ALMANYANIN FETÖ POLİTİKASI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ALMANYANIN FETÖ POLİTİKASI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ekim 2017 Salı

ALMANYA’DA FETÖ YAPILANMASI VE ALMANYA’NIN FETÖ POLİTİKASI BÖLÜM 2

ALMANYA’DA FETÖ YAPILANMASI VE ALMANYA’NIN FETÖ POLİTİKASI  BÖLÜM 2



Kimse Yok Mu? (Ist da Jemand) Derneği 

Almanya’da FETÖ’ye ait kurumların en önemlilerinden biri de “Ist da Jemand” adı altında hizmet veren “Kimse Yok mu?” derneği olmuştur. 
Örgüte aktarılan bağışlar ağırlıklı olarak bu dernek aracılığıyla toplanmıştır. FETÖ’nün sözü edilen dernek yoluyla topladığı paraları farklı amaçlar için kullandığı 15 Temmuz darbe girişiminin ardından yapılan soruşturmalarda ortaya çıkmıştır. Buna göre Somali için toplanan yardım paralarının amaç dışı kullanılarak örgüte aktarıldığı tespit edilmiştir.67 

Gelir Kaynağı Olarak Eğitim 

Alman kamuoyu tarafından pek bilinmeyen fakat Türkiye ve Almanya’daki Türk diasporasının pek yabancısı olmadığı, yukarıda bahsi geçen finansal araçların 
dışında FETÖ kendisine legal yollardan da kaynak aktarmayı başarmıştır. Burada dikkati çeken en önemli gelir kalemi olarak eğitim sektörünü anmak gerek
mektedir. Uta Rasche’nin belirttiğine göre Almanya genelinde örgüte bağlı olduğu düşünülen otuz68 civarındaki özel okulda öğrencilerden aylık 250-350 avro civarında ücret alınmaktadır.69 FETÖ’nün, bünyesindeki okul öncesi kreş, yuva, okul ve derslere destek kurslarına katılımlardan elde ettiği kaynağın dışında Almanya’daki yasal düzenlemelerden de istifade ettiği bilinmektedir. Almanya’da geçerli olan düzenlemelere göre özel okullar kuruluşlarını takip eden üçüncü yılın ardından devlet desteği için başvuru hakkını elde etmektedir.70 Alman basınına yansıyan bilgilere göre FETÖ okulları devletin kasasından milyonlarca avro destek almışlardır. Örgütün hiçbir konuda şeffaf olmadığı ortada olduğu için devlet desteğinin miktarı hakkında da kesin bir yorumda bulunmak mümkün olmamakla beraber bir örnek teşkil etmesi amacıyla Hamburg’daki Alsterring Lisesi’nin (Gymnasium) son beş sene içinde 2,5 milyon avrodan fazla devlet desteği aldığını söyleyebiliriz.71 

FETÖ, Berlin, Böblingen, Freiburg, Hamburg, Hannover, Karlsruhe, Köln, Ludwigsburg, Mannheim ve Stuttgart başta olmak üzere Almanya’nın 
birçok kentinde örgüte yakınlığıyla bilinen eğitim kurumları aracılığıyla göçmenlerin topluma entegrasyonu çerçevesinde Alman siyasetçileri etkilemeye 
çalışmıştır.72 Eyaletlere göre “Bil Schulen”, “TÜDESB” ve “Diyalog” gibi farklı dernekler tarafından kurulup işletilen bu eğitim kurumlarının FETÖ ile olan 
bağları yerel Alman medya organlarınca sıklıkla ortaya konulmuşsa da Alman karar vericileri konu ile ilgili gözle görülür bir işlem yapmamıştır. Alman 
hükümetinin konuya dair attığı tek adım Thomas Lemmen ve Bekim Agai isimli iki araştırmacıyı FETÖ’ye ait finansal güç hakkında araştırma yapmaları 
için görevlendirmek olmuştur. Bahsi geçen uzmanlar yaptıkları araştırmaların neticesinde Almanya’nın tüm şehirlerinde örgüte ait okulların bulunduğunu 
raporlamıştır.73 

Gelir Kaynağı Olarak Medya 

Almanya’da medya alanında öne çıkan FETÖ kuruluşu “World Media Group” isimli çatı örgütlenmesidir. Bu grubun altında merkezi Offenbach’ta bulunan 
ve Almanca yayımlanan Zaman gazetesi, Deutsch-Türkisches Journal adıyla yayım yapan internet gazetesi, aylık yayımlanan Die Fontäne, dergisi ile 
Almanca yayın yapan Ebru TV ve Samanyolu TV bulunmaktadır. Bu basın yayın ve medya kuruluşlarının yanı sıra FETÖ’nün “Tuwa Media GmbH” 
isimli bir medya pazarlama şirketi, “Sun Print und Vertriebs GmbH” isimli bir basım ve dağıtım şirketi ile “Zukunft Medien GmbH” isimli bir yayın 
şirketi de bulunmaktadır.74 

Zikredilen medya kuruluşları aracılığıyla FETÖ, örgüt lideri Gülen’in konuşmalarını örgüt elemanları ve takipçilerine ulaştırarak propaganda faaliyetlerini yürütmüştür. Söz konusu propagandalar aracılığıyla Gülen’in “diyalog” ve “ılımlı Islam” ile ilgili sözleri ön plana çıkarılarak potansiyel üyeler üzerinde etki yaratılmaya çalışılmıştır. Ancak günlük olarak yayımlanan ve 30 bin tiraja ulaşmış olan Zaman gazetesi, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında abone sayısında düşüş yaşadığı gerekçesiyle 30 Kasım 2016 itibarıyla yayın faaliyetlerini durdurmuştur.75 Gazetenin Almanya sorumlusu Süleyman Bağ yaptığı açıklamada 15 Temmuz darbe girişiminin ardından gazetenin abone sayısının 10 bin civarına kadar gerilediğini itiraf etmiştir.76 

Türkiye’de TUSKON, Almanya’da BUV 

FETÖ’nün daha çok esnafların sahibi oldukları küçük işletmelerden başlayarak orta büyüklükteki işletmelerin sahiplerini öncelikli hedef olarak değerlendirdiği 
uzun zamandır bilinmektedir. Adeta kapalı devre olarak çalışan örgütsel mekanizma sayesinde yapının iş dünyasındaki temsilcileri, bulundukları 
her yerde benzer yöntemlerle hareket etmişlerdir. Yapının Alman-ya’daki iş dünyası temsilcilerinden olduğu Alman makamlarınca da ifade edilen BUV’un (Bundersverband der Unternehmervereinigung / Girişimciler Derneği Federal Birliği) yanı sıra 2007 yılında 28 Türkiye kökenli işletmecinin bir araya gelerek oluşturdukları ve sadece Brandenburg ve Berlin eyaletlerinden 150’nin üzerinde işletmeciyi etkisi altına almış olan Barex isimli dernek de adından çokça söz ettirmektedir.77 Tablo 2’de FETÖ’nün Almanya’daki finansal yapılanmasının çatı örgütlenmesi olan BUV’a üye olan derneklerin önemli bir kısmı listelenmiştir. 




TABLO 2: BUV ÜYESİ DERNEKLER 

* “Mitgliedsvereine”, BUV, http://buv-ev.de/netzwerk/mitgliedsvereine, (Erişim tarihi: 21 Ocak 2017). 

3 bin işverenin dahil olduğu bir yapılanma olarak BUV, ilki 2011 yılında Stuttgart’ta, ikincisi de 2012 yılında Istanbul’da düzenlenen “Türk-Alman Enerji 
Forumu” adıyla iki önemli organizasyona imza atmıştır. Ilki her iki ülkenin Cumhurbaşkanlarının himayesinde gerçekleştirilen organizasyonun ikincisine 
Türkiye’den 250, Almanya’dan 100 katılımcı davet edilmiştir. Türkiye Sanayiciler ve Işadamları Konfederasyonu’nun (TUSKON) da iş birliği ile gerçekleştirilen 
programın iki ülke Enerji Bakanlıklarının desteklerini de sağlamış olması bu tarihlerde örgütün etkisini giderek artırmış olduğunu göstermektedir.78 

Benzer şekilde BUV Genel Sekreteri Önder Kurt ile Saarland Eyaleti Ekonomi Bakanlığı Dış Ticaret Müsteşarı Axel Kampf ’ın öncülüğünde heyetler Istanbul 
ve Bursa’da temaslara girdiler. FETÖ yapılanmasının bir başka işveren örgütü olan Marmara Işveren Dernekleri Federasyonu’nun (MARIFED) Türkiye’deki 
paydaş olduğu ziyaretlerde ZPT Saarland Teknoloji Merkezi, SELF ve AKTIV işverenler dernekleri de aktif katkıda bulunmuşlardır.79 

FETÖ’nün dünya genelinde en önemli ticari ağını oluşturan TUSKON, Almanya’nın birçok eyaletinde açtığı ofisler aracılığıyla örgütün ülkedeki ticari ağını genişletmiştir. 

Özellikle Barex Derneği’nin bünyesindeki 150 kadar şirket TUSKON’un desteğiyle ticari faaliyetlerini ülkenin geneline yaymayı başarmıştır.80 

Bu destek karşısında örgütün Almanya’daki örgütlerine düzenli bağış yapan şirketlerin FETÖ ile olan bağı 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında yapılan 
soruşturmalarda ortaya çıkarılmıştır.81 

FETÖ’nün İllegal Gelir Elde Etme Yöntemleri 

Ticari faaliyetler ve bağışların yanı sıra illegal bir yapılanma olması sebebiyle FETÖ Almanya’da finansal kaynak sağlamak amacıyla meşru olmayan yöntemleri de kullanmıştır. 
Bu yöntemler arasında ticari faaliyetlerde sahte ve şişirilmiş faturalarla kara para aklamak, dünyanın değişik yerlerindeki serbest bölgelerde vergi kaçakçılığı na imkan tanıyan bankacılık hizmetlerinden yararlanmak, örgüt elemanlarının bankalardan aldıkları promosyonların “haram” olarak gösterilmesi yoluyla bu paraları örgüte aktarmak, örgüt üyelerinin miraslarının tamamının ya da bir kısmının örgüt işletmelerine bırakılmasını teşvik etmek ve toplanan zekat paralarını amaç dışında kullanmak82 gibi gelirler yer almıştır. Ayrıca FETÖ özellikle kara para aklama amacıyla doğrudan kendisine ait kurumların yerine 
çifte vatandaşlığı bulunan hukukçu ve ekonomist üyelerini kullanmıştır. Bu sayede FETÖ hem kendisine yeni bir gelir kaynağı yaratmış hem de kurumlarını 
olası cezai yaptırımlardan korumuştur. 

