Çin.Yusuf Yazar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çin.Yusuf Yazar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mart 2017 Cuma

ENERJİ İLİŞKİLERİ BAĞLAMINDA TÜRKİYE VE ORTA ASYA ÜLKELERİ BÖLÜM 3


ENERJİ İLİŞKİLERİ BAĞLAMINDA TÜRKİYE VE ORTA ASYA ÜLKELERİ BÖLÜM 3




DÜNYA ENERJİ KAYNAKLARI




TABLO 7: Doğal Gaz Rezervleri Açısından Orta Asya Ülkeleri ve Azerbaycan:
(Veriler BP Statistical Review of World Energy June 2010’dan alınmıştır.)
**2010 Survey of Energy Resources (World Energy Council) 2008 yılı verileri



TABLO 8: Kömür Rezervleri Açısından Orta Asya Ülkeleri ve Azerbaycan:

(Veriler BP Statistical Review of World Energy June 2010’dan alınmıştır.)
**2010 Survey of Energy Resources (World Energy Council) 2008 yılı verileri

Görüldüğü gibi Kazakistan önemli miktarda kömür rezervine sahiptir. Kazakistan enerji profilini diğer Orta Asya ülkelerinden çok farklı kılan şey bu profil içinde kömürün oynadığı egemen roldür (World Energy Outlook 2010, Chapter 16, IEA): Kömür Kazakistan’ın toplam birincil enerji tüketiminde %44 gibi bir orana sahiptir. Kazakistan’ın 2008 yılı elektrik üretiminde kömürün payıysa %79’dir. 




TABLO 9 Hidro-elektrik potansiyeli Orta Asya Ülkeleri ve Azerbaycan :

(Veriler BP Statistical Review of World Energy June 2010’dan alınmıştır.)
**2010 Survey of Energy Resources (World Energy Council)

Bu çalışmada özellikle söz konusu edilen, toplam yaklaşık 71 milyonluk nüfusa sahip bu altı ülkenin (dünya toplam nüfusunun %1’i) sahip olduğu hidrokarbon rezervlerinin dünya rezerv toplamı içindeki oranına bakıldığında ispatlanmış petrol rezervlerinin %3,6’sının, ispatlanmış doğal gaz rezervlerinin %6,9’unun ve ispatlanmış kömür rezervlerinin de %3,8’inin bu ülkeler grubunun toprakları içerisinde olduğu görülür. Bu altı ülkenin toplam birincil enerji tüketiminin dünya toplam birincil enerji tüketimi içindeki oranı da %1,4 dolayındadır. Yalnızca bu rakamlar bile bu ülkelerin özellikle enerji kaynağı açısından yoksul ve dışa bağımlı ülkeler açısından önemini ortaya koymaktadır. 

Çünkü bu rakamlar bu ülkeler grubunun (tek tek değerlendirilirse Kazakistan, 
Türkmenistan, Azerbeycan ve Özbekistan’ın) enerji kaynağı ihraç potansiyelini 
de ortaya koymaktadır. Bu ülkeler grubunun toplam birincil enerji tüketimi, toplam gayrisafi milli hasılası ve sebep oldukları toplam karbondioksit salınımı değerleri hemen hemen aynı nüfus büyüklüğüne sahip Türkiye’nin değerleriyle karşılaştırıldığında bu ülkelerin enerji verimliliği uygulamaları açısından büyük bir potansiyele sahip oldukları ve iklim değişikliği konusundaki tedbirler çerçevesin de atmaları gereken adımlar olduğu görülür (World Energy Outlook 2010). 

Karbondioksit salınımı açısından bakıldığında Orta Asya ülkelerinin ve Azerbaycan’ın (nüfüsları ve gayrisafi milli hasılaları da dikkate alındığında) durumlarının çok iyi olmadığı açıktır. Yıllık toplam karbondioksit ve kişi başına düşen karbondioksit salınımı değerlendirmesinde bu değerlerin yüksekliğiyle Kazakistan dikkat çeker.



TABLO 10 : Yıllık Karbondioksit Salınım Miktarları (Nüfus ve GSMH’larıyla birlikte):

(Karbondioksit Salınım Miktar bilgileri 2007 yılına aittir. Nüfus bilgileri Wikipedia’dan alınmış olup, 2010 yılı içinde yapılmış tahminlere dayalıdır. Gayrisafi Milli Hasıla bilgileri CIA World Factbook’dan -2010- alınmıştır.)

