Açık İstihbarat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Açık İstihbarat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Kasım 2018 Pazar

Devletler ve Trumpları

Devletler ve Trumpları 



Behiç Gürcihan / Açık İstihbarat,


BEHİÇ GÜRCİHAN,
OYUN BOZAN.,
2016-11-13



Devletler Tıkanır.

Damarlarında yılların biriktirdiği tortularla akan kan akmamaya başlar ve bürokratik organlar arasında iletişimsizlik had safhaya ulaşır. Bu tıkanıklığın toplumda ayna görüntüleri olarak cep cep huzursuzluklar baş gösterir.
İşte bu noktada Devletlerin içinde klikleşmeler başlar. Toplumda baş gösteren rahatsızlıklardan da referans alan bu klikler Devlet'e dair farklı mefkureler/idealler çevresinde toplanırlar. 

Topluma göre farklılıklar gösteren bu mefkureler çoğu zaman benzer bir dikotomi(iki kutupluluk) üzerinden birbirine karşı konuşlanır.
Osmanlı'da İslamcılık/Turancılık 'a karşı Anadolu hareketi; ABD'de küresel yayılmacılığa karşı izolasyoncular bu dikotomilere tarihten iki örnek olarak karşımızda.

Bu mefkurelere özenenlerin liberal veya muhafazakar kamplarda yeralması tamamen kendi toplumsal sosyoloji ve siyasi diyalektikleri ile bağlantılıdır ama "önce yurtta sulh" diyenlerle "dünyada sulh da bizden sorulur" un  çekişmesi kadimdir.
Tıkanan bir Devlet'in vücudu üzerinde bu iki farklı hayalet çatışmaya başladığı noktada yatay hiyerarşiler üzerinden cuntalaşmalar başlar. Devletin standart dikey hiyerarşi üzerinden işleyişine paralel bu yatay hiyerarşiler bir dava etrafında farklı bürokratik organlar bünyesinden adam devşirir.
Herkesin sorusu aynı ("Bu Devlet/ülke nasıl kurtulur?") cevabı farklıdır.

Devlet içi savaşlar başlamıştır.

Türkiye Devlet'i ve  Millet'i 1997-1999 aralığında en ciddi kalp krizlerini yaşadığında başlayan cuntalaşma 2000'lerin başına gelindiğinde iyice belirginleşmeye başlamıştı.
21. yy'a tıkanan Devlet bünyesinde tortulaşmış en az 3 cunta ile girdik.
Bir cunta diğerinden daha akıllı idi ve ABD Devleti içindeki baskın cunta (neocon) ile müttefikti.
Bu cunta diğer iki cuntayı ustaca "Ergenekon" ve Balyoz süreçlerinin içine çekip kendi darbesini "darbe yapacaklar" yaygarası altında diğerlerinin üzerine yıktı ve hepimizin malumu tarihi tiyatroyu sahneledi.
Bu cunta; hiç bir Devlet restorasyon projesinin Milletten bağımsız yapılamayacağını bilecek kadar akıllıydı ve o yüzden Devlet'in çevresine tadilat perdesini çekerken tadilat perdesinin yüzüne de Tayyip Erdoğan portresini astı.
Pınarhisar cezaevinde özel şartlarda son antremanı yaptırılan Erdoğan ideal adaydı. Duruşu ve karakteri; ahlakı ve aklı ile Türk Milleti'nin özgül ağırlığının "bizden biri" diyeceği bir profil idi. 

Zamanında  Hürriyet'in hakkında attığı "Kaçak evde oturuyor" manşetlerine sinirlendiğinde ona şu söylenmişti:

"Telaşlanma onlar sana çalışıyor. Bu ülkede kaçak evde oturan milyonlar var. O manşetleri görünce, 'bu adam bizden' diyorlar"

Türkiye'deki ve ABD'deki psikolojik harp üstadlarının(FETÖ'nün patronları) ustaca işlediği Tayyip Erdoğan figürü Devlet'in restorasyon projesinin yüzü haline getirildi.

Bu tarz restorasyon projelerinde ortaya çıkabilecek toplumsal ve bürokratik dirençler Dink suikasti ve "Ergenekon" operasyonları gibi toplumu ve bürokrasiyi paralize eden şoklarla aşıldı. Toplumun özgül ağırlığını temsil eden muhafazakar kitleler ise RTE'nin "networking" başarısının da katkısı ile tek bir lider arkasında ; kalan kitle de karşısında hizaya sokuldu. 
Toplumu yönlendirmek  artık bir tahtırevalliyi idare etmek kadar kolay hale gelmişti.

Sonuçta Devlet içindeki savaşı Tayyip Erdoğan'ı sahaya süren cunta kazandı ve Devlet'i "Yeni Türkiye-Osmanlı" mefkuresi yolunda dönüştürdü; dönüştürmeye devam ediyor.

Bu iç akıl bu süreçte o kadar ustalaştı ki; Devlet içi yeni cuntaları tespit edip, onların ayranını köpürtüp kendi lehine yeni dinamikler yaratmadaki becerisini son olarak 15 Temmuz darbe girişiminde gördük. 
Bir kısım TSK içi muhalif, Fetullahçı ajanlar tarafından kışkırtılıp sahaya sürüldü ; yüzlerce masumun katli ile sonuçlanan süreçte bir kez daha darbe girişiminden darbe çıkartıldı.
Devlet'in restorasyon projesi sürüyor ; içerdeki  ufak direniş odakları AKP'nin ufak adamlarla yaptığı geçici ittifaklarla aşılmaya çalışılıyor.
Bu restorasyon projesinin bir benzerine ise ABD'de start verildi.

Tıkanmış bir diğer Devlet olarak ABD.

