YİNE VE YENİDEN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
YİNE VE YENİDEN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ocak 2015 Salı

YİNE VE YENİDEN '' ATATÜRK ''





                        YİNE  VE  YENİDEN  
                                 '' ATATÜRK ''






Yine ve yeniden Atatürk
Düşkırıklıkları, üzüntüler ve kuşkularla bir yılı geride bıraktık. Ben, yeni yılı neş’eyle karşılamaya biraz da şaşıyorum. Aslında bir yıl daha yitiriyor, bir yıllık daha eski oluyoruz, zamanımız azalıyor. Gençler yenilendiklerini sanıyor. Kutlama, olsa olsa olumsuzlukları geride bırakıp can sıkıcı her şeyi unutarak umutla yeni yıla başlamak, kendine çeki düzen vererek geleceğe hazırlandığı kanısıyla, umutlanmaktır. “Umut imanın anasıdır” derler. Umutsuz yaşanmaz. Düşün ve ilke bağlamında, olumsuzluklar ne düzeyde ve ne ölçüde olursa olsun, umutsuzluğa düşmeden, karamsarlığı atarak, çabaları sürdürmek gerekir. Yılmak, yorulmak, hattâ dinlenmek bilmeden.
Ülkemiz, medyanın besleme bölümünün şakşakçılığının, pompalamasının, enflasyon rakamlarıyla oynamanın, yabancılar ve goygoycularla oynaşmanın tersine her alanda ağır sorunlarla karşı karşıyadır. İçerden yıkma, dışardan kuşatma girişimleri, günümüz iktidarının takiyyeci tutumu nedeniyle onur kırıcı olaylarla gelişmektedir.
Sanık topluluğu yasama organıyla yönetimde
Yerel seçimlerde daha çok oy toplayarak çoğunluk ve lider diktasını iyice pekiştirmek isteyen iktidar, ekonomik bağımlılığı siyasal uyduluğa dönüştüren davranışlarıyla yeni yeni çirkinlikler sergilemektedir. İstanbul Belediyesi ekibi devleti ele geçirmiş, dünyanın hiçbir demokrasisinde görülmemiş bir sanık topluluğu yasama organıyla yönetimde ağırlık sağlamıştır. Seçim öncesi verilen sözler unutulmuş dokunulmazlık zırhına sımsıkı sarılanlar rejimle sistemi biribirine karıştırarak böbürlenmeye hız vermişlerdir. Yeterli bilgi, eğitim ve deneyimleri olmamasına karşın demokrasi, devlet, din, lâiklik konusunda ancak tutucu, gerici, siyasal İslamcı kimi yazarları sevindiren güldürücü konuşmalar yapmaktadırlar. Halk dalkavukluğunun en kötü örnekleri kömür dağıtımı ve başka aldatmacaları, inanılması olanaksız partisel doğrultularını açıklamaları izlemiştir. “Uluslararası Muhafazakâr Demokrasi” toplantısında din konusundaki söylemleriyle çatışan eylemleri apaçık ortadadır. Dine siyaseti, siyasete dini katarak iktidar gücüyle şeriat düzenini gerçekleştirme çabaları sürmektedir. Siyasal islâmcı, köktendinci olmaktan başka bir özelliği bulunmayanları göreve getirerek kadrolaşma, YÖK, TÜBİTAK, TRT, sıkmabaş, Belediyeler, orman, vergiler konusundaki direnmeler, hukuka, Anayasa’ya, Cumhurbaşkanlığına, yargıya, Atatürk’e, lâikliğe, cumhuriyetin kurucusu Türk Silâhlı Kuvvetleri’ne dış destekli, demokrasi kılıflı karşı çıkışlarıyla kendi kendilerini yalanlamaktadırlar. “Dinsel simge” saydıkları sıkmabaşı “türban” göstererek lâik devlete dayatmaları, kravatın da simge sayılabileceği savları, karagüldürünün yeni sayfalarını oluşturmaktadır. Bizim yıllardır söyleye yaza usandığımız gerçekleri şimdi kendileri saptamış gibi öğretmeye kalkışmaları gülünçtür. Lâikliğin değerini, önemini ve ülkemiz için yararını kavramış görünerek başvurdukları söylem, dış ve iç çevreleri kandırmaya yöneliktir. Gerçek olsa, içtenlikli olsalar Ürdün Kraliçesinden sonra Suriye