YÜKSEK ASKERİ ŞURA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
YÜKSEK ASKERİ ŞURA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Temmuz 2017 Cumartesi

28 ŞUBAT SÜRECİNİN DEVLET VE TOPLUM ÜZERİNDEKİ YANSIMALARI, BÖLÜM 2

28 ŞUBAT SÜRECİNİN DEVLET VE TOPLUM ÜZERİNDEKİ YANSIMALARI, BÖLÜM 2


 “GATA KOMUTANLIĞINDAN YÜKSEK ASKERİ ŞURA KARARI İLE İLİŞİĞİ KESİLEN TABİP SUBAYLAR” başlıklı bu liste aşağıdadır: 





2. İçişleri Bakanlığında Yapılan Uygulamalar: 

 Milli Güvenlik Kurulu'nun 28 Şubat 1997 Tarih ve 406 Sayılı Kararının ardından İçişleri Bakanlığınca, Emniyet Genel Müdürlüğünün 9.2.1996 gün ve B.05.1.EGM.0.12.02.02./72 sayılı Genelgesinin yayınlanmasından sonra 12.02.1998 tarihli Bakan onayı ile bu kez Başbakanlık ve Bakanlık Makamının bölücü-yıkıcı ve irticai faaliyetlerin izlenmesi hakkındaki genelgelerine 
istinaden, İçişleri Bakanlığınca yürütülen bazı hizmet ve görevlerdeki etkinliği takip etmek ve sekreterya hizmetini yürütmek üzere Personel Genel Müdür Yardımcısının başkanlığında, İçişleri Bakanlığınca yürütülen bazı hizmet ve görevlerdeki etkinliği takip etmek ve sekretarya hizmetini yürütmek üzere, izleme gurubu oluşturulmuştur. İzleme grubunun kurulmasından sonra bu kez 
16.02.1998 tarihinde İçişleri Bakanlığınca yürütülen bazı hizmet ve görevlerdeki etkinliğin il ve ilçe düzeyinde yerinde incelenmesi ve sorumlularının değerlendirilmesi yönünde ortaya çıkan ihtiyaç üzerine; Bakanlık Makamınca verilecek acil ve özel görevleri yerine getirmek; Başbakanlık ve Bakanlık Makamlarının bölüce, yıkıcı ve irticaya müteallik genelgelerinin mahallinde uygulanmasını incelemek, denetlemek, ilgilileri değerlendirmek ve gerektiğinde ihmali ve kusuru tesbit edilenler hakkında disiplin ve cezai yönden inceleme-soruşturma yapmak için Ankara Grubunda görevli Mülkiye Müfettişleri arasından (10) kişilik bir " Özel İnceleme-Soruşturma " Grubu oluşturulmuştur. 
Bu oluşturulan Müfettiş grubunca gerektiğinde ve ihtiyaç duyulması halinde yukarıda belirtilen hususlarla ilgili olarak " Özel Denetim " yaptırılması karara bağlanarak uygulamaya konmuştur. Başbakanlık Uygulamayı Takip Kurulundan ve çeşitli çevrelerden gelen ihbar ve bildirimler sonucunda, toplam 21 görevlendirme ile Başbakanlık ve İçişleri Bakanlığınca yayımlanan bölücü, 
yıkıcı ve irticai faaliyetlere müteallik genelgeleri de göz önünde bulundurularak genel tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi, Hilvan İlçesindeki bir yurdun Fethullahçılara ait Özyurt Vakfına kiralamasını sağlamak, cami açılışında dini içerikli konuşmalar yapmak, bazı dini grupların desteğini arkasına almak, bölücü, yıkıcı ve irticai faaliyetlere müteallik olarak hakkında değerlendirme yapılması, genel tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi; tarikat Şeyhi olarak bilinen Bekir PEHLİVAN’ın evinde yapılan bayramlaşma ve tarikat faaliyetleri konuşmada isminin geçmesi, 1997 yılı Kurban Bayramında deri toplamak için resmi araç talep eden THK araç tahsis edilmemesi; Atatürk Düşmanlığı, İrticai faaliyetleri yönlendirmek ve Tarikat savunuculuğu yapmak; tarikat liderleri ile 
görüştüğü, makam odasının kapısı içerden kilitleyip namaz kıldığı; Düzce İl Sağlık Müdürlüğü ve Sağlık Meslek Liselerinde irticai faaliyetler yapıldığı; eşinin ve büyük kızının türbanlı olması gibi konularla ilgili olarak toplam 3 vali, 166 kaymakam ,41 vali yardımcısı ve 3 hukuk İşleri Müdürü olmak üzere toplam 213 Mülki İdare amiri hakkında değerlendirme raporları tanzim edilmiş bu raporlar sonucunda 3 Vali merkez valiliğine teklifleri yapılarak merkeze alınmış 71 Kaymakam hakkında her ne Kadar mülki Amir Atama ve yer değiştirme yönetmeliğinde ve eki cetvelde eşdeğer görev olarak tanımlanmakta ise de temsil görevi olmayan pasif bir görev kabul edilen vali yardımcılığına atanmalarının uygun olacağı belirtilerek tekliflerde bulunulmuş bunlardan 59 kaymakam vali yardımcılığına atanmış ayrıca, 22 Kaymakam ise somut bir soruşturma veya kovuşturmaları olmadan müfettiş raporuna dayanılarak pasif bir görev olan Hukuk İşleri Müdürlüğüne tayin edilmişlerdir. 