ABD Devletinin tıkanmışlığı bir kaç sene önceki bütçe sürecinde  iyice ayyuka çıkmıştı. ABD bütçesini geçiremedi, bütçesiz kaldı.
Hedefine koyduğu ülkeler için uydurduğu "failed state" kategorisine kendisi düştü.
Yıllardır finans kapitalin kucağında altyapısını, eğitim sistemini ve imalat sanayini ihmal eden ABD'de elitlerle avamın arasındaki fark 2008 krizinden sonra daha da açılmıştı. ABD şehirleri sadece alt sınıfın değil orta sınıfların da sessiz çığlıklarına sahne olmaya başladı. Avamın iyice huzursuzlanmaya başladığı noktada kimsenin şerif bile olamaz dediği bir portre tabandan yükselmeye başladı.
ABD'nin liberal kesimlerinin toplumun geneline empoze etmeye çalıştığı değerler bütününe (political correctness, lgbt hakları,eşcinsel evlilikleri,vs.)  alerji duymaya başlayan muhafazakar kitleler üzerinde sörf yapan muhafazakar muhalefet kanalları arttı. IŞİD projesi anti-İslamcılık üzerinden bu muhalefeti ayrıca güçlendirdi.
Bütün komplo teorilerinden bağımsız olarak 11 Eylül sonrasında ABD'de eyaletlerini merkezi federatif devlete bağlayan bağlar özellikle güvenlik bürokrasisi üzerinden güçlendirilmeye başlanmıştı (Bkz: Patriot Yasası). Özellikle eyalet polisleri ile FBI ; Homeland Security  bakanlığı kanalları ile daha sıkı bir işbirliğine girdi.
ABD Devleti içinde yaşanan cunta savaşlarında Neoconların tasfiyesi sonrasında özellikle FBI'ın "İsrail lehine casusluk" soruşturmaları perde arkasında hız kazandı; bir çok isim mini "Ergenekon" usullleri ile tasfiye edildi.
ABD  Devleti içinde , İsrail ile araya mesafe konmasını ve ABD'nin çıkarlarının İsrail çıkarları lehine  feda edildiğini savunmaya başlayan "ulusalcı" anlayış güç kazanmaya başladı.
Hem içindeki, hem dışındaki dengeler nedeni ile İsrail'e karşı açıkca cephe açamayacağını bilen ulusalcı ABD; İsrail'e "one minute" 'i  Türkiye/RTE üzerinden söyledi.
Her tıkanan Devlet yapısında olduğu gibi işte bu klik savaşlarının yoğunlaştığı bir noktada Trump figürü sahneye sürüldü.

Bu Figür aynen Erdoğan gibi, ABD Devleti'nin çevresine çekilecek "Tadilattayız" perdesine asılacak posterdir.

Mevcut hakim elitlerin bu postere verdiği aşırı duygusal tepki ile zamanında RTE seçildiğinde şoke olan laik şehirli kitlenin tepkisi sosyolojik olarak aynı kulvarın yolcusudur. 
Alışık oldukları düzenin ayaklarının altından kaydığını hissederken yine de bunun geçici bir sapma olduğunu ümit eden bir gayretle sokağa düşen ABD'lilerin  "Cumhuriyet mitingleri"  
ABD Devleti içindeki klik savaşlarını kızıştıracaktır fakat tarih uzun vadede hep yükselen ve yaygın bir toplumsal dalganın enerjisini kullanabilenlerin galip geldiğini bize göstermiştir.
Türkiye'de RTE , ABD'de Trump işte bu sosyolojik dalganın önyüzleri olarak Devlet içindeki kliğin poster çocuğu olarak sahneye sürülmüştür.
ABD ile Türkiye arasında tarihsel süreci bizimkinden farklı kılabilecek bir dizi ayrıntı mevcut. Neticede toplumsal çeşitliliği bizden çok daha yüksek; devlet içi kontrol/denetleme mekanizmaları bizden daha güçlü ve yargı sistemi yapısal olarak farklı bir canlı olan bir organizmanın yaşayacaklarının Türkiye'nin yaşadıkları ile birebir paralellik arzedeceğini  öngörmek safdillik olacaktır.
Fakat ABD'nin sırf ABD olduğu için dünyayı dönüştürmeye soyunan küresel güçlerin hedefinde olmayacağı ve bu küresellere karşı ABD devleti ve toplumu içinde de karşı odakların kristalize olmadığını varsaymak da eşit derecede safdilliktir.
Küreseller için ABD de bir hedeftir. Gerekirse parçalanması gereken bir hedef.
ABD içinde birileri , mevcut küresel gidişat ile ABD'nin bir bütün olarak kalamayacağını gördüler ve bu gidişata karşı cevap olarak ABD Devleti'nin federalizmden üniterleştirmeye doğru evriltecek bir konsolidasyon projesi başlattılar.

Bu proje küresellerin ekonomik ve politik düzeyde bir çok planına aykırı. (Örnek: Transpasifik, TransAmerika, TransAtlantik ticaret anlaşmaları)
Devletin konsolidasyon süreci yürütürken küresellerin kışkırtabileceği onlarca toplumsal dinamiğe karşılık (Bkz. California) ; ABD Devleti'nin toplumdaki özgül ağırlığı olan kitleyi gerektiğinde tutacak, gerektiğinde harekete geçirecek bir lidere ihtiyacı vardı.

Ve o lideri Trump'ta buldu.