Dünya sıralamasında 62 nci sırada yer alan küçük nüfusuna rağmen toplam karbondioksit salınımı miktarıyla Kazakistan yılda 228 milyon ton emisyonla (2007 yılı verisi) dünya sıralamasında 25 inci sırada; Türkiye ise 288 milyon tonla 22 nci sırada yer almaktadır (bu veri 2008 yılında CDIAC tarafından Birleşmiş Milletler için derlenmiştir). Kişi başına düşen karbondioksit sıralamasındaysa Kazakistan dünya ülkeleri sıralamasında 12 nci sırada yer almaktadır (2007 yılı değeriyle 13,9 ton). Kazakistan gayrisafi milli hasıla sıralamasında dünya ülkeleri arasında yaklaşık 130 milyon dolarla 54 üncü sırada yer almaktadır. Bütün bu veriler dikkate alındığında Kazakistan’ın 
enerji verimliliği ve karbondioksit salınımını düşürme bağlamında atması gereken radikal adımlar olduğu rahatlıkla söylenebilir. Aynı şeyler diğer Orta Asya ülkeleri, Azerbeycan ve Türkiye için de söylenebilir. Vurgunun Kazakistan için yapılmış oluşu kömürün enerji tüketimi toplamı içinde oynamakta olduğu egemen rol dolayısıyladır.

Önümüzdeki yirmi-yirmibeş yıl için yapılan projeksiyonlarda bugün petrol ve/ya da doğal gaz ihracatçı staatüsünde olan bazı kaynak sahibi ülkelerin ilerleyen yıllar içerisinde artması beklenen iç tüketimleri (ve sahip oldukları rezervlerin yavaş yavaş tükenmesi) nedeniyle ithalatçı durumuna düşmesi beklenmektedir (Sohbet Karbuz, Importance of Turkey in Europe’s Energy Future and Security -Energy Policies Towards 2030- isimli sunumdan alınmıştır (25-26 November 2010; Ankara, Turkey)).

İşte tam da bu perspektiften Orta Asya ülkeleri ve Azerbaycan önem kazanmaktadır. 
Çünkü bu ülkeler artırılabileceği görülen üretimleriyle uzun bir dönem boyunca ihracat potansiyeline sahip görünmektedirler. 


Ayrıca, rezervleri ifade için 1, 2 ve 3 nolu tablolarda verilen rakamların çok ihtiyatlı rakamlar olduğunu da belirtmek gerekiyor. Örneğin Türkmenistan’ın doğal gaz rezervi dendiğinde kullanılan rakamlar büyük bir değişkenlik göstermektedir. Bizim BP (2010) istatistik verilerinden alarak tablo 2’de 8,1 trilyon metreküp olarak verdiğimiz Türkmenistan’ın doğal gaz rezervi bazı kaynaklarda daha büyük olarak gösterilmektedir. Ortak olan kanaatse Türkmenistan’ın keşfedilecek yeni büyük doğal gaz yataklarına sahip olduğu ve üretiminin önemli miktarda artırılabileceği yönündedir (Jones, 2010).
Tacikistan ve Kırgızistan’ın su potansiyeli bölgede şimdiye kadar oluşmuş denklem ve ilişkilerde zaten bir şekilde yer almıştır. (World Energy Outlook 2010) Ancak, bu iki ülkenin sahip olduğu hidroelektrik potansiyel bu denklemlerde daha ağırlıklı olarak yer almayı ve dolayıyla daha fazla ilgiyi hak etmektedir. Tacikistan ve Kırgızistan’ın sahip olduğu hidroelektrik potansiyelin bölgesel bir planlama ve işbirliği içerisinde üretime dönüştürülebilmesi halinde gelecekte bu iki ülkede üretilebilecek hidroelektriğin Özbekistan, Türkmenistan ve Kazakistan gibi ülkelerde kullanılabileceği ve böylece bu ülkelerin ithal edebilecekleri miktar kadar elektriği üretmek için kullandıkları doğal gaz ve petrolü ihraç edebilecekleri, bunun da hem iklim değişikliği politikaları 
açısından ve hem de enerji güvenliği politikaları açısından dikkate değer bir husus olduğunun altı çizilmelidir. Bu bağlamda bu ülkelerin gelecek yıllarda, elektrik üretiminde kullandıkları doğalgazı daha ekonomik şartlarda bir ihracat ürünü olarak değerlendirebilmek amacıyla elektrik üretiminde nükleer enerjiye yer verme eğilimi içine girebilecekleri not edilebilir. 



TABLO 11: Birincil Enerji Tüketimleri Açısından Durum:


(Veriler BP Statistical Review of World Energy June 2010’dan alınmıştır. Kırgızistan ve Tacikistan değerleri IEA istatistik tablolarından -2010- alınmıştır.)