 Yapılan bu Mülki İdare Amirleri değerlendirmelerinde ise İçişleri Bakanlık Makamından 1998 yılı normal kararname çalışmalarına esas olmak üzere atamaya tabi tutulacak Mülki İdare Amirlerileri hakkında değerlendirmelerin yapılması için 09.06.1998 tarih ve 12031 sayılı İçişleri Bakanlığına vekalet eden dönemin Adalet Bakanından onay alınmasına rağmen bu onayın irticai nedenler gibi bir gerekçe içermemesinden dolayı müfettişler tarafından herhangi bir değerlendirme yapılmadan incelemesi yapılmadan geri çekilmiş buna karşılık 6 gün sonraki tarihte fakat aynı sayı ile dönemin İçişleri Bakanından bu kez ekli listede adı-soyadı ve unvanları belirtilen Mülki İdare Amirleri hakkında bölücü, yıkıcı ve irticaya müteallik, Başbakanlığın 04.02.1998 gün ve B.02.0.PPG.012-
320-01779 sayılı, Bakanlığımızın 12.02.1998 gün ve İI.İd.Gn.Md. 712 sayılı Genelgeleri ile Mülki İdare Amirleri Atama Değerlendirme ve Yer değiştirme Yönetmeliğinin 8, Mülkiye Teftiş Kurulu Çalışma Yönetmeliğinin 29. maddelerin de belirtilen esaslar da göz önünde bulundurularak ….. 
diyerek onayın ve eki listenin değiştirildiği, Bakan onayının Teftiş Kurulu Başkanlığı'na 12061 sayı ve 15.06.1998 tarihli gönderme yazısına, el yazısı ile "116 kişilik 1. Liste onayı ve Ekli listede belirtilen kişi sayısının kabarık olması ve belirtilen görevlilerin tamamı hakkında Değerlendirme raporu düzenlenmesi, Teftiş Kurulu Başkanı ile bu konudaki sayının Sn. Müsteşar ve Sn. Bakan talepleri doğrultusunda liste ikiye bölünerek ilk anda kararnameye dâhil 
edilecek Mülki İdare Amirleri.leri değerlendirilmesi için iki liste gönderilmiştir." yazısı yazılarak dönemin Personel Genel ,Müdürü Genel Müdürü ve Daire Başkanınca not düşüldüğü bu durumu da15.06.1998 tarihinde, fakat bu kez, 16010 sayılı bir başka onay düzenleyerek bu kez 259 kişilik yeni bir liste eklenmiş olup listelerde Bakanlık'tan uzun bir süre önce ayrılmış olan mülki idare amirlerinin adının yazılması, liste üzerinde el yazısı ile notların yer alması, aynı gün alınan farklı sayılı evraklar arasında 4000 sayının bulunması bazı isimlerin çizilerek başka isimlerin yazılmış olmasının yansıra, listelerin Bakanlık dışında birilerince hazırlandığı ve bakanlık personeli tarafından da uygulamaya 
konulduğu izlenimini vermiştir. 