Hem dili, hem vücud dile  ile sıradan ABD'linin " Bu adam benden " diyebileceği ideal bir portre Trump.
Politik söylemi "Kadına wo-man demeyelim, çünkü o erkeğin önünde eğilme kökünden geliyor/Tarihe his-story demeyelim çünkü o erkeğin tarihi demek" düzlemine sıkıştıran dangalak liberal solcuların asla anlayamacağı bir damardan avamın özüne hitap ediyor.
Avamın açlığına midesinden; iktidarsızlığına " Erkek" Söylem üzerinden derman oluyor.
RTE'nin bir yandan kömür/makarna, bir yandan Osmanlı hayali dağıtması gibi;
Trump ta bir yandan iş/yol/altyapı , diğer yandan " Yeniden Güçlü Amerika " hayali dağıtıyor.
İzleyip hep beraber göreceğiz;
ABD Devleti'nin bu restorasyon projesinde koçluk yaptıkları bizimkiler kadar başarılı olup olamayacaklarını.
ABD'nin Diyarbakır'ı California 'ya ;

ABD'nin ABD'si İngiltere'ye ve ABD'nin Soros'u Soros'a özellikle dikkat etmeyi unutmadan.

Soruyorlar;
Açık İstihbarat bir yıl önceden beri nasıl "Trump Seç(tir)ilecek" tespitinde bu kadar ısrar etti diye?
Cevap soruda gizli:

Kendi Eko odasından dışarısını duyabilen kulaklar;
Kendi Yansımasından ötesini görebilen gözler;
Kendi Derdinden başkasının Derdini hissedebilen kalpler ve 
Kendi Gururunda / Goygoyunda boğulmayan akıllar için.. Her şey 

AÇIK İSTİHBARAT.


B.G.

http://acikistihbarat.com/Haberler/1098-Yazilar-Devletler%20ve%20Trumplar%C4%B1%20-%20Behi%C3%A7%20G%C3%BCrcihan%20-%20A%C3%A7%C4%B1k%20%C4%B0stihbarat-1098

***

5 Eylül 2016 Pazartesi

3 Katmanlı Darbe Sonrası.., Çok Katmanlı Muhalefet..,




3 Katmanlı Darbe Sonrası.., Çok Katmanlı Muhalefet.., 



Behiç Gürcihan / Açık İstihbarat
Tarih:24/07/2016 
İstihbarat 


Son bir kaç yılda artık kamuoyunun gözü önünde cereyan etmeye başlayan Devlet içi Güç savaşlarının  kanlı bir darbe girişimi ile ortaya saçılmasının arkasında CIA beslemesi Fetullah şebekesinin aslında yıllardır uyguladığı yöntemler mevcut.

Fetullah Şebekesinin " Ergenekon " / Balyoz süreçlerinde uyguladığı yöntemleri anlamadan bu darbenin nasıl kurgulandığını anlamamız da mümkün olmayacaktır.

Yıllardır ABD'nin küresel ve bölgesel aracı olarak yetiştirilen Fetullahçılar CIA ve FBI'dan öğrendikleri metodolojileri aynen Devlet içindeki çalışmalarına yansıtmıştır.

ABD'den öğrendikleri önemli kavram ve metodolojilerden bir tanesi de Önleyici Dava/Önleyici Suç (Preventive Law/ Preventive Crime) doktrinidir.


www.acikistihbarat.com
25 Temmuz 2016 Pazartesi
Oyun Bozan

3 Katmanlı Darbe Sonrası Çok Katmanlı Muhalefet
Behiç Gürcihan - Açık İstihbarat



1995'te başlatılan Devleti dönüştürme projesinde aynanın kırıldığı noktaya geldik, dayandık. Bundan sonra aynadaki görüntümüz de, ayna da eskisi gibi olmayacak.

15Temmuz'a toplumsal yelpazenin neresinde yakalandıysanız bu aynanın karşısındayız hepimiz. Ve önce kendimizin sonra da diğerlerinin yansımalarından kırık dökük bir resmi anlamaya çalışıyoruz.

Tarihe dünyanın en traji-komik darbe girişimi olarak geçecek bu vahim kalkışmanın üzerinden bir hafta geçti ve hala ortaya dökülenleri birleştirmeye, olayların nasıl gerçekleştiğini net olarak tespit etmeye çalışıyoruz. Bir yanda aşırı şeffaflık bir yanda onca dezenformasyonun kararttığı sahnede el yordamı ile Gerçeği bulma derdindeyiz.

Gerçek özgürleştirir. Gerçek yegane kirlenmemiş ideolojidir.

Ve bütün bunları bu darbeyi karanlık ruhlarına merhem yapan linçsever cadı avcılarının kararttığı bir ufka karşı gerçekleştirmeye çalışmak da cabası.

Akla ve Ahlaka her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.

İlahi çıkmazımız ise bu dönemi ülkede aklı ve ahlakı tarumar eden bir iktidar kadrosunun "öncülüğünde" aşmak zorunda olmamız.

Nasıl yapacağız?

Çok çetin bir karar vermek durumundayız.

Karşımızda siyaset ötesi ve siyaset üstü bir güç koalisyonu var ve  yıllardır muhalefet edip devirmeye çalıştığımız Tayyip Erdoğan portresini 15 Temmuz sonrası bu kırılan ayna üzerinden okumaya devam edemeyiz.

Ettiğimiz ve 15 Temmuz öncesi argümanlarla yol katedebileceğimizi düşündüğümüz noktada aynı zamanda bu ülkede diktatorya ve iç savaş heveslilerine malzeme sağlamanın ötesine geçemeyeceğiz.

Artık 1. önceliğimiz iç savaşı önlemek ve bunu yaparken Tayyip Erdoğan'ı diktatorya heveslerinden uzaklaştırmak olmalı.