Cumhurbaşkanının eşini de gördükten sonra sıkmabaşlı eşlerini yanlarına alırlar mıydı? Devlet adına AİHM’ne verilen savunmayı kişisel nedenle geri çekerek hem dâvacı hem tanık durumuna düşerler miydi? Önceki bağlantıları, yerleri, konumları, lâik cumhuriyet ve Atatürk karşıtlığı bilinenleri müsteşar, genel müdür, daire başkanı, vali, kaymakam yaparlar mıydı? Kimi vakıf üniversiteleri başta, yükseköğrenim kurumlarında, yargıda, yönetimde aşiret, tarikat mezhep yoğunlaşması tehlikeli açılımları çağrıştırmaktadır. Bir disiplin olan demokrasiyi kötü kullanıp devletin tek’liğini, ülkenin tüm’lüğünü, ulusun bir’liğini yıkmak isteyenler siyasal iktidara özenip öykünmekte, iktidarın sakıncalı hoşgörüsünden ve suçluluk duygusundan yararlanıp saygısızlıklarını biribirine eklemektedir. Çoğunluğun asıl öğesi kürt kökenli yurttaşlarımızı kürtçülük güdüsü ve yeni Sevr’ci yabancıların kışkırtmasıyla azınlık yapmaya uğraşmakta, yeni ayrılıkçı akımları yüreklendirmektedirler. Irak olaylarında savaş isteyen medya tetikçileri, ulusal onurumuza saldırıyı sindiren iktidarla birlikle pısırıklığı seçmiş, AB ve Kıbrıs konusunda “ver kurtulcu” aymazlıktan vazgeçmemiştir. Şimdilerde Türkiye karşıtı bir liderin AB’ye yamanma çabasını, Çankaya zirvesi sonunda yayımlanan bildiriyi değerlendiren gerici basın hiçbir çekinme duymadan, âdeta övercesine yanlış yansıtarak “Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti kesin biçimde Annan Plânı’nda belirlenen çözüm iradesine sadakatini ilân etmiş oldu” diye vermekte, bağımsızlığı, güvenliği, anlaşmaları yadsıyıp sevinçle karşılamaktadır.
Muhafazakarlıkla demokratlık
birbiriyle bağdaşmaz
Muhafazakârlıkla demokratlığın, demokratlıkla muhafazakârlığın birbiriyle bağdaşmayacağı, bağdaştırma çabasının bir kandırmaca olduğu açıkken tersini savunup benimsetmeye çalışanlar, siyasal getiriler için dini bir araç kullanmakla inanç sömürüsünü yeğlemekte, dine düşmanlık yapmaktadırlar. Ne acı bir gerçek ki 80 yıl önce yıktıklarımızı, attıklarımızı yeniden edinmeye çalışıyor, gereksiz konuları tartışıyor, batı Mars’a yerleşmeyi tasarlarken tutucuların akıllarını inançla örtüp safsatalarla gündemi doldurmaları yüzünden dışlanıyor, horlanıyoruz. Yurdu kurtarıp devleti kuran, bağımsızlığımızı, özgürlüğümüzü, ulusal egemenliğimizi kazandıran, aydınlanma ile tüm çağdaş gerekleri sağlayan Atatürk’ün Sakarya Savaşı sonunda TBMM’nce verilen “mareşal” rütbesiyle “gazi” ünvanından rahatsızlık açıklayanlarla utanmadan onu destekleyenler çıkmıştır.
İncirlik Üssü’nün kullanımı Anayasa’ya aykırıdır
Anayasa’ya aykırı biçimde, tıpkı Irak’la ilgili “mutabakat tutanağı”nda olduğu gibi İncirlik Üssü’nün yabancı silâhlı güçler için kullanılması olayı yaşanmaktadır. Kendini anayasa yerine koyan, her şeyi koşullandığı yanlış din anlayışıyla ölçüp biçen siyasal iktidar, ABD’nin deneme tahtasına dönmüştür. Hiçbir kurula, hiçbir organa aldırmamakta, aklına estiği ya da ABD’nin ve AB’nin istediği gibi davranmaktadır. ABD’nin Irak’ta kürt devletinin oluşumuna kol-kanat germesi ya da oluşturma çabaları, sözcülerinin “Irak’ta halklarının kendi yönetimlerini kurma çalışmalarını destekliyoruz” açıklamasıyla belirginleşmişken tepkisiz duruş, Bush’un buyruklarının yerine getirilmesini isteyerek Washington’a koşullu gelinebileceği uyarısına boyun eğiş, hepimizi düşündürmelidir.
