Sivas Kongresi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sivas Kongresi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ocak 2020 Perşembe

MİSAK-I MİLLİ (MİLLİ YEMİN, ULUSAL ANT) ’NİN 100’ÜNCÜ YILI,

MİSAK-I MİLLİ (MİLLİ YEMİN, ULUSAL ANT) ’NİN 100’ÜNCÜ YILI,



Yazan  
Dr. Cengiz Tatar, 
23 Ocak 2020 


28 Ocak 1920, Türkiye Cumhuriyeti sınırlarının belirlendiği “Misak-ı Milli” (Milli Yemin, Ulusal Ant)’nin kabul edilişinin 100’ncü yıl  dönümü. Misak-ı Milli, tam bağımsız bir devlet kurmak üzere harekete geçmiş olan Türk Milleti’nin birlikte yaşamak üzere anlaştıkları şartları içeren bir sosyal mukaveledir. Misak-ı Milli, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurtuluşunda, kuruluşunda ve bağımsızlığında önemli rol oynayan tarihi bir olgudur. Atatürk’ün çabaları ile toplanan ve Osmanlı Devleti’nin toparlanma uğraşını simgeleyen Mebusan Meclisi, 12 Ocak 1920’de son kez toplanmış ve Misak-ı Milli’yi 28 Ocak 1920’de oy birliği kabul etmiştir. Milli Mücadele döneminde ülke topraklarını milli sınır olarak belirleyen 6 madde içeren bir beyannameden oluşmuştur. Misak-ı Milli kararları, 17 Şubat’ta Meclis’te kabul edilip dünyaya ilan edilmesi ile milli tarihe mal edilmiş ve 18 Temmuz 1920’de TBMM’de bağlılık yemini edilerek yinelenmiştir. Misak-ı Milli, Milli Mücadele’nin başlangıcında ortaya çıkmış ve ön sözü olarak adlandırılmıştır. Milli Mücadele’nin diplomatik belgesini, dayanağını ve fiziki hedefini teşkil etmiş, hem önemli olayların sonucu hem de bir devrimin başlangıcı olmuştur. Milli Mücadele’nin hedefi, yöntemi ve planlarının ana hatlarını çizen Misak-ı Milli’nin temeli, Erzurum ve Sivas Kongreleri’nde benimsenen ilkelere dayalı Türk ulusunun birliği, yurdun bütünlüğü ve gelecekteki güvenliği ile ilgili gelişmesini amaçlayan kararları oluşturmuş ve milletin gerçekleştireceği yeni Türkiye Cumhuriyeti devletinin temeli atılmıştır.


   Misak-ı Milli Sınırları ve Haritası

I.Dünya Savaşı’nda üstünde türlü oyunlar oynanan, toprakları paylaşılan, bağımsızlığını kaybeden Osmanlı Devleti, Mondros Ateşkes Antlaşması’na rağmen işgaller devam etmiştir. İtilaf Devletleri, artık iyice zayıflamış olan imparatorluk üzerindeki gizli planlarını uygulamaya koymuştur. Dün olduğu gibi bugünde Rusya’nın sıcak denizlere inme hedefi, Boğazlar ve İstanbul egemenliği isteği; İngiltere ve Fransa’nın Orta Doğu hayalleri; İtalya ve Yunanistan’a vaat edilen Ege toprakları işgal devletlerinin sürekli gözlemi altında olmuştur. Yönetimde oluşan otorite boşluğu, dışarıdan müdahaleler, halkın içinde bulunduğu yoksulluk ve bitkinlik, sonun başlangıcının işaretini oluşturmuştur. İzmir’in işgali ve diğer devletlerle yapılan görüşme sonuçlarının Osmanlı Devleti’nin aleyhine olması nedeniyle Anadolu halkının bağımsızlık hareketine destekleri artmıştır. Misak-ı Milli’nin hazırlanması için Mustafa Kemal Atatürk, Ankara’ya gelişinin ertesi günü 28 Aralık 1919’da şehrin ileri gelenleri ile görüşmeler ve 1920 başlarında çeşitli toplantılar yapmıştır. Bu toplantılar, Milli Mücadele’nin hazırlığı niteliğinde olan kararların belirlenmesi için oldukça önemli bir yere sahip olmuştur. Toplantılarda; “Wilson Prensiplerinin” Osmanlı Devleti için önerilen 12.Maddenin gerçekte Türkiye’nin durumu bakımından kabul edilebilir nitelikte olduğu belirtilmiş, benimsenmesi ve gerçekleştirilmesi gereken sınırların 30 Ekim 1918 Mondros Antlaşması’ndaki sınırlar olduğu ifade edilmiştir.

Misak-ı Milli’ye giden süreç, Osmanlı Hükümeti’nin 11 Eylül 1919’da genel seçim kararı alması ile başlamıştır. Bu bağlamda, şehirlerde “Kuvayı Milliye” adı altında oluşturulan bağımsızlık hareketi içerisinde olan milletvekilleri, toplanacak meclis için seçilmiştir. Atatürk, Erzurum milletvekili seçilmiş, ancak toplantıya İstanbul’un İngilizlerin işgali altında bulunduğundan güvenlik nedeniyle katılmamıştır. Toplantı öncesi bazı kararların alınması için seçilen milletvekilleri Aralık 1919 ve 3 Ocak 1920’den itibaren Ankara’ya gelerek Atatürk ve Heyet-i Temsiliye üyeleri ile görüşmüş, kendilerine yapılması gereken hareket tarzları ve yöntemler anlatılmıştır. Onlardan milli teşkilata ve millete dayanarak oluşturulacak, milletin kutsal gayelerini cesaretle dile getirecek ve mecliste direniş hareketlerini temsil edecek “Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Grubu” teşkil etmelerini ve Sivas Kongresi’nde kesinleşen “Misak-ı Milli” esaslarını savunmalarını ve kabul ettirmelerini, kendisinin Meclis Başkanlığına seçilmesi için teklif etmelerini istemiştir. Bildiri metni yapılan bu görüşmeler sonucunda kaleme alınarak son şekli verilmiştir.