Örgütün bir diğer mali kaynağı ise lideri Gülen’in kitaplarından elde edilen gelirler olmuştur. Bugüne kadar FETÖ lideri tarafından sosyal, dini ve siyasi konular hakkında yazılan 60’a yakın kitap, makale ve şiir Almancaya çevrilmiş ve Almanya’da “Lichthäuser” olarak bilinen örgüte ait hücre evlerinde zorunlu olarak okutulmuştur. Bu sayede örgüt hem kendi elemanlarına ideolojisini aşılamayı sürdürmüş hem de mensuplarından bir nevi zorunlu gelir elde etmiştir. 
Örgüt ayrıca bu yöntemi elemanlarının örgüte olan sadakatinin bir yansıması olarak da görmüştür. 

Alman Devletinin Tutumu 

Yukarıda örneklendirildiği gibi BUV’un Türkiye ile Almanya arasındaki ticari ilişkilerdeki rolüne binaen Alman makamlarının bu yapılanmaya karşı tutumlarını bilmek önem arz etmektedir. Özellikle 15 Temmuz darbe girişiminin arkasında FETÖ’nün yer aldığının bilinmesinin ardından örgütün Almanya’daki işveren dernekleri ile Alman makamlarının ilişkileri dikkat çekici bir hal almaktadır. Sol Parti’nin (Die Linke) 2014 yılında hükümete yapmış olduğu uyarılar yetkililerce BUV’un Türkiye’deki bakanlıklar, kurumlar ve ekonomi piyasasının aktörleri arasında çok sağlam ağlara sahip olduğu gerekçesiyle dikkate alınmamıştır. BUV ile ilişkilerin yanı sıra aynı şekilde TUSKON ile de Alman hükümetinin iş birliği içerisinde olduğu bilinmektedir.83 

Yine Sol Parti milletvekillerinin Parlamentoda 19 Mayıs 2016 tarihinde vermiş oldukları soru önergesini cevaplayan hükümet temsilcileri BUV ile ilişkilerin 
bozulmasını gerektirecek herhangi bir sebep bulunmadığını aktarmışlardır. Soru önergesinden ayrıca Ekonomi ve Enerji Bakanlığı Müsteşarı Iris Gleicke’nin 
2 Mart 2015 tarihinde BUV’un yıllık toplantısının açılış konuşmasını yaptığı ve yine BUV’un davetlisi olarak 30 Kasım 2015 tarihinde bir toplantıya katıldığı 
anlaşılmaktadır. 

Aynı soru önergesinde Alman devletinin TUSKON ve BUV ile iş birliğinin Alman ekonomisine etkileri ve BUV’un Türkiye’de sahip olduğu ağların zarar görüp görmediği ile ilgili bilgi sahibi olmadığını da görmekteyiz.84 Söz konusu açıklamalardan bir ticaret devleti olan Almanya’nın bekle-gör politikası 
izlediği anlaşılmaktadır. 

Sonuç olarak FETÖ’nün aktif olduğu toplumsal alanların hepsinde olduğu gibi ekonomi alanında da gerçek niyetlerini gizler aktiviteler içinde olduğu 
görülmektedir. 
Örgütün finansal kaynakları legal ve illegal olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Örgütün yapısal özellikleri nedeniyle illegal kaynaklarının yanı sıra 
legal olanların da tüm açıklığıyla bilinemediği anlaşılmaktadır. Eğitim sektörü FETÖ’nün ideolojik olarak tüm dünyada kendisini meşrulaştırmasına yarayan 
başlıca araç olmasının yanı sıra finansal kaynak oluşturması açısından da oldukça önem taşımaktadır. Almanya’nın birçok şehrinde bürolar kuran BUV isimli çatı kuruluş FETÖ’nün ekonomi alanındaki en önemli organizasyonu olarak göze çarpmaktadır. BUV, Türkiye’de TUSKON’un oynadığı rolün benzeri bir görev üstlenmiş olup üyelerini dünya çapında oluşturulmuş olan FETÖ ağlarından yararlandırmayı hedeflemektedir. Söz konusu hedefin gerçekleştirilmesi 
sırasında da üyelerin elde ettikleri gelirlerin bir kısmını örgütün faaliyetlerine kaynak olarak aktardıkları açıktır. 

Medya Ağı 

FETÖ medyanın önemine binaen bu alana birçok yatırım yapmış, hem yurt içi hem de yurt dışına yönelik medya faaliyetlerini büyük bir ihtimamla sürdürmüştür. 
Genel olarak FETÖ’nün medya örgütlenmesine bakıldığında karşımıza iyi planlanmış bir yapı ve strateji çıkmaktadır. Bu yapı sadece yurt içine değil yurt 
dışına yönelik faaliyetleriyle de örgütün çıkar ve amaçlarını göstermektedir. Nitekim daha 90’ların başlarında yurt dışına yönelik medya faaliyetlerini başlatan yapı birçok ülkede kısa sürede örgütlenmiş ve örgütün tanıtım ve propaganda faaliyetlerine başlamıştır. Aynı zamanda yerli ve yabancı gazeteciler le kurduğu ilişkiler ağıyla imaj faaliyetlerini yönetmiştir. 1979 yılında Sızıntı dergisiyle başlayan, 1986-87 Zaman, 1993 Samanyolu TV (STV) ve 1994 Cihan Haber Ajansı’yla Türkiye örgütlenmesine devam eden yapı aynı zamanda da yurt dışına yönelik faaliyetlerini yürütmüştür. Darbe girişimi sonrası FETÖ soruşturması kapsamında kapatılana kadar 50’ye yakını yurt dışında olmak üzere yaklaşık 200 medya organı bu örgüt için çalışmıştır. FETÖ medyasının Almanya yapılanması ve faaliyetlerine geçmeden önce genel olarak bu medya yapısının hedefleri, yurt içi ve yurt dışı stratejilerine bakmakta yarar var. 

Medya gerçekliği, medyanın kendi gerçekliğini kurması ve gerçek hayattan kopuk paralel bir medya gerçekliği teorisyenler tarafından çok tartışılan konular 
arasındadır. Konu nörobiyoloji, kültüralizm, sosyokültürel yapı ve medya kültürü yapısı gibi birçok açıdan ele alınmıştır. Temelde medyanın oluşturduğu, 
ürettiği ya da farklı bir gerçekliğin temsil edildiği yapıda insanların nasıl ve ne şekilde bu etkinin altında olduğu araştırılmaya çalışılmıştır. 
Bu meyanda FETÖ medyasının oluşturduğu ya da ürettiği gerçeklik örgüt mensupları ve potansiyel adaylara yönelik hayati öneme sahiptir. 
Nitekim örgüt medyasının; mensuplarının bu yapı içerisinde kalmaları ve zihni bütünlüğünün sağlanması, yeni eleman kazanma noktasında propagandanın 
yapılması, mesafeli kesimlerin ikna edilmesi ve sempatilerinin kazanılması amaçlarına hizmet ettiği söylenebilir. Kendi gerçekliğini medya imparatorluğu 
aracılığıyla kuran örgüt, mensuplarını kendi gerçekliği içerisinde tutma ve muhalifleri de bu gerçekliğe inandırma noktasında iş görmektedir. 

FETÖ medyasının diğer bir işlevi de operasyonel amaçlarıyla ilgilidir. Medyanın, örgütün yanında olan kişiler, yapılar ve kurumların yüceltilmesi, karşısında 
olanların ise itibarsızlaştırılması ve kamuoyunda gözden düşürülmesi gibi amaçlara hizmet ettiği söylenebilir. Bu konuyla ilgili Ergenekon ve Balyoz davaları iyi bir örnek olarak durmaktadır. FETÖ medyası, yurt dışına yönelik çalışmalarında yukarıdaki stratejilerine ek olarak halkla ilişkiler meselesine ağırlık vermektedir. 


Örgütün tanıtımı, imajının oluşturulması, yapılan faaliyetlerin duyurulması, akademisyen, gazeteci, bürokrat ve siyasetçilerle irtibatların kurulmasında yardımcı olunması FETÖ medyasının özellikle yurt dışına yönelik çalışmaları arasında sayılabilir. Her ülkenin sosyokültürel, sosyoekonomik yapısı dikkate alınarak strateji geliştirilmesi esas alınmaktadır. Mesela Avrupa’ya yönelik mesajlarda özellikle de cami meselesi gündemdeyken Almanya, Avusturya, Isviçre gibi ülkelerde minare yasağının getirilmesi için kampanyalar, protestolar düzenlendiği sıralarda FETÖ mensuplarının güttüğü strateji kayda değerdir. FETÖ mensupları basına verdikleri demeçlerde ya da kendi medya organlarında Fetullah Gülen’in, “Cami yerine okul inşa edin” sözünü sıklıkla vurgulamışlardır. Böylece kendilerine bir meşruiyet devşirmenin yanı sıra kendilerini farklı bir yerde konumlandırma ve kamuoyu nezdinde sempati kazanmayı hedeflemişlerdir. 