Varlığı İspatlanmış Rezerv Miktarlarındaki Yükselmeler

Neredeyse bir otuz yıldır petrol rezervlerinin azalmakta olduğu, kalmış olan petrolün mevcut tüketim eğilimlerine göre ancak bir 40-50 yıllık dönem için yeterli olacağı söylenegelir. Ancak, kayıtlara ve istatistiklere yansıyan rezerv miktarları farklı bir resim ortaya koyar. Büyük ve artan tüketime (2010 yılında ortalama günlük talep 87,7 milyon varil, (Oil Market Report, IEA, Ocak 2011) rağmen dünya toplam rezervi giderek artıyor görünmektedir. Önde gelen birkaç ülkenin yıllar içerisinde istatistiklere yansıyan rezerv miktarlarına bakmak bu durumu görebilmek için yeterlidir. Örneğin, en büyük üretici ülkelerden birisi olan Suudi Arabistan’ın petrol rezervi 1980’de 168 milyar varilken bu miktar 1990’da 260,3 milyar varil, 2000 yılında 262,8 milyar varil ve en son 2009 yılı sonu itibariyle de 264,6 milyar varil olarak istatistiklere yansımıştır. 

Benzer şekilde, hidrokarbon dünyasının son yıllarda yapılan keşiflerle yıldızı parlamış olan Venezuela’nın da 1980’de 19,5 milyar varil olan rezervi 2009 yılı sonu itibariyle 172,3 milyar varile yükselmiş görünmektedir. Bir başka hidrokarbon devi İran’ın da durumu daha farklı değildir: 1980’de 58,3 milyar varil olan tezervi 2009 sonu itibariyle 137,6 milyar varil olarak istatistiklerde yer almıştır. Rezerv miktarlarının bu yükselişinde rezerv tahmin yaklaşım ve heseplamalarında ortaya çıkan farklılaşmalar kadar arama ve üretim teknolojilerindeki gelişmeler ve artan petrol fiyatının teşvik edici etkisiyle arama faaliyetlerindeki artış da etkin olmuştur.


***

ENERJİ İLİŞKİLERİ BAĞLAMINDA TÜRKİYE VE ORTA ASYA ÜLKELERİ BÖLÜM 2


ENERJİ İLİŞKİLERİ BAĞLAMINDA TÜRKİYE VE ORTA ASYA ÜLKELERİ BÖLÜM 2


Giriş

Ülkelerin gelişmişlik durumuyla enerjiyi kullanış durumları, belli ölçüde enerji kaynaklarına sahip olma ve bu kaynaklardan yararlanış kabiliyet ve tarzları arasında bir ilişki var. En azından, bir ülkenin gelişmesini sürdürebilmesi, ekonomik büyümesini sürdürülebilir kılması için, kendisi sahip olmasa da ihtiyaç duyduğu enerji kaynaklarına zamanında erişiminin bir şekilde mümkün hale gelmiş olması gerektiğini söyleyebiliriz. Bu, gelişmiş ülkelerin mevcut enerji tüketimi için gerekli kaynağın sağlanmasına süreklilik kazandırılması anlamına gelirken, gelişmekte olan ülkeler için her yıl giderek daha da artan enerji kaynağı ihtiyacının bulunması/karşılanması anlamına geliyor. Kısaca, 
karşılandığı kaynaklardan bağımsız olarak ifade edecek olursak, dünya toplam enerji talebi genel olarak her geçen gün giderek artıyor. 2009 sonu itibariyle BP 
istatistiklerine göre toplam 11 164 milyar ton petrol eşdeğeri (mtep) olarak ifade ettiğimiz dünya toplam enerji tüketimi 10 yıl önce bu değerin yaklaşık %24 daha azıydı (9030 milyar mtep), 10 yıl sonraysa %17 daha fazlası (IEA referans senaryosuna göre) olması öngörülüyor. IEA referans senaryosu dünya toplam enerji tüketiminin 2008 ile 2035 arasında %36 (her yıl ortalama yaklaşık %1,4) artmasını öngörüyor (World Energy Outlook 2009 ve 2010, bölüm 1).

Kolay petrolün giderek azalmakta olduğu, ama diğer taraftan arama ve üretim teknolojilerindeki gelişmelerle petrol rezervlerinin hem keşfinde ve hem de üretilmesinde etkinliğin ve verimliliğin artmakta olduğu, doğal gazın genel enerji tüketimi içindeki ağırlığının artmakta olduğu, bir tarafta iklim değişikliği konusunda dünya genelinde bir tedirginliğin yükselmekte olduğu, ama diğer taraftan da bu tedirginliği belli ölçüde rahatlatabilecek düzeyde yenilenebilir enerji kaynaklarının tüketimini ve enerji verimliliğini artırıcı tedbirlerin alınıp uygulanmaya ve bunun sonuçlarının alınmaya başlanmış olduğuna dair giderek daha fazla vurgunun yapıldığı ve bunun paralelinde iklim değişikliği tedbirleriyle aynı hedefe hizmet edecek bir gelişme olarak nükleer enerjiye olan ilginin yeniden artmakta olduğu (aynı zamanda, Japonya’daki nükleer felaketin kaçınılmaz etkisi olarak nükleer teknoloji konusunda hassasiyetin yükseldiği) bir dönemi yaşıyoruz. 