     Atatürk, Ocak 1920’nin başlarında Muallim Mektebinde Ankara’nın ileri gelenlerine yaptığı ilk konuşmada; “Milli teşkilatımızın izlediği gaye, vatanı parçalanmaktan ve milleti esaretten kurtarmaktır. Ama ondan sonra da pek mühim bir millet ve vatan vazifemiz vardır. İç işlerimizi ve hallerimizi ıslah ederek, medeni milletler arasında faal bir uzuv olabileceğimizi fiilen ispat etmek lazımdır. Bu gayede muvaffak olmak için ise siyasi mesaiden ziyade, içtimai mesaiye ihtiyaç vardır. Efendiler ümit ederim ki, elverişli bir sulh elde edildikten sonra durumumuz, iyi idare edilirse, eski sınırlarımız içindeki vaziyetimizden daha iyi olur”. Misak-ı Milli hedefini belirlemiştir. 11 Ağustos 1921’de yazar Laurence Shaw Mocre ile yaptığı söyleşide; “Biz barış taraftarıyız. Biz hakkımızdan olandan fazlasını istemiyoruz. Yalnızca anavatanın düşman işgalinden kurtulmasını ve kendi kaderimizi tayin etmek hakkını istiyoruz, yani bağımsızlık istiyoruz. Milli Misak, halkımızın hakkı olan bir belgedir ve halkımız bu belgede yazılı olan haklarını almak için and içmiştir”.sözü ile ezilmeyen ve yenilgiyi kabul etmeyen umutlu bir liderin uzak görüşlülüğü, uzun vadeli gelecek hesapları, stratejik seziş ve kararların işareti ve kararlılığı ortaya konmuştur.

Osmanlı “Mebuslar Meclisi”, 12 Ocak 1920’de tüm uyarılara rağmen işgal altındaki başkent İstanbul’da Fındıklı Sarayı’nda son kez toplanmıştır. 19 Ocak 1920’de toplanan Meclis, daha önce oluşturulan kararlar yerine Saltanat makamının gücünden etkilenerek İstanbul Milletvekili Reşat Hikmet Bey’i Meclis Başkanı seçmiş ve “Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Grubu” yerine Rauf Orbay ve arkadaşlarının isteği ile “Felah-ı Vatan”(Vatanın Kurtuluşu) grubunu kurmuştur. 22 Ocak’ta gizli oturumda Mustafa Kemal Atatürk tarafından hazırlanan 8 maddelik Misak-ı Milli müsveddeleri Trabzon Milletvekili Hüsrev Sami Gerede tarafından Meclis-i Mebusan üyelerine okunmuştur. Atatürk, 23 Ocak 1920’de İstanbul’daki arkadaşlarına ve bazı makamlara gönderdiği telgraf ile Meclisin dağıtıldığı hakkında bir iradenin aniden gündeme geleceği ihtimaline dikkatleri çekmiştir. Meclis Başkanlığına seçmelerini istemesinin nedenini; Kuvayı Milliye’nin millet tarafından kabul edildiğini göstermek, Meclis dağıtıldığında tekrar toplayabilme yetkisine sahip olabilmek, gerektiğinde Anadolu’da bu göreve devam edebilmek ve görevleri güven içinde yapabilmek, milli varlığımızla bağdaştırılamaz bir barış teklifi karşısında milletçe ayaklanmayı Meclis’in başkanı sıfatıyla milletin maddi ve manevi güçlerini savunma durumuna geçirmek düşüncesi oluşturmuş ve gerekli bir tedbir olarak görmüştür. O, “Meclisin feshi, milli müdafaaya teşebbüs zamanının geldiğine bir işaret olacaktır”.Meclisin feshini öngörmüş, ancak korkmamıştır.

Mebusan Meclisi toplantısında “Misak-ı Milli” (“Türk Milletinin Bağımsızlık Beyannamesi)”ni Edirne milletvekili Şeref Bey; “Ahd-i Millinin ittifakla kabulünü memlekete, millete, bütün dünyaya ilanını teklif ediyorum.” diyerek gizli oturumda ilan etmiştir. Politik bir bildiri olan Misak-ı Milli, Mebusan Meclisi’nde görüşülmüş ve 28 Ocak 1920’de gizli celsede 121 milletvekilinin oybirliği ile kabul edilmiştir. Erzurum ve Sivas Kongreleri’nde kararlaştırılan ve yol gösterici olan “Misak-ı Milli Kararları” resmi bir hale getirilmiş ve sınırlar kesin olarak belirlenmiştir. Bu kararlar, 17 Şubat 1920’de Mebusan Meclisi’nin huzuruna gelmiş ve oybirliği ile kabul edilmiş, “Ahd-ı Milli Beyannamesi” daha sonra “Misak-ı Milli (Ulusal Ant)” olarak değiştirilmiştir. Milli Mücadele’nin en büyük dayanağı ve belgesi olan Misak-ı Milli kamuoyuna yayınlanarak halk ile paylaşılmış ve milletin temsilcileri tarafından ant içilmek suretiyle dost/düşman bütün dünyaya ilan edilmiştir. Atatürk, Misak-ı Milli’yi; “Erzurum ve Sivas kongrelerinde modern bir ülke sınırı saptamak gerekti, ben Türk süngülerinin işaret ettiği sınırı seçtim. Biliniz ki, Misak-ı Milli’nin temellerini Ankara’da kesin olarak saptamışımdır, sorunun yabancısı olan bazı insanlar, ulusal sınır bahis konusu olduğunda kendilerine önem vererek ve gerçeği bilmeyerek türlü türlü kuruntulara kapıldılar”. Sözü ile kongrelerde kabul edilen üç temel ilke olan “Milli hudut dâhilinde vatan bir bütündür, onun çeşitli kısımları birbirinden ayrılamaz” ve “Hıristiyan unsurlara siyasi egemenliğimizi ve sosyal dengemizi bozacak ayrıcalıklar verilemez”, ve “Manda ve himaye kabul edilemez” Misak-ı Milli’nin temel felsefesi oluşturmuştur.


    Son Osmanlı Mebusan Meclisi Misak-ı Milli Kararlarını Alırken.

Mebusan Meclisi Toplantısında Alınan Kararlar;

Madde 1- Osmanlı Devleti’nin, özellikle Arap çoğunluğunun yerleşmiş olduğu, 30 Ekim 1918 Mondros Ateşkes Antlaşması‘nın imzalandığı sırada düşman ordularının işgali altında kalan kesimlerin (Hatay ve Musul bölgesi Türk egemenliği altında) geleceğini, halklarının serbestçe açıklayacakları oy uyarınca belirlenecektir. Din, soy ve amaç birliği bakımından birbirine bağlı olan, karşılıklı saygı ve özveri duyguları besleyen, soy ve toplum ilişkileri ile çevrelerinin koşullarına saygılı Osmanlı İslam çoğunluğunun yerleşmiş bulunduğu kesimlerin tümü, ister bir eylem, ister bir hükümle olsun hiç bir nedenle birbirinden ayrılamayacak olan Ulusal sınırlar içindeki Türk vatanı bir bütündür ve kesinlikle parçalanamaz.