Bu genel tespitlerin ardından FETÖ medyasının Almanya yapılanmasının ne zaman başladığı ve bu çerçevede hangi faaliyetlerin yürütüldüğüne bakalım: 
FETÖ medyasının Almanya yapılanmasının tarihi 1991 yılına kadar gitmektedir. Almanya merkezli Zaman Avrupa’nın yayımlanmasıyla başlayan süreç STV 
Avrupa, Ebru TV (2015’ten sonra QLAR ismiyle), Deutsch-Türkisches Journal (dtj-online.de), zaman-online.de gibi haber siteleriyle devam etmiştir. 

2005 yılına kadar çeşitli yerlerde dağınık şekilde faaliyet gösteren şirketler, 2005 yılında Almanya Offenbach’taki komplekse taşınmış ve 2006 yılında World 
Media Group A.Ş. ismiyle tek bir çatı altında toplanmıştır. Zukunft Medya Ltd. Şti. (Zukunft Medien GmbH) altında Zaman Avrupa, zaman-online.de ve 
dtj-online. de faaliyet göstermektedir. Peyk Medya Limited Şirketi’nin (Peyk Media GmbH) altında ise STV Avrupa ve 2016’da kapanan Ebru TV (QLAR) 
faaliyet göstermekteydi. 
Bunlar haricinde Tuwa Medya&Pazarlama Ltd. Şti. (Tuwa Media&Marketing GmbH) medya ve pazarlama alanında, Sun Basım&Dağıtım Ltd. Şti. (Sun 
Print&Vertriebs GmbH) ise baskı ve dağıtım alanında faaliyet göstermektedir. 

“World Media Group” çatısı altında ayrıca aylık yayımlanan Die Fontäne (Çeşme), dergisi de bulunmaktadır.85 

Zaman Avrupa / Almanya 

1986 yılında kurulan ve bir yıl sonra Gülen’in kontrolüne geçen Zaman gazetesi örgütün yazılı basında en büyük sesi oldu. 31 Ekim 1991’de ise Almanya Neu 
Isenburg merkezli “Zaman Yayın ve Ticaret Ltd. Şti.” (Zaman Verlag und Handels 

GmbH) Zaman gazetesinin Almanya şubesi olarak kuruldu. Şirkette Ilhan Işbilen (Istanbul) ve Mustafa Ermek (Roterdam) yönetici olarak kayda geçtiler.86 
19911998 yılları arasında faaliyet gösteren şirket farklı isimler altında daha sonra devam etti. Zaman Avrupa ismiyle gazete 1994-2004 yılları arasında 
haftalık olarak yayımlandı. 2004 yılında Offenbach’taki yerine geçti ve günlük olarak çıkmaya başladı. 2005’te diğer medya organları da bu yere taşındı. 
2006’tan itibaren gazete Zukunft Medya Ltd. Şti. (Zukunft Medien GmbH) altında devam etti. 2013 yılında basım yeri Offenbach’ta kalmak kaydıyla merkezi Berlin’e taşındı. 

Mart 2016’da Zaman gazetesine kayyum atanmasından sonra Türkiye’den bağımsız şekilde yayın hayatını sürdürmeye karar verdi. 2010 yılında 30 bin 
baskısıyla Almanya’da Türkçe yayınlarda en fazla tiraja sahip olan gazete, 2013 yılından sonra değiştirdiği çizgisiyle günden güne eridi. Türkiye aleyhine 
yayınlar yapması nedeniyle okur ve abone sayısını kaybedip 10 binlere kadar düştü. Gazeteye reklam verenler ciddi biçimde azaldı. 2013 yılından önce 200 
çalışana sahip olan Zaman Avrupa bu süreçte 17 kişilik bir ekibe kadar daraldı. 
Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Süleyman Bağ, 9 Eylül 2016’da Hessischer Rundfunk’a verdiği demeçte 30 Kasım 2016’da Zaman Avrupa’nın basımının 
durdurulacağını açıkladı. Gazetenin internet sitesi zaman-online.de ise 1 Ocak 2017 tarihinde durduruldu.87 

Samanyolu TV Avrupa 

STV Avrupa, Türkiye’deki merkezden gelen programlar haricinde 2001’den beri Almanya’daki stüdyolarından Almanya ve Avrupa’da yaşayan Türklere yönelik 
yayınlar yapmaktadır. 2006’dan beri Peyk Medya Limited Şirketi’nin (Peyk Media GmbH) yan kuruluşu olarak resmiyet kazanmıştır. 2009 yılında dijital paketteki 
ücretsiz TV kategorisinden çıkıp paralı TV (Pay TV) kategorisine geçmiştir. STV’nin Kasım 2015’te Türksat üzerinden yayın yapması yasaklanmış, Nisan 
2016’dan itibaren de Türkiye’deki yayınlarına son verilmiştir. STV Avrupa ise faaliyetlerine Almanya üzerinden bir süre devam etmiştir. Kanal başta Almanya 
olmak üzere Hollanda, Fransa, Danimarka, Belçika, Isviçre ve Bulgaristan’a kablolu televizyonların Türkçe paketleri üzerinden yayın yapmıştır. 
Kanal, halihazırda bu yayınlarını devam ettirmemektedir. 

Ebru TV/QLAR 

Ebru TV, FETÖ medyasının yabancı dilde kültür-sanat ağırlıklı yayın yapan kanalıdır. 2006 yılında ABD’de faaliyetlerine başlayan Ebru TV Amerika kıtasına, 
Ekim 2011’den itibaren Kenya merkezli Ebru TV Africa ise Afrika kıtasına yönelik Ingilizce yayınlar yapmaktadır. Televizyon, Almanya’ya yönelik Almanca 
yayınlarına ise 2008 yılında Hessen eyaletinden aldıkları lisans üzerine başladı. 2010 yılında Offenbach’taki stüdyolarına taşındı. Nisan 2015’te Almanya’daki 
ismini QLAR olarak değiştirdi. 31 Aralık 2015’te aldığı kararla faaliyetlerini sonlandırdı. 

Deutsch–Türkisches Journal/Alman–Türk Gazetesi 

2011 yılının sonlarına doğru dtj-online.de adresinden Almanca yayına başlayan site Alman-Türk ilişkileri, iki ülkenin iç-dış politikaları, toplumsal, kültürel 
ve ekonomik alanlardaki haberleri kapsamaktadır. Özellikle Almanya’daki Türk gençleri üzerinde etkili olan sitenin binlerce takipçisi bulunmaktadır. 

FETÖ medyası hem Almanya’da yaşayan Türkleri hem de Almanları hedef kitle olarak seçmiştir. Kendi oluşturduğu gerçekliği her iki kesime de empoze 
etmektedir. 
Halkla ilişkiler çalışmalarını her iki kesim üzerine farklı stratejilerle yürütmektedir. Türklerle ilgili stratejilerini 2013 öncesi ve sonrası olarak iki döneme ayırmak mümkündür. Bu nedenle 2013 öncesi ve sonrası Almanya’daki Türklerin bu yapıya yaklaşımlarında farklılıklar gözlemlenmektedir. 2013 öncesi yayın politikasında Türkiye yanlısı, mütedeyyin, bulvar medyası çizgisinden uzak bir imaj çizen medya, 17-25 Aralık krizi sonrasında değişim göstermiştir. 

Dershane meselesiyle görünür hale gelen FETÖ medyasındaki değişim, Almanya’daki yayınlara da yansımıştır. Artık yavaş yavaş Türkiye aleyhine yayınlara yer veren FETÖ medyası, Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli insanlar tarafından takip edilmemeye ve yayın organlarına reklam verilmemeye başlanmıştır. 

Bunun neticesinde günden güne kan kaybetmiş ve özellikle 15 Temmuz darbe girişiminden sonra birçok kuruluşunu kapatmak zorunda kalmıştır. Türkiye’de 
olduğu gibi Almanya’daki Türkler arasında da tutunamaz duruma gelmiştir. Bunun en bariz göstergesi 2013 yılı öncesi Almanya’da Türkçe yayında en büyük tiraja sahip olan Zaman Avrupa gazetesidir. 30 bini aşkın aboneye 200’ü aşkın çalışana sahip gazete 2013 sonrası tutumuyla 20 bin abonesini ve reklam 
verenlerini kaybetmiş ve kapanmak zorunda kalmıştır. 

FETÖ medyası ve kurumlarının Almanya ve Alman medyası üzerinde yaptığı propaganda faaliyetlerinin etkileri hala hissedilmektedir. Alman medyasının 
Gülen’e yaklaşımı 2013 öncesi ve sonrası hatta 15 Temmuz sonrasında dahi çok büyük bir değişime sahne olmamıştır. 15 Temmuz sonrasında Alman 
medyasının Gülen’i masum ve eğitime önem veren Islam’ın ılımlı yüzü gibi gösterme gayretleri devam etmiştir. Eleştirel yaklaşımların da yer aldığı Alman 
medyasında çoğunlukla olumlu bir imaj çizilmektedir. FETÖ yapılanması ne zaman bir yayın organına konu olsa istisnasız olarak Gülen’in “diyalog yanlısı, 
Alman yasalarına saygılı Müslümanlar yetiştirdiği” gibi ifadelere yer verilmektedir. Genel itibarıyla yaptıkları eğitim ve diyalog faaliyetleri ön plana çıkartılıp “aslında entegrasyona, ülkeye yararlı bir yapılanma” olduğu imajı ağır basmaktadır. Bu yayınlar Almanya ve Alman halkı üzerinde oluşturulan “eğitim ve diyalog” merkezli imaj çalışmasının başarılı bir şekilde uygulandığını göstermektedir. 

