bitmedi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bitmedi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mayıs 2017 Salı

Birinci Dünya Savaşı bitmedi, Bitmeyecek

Birinci Dünya Savaşı bitmedi, Bitmeyecek


Prof. Dr. İbrahim Ethem Atnur: “ Birinci Dünya Savaşı bitmedi, Bitmeyecek ” 
Celil Güngör 

Atatürk Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi ve Türk Tarih Kurumu Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. İbrahim Ethem Atnur ile I. Dünya Savaşı’na giden yolu, savaşın taraflarını, ilişkileri ile dolaylı ve doğrudan sonuçları üzerine bir konuşma yaptık. 

1.Dünya Savaşı’nın yüzüncü yılındayız. Savaşa “Birinci Dünya” veya “Birinci Cihan” savaşı diyoruz. Sanki bundan önceki savaşları çok fazla savaştan saymıyoruz gibi. Bu savaşın “birinci” olarak nitelenmesinin dünya tarihindeki farklılığı, yeri, önemi nereden kaynaklanmaktadır? İsterseniz bu soru ile başlayalım. 

Savaş niye genel bir savaş oldu. Ondan önceki savaşlar önemsiz mi? Hayır tarih boyunca çok büyük savaşlar, çok kanın ve gözyaşının döküldüğü savaşlar, 
çok acıların yaşandığı savaşlar var ama bu dünya tarihinde en genel ilk savaş. Yani dünyada büyük devlet olarak düşündüğümüzün hepsinin savaşın içinde yeri var. İngiltere, Fransa, Rusya, Almanya, Avusturya, Macaristan, Osmanlı devleti sonra Amerika, İtalya ve son dönemde Japonya. Bir de bunları sömürenlerin sömürgelerini katarsak dünyada başka devlet kalmaz. Bu saydığımız Osmanlı dâhil beş altı devlet dünyanın zaten tamamı demek. Bir de bunların sömürgeleri var. Osmanlının sömürgesi yok ama İngiltere zaten dünyanın dörtte birine sahip, diğer bir kısmına Fransa, bir kısmına Amerika, bir kısmına İspanya sahip. Ama İspanya girmiyor savaşa, zaten o dönemlerde büyük çaplı bir devlet değil. Dolayısıyla 

1. Dünya Savaşı dünyanın en büyük emperyalist devletlerinin sebep olduğu bir savaş ve bu yapısı gereği bir genel savaşa dönüşmüş. Bir de bu savaşta cephe kavramı değişmiş bir cephe yok, bir anda çok cephe var. Sadece Osmanlı için değil bütün ülkeler için birçok cephe söz konusu… 

Tabii, yani İngiltere ve Almanya savaşıyorlar. Almanya bir taraftan Rusya’yla savaşıyor. Bir taraftan Fransa’yla savaşıyor. Sonra bir taraftan Amerika ile 
savaşıyor. Sonra bakıyorsunuz Osmanlı Devleti bir taraftan Rusya’yla savaşıyor Kafkas cephesinde, bir taraftan Basra civarında Arabistan’da, Yemen civarında İngilizlerle savaşıyor. Geliyoruz Çanakkale’ye, Çanakkale’de yine İngilizlerle Fransızlarla savaşıyoruz. Galiçya’da yine müttefikleriyle savaşıyor yani bir anda bütün bağlaşıklarıyla Osmanlı karşı karşıya savaşıyor. Bunu İngiltere için de sayabiliriz Fransa için de. Burada cephe kavramı yok, 

Ne gibi bir zorunluluk oldu da savaş çıktı? 1914’te birden mi ortaya çıktı ya da bu yüzlerce yılın ya da onlarca yılın alttan alta bir takım sorunların birden patlaması mıydı? Nasıl bu kadar büyük güçler ve devletler bir anda bir savaşın içinde buldular kendilerini? 