Köktendinciler için sıkmabaş bağımsızlıktan daha önemli
Öyle anlaşılmaktadır ki “Siyasal İslâm”ın ayırdında olmayanlar “Ilımlı İslâm”ı uydulaştırma aşısı olarak benimsendiğinden onlar için Kur’an kursu, İmam-hatip okulu, sıkmabaş, arsa zenginliği, bağımsızlıktan, özgürlükten, Türkiye’nin güvenliğinden ve geleceğinden, Kıbrıs’tan daha önemlidir. İnsanlık demokrasi, hukuk, onur, başka bir şey bu kesim için hiçbir anlam taşımamaktadır. Lâik Atatürk Cumhuriyeti’ni yabancıların ayağına düşürenlerin düşkünlüğü güç tanımlanır.
Köktendincilerle önyargılı ve koşullanmış sözde aydınların benzer yanları çoktur. Köktendincilerde terbiye yoktur. İnsanlığın en sağlıklı, en gerçekçi göstergesi insana, kişiliğe, onura, ada ve soyadına, göreve saygı yoktur. Kalemleri, dilleri pistir (Yüreği, duygu ve düşüncesi temiz olanın eli ve dili pis olmaz). Saldırır, yalan söyler, görev yapmayı suç sayar. Siz ulusa, ülkeye, bu varlıkları kapsayan devlete hizmet edersiniz, onlar inancı sömürerek her kötülüğe hizmet eder, teröre araç olur, hattâ terörist olur. İnsanları inancıyla değil, tutumlarıyla değerlendirmez, kendilerine hiç bakmazlar. Sözde aydınlar da değişik aşağılık duygularıyla küçülür, alçalır, halkın sevdiği kişileri “allerjik buluyorlar” diye karalarlar. Köktendinciler adlarını duydukları yandaşlarıyla buluşup birbirlerini kollayıp gözetirler, önemli görevlere en olmadık kimseleri getirmekten kaçınmazlar. Kendini aydın sanan ya da öyle sanılanlar da tüm bağları gözardı edip birbirlerini çekiştirir, karalar, engeller, yıpratır ve yıkar.
Köşesinde oturanların çalışan gençleri eleştirmesi acıdır
Toplumumuzda giderek yaygınlaşan bir umutsuzluk ve aldırışsızlık seziliyor. Gelecek için en tehlikeli belirti budur. Ekonomik, siyasal, hukuksal iç ve dış sorunların kaynağında toplumsal karakterimiz yatmaktadır. Bu değerdeki bozulma kaygı verir. Atatürk ve lâik cumhuriyet karşıtlarının dayanışmasıyla oluşan iktidarın karşısında özveriyle çabalayanların, hiçbirşeye karışmak istemeyen, çekici olanaklar ve koruma önlemleriyle yaşamlarını sürdüren kimi emeklilerce eleştirilmesi, ortamın köktendincilere bırakılmasının ilgisizlikle karşılanması acıdır. Siyaseti “öcü” gösterip tribünde oturanlar, binbir güçlükle savaşıp bir şeyler yapmaya çalışan gençleri, sağlıklarını, mutluluklarını, güvenliklerini düşünmeden çalışan, varlıklarını hiçe sayan insanları kınayıp köşelerinde oturdukça aydınlığa çıkılamaz.
Aklın gücü, bilginin yararı, bilimin atılımları, uygarlığın olanakları zamanı durdurup mesafeleri yok ederken, yaratıcılığın ürünleri kapışılırken, inanç bağımlılığı, tutuculuk, yazgıcılık, küf, pas, karanlık, kan ve ölüm getiriyor. Çelişkili sav ve savunmalarla, abartı, yalan ve bahanelerle köktendinciliği “demokratikleşme, bireyselleşme, uygarlaşma” diye dayatıp devletin yapısını ve yönünü değiştirmeye çalışan sabıkalı-sabıkasız medya ve siyaset simsarlarına kanılmamalıdır.