Bir diğer husus FETÖ mensuplarının özellikle son 2-3 sene Alman medyasına röportajlar vermeye, makaleler yazmaya ve televizyon programlarına çıkmaya 
başlamasıyla direkt propaganda yapacakları bir mecra bulmuş olmalarıdır. Süleyman Bağ, Ercan Karakoyun gibi Almanya’daki FETÖ’nün önde gelen isimleri Alman medyasında daha sık görünür olmuşlardır. Burada şunu belirtmek gerekir ki FETÖ kendi adlarına konuşacak muhatap kişiyi kamuoyuna bildirdiğinden Alman medyası da doğal olarak onları davet etmektedir. FETÖ’nün resmi muhatap gösterdiği Ercan Karakoyun, özellikle darbe teşebbüsü sonrası Alman medyasında darbenin Gülen tarafından yapıldığını saçma bir iddia olarak nitelendirmiş, Erdoğan’ın bir günah keçisi arayıp bulduğunu ve bütün suçları bu 
yapıya yüklediğini defaatle dile getirmiştir. ZDF, N24, Das Erste gibi kanallarda bu iddiayı sürdürmüş, yazılı basına birçok açıklama yapmıştır. Yine Karakoyun, 
Mayıs 2016’da Frankfurter Allgemeine Zeitung’a yazdığı makalede Türkiye’ye yönelik karalamalarını devam ettirmiştir.88 

FETÖ medyasının Almanya’da Türklere yönelik yapılanması özellikle darbe teşebbüsünden sonra yavaş yavaş bitme noktasına doğru ilerlemektedir. Türkiye aleyhine yayınlarla Almanya’da yaşayan Türklerin desteğini büyük ölçüde kaybettiğinden bu konudaki medya faaliyeti başarıyla  sonuçlanmayacaktır.  
Zaman Avrupa, Ebru TV (QLAR) ve STV Avrupa’dan sonra zaman-online.de'de yayın hayatını sonlandırmıştır. Belki Almanca yayın yapan sitelerinden Alman kamuoyuna ve FETÖ’ye sempati duymaya devam eden Türklere yönelik faaliyetlerini sürdüreceklerdir. Nitekim FETÖ’nün Alman medyası ve kamuoyuna yönelik propaganda faaliyetlerinde ise aksine yukarı yönlü bir ivme söz konusudur. FETÖ belki klasik medya yoluyla değil fakat okulları, dershaneleri, enstitüleri ve vakıfları aracılığıyla propaganda faaliyetlerine devam etmektedir.  

Almanya’da FETÖ’nün Siyasi Yapılanması 

FETÖ üyeleri Alman politikacılar üzerinde belirli bir etkiye sahip olabilmek ve örgüt lehine lobi yapabilmek için eyalet başbakanları ve bakanlarından belediye 
başkanları ve milletvekillerine kadar geniş bir yelpazedeki önemli Alman siyasetçi ve kişilerle ilişki kurmaya özel bir önem vermişlerdir.89 Bu noktada Sol Parti (Die Linke) dışındaki Federal Mecliste temsil edilen bütün partilere mensup politikacılarla ilişki kurma konusunda dikkate değer bir mesafe kat ettikleri söylenebilir.90 Örneğin örgüt üyeleri tarafından CDU partisinden Almanya Federal Meclisi eski Başkanı Rita Süssmuth’un örgüte yakınlığıyla bilinen Kültürlerarası Diyalog Forumu Danışma Kurulu’nda görev alması sağlanmıştır.91 Benzer şekilde Alman Parlamentosu Bundestag’daki Yeşiller Grubu’nun Dış Politika Sözcüsü Omid Nouripour, Gülen’e yakınlığıyla bilinen Frankfurt merkezli Kültürlerarası Diyalog Forumu’nun (Forum für Interkulturellen Dialog e.V.-FID) danışma kurulunda görev almıştır.92 Bu ve benzeri örnekler örgütün lobi gücünü göstermesi açısından dikkate değerdir.93 

“Camiler yerine okullar inşa edin” sloganı etrafında profan bir program ile Almanya’da çalışmalar yapan FETÖ, bu yaklaşımı ile Alman karar alıcılarında 
sempati uyandırmayı başarmıştır. Örgüt bu adımının “Almanya Islam’ı” kavramı altında Almanya’daki Islam anlayışının asimilasyonuna hizmet edecek 
şekilde evrilmesine yönelik çalışmalar yürüten Alman politikacılarca olumlu karşılanacağının farkındaydı. FETÖ yukarıda değinilen siyasetçiler Süssmuth 
ve Nouripour’un yanı sıra Yeşiller Partisi Eş Başkanı Cem Özdemir ve SPD’den Gesine Schwann gibi önemli Alman politikacıların desteğini almayı başardı. 
Örgüt üyeleri sözü edilen siyasetçilerin gerek oy kaygısı gerekse dillerinden hiç düşürmedikleri, ülkede bulunan üç milyona yakın Türkiye kökenli insanın 
“entegrasyon”unu hedefleyen her tür oluşumu destekleyeceklerinin bilincinde olarak hareket etmekteydiler. 

Son olarak FETÖ mensupları özellikle 11 Eylül’den sonra ABD’de daha çok önem kazanan “radikal Islam’a karşı ılımlı Islam” formülünün Almanya’da da 
etkili olacağının farkında olarak hamleler yapmışlardır. 

Yukarıda sözü edilen açık ya da gizli çıkar ve hedef birliği içinde FETÖ mensupları, Alman politikacılarını ülke çapında düzenlemiş oldukları etkinliklere davet edip onları “diyalog” ödülleri ile “onur”landırdılar. Bunun dışında klasikleşen “Türkiye gezileri” adı altında kendi denetimlerindeki kuruluşlar gerek politikacılar gerekse medya mensuplarına gezdirilerek muhataplarının gözünde kendi konumlarının olduğundan daha güçlü görünmesini sağlayacak şekilde propaganda yaptılar. Böylece bir yandan Almanya’daki karar mercileri ile ilişkilerini güçlendirirken öte yandan muhataplarının hem Almanya hem de Türkiye’de kendilerini dikkate almalarını sağladılar. Bu stratejinin işe yaradığı Federal Almanya hükümetinin bir soru önergesine vermiş olduğu cevaptan anlaşılmaktadır. Sol Parti milletvekillerince Mart 2014’te Meclise getirilen soru önergesinde FETÖ’nün Almanya iş dünyasındaki yapılanması olan Federal Işveren Dernekleri Konfederasyonu (BUV) ile hükümet arasındaki ilişkilerin mahiyeti sorulmuş ve buna cevap olarak, “BUV, Türkiye’de bakanlıklar, kurumlar ve iş dünyasındaki diğer aktörlerle yakın ilişkilere sahiptir” şeklinde bir cümle kullanılmıştır. 

FETÖ mensupları izledikleri bu stratejiyle Alman siyasetçilerini Alman basınının ısrarlı soruları karşısında koruma kalkanı olarak kullanmayı da bilmişlerdir. 
Örnek olarak FETÖ örgütlenmesi, öncesinde de Türkiye ve Alman-ya’daki Türk diasporası ile çok iyi ilişkileri olan –Federal Almanya Parlamentosu 
eski Başkanı Rita Süssmuth’un da aralarında bulunduğu– birçok siyasetçi ve bilim adamının örgüt hakkındaki görüşlerinin alındığı Alman televizyon kanalı 
WDR’in 15 Nisan 2013 tarihli “Der Lange Arm des Imam” (Imam’ın Uzun Kolu) isimli belgeselden söz etmek gerekir. Belgeselde Süssmuth’un örgütün çelişkileri kendisine gösterildiğindeki ilk tepkisi şaşırtıcı bir şekilde olguları çarptıracak biçimde tevil etmek yönünde olmuştur.94 FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’in harekete ait Fransızca bir web sitesinde yayımlanmış bir yazısında “Islam dininden irtidat etmenin cezasının ölüm olduğu” şeklindeki görüşünü nasıl yorumlamak gerektiği sorusu karşısında oldukça şaşırmış göründüğü belli olan Süssmuth kaçamak cevaplar vermiştir. Açıklamalarıyla adeta FETÖ’ye kol kanat geren Süssmuth giderek artan kamuoyu baskısı karşısında örgütün o dönemdeki önemli bir teşkilatlanması olan Kültürlerarası Diyalog Forumu mütevelli heyeti 
üyeliğinden ayrılmak zorunda kalmıştır. Aynı şekilde Yeşiller Partisi’nin Dış Politika Sözcüsü Omid Nouripour da Kültürlerarası Diyalog Forumu’nun Hessen 
kolu mütevelli heyet üyeliğinden ayrılmıştır.95 

FETÖ’nün Almanya’daki siyasi etkinliğinin bir başka kanıtı da yukarıda sözü edilen belgeselin aslında 25 Haziran 2012 tarihinde ve “Die Stille Armee des 
Imam” (Imam’ın Sessiz Ordusu) ismiyle yayımlanmasının planlandığının ortaya çıkmasıdır. Sol Parti’nin Alman Parlamentosunda vermiş olduğu bir soru 
önergesinde konuyla ilgili olarak programın devlet televizyonu WDR’de gösterilmesinin ertelenmesine açıklama getirilmesi istenmiştir. Aynı soru önergesinde yine WDR kanalında ancak 15 Nisan 2013 tarihinde, bu sefer ismi değiştirilerek yayımlanmasına müsaade edilen belgeselin içeriğinde de değişiklik yapılıp yapılmadığı ile ilgili olarak hükümetten bilgi istenilmiştir. Hükümet yetkilileri sorulara konuyla ilgili bilgileri olmadığı şeklinde cevap vermişlerdir.96 

FETÖ’nün Almanya siyasetinde ağırlığını artırmasına yarayan bir başka araç da kendilerine bağlı paravan dernekler aracılığıyla düzenledikleri “Pangea Matematik Olimpiyatları”, “Alman-Türk Kültür Olimpiyatları”, dinlerarası diyalog çalışmaları, kültürlerarası sempozyumlar, yıllık festival ve ödül törenleri gibi etkinliklere Almanya’nın siyasetten spora, sanattan akademiye kamuoyunca tanınmış isimlerinin davet edilmesidir. Bu şekilde önemli oranda medyatik bir görünümekavuşan FETÖ aynı zamanda söz konusu etkinliklerin çok sayıda üst düzey politikacının himayesi altında gerçekleştirilmesini de sağlayarak97 gerek Almanya gerekse faaliyette bulundukları dünyanın diğer ülkelerinde “doğal” bir meşruiyete kavuşma imkanı bulmuştur. Aynı etkinlikler sayesinde FETÖ’nün 
Almanya’daki çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarından finansal destek aldığı da bilinen hususlardandır. 