Biliyorsunuz demin bir şey söyledim “patlama”, patlamanın olması için bir enerjinin birikmesi lazım. Ve savaşı da patlama olarak değerlendirirsek 
bu da bir enerji birikiminin sonucu oldu tabii. İşte ta 1880’lerden itibaren Almanya milli birliğini tamamlamış ama sömürgesi yok. Silahı var, ham-
madde üretiyor, güçlü bir sanayi kurmuş, satacak yeri yok. Diğer devletlerin kendi aralarında sömürgecilik anlamında emperyalizm anlamında bir 
mücadelesi var. Bu rekabet bir enerji birikimi sağlıyor. 

Temel motivasyon sömürgecilik mi? 

Tabiî temel saik sömürgecilik. Sömürgeye dayalı ve ekonomik açıdan istismara dayalı bir sistem. Siyasî açıdan istismara dayalı bir sistemin büyük devletler, emperyal devletler arsında yarattığı enerji birikimidir bu. Osmanlı aktör müdür? Değildir. Osmanlı zaten Balkan Savaşlarında yenilmiş. Kendini toparlayamamış. Balkan Savaşları Trablusgarp onu belini bükmüş.1. Dünya savaşı yaklaşırken bir aktör değil, diğerlerinin arasında kalmış. Bir de toprakları bu biriken enerjinin yutmak istediği en önemli alan. 

Bir de Petrol meselesi… 

Tabii ki. Yani o tarihlerde petrol biliniyor. Özellikle Ortadoğu petrolleri de İngiltere’nin, Amerika’nın, Almanya’nın, Rusya’nın hepsinin birden iştahını çekiyor. 

Yani Osmanlı iştah cezbedici bir coğrafyaya sahip. 
Bu hem iktisadi açıdan hem de coğrafi açıdan önemli. Hindistan’a giden yol İngiltere için öyle. Ruslar için Akdeniz’e giden bir yol. Yani hammadde satılacak, sömürülecek bir coğrafya. Fransa da petrol ve stratejik açıdan düşünüyor. 
Osmanlı devleti -belki sorunuzun dışına çıkacak ama- savaşa girmeli miydi girmemeli miydi? 

Girmeyebilir miydi? 

- Hiç şansı yok, sıfır şans, böyle bir şey yok. Çünkü paylaşma anlaşmaları zaten bu coğrafya üzerine yapılmış. Yani Rusya’yı savaşa çekmek için Ruslarla İngilizler ta 1912’de anlaşmışlar. Bakın şimdi I. Dünya Savaşı’nın tarihini yazmak zor. 

Yani dünya tarihi yazmak gibi bir şey… 

-Evet, çünkü her yere bakmak zorundasınız. Siz Rus Dışişleri Bakanlığı’nın faaliyetlerini bilmeden Rus Genel Kurmaylığının faaliyetlerini bilmeden 
bu soruya evet girmeyebilirdi diyebilirsiniz. Ama bugün Rus arşivleri açıktır. Meslektaşlarımız bu arşivlerden epeyce yararlanmaya başladı 90lı yıllardan 
sonra. Artık biliyoruz ki Rus Dışişlerinin savaşa girişinin en önemli sebebi İstanbul, Boğazlar ve Anadolu. Ve İngilizler de bunu bildikleri için 
burayı onlara sunmuşlar. Rusların savaştaki en büyük hedefi bu. 

Savaşa giren her büyük devletin motivasyonu farklı farklı galiba değil mi? 

Hedefleri farklı bunların zaten. Ruslar Akdeniz’e inmeyi ve Boğazlar’ı, İngilizler Ortadoğu’yu istiyor. 

Almanya ne istiyor, sömürgeleri çoğaltmak?... 