 Pasif göreve atanmaları konusunda teklifler getirilen ve bir kısmı da atanan devletin yetiştirmek için hiçbir çabadan kaçmadığı yetişmiş ve profesyonel manada kamu görevlisi olan ve her biri bir devlet adamı olma azim ve kararlılığında hizmet eden Mülki İdare Amirlerinin pasif görevlere getirilmesi istenirken getirilen gerekçelerden bir kaçına bakmakta yarar bulunmaktadır. Buna göre: 

……’ın çevresi halkının maalesef Cumhuriyet yönetimine ve Atatürk İlke ve İnkılaplarına karşı bir yaşam biçimini özlediklerini, giyim ve kuşamlarıyla da bunu gösterdikleri, yaygın bir kanaat oluşturmuştur. Böyle bir ortamda, daha çağdaş; Cumhuriyete ve Atatürk'e açıkça sahip çıkan ve davranış ve tutumuyla bunu gösteren Mülki İdare Amirlerine her zamankinden daha çok ihtiyaç 
bulunduğu; çağdaş bir düşünce ve davranışta olmayan kişilerin temsili görevlerde bulunmasının doğru olmadığı… ifade edilmektedir.242 

28 Şubat sürecinde oluşturulan Batı Çalışma Kurulunun daha sonra Başbakanlıkta Başbakanlık Uygulamayı Takip ve Koordinasyon Kurulu halini almasından sonra bu kurulun sekretarya işlerini de yürüten o dönemin Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı Ömer KAYIR’ın komisyonumuzda yapmış olduğu açıklamalar ışığında İçişleri Bakanlığında uygulanmaya çalışılan ve 
havadan sudan gerekçelerle hizmetten uzaklaştırılan vali ve kaymakamların hangi gerekçelerle görevden atıldıklarını özetlemiştir.243 

Sonuçta, İçişleri Bakanlığında çeşitli gerekçelerle pasif göreve getirilen Mülki İdare Amirlerinden bugün itibari ile (1) yüksek yargı başkanı, (5) Milletvekili, (33) vali, (2) Başbakanlık Müsteşar yardımcılığı, (1) Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreter yardımcılığı, (1) Müsteşar yardımcılığı (2) Genel Müdürlük (1) İl Belediye Başkanı, (1) Büyükşehir ilçe Belediye Başkanı , (7) Mülkiye Başmüfettişi olarak çeşitli yerlerde görevlerine devam ederek hizmet ettikleri göz önüne alınırsa Başbakanlık Uygulamayı Takip ve Koordinasyon Kurulunda bulunmuş sayın Ömer Kayır’ın sözlerinin bir nebze olsun demokrasiyi kesintiye uğratan 28 Şubatın bürokrasideki amacının bir boyutu daha iyi anlaşılacaktır. 

Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğünün 8. Maddesinin 1. Fıkrasında 02.03.1998 tarihinde Resmi Gazete ‘de yayınlanan değişikliğe de atıfta bulunarak yapılmış, bölücü ve laikliğe aykırı faaliyette bulunan Emniyet mensuplarının "Meslekten Çıkarma" cezasıyla tecziye edileceği düzenlemesine de atıfta bulunularak bölücü, yıkıcı ve laik devlet anlayışıyla bağdaşmayacak örgütlenmeler içerisinde bulunan veya böyle yapılanmalara hoşgörüyle baktığı tespit edilen mensupların tutum ve 
davranışlarının tetkiki, mahallinde incelenmesi, gerektiğinde soruşturma yapılması ve ilgili Birimlerle koordine edilerek gerekli tedbirlerin alınması amacıyla 13.08.1998 tarihli ÇOK GİZLİ ibareli Emniyet Genel Müdür onayı ile Polis Başmüfettişleri ile APK uzmanlarından oluşan bir İzleme Denetleme kurulunun oluşturulduğu; Yapılan İzleme ve Denetlemeler sonucunda 331 Emniyet Mensubu hakkında inceleme yapılmış, bunlardan 15 Emniyet Mensubu meslekten uzaklaştırılmış 38 personel de çeşitli cezalara çarptırılmıştır. Söz konusu İzleme ve Denetleme Komisyonu görevinin 


14.12.2010 tarihine kadar devam ettiği sürecin en önemli özelliği olarak karşımıza çıkmaktadır. Bununla birlikte, gazete haberlerine istinaden soruşturma yürütüldüğü de anlaşılmaktadır. Bu ihbarların 5 adedi MGK Genel Sekreterliğine şikâyet şeklinde intikal ettirilmiştir. Soruşturma konusu ihbar ve şikâyetlerin tamamının “irtica” konusuna odaklandığı görülmüştür. 

3. Diyanet İşleri Başkanlığı yansımaları: 

Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından Komisyonumuza ulaşan belgelerde244; 1997-2002 yılları arasındaki Başkanlık faaliyetleri tetkik edilmiştir: 

 Bu belgeler ışığında, Başkanlık faaliyetlerini şu alt gruplar çerçevesinde ele almak mümkündür: 

 1. Personele yönelik takip ve fişleme faaliyetleri ile cezai uygulamalar, 

 2. Aydınlatma faaliyetleri çerçevesinde hazırlanan raporlar ve kapsamları, 

 3. Denetim faaliyetleri 

 4. Diğer faaliyetler 


3.1. Personele Yönelik Takip ve Fişleme Faaliyetleri ve Cezai Uygulamalar : 

 Söz konusu dönemde (1997-2002) Hizbullah, İrtica, PKK, Vasat, İbda-C, Hizbuttahrir gibi terör örgütlerine mensubiyetleri nedeniyle haklarında cezai işlem yapılan personel sayısı 393’tür. Bunlardan 1’i Hizbuttahrir, 199’u Hizbullah, 3’ü İbda-C, 22’si PKK, 20’si Vasat örgüt üyeliği ve 148 personele 
ise irtica suçlamasıyla ceza uygulanmıştır. 

 Toplam 396 cezanın 128 adedi meslekten çıkarma şeklinde tezahür etmiştir. Bir yönüyle PKK dışındaki kategorilerin tamamı irtica çerçevesinde ele alınırsa verilen cezaların büyük bir çoğunlunun irtica ile mücadele kapsamında gerçekleştiği sonucu çıkmaktadır. 

 Bunların yanında, irticai faaliyetlerde bulunduğu düşünülen personel hakkında fişlemeler yapıldığı görülmüştür. Bu çerçevede, kendisine isnat edilen suçların “delillendirilemediği” ifade edilmesine karşın çoğunluğu imam-hatip, vaiz, müftü gibi görevler yürüten personel bulundukları yerlerin dışına 
tayin edilmiş veya değişik cezalara çarptırılmışlardır. Ayrıca, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi illeri nüfusunda kayıtlı olup bu bölgelerde görev yapan Müftü ve Vaizlerin listesinin tutulduğu anlaşılmıştır. Konuya ilişkin çizelgeler Ek’tedir. 

