YASSI ADA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
YASSI ADA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Aralık 2018 Pazartesi

27 Mayıs 1960'tan 28 Şubat 1997'ye Devrimci Bir Kurmay Subay'ın Etkinlikleri, BÖLÜM 13

27 Mayıs 1960'tan 28 Şubat 1997'ye Devrimci Bir Kurmay Subay'ın Etkinlikleri, BÖLÜM 13


IV. BÖLÜM

21 MAYTS 1963 -BAŞKALDIRI VE AF KONUSU SAYIN CEMAL TURAL'A AÇIK MEKTUP*


(E. KUR. ALB. SELÇUK ATAKAN, E. KUR. YRB. TALAT TURHAN)

Giriş

Sayın Cemal Tural'ın "22 Şubat ve 21 Mayıs suçlularının affını doğru bulmadığına" dair gazetelerde çıkan açıklamasını okuduğumuzda hayret ve dehşet içinde irkildik.
Haberin doğruluğuna inanmadık, inanmak islemedik. Ancak, Sayın Başbakan
Süleyman Demirel'in haberi doğrulayıcı demeçleri karşısında bazı hususları aydın, uyanık ve saygın vatandaşlarımıza açıklamak için kendimizi görevlendirdik.
Şu hususu (incelikle belirtmek isteriz ki, açıklayacağımız fikirlerin yanında ve safında pek çok in san vardır. Zamanın darlığı nedeni ile onlarla ilişki kurmak olanağı bulamadığımızdan bildiri imzamızı taşımaktadır. Fakat biz onların da düşüncelerine tercüman olduğumuza dair kesin İnanç taşıdığımızdan emin bulunmaktayız.(1)
Bizi bu bildiriyi yazmaya iten neden, demokrasiden, adaletten ve haktan yana
olmamızdır. Yoksa bir grubun veya zümrenin savunmasını yapmak savında değiliz.
Kuvvetimizi de anılan evrensel kavramları rehber edinmekten alıyoruz.
Muhatabımız Sayın Cemal Tural'dır. KKK Org. Cemal Tuval değil...
Sayın Cemal Tural'ın onaylamadığımız tutum ve davranışlarına yıllardan beri karşı olduğumuzu bizleri tanıyanlar bilirler. Bundan daha önemlisi, bizler komutanlarımızı demir parmaklıklar gerisinde çeşitli ve yasa dışı manevi baskı ve işkence altında ve yargı önünde de söyleyebilmek yürekliliğini gösterebilmiş kişiler olduğumuz için bu gün de konuşmayı kendimizde hak olarak görmekteyiz.