Almanlar bir taraftan Osmanlı coğrafyasına tam olarak hakim olmak istiyor, bir sömürge haline getirmek… Ama daha fazlası Osmanlı coğrafyası o kadar stratejik ki Osmanlı coğrafyası İngiltere’nin ve Fransa’nın sömürgelerinin boğazını sıkacak bir coğrafya. Onların sömürgelerini ellerinden alacak bir coğrafya. Avrupa içinde bir hesaplaşmanın da ucu. Tabii ki rekabetin alanı burası. Onun için Osmanlı aktör değil. 

Fransa’nın ve İtalya’nın hareket saiki nedir? 

Fransa Almanya’dan 1871 de darbeyi yemiş, Alsas Loren’i kaptırmış. Almanya müthiş bir enerji birikimi sağlamış, yani iktisadi açıdan, siyasi açıdan, askerî açıdan müthiş bir birikim sağlamış ve Fransa’nın tepesinde duruyor. Onun için Almanya’nın aleyhine kim varsa Fransa onlarla müttefik. Rusya dahil. İngilizleri sonra dâhil ediyor bu sisteme. Bir de tabii Almanya’yı rekabette saf dışı bırakmak istiyor Fransa. Bu savaşın sonunda bıraktı da zaten. Alsas Loren’i, Fransa’nın ekonomik açıdan en büyük, stratejik açıdan önemli coğrafyasını ele geçirdi. Fransa Almanya’yı iktisaden çökertmek istiyor bir de Ortadoğu var, Fransa Ortadoğu da yer almak istiyor. Hatta Fransa coğrafyası nereden başlıyor biliyor musunuz - yani Fransa’ya vaat edilen 1. Dünya savaşında anlaşmalar içerisinde - bugünkü İran’ın Batı Azerbaycan dediğimiz bölgeden yani doğu Anadolu’nun hemen doğusundan başlayıp Akdeniz’e iniyor. Oradan Musul Kerkük’ü içerisine katarak Akdeniz’e inen bir coğrafya. Suriye’yi de işin içine katıyor. Sonra Musul çevresini ve Irak’ı İngiltere aldı savaş sonunda 1919 anlaşmasıyla. Büyük bir coğrafya burası. Fransa da burayı istiyor 

İtalyanlar başta kararsızdılar ama onlar da sonra özellikle Kuzey Afrika diyeceğimiz coğrafyayı ve Anadolu’nun güneyini, Roma’yı ihya etmek istiyor. 
Tabii Osmanlı devleti de arada kalmış, kimse fikrini sormuyor. 

Şunu sormak istiyorum: Girmeyebilir miydi sorusuna öyle bir şansı yoktu diyoruz ya, o dönem girmeme şansımızın olmadığını biliyor muyduk? 

Şimdi Osmanlı devletinin bir hafızası var. Bir devlet var ortada. Osmanlı’yı öyle büyük aktör görmüyoruz ama yine de yıkılırken dünyanın altıncı ya da yedinci devletiydi. Yani o kadar büyük o kadar da muazzam, altıncı ya da yedinci devlet. Bir istihbaratı var. Enver Paşanın yani devletin istihbaratı var. Bunu kişilere indirgemememiz gerekir. O dönem evet liderlerden biri o. Ama devletin bir istihbaratı var. Bunlar ne döndüğünü ne olup bittiğini biliyorlar. 

Onun için de ilk askeri ittifakı İngiltere’ye teklif etmişler. Bugün artık bunlar biliniyor. Yani maalesef bir deli bir kuyuya taş atıyor, tarihte bunu çıkartamıyoruz. Ondan sonra kırk akıllı geliyor çıkartamıyor. Bu bilimsel bir söylem değil. İşte Enver Paşa Alman hayranıydı, götürdü Osmanlı yönetimini Almanların kucağına attı, yaktı, yıktı deniliyor, yok böyle bir şey. Yani hiç bilimsel bir şey değil. Bu Enver Paşayı sevmekle ya da sevmemekle ilgili bir şey değil. Bu dönemin Türk Alman, İngiliz, Fransız savaş kayıtlarıyla hiç örtüşmüyor çünkü. İlk askeri ittifak İngiltere’ye teklif ediliyor, İngiltere kabul etmemiş tabii, niye etsin. Çünkü hesabı kitabı var, Osmanlı devletinde Tanzimat’tan sonra özellikle devlet adamlarının bir kısmı Rus taraftarı, bir kısmı İngiliz taraftarıdır. Mesela Abdülhamit’in de ara ara kullandığı devlet adamları vardır. İşte Nedimov gibi. 