Enerji sektöründe önemsiz bir faktörün olmadığını, bu sektörün kendi içindeki gelişmelere olduğu kadar siyasal ve toplumsal gelişmelere karşı da alabildiğine hassas olduğunu varsaymak gerekiyor. Dünyanın herhangi bir köşesinde ciddi bir doğal gaz rezervinin geliştirilip üretime alınması, ya da tersi, herhangi bir ülkedeki üretim tesislerinin belli bir süre için devre dışı kaldığının ya da kalacak olduğunun anlaşılması tüm dengeleri ve parametreleri etkiler. Sermaye yoğun ve uzun dönemli yatırım ve anlaşmaların biçimlendirdiği enerji dünyası politik istikrarsızlıklara karşı da özel bir biçimde duyarlıdır. Özellikle kaynak sahibi üretici/ihracatçı bir ülkede siyasal istikrarın tehdit altında olduğu algısı öncelikle ve gecikmesizin fiyatlara yansır, sonra da piyasadaki diğer yatırım kararı ve ilişkilere.



GRAFİK NO 1: Dünya Enerji Tüketimi (mtep)(1984 – 2009 yıllara göre ve yakıt türüne göre dağılımıyla, milyon ton petrol eşdeğeri birimiyle)



Sera gazı salınımı konusunda önde gelen rolü dolayısıyla enerji alanı iklim değişikliği tedbirlerinden bağımsız değerlendirilmez hale gelmiştir. ‘Yenilenebilir enerji’ ve ‘enerji verimliliği’ başlıkları enerji güvenliğinin olduğu gibi ‘iklim değişikliği’ konulu değerlendirmelerin de en önemli unsurları olarak algılanır olmuştur. Enerji güvenliği konusu ülkeler arası ilişkilerde önemli ve belirleyiciliği olan bir faktör olarak ağırlığını hissettirmeye devam etmektedir. İklim değişikliği konusunun da ağırlığını giderek daha da artıracak ve gündemlerin hep ön sıralarında yer alacak olduğunu söylemek kehanet olmayacaktır. Gelişmeler iklim değişikliği etkileri konusunda alınacak tedbirlerle ilgili olarak ülkelerin kendi hallerine bırakılmayacağı günlere doğru gitmekte olduğumuz izlenimini vermektedir. Çeşitli faktörleri dikkate alan ve belli varsayımlara dayalı olarak geliştirilen senaryolar sera gazı salınım indirimi konusunda 2035 ve 2050 yılları için hedefler telaffuz ediyor (World Energy Outlook 2010 bölüm 2, 14 ve 
Ek A). Bu senaryolar üzerine tartışmalar yoğun bir biçimde devam ediyor. Bu konuda her ülke yeterli ya da yetersiz bir takım adımlar atarak üzerine düşen sorumluluğu belli ölçüde de olsa yerine getirmiş olma durumunda. Atılacak adımların çoğu da bir şekilde enerji sektörünü ilgilendirecektir. Madalyonun diğer yüzü olarak da bu gelişmelerin genellikle Batı menşeli olan yeni ve yüksek teknolojilere pazar hazırlamak gibi belki biraz kaçınılmaz bir gelişmeyi beslemekte olduğunu ifade etmek gerekir. 

Bu rapor enerji açısından dünyanın çalkantılar yaşadığı bir döneminde yayınlanıyor. Bir tarafta Ortadoğu’daki ayaklanmaların özellikle petrol arzında ve dolayısıyla fiyatında neden olduğu etkiler, diğer taraftan Japonya depremi (11 Mart 2010) ve akabinde meydana gelen tsunami ve onun sebep olduğu nükleer kaza dünya enerji piyasalarında ciddi dalagalanmalara sebep olmuş görünüyor. Özellikle petrol arzı açısından dünya kamuoyu daha hazırlıklı olduğu izlenimini vermişse de ‘enerji güvenliği’ konusu önemini bir kez daha hissettirmiş bulunuyor. 

Enerji odaklı tutum ve ilişkilerin uluslararası politika ve ilişkilerde her zaman bir yeri olmuştur; ama bugün bu tutum ve ilişkilerin uluslararası politikadaki ağırlığı ve belirleyiciliği her zamankinden çok daha fazladır. Enerjiyi ‘enerji’den ibaret bir konu olarak düşünmemeye, ‘enerji konusu’ olarak görünen konuların uluslararası bağlamına ‘değinmek’ şeklinde de olsa işaret etmeyi ihmal etmediğimiz bu raporla amaçlanmış olan şeyse, içinde yaşıyor olduğumuz dönemde Türkiye, Orta Asya ülkeleri (Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan) ve Azerbaycan’ın enerji alanındaki durumlarının ve bu ülkelerin dünya enerji platformunda oynadıkları ve oynayabilecekleri 
rolün ne olduğu ve olabileceğini ortaya koymaya çalışmaktır. 