Madde 2- Halkı özgürlüğe kavuşunca, oylarıyla anavatana katılmış olan üç il (Elviye-i Selase dâhilinde bulunan Kars, Ardahan ve Batum) için gerekirse yeniden halkın serbest oyuna başvurulmasına gidilecektir.

Madde 3- Türkiye ile yapılacak barışa kadar ertelenen Batı Trakya’nın hukuksal konumunun belirlenmesi de, halkının özgürce yapacağı oylamaya göre belirlenecektir. Yine, Arap topraklarının geleceği burada yaşayan halkın vereceği oylar ile belirlenecektir.

Madde 4- İslam Halifeliğinin, Yüce Saltanatın merkezi ve Osmanlı Hükümetinin başkenti olan İstanbul kenti ile Marmara Denizi’nin güvenliği her türlü tehlikeden uzak tutulması ile ilgili önlemler alınacaktır. İstanbul ve Çanakkale Boğazları’nın güvenliğinin sağlanması şartı ile Boğazların dünya ticaret ve ulaşımına açılması konusunda, bizimle birlikte öteki tüm devletlerin oybirliği ile verecekleri karar geçerli olacaktır.

Madde 5- Ülkemizde yaşayan Hıristiyan ve diğer azınlıklara, komşu diğer ülkelerde Müslümanlara tanınan haklardan fazlası verilemeyecektir. Müslümanların kullandığı haklar ile bu azınlıkların hakları eşit hale getirilecektir.

Madde 6- Ulusal ve ekonomik gelişmemize olanak sağlamak amacıyla mali, idari ve siyasi yönden milli ve ekonomik gelişmemizi engelleyen sınırlamalar (Kapitülasyonlar) kesinlikle kabul edilemeyecektir. Çünkü: ‘‘Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbette siyasî, malî, ekonomik, adlî, askerî, kültürel vs. her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektir. Bu saydıklarımızın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk, millet ve memleketin gerçek manası ile bütün bağımsızlığından yoksunluğu demektir”. Tam bağımsız bir devlet hedeflenmiştir. Askeri, ekonomik ve siyasi bağımsızlıktan ödün verilmeyeceği belirtilmiştir.

Misak-ı Milli, Mondros’a bir tepki ve bu ateşkes hükümlerinin zorla imzalatılmış olmasına karşın kabul edilmediğinin ilanı olmuştur. Kabul edilen 6 maddelik beyanname, Milli Mücadele’nin iç ve dış ilkelerini kapsamıştır. İşgalin ve yabancı boyunduruğunun kabul edilmeyeceğini göstermiştir. Uzun süredir egemen olan ümmetçilik anlayışının yerini ulusçuluk anlayışı almıştır. Yıllardır büyük bir sorun olan kapitülasyonlara Millet Meclisi ilk kez büyük ve sert bir tepki göstermiştir. Erzurum ve Sivas Kongreleri’nde alınan “Milli sınırlar içerisinde vatan parçalanamaz bir bütündür” kararı ile Türk vatanın sınırları çizilmiş ve Milli Mücadele’nin ana ruhu oluşturulmuştur. Türk dış politikasının hedefleri belirlenmiş, devletin bağımsızlığı, milletin geleceği ve devamlı bir barışın sağlanması için yapılabilecek en son fedakârlıklar tespit edilmiştir. Londra Konferansı’nda ilk defa dünyaya duyurulan bu bildiri ile Türkiye Cumhuriyeti ve bağımsızlığı diğer ülkeler tarafından tanınmış ve kabul edilmiştir. Atatürk, yayılma değil savunma siyasetiyle; “I.Dünya Harbi’nin sonuçları, devletimizin bir takım fedakârlığa katlanmasını zorunlu kılıyor. Buna göre devlet için millî, yeni bir sınır kabul ettik. Mütareke imzalandığı gün ordularımız fiilen bu hatta hâkim bulunuyordu. Bu sınır, İskenderun Körfezi güneyinden Antakya’dan Halep ile Katma İstasyonu arasında Cerablus Köprüsü güneyinde Fırat Nehri’ne kavuşur. Oradan Deyr-i Zor’a iner; Daha sonra doğuya kıvrılarak Musul, Kerkük, Süleymaniye’yi içine alır.” yeni sınırların ancak bu şartlarda çizilebileceğini belirtmiştir.

İngiltere, Misak-ı Milli ilan edilene kadar engelleme çalışmalarına girişmemiştir. Mebusan Meclisi tarafından kabul edilen kararların kamuoyunun bilgisine sunulması ile kararlara karşı çıkmış ve büyük bir tepki göstermiştir. 3 Mart 1920’de İsmet İnönü; İngilizlerin yardımıyla İstanbul’da bir cemiyet kurulacağını, hükümetin düşürüleceğini, Meclisin feshedilip İzmir ve Adana cephelerinde düşmanla işbirliği yapılacağını, Kuvayı Milliye’nin dağıtılacağını, İstanbul’da Hilafet Şurası kurulacağını Başyaver Binbaşı Salih vasıtasıyla şifre ile Mustafa Kemal Atatürk’e bildirmiştir. Atatürk, Hey’et-i Temsileye adına 4 Mart 1920’de Meclis-i Mebusan Başkan Vekilliğine yazdığı yazıda; “Vatan ve milletimizin istiklalini korumak için her fedakârlığa hazır bulunan milletimizin, kutsal heyecanını ancak milletin tam olarak güvenini kazanmış bir hükümetin işbaşına getirilmesi yatıştırabilir. Vatana ve tarihe karşı, üzerinize aldığınız büyük sorumluluğu ve bütün dünyanın kürsülerinize çevrilmiş olan dikkatli bakışlarını düşünerek, milletin azim ve fedakârlığına yaraşır kararlar alınacağına güvendiğimizi ve vatan uğruna yaptığınız çalışmalarda bütün milletin yanınızda ve yardımınızda olduğunu arz ederiz”.  Yine, 4 Mart 1920’de, Padişaha çektiği telgrafta; “Milli vicdanı temin edemeyecek bir Kabine Reisine milletin bir dakika tahammül edemeyeceğini ve böyle bir şey olursa, Osmanlı Devleti tarihinde evvelce örneği görülmemiş olaylara meydan açılacağını” açıkça belirtmiş ve olacakları önceden haber vermiştir.