İsimleri o şekilde alalım değil mi? 

Tabi tabiî. Kimin ne olduğu, hangi devlete yakın olduğu mesela Kamil Paşa İngiliz taraftarıdır, Cemal Paşa Fransızlardan yana tavır koyan bu üçlünün 
paşasıdır. Rahmi bey -İzmir valisi ittihatçıların önemli adamlarından biri o da Fransızlardan yana tavır koyar. Yani demek istediğim şey şu: Bu askeri ittifak teklifini onlara iletenler de bu Osmanlı bürokrasisi içerisindeki güçlü asker ya da sivil o ülkeyle ilişkileri iyi olanlardır. Savaşa girme konusunda çok heveskâr olmadığını söyleyebilir miyiz Osmanlı’nın? 

-Kesinlikle. Yani Balkan Savaşları’ndan yeni çıkmışlar. İttihatçılar, yani o zamanki mevcut iktidar askeri yapıyı - bu balkan savaşlarından çok acı 
dersler çıkarmışlar- yeniden organize ediyorlar; orduyu ekonomiyi milli ekonomiyi. Yeni ordu, disiplinli orduyu falan yeni bir düzene koyuyorlar 
derken daha tam koyamadan savaş çıkıyor. Sonra da Almanlardan yardım alıyoruz. 

İngiltere reddetti ittifakı, Fransa reddetti sonunda bu üçlünün en güçlü adamı, en güçlü adamlarından biri diyorum. 

Talat Paşa nereye gitti? 

Yalta’ya - yani bugün Kırım diye bildiğimiz coğrafyanın önemli şehirlerinden bir tanesi-. Rus çarları yazın Yalta’ya giderlerdi. Talat Paşa da Yalta’ya gitti. Askerî ittifak teklif etti, onu da reddettiler. Şimdi ne yapsın Osmanlı Devleti? Şöyle denebilir tarafsız kalsın. Öyle bir şey yok. İran I. Dünya savaşında tarafsız kaldı ne oldu? İran perişan oldu. Türkler girdi, Ruslar girdi her üç devletin savaş alanı oldu. Bir de biz bir devletiz. Ülkemizi savaşmadan savaş alanı haline nasıl getiririz? Böyle bir şey kabul edilebilir mi? Onun için Almanya var. En son Almanya’nın teklifini işte 2 Ağustos 1914 de kabul ettiler. 2 milyar mark kadar bir para aldılar. Asker yedi aydır maaş alamamış. Para yok hemen subaylara maaş verdiler. Zaten İngilizler mesela artık Goben ve Breslav’ı özellikle batırmıyorlar. Bir İngiliz tarihçi bununla ilgili çok güzel bir kitap çıkardı. Goben ve Breslav’ı bir İngiliz gölü olan -bir dönem Türk gölü olan Akdeniz’de artık biliyorsunuz 19. yy da özellikle bir İngiliz gölü oldu.- bu İngiliz gölünde bayrak sallaya sallaya geliyor. Gelip Çanakkale boğazından giriyor. Yani İngiltere istiyor. 

Bunun farkında yani. 

İngilizler zaten donanmalarına emir vermişler batırmadan takip edin. Çünkü biliyorlar bunlar gidecek Osmanlı’ya sığınacak. Osmanlı’dan bunu isteyecekler. Savaş sebebi için bahane üretiyorlar. İngiliz donanmasına emir veriliyor. Takip edin ama batırmayın. Yoksa İngiliz donanması elinden kaçıracak Goben ve Bireslav’ı. Mümkün değil. Çünkü Kıbrıs İngiltere’nin elinde. Girit civarında çok büyük bir donanmaları var. Malta İngiltere’nin elinde ve büyük bir donanma üssü var. 