Anayasa Nizamı

Sayın Cemal Tural'ın bu mektubu yazmaya yetkili olup olmadığı hususu ilk ele
alacağımız konu olacaktır.
Sayın Turarl’a aynı akademik kariyere mensup bulunmaktayız. Ancak kendisine hak vermek olanağına da sahip değiliz.
Çünkü; 27 Mayıs, "Anayasa ve hukuk dışı tutum ve davranışlarıyla meşruluğunu
kaybetmiş bir iktidara karşı"(2) yapılmış ve 1961 Anayasa'sı bütün kurumlarıyla gerçek demokrasiyi getirdiğinden halkımızca onaylanmıştır.
1961 Anayasası'na karşın 1960–1965 evresi bir geçiş dönemi olmak vasfından
kurtulamamış ihtilâllerin kanunları hükmünü yürütmüş, "ihtilâl kendi evlatlarını yemiş" ve bu oluşumda en büyük kaybı ne yazık ki Türk Silahlı Kuvvetleri vermiştir. (3)
1965 seçimleri yeni yapılmış ve sonuç alınmıştır. Türkiye'mizin kaybedecek zamanı yoktur. Bu nedenle yaralan sarmak zamanı çoktan gelmiş ve geçmiştir.
Bugün en ağır şekilde suçlanılan insanların hapishane koğuşlarında sabahlara kadar yurt sorunlarını tartıştıklarının tanığı olduğumuzdan onlardan yana çıkıyoruz.
İnsanlar ne kadar önemli görevlerde bulunurlarsa bulunsunlar zaman zaman
duygularının esiri oldukları bir gerçektir. Bırakalım bu konuyu da tarih yargılasın.
Ancak sırası gelmişken konuya ilişkin önemli bir tarihsel gerçeği anımsamak
durumundayız:
Sayın Suphi Karaman, 21 Mayıs olaylarından önce Milli Emniyetin haberi olduğunu Parlamentoda açıklamıştır: (4)
"Devleti her türlü teşebbüse ve komploya karşı korumakla görevli olan Milli Emniyet Teşkilatının başında bulunan bir şahsın* bu tutumunu tarih önünde tespitte fayda görüyorum. Bunun sorumluluğunun da kime ait olduğunun da açıklanmasını istiyorum."
21 Mayıs darbe girişiminin Sayın Alpaslan Türkeş tarafından Önceden haber alınıp ilgililere bildirildiği 21 Mayıs Duruşma Tutacaklarına geçmiştir.
Türkiye'nin demokrasiden başka bir yönetimle idare edilemeyeceği tartışma
götürmeyecek kadar açıktır. Farklı yorum ve yaklaşımlar bu devletin kurucusu büyük Atatürk'e karşı olmakla eşanlamlı sayılmalıdır. Atatürk eserlerini Türk Gençliği'ne emanet etmiş ve gençlik sınavını başarıyla vermiş, emanete layık olduğunu kanıtlamıştır.
Demokrasilerde parlamentoların ve ulusal egemenliğin değerini Atatürk kadar özlü ifade eden bir kimsenin bulunabileceğini sanmıyoruz. O diyor ki:
"Milletin irade ve emeline uymayanların talihi hüsrandır, izmihlaldir."
Büyük önderimiz annesi Zübeyde hanımın mezarı başında da milli irade için canım vermeye and içmiş ve bize yönümüzü göstermiştir.
"... Hâkimiyeti milliye ilelebet devam edecektir.
Validemin ruhuna ve bütün ecdat ruhuna müteahhit olduğum vicdan yeminini tekrar edeyim. Validemin medfeni önünde ve Allah'ın huzurunda aht ve peyman ediyorum.
Bu kadar kan dökerek milletin istihsal ve teşbih ettiği hakimiyetin muhafaza ve
müdafaası için icap ederse validemin yanına gitmekte asla tereddüt etmeyeceğim..
Hâkimiyeti milliye uğrunda canımı vermek, benim için vicdan ve namus borcu olsun."'
Aziz Ata'nın namus borcunun bugünkü sahiplerinin gücüne inancımız tek tesellimiz olmaktadır.
Sayın Prof. Dr. İlhan Arsel: (6)

"İktidarı, fiili meşru ve hukuka uygun" deyimleri ile ayırdıktan sonra G.Ferrero'nun "

The Principles of Power" adlı kitabına gönderme yapıyor ve "şayet hükümet edenlerle idare edilenler iktidarın sınırları ve kullanılması konusunda belli prensipler ve kaideler üzerinde böyle bir mutabakata vasıl olmuşlarsa iktidarın meşruluğundan bahsedilebilir" diye yazıyor.

Ve nihayet Pierre Mendes France: (7)