3 Mart 1920’de, Yunanlılar taarruza geçerek Gölcük yaylasını ve Bozdoğan’ı işgal etmesi ile 5 aydır görevde bulunan ılımlı Ali Rıza Paşa hükümeti, İtilaf devletlerinin baskısı ile istifa etmiş ve Salih Paşa, hükümet başkanı olmuştur. 16 Mart 1920’de İtilaf devletleri; İstanbul’u, Harbiye ve Bahriye Nezaretlerini, telgraf merkezlerini, Türk Ocağı’nı ve diğer müesseseleri işgal etmiştir. 18 Mart’ta Padişah, Mebusan Meclisi’ni dağıtmış ve çalışmalarına ara vermiştir. İtilaf Devletleri, Mebusan Meclisi’ne baskın yapmış ve bu baskın doğrultusunda 11 Nisan 1920’de padişahın kararı ve yetkisi ile kapatılmıştır. Meclisin kapatılmasından sonra Salih Paşa Hükümeti’nin yerine Damat Ferit Hükümeti gelmiş ve Milli Mücadele’ye karşı olduğundan Kuvayı Milliye’nin hain olduğunu bildiren bir fetva yayımlatmıştır. İtilaf Devletleri, Meclis basarak bazı milletvekillerini ve aydınları yaklaşık 2 yıl süre ile tutuklamıştır. Rauf Orbay ve bazı milletvekilleri Malta Adası’na sürgün edilmiş, bazıları ise Anadolu’ya kaçmıştır. İstanbul’daki meclisten mebusların tutuklanmasına karşılık olarak Anadolu’daki İtilaf subayları tutuklanmıştır. Bu olay milli iradeye yapılan bir saldırı ve meydan okuma olarak nitelendirilmiş, halkın hükümetten daha da soğumasını sağlayarak Milli Mücadele‘ye bir adım daha yaklaştırmıştır. Anadolu’ya kaçan milletvekillerinin orada meclise girmeleri, meclisin Ankara’ya taşındığının göstergesi olmuştur. Milli iradeye oluşacak olası müdahaleleri engellemek için İstanbul hükümeti ile tüm ilişkiler kesilmiş ve ‘‘artık İstanbul Anadolu’ya hâkim değil, tabidir.’’ diyerek Anadolu temelli “Kurucu Meclis”  oluşturulmuştur. İstanbul’un kaybedildiğine inanan halkın Anadolu’ya geçmesiyle milli ruh daha da güçlenmiş ve bağımsızlık yolunda emin adımlarla ilerlenmiştir. Milletin temsilcileri, 23 Nisan 1920’de Ankara’da “Türkiye Büyük Millet Meclisi” toplamış ve ülke yönetimine el koymuştur. Misak-ı Milli, yeni Türk Devleti’nin ilkelerini belirleyen, gerçekleşmesi için sonuna kadar çalışılacak milli ülkü, hedef ve ant olmuştur.

Mustafa Kemal Atatürk, Anadolu’da parlayan bağımsızlık ateşlerinin yani Türk halkının kendi egemenliğini ve geleceğini kendisi yazacağını, istiklal için din, dil, ırk, millet ayrımı yapmadan birlikte hareket edeceğini belirtmiş ve “Osmanlı Devleti’nin temelleri çökmüş, ömrü tamamlanmıştı. Osmanlı memleketleri tamamen parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türk’ün barındığı bir ata yurdu kalmıştı. Son mesele bunun taksimini sağlamaya çalışmaktan ibaretti. O halde ciddi ve gerçek karar ne olabilirdi? Efendiler, bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da millî hâkimiyete dayanan, kayıtsız şartsız, bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak.” Milli Mücadele’nin lideri olmuş ve bu mucizenin yaşanmasına öncülük ederek Türk milletinin kahramanlığını tüm dünyaya göstermiştir.

Misak-ı Milli kararları, dönemin hukuki ve siyasi şartları göz önüne alınarak hazırlanmıştır. Her alanda tam bağımsızlık amaçlanmış ve Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalandığı zamandaki Osmanlı sınırlarını kapsayan Türkiye’nin ulusal sınırları çizilmiştir. Londra Konferansı’nda ilk kez dünyaya duyurulan Misak-ı Milli, Lozan Konferansı’nda kabul edilerek bağımsız yeni Türkiye’nin varlığının uluslararası alanda tanınmasını sağlamıştır. İstanbul’un işgali ve Meclisin kapanışı, Osmanlı İstanbul Hükümeti ve Saltanatının sonunu getirmiş, söz artık Milletin ve Ankara’nın olmuştur. Misak-ı Milli, halkın büyük zaferi ve ulusal devlet düşüncesinin ürünü olmuş, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini yansıtmış ve Türk milletinin kalbinden, vicdanından doğan ve ilham alan en köklü belirgin istek ve inancı “Kurtuluş” olmuştur.    


KAYNAKÇA:

ATATÜRK, Gazi Mustafa Kemal, “NUTUK  (1919-1927)”, 2006.
ATAY, Falih Rıfkı, Çankaya, Pozitif Yayınları, İstanbul.
AYDEMİR, Şevket Süreyya, Tek Adam 1919-1922, Remzi Kitapevi, C-II, 1987, İstanbul
MÜTERCİMLER, Erol, Fikrimiz Rehberi, Gazi Mustafa Kemal, Alfa Yayınları, 2008, İstanbul. 
ÖZDEMİR, Hikmet, Savaşta ve Barışta Kemal ATATÜRK, Doğan Egmont Yayıncılık, 2019, İstanbul.


https://21yyte.org/tr/merkezler/islevsel-arastirma-merkezleri/politik-sosyal-kulturel-arastirmalar-merkezi/misak-i-milli-milli-yemin-ulusal-ant-nin-100-uncu-yili

***



5 Aralık 2019 Perşembe

Sivas Kongresi (4-11 Eylül 1919)

Sivas Kongresi (4-11 Eylül 1919) 



    Erzurum Kongresi Heyet-i Temsiliyesi Mustafa Kemal Paşa başkanlığında daha önce, Amasya Tamiminde belirtildiği üzere bir milli kongre olarak düşünülmüş olan Sıvas kongresine katılmak üzere 2 Eylülde Sivas’a geldi. 