Böyle küçük bahanelere gerçekten ihtiyaç duyuluyor mu? Yoksa bunlar sonradan bakarak tertiplenmiş gerçekler mi? 

Yok, şimdi böyle bir şey, mesela bu odada gazı açıyoruz, dolduruyoruz dolduruyoruz. Bir şey yok ama bir küçük kibrit ihtiyaç oluyor, artık küçük bir 
kibrite çaktığınız zaman bina yanıyor, binayı da boşverin bazen koskoca şehirler yanıyor. Ama küçük bir kıvılcım bu. Fakat kıvılcımı şimdi çaksam bir anlamı var mı? Ama burası gazla dolu olursa o Avusturya veliahdının ölümü de böyle bir kıvılcım. Artık dünyayı o kara bulutlar, o gaz yüklü bulutlar kaplamış savaş çıktı çıkacak, sadece bahane arıyorlar. 

Peki, 1918’de savaş bittiğinde herkesin gazı inmiş miydi? Yani dünyada dengeler bir şekilde tamam artık dört yıl büyük bir yıkım oldu ama birtakım şeylerde oturdu denildi mi? Yoksa bir ara mı oldu? 

Hayır, günümüze kadar devam eden sorunlar ortaya çıktı. Çünkü galipler o Mehmet Âkif’in dediği gibi o “Tek dişi kalmış canavar”, öyle haksızca 
bölüşümler, öyle hukuksuzsa bölüşümler yaptı ki, günümüze kadar Arap dünyası kendine gelemedi mesela. 

Onun için mesele II. Dünya Savaşı’nın çıkış nedeni de I. Dünya Savaşı’dır biliyorsunuz. Bu sefer de I. Dünya Savaşının biriktirdiği gazı -şimdi 
Türkler bir şekilde o gazı boşalttılar. Nasıl? Kurtuluş Savaşı ile. Çünkü I.Dünya Savaşından sonra Türklere bir gömlek giydirilmek istendi. 

Sevr Antlaşmasını dayattılar. 

Türkler Sevr’i attı. Belki daha çok Türklerle meskûn bir alanda Anadolu’da bir cumhuriyet kurdular. Dolayısıyla o gazı boşalttılar.- Almanlar atamadılar. Bulgarlar bunu yapamadı. İtalyanlar galip olmalarına rağmen sonunda istedikleri hiçbir şeyi elde edemediler. 

Dolayısıyla ne oldu? Biriktirdikleri gazı 1939’da çıkardılar. 
Yani Hitler I. Dünya Savaşının ürünüdür. 
Mussolini I.Dünya Savaşı sonrasını hak ettiklerini alamayan o birikimin ürünüdür. 
II.Dünya Savaşı bunu sonlandırdı mı? Hayır, halen devam ediyor. 


O zaman I.Dünya Savaşı hiç bitmedi herhalde. 