Bu raporda kullanılan veriler genellikle ve büyük çoğunlukla BP Statistical Review of World Energy June 2010 isimli yayındaki tablolardan alınmıştır. 
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA)’nın her yıl yayınladığı ve artık çok popüler bir el kitabı haline gelmiş olan Outlook (en son 2010’da yayınlandı) ve ABD Enerji 
Enformasyon İdaresi istatistik ve analizleri (EIA, U.S. Energy Information Administration –Independent Statistics and Analysis-) de sık baş vurduğumuz 
kaynaklardan oldu. Bununla birlikte, veri ve analizlerinden yararlandığımız diğer kaynaklara da yeri geldikçe atıfta bulunulmuştur.

DÜNYA ENERJİ KAYNAKLARI

Dünya Enerji Kaynakları;

İspatlanmış Rezervlerin Dağılımı Orta Asya Ülkelerinin Genel Rezerv Fotoğrafı’ndaki Yeri Varlığı İspatlanmış Rezerv Miktarlarındaki Yükselmeler

İspatlanmış Rezervlerin Dağılımı

İspatlanmış rezervlerin dünyadaki dağılımına bakıldığında görülebilen şey, ağırlığın Ortadoğu, Hazar çevresi ve Sibirya bölgesinde olduğudur. Türkiye’nin bu kaynaklara yakınlığı ve sahip olduğu jeopolitik önemse Türk siyasi elitinin ve uzmanların sıkça vurgu yaptığı bir gerçekliktir. Gelişmiş ülkeler arasında ABD bir tarafa bırakılırsa kendi topraklarındaki rezervleri itibariyle kendine yeterli ülke neredeyse yok gibidir. Bunlar arasında Japonya, enerji kaynakları itibariyle bağımlılığı en yüksek olandır. 
Ancak, bu ülkelerin de kendi milli ya da uluslararası şirketler aracılığıyla kaynak sahibi ülkelerdeki üretimlerden pay almakta olduğu unutulmamalıdır. 



TABLO 1: Petrol Rezervleri (Belli bir büyüklüğün üstünde rezerve sahip ülkeler):

(Veriler BP Statistical Review of World Energy June 2010’dan alınmıştır.)



TABLO 2: Doğal Gaz Rezervleri (Belli bir büyüklüğün üstünde rezerve sahip ülkeler):

(Veriler BP Statistical Review of World Energy June 2010’dan alınmıştır.)




TABLO 3: Kömür Rezervleri (Belli bir büyüklüğün üstünde rezerve sahip ülkeler):

(Veriler BP Statistical Review of World Energy June 2010’dan alınmıştır.)




TABLO 4: Hidroelektrik Enerji Tüketimleri 
(Aşağıdaki tabloda ülkelerin hidroelektrik enerji tüketimleri milyon ton petrol eşdeğeri (mtep) karşılığıyla verilmiştir.):

(Veriler BP Statistical Review of World Energy June 2010’dan alınmıştır.) 

Dünya hidroelektrik potansiyelinin (üretilebilecek - ekonomik) yıllık toplam 8082 
TWh olduğu ve bunun %33’ünün devrede olduğu belirtiliyor. Hidroelektrik 65 ülkenin tükettiği elektriğin %50’den fazlasını sağlıyor (Hydropower and the World’s Energy Future). 



2008 yılında dünyada tüketilen elektriğin %16’sı hidroelektrik olarak üretildi. Bu 
oranın 2035 yılına kadar aynı kalması öngörülüyor (Outlook 2010, bölüm 7). 

(4 nolu Hidroelektrik Tüketim tablosunda –ençok kullananlar- sıralamada yer almıyor olsalar da, Orta Asya ülkelerinin, özellikle Tacikistan ve Kırgızistan’ın ülke açısından önemli sayılacak miktarda bir hidro-enerji potansiyeli bulunmaktadır. Elektrik üretimine yönelik kurulu hidroelektrik kapasiteleri küçük olduğu (bunda iç tüketimlerinin düşüklüğü de rol oynamaktadır) için bu iki ülke tüketim değerlerine göre düzenlenmiş olan 4 nolu tabloda yer alamamıştır.



TABLO 5: Nükleer Enerji (elektrik) Tüketimleri 
(Bu tabloda ülkelerin tükettiği nükleer elektrik miktarları mtep birimiyle verilmektedir): 
(Veriler BP Statistical Review of World Energy June 2010’dan alınmıştır.) 