Kongre, 4 Eylül 1919 günü davet sahibi olması sebebiyle Mustafa Kemal Paşa’nın açış konuşmasıyla başladı.Bu konuşma Mustafa Kemal Paşa’nın mevcut siyasi duruma hakimiyetini ortaya koymaktadır. Başkanlığın sırayla üstlenilmesi talebi yapılan oylama sonucunda reddedildi. Divan teşekkülünde Mustafa Kemal Paşa oybirliğiyle başkanlığa Bekir Sami ve Rauf Beyler Başkan yardımcılıklarına seçilirler. 

Daha önce oluşturulan Hazırlık Encümenin (Komisyon) kaleme aldığı ve ittihatçılık suçlamasının önüne geçmek için kongre delegelerinin okumaları teklifiyle bir yemin metni hazırlanmıştı. Bu metinde : 

“Makam-ı celil-i hilafet ve saltanata, islamiyete, devlete, millete ve memlekete 
manen ve maddeten hizmetten başka bir gaye takip etmeyerek her türlü ihtirasat-ı şahsiye ve siyasiyeden ve fırkacılık amalinden münezzeh bir azm-ü iman ile çalışacağıma ve İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin ihyasına çalışmayacağıma namusum ve bilcümle mukaddesatım namına vallah, billah” ifadeleri vardı.

 Bu yemin metnine evvela Mustafa Kemal Paşa karşı çıkar. Metin münakaşa edilerek aşağıdaki şekli alır : 

“Makam-ı celil-i hilafet ve saltanata, İslâmiyete, devlete, millete ve memlekete manen ve maddeten hizmetten başka bir gaye ve emelimiz olmadığına binaen kongrenin müzakeresi devamı müddetince ihtirasat-ı şahsiye ve siyasiyeden ve fırkacılık amalinden münezzeh bir azim ve iman ile çalışacağıma ve İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin ihyasına  çalışmayacağıma namusum ve bilcümle mukaddesatım namına vallah, billah” 

Bu yemin metni de encümene havale edilir ve yayınlanmak üzere gazetelere verilmesi bunun da milleti ikna için olduğu kongre zabıtlarında açıkça ifade edilmektedir. 

7 Eylül’de esas maksat olan Erzurum Kongresi Nizamnamesi’nin maddelerinin 
değiştirilmesi hususunda çalışmalar başladı. Gerekli hazırlıklar önceden yapıldığı için bu mesele bir günde halledildi.Yapılması düşünülen değişikler önerge komisyonuna gönderilerek, değişik oturumlarda sürdürülen görüşmeler 10 Eylülde sonuçlandırılmıştı. 
Nizamnamede Şark vilayetleri için öngörülen hüküm ve şartlar, bütün ülkeyi kapsayacak biçimde değiştirilmişti. Vilayat-ı Şarkiye Müdafaayı Hukuk Cemiyeti adı Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ne dönüştürülmüştü. Anılan Nizamname’nin 4. maddesinde gerektiğinde “Vilayat-ı Şarkiye”de geçici bir hükümet kurulacağı öngörülmüştü. 7. maddede yapılan değişiklikte Erzurum’da seçilen 9 kişilik Heyet-i Temsiliye’ye Batı Anadolu adına 6 üyenin daha eklenmesiyle sayının 15 çıkarılması uygun görülmüştü. Kongrenin son 
oturumunda yapılan seçimde oy çokluğu ile 6 üye daha seçilmiş, daha sonra Ref’et Bey nizamnameye uygun olarak 16’ncı üye sıfatıyla Heyet-i Temsiliye’ye katıldı. 

Kongrede manda ve himaye meselesi özellikle Amerikan Mandası çerçevesinde 
tartışılmıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın bu konuya pek fazla ehemmiyet atfettiği de söylenemez. Çünkü şu ifadelerdeki alaycı tavır gayet açıktır : 

“...Mr Brown...: ‘...Ben hiçbir sıfat-ı resmiye ile görüşmüyorum diyor ve hatta 
Amerika mandayı kabul edeceğini değil belki etmeyeceğini söylüyor. Onun için sözleri Amerika namına değil, kendi namınadır; bu hususu nazar-ı dikkate almalıdır. Fazla olarak Mr Browne’un ifadesine nazaran mandanın ne olduğunu kendisi de bilmiyor! Manda siz ne derseniz odur diyor!..” “İstiklâl-i tam” şiarıyla hareket eden “inkılâpçı bir kongre”nin herhangi bir himaye veya mandat fikrini kabul etmesi ise zaten beklenemezdi ve öyle de olmuştur. Nihayet diğer meseleleri görüşen Kongre 11 eylülde son buldu, 12 Eylül’de ise Sivas halkının huzurunda açık bir celse ile “...millet hakimiyetinin ve istiklal ruhunun daima 
kalplerinde yaşayacağı ve Anadolu’nun her türlü mukavemete hazır ve muntazır olduğu bütün dünyaya ilan edilmişti . 

İstanbul’daki hükümetin, Sivas Kongresi’nin son günü Anadolu’daki milliyetçi 
başkaldırıya karşı açıkça cephe alarak, küçümseyici beyanatlarda bulunması, hatta kongreyi engelleme teşebbüslerine girişmesi, Heyet-i Temsiliyenin çok cesurane bir tavırla meydan okumasına yol açtı. Zira Ali Galip hadisesinin, Sadrazamın , İngilizlerle birlikte hazırladığı bir saldırı olduğu açıkça ortaya çıkmış bulunuyordu. İstanbul ile her türlü haberleşmenin kesilmesinden, Damat Ferit Paşa’nın başında bulunduğu kabinenin istifasına kadar geçen 18 gün boyunca ortaya çıkan gerilim milliyetçiler arasında da bazı görüş ayrılıklarının 
doğmasına yol açmış görünmektedir. Mustafa Kemal Paşa gönderdiği bir telgrafta halkın can, mal ve ırzının korunacağını, ancak yazışmaların Heyet-i Temsiliye ile yapılmasını istiyordu. 