Aksi takdirde AKP'yi devireceğiz derken ülkeyi uçurumdan aşağı sürüklemenin vebalini de bize yıkacaklar ; sanki yıllardır ülkeyi bu duruma onlar taşımamış gibi.

Ahlakı ve akılsızlığı kurumsallaştıranların bunu yapabilecek gücü de tıyneti de olduğundan şüpheniz olmasın.

Bu RTE ve temsil ettiklerine muhalefet etmeyi bırakmak anlamına gelmiyor.

Bu onca senedir gözümüzün önünde onlarca günah ve suç işlemiş bir kadroyu affetmek anlamına da gelmiyor. 

Aksine RTE muhalefetini ; RTE'nin tabanındaki ve TAVANINDAKİ odakları çok daha iyi okuyarak ve artık karşı cepheyi kemikleştirmekten başka işe yaramayan söylemleri daha farklı bir üsluba çekerek gerçekleştirmemiz lazım.

Aksi takdirde ; gerçek ne olursa olsun ALGISI  "tanklara karşı duran adama" yükseltilmiş bir RTE portresine kağıt diplomalarla muhalefet etmeniz mümkün değildir.

Bu tarz kağıttan muhalefet ; elimizdeki sınırlı gücü de yanlış yere odaklamakla kalmayıp, ülkeyi diktatoryaya veya bir iç savaşa sürüklemek isteyen iç ve dış güçlerin önüne bolca manipule edilecek malzeme sunacaktır.

Bu malzeme sürekli yoğrulan yerel ve küresel dengeler teknesinde diktatoryanın da iç savaşın da hamuru olarak karılabilir. 

Bu Yeni Muhalefetin altını doldurmak bu yazının kapsamında değil fakat bu Yeni Muhalefetin dikkate alması gereken bir kaç temel noktayı sıralamakta fayda  var: 

1) AKP 'nin ılımlı tabanı ve tavanı ile diyalog geliştirilmeli. Canı pahasına tankları durduranlara karşı Mine Kırıkkanat/Bekir Çoşkun söylemlerinden sıyrılıp daha sakin  ve derin söylemler geliştirilmeli.

2) 15 Temmuz gecesinde şehit olanlar saygı duyulan bir dille anılmalı sembolik kadrajlar inşa edilmeli. Örnek olarak köprüye kamyonu ile insan taşıyan çarşaflı kadın ;CHP  tarafından sahiplenilmeli ; çarşaflı kadın imgesinin tabanında yarattığı bütün alerjiye rağmen.

4) Devletin yeniden organizasyonu konusunda sahayı sadece AKP'ye bırakmayan ve RTE'nin asıl işvereni Devlet'le diyaloğa giren projeler geliştirilmeli.

5) Seçimler kadar nesilleri de hedefleyen  projeler geliştirilmeli. Toplumun AKP tabanını oluşturan özgül ağırlığının Maslow piramidinin alt basamaklarında yeraldığını unutmadan Meclis ve otel salonlarından mahalle kahvehanelerine inen örgütlenme modelleri uygulanmalı.

6) RTE 'nin Devlet ve Millet nezdindeki konumu çok iyi etüd edilerek , onu siyaset üstü bir figüre dönüştüren bu son hamlenin ertesinde RTE'yi sadece AKP'nin değil toplumun bütün kesimlerinin Cumhurbaşkanı olmaya ikna edecek ve psikolojisini bu yönde şekillendirecek hamleler yapılmalı. Bunca senedir toplumu geren ve bölen bütün özellikleri ortaya serilmiş bu portrenin bir türlü kendini toplumun bir kesimine sevdirememesinden kaynaklanan öfkesini enterne edecek, paranoyalarını değil güvenini besleyecek tavırlar geliştirilmeli.  

RTE'nin darbenin hemen sonrasında Taksim kışlasını yeniden ağzına alması da ; buna rağmen bu söylemine "Opera binasını da inşa edeceğiz" ile ince ayar çekmesini de bir kenara not edilmeli.

RTE'nin kitleleri kontrol ederken, bu kitleyi uca kadar getirip fakat asla o uçtan aşağı sürmemek için yaptığı ince ayarlarla gösterdiği "Brinkmanship"  yeteneği  , Türkiye'yi kontrollü kaos üzerinden şekillendirmek isteyenler açısından büyük değer  taşıyor. 

Ve tabi Millet'ten bu kadar kopuk cuntacı kadroların tanklarını Millet'in üzerine sürmeleri ile sonuçlanan bu hazin ve vahim darbe  girişiminin nasıl olgunlaştığı ve kurgulandığı çok iyi etüd edilmeli.

Önümüzdeki 10 seneyi meşgul edecek bir soru ;

Bu darbe nasıl olgunlaştı ve kurgulandı?

Günlerdir ortaya saçılan yüzlerce bilgiyi ve sahte bilgiyi sıralayıp bunların arasından bir ayıklama yapacak değiliz. Herşey herkesin gözü önünde @acikistihbarat olarak gerçekleşiyor.

Bunların ışığında tezimizin ana hatlarını koyup bu darbenin nasıl kurgulandığına dair senaryomuzu ayrıntılandıralım.

Bu darbenin yönetimi üç katman üzerinden gerçekleştirilmiştir.

        1) TSK içinde AKP muhalifi ve/veya darbeden medet uman kariyerist subaylar

        2) TSK içinde yıllardır serpilmiş Fetullahçı cunta

        3) Fetullahçı cuntanın üst düzeyinin de yeraldığı ABD/NATO cuntası

Bugün darpedilmiş işkence edilmiş görüntüleri ile ekranlarda izlediğimiz yüzlerce subay ın çoğunluğu birinci gruptakiler.