Orta Asya ülkeleri ve Azerbaycan’da nükleer enerji üretimi bulunmamaktadır. Bu bağlamda dünya genelinde, artan elektrik enerjisi talebini karşılamada nükleer teknolojiye olan yönelişin ivme kazandığını belirtmek gerekir. 2010 yılı sonu itibariyle 372 bin MW’lar düzeyinde olan kurulu nükleer kapasitenin önümüzdeki yıllarda yükselmesi beklenmektedir. Bu çerçevede Türkiye’de de gelecek yıllarda elektrik enerjisi talebinin belli bir kısmının (2023 yılı itibariyle minimum %5’ini) nükleer santrallardan yapılacak üretimle karşılanması yönünde bir siyasi irade ortaya konmuştur. 

Orta Asya Ülkelerinin Genel Rezerv Fotoğrafı’ndaki Yeri [sıralamalarda ülkelerin durumları]

Rezerv tablolarına bakıldığında gerek pertrolde ve gerekse de doğalgazda Kazakistan, Türkmenistan ve Azerbaycan’ın kayda değer bir yerleri olduğu görülür. İç tüketimlerinin çok üstünde bir üretim yapabilme imkan ve potansiyellerinin oluşu, bu ülkeleri büyük tüketici ülkeler nezdinde daha da önemli kılmaktadır. Özbekistan’ın da doğalgaz rezervleri açısından kayda değer bir zenginliği bulunmaktadır. Bu dört ülke birlikte bilinen dünya petrol rezervlerinin %3,6’sına ve bilinen doğalgaz rezervlerinin de %6,9’una sahiptir. Sahip oldukları bu oranlar bu ülkelere diğer ülkelerle ilişkilerinde ve dolayısıyla dünya siyasetinde belli bir rolü oynayabilme şansını vermektedir. 
Bu ülke yönetimlerinin özellikle Sovyetler Birliği’nin dağılışından sonra bu rolü daha etkin oynayarak kendi ülkeleri lehine avantajlar elde etme çabası içinde olduklarını görmek zor değildir.



TABLO 6: Petrol Rezervleri Açısından Orta Asya Ülkeleri ve Azerbaycan :

(Veriler BP Statistical Review of World Energy June 2010’dan alınmıştır.)
(**2010 Survey of Energy Resources (World Energy Council), 2008 yılı verileri)


3 CÜ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR,


***

ENERJİ İLİŞKİLERİ BAĞLAMINDA TÜRKİYE VE ORTA ASYA ÜLKELERİ BÖLÜM 1


ENERJİ İLİŞKİLERİ BAĞLAMINDA TÜRKİYE VE ORTA ASYA ÜLKELERİ, BÖLÜM 1



Yusuf Yazar
Ankara, 2011


Türk Cumhuriyetleri'nin  Bağımsızlıklarının 20. Yılı Vesilesiyle 
Rapor,

















Enerji Bağlamında Türkiye ve Orta Asya Ülkeleri / Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi - Ankara: Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası 
Türk-Kazak Üniversitesi, 2011(Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi. İnceleme-Araştırma dizisi; yayın no: 01)

1. Enerji Politikası - Türkiye 
2. Enerji Politikası - Orta Asya I. Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi


ÖZET

Öncelikle ve önemle vurgulanması gereken şey ister kaynak zengini üretici bir ülke olsun isterse de kaynak yoksulu ithalatçı konumundaki bir ülke olsun her ülkede enerjinin aranıp-üretilmesinden son kullanıcı tarafından tüketilmesine kadar bütün safhalarda mümkün olabilecek olan verimlilik iyileştirmelerinin yapılması için gerekli adımların atılması yönünde ihtiyaç duyulan siyasi iradenin sergilenmesi, ilgili politikaların geliştirilmesi gereğidir. Buna hem iklim değişikliği tedbirleri bağlamında ve hem de küresel enerji güvenliğini artırma bağlamında gerek vardır. Türkiye bu açıdan son üç yıl içerisinde kayda değer bir açılım yapmış görünüyor Orta Asya ülkeleri ve Azerbaycan’ın da enerji verimliliklerini artırabilme potansiyellerinin çok yüksek olduğunda uzmanlar arasında mutabakat vardır. 

Onyıllarca kendisine ayak bağı olmuş sorunlarıyla yüzleşerek iç istikrarını kuvvetlendiren Türkiye bölgesindeki hiçbir gelişmeye ilgisiz kalmayacak olduğunu ortaya koymuştur. Yüksek büyüme hızıyla ve giderek güçlenmiş olan ekonomisi ve uluslar arası ilişkiler içerisinde ağırlığını artırmış politikasıyla Türkiye enerji alanındaki durum ve tutumuyla da bölgesinde giderek daha etkin bir rol oynamaktadır. Kazakistan, Azerbaycan, Türkmenistan ve Özbekistan önemli hidrokarbon rezervlerine ev sahipliği yapan üretici ülkeler olarak ön plana çıkıyor. Tacikistan ve Kırgızistan’ın sahip olduğu hidroelektrik potansiyel sahip oldukları enerji kaynağı zenginliklerinin başında geliyor. 