"Gerçek demokrasi kurmak için şekli bir demokrasi yerleştirmek yetmez. Yardımcı bütün şartların bulunması gerekir." diye yazmakta...
Tabii bu örnekleri çoğaltmak olanaklı... Biz bu yolla sizin son mektubunuzu
belirttiğimiz bilimsel görüşlere uygun bulmadığımızı belirtmekle yetiniyoruz. Bu
kanımızın yanlış olmasını da demokrasi adına gönülden dilemekteyiz. Yoksa bugün hapishanede yatan ve affına karşı olduğunuz kişiler kadar sorumlu olmanız yasalarımızın hükmü gereği olduğu gerçektir.
Sizin bizce bilinen ve duyarlılıkla izlenmekte olan, bir kısım davranışlarınız
hakkınızda ulaştığımız kanıları onaylamamamıza karşın konuyu kişiselliğe
dökmemek için, burada sadece basına yansıyan(8) kamuoyunun büyük bir duyarlılıkla ilgilendiği Kara Kuvvetlerine yayınladığınız emirde grev hakkındaki görüşünüzün de Anayasa düzeniyle bağdaşmadığını anımsatmakla yetineceğiz.
Demokrasilerde baskı gruplarına gereksinim vardır. Bunların rollerinin tartışma
götürmediği de bilinen bir gerçektir. Bu gruplar dışında ve parlamento üzerinde
Demokles'in kılıcı gibi duran gizli güçlerin(9) var olduğu bir ülkede demokrasiden söz edilemeyeceği gerçeğini bizlerden daha iyi bilmek durumunda olduğunuzu da anımsatıyoruz.
Hiyerarşi Bizler Silahlı Kuvvetler'den ayrıldıktan sonra eğer bir değişiklik olmadı ise siz emir komuta zinciri içinde Genelkurmay Başkanı'na bağlı bir makamda bulunuyorsunuz.
Bu gerçeğe karşın yetkinizi aşıp doğrudan M.S.B.'lığına mektup göndermeniz; Yüce Meclisin yetkisi İçinde olan bir konuda dolaylı da olsa politik bir baskı yapma yetkiniz olmadığını bilmiyor musunuz?
Hükümet demokratik yoldan işbaşına gelmiş ve affı programına almış olduğuna ve kanun yapma görevi yüce meclisin olduğuna göre girişiminiz nasıl açıklanabilir? Adalet tarihinden dünyadaki af konusu incelendiğinde görülecektir ki, aflarda öncelik her durumda siyasi mahkûmlara ait olmuştur. Bu gerçeğe karşın siyasi suçluları kapsamayan bir af düşünmeniz ve bu konuda görüş açıklamanız doğru mudur? Siyasi suçlar yasalarımızda yer almaktadır. 21 Mayıs olayları suçlularının da siyasi suçlu oldukları mahkeme hükmü İle saptandığına göre, hangi yetki ve hukuki bilginizle suç vasfını değiştirmek istiyorsunuz?
22 Şubat suçlusu tanımlamanız da hukukla bağdaşmıyor. Yüce meclisten çıkan bir yasayla 22 Şubat'a katılanların affedildiğini bilmiyor musunuz?
Anayasamız devleti ''sosyal bir hukuk devletidir" (birinci kısım, madde: 2) diye
tanımlamakta ve kişilere "sosyal adalet" (ikinci kısım madde: 10) vaad etmektedir.
Darbe girişimi bilindiği halde önlem almayıp suçun oluşmasına göz yuman ve
sonuçlarından politik çıkar sağlayan iktidarın tarihsel suçu göz ardı ediliyor. Ama
darbeye katılanlara af çok görülüyor. İnsafla bağdaşır mı?
Bu millet Silahlı Kuvvetler'in siyasete karışmasının sakıncalarını yakın tarihinde
görmüş, 1912 Balkan Harbi'nde Çatalca önlerine kadar gelen Bulgarlara yenilgiyi asla unutamamıştır. İç Hizmet Kanunu'nda; “Türk Silahlı Kuvvetleri her türlü siyasi tesir ve düşüncelerin dışında ve üstündedir. Bundan ötürü Silahlı Kuvvetler Mensuplarının siyasi parti ve demeklere girmeleri, bunların siyasi faaliyetleri ile münasebette bulunmaları, her türlü siyasi gösteri, toplantı işlerine karışmaları ve bu maksatla nutuk ve beyanat vermeleri ve yazı yazmaları yasaktır." (10) Hükmü yer almaktadır. Silahlı Kuvvetler mensubu olduğunuz için Askeri Ceza Kanunu'nun 148. maddesine göre suçlu konuma düşmüyor musunuz?
Silahlı Kuvvetlerin siyasetten uzak tutulması gerekçesi ile cezalandırılarak kanı, cam, iliği, kemiği ile bağlı olduğu ocağından ilişkileri kesilenler, 'Tasalar Önünde kişilerin eşit" olduğu kuralını anımsatırlar. Bizi As. C. K. 148. Madde ile suçlayan organları göreve çağırıyoruz.