İlke için özveri büyüklüktür
Gericiyi sevindiren, ilerici olamaz. Kavgayı gericiliğe karşı verecek yerde kendi kendisiyle, ilericilerle kavgaya tutuşan, gücünü ilericilere karşı kullanıp gericileri mutlu ve başarılı kılan aymazlar var. Atatürk düşmanlarının medyada, üniversitelerde, yargıda, yönetimde, siyasette, her yerde dayanışmasına karşı Atatürkçülerin dağınıklığı, değişik nedenler yaratarak birbirlerine karşıtlığı, yalan-yanlış yazılarla güç kırıcılığı ve güven yıkıcılığı, selâm vermekten kaçınma, yüze bakmaktan utanma durumu ibretlik görünümlerle sürüyor. Hele kimi çocukların yetişmelerine katkı verenleri karalamaya araç olmaları bozulması. Gerçekdışı savlarla, iftiralarla karalama aşağılıkları, kişiliklerini, düzeylerini gösteriyor. İlkelere verdikleri zarar, öbür yana kazandırdıklarıdır. Siyasal partilerin işlerini, niçin kurulmak zorunluluğu doğduğunu, gerçek sorumluların, bölücülerin kim olduğunu öğrenip saptamadan gelişigüzel suçlamalar duyuluyor. Önerip öncülük yapanların dönüşü kişilik çözülmesidir. Birleşip güç kazanma çabalarını anlamayanlar, işin kolayına kaçanlar, ilkesizler, dâvanın önemini kavrayamayanlar, nefesi tükenenler, birer bahane bulup kaçıyor. Yerel seçimlerde işbirliğini, partisine bakmadan ilerici adayı desteklemeyi yanlış değerlendirip “ittifak” sayanlar da var. Program ve tüzük düzeniyle birleşerek büyüyüp güçlenmek, yasa kurallarına uyum zorunluluğuyla “katılma” yöntemi küçük düşürmez. İlke için özveri, başlıca büyüklüktür. Ülke yararı önceliklidir. Bireysel davranmamalı, ortak sorumluluk, paylaşma, katkı yeğlenmelidir.
Hukukun gücü değil
güçlünün hukuku geçerli
“Değişim”in mumu bırakınız yatsıyı, ikindiye varmadan söndü. İktidardakilerin hangi sözüne güveniliyor? Değişenler, sakıncalıları, lâik cumhuriyet karşıtlarını etkin yerlere getirir, orada tutar, korur, savunur, cumhuriyetçilerin hedef gösterilmesine katlanır, bu yoldaki kalkışmalara olur verir mi? Kimilerinin, beslemelerin, önceki dönemde başlayan önlemleri, sıkıntıları, yoksunlukları, yolsuzlukları unutturup “ekonomik başarı” dan sözetmesi tepkiler almaktadır. Yurttaş, yalnızlık içindedir, yokluk çekmektedir. Alım gücü düşmüş, hattâ bitmiştir. Memur, işçi, emekli perişandır. Hekimler, öğretmenler, teknik adamlar geçinecek ücreti alamamaktadır. İlâçlar pahalıdır. Öncekinden ucuz, fazla bir şey alınmamakta, ekmek ve et zamlanmakta ama siyaset giderek paralanmaktadır. 12 Eylûl’ün Anayasa yargısı dışında bıraktığı siyasal partilere Hazine yardımı olmasa, kaynak için üniversitelerin araştırma giderlerine el konulmasına gerek kalmazdı. 2004 yılında AKP’ne 52.6, CHP’ne 29.6, Genç Parti’ye 11, DYP’ne 7.3, MHP’ne 6.4 trilyon verilmesi büyük bir katkıdır. Devletin verdikleriyle bu partilerden aldığı karşılaştırılırsa katkının gereksiz olduğu daha iyi anlaşılır.