3.2. Aydınlatma Faaliyetleri Çerçevesinde Hazırlanan Raporlar ve İçerikleri : 

 a. İrtica ve İrtica ile Mücadele Raporu 

 1999 yılında İrtica ve İrtica ile Mücadele Raporu hazırlanmıştır. Ek’te sunulan raporun “III.İRTİCANIN GÜNÜMÜZDEKİ ALGILANIŞI” başlığı altında, basında yoğun olarak irtica ile ilgili haberler yer aldığı belirtilerek “Bu başlık altında sadece basın yayın organlarında irtica tezahürleri olarak takdim edilen konular yorumlanmaksızın sıralanacaktır.” ifadeleri kullanılmıştır. 

Metnin aşağıda devam eden bölümlerinde anlaşılacağı üzere, yorum yapılmıyor gibi bir imaj verilmek istense de, sadece başlıkların bile Diyanet İşleri Başkanlığının hazırladığı bir rapor için fazla siyasi olduğu görülecektir. Raporun bu bölümü şöyle devam etmektedir: 

1. Dini söylemleri olan bir partinin iktidar olması : Bilindiği gibi 1996 yılı Haziran ayında Refah Partisi, Doğru Yol Partisi ile koalisyon kurarak hükümete geçmiştir. Daha önceleri, laikliğin Türkiye'deki uygulamasını eleştirir tarzda propaganda yapan ve iktidara geldikten sonra bazı tarikat üyelerinin de içinde bulunduğu bazı kişilere Başbakanlık konutunda iftar yemeği veren bu partinin 
iktidarı, laik Cumhuriyete karşı bir tehdit olarak algılanmış ve böylece yansıtılmıştır. 
2. Ordunun din düşmanı gibi gösterilmesi : Bilindiği üzere, her yıl Ağustos ayı içerisinde Yüksek Askeri Şura olağan olarak toplanmakta ve terfi edecek, emekliye ayrılacak subaylar ile Askeriyeden çıkarılacak olanların durumu karara bağlanmaktadır. Bu çerçevede, ordudan ilişiği kesilenler arasında, irticai eylemlere karışmış kişilerin ordudan ilişiğinin kesilmesi, bazı kesimlerce 
ordunun din düşmanı olduğu tarzında yorumlanmaktadır. Ayrıca bir takım basın yayın organlarında rapor tanımı ile yayınlanan, devletimizin bazı kurumlarına ulaştırıldığı iddia edilen ve içerisinde Peygamberimiz ve Yüce Kitabımızı tahkir ifadelerin de yer aldığı yazı ile ordu arasında ilişki kurularak, bu kurumun dine karşı olduğu şeklinde bir imaj oluşturulmaktadır. 
3. Tarikat, siyaset ve ticaret üçgeninin oluşması : Tekke ve zaviyelerin resmi olarak ilga edilmesine rağmen, bir takım dini tarikatlar varlıklarını günümüze kadar sürdürmüşlerdir. Bu tarikatların, cahil halkı etkileri altına alarak faaliyetlerini genişletmeleri irticai bir tezahür olarak algılanmaktadır. Özellikle son zamanlarda, bu tarikatların, siyasi partiler üzerinde etkin bir rol oynadıkları, ticari alana intikal ederek bu alanda önemli bir güç haline geldikleri, bu kesimin 
demokrasi şemsiyesi altında, toplum içinde teşkilatlanma çabası içerisine girdikleri de müşahede edilmektedir. Bu keyfiyet ise irticaın tehlikeli bir boyut kazandığı endişesini doğurmuştur. 
4. Resmi din eğitimi : İmam-Hatip Liselerinin günümüzde ihtiyacın ötesine geçmesi, mezunlarının kendi alanlarından ziyade, başka sahalarda görev almaları, Kur'an Kurslarının adedinin oldukça fazla olması irtica belirtisi olarak sunulmaktadır. 
5. Devlet denetimi dışı din eğitiminin yürütülme çabaları : Bazı tarikatların, grupların özel olarak açtıkları yurt, pansiyon ve kurslarda, Devletin denetimine tabi olmaksızın, din eğitimi verdikleri, buralarda Devletin temel ilkelerine aykırı düşünceleri öğrencilere telkin ettikleri bilinmektedir. Bu da irticaın yaygınlık kazandığının delili olarak sunulmaktadır. 
 6. Türban meselesi : Son yıllarda, gerek devlet kurumlarında ve gerekse orta öğretim ve üniversitelerde bayanların başörtüsü takma yönündeki talep ve eylemleri yoğunluk kazanmıştır. Bu tür taleplerin ortaya çıkması, Türkiye'de irticaın ileri boyutlara ulaştığının göstergesi olarak yorumlanmıştır. 
7. Güneydoğu sorununun ümmetçi anlayışla çözümlenebileceği önerisi : 
Güneydoğuda yıkıcı ve bölücü örgütsel bir terör faaliyetinin uzun zamandan beri var olduğu ve Devletin bunlarla silahlı mücadeleye giriştiği malumdur. Türkiye'de bir kesim, bu sorunun hallinin silahla olamayacağı, yöre insanlarına ümmetçi bir anlayışın benimsetilmesi halinde terörün bitirilebileceği kanaatini ifade etmektedir. Bu anlayışın benimsenmesi, Devlet işlerinde dinin fonksiyonel kılınması olarak değerlendirildiğinden, bu tür çözüm önerilerinin getirilmesi irticai bir unsur olarak yansıtılmaktadır. 