FETÖ’nün Almanya’daki çok sayıda okul, dershane ve derneği koordine etmek üzere 2013 yılında kurduğu Diyalog ve Eğitim Vakfı, 6 Mayıs 2014 tarihinde 
aralarında SPD’nin cumhurbaşkanlığı eski adaylarından antikomünist Gesine Schwan’ın da bulunduğu çok sayıda davetlinin katıldığı bir törenle Alman 
kamuoyunda göz ardı edilemeyecek bir görünürlüğe adım atmıştır. 75 kişinin toplam 160 bin avro kaynak sağlayarak kurdukları vakfın başkanlığını üstlenen 
Ercan Karakoyun, vakfın kısaca “hizmet” olarak adlandırdıkları FETÖ yapılanmasının başta siyaset ve medya dünyası olmak üzere tüm Alman kamuoyu bileşenleri için muhatap olacağını belirtmiştir.98 

FETÖ yapılanmasının Almanya’da izlediği kamuoyunda pozitif görünürlük stratejisinin hedefinin –yukarıda bahsedilen amaçlarının dışında– aynı zamanda 
Alman iç istihbarat örgütü Bundesamt für Verfassungsschutz’un (Anayasayı Koruma Teşkilatı) dikkatini çekmemeyi de içerdiği düşünülmelidir. Gerek Alman 
toplumunun örgütlenmeye şüphe ile yaklaşan kesimleri gerekse Almanya’daki Türk diasporasının rahatsızlıklarının kamuoyunda sıkça dile getirilmeye 
başlanmasının örgüt içinde tedirginliği artırdığı söylenebilir. Özellikle 2013 yılında örgütün Türkiye yapılanmasının deşifre olmaya başlamasıyla Alman 
makamları ile daha fazla iş birliğine muhtaç hale geldiği düşünülen99 örgütün bir de Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın gözlemi altına girmeye niyeti olamazdı. 

Bununla birlikte özellikle Sol Parti’nin defaatle Alman Meclisinde soru önergesi vererek FETÖ hakkında bilinmeyen gerçekleri ortaya çıkarmaya çalıştığı ve 
Almanya için tehlikeli olup olmadığı hakkında bilgi sahibi olunması amacıyla Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın görevlendirilip görevlendirilmediğini öğrenmeye 
çalıştığı görülmektedir.100 

Baden-Württemberg Eyaleti Anayasayı Koruma Teşkilatı, 25 Temmuz 2014 tarihinde Sol Parti tarafından Mecliste verilen bir soru önergesini, 
“Gülen Hareketi”nin kamuoyu ile paylaştıkları ile demokratik değerler arasında bir zıtlık bulunduğu, “Gülen Hareketi’nin düşünce yapısının birçok demokratik 
değere aykırı düştüğü, Gülen’in din devleti eğilimli olduğu” şeklinde cevaplamıştır.101 Benzer sonuçları Almanya’da sözü edilen yapılanma hakkındaki araştırmaları ile tanınan akademisyen Ralph Ghadban da paylaşıyor. Ghadban’ın Baden-Württemberg Eyaleti’nden SPD parti yetkilileri için hazırlamış 
olduğu bir raporda “Gülen Hareketi”nin resmi bir siyasal parti kurmaksızın politika icra eden bir hareket olduğu vurgulanırken yapının bu şekilde devlet 
kontrolünden kaçmayı başardığı ifade edilmektedir. Ghadban ayrıca söz konusu yapının demokratik olmamasını da demokrasinin vazgeçilmezi şeffaflık 
ve açık bir diyalogdan mahrum olmakla ilişkilendirmektedir.102 

3 CÜ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR..,


****

ALMANYA’DA FETÖ YAPILANMASI VE ALMANYA’ NIN FETÖ POLİTİKASI BÖLÜM 1


ALMANYA’DA FETÖ YAPILANMASI VE ALMANYA’NIN FETÖ POLİTİKASI  BÖLÜM 1


KEMAL İNAT, 
ENES BAYRAKLI, 
KAZIM KESKİN, 
ÖMER YILMAZ, 
HALİL İBRAHİM DOĞAN, 
SERRA CAN 





ALMANYA’DA FETÖ YAPILANMASI VE ALMANYA’NIN FETÖ POLITIKASI 
RAPOR

COPYRIGHT © 2017 
Bu yayının tüm hakları SETA Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı’na aittir. SETA’nın izni olmaksızın yayının tümünün veya bir kısmının elektronik veya mekanik (fotokopi, kayıt ve bilgi depolama, vd.) yollarla basımı, yayını, çoğaltılması veya dağıtımı yapılamaz. Kaynak göstermek suretiyle alıntı yapılabilir. 

SETA Yayınları 79 
I. Baskı: 2017 
ISBN: 978-605-4023-99-8 

Uygulama: Erkan Söğüt 
Kapak Fotoğrafı: shutterstock.com 
Baskı: Turkuvaz Haberleşme ve Yayıncılık A.Ş., İstanbul 

SETA | SİYASET, EKONOMİ VE TOPLUM ARAŞTIRMALARI VAKFI 
Nenehatun Cd. No: 66 GOP Çankaya 06700 Ankara TÜRKİYE 
Tel: +90 312 551 21 00 | Faks: +90 312 551 21 90 
www.setav.org | info@setav.org | @setavakfi 

SETA | İstanbul 
Defterdar Mh. Savaklar Cd. Ayvansaray Kavşağı No: 41-43 
Eyüp İstanbul TÜRKİYE Tel: +90 212 395 11 00 | Faks: +90 212 395 11 11 

SETA | Washington D.C. 
1025 Connecticut Avenue, N.W., Suite 1106 
Washington D.C., 20036 USA Tel: 202-223-9885 | Faks: 202-223-6099 
www.setadc.org | info@setadc.org | @setadc 

SETA | Kahire 

21 Fahmi Street Bab al Luq Abdeen Flat No: 19 Cairo EGYPT 
Tel: 00202 279 56866 | 00202 279 56985 | @setakahire 


Kemal Inat, 
Enes Bayraklı, 
Kazım Keskin, 
Ömer Yılmaz, 
Halil Ibrahim Doğan, 
Serra Can 

Katkıda Bulunanlar 

Hacı Mehmet Boyraz, 
Oğuz Güngörmez 

İÇİNDEKİLER 

GİRİŞ  7 
ALMANYA’DA FETÖ YAPILANMASI  9 

ALMANYA’DA FETÖ KURUMSALLAŞMASININ TARIHI VE PROFILI  9 
FETÖ AĞLARI  17 
Eğitim Ağı  17 
FETÖ’nün Almanya’daki Gelir Kaynakları  22 
Medya Ağı  29 
Almanya’da FETÖ’nün Siyasi Yapılanması  34 

ALMANYA’NIN FETÖ POLITIKASI  39 

15 TEMMUZ ÖNCESI ALMANYA’NIN FETÖ POLITIKASI  39 
15 TEMMUZ SONRASI ALMANYA’NIN FETÖ POLITIKASI  43 

SONUÇ  51 

***

EK1: FETÖ ALMANYA YAPILANMASI  54 


GİRİŞ 


Ekonomik, siyasi ve kültürel açıdan Türkiye ile çok yakın ilişkilere sahip bir ülke olan Almanya, Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) çok kuvvetli örgütlendiği 
ülkelerin başında gelmektedir. 
Örgütün Almanya’yı önemli merkezleri arasında seçmesinin nedenlerinin başında bu ülkenin 3 milyon civarında .yarıya yakını Alman vatandaşı olan. ciddi bir Türkiye kökenli nüfusa sahip olması gelmektedir. Türki-ye’den sonra en fazla Türkiye kökenli insanın yaşadığı ülke olan Almanya, FETÖ tarafından kendisine eleman kazanma ve finansal destek sağlama konularında verimli topraklar olarak görülmüştür. Ayrıca Almanya’nın Avrupa’nın en büyük ekonomik gücü olması, güç kavramını her zaman çok önemseyen FETÖ’nün bu ülkede yerleşmesi için önemli bir kriter haline gelmiş ve örgüt Almanya’nın Avrupa 
üzerindeki nüfuzunu kendi çıkarları için kullanmayı hesaplamıştır. Son olarak Berlin yönetiminin FETÖ mensuplarına kucak açması ve ülkedeki örgütlenme sinde her türlü kolaylığı sağlaması da yapının Almanya’yı önemli merkezlerinden biri olarak seçmesinin gerekçelerinden birini oluşturmuştur. 

FETÖ’nün diğer ülkelerde olduğu gibi Almanya’daki örgütlenmesine de eğitim ve medya alanından başladığı, ardından ekonomi çevreleri ve siyaset dünyasından 
dostlar edinme arayışına girdiği görülmektedir. Klasik bir dini cemaat gibi davranmaktan ısrarla kaçınarak Almanya’daki siyasi otoritelerin karşı çıkmayacağı eğitim alanında faaliyete başlaması ve bu ülkedeki Türkiye kökenlilerin Alman toplumuna entegre olmasını savunan “diyalog” dernekleri altında örgütlenmesi başka ülkelerdeki organizasyon biçimleriyle benzerlik arz etmektedir. 

Pensilvanya’daki liderine doğrudan bağlı, hiyerarşik ve gizli örgüt yapısını eğitim ve kültürlerarası diyalog kavramlarıyla kamufle etmeye çalışan FETÖ, Alman-
ya’daki önemli siyasi figürlerle çeşitli yollarla yakınlık kurmak suretiyle onların desteğini almaya çalışmıştır. 