Bu telgraf Sivas Kongresi Heyet-i Temsiliyesi’nin oluşturulma biçimi ve İstanbul 
hükümeti ile ilişkilerin kesilmesiyle başlayan görüş ayrılıklarını ortaya çıkarmıştı. İtirazlar bir kısım ordu komutanlarından ; Erzurum Kongresi üyelerinden ve bazı Müdafaa-i Hukuk örgütlerinden geliyordu. Karşı çıkışlar şu noktalarda toplanıyordu: Gelişmeler hakkında yeterince bilgi verilmediği, Sivas’ta Doğu Anadolu’nun ikinci plana itildiği. Heyet-i Temsiliye’nin seçimlerinde aksaklıklara meydan verildiği, Mustafa Kemal Paşa’nın yazışmalarda Heyet-i Temsiliye veya kongre yerine kendi adını kullandığı, İstanbul hükümetiyle ilişkilerde çok sert davranıldığı ... 

Özellikle, Kazım Karabekir’den yoğun eleştiriler geliyordu. O kongrenin kendisine bilgi vermediğinden, kongrenin erken kapandığından, yayımlanan bildirinin doğu illerini de kapsamasından şikayet ediyordu . 

Sivas’ta Heyet-i Temsiliye yeniden oluşturulurken Erzurum’da seçilen 9 üye olduğu gibi bırakılmış Batı Anadolu adına 6 kişi daha seçilerek üye sayısı 15’e çıkarılmıştı. 

Aslında yaşanan bu tereddütlere rağmen, Sivas Kongresi’nin seçtiği Heyet-i 
Temsiliye, İstanbul hükümetine karşı başlattığı meydan okumayı başarıyla sonuçlandırmıştı. 
Bir başka deyişle : o günün Ermeni’si nasıl ki kaderini Taşnak veya Hınçak Cemiyeti’ne, O günün Rum’u Mavri Mira veya Pontos Cemiyeti’ne bağlamışsa, o günün Türk’ü de kendi geleceğine ilişkin umutlarını Heyet-i Temsiliye’nin ellerine terk etmiş bulunuyordu. 

Sivas Kongresi Erzurum Kongresi’nde vatanın bütünlüğü ve ulusun bağımsızlığını temin için verilmiş kararları kabulle kendisine mal etti ve genelleştirdi Kongre 11 Eylül’de şu kararları aldı.: 

* Milli sınırlar içindeki bölgeler bölünmez bir bütündür. Birbirinden ayrılamaz. 
* Osmanlı topraklarının bütünlüğünün sağlanması için milli güçlerin etkinliği ve milli egemenliğin üstün kılınması şarttır. 
* Her türlü işgal ve müdahaleye karşı, millet birlik olarak kendisini müdafaa ve 
mukavemet edecektir. Hıristiyan azınlıkların her türlü güvenliği sağlandığından bunlara ayrıcalık tanınamaz. 
* Manda ve koruyuculuk kabul edilemez 
* Milletin kendi geleceğine karar verebilmesi ve hükümetin başıboş bırakılmaması için 
Mebuslar Meclisinin derhal toplanması gerekir. 
* Milli direnmeyi gerçekleştirmek için kurulan dernekler birleştirilmiş ve adı “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” olmuştur. 
* Kutsal amacı ve umumi teşkilatı idare için Kongre tarafından bir Temsil Heyeti 
seçilmiştir. 
Erzurum Kongresi’nde doğu illerini temsilen seçilen 9 kişilik Temsil Heyeti Sivas 
Kongresi’nde 6 kişi daha seçilerek genişletilmiş, bu suretle Türkiye Büyük Millet Meclisi açılıncaya kadar ülke mukadderatında yegane söz sahibi bir kurul oluşturulmuştu. 

Milli amaca erişmek yolunda ayrı ayrı çalışan dernekler birleştirilmiş ve Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurulmuştu. 

Kongre, Ali Fuat Paşa’yı Batı Anadolu Umum Kuvay-ı Milliye Kumandanlığı’na tayin etmekle, yürütme yetkisine sahip olduğunu göstermişti. 

13 Eylül’de Sivas’ta, ihtilâlin yayın organı olmak üzere İrade-i Milliye adlı bir gazete yayımlandı. 

Sivas Kongresi, üyelerinin bütün ülkeye şamil olması nedeniyle Milli Mücadele 
başlangıcında Türkiye’nin mukadderatını belirleyen, bütün milletin tek vücut halinde birlik olduğunu dünyaya ilan eden milli bir kongredir. Bunu içindir ki tesirleri Erzurum Kongresi’nden daha geniş olmuş, kendisinden sonra gelişecek olayları büyük ölçüde etkilemiştir. Zira Misak-ı Milli’de, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışında, Milli Mücadele’nin bütün anlaşmalarında, Sivas Kongresi’nin izleri görülür. Sivas Kongresi İstanbul Hükümetinin açık muhalefetine rağmen toplanmıştır. Erzurum Kongresi gibi ihtilâlci bir karakter taşımaktadır. 

Sivas Kongresi’nde elde edilen sonuçlar başarılıdır. Her ne kadar çeşitli düşüncelere sahip temsilcilerin bağdaştırılması yolu tutulmuşsa da, sonuç Mustafa Kemal Paşa’nın isteğine uygundur. Artık savaş ve ihtilâl tek örgüt tarafından, bütün yurtta yaygın biçimde yürütülecektir. Kongrede milli egemenlik ilkesinin “Saltanat ve Halifeliği” kurtaracağı görüşü ortaya atılmıştı. Bu çok önemli bir adımdır ve böylece, milli egemenlik, Osmanlı saltanatının 
üstüne çıkarılmaktadır. 

İstanbul Hükümeti, Sivas Kongresi’ni dağıtmak ve Mustafa Kemal Paşa ile arkadaşlarını yakalatmak için, Elazığ Valisi Ali Galip’i görevlendirmişti. Ali Galip Sivas’ı basıp kongreyi dağıtacaktı. Ancak üzerlerine gönderilen askeri birlikler bunu önledi. Bu olay Damat Ferit Paşa kabinesiyle, Anadolu’nun ilişkilerinin kesilmesi sonucunu doğurdu. Mustafa Kemal Paşa durumu padişaha bildirmek istedi. Fakat çekilen telgrafları Damat Ferit Paşa padişaha göstermedi. Bunun üzerine bütün telgrafhaneler İstanbul ile ilgilerini kestiler. Bu hareket, 
Anadolu’da gelişmiş bulunan milliyetçiler için de bir güç ifadesi oldu. Mustafa Kemal – İstanbul mücadelesinde (8.Haziran-30 Eylül 1919) İstanbul yenilmiş ve İngilizlerden yüz bulamayan Damat Ferit Paşa istifa etmiş, yerine 2 Ekim’de Ali Rıza Paşa kabinesi geçmişti. Milliyetçi bir hüviyet taşıyan bu kabinenin, İstanbul’da işbaşına geçmesi Mustafa Kemal Paşa ve ulusal dava için Damat Ferit’in düşürülmesinden sonra kazanılan ilk zaferdir Yeni hükümetle birlikte, basında da Sivas Kongresi’nin faaliyetleri ile ilgili haberlere ve övgülere 
rastlanmaya başlanmıştı. Artık gazetelerin ilk sayfalarını Mustafa Kemal Paşa ve Rauf Bey’in portreleri süslemekteydi. 