Bitmedi bakın işte Orta doğuda yaşananlara. Bitmedi bitmeyecek… İngilizler gelmiş bölgeye bir nizam vermiş Fransızlarla birlikte. Bütün temel dengeleri bozmuş, her kuyunun başına bir devlet koymuş. Suriye gibi bir devlet çıkmış. Bakıyorsunuz mantıken düşünüyorsunuz bütün Türkler bir araya gelir mi? Gelemez, çünkü Türkiye Cumhuriyeti nere Kırgızistan işte Doğu Türkistan nere yani Kazakistan nere fakat Arapların bir arada yaşamamaları için hiç bir sebep yok. Öyle değil mi? Araplar bir arada yaşayabilir. Ama bunu hangi el engellemiş, bunların arasına bu tefrikaları kim koymuş? Bunları yapay çizgilerle kim böyle paramparça etmiş? Osmanlı döneminde burada böyle bir huzur varken, bugün Lübnan kaynıyor, ya da İsrail’i getirdi. Osmanlılardan sonra oraya yerleştirildiler. Bakın orada bir çıban gibi etrafını ciddi anlamda rahatsız ediyor, parçalıyor, kana gözyaşına boğuyor. I. Dünya Savaşı sonuçları itibariyle halen bitmedi, devam ediyor bu coğrafyada özellikle. Dolayısıyla Osmanlı Devleti’nin savaşa girmemesi gibi bir şansının olmadığı görülüyor. Bir tarafı Balkanlar, bir tarafı Kafkaslar, bir tarafı Ortadoğu. Yani dünyanın sacayağı, en stratejik bölgesi 
ve bütün kan gözyaşı hepsi bu civarda olmuş. 

Savaşın galipleri ve bu savaşının başlatıcılarının “Buraya nasıl girdik? Bu ateşi fitili nasıl ateşledik” diye pişmanlık duyduklarına ilişkin tarihte bir ize rastladınız mı? Yoksa hep böyle öngördükleri biçimde bir adım yukarıya doğru basamak basamak dünyanın tepesine çıkmaktan mutlu mu oldular? 

-Şimdi burada tabi günümüzde gördüğümüz gibi herkes birbirini suçluyor. İngilizler Almanları suçluyor, Almanlar Fransızları suçluyor, Fransızlar 
Almanları suçluyor. Almanlar Rusları suçluyor, Türkler Fransızları suçluyor. Tabii bir küçük özeleştirileri yok değil. Mesela konunun başına dönersek savaşa girmek zorundaydı Osmanlı Devleti ama savaşa erken girmeyebilirdi. Yani daha geç girebilirdi. Mesela Türk devlet adamları da bu konuyu kendi aralarında tartışmışlar. Bir özeleştiri yapmışlar. Savaşa daha geç girebilirdik, daha az zayiat verebilirdik, biraz daha toparlanabilirdik. Bu savaşın sonucunu değiştirir miydi? Çok zor. Çünkü bir kere 1917’de Amerika gibi, bir dev savaşa girdi. Galiplerin yanında yer aldı. İngiltere’yi içine düştüğü açmazdan, çıkmazdan kurtardı. 

Amerika’nın kendi kıtasının dışında ilk savaşı mıydı? 

Evet, ilk savaşıydı. 

Onun sebebi şöyle izah ediliyor: Almanlar İngiliz gemilerini batırınca Amerikalılar da ölüyor. Sonra da işte Amerika savaşa giriyor. Sonradan böyle güçlü bir şekilde giripte prensipler falan yayınlıyorlar. Nasıl olabiliyor? 

Şimdi: İngiltere’nin savaşın başından itibaren, daha savaş başlamadan yaptığı çok büyük propaganda var. İngiltere Amerika’da 1913’ten itibaren 
özellikle de Savaş döneminde çıkabilecek bir savaşa müdahale etmesi için Amerika’nın önemli yazarlarını satın almış. Önemli gazetelerine milyonlarca dolar para aktarmış. Ermeni meselesi bunun bir sonucu. Mavi Kitap neyin sonucu? Mavi Kitap bunun sonucu. Yalan yanlış bir sürü şeyi 
topluyorlar. Almanlarla ilgili de kitap çıkarıyorlar biliyorsunuz. Amerikan kamuoyunu etkileyip onları savaşa çekmek istiyorlar. Bugün İngilizler artık 
bunu inkâr etmiyor. Çünkü arşivleri dolu. Milyonlarca dolar para aktarmışlar Amerika’da propaganda için. Osmanlı ülkesinde de propaganda var. Ama asıl propagandayı Amerika’da yapıyorlar. Niye? Onu bir an önce savaşa dâhil etmek için. Çünkü biliyor ki bu Amerika bir güç biriktirdi orada. 