Bundan yüzyıllarca önce söylenmiş fikirlerle bu kısmı tamamlamak istiyoruz."
"Suçları önlemek istiyor musunuz? Öyle ise, hürriyeti ilmin meşalesi altında yürütün!..

Şayet siz, ilmin meşalesini uzatır ve onu cömertçe aydınlatırsanız, cehalet ve iftiranın bu nurdan kaçacağını göreceksiniz! Adaletsiz idarecilerin titremeye başladığını ve ortada müthiş bir korku ve kuvvet membaı olarak, sadece kanunların kaldığını müşahede edeceksiniz. Münevver insan, ahkâmı sarih, nimetleri vazıh ve temeli ammenin selameti olan kanunların meydana gelmiş olduğunu görmekle kalbi sevinçle dolacaktır."
Görüldüğü gibi bizler hukuku ve yasallığı savunuyoruz.
Sayın Gürsel'in Tarihi Mektubu İle Karşılaştırma Stratejinin ana ve değişmez kurallarım biliyoruz. Asker olduğumuz için bilmemiz gereken diğer bir husus da bir muharebenin kendinden öncekilerin koşullarına benzemediği gerçeğidir. Bir muharebede basan nedeni olan etkeni örnek almak hatasına düşen kumandanlar çoğunlukla yanılırlar.
Bu kuramın yaşamın her alanında uygulanabileceğini düşünüyoruz.
Sayın Cemal Gürsel'in, K.K.K. iken kaleme alıp zamanın MSB'na gönderdiği tarihi
mektubu(12) anımsatmak isteriz (3 Mayıs 1960).

O mektup, Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 35. maddesinin "Silahlı
Kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye
Cumhuriyeti'ni korumak ve kollamaktır." uygulama zamanının geldiğine inanıldıktan sonra yazılmıştır.
O mektubu yazan Sayın Gürsel, Emir Komuta Zinciri içinde bağlı bulunduğu zamanın Genelkurmay Başkanı'nın üzerine düşen görevi yerine getirmediği kanısıyla sorumluluğunu üstlenip yazmıştır.
Sonucunda da Sayın Gürsel, mektubu kaleme aldıktan sonra politikaya karıştığını kabullenip bulunduğu makamı kendiliğinden terk edebilmek büyüklüğünü göstermiştir.
Sayın Gürsel'in öngörüsü bizleri 27 Mayıs'a getirmedi mi? Bugünkü Anayasa 27
Mayıs'ın eseri değil mi? Anayasa'ya evet diyen vatandaş 27 Mayıs'ı onaylamış
olmuyor mu?
Bugün 3 Mayıs 1960'ın şartlarından bahsetmemiz olanaklı mıdır?

Geçmişe Bakış

Sayın Tural, 1958 yılında 66. Tüm K. iken sizi ziyarete gelen ve 27 Mayıs'ı
hazırlayanların görevlendirdiği ve sizin düşüncenizi öğrenmek isteyen subaya
verdiğiniz yanıtı her halde anımsıyorsunuz. (13)

O gün verdiğiniz yanıt nedeniyle bugün pişman mısınız?
1960'dan sonraki davranışlarınızda bu pişmanlığınızın rolü oldu mu?
Dikkat buyurursanız pişman olmamız halini düşünmek bile istemiyoruz.
27 Mayıs 1960 günü siz de habersizler arasında bulunuyordunuz. Onaylayacağız gibi habersizleri çeşitli bölümlere ayırmak olanaklı... Fakat 1958'de size yapılan
yoklamaya karşın vermiş olduğunuz yanıt karşısında haberli olmamanız da
düşünülemezdi. Ancak o gün 2. Kolordu'dan İstanbul'a geldiğinizde ihtilâli yapanlara söylediklerinizi de şimdilik açıklamıyoruz. (14)
Konuya ilişkin önemli bir olaydan söz etme durumundayız.
İstanbul'da 27 Mayıs'ta emir aldığınız iki komite üyesini 21 Mayıs'tan sonra yurda dönerken ta Kapıkule'de karşılayıp gözaltına aldırıp hapishaneye göndermeniz ile, 27 Mayıs günü davranışınızı size yakıştıramadığımızı sırası gelmişken vurgulamak isteriz...
21 Ekim 1961: 22 Şubat 1962 evresi hakkında herkes bir şeyler biliyor. Bizler içinde yaşadığımız için takdir edeceğiniz gibi daha fazlasını biliyoruz.
Bu dönemde, ünlü Balmumcu Protokolü’nde (9 Şubat 1962) zamanın İstanbul Valisi Korg. Refik Tolga başta olmak üzere emri komutanız altında bulunan hemen hemen bütün komutanların imzaları yar. Fakat sizin kisi yok.