Mustafa Kemal Paşa Sivas Kongresi’nin bitiminden bir hafta sonra Sivas’a gelen, General J. G. Harbord’la yaptığı konuşmada, yeni bir Türk Devleti kurma arzusunu açıkça belirtmişti. Amasya Görüşmeleri ve Protokolü 

Anadolu, İstanbul üzerinde kurduğu bu egemenlikten yararlanmak istedi. Mustafa Kemal Paşa, Hükümetten özellikle ulusal direnişin karşısında olan sivil ve askeri yöneticilerin işten alınmalarını ve cezalandırılmalarını, onların yerine ihtilalcilerin güvenini taşıyanların getirilmesini, ordu örgütünün ulusal amaca uygun olarak yeni baştan düzenlenmesini, Mebuslar Meclisi’nin toplanmasını istiyordu. Daha başka pek çok öneriler de yapılıyordu. 

Anadolu istek ve önerilerinin hemen kabulünü ileri sürüyordu. Sonuçta Hükümet, Mustafa Kemal Paşa ile yüz yüze anlaşmanın gerekli olduğuna karar verdi ve Bahriye Nazırı Salih Paşa’yı Amasya’ya gönderdi. 16 Ekim 1919’da Hüseyin Rauf ve Bekir Sami Beylerle Sivas’tan hareket eden Mustafa Kemal Paşa iki gün sonra Amasya’ya vardı. 20 Ekim’de başlayan müzakereler 22 Ekim’de son buldu. Görüşmelerin metni üçü açık ve imzalı ikisi imzasız gizli beş protokol ile tespit edildi ve şu hususlarda anlaşma sağlandı: 

İtilaf Devletleri ile yapılacak barışta sınırların tam bir anlayışla çizilmesi ve 
Türklerin yabancı devlet boyunduruğunda bırakılmaması. 

Müslüman olmayan unsurlara ayrıcalık tanınmaması. 

Yeni açılacak meclis için yapılacak seçimlerin serbestlik içinde yapılması. 

Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin, Hükümetçe de kabul edilmesi Mebusan Meclisi tarafından kabul edilmek koşuluyla Sivas Kongresi kararlarının 
hükümet tarafından benimsenmesi. 

Mebusan Meclisinin güvenlikte olmayan İstanbul’da toplanmasının uygun olmadığı. 

Sivas’ta Komutanlarla Yapılan Toplantı (16-28 Kasım 1919) 

Salih Paşa Amasya’da Mebuslar Meclisi’nin Anadolu’da toplanmasına çalışacağına söz vermişti. Ancak hükümet ve padişah buna razı olmadıklarından Meclisin nerede toplanacağı yeniden büyük bir soruna dönüşmüştü. Temsil Heyeti, Meclisin toplanacağı yer ve seçimler hakkında beliren görüş ayrılıklarını tartışıp kesin karara varmak için Milli Mücadeleyi destekleyen kolordu ve tümen komutanları ile ortak bir toplantı düzenlemeyi zorunlu görmüştü. 

Toplantıya Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuku Milliye Cemiyeti adına Mustafa Kemal Paşa ile 3, 12, 13, 15 ve 20. Kolordu komutanları davet edildiler. Trakya’dan Cafer Tayyar Bey, Bandırma’dan Yusuf İzzet Paşa, Diyarbakır’dan Cevdet Bey aradaki uzaklık ve özel durumları nedeniyle toplantıya katılamadılar. 

Toplantı sonunda; sakınca ve tehlikelerine rağmen Meclisin İstanbul’da toplanması, İstanbul’da milletvekillerinin güven ve serbestlik içinde yasama ve görevlerini yaptıklarını bildirecekleri ana kadar Temsil Heyeti’nin görevine devam etmesi, Paris Barış Konferansı’nın Türkiye hakkında olumsuz bir karar vermesi ve bu kararın Meclis tarafından kabul edilmesi halinde milletin düşüncesinin öğrenilmesi ve ona göre hareket edilmesi kabul edildi. 

Temsil Heyeti’nin Ankara’ya Gelişi 

Komutanlar toplantısında, Temsil Heyeti merkezinin, Eskişehir yakınındaki Seyitgazi kabul edilmiş olmasına rağmen, gerçekte saptanan yer Ankara idi. Çünkü Ankara; 20. Kolordunun. Merkezi olması dışında demiryolu ile İstanbul ve Batı Anadolu’ya ulaşmaya da imkan veriyordu. Siyasi olaylara daha yakın olmak için Temsil Heyeti 18 Aralık’ta Sivas’tan hareket etti. Kayseri - Mucur, Hacıbektaş, Kırşehir yoluyla 27 Aralık’ta Ankara’ya geldi ve büyük bir coşkuyla karşılandı. Beraberindekilerle Ziraat Mektebine yerleşen Mustafa Kemal 
Paşa burayı merkez edindi. Ankara artık, Milli Mücadele hareketinin kalbi ve merkezi olmuştu. 

Son Osmanlı Mebuslar Meclisi ve Misak-ı Milli Kararları 

Milli iradenin üstünlüğü karşısında Mebuslar Meclisinin açılması kabul edilmiş ve 
seçimler başlamıştı. Milletvekillerinin maneviyatlarını güçlendirmek isteyen Mustafa Kemal Paşa, onlara bir amaç etrafında toplanmalarını, Meclis’te Kuvay-ı Milliye ruhunu sürdürmek için bir Müdafaa-i Hukuk grubu kurmalarını ve kendisini de bu Meclis’e başkan seçmelerini istiyordu. Kendisi Meclis’e katılmayacak olmasına rağmen, başkan seçilmeyi ve çoğunluğu Müdafaa-i Hukuk’a dayanan Meclis’in istediği kararları alacağını düşünüyordu. 