Fetullahçı cunta işte bu AKP muhalefetini örgütleyerek sahaya sürdü ve Milletin öfkesine kurban etti. CIA kucağında büyüyen Fetullah şebekesinin sayıca az ama kritik noktalara adam yerleştirme taktiğini TSK içinde de uygulayarak bu kadro aracılığı ile daha geniş bir alana projeksiyon yapabildiği görülüyor. 

2. katmandaki bu Fetullahçı cunta kendisini minimum riske sokarak RTE'yi devirme planlarına TSK'yı alet ederken başarılı olacağına inanıyordu fakat esas plan 3.katmandaki NATO/CIA cuntası tarafından kurgulandı.

Tepe katmandaki ABD/NATO cuntası başarısız bir darbe girişimi üzerinden Türk Devleti ile birlikte yeni bir bölgesel dinamiğe start vermenin ve bu vesile ile Devlet'i yeniden şekillendirmenin hesabını yaptı ve BAŞARDI.

Aralarında üst düzey Fetullahçı cuntanın elemanlarının da olduğu ABD/NATO  cuntası darbeyi başarısız olmak üzere kurgularken ; 1 ve 2. katmanlardakiler bu plana kurban edildi.

Bu katmanlı yapıdır ki;

RTE'yi devirmek üzere harekete geçirilen çarkların bir kısmını Boğaz Köprüsü'nde yenilmeye mahkum şekilde konuşlandırırken;

bir kısmını da RTE'nin üzerine çok geç ve çok yetersiz yollayarak ve  havada gerekli güvenlik garantilerini vererek RTE'nin hayati tehlikesini bertaraf etti.

Bu katmanlı yapıdır ki;

bir yandan F16'ların Meclisi bombalamasını sağladı ama RTE'yi havada veya havaalanında vurmasını engelledi.

Bu katmanlı yapıdır ki;

Aylar öncesinden darbeci hareketlenmeyi tespit ettiği halde engelleyecek girişimlerde bulunmak yerine darbecileri daha da kışkırtıp kendisi darbe gecesi arazi olurken RTE'yi bile görece olarak son anda haberdar etti.

(Darbeci dinamiğin aylar öncesinden tespit edilmesinin işaretleri ile ilgili "eski" CIA ajanı Robert Baer'in CNN'deki açıklamalarına ve CIA stajyeri Emre Uslu'nun "ne zaman yurda döneceksin sorularına "Temmuz ayında" cevabı vermesine bakabilirsiniz)

Ve daha çok çiğneyeceğimiz senaryolar sonrasında RTE yeni dönemde Devlet'in ve yeni küresel ittifaklarının sembol ismi olarak "Başkanlık" mevkine taşındı. 

Tabi burada ; NATO ve ABD  içindeki Atlantikçi(Rusya karşıtı)/Avrasyacı-Pasifikçi(Rusya dostu) kanatlar arasındaki ayrışmaları ; 

Trump'ın arkasındaki Rusya dostu ABD ulusalcılarının küresel resimdeki rolünü ve Brexit'in küreselciler arasındaki ayrışmada nereye denk düştüğünü çok iyi etüd etmeliyiz.

Nihai tahlilde ; Devlet ve baş hatibi RTE  yeni küresel konjonktürde Ulusalcı ABD,Rusya ve İran ile aynı safta yerini pekiştirdi.

Devlet içindeki Enverist ekol Ankara'daki yerini sağlamlaştırdı ve 2023 yılına Enverist bir Neo-Osmanlı modeli ile girmek için Devlet içinde pürüz kalmadı.

Başta  Neo-Enver RTE ile.

Bu çerçeveden bakınca, son dönemde AKP saflarına geçen ve  devlet içindeki Enverist ekolün en önemli araçlarından Doğu Perinçek'in 

"1-24 Temmuz 1908 ; Hürriyet Devriminin tarihidir"

tweetleri atması boşuna değil.

Ortalıktaki toz duman bulutu dağıldıktan sonra Devlet'in yeniden konsolidasyon çalışmaları çerçevesinde

1) "Açılım" sürecine yeniden start verilmesi

2) Erken seçim yapılarak Başkanlık sistemine geçilmesi

3) Zamanında Evren'in NATO'daki hamilerinin isteği doğrultusunda hazırlattığı vilayet sistemi çalışmasına benzer bir yapı üzerinden federatif yapıya geçiş

4) Devletin Neo-Osmanlı modeli çerçevesinde yeniden re-organizasyonu.

gündeme gelecektir. 

Bunca bayrak sallanan süreç sonrasında "Öcalan" "ev hapsi" üzerinden serbest bırakılırsa hiç şaşmayın. HDP Genel Başkanı Demirtaş'ın bu süreçte araziye uyum sağlayıp sinsi bir sessizliğe bürünmesini bu plan çerçevesinde okuyun.

...

Son bir kaç yılda artık kamuoyunun gözü önünde cereyan etmeye başlayan Devlet içi güç savaşlarının  kanlı bir darbe girişimi ile ortaya saçılmasının arkasında CIA beslemesi Fetullah şebekesinin aslında yıllardır uyguladığı yöntemler mevcut.

Fetullah şebekesinin "Ergenekon" / Balyoz süreçlerinde uyguladığı yöntemleri anlamadan bu darbenin nasıl kurgulandığını anlamamız da mümkün olmayacaktır.

Yıllardır ABD'nin küresel ve bölgesel aracı olarak yetiştirilen Fetullahçılar CIA ve FBI'dan öğrendikleri metodolojileri aynen Devlet içindeki çalışmalarına yansıtmıştır.

ABD'den öğrendikleri önemli kavram ve metodolojilerden bir tanesi de Önleyici Dava/Önleyici Suç (Preventive Law/ Preventive Crime) doktrinidir.