Harbiye'deki Atatürk heykeli önünde duran iki komite üyesi (biri Kur. Yb., diğeri Kur. Bnb.) karşısında Korgeneral Cemal Tural, esas duruşa geçip: "İnkilabı yapanlar kumandanım dır" der. Kuşkusuz daha sonraki davranışlarında -karşı devrimci olmasında- düştüğü bu acıklı durumun etkisi yadsınamaz.
Bu durumda iki olasılık düşünebilir:

1) Haberiniz yoktu. O zaman siz 1. Or. K. olarak askıda kalan bir Kumandan
durumuna düşmüyor musunuz? Eğer bu olasılık doğru ise sonraki tutumunuzda bu yenilginizin  hissi payı düşünülemez mi?
2) Haberiniz vardı. Bu durumda siz 22 Şubat'ın olmasını onaylamış olmuyor
musunuz? Eğer böyle ise 22 Şubat'a kininiz neden?
22 Şubat öncesi bugün çok yakını olduğunuz bir kimse Cunta'ya sizin emekli
edilmeniz gerektiğine dair raporlar gönderirdi ve ne yazık ki, bildiğiniz üzere bu kimse bugün olduğu gibi o günde mahiyetinizde bulunuyordu.
Bugün, bu raporlara itibar etmeyen 22 Şubat'ın lider kadrosu sayesinde makamınızı işgal ettiğinizi niçin unutuyorsunuz? Bildiğiniz gibi o devirde ünlü Cunta sizin hakkınızda olduğu gibi, başkaları hakkında da düşük karakterli insanların verdiği raporlara dayanıp bir çok kıymetli general ve subayı emekli edip büyük bir hata işlemiştir. Aynı hatayı sizin için de işleyemez miydi?
22 Şubat'tan sonra karargâhınıza atanan bazı subaylara hakaret ettiğiniz bir
gerçektir. Bu subayların o zaman sizi mahkemeye vermiş olmalarının 22 Şubat ve 21 Mayıs'a olan kininizde rolü olmuş mudur?
21 Mayıs'tan sonraki tutumunuza çok ayrıntılı olduğu için şimdilik girmeyeceğiz.
Ancak şu kadarını söylemeden de geçemeyeceğiz.
Mamak Hapishanesi'nde mensubu olmaları ile her zaman onur duydukları okulun
marşını, (Harbiye Marşı) söyledikleri için, dünkü silah arkadaşlarınıza üç hafta ziyaret yasağı koyduğunuzu unutamıyoruz.
Hapishaneye emrinizdir diye İngilizce ders kitabını dahi sokmayan Hapishane
Müdürü P. Bnb. Nurettin Işıldar'ı da unutmamız olanaksız...

Ordunun Disiplini Konusu

Mektubunuzda "Affın 22 Şubat ve 21 Mayısçılar' a teşmili halinde, ordu düzenindeki disiplinin sarsıntıya uğrayacağını" belirtiyorsunuz.
Bu konuda da size hiç katılmıyoruz. Çünkü: 21 Mayıs suçluları Harbiydiler dahil 200 kişi kadardır. Silahlı Kuvvetlerin büyük kitlesi karşısında bu rakam hesaba
katılmayacak kadar küçüktür. Silahlı Kuvvetlerin disiplinine karşı ileri sürülen bu
nedenin çok hafif kaldığını her halde şimdi anlamış olmalısınız...
Yassı ada ve İdamlar Bu günlerde fısıltı gazetesinin sizin mektubunuzda savunduğunuz fikirleri başka bir yönüyle yaydığım duymaktayız. Onlar derler ki: "Bunlar (21 Mayısçılar) idamları yapan ve yaptıran insanlardır. Siz bunları nasıl affedebilirsiniz" Biz bu haberin kaynağını henüz saptamış değiliz. Bu nedenle, söz konusu çabaların sizin mektubunuzla eş zamanlı olup olmadığını da şimdilik bilmiyoruz. Ancak oklar bumeranga dönüşebilir.