FETÖ’nün Almanya’da siyaset ve medya dünyasında kendisini destekleyecek “dostlar” bulma arayışının ne kadar başarılı olduğu, bu ülkenin 17-25 Aralık ve 
özellikle de 15 Temmuz darbe girişimi sonrasındaki Türkiye politikasında görülmektedir. 

Diğer taraftan Berlin’in bu tutumunun arkasında sadece FETÖ’nün başarısı değil aynı zamanda Alman hükümetinin söz konusu terör örgütünü Türkiye’ye 
karşı kullanışlı bir kart olarak görmesi de önemli bir rol oynamaktadır. 
Türkiye’nin bütün taleplerine rağmen FETÖ’yü bir terör örgütü olarak tanımayan Berlin yönetimi, bu örgütün 15 Temmuz darbe girişiminin arkasındaki temel 
aktör olduğunu da kabul etmeye yanaşmamaktadır. Aynı şekilde Alman hükümeti, ülkesine kaçan Zekeriya Öz ve Celal Kara gibi FETÖ’nün önemli isimleriyle diğer örgüt mensubu kamu görevlilerini de Türkiye’ye iade etmeyi reddetmektedir. 

Almanya’nın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Teröre yataklık yapıyor” suçlamalarına maruz kalmayı ve Türkiye ile zaten son dönemde sorunlu 
olan ilişkileri daha fazla riske atmayı göze alarak FETÖ’ye bu kadar sahip çıkmasının nedenlerine raporun ilerleyen sayfalarında değinilecektir. Berlin’in bu 
tutumu, FETÖ konusunda da, PKK meselesindekine benzer bir politika izleyeceği endişelerine yol açmaktadır. Yani Ankara’yı oyalayan, sabrının sınırlarını 
zorlayan ve teröre karşı iş birliğinden kaçınan bir politika söz konusu olacak gibi görünmektedir. FETÖ’nün de PKK gibi, Almanya’da kendisine korunaklı bir alan 
bulması ve Türkiye karşıtı faaliyetlerini bu ülkede rahat bir şekilde yapabilmesi Türk-Alman ilişkilerinde derin çatlaklar açacaktır. Almanya’daki liderlerin 
bu riskin ne kadar farkında olduklarını, farkındalarsa Türkiye’deki meşru iktidara karşı onun terör örgütü olarak tanımladığı FETÖ’yü tercih etmekte 
ne kadar ısrarcı olacaklarını ve bu tercihlerinin ne gibi sonuçlar doğuracağını zaman gösterecektir. 

ALMANYA’DA FETÖ YAPILANMASI 
ALMANYA’DA FETÖ KURUMSALLAŞMASININ TARİHİ VE PROFİLİ 

FETÖ’nün Almanya’daki varlığına bakıldığında Türkiye’de ve dünyanın diğer ülkelerinde olduğu gibi iki boyutlu bir yapılanmadan söz edilebilir: 
Bunlardan birincisi örgütün toplum içerisinde görünen sivil toplum kuruluşları, eğitim kurumları ve medya alanındaki yayın organları gibi unsurlarla temsil 
edilen tarafını oluşturmaktadır. 
Ikinci boyut ise örgütün görünmeyen ve dışarıya karşı örgüt üyelerince genellikle inkar edilen ve gizlenmeye çalışılan yapılanmasına işaret etmektedir. 
Ikinci boyuttaki yapılanma birinci boyutta yer alan yapı ve kurumları bir araya getiren ve çimento vazifesi gören yapılanmadır ki başında Almanya imamı yer 
almaktadır. Bu yapılanma dışarıya açık olmamakla birlikte örgütün Türkiye’deki organizasyon yapısı ile benzerlikler arz ettiği örgütten ayrılanların ifadelerinden 
anlaşılmaktadır. 
Yani en tepedeki Almanya imamının altında eyalet imamları, il imamları, abiler ve ablalar yer almaktadır.1 Örgüt üyeleri dışarıya karşı perde önünde yer alan 
birinci boyuttaki yapılanmanın birbiri ile doğrudan bağlantılı olmadığını, Gülen’ den sadece ilham aldıklarını iddia etseler de bu yapının perde arkasındaki 
yapılanma sayesinde bir yeknesaklık arz ettiği bilinmektedir. 

Örgütün Görünen Yüzü ve Almanya’ya Yerleşmesi 

Almanya’daki FETÖ yapılanması ülkedeki geleneksel Islami cemaat yapılanmalarından farklı bir görünüm arz etmektedir. Zira Türkiye kökenli muhafazakar gruplar buluşma noktası olarak genellikle camiler inşa edip dini eğitim konusuna ağırlık verirken FETÖ taraftarlarının bunun yerine seküler görünümlü eğitim kurumlarına öncelik verdiği görülmektedir. Hatta FETÖ’cüler, Müslümanların Almanya’daki haklarını savunan, Müslüman kimliği ağır basan bir yapı olarak görülmemek için azami gayret göstermektedir. Bunun için diğer Islami gruplardan kendisini uzak tutmaya çabalamakta, Müslüman kimliği ile ön plana çıkan dernek ve yapılanmaların içerisinde yer almamaktadır. Bunun yerine diyalog faaliyetlerine ağırlık vermekte ve kiliselerle iş birlikleri geliştirmektedir. 
Hatta yasalar izin vermesine rağmen okulların eğitim programına Islam dini dersleri dahil edilmemektedir.2 

Dolayısıyla ülkedeki yaygın ifadesiyle “Gülen Hareketi” denilince örgütün daha ziyade eğitim alanındaki faaliyetleri akla gelmektedir. Nitekim Fetullah Gülen’in 
“Cami yerine okul inşa edin” çağrısına uyan örgüt üyeleri ülke çapında Alman devleti tarafından tanınan yüzlerce dershane, okul ve derneği kurumsal ağına 
dahil etmiştir.3 Bunun yanında örgütün ülke çapında birçok anaokulu ve sayısız öğrenci evi bulunmaktadır ki bu evler tıpkı Türkiye’de olduğu gibi hem örgütün 
Gülen‘in öğretileri çerçevesinde şekillenen ideolojik formasyonunun verildiği merkezleri hem de örgüte eleman kazandırma mekanları olarak kullanılmaktadır.4 

Aslında Fetullah Gülen 1970’li yılların ikinci yarısından itibaren Almanya’ya önem vermiş ve bu ülkedeki Türklere vaaz ve konferanslar vermek için Almanya’yı 
sık sık ziyaret etmiştir. Ancak o dönemde Türkler arasında aradığı desteği yeterli düzeyde bulamamıştır.5 Örgütün ülkedeki ilk kurumsallaşma çabaları 
eğitim alanında 1990’ların ortalarından itibaren başlamıştır. 1995’te Stuttgart’ta Das Bildungshaus BIL isimli etüt merkezinin kurulmasıyla başlayan süreç diğer 
şehirlerde de benzer etüt merkezleri ve kreşler açılmasıyla devam etmiştir. Açılan etüt merkezlerinin sayısı günümüzde 150 civarına ulaşmış olup6 bu merkezler toplumun tabanına ulaşmada FETÖ taraftarları açısından kilit rol oynamaktadır.7 

2003 yılından itibaren ise ikinci evreye geçilmiş ve ilk özel okullar kurulmaya başlanmıştır.8 Başta Stuttgart, Berlin, Köln, Hamburg, Hannover, Mannheim 
ve Karlsruhe gibi büyükşehirler olmak üzere toplamda özel okul sayısı 24’e ulaşmıştır.
9 Özel okul statüsünde olan ve denkliği Alman devleti tarafından da tanınan bu okullar eyaletlere göre değişik dernekler tarafından kurulup işletilmektedir. 
Gerekli şartları yerine getirdikten sonra eyaletlere göre değişen oranlarda önemli miktarda devlet yardımı alan bu okullarda öğrencilerden aylık ortalama 
300 avro ücret alınmaktadır.10 
Fetullah Gülen’den sadece ilham alındığı iddia edilip resmi olarak bağları inkar edilse de11 başta büyükşehirler olmak üzere birçok yerleşim biriminde aktif 
olan 300 dolayında STK örgütün yereldeki temsilcileri vazifesini görmektedir.12 
Ağırlıklı olarak diyalog derneği olarak bilinen bu STK’larda sadece kendi davalarına gönül vermiş Türkiye kökenli insanların değil Kürt ve Alevi gibi Türk 
toplumunun değişik etnik ve dini alt gruplarından kişilerin yanı sıra toplumun çeşitli düzeylerinden Almanların da bulunmasına özel bir önem verilmektedir.13 
Etüt merkezleri ile yakın bir dayanışma içerisinde bulunan bu derneklerin önemli bir diğer özelliği ise eğitmenlerinin Türkiye ve Almanya kökenli karma bir yapıya 
sahip olmasıdır. Hatta Bonner Bildungs-Center ve Internationaler Bildungs- und Umweltverein gibi bazı derneklerde Müslüman olmayan Alman eğitmenlerin 
ağırlıkta olması dikkat çekicidir.14 Izledikleri bu stratejiyle FETÖ üyeleri hem dışarıya karşı propagandasını yaptıkları ılımlı Müslüman profilinin altını doldurmaya hem de toplumsal düzeyde bir destek elde etmeye çalışmaktadır. 

Örgütün kurumsallaşma çabaları çerçevesinde diyalog derneklerinin bir kısmının bir araya gelmesiyle Alman Diyalog Kurumları Birliği (Bund Deutscher 
Dialog Institutionen) oluşturulmuştur. Diyalog dernekleri için bir nevi çatı örgütü niteliğinde olan bu birlik 2013 yılından beri “Alman Diyalog Ödülü” adı altında 
Alman toplumunun önde gelen simalarına diyalog ödülleri dağıtmaktadır.15 Dağıtılan bu ödüller sayesinde örgüt hem kendisine yakınlık ya da sempati duyan özellikle Alman toplumunun önde gelen yüzlerini kendisine daha fazla bağlama ya hem de her toplumda ihtiyaç duyulan hoşgörü ortamına katkı yaptığı propagandasıyla sempati toplamaya çalışmaktadır. 