Bu doktrin , normalde suç işlemeyecek kesimleri/kişileri içlerine özel ajanlar sokmak vasıtası ile suça teşvik etmek ve daha sonra suç anında ve sonrası bu kesimleri bertaraf etme üzerine kuruludur.

Fetullahçı şebeke "Ergenekon" sürecini kurgularken , AKP muhalefeti içerisine CMUK 139. maddesi uyarınca gizli soruşturmacılar sokarak, muhalif isimleri belli gruplar altında toplayarak aynı kadrajlara girmelerini sağlamıştır. Daha sonra "Ergenekon" mahkemelerinde insanlar sırf bir yemekte bir araya geldi, bir dernek toplantısında beraber bulundu diye aynı örgüt üyesi olmak suçlaması ile içeri atılmışlardır.

Keza Fetullahçıların bir diğer özelliği ateşteki kestaneyi kendilerinin değil maşaları aracılığı ile tutma başarılarıdır. 

CIA çok başarılı bir şekilde bir istihbarat şebekesini bir cemaat yapısı ile çevrelemeyi başarmış ve bu yolla Devlet içerisinde ve toplumsal zeminde onlarca operasyona imza atmıştır. 

Tabi bunda zamanında Fetullah'ın Türkiye ve ABD'nin ortak malı olmasının ve hatta MGK'nın resmi cemaati olarak faaliyet göstermesinin büyük rolü vardır.

MGK'nın Fetullah cemaatini devlet adına kutsadığı belgeyi görmek isteyenler Ergün Poyraz'ın Tarikat, Siyaset, Ticaret ve Cinayet (Masonlarla El Ele) kitabına bakabilir.

Dünya ile birlikte ABD Devleti ; ABD devleti ile birlikte Türk Devleti kendi içinde ayrı kamplara savruldukça AKP-Cemaat işbirliği de bozuldu ve o noktadan itibaren Fetullah şebekesinin AKP ile birlikte uyguladığı yöntemleri bu sefer AKP'ye karşı TSK içinde kullandığı anlaşılıyor.

Askeri okullara sivil liselerden öğrenci alınmasının 2008 yılında AKP tarafından öönünün açıldığı gözönüne alınırsa ; TSK'daki komuta kademesinin üçte birinin Fetullahçı olması 2016 yılında mümkün değil; 2036 yılında belki. 

Fakat iki şey mümkün:

1) Fetullahçıların TSK'nın kilit bazı mevkilerine - örnek Askeri yargı / adli müşavirlik , personel daire başkanlığı - sızmış olması

2) TSK'nın farklı seviyelerdeki komuta kademesinin en az yarısının AKP muhalifi olması ve bunların da bir kısmının işi darbeye götürecek kadar çılgınlaşması

Yukarıda açıkladığımız yöntemlerle Fetullahçı cuntanın TSK içindeki bu muhalefeti köpürtüp, kışkırtıp ve daha sonrasında AKP'ye karşı sahaya sürdüğü bir darbe girişimi ile karşı karşıya olduğumuz ihtimali en yüksek ihtimaldir.

Keza bu Fetullahçı cuntanın üzerinde başından beri varolan ABD/CIA üst aklı ise hem darbeyi kışkırtmış, hem de bir yandan bu darbenin başarısız olması için gerekli altyapı çalışmalarını yapmıştır.

Devlet'in yeni küresel konjonktür çevresinde ve RTE  liderliğinde re-organizasyonu için gerekli bütün bürokratik ve sosyolojik dinamikler işte bu  "BAŞARISIZ" darbe girişimi üzerinden yaratılarak bugün karşı karşıya olduğumuz "MİLLİ SEFERBERLİK" havası oluşturulmuştur.

Bu MİLLİ SEFERBERLİK havasının ne kadarının Milli, ne kadarının küresel olduğunu ve nereye savrulacağını izleyip göreceğiz.

Darbenin arkasındaki ABD  rolü (Bkz : NATO OSI birimleri)  ortaya çıktıkça Devlet içinde milliler ve küreselcilerin çekişmesi ;

Trump'ın seçilmesi ile birlikte ABD içindeki ulusalcılar ve küreselcilerin çekişmesi;

NATO/ABD/AB içindeki 2. Soğuk Savaş yanlıları ile Rusya ile işbirliği yanlılarının çekişmeleri;

ABD içe döndükçe dünyada İngiltere'nin başını çekeceği Atlantikçilerle Pasifikçiler arasındaki güç dengelerinin gidişatı hepimizin kaderini belirleyecek.

Bugüne kadar milli ve küresel güçlere kitleler nezdindeki karizmasını kiralayan bir lider olarak başarılı bir şekilde dansetmeyi başarabilmiş RTE ve AKP ; küresel filler tepişirken arada kalacak bizler açısından en ulaşılabilir güç odağı olarak karşımızda duruyor.

Muhalefet olarak bu iki odakla dansımız ülkemizin kaderini belirleyecek.

Maalesef; dansetmeyi reddetme şansımız kalmadı.

Nasıl dans edeceğimiz sorusunun cevabını ise başımızı elimizin arasına alıp uzun uzun düşünmeliyiz.