Sonuç

Bizler demokrasiden, adaletten ve yasallıktan yana olduğumuz için bugüne kadar susmamız a karşın bu açıklamayı yapmayı görev bildik.
Kamuoyunun da bizim gibi düşündüğüne inanıyoruz. Basında bugünlerde yayınlanan yazılar ve gençlik örgütlerinin bizim gibi düşündüğünü öğrenmiş olmaktan mutluyuz.
Gerçek demokrasi istiyor ve demokrasiden yana tavır koyuyoruz. Demokratik düzen içinde herkesin kendi sorumluluk ve yetkisinin bilincinde, yarının kurulmasına katkıda bulunmasını mutlu, huzurlu ve gelişmiş Türkiye'sinin kurulmasına katkıda bulunmasını diliyoruz.
Bu hedefe ulaşabilmek için eski hesapların kapanması gerektiğini, dünün kini ile dolu olmanın ve bu yöndeki davranışların yararına inanmamaktayız. "Az gelişmiş" veya kibar deyimi ile "gelişmekte olan ülke" olmaktan kurtulmamızın; geçmişten ders alıp geleceği düşünmek, planlamak ve bu yönde çaba sarf etmekten geçtiğine inanıyoruz.

Selçuk Alakan Em. Kur. Alb. Talat Turhan Em. Kur. Yb.

BU BÖLÜM DİPNOTLARI;

1. K.K.K. Org. Cemal Tural'ın mektubu, 4 Aralık 1965 günü basında yer almıştı.
* y.n.: Talat Turhan'ın Savunması-1975 1. Klasör, 00250-00264 no’lu sayfalarına konulmuş ve Sıkıyönetim As. Mah. verilmiştir.
-Bu açık mektubun altı çizili olan bölümleri aynen veya mealen 6 Aralık 1965 tarihli Akşam gazetesinde yayınlanmıştır.
-Dili düzeltilerek sadeleştirilmiş ve yeniden düzenlenmiştir.
2. 1961 Anayasası başlangıç kısmı.
3. İhtilallerin Kanunu Andre...
4. Cumhuriyet, 16 Aralık 1964 C. Senatosu Tutanağı: 15 Aralık 1964.
    Y.n.: Korg. Fuat Doğu.
5. Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri C.II, 1959, s. 76.
6. Anayasa Hukuku (Demokrasi) s. 28, 1964.
7. Çağımızın Cumhuriyeti, 1965, (La Republique Modeme).
8. Milliyet, (27 Ocak 1965, 1 Şubat 1965) Cumhuriyet, 1 Şubat 1965.
9. Bu açık mektup yazılalı 36 yıl oldu ama ''Devlet üzerinde devlet" ve önün gizli örgütleri tartışması hâlâ bitmedi. Parlamentoda bu konudaki girişimlerden sonuç alınamadı!..
10. TSK İç Hizmet Kanunu (211 no’lu kanun) madde:43.
11. Beccaria, Suçlar ve Cezalar, 1964, Fasıl XLI.
12. Avni Elevli, Hürriyet İçin, 1960, s.16. 218
13. Kur. Alb. Faruk Ateşdağlı Tural'ı komiteye davet etmiş ancak önerisini Tural kabul etmemiştir.
14. Şimdi açıklayabilirim: 27 Mayıs olduğunda 2, Kolordu Komutanı olan Tural, "derhal" kaydı ile ihtilali yapanlar tarafından İstanbul'a çağrılır. Ancak ikircikli bir ruh hali içinde bulunduğu için, kulağı aracının telsizinde olmak üzere zaman kazanmak ve ihtilalin başarısından emin olmak için birkaç kez Koru
Dağı'na (eskiyol) aracıyla iner çıkar. İstanbul'a geç kaldığı için de kuşkuludur. 


14 CÜ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR.,

***