Orta Asya ülkelerinin ve Azerbaycan’ın en büyük açmazı olan Rusya dışında alternatif ihraç hattı güzergahlarına sahip olmayışları 2000’li yıllarla birlikte aşılmış durumda. Petrol ve doğal gaz taşıyan, Gürcistan üzerinden Türkiye’ye, İran’a ve Çin’e giden boru hatları birbiri ardına tamamen ya da kısmen hizmete girmiş durumda; bir kısmının inşası devam ediyor; ayrıca yeni projeler geliştiriliyor. Bu yeni taşıma hatlarından önemli bir kısmı Türkiye’ye ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya ve diğer dünya pazarlarına taşımacılığı hedefliyor. Azerbaycan ve Kazakistan’da üretim faaliyetlerinde de yer alan Türkiye milli petrol şirketi TPAO bu taşımacılık projelerinde de ‘enerji koridoru’ konsepti çerçevesinde Türkiye adına ortak olarak yer alıyor. Bu yeni ihraç hatları devreye girdikçe bölge ülkelerinin dünya piyasalarındaki ağırlıklarının artmasına paralel biçimde bu ülke yönetimlerinin de daha kendinden emin, daha üst bir bakışı edineceklerine kuşku yoktur. Türkiye ise, çok kutupluluk yönünde gelişmeler yaşanan bir dünyada dış politikada çok yönlülük şeklindeki açılımına paralel bir biçimde hemen tüm ülkelerle enerjide var olan işbirliği potansiyellerini değerlendiriyor. Bunlar arasında en ilginç olanlardan birisiyse kuşkusuz ki Rusya’yla olan enerji ilişkilerindeki derinleşmedir.




Bölgeye ilgileri açık olan ülkelerden Rusya’nın tutumu, hem üretici bölge ülkeleri ve hem de ithal kaynak bağımlısı durumundaki Avrupa ülkeleri üzerindeki kontrolünü zayıflatmamaya yöneliktir. Bölgenin en etkili enerji gücü olarak Rusya, bunu Rusya üzerinden geçmeyen projeleri desteklemeyerek, mümkün olduğundaysa engelleyerek sağlamaya çalışmaktadır. ABD’nin politikasıysa bunun tersi bir yaklaşımı esas alır: Orta Asya ve Hazar Havzası’ndan hidrokarbon taşınmasını amaçlayan projelerin Rusya’dan geçmeyen güzergah larla gerçekleşmesi. ABD’nin bu tutumu, hem kendi petrol ihtiyacını karşılama da kaynak ülke çeşitlenmesini sağlamayı, hem AB ülkelerinin özellikle doğal gazda Rusya’ya olan bağımlılıklarının daha fazla artmamasını sağlamayı, hem de bölgede faaliyet gösteren ABD’li şirketlerin menfaatlerinin korunmasına katkı yapmayı amaçlamaktadır. AB’nin bölgeye ilgisiyse Rusya’ya giderek artma eğilimi (özellikle doğal gazda) gösteren ithal bağımlılığını kontrol altına alma amacıyla ülke ve güzergah çeşitliliği sağlama merkezlidir. Çin ise çok yüksek olan enerji talebi artışı karşısında enerji güvenliğini artırma amacıyla bölge hidrokarbon kaynaklarının Çin’e ithaline yakın ilgi göstermektedir.

Hem enerji güvenliği ve hem de iklim değişikliği öngörüleri tüm ülkeler gibi Türkiye, Azerbaycan ve Orta Asya ülkelerini de hem enerji verimliliğini yükseltme ve hem de mümkün olduğunca yenilenebilir kaynak kullanmaya zorluyor. Özellikle doğal gaz ve petrol ihraç potansiyeline sahip üretici ülkelerin özellikle de elektrik üretiminde kullanılmakta olan doğalgaz ve fuel oil yerine diğer alternatifleri (öncelikle yenilenebilir; ikinci planda nükleer ya da kömürü yeni temiz teknolojilerle) kullanarak doğal gaz ve petrolü ihraç kapasitelerini maksimumda tutmak bu ülkelerin ekonomileri için daha doğru bir tercihi ortaya koyarken, doğal gaz ve petrolün ihraç edileceği ülkelerin enerji güvenliklerine katkıda bulunacak ve iklim değişikliği çerçevesindeki çabalara da katkı yapacaktır. 

2001 yılından bu yana Türkiye enerji sektörü, rekabetçi, liberal ve şeffaf bir enerji sektörü için reform niteliğinde düzenlemelerle bir yeniden yapılanma sürecinden geçmektedir. 