Kendimizi 10 sene sonra ; keşke Esad diktası sürseydi de bu iç savaşın ortasında eriyip gitmeseydik diyen Suriyeliler konumunda bulmak istemiyorsak.


http://www.acikistihbarat.com/Sayfalar/haberdetay.aspx?id=10603

****

8 Nisan 2016 Cuma

Başbuğ'un Sitemi de, Özel'in Cevabı da Birbirinden Utanç Verici



Başbuğ'un Sitemi de, Özel'in Cevabı da Birbirinden Utanç Verici


Açık İstihbarat
Tarih:10/08/2013 
Türü:İç Politika 


" Ergenekon " davasında hukuksuz bir yargılama sonucu " Müebbet " hapis cezasına çarptırılan eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ile tarihe çok özel bir Genelkurmay Başkanı olarak geçmeyi garantilemiş Necdet Özel arasında yaşanan " Sessiz Kalma " polemiği, TSK'nın üst düzeyi açısından giderek utanç verici bir hâl alıyor...



Orgeneral İlker Başbuğ'un şahsında kesilen cezanın Türk Ordusu'na ve Türk Milleti'ne kesildiğini; Başbuğ'un bu davaya bir Genelkurmay Başkanı'nın katil Öcalan'a muadil kılınmak amacıyla eklendiği biliniyor.

Bugün silah arkadaşlarını "Sessiz Kalmakla " suçlayan Başbuğ'un, Teğmen Mehmet Ali Çelebi'nin teröristlerle mücadele ederken dağdan indirilip tutuklandığı gün Genelkurmay Başkanlığı makamında oturduğu da unutulmadı..

Ancak, yaşını başını almış bir komutanın yaşadığı haksızlıkların ve ızdırabın farkındayız; bu nedenle kendisini eleştirme hakkımızı asgari ölçüde kullanmaya gayret ediyoruz.

Kendisini tarihte " İlerici " zannedilen İngiltere sponsorlu Mithad Paşa ile kıyaslarken, Tayyip Erdoğan'ı da tarih okumasından eksik, ezberci bir algının sonucu olarak "gerici" ilan edilmiş Abdülhamid ile eş tutmasına; Sultan II. Abdülhamid gibi donanımlı bir devlet adamını, atlas bilgisi sıfır bir konjonktürel siyasi figürle aynı kare içine koymasına itirazımızı dile getirdik.

Başbuğ'un müebbete çarptırıldıktan sonra Hürriyet gazetesine bir mektup yazarak Tayyip Erdoğan ve Necdet Özel'e sitem etmesi de Türk Milleti'nin yaralanan vicdanı ve onuru bakımından kabul edilemez yaklaşımlarla bezelidir. (Bkz: http://www.hurriyet.com.tr/gundem/24486537.asp)

Bir kere bu mektubun doğrudan Türk Milleti'ne avukat ve şahsi sosyal medya adresleri üzerinden değil de , Hürriyet gazetesi aracılığı ile gönderilmesi başlı başına üzücüdür.

Mektubun içeriğinde Türkiye Cumhuriyet'ne kurulan tuzaklardan hiç bahsedilmezken, şahsına verilen cezanın "adaletsizliğine" dikkat çekilmesi, Tayyip Erdoğan'ın ve Necdet Özel'in "desteklerinin" bu derece önemsenmesi, kendilerinden hâlâ beklenti içinde olunduğunu hissettirircesine saygıyla sözedilmesi gözlerden kaçmamıştır.

Ve akla, "Acaba İlker Başbuğ beraat etseydi, bu dava 'adli' bir dava olarak algılanmaya devam mı edilecekti?" sorusu gelmiştir...

Başbuğ'un her ne kadar satır arasına saklanmış da olsa, Tayyip Erdoğan'a "sen de yargılanacaksın" mesajı göndermesi gözlerimizden kaçmadı ama Erdoğan'ın Habertürk'e yaptığı "içime sinmiyor" açıklamasına bu kadar önem atfedilmesi ve böyle bir açıklamaya istinaden halen ahde vefâ beklenmesi düşüncürücüydü..

Sami Selçuk ve İzzet Özgenç gibi hukukçuların görüşlerinin hatırlatılması da faydasız bir efor olarak akılda kaldı..

Hürriyet gazetesine yazılan mektubun belki de en haklı ve en yalın bölümünü teşkil eden;

"Unutulmasın ki; Genelkurmay Başkanı Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komutanıdır. Kurumsal olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yöneltilen haksız, asılsız ve ağır saldırılara karşı da kurumunu korumak zorundadır. Bugün, Genelkurmay Başkanlığı makamında oturan komutan, verilen bu kabul edilemez karar karşısında, kurumsal sorumluluğu gereği olarak, Sn. Başbakan’ın da kabul etmeyerek tepki gösterdiği bu konuda, devam eden sessizliğini sürdürecek midir?" şeklindeki bölümü ise;

Teğmen Mehmet Ali Çelebi'nin de Türk Silahlı Kuvvetleri'nin nefer ocağını temsil ettiği hatırlandığında anlamsız kalmakta ve de Teğmen Çelebi tutuklandığında, Genelkurmay Başkanlığı makamında kimin oturduğunu acı acı düşündürmekte dir.

Başbuğ'un sitemlerine yanıt, bu kez Milliyet gazetesi üzerinden geldi. Milliyet'in yeni genel yayın yönetmeni Fikret Bila, "Genelkurmay üst düzeyine" dayandırdığı haberinde şu açıklamaya yer verdi:

“Genelkurmay Başkanı’nın kamuoyuna açıklama yapmamış olması, sustuğu anlamına gelmez. Dışarıdan sessiz görünebilir ama hemen her gün bu konuya mesai ayırmış ve yetkili muhataplarıyla yaptığı resmi ikili görüşmelerde de İlker Paşa başta olmak üzere komutanlara yöneltilen suçlamaların kabul edilemez olduğunu, uzun tutukluluğa çare bulunması gerektiğini hep yüksek sesle söylemiştir. Siz sanıyor musunuz ki Sayın Cumhurbaşkanı’nın ve Sayın Başbakan’ın İlker Paşa’yla ilgili olarak yaptıkları açıklamalarda Özel Paşa’nın iyi ilişkilerinin ve verdiği bilgilerin hiç payı yoktur? Özel Paşa’nın sesi belki dışarıdan duyulmuyordu ama devlet katında duyması gereken yetkililer hemen her gün duyuyorlardı. Bu bakımdan Genelkurmay Başkanı’nın, komutanlara yöneltilen suçlamalar, tutuklu yargılanmaları ve nihayet verilen ağır cezalar karşısında sesiz kaldığını düşünmek haksızlık olur. Özel Paşa samimiyetle her fırsatta duyduğu derin üzüntüyü yansıtmış; bir Genelkurmay Başkanı’nın terörist ilan edilmesinin, TSK’nın terör örgütü olarak gösterilmesinin kabul edilemeyeceğini yüksek tonla devlet katında sık sık dile getirmiştir.”

Belli ki açıklamayı yapan aslında Necdet Özel'in ta kendisi!

Ortaya koyduğu kişilik profilinden bekleneceği üzere, bu kadar pasif bir cevabı bile kendi ismi ile vermekten çekiniyor...

Kamuoyu tarafından her ne kadar sessiz kalıyormuş gibi algılansa da, meğer kapalı kapılar ardında "her fırsatta" üzüntülerini bildirmiş ve uzun tutukluluk sorununu gündeme getirmiş!

Dikkat edilsin; TSK'nın başına örülen çoraplar, kaynatılan cadı kazanları, PKK'lı gizli tanıklar, sahte belge ve iftiralar değil " Uzun tutukluluklar " gündeme getirilmiş...

Yani, yargılama aslında " Hukuki "... Sadece tutukluluğun süresi konusunda küçük bir sorun var!

Öyleyse, cezalar açıklandığına ve Başbuğ'un yattığı süre müebbete fazlasıyla denk düşeceğine göre, Necdet Özel'in de " Uzun Tutukluluk " konusunda itiraz edeceği bir nokta kalmamış demektir!

Açıklamanın yerlere girme isteği uyandıran kısmı ise şu bölümdür:

" Siz sanıyor musunuz ki Sayın Cumhurbaşkanı’nın ve Sayın Başbakan’ın İlker Paşa’yla ilgili olarak yaptıkları açıklamalarda Özel Paşa’nın iyi ilişkilerinin ve verdiği bilgilerin hiç payı yoktur?  Özel Paşa’nın sesi belki dışarıdan duyulmuyordu ama devlet katında duyması gereken yetkililer hemen her gün duyuyorlardı. .. "

İşte buna susup kalınır!..Meğer Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül'ün, İlker Başbuğ'a merhamet edilmesini ima eden açıklamalarında Necdet Özel'in payı varmış...O olmasa, Gül ve Erdoğan böyle açıklamalar da yapmayacakmış!

Böyle çocukça bir böbürlenme, 21 yüzyılın eşiğinde Türk Ordusu'na sözüm ona kumanda eden kadronun geldiği iflas noktasını göstermesi bakımından ibret vericidir.

Karşılıklı duygusal mektuplaşmalar, Türk Milleti tarafından utançla izlenmekte ve milli şuura kaydedilmektedir...


http://acikistihbarat.com/Sayfalar/haberdetay.aspx?id=10388

15 Şubat 2016 Pazartesi

Erdoğan - Gül Rekabeti Twitter'a Nasıl Yansıyor?





Erdoğan - Gül Rekabeti Twitter'a Nasıl Yansıyor? 


Açık İstihbarat
Tarih:20/08/2013 
Türü:İç Politika 
www.acikistihbarat.com
21.08.2013


 Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül'ün twitter hesaplarındaki paralellik hiç bir tesadüfle açıklanamayacak kadar net.

Bu hesapların ortak bir merkezden bir plan çerçevesinde şişirildiği ve  devlet dengeleri içerisinde ne hikmetse Tayyip Erdoğan'ın takipçi sayısındaki artışın  Abdullah Gül'ün takipçi sayısındaki artışın bir miktar üstünde tutulduğu görülüyor.

Aşağıdaki grafik , Erdoğan ve Gül arasındaki rekabetin twitter dünyasındaki paralelliğini açık bir şekilde ortaya koyuyor.


Aşağıdaki grafik test yayınına başlayan AçıkTweet sitesinden.

Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül'ün twitter hesaplarındaki paralellik hiç bir tesadüfle açıklanamayacak kadar net.

Bu hesapların ortak bir merkezden bir plan çerçevesinde şişirildiği ve  devlet dengeleri içerisinde ne hikmetse Tayyip Erdoğan'ın takipçi sayısındaki artışın  Abdullah Gül'ün takipçi sayısındaki artışın bir miktar üstünde tutulduğu görülüyor.

Aşağıdaki grafik , Erdoğan ve Gül arasındaki rekabetin twitter dünyasındaki paralelliğini açık bir şekilde ortaya koyuyor. 

AKP'nin kuruluş yıllarından beri birbirini sürekli gözetim altında tutan bu ikilinin, siyasetteki yırtılma ile birlikte bu karşılıklı takibi her alanda derinleştirdiklerini tahmin etmek zor değil. 

Türkiye'deki siyasi yırtılma ile birlikte twitter dünyasında yaşanan çalkantıları ve polemikleri daha net ve analitik bir şekilde takip etmek istiyorsanız; bu ve bunun gibi açıları size sunacak olan AçıkTweet test yayınında...

Erdoğan ve Gül'ün Twitter Hesaplarındaki Şaşırtıcı  Paralellik,

Açık İstihbarat

http://acikistihbarat.com/Sayfalar/haberdetay.aspx?id=10397