Hani deminden beri enerji biriktirdi diyoruz ya, müthiş bir sanayi var, müthiş bir insan gücü var. Ve artık birikmiş, bu gazın boşalması lâzım. 

Onu da kendi lehine kullanıyor. Ve I. Dünya Savaşı’nda bunu kullandı. Savaşın dengelerini alt üst etti. Aynı şeyi II. Dünya Savaşı’nda kullandı. 

Amerika’nın malum bir Monroe Doktrini var. O şu; Avrupa’ya diyor ki, -o zaman işte Avrupa’da büyük devletler var. Bir de Amerika var.- siz benim 
işlerime karışmayacaksınız. Yani Amerika kıtasına karışmayacaksınız. 

İçine çekilme politikası, infiratçılık da deniyor buna. ben de Avrupa’nın işlerine ve dünyanın geri kalanındaki işlerine karışmayacağım. Hiçbir işinize müdahale etmeyeceğim. Siyasi ekonomik hiçbir işe karışmayacağım. Onun için mesela I. Dünya Savaşı bittikten sonra Amerika tekrar kabuğuna çekildi. 

Ne zaman İngiltere çok zora düştü. II. Dünya savaşında, o zaman tekrar geldi savaşın içerisine girdi. O artık bir yola girmiş ve sonunda İngilizler 
hakikaten Churchill siyasi anlamda çok güçlü bir adam. Amerika’yı II. Dünya savaşına çekmeyi başardı. I. Dünya Savaşı’na çektikleri gibi. Bu savaşın 
dengesini değiştirdi tabi. Birinciyi de değiştirdi, ikinciyi de değiştirdi. 

Burada tabi zararlı çıkan Osmanlı devletidir. Koskoca bir coğrafyasını kaybetti. Belki Osmanlı’nın uzun vadede bu coğrafyayı elde tutması zordu. 
Yani Arap coğrafyasını. Çünkü artık Hristiyan coğrafya elinden gitmişti. Özellikle Anadolu kalmıştı. Araplarda da 1900’li yılların başından itibaren milliyetçilik ortaya çıkmaya başlamıştı. Bu aslında Arap Müslüman bir devleti Hristiyanlarla birlikte yıkmalarından dolayı. Arkadan vurmaları tabii ki bizleri çok rahatsız etti. O açıdan sitem edilebilir. Ama Arapların da kendi devletlerini kurma hakları vardı. Onlar da bir gün kuracaklardı. 

I.Dünya Savaşı olmasaydı da bu bir şekilde olacaktı diyorsunuz… 

Olacaktı herhalde. Arnavutlar kendi devletlerini I.Dünya Savaşı olmadan kurdular ki Arnavutlar Osmanlı’ya en sadık Müslüman topluluğuydu. 
Mesela bizde İslamcılık politikası var. Osmanlının son dönemlerinde Türkçülük İslamcılık Batıcılık Osmanlıcılık falan. İslamcılığı bitiren en önemli öğelerinden biri Arnavutluk’un bağımsızlığını ilan etmesidir. Daha sonra da Arapların isyanlarıdır, yürümüyor. İşte Türkçülük Sarıkamışta çok büyük bir darbe yedi. Karlı dağları aşamadınız. Türkistan’a ulaşamadınız. Yani bu duygular bu siyasî yönelimler böyle darbe yiyor. Siz Bağdat’ta bir Türk çoğunluğu var diyemezsiniz. O dönem için Halep daha bir Türk yoğunluklu bir bölge ama Şam için bunu diyemezsiniz. Mekke için Medine için böyle bir şey söyleyemezsiniz. Ama galiplerin daha sonra Ortadoğuyu dizayn ederken yaptığı en büyük şeylerden bir tanesi İslam dünyasını aleyhine olan işlerden biri Filistin’de bir İsrail devleti kurmalarıydı. Yani ele geçirdikten sonra bu coğrafyaya müthiş bir Yahudi göçü başlattılar. Ondan önce Osmanlı bunu engellemek için her türlü çabayı, özellikle sultan Abdülhamit, ondan öncekiler ondan sonrakiler her türlü çabayı göstermişlerdi. Ama İngilizler kapıları bir açtılar 1917’den sonra Balfour Deklerasyonundan sonra işte bugünkü İsrail vücut buldu. 1948’de bir devlet olarak ortaya çıktı. Tabi o devletin kurulmasında -konuyu değiştirmeyelim ama- Hitlerin Nazileri kesmesi ve bir soykırıma uğratmasında Yahudilere karşı artık bir sempati, bir meşruiyeti kazandırdı. Onun için Ermeniler de II. Dünya Savaşı’nda bu Yahudilerin izlediği yolu takip etmeye başladı. Madem bu soykırımın mağdurları var onlara bir devlet bahşedildi o zaman ilk soykırımı biz yaşamıştık diye II. Dünya Savaşı’ndan sonra müthiş atağa geçiyorlar. 