AKP ilk Büyük Kongresi’ni, Siyasal Partiler Yasası’nın 14. maddesinin yedinci fıkrasının öngördüğü iki yıllık sürede yapmadığı için dağılmış durumdadır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ile Yüksek Seçim Kurulu’na bunu anlatamamak üzücüdür. Hukukun gücü değil, güçlünün hukuku geçerli olursa yarınlarda daha büyük aykırılıklar yaşanır. Gerçekte AKP kimlik arayışında, dincilik dışında siyasal ilkesizliğin bocalaması içindedir. Suçlu bulunan eski ustalarını kimileri gibi kurtarma hazırlıkları yapmaktadır. Karşıdevrimciler çığ gibi büyürken bizlerin azalması acıdır.
“Uyum” yasaları “uyuşturma, uyutma” düzenlemeleridir
AB’ne girme umudu ve telâşıyla çıkarılan uyum yasaları çoğunlukla bir şey getirmemiştir. Bir tür “uyuşturma, uyutma” düzenlemeleridir. AB yetkili ve sözcülerinin açıklamaları ülke güvenliği ve bütünlüğüne, devlet yapısına kadar uzanan öldürücü ödünleri gündeme getirmektedir. Başta Siyasal Partiler ve Seçim Yasaları olmak üzere birçok antidemokratik kurala, dokunulmazlığa dokunmayan iktidarın, tersine, kötüye doğru değişikliklerle kendini güvenceye alması, kafasındaki düzeni gerçekleştirme çabası gözden kaçmamaktadır. Seçimleri kazanmak, belediyeleri almak için her şey yapılıyor. Özellikle büyük belediyelerin kaynakları çok yarar getiriyor, iktidara oralardan geliniyor. Kimsede, bütçe açıkları, ödenecek faizler, iç ve dış borçlar, kapanan girişimler, özelleştirme donanımları ve elden çıkarılacak varlıkların doğuracağı boşluk, yaratacağı yoksunluklarla ciddi bir ilgilenme görülmüyor. Herşeyi bırakan iktidar militanları Atatürk’e ve Silâhlı Kuvvetler’e karşı güç gösterisine girişip olmadık söz ve eylemlerle gündemi değiştirip yol alıyorlar. Çoğunluk da izliyor, hattâ mutlu olduklarını söyleyenlere rastlanıyor. AB’ni aş ve iş kapısı sanarak aldanan niceleri de ayrı. İktidarın ulusumuza, devletimize yaraşırlığı tartışılmaktadır.
Yeni YÖK Başkanı’nın
olumlu belirtileri
Kızılay ve Çocuk Esirgeme Kurumu’nu siyasal iktidarın eline bırakılacak kural değişikliğine karşı çıkmamız yargı kararıyla doğrulandı. Karar yayımlanmadığı için TÜBİTAK atamaları gibi Kızılay yönetimi de değiştirildi. Zamanında duygusal davrananlar şimdi kendilerini özeleştiriye bağlı tutmalı bu nedenle yitirilenler anılmalıdır. Tıpkı yıllar önce “Demokrasinin mezarı demokrasiyle kazılıyor” sözünü unutup bugünkü yinelemelerin yeni sanılması gibi.
İktidarın başı lâiklik konusunda mantığa aykırı görüşler ileri sürmekte, çelişkili sözler etmektedir. Suskunluktan güç alan tehlikeli gidişi ilgili çevreler değerlendirmelidir. Üniversiteler miskinler tekkesi, yeni dergâhlar değildir. Yeni YÖK Başkanı’nın öğrencilerle ilgisi, ilkelerden ödün vermeme sözü geleceğe ilişkin olumlu belirtilerdir. Çağdaş ve özerk üniversite özlemi, anlayıştan uygulamaya değin yanıt bulmalıdır.
Batı’nın Sevr özlemi
Yasamadaki ve yönetimdeki soydaşları ile yandaşlarına güvenen kürtçülerin tutumu, Irak’takilerin “Meclis’te 260 kişi bizden” sözünü anımsatmaktadır. Toplumsal barış, ulusal dayanışma yıkılırsa hiçbirşey tutulamaz. Osmanlı’nın son dönemini hayal eden Batı’nın yeni Sevr özlemini unutanlar sakıncaları göğüsleyemezler. Yayılmacı, sömürgeci, emperyalist batı küreselleşme avutmasıyla her yeri avucuna almaya çalışmaktadır. Magazin medyası bu oyunun ülkemizdeki oyuncağıdır. “Irak’ı böldürtmeyiz” diyenler Türkiye için ne diyorlar? Ses çıkarırlar mı? Yıllarca PKK’yı, Apo’yu silâhlandırıp besleyenler, teröre omuz verenler? Kürt devletinin desteklenmesi için yazılan mektuplar, ABD’nin PKK ile pazarlığa zorlaması, aynı anda ve aynı masada medeni nikâhla dinî nikâh aykırılığı, Atina Başpiskoposu Hristodulos’un sözleri, Türkiye’deki Rum Patriğin istekleri, Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis’in “Kıbrıs’ın elen zaferi”nden söz eden Noel Mesajı ile 1930 Türkiyesi’ni karalama saçmalıkları birbirine eklenince yıkım izlencesi somutlaşıyor.