Meclis 12 Ocak 1920’de Padişah’ın beyannamesinin okunmasıyla açıldı. Fakat Mustafa Kemal Paşa Meclis Başkanlığına seçilmediği gibi Müdafaa-i Hukuk grubu da kurulamadı. Milliyetçi üyeler Felah-ı Vatan Grubu’nu kurdular. Bu grup, Mustafa Kemal Paşa tarafından Sivas’ta hazırlanmış bulunan Misak-ı Milli metni ile ilgili bir toplantı yaptı ve 28 Ocak’taki gizli toplantıda bu metin pek az değişiklikle kabul edildi. Meclis 17 Şubat 1920’de bu kararı açıkladı. Misak-ı Milli kararlarına göre: 

* Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı tarihte işgal altında bulunan ve nüfusunun çoğunu Arapların teşkil ettiği Osmanlı topraklarının mukadderatı, o topraklar üzerinde yaşayan halkın serbestçe beyan edecekleri oylarla tayin edilmelidir. Ancak mütarekenin imzalandığı tarihte işgal edilmemiş olan ve Osmanlı-İslam ekseriyetinin yaşadığı bölgeler hiçbir sebeple ayrılamaz bir bütündür. 

* Daha önce kendi istekleriyle Anavatana katılmış olan Elviye-i Selase için gerekirse yeniden halk oyuna başvurulabilir. 
* Batı Trakya’nın durumu, orada yaşayan ahalinin serbestçe beyan edecekleri oylarla tespit edilecektir. 

* Hilafet ve Saltanat’la hükümet merkezi olan İstanbul’un ve Marmara Denizi’nin güvenliği sağlanmak şartıyla, Boğazların serbest ticarete açılması için Osmanlı Devletiyle ilgili ülkelerin birlikte verecekleri karar geçerli olacaktır. 
* Azınlıkların hukuku, komşu ülkelerdeki Müslüman ahalinin de aynı hukuktan 
faydalanmaları kaydıyla Türkiye’ce temin edilecektir. 
* Türkiye’nin milli ve ekonomik gelişmesine mani olacak siyasi, mali, adli sınırlamalar kabul edilmeyecek, borçların ödenmesi şartları da bu esaslara aykırı olmayacaktır. Osmanlı Mebusan Meclisi milli sınırlar içinde tam bağımsız yeni bir Türk devletinin esaslarını kapsayan Misak-ı Milli’yi kabul etmekle büyük bir görevi yerine getirmiş oldu. 9)
 İstanbul’un İşgali ve Mebuslar Meclisi’nin Dağıtılması İtilaf Devletleri Misak-i Milli’yi hoş karşılamadılar. Daha ocak ayı içinde Kuvay-ı Milliye’yi destekleyen Harbiye Nazırı Cemal Paşa ile Genelkurmay başkanı Cevat Paşanın tutumunu protesto eden notayı hükümete verdiler. Cemal ve Cevat Paşaları, Kuvay-ı 
Milliye’ye subay yollamak, silah ve para sağlamak, terhis edilen erleri göndermekle suçladılar. Baskı karşısında Cemal ve Cevat Paşalar istifa ettiler. 

26-27 Ocak’ta Akbaş Cephaneliğinin basılarak buradaki Fransız askerlerinin esir alınması ve büyük miktarda silah ve cephanenin Anadolu’ya nakledilmesi, seferberlik hazırlıklarının yapılması gibi gelişmeler İtilaf Devletlerini baskılarını daha da arttırmaya itti. Bu baskılar karşısında Ali Rıza Paşa istifa etti ve yeni hükümeti Salih Paşa kurdu. 

İtilaf Devletleri bu fırsattan yararlanarak Mustafa Kemal Paşa ve Türkiye’yi istedikleri barış şartlarına boyun eğdirmek için, önce Türk Ocağı’nı bastılar ve 16 Mart’ta da İstanbul’u işgal ettiler. Meclisi de kuşatarak Rauf Bey ve Kara Vasıf Bey’i tutukladılar. Bu sırada Erzurum’da bulunan Yarbay Rawlinson ve 20 kadar İngiliz’i de Kazım Karabekir Paşa resmen tutukladı. Ankara’daki 200 İngiliz askeri ile Fransız kumandanı da oradan ayrılmak zorunda bırakıldılar. 

Başkent ile bağları koparmanın mali bir yönü de vardı. Gönderilen bir genelgeye göre Osmanlı Bankası, Düyun-u Umumiye, Reji, Mal Sandıkları ve Evkaf Sandıkları İstanbul’la ilişkilerini kesecekler ve mevcutlarını taşradaki yetkili mercilere bildireceklerdi.

   İşgalin hemen akabinde Mustafa Kemal Paşa; İtilaf Devletlerinin İstanbul’daki temsilcilerine, Birleşik Amerika siyasi temsilcisine, tarafsız devletler dışişleri bakanlarına, Fransa, İngiltere ve İtalya parlamentolarına birer protesto gönder di. Mebuslar Meclisi “ Mebusluk vazifesinin güven içinde yapılması imkânı oluncaya kadar meclis görüşmelerinin yapılmaması” kararı alarak toplantıları erteledi. Mustafa Kemal Paşa’nın emrine uyularak, İstanbul ile her türlü yazışma ve vergilerin İstanbul’a gönderilmesi yasaklandı. 

Artan baskılar karşısında Salih Paşa kabinesi de istifa etmek zorunda kaldı. 
5 Nisan 1920’de Damat Ferit Paşa yeniden IV. defa sadarete getirildi. 

OKUMA LİSTESİ 


1. Fahrettin Kırzıoğlu, Erzurum Kongresi, Ankara, 1993. 
2. Mahmut Goloğlu, Erzurum Kongresi, Ankara, 1968. 
3. Cevat Dursunoğlu, Milli Mücadelede Erzurum, Ankara, 1946. 
4. Balıkesir ve Alaşehir Kongreleri ve Hacım Muhittin Çarıklı’nın Kuvayi Milliye Hatıraları (1919-1920), Haz: Şerafettin Turan, Ankara, 1967. 
5. Vehbi Cem Aşkun, Sivas Kongresi, İstanbul, 1963. 
6. Mahmut Goloğlu, Sivas Kongresi, Ankara, 1969. 
7. Bekir Sıtkı Baykal, Heyet-i Temsiliye Kararları, Ankara, 1974. 
8. Uluğ İğdemir, Sivas Kongresi Tutanakları, Ankara, 1986. 


***