8. Dini yayın ve programlar : Özel radyo ve televizyonların kurulmasına ilişkin yasanın çıkmasını takiben Türkiye'de pek çok yerel ve ulusal radyo ve televizyon kurulmuştur. Bu radyo ve televizyonlarda dini yayın ve programlara yer verilmesi, hatta bazı radyo ve televizyonların ağırlıklı olarak dini içerikli programlar yapması irticaın artması olarak yorumlanmıştır. 
9. Zorunlu temel eğitimin kesintisiz oluşuna karşı çıkılması : 1997 yılının temel tartışma konularından birisi, zorunlu temel eğitimin 8 yıla çıkarılmasıdır. Bir kesim, kesintisiz sekiz yıllık zorunlu eğitimin, İmam-Hatip Liselerini kapanma tehlikesi ile yüz yüze getireceği, yine bu sebeple Kur'an kursları ve hafızlık müesseselerinin bitme noktasına geleceği endişesini dile getirmiştir. Hatta 
bu konuda, eylemler de gerçekleştirilmiştir. Basın-yayın organlarında bu gelişmeler de irticaın gelişmesi olarak sunulmuştur. 
 10. İslam Devleti ideolojisinin savunulması : Türkiye'de, bazı kimseler, İslam'ın bir devlet modeli ve hükümet şekli önerdiğini, hilafetin bu şekillerden biri olduğunu. Müslümanların mutlaka bu tarz idareye dönmesi gerektiğini vurgulamış, bu yönde propagandalar yapmışlardır. İran'da 1979 
yılında gerçekleştirilen devrim, bu insanların temel referansı olmuştur. Kaplancılar diye bilinen ve faaliyetlerini Almanya'da sürdüren grup. bu konuda tipik bir örnektir. Bu kişiler, benimsedikleri ideolojinin hayata geçirilmesi için, terör eylemlerine de başvurabileceklerini zaman zaman dile getirmişlerdir. Bu ve benzeri kişilerin varlığı Türkiye Cumhuriyeti Devleti için tehlikeli irticai bir 
unsur olarak görülmüştür. 

11. Camiye giden Devlet memurlarının sayısında meydana gelen artış : Basın yayın organlarının bazılarında, gerek idareci gerekse diğer statüdeki Devlet memurları arasında camiye gidenlerin artmasının Devletin irticai unsurlar tarafından ele geçirilme teşebbüsü olarak yorumlandığı görülmektedir. 

Raporun bu bölümüne bakıldığında, irticanın yaygınlaşmasına neden olan faktörler sıralanarak, basının arkasına gizlenmek suretiyle kendi mesajını vermek istendiği izlenimi uyanmaktadır. 


3 CÜ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR..,

***