Piyasalara ilişkin yasalar çıkartılmış, ilgili ikincil mevzuat düzenlemeleri büyük ölçüde tamamlanmıştır. Böylece, hedeflenen rekabetçi ve şeffaf bir enerji piyasası için atılabilecek adımların çok önemli bir bölümü atılmış, hedeflenen piyasa önemli ölçüde gerçekleşmiş bulunulmaktadır.

Enerji verimliliği ve hem de yenilenebilir enerji kaynaklarının (özellikle elektrik üretiminde) kullanımlarının artırılmasında olduğu kadar rekabetçi liberal ve şeffaf bir enerji piyasasının oluşturulması yönünde Türkiye’nin Orta Asya ülkeleri ve Azerbaycan’la paylaşabileceği tecrübeleri ve birikimleri vardır; bu alanlar önemli işbirlikleri fırsatları sunmaktadır. 

Türkiye, bölgeyle ilgili geliştirilen tüm uluslar arası projelerde aktif katılımcı olarak yer almakta, ve geliştirilebilecek olan yeni projelerde yer almak ve bu projelerin geliştirilebilmesine katkı verebilmek için son derece yapıcı bir tutum sergilemektedir. 

ÖZET;

Bugün gelinmiş olan noktada önemli bir gelişme Türkmen gazını Türkiye’ye ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşımayı hedefleyen projelerin önünü kesen engellerin bertaraf edilmesi yönündeki bir gelişme olacaktır. Türk diplomasisinin bu konuda üzerine düşen rolü oynamaktan kaçınmadığına kuşku yoktur. 

Türkiye, Azerbaycan ve Orta Asya ülkeleri arasında geliştirilecek her proje bu ülkeler arasında yakınlaşmanın ve karşılıklı bağımlılığın artmasına katkı yapacak, ortak kök ve kimliklerin okunmasını kolaylaştıracak, birlikte başka yeni adımlar atma imkanını ortaya çıkaracaktır. Onun için, özellikle Türkiye ve bu ülkelerin ortaklığında geliştirilen bir ‘enerji projesi’ bir enerji projesinden daha fazla bir şey olmaya başlar. Bundan dolayı bu projeler bir ‘dış göz’ün gördüğünden daha önemlidir.

Büyümenin tüm türlerinin Asya’da toplandığı bir dönem olacağa benziyor önümüzdeki dönem. Nüfustaki büyümenin ağırlığı zaten Asya’daydı; şimdi dünya ekonomisinde ve enerji kullanımındaki ağırlığın da Asya’ya kaydığına tanık oluyoruz. Bilimsel yayınlarda ABD’nin öncülüğü devam ediyor olsa da bu alanda da Asya lehine bir gelişme olduğunu söylemek yanlış olmaz. Citable Documents sıralamasında 1996’da dokuzuncu sırada olan Çin 2009 sıralamasında hemen ABD’nin arkasında, 1996 yılında onüçüncü sırada bulunan Hindistan 2009 sıralamasında dokuzuncu sırada yer almaktadır (www.scimagojr.com, 22.02.2011). 
Yani, şu ya da bu ülkenin değil, dünyanın merkezi kayıyor, ışığın geldiği doğuya kayıyor.

ABD Enerji Enformasyon İdaresi’nin yakınlarda yayınlanmış olan raporunda (World Shale Gas Resources, 2011) yer alan kil/kaya gazı potansiyeli bilgilerinin doğrulanması, ve bu potansiyellerin ispatlanarak üretime dönüştürülebilme imkanının ortaya çıkması önümüzdeki dönemde Asya’nın (münhasıran Çin’in) ağırlık ve öneminin artmasına katkıda bulunacak bir başka önemli gelişme olacaktır. Böyle bir gelişmenin uluslar arası gaz ticaretini ve hatta ülkelerin enerji stratejilerini etkilemesiyse kaçınılmazdır.


Enerji verimliliğini artırma, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılmasının desteklenmesi, sera gazı salınımlarının düşürülmesi ve düşük-karbon ekonomisine geçiş, enerji güvenliğinin artırılması, kaynak ve güzergah çeşitlendirmesi, rekabetçi ve şeffaf piyasa, geleneksel-olmayan gaz kaynakları: Bunlar önümüzdeki dönemde enerji politikaları belirlenirken ya da ifade edilirken başvurulması kaçınılmaz olması muhtemel olan Orta Asya ülkeleri ve Türkiye için de bu durumu dikkate almak kaçınılamaz bir gereklilik olarak ortaya çıkıyor. 

Anahtar Kelimeler; Enerji, Orta Asya bağlamında enerji ilişkileri, Türkiye Orta Asya, ABD, Rusya, Çin. 

 2 Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEK,


***