2013 Aralık ayından beri ise Diyalog ve Eğitim Vakfı (Stiftung Dialog und Bildung) Almanya’daki örgütün halkla ilişkiler sorumlusu şeklinde hareket etmekte olup örgüt ile ilgili Alman toplumunda bulunan soru işaretlerini gidermeye yönelik çalışmaktadır.16 Vakfın başkanı ve örgütün Almanya’daki temsilcisi şeklinde lanse edilen Ercan Karakoyun vakfın kuruluş gerekçesini şu sözlerle açıklamaktadır: “Gülen ve ‘Hizmet’ hareketinin medyada, siyasette ve akademik çevrelerde çokça konuşulması örgütün Almanya ve diğer ülkelerdeki faaliyetlerinin daha yoğun şekilde anlatılması ihtiyacını doğurmuştur.”17 Ancak vakfın 2013 sonlarındaki kuruluşu, aynı dönemde yaşanan 17-25 Aralık darbe girişimi ile birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’de hükümetle mücadeleye girişen örgütün, en fazla Türkiye kökenli vatandaşın yaşadığı Almanya’daki konumunu güçlendirerek hükümeti zor durumda bırakmak için gösterdiği çabaların bir parçası olarak değerlendirilebilir. 

Örgüt “Pangea Matematik Olimpiyatları” adı altında yarışmalar ile “Alman-Türk Kültür Olimpiyatları” düzenlemekte ve “kültürlerarası diyalog” alanında 
başarı gösterdiğini düşündüğü insanlara ödüller vermektedir. Böylelikle Almanya’da yaşayan Türk toplumunun Alman toplumuna “entegrasyon”u konusunda hassasiyet gösteren yerel ve üst düzey kamu görevlilerinin sempatisi toplanmakta ve örgüt ile ilgili olarak kamuoyunda pozitif bir algı oluşturulmaktadır.18 
FETÖ’nün dışa bakan yüzü aslında Alman toplumunun göçmenlerden beklentileriyle de örtüşmektedir. Zira örgüt dışa dönük olarak iyi eğitilmiş, iyi Almanca konuşabilen ve Islam’ın her türlü aşırı yorumundan uzak duran bir nesil yetiştirme gayretinde olduğu propagandasını yapmaktadır ki bu da Alman toplumu ve otoritelerinin Türk toplumundan beklentileriyle ziyadesiyle uyum içerisindedir.19 

FETÖ’nün Almanya’daki medya ayağının amiral gemisi Offenbach merkezli World Media Group AG’dir.20 Grup çatısı altında çok sayıda televizyon, gazete ve 
internet haber sitesi faaliyet göstermekteydi. Ancak 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında örgütün Türkiye’de zayıflaması bu faaliyetlerinin bir kısmını 
durdurmasına, geriye kalanları ise azaltmasına yol açmıştır. Bu durum Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli insanların örgüt elitinin takip ettiği politikayı benimsemediğinin bir ifadesi olarak da yorumlanabilir. 

Ancak örgütün medyayı kullanması resmi olarak görünür olan kurumların ötesine taşmaktadır. Zira Türkiye’de dershanelerin kapatılması ve ardından 17-25 Aralık sürecinde açıkça Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ile mücadeleye girişen örgütün, Alman kamuoyunu etkilemek ve Türk hükümetini uluslararası alanda zor duruma düşürmek için üyelerine sosyal medyayı aktif olarak kullanmaları yönünde telkinlerde bulunduğu eski üyelerin Alman medyasına verdiği beyanatlardan anlaşılmaktadır.21 

Örgütün diğer alanlardaki yapılanmasına benzer şekilde ekonomi alanında da eyaletlere göre farklı dernekler adı altında bir yapılanma söz konusudur. 
FETÖ’ye yakınlığıyla bilinen esnaf, küçük ve orta ölçekli şirketlerin bir araya gelmesiyle oluşturulan dernekler 2009 yılında Girişimciler Derneği 
Federal Birliği (Bundesverband der Unternehmervereinigung, BUV) isimli çatı örgütünün altında birleşmişlerdir. 20 derneğin üye olduğu BUV, 
3 binden fazla işletmeyi temsil ettiğini iddia etmektedir.22 

Son zamanlarda örgütün Alman siyasetine sızma girişimleri de dikkati çekmektedir. 

Örgüt yöneticilerinin taraftarlarına Sosyal Demokrat Parti (SPD), Hıristiyan Demokrat Parti ya da Yeşiller’e üye olmaları konusunda telkinlerde bulunduğu 
itirafçıların medyaya yansıyan ifadelerinde yer almıştır.23 Bu bağlamda Alman kamu televizyonu ARD, Gülencilerin Leipzig’deki SPD’ye sızma çalışmaları 
ile ilgili çarpıcı bilgiler paylaşmıştır.24 Örneklerinin sayısı fazlalaştırılabilecek bu tür çabalar FETÖ’cülerin Alman siyasetine sızarak örgütün lobi gücünü artırma 
gayretlerinin bir parçası olarak yorumlanabilir. Yine ülkede yapılan yorumlara göre eğitim başta olmak üzere toplumsal yaşamın birçok alanında örgütlenen 
FETÖ’ye mensup insanların ilerleyen dönemde devlet kadroları, siyasal partiler ve toplumda daha önemli makam ve mevkilere gelmesi beklenmektedir.25 

FETÖ’nün Batı toplumunun hoşuna gidecek diyalog, eğitim, tolerans, düşünce özgürlüğü, kadın-erkek eşitliği gibi kavramları ön plana çıkarması26 ve Batı’ya 
ılımlı Islam’ı vaat etmesine karşılık arka plandaki faaliyetleri Alman toplumu ve devlet yetkililerinde şüphe uyandırmaktadır.27 Ülkede “Gülen Hareketi” olarak 
tanınan örgütün modern Islami bir eğitim vakfı mı yoksa tehlikeli bir tarikat mı olduğu uzmanlar ve politikacılar arasında tartışılagelen bir konu olmuştur.28 
Dolayısıyla aslında Alman toplumunun önemli bir kesiminin ülkedeki FETÖ yapılanmasına şüphe ile yaklaştığı görülmektedir.29 

Örgütün Gizli Yüzü 

FETÖ’nün gizli yapılanmasıyla ilgili açık kaynaklarda bilgi edinmek zor olsa da örgütten ayrılanların yaptığı ifşaatlar bu konu ile ilgili fikir vermektedir. 
Bu yapıdaki sıkı hiyerarşik örgütlenme, perde önündeki eğitim, sosyal ve ekonomik alanlarda yer alan kurumları bir araya getiren çimento vazifesini 
görmektedir.30 
Bu boyuttaki yapılanma, örgütü cemaat bilinciyle hareket eden, örgüt yöneticileri tarafından belirlenen gündem ve politikaları gerçekleştirmek üzere yekvücut hareket eden bir yapı haline getirmektedir. Dolayısıyla perde gerisinde yer alan ve dışarıya karşı varlığı örgüt üyeleri tarafından genellikle inkar edilen bu ikinci boyut sayesinde örgütün Almanya’daki kurumsal yapısı Pensilvanya’dan idare edilen ve dünya çapında organize şekilde hareket eden yapının bir kolu haline gelmektedir. 

Dünya genelindeki FETÖ yapılanmasının önemli bir halkası olarak Almanya’da da Türkiye ve diğer ülkelerdekine benzer hiyerarşik bir yapılanma söz konusudur. 
Almanya yapılanmasının başında Almanya imamı Hayrettin Özkul yer almakta olup onun emri altında eyalet imamları ve onların da altında bölge 
imamları yer almaktadır.31 Örgütün Avrupa imamı ve Gülen’in en yakınlarından Abdullah Aymaz’ın Almanya’da yaşıyor olması ise hem örgütün Almanya’daki 
kurumsal altyapısının gücünü göstermesi hem de örgüt nezdinde Almanya’ya verilen önem açısından dikkate değerdir.32 

Bu boyuttaki yapılanma açısından “ışık evleri” denilen öğrenci evleri örgütün dini motivasyonlu ideolojik formasyonunun verilmesi, gizli ajandalarının  oluşturulması  ve uygulanması açısından kritik öneme sahiptir. Gayri resmi olarak faaliyet gösteren bu evlerin Almanya’daki sayıları tam olarak bilinmemekle birlikte yüzlerce ışık evinden söz edilebilir. Bu evler örgütün sıkı hiyerarşik yapısının hüküm sürdüğü ve örgüte eleman temin etme noktasında son derece önemli bir pozisyondadır.33 
Örgütün ülke çapında örgüt bilincine sahip ve örgütünü hem ekonomik hem de diğer açılardan desteklemeye çalışan, net sayısının tespiti mümkün 
olmayan önemli sayıda destekçisi bulunmaktadır.34 

Örgütün arka plandaki bu sıkı hiyerarşi içerisinde örgütlenmiş ve Gülen’in gücünü korumasına hizmet eden yapısının varlığına dönük yorumlar 
15 Temmuz öncesinde de Alman medyasında yer almıştır. O dönemde dahi belli bir süre örgüt içerisinde bulunan ve daha sonra ayrılan kişilerin itirafları 
göstermiştir ki örgüt içerisinde beyin yıkama uygulamalarını andıran eğitim faaliyetleri yürütülmekte, Gülen‘in öğretileri tek gerçek olarak sunulmakta ve 
üyelerinden mutlak itaat beklenmektedir.35 

