilerinin kurul dışındaki kişilerden ve uzman organlardan bilgi ve teknik danışmanlık isteme mecburiyeti yoktur. Eğer isterse, bu uzmanların adları gizli tutulur.
4) DTÖ jürileri her davadan sonra bir tarih saptar. Davayı kaybeden ülke jürinin dava konusu politikayı değiştirme ya da tamamen terketme kararını bu tarihten önce uygulamak zorundadır. Davayı kazanan taraf ise DTÖ’den ticarî yaptırımlar uygulamasını talep edebiliyor. Bir kez bu talepte bulunuldu mu, yaptırımlar yalnızca tüm DTÖ üyelerinin, buna oybirliğiyle karşı çıkması halinde durdurulabiliyor. DTÖ’nün bu eşi görülmemiş uygulaması, çoğu uluslararası antlaşmadaki egemenliği koruyucu ilkelere ters düşmektedir.
DTÖ yaptırımları “sektörler arası” uygulanabiliyor. Bunun anlamı şu: Bir ülke, uzlaşmayan tarafın sadece aynı sektördeki ürünlerine karşı değil, temel ihracatına karşı da misillemede bulunabilmektedir.
Ayrıca, davayı kaybeden bir ülke için, DTÖ’nün Temyiz Organı dışında bir temyiz makamı yok. Bu organda görev alacak kişilerin hukuk, uluslararası ticaret, anlaşmadaki temel konular hakkında uzman olması yeterli bulunuyor. Buna karşılık çevre, tüketici yasaları, çalışma hayatı uzmanlarının görev almasını sağlayacak hiçbir hüküm yok. Üstelik Temyiz jürisi üyeleri DTÖ’nün kadrolu elemanları…

Dünya Ticaret Örgütü ve çevre

DTÖ çevre için de bir felaket olmuştur.

DTÖ tarafından yasadışı ilan edilme tehditi, çevreyi koruma amaçlı yeni girişimleri durdurmak ve çok yanlı çevre antlaşmalarının altını oymak için kullanılmaktadır.
1) Bu bağlamda çevre karşıtı kurallar sonuna kadar uygulanıyor. Söz konusu kurallar nice güçlüklerle kazanılmış pek çok çevre yasasının, ticaretin önünde sözde “tarife dışı engel” oluşturdukları gerekçesiyle sıkı bir denetimden geçirilmesini gerektiriyor.
-“DTÖ Gıda Güvenliği, Bitki ve Hayvan Sağlığı Önlemleri Antlaşması (SPS)” gıda güvenliği veya çevre, insan, bitki ya da hayvan sağlığını koruma yasaları da dahil olmak üzere, hükümetlerin gıda ve tarım politikalarıyla ilgili faaliyetlerini açıkça kısıtlıyor.
-“DTÖ Ticaretin Önündeki Teknik Engeller Antlaşması (TBT)” ürün standartlarının, ticareti mümkün olduğunca az kısıtlayıcı olmasını ve uluslararası standartlara dayanmasını gerektiriyor.
-“DTÖ Devlet İhaleleri Antlaşması”, hükümetlerin satınalma kararlarını verirken, yalnızca “ticarî” hususları göz önünde bulundurmasını gerektiriyor.
-“Fikrî Mülkiyet Haklarının Ticaretle İlgili Yönleri Antlaşması (TRIPs)”, DTÖ üyelerine, uzun erimli çevresel etkileri saptanmış olsa bile, genetik özellikleri değiştirilmiş bitki çeşitlerinin mülkiyet hakkının korunmasını sağlama yükümlülüğü getiriyor.
Tüm bu antlaşmalar yaptırım tehditi ile ve DTÖ’nün anlaşmazlık çözme sistemi aracılığıyla uygulanıyor.
2) DTÖ’nün bağlayıcı yeni kuralları çevresel güvenceleri zayıflatmıştır. Özel çıkar grupları, çevreci girişimleri engellemek için DTÖ eylemi tehditinde bulunmaktadır. Somut örnekler aşağıda sayılmıştır:
- ABD, DTÖ’nün talebi doğrultusunda Temiz Hava Yasası’nın hükümlerini gevşetmiştir.
- Clinton yönetimi, yunusları koruyucu önlemlerin içini boşaltmıştır.
- ABD, elektronik sanayiinin yol açtığı kirlilikle ilgili yüksek standartları kaldırması için Avrupa Birliği’ne (AB) baskı yapmaktadır.
- ABD ve AB otomobil üreticileri, Kyoto antlaşması’nı uygulayan Japon temiz hava yönetmeliklerine karşı saldırıya geçmiştir.
- Avrupalılar “hayvanlara işkence eden tuzak”la avlama yasağını gevşetmiştir.
- ABD, gönüllü ekolojik etiketlemeyi DTÖ’ye göre yasa dışı olmakla suçlamaktadır.