Eğitime, bilgiye, ahlâka gereken önem veriliyor mu? Öğrencilerini kurtarmak için yaşamlarını yitiren Ağrı’nın Doğubeyazıt ilçesi Ortadirek Köyünün genç öğretmenleri Burçin Uysal ve Aysun Kayalar’ı kaç kişi biliyor? Görev şehidi bu eğitim kahramanlarının anıları önünde saygı ile eğilip benzer olayların önlenmesi için çalışmalar yapılmalıdır. Bu arada PKK’nın Doğu ve Güneydoğu’da yalnız 1980-1990’da 400’e yakın okul yakıp 150’ye yakın öğretmeni öldürdüğü unutulmamalıdır.
Atatürkçülük tam uygulansa
bu durumlara düşmezdik
Nakşibendilerin 1900’ün başından bugünlere değin yaptıkları, kimler ve nerelerde oldukları da unutulmamalıdır. TÜBİTAK’ın “Vizyon 2023” çalışmalarını ABD dayatmasıyla engelleme, Genelkurmay Başkanı’nın konumu gereği doğal tutumunu işlerine gelince özel bulup övme, Denktaş’ı etkisizleştirip dışlama oyunları, yaşam gerçekleriyle alay edercesine, %16’ya ulaşan işsizliği unutup ulusa seslenme, şeyhlerin sakalını, siyasetçilerin elini öpme kuyrukları, kreşlerde şeriat eğitimi, eş-dost için yasa çıkarma, kimi illerde karakollara saldırı ve teröristlere övgüler, Başbakan’ın “Ulusun Anayasa’dan memnun olduğu” söylemi, şirket ortaklığı, sıkmabaş zorlamaları, işçileri azarlaması, asgari ücret oyalaması, Türkçeyi doğru dürüst konuşamayan Bakanlar, seçilmek için parti değiştiren çıkarcılar, oy için dinsel söylemlere ağırlık verilmesi, İBDA-C bombacılarının şehit sayılması önerisi, kimi milletvekillerinin “Şeyh” denilen tarikatçılara bağlılığı (aslında bağımlılığı) ve TÜSİAD’ın Anayasa taslağı birlikte düşünülürse AKP’lilerde kılık, biçim, görünüm, yöntem değişikliği sözkonusu olabilir ama anlayış, amaç, kafa değişikliği asla. Kadrolaşmaya, gidişe bakarak bunlar hakkında yargı, kanı, yeterince oluşur. Kamu Yönetimi Yasa Tasarısı’nın içeriği “niyet” lerinin göstergesi değilse, bilgisizliğin ve yetersizliğin belgesidir. Gericilik gerilemiyor, ilerliyor. Benim görevdeyken yaptığım tören konuşmalarında değindiklerim doğrulanıyor. 1950 sonrasını yöneticilerin yanlışlık ve kusurlarını bırakıp “Faturayı Kemalizm’e kesmek gerektiğini düşünmeliyiz” hinliğini seslendiren “aklı evvel” ler yetişmiş. Kemalizm-Atatürkçülük tam uygulansaydı bu durumlara düşmezdik. Atatürk’e ve Atatürkçülüğe karşıtlığı beceri sayan aymazlık ve sapkınlık giderilmez sayrılık durumunu aldığından saçmalıklar yaygınlaşıyor. Yine de Atatürk, yeniden Atatürk!.. Bağımsızlığın, özgürlüğün, barışın, bilimselliğin, cumhuriyetin simgesi, Türkiye’mizle özdeşleşerek kurumlaşan Atatürk!...

http://www.turksolu.com.tr/48/ozden48.htm

..