Ermeniler deyince Amerika’da o dönemde Ermenilerin Türkiye’deki Ermenileri yönlendirdiğine dair görüşler var. 

Şöyle yönlendiriyorlar tabii silah açısından, ekonomik açıdan yönlendiriyorlar. Çünkü Ermenilerin Amerika’da teşkilatları var ve Amerika’nın şöyle bir özelliği var Ermeni teşkilatları açısından. Orada para çok. Amerika zengin bir kıta ve oradan para geliyor. Özellikle mesela misyonerleri var. 
Anadolu’daki Ermenileri kışkırtan büyük sebeplerden biri misyonerler. Biraz önce söylemiştim Amerika Avrupa kıtasıyla ve dünyanın geri kalanıyla 
ilgilenmedi fakat bu sefer misyonerleri vasıtasıyla ilgilendi. Yani diplomatıyla çok gitmedi, askeriyle çok gitmedi 

Amerikan vari bir yöntemle. 

Evet, misyonerini gönderdi. Amerika’da misyoner Amerika’nın hem iktisadî hem dinî açıdan temsilcisi hem de diplomatik açıdan. 

Hemde sivil gücü. 

Tabiî sivil gücü. Daha rahat operasyon yapabiliyorlar. Ermeniler de milliyetçilik duygusunu tadacaklardı. Araplardan Arnavutlardan ya da Sırplardan Yunanlılardan Ermenileri ayıran en büyük özellik neydi? Onlar hiçbir yerde çoğunluk oluşturmuyorlardı. Anadolu’da bir iki kasaba dışında çoğunluk değillerdi. En çok oldukları yer Bitlis yüzde 27 çıkıyor en fazla nüfusları. Yüzde 27’nin en kalabalık olduğu şehir de bile yüzde 77’ye nasıl tahakküm edebilir? 

Yani nasıl hâkim olabilir, böyle bir şey yok. Ama misyonerler onları bu havaya soktular bu arada İngiltere soktu Rusya soktu. Bu anlamda Ermenileri Bulgar örneği çok etkiledi. Çünkü Bulgaristan devlet olarak Rusya yardımıyla kurulurken Bulgarlar çoğunlukta değildi Türkler çoğunluktaydı yüzde 60’a yüzde 40’tı.Yeri gelip bazı şehirlerde yüzde 60 Bulgar yüzde 40 Türktü. Yani Rusya zorla orada bir devlet kurdurdu. 77-78 Osmanlı Rus harbinden sonra Türkleri, sürdüler, öldürdüler. Ermeniler bunu hep model almış, ama misyonerler de bu anlamda hem tetiklemişler hem bir takım fanatik duygulara itmişler. Tabiî bugün Ermeniler burada yoksa bunun sebeplerinden biri de Amerika’nın misyonerleridir. 



***