Sonuç


DTÖ’nün kimin ticaret örgütü olduğunu asla unutmamalıyız. Nasıl? Aşağıdaki hususları çok iyi öğrenerek, üzerinde uzun uzun düşünerek, her fırsatta çevremizi aydınlatarak:
1) DTÖ, ulus ötesi dev şirketlerin ticaret örgütüdür. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki bir avuç işbirlikçinin örgütüdür.
DTÖ dünya ülkelerini yeni bir küresel yönetim sisteminin tutsağı haline getirmiştir. Hedefi tektir: Ulusötesi şirketlerin güç ve servetlerini arttırmak. Dünyanın (örneğin Türkiye’nin) yoksul insanları DTÖ’nün umurunda bile değildir.
2) Bu yeni küresel yönetim sistemi “şirket kontrolünde ticaret” diyebileceğimiz, şirketler düzeyinde gerçekleşen bir ekonomik küreselleşme modelidir.
Buna göre DTÖ’nün işlevleri “demokratik yönetimler üzerinde yeni ve eşi görülmemiş kontroller” sisteminden ibarettir. Bireyler hayatlarının en küçük ayrıntısına kadar kontrol altına alınmakta, kararlar ulusal hükümetlerin elinden alınarak DTÖ bürokratlarına devredilmektedir.
3) Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) demokratik topluma büyük zararlar vermektedir.
-DTÖ temelindeki antlaşmalar, ülkelerin uyguladığı politikalara sınırlamalar getirmiştir. Bütün ülkelerde karar alma mekanizmaları; “demokratik forumlar”dan, gizli ve sorumsuz “uluslararası organlar”a kaydırılmıştır.
-Dünya Ticaret Örgütü’nün politikaları kamu çıkarlarını olumsuz etkilemekte, felsefesi ise çevre, sağlık ve insan hakları konusunda küresel işbirliğine zarar vermektedir.
-DTÖ yalnızca ticarete öncelik tanıyor... Demokrasi, eşitlik, güvenlik, halkın refahı... bunlara hiçbir değer vermiyor.
-DTÖ kurulduğundan bu yana, dünya eşi görülmemiş bir mâli istikrarsızlık, yoksul ülkelerde ekonomik büyüme yavaşlığı, küresel bir gelir adaletsizliği karşı karşıyadır.
4) DTÖ’nün anlaşmazlıkları çözme sistemi antidemokratiktir.
-DTÖ bir ülkenin yasalarını beğenmezse, o ülke ya yasalarını değiştirmek, ya da ağır ticarî yaptırımlara katlanmak zorunda bırakılıyor.
-Örgütün mahkemeleri, usulsüz yargı süreçlerine sahne olmaktadır. Bürokratları çevre, kamu sağlığı, işçi hakları ve ekonomik gelişme gibi hiç anlamadıkları konularda karar vermektedir.
-DTÖ’nün uygulamaları ülkelerin egemenlik hakkına ters düşmektedir.
5) Dünya Ticaret Örgütü çevre için bir felaket olmuştur.
DTÖ tarafından yasadışı ilan edilme tehditi, çevreyi koruyucu girişimleri durdurmak ve çok yanlı çevre antlaşmalarını etkisizleştirmek için kullanılıyor. Bu bağlamda çevre karşıtı kurallar sonuna kadar uygulanıyor. Özel çıkar grupları, çevreci girişimleri engellemek için DTÖ eylemi tehditinde bulunmaktadır.
6) Görüyorsunuz, hükümetleri DTÖ antlaşmalarına imza atan uluslar ne büyük tehditlerle, ne korkunç zararlarla karşı karşıya bulunuyor!
Atatürk boşuna dememiş : “...Durumu düzeltmek için mutlaka Avrupa’dan öğüt almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine göre yürütmek ... gibi düşünceler belirdi. Oysa hangi bağımsızlık vardır ki yabancıların öğütleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin?”

http://www.turksolu.com.tr/56/dura56.htm

..