Almanya’da da Türkiye’de olduğu gibi her meslek grubu için ayrı “sohbet grupları” oluşturulmuştur.36 17-25 Aralık 2013’ten önce de bu gruplar içerisinde siyasi konular konuşulmakta ise de 17-25 Aralık’ın bir nevi milat olduğu, bu tarihlerden itibaren hükümet aleyhinde sıkı bir propaganda dönemine girildiği örgütten ayrılan itirafçıların sözlerinden anlaşılmaktadır. Bu yeni dönemde örgütün Alman kamuoyunu etkilemek ve Türk hükümeti karşısında kendi pozisyonunu tahkim etmek için üyelerinden sosyal medya kullanımı dahil her türlü yöntemi aktif olarak kullanmasını istediği yine örgütten 
ayrılanlar tarafından ifade edilmiştir.37 

Örgüt ayrıca televizyon kanalları, gazete ve dergileriyle hem kendisine finansal destek sağlamaya çalışmakta hem de etki alanını genişletmeye çabalamaktadır. 
Tüm bu yollarla elde etmiş olduğu ekonomik gücü ve Alman makamları üzerinde uzun süre boyunca bilinçli bir şekilde inşa etmeye çalıştığı lobi gücünü ise 1999’dan beri Pensilvanya’dan idare edilen FETÖ’nün hizmetine sunmaktadır.38 

Örgüt her ne kadar elde etmiş olduğu bu gücü, cemaat üyeleri ya da sempatizan larını güdülemek için Türkiye ve Islam’ın hizmetinde kullanacağı 
propagandası nı yapsa da aslında son dönemde ülkemizde yaşanan süreçler net bir şekilde göstermiştir ki FETÖ’nün çıkarlar hiyerarşisinin en üstünde kendi elitleri tarafından belirlenenler bulunmaktadır.39 Islam ve Türkiye sevgisi gibi kavramlar ise FETÖ yöneticileri tarafından sempatizanlarını ve üyelerini 
motive etmek için araçsallaştırılmıştır.40  

FETÖ mensupları ilk zamanlarda Almanya’daki çok büyük çaplı örgütlenmelerinin Fetullah Gülen ile ilişkilendirilme girişimlerine ısrarlı bir şekilde karşı çıkmaktaydı.41 

Almanya’da özellikle basın mensuplarının ısrarlı sorularına muhatap olan örgüt mensupları, kendilerinden yalnızca Fetullah Gülen’den etkilenmiş kimseler olarak söz edilmesini istiyorlardı. FETÖ’nün dünya çapında bir ağ olduğu ve Almanya’ nın da dahil olduğu 170 kadar ülkenin, ABD’de mukim olan Fetullah Gülen tarafından sevk ve idare edildiğinin ortaya çıkması durumunda bu yapının sürekli iddia edildiği gibi siyasi amaçlarının olmadığı tezine kimsenin inanmayacağı bilinen bir husustu. Bunun dışında örgüt mensupları açısından bir yandan insan hakları, demokrasi, kadın erkek eşitliği gibi Batılı muhataplar nezdinde geçer akçe olan değerleri dillendirerek yol almaya çalışırken öte yandan emir-komuta zinciri içinde yapılanmış hiyerarşik bir yapının başında bulunan “soft-Führer”in denetiminde bulunmak gibi çelişkili bir duruma düşmek inandırıcılık açısından 
sakıncalıydı. Işte bu gibi saiklerle hareket eden yapı mensupları, 15 Temmuz 2016 tarihine kadar sözü edilen organik bağı inkar etmelerine rağmen darbe 
girişiminin başarısız olması ve örgüt elebaşı ile darbeciler ve Türkiye bürokrasisi içindeki elemanları arasındaki bağın açığa çıkmasının ardından bazı 
konularda itiraflarda bulunmak zorunda kalmışlardır. 

Örgütün Almanya’daki temsilcisi olarak bilinen Ercan Karakoyun, “Deutschlandfunk” radyosuna vermiş olduğu bir mülakatta artık savunulamayacak olan bir yalanı dile getirmeyi bırakarak, Almanya’da yukarıda sayıları verilen dernek, okul, kreş ve kursların koordine edildiği Diyalog ve Eğitim Vakfı’nın “Gülen Hareketi” ile bağını itiraf etmiştir.42 


FETÖ AĞLARI 

Eğitim Ağı ;

Alman toplumuna kendisini bir sivil toplum kuruluşu olarak tanıtan FETÖ’nün Almanya’daki eğitim ağı 25-30 civarında özel okul ile 150’den fazla etüt 
merkezinden oluşmaktadır.43 
Bunların bir kısmı Alman devletinden maddi destek almaktadır.44 Yakın zamana kadar Groß-Gerau bölgesinin entegrasyon görevlisi olan Sedat Çakır, 
Türk çocuklarının Alman eğitim sisteminde dezavantajlı olmasının bir piyasa boşluğu yarattığı ve FETÖ’nün bu boşluğu iyi eğitim imkanları sunarak lehine kullandığı kanaatindedir.45 Burada not edilmesi gereken husus, FETÖ’nün Almanya’da kendine eleman devşirmesi Türk diasporası üzerinden olduğu gibi, eğitim alanını bir finans kaynağına dönüştürmesi de aynı diasporanın ikinci, üçüncü ve dördüncü nesli üzerinden gerçekleştiğidir. 
Nitekim FETÖ’ye yakınlığı ile bilinen Stuttgart şehrindeki “BIL Okulu”nun Müdürü Muammer Akın ile yapılan röportajda verilen bilgiye göre bu okula giden 
öğrencilerin dörtte üçü Türk asıllıdır.46 Doktora tezi kapsamında FETÖ’nün uluslararası eğitim ağı bağlamında Almanya’da bulunan dört FETÖ derneğini 47 
incelemiş olan Bekim Agai, Almanya’nın her büyük şehrinde en az bir tane eğitim derneğinin bulunduğu sonucuna varmaktadır. Agai, derneklerde eğitimcilerin hem Alman hem Türk asıllı, bazı kurumlarda ise yalnızca Alman asıllı olmalarını karakteristik bir özellik olarak adlandırmaktadır.48 

Almanya’daki FETÖ eğitim kurumlarını da içinde barındıran uluslararası FETÖ yapılanması üç halkadan oluşmaktadır: Dış halkayı oluşturan grup bu yapıya sempati duyanlar, haftalık toplantılara katılanlar ve FETÖ’den maddi yardım alanlardır. Orta halkayı oluşturanlar yapıya finans kaynağı sağlayan iş 
adamları dır ki bunlar hem dış halkanın faaliyetlerine maddi imkanlar sunan hem de iç halkanın maaşlarını karşılayan grup olarak tanıtılmaktadır. Iç halkayı 
ise FETÖ çalışanları oluşturmaktadır: Öğretmenler, gazeteciler, lobiciler, akademisyenler, düşünce kuruluşları çalışanları, şirket çalışanları vb. Bu üç halkanın birbiriyle sıkı yardımlaşma ve etkileşim içinde olduğu hesaba katılırsa eğitim ağının bu halkaların her birinde payının olduğu ve dolayısıyla bağımsız 
bir alan olmadığı tespiti ortaya çıkmaktadır.49  

Uluslararası bir boyuta sahip olan bu yapının etkisi, faaliyet alanları ve Alman demokrasisi ve toplumu için oluşturduğu tehlikenin Alman kamuoyu ve 
özellikle de eyalet düzeyindeki yerel politika yapıcıları tarafından yeterince bilinmediği görülmektedir. FETÖ’nün en yoğun yapılanma bölgelerinden biri olan 
Nordrhein-Westfalen eyaletindeki bazı önemli yerel siyasetçilerin dahi bu yapıyla ilgili bilgi sahibi olmaması bu durumun bir tezahürüdür. WDR kanalına verdiği 
bir mülakatta Köln Belediye Meclisi Üyesi Gisela Manderla (Hıristiyan Demokrat Birliği/Christlich Demokratische Union-CDU), FETÖ’nün bir okul projesini 
projeyi sunanların ajandalarında, yabancı uyruklu çocukların topluma uyum sağlamasını vurguladıkları için onayladığını ifade etmiştir. Manderla, misafir odaları ve sinema salonlarıyla dikkat çeken 18 milyon avroluk bu lüks okul projesinin finans kaynağını araştırdığında bazı çevrelerden paranın “Fetullah Gülen ağı” tarafından sağlandığını öğrendiğini belirtmiştir. Fetullah Gülen adını ilk kez bu vesileyle duyduğunu söyleyen Manderla, bu ismin proje için müracaat formunda geçmediğinin de altını çizmiştir.50 

Okul idarelerine Fetullah Gülen’e yakınlıkları sorulduğunda kurum olarak tamamen bağımsız olduklarını ancak bazı öğretmenlerin Gülen’e kişisel sempati 
duymalarının mümkün olduğunu söylemektedirler. Nitekim Rhein-Ruhr Eğitim Derneği Başkanı Erol Yücel ve bu derneğe bağlı okulun müdürü Orhan Yıldırım 
yaptıkları bir resmi açıklamada, “Gülen Hareketi’nin bir parçası olmadıklarını” ifade etmektedir. Sadece “Gülen’i tanıdıklarını ve öğretilerini beğendiklerini” 
söyleyen Yıldırım, bu öğretilerin derslerin bir parçası olmadığını ve geçerli olan müfredata uyulduğunun da altını çizmektedir.51 

Alman kamuoyu için bir soru işareti haline gelen FETÖ eğitim ağının Gülen ile olan ilişkisi “Landesschau Baden-Württemberg” programında da konu edilmiştir. 

Programa katılan Muammer Akın, müdürü olduğu “BIL Okulu”nu kurarken Gülen’in “Okul inşa edin” çağrısı üzerine hareket ettiğini açıklamıştır.52 
Fetullah Gülen’e yakınlığından dolayı Sosyal medyada soyadını Gülen olarak değiştiren ünlü basketbolcu Enes Kanter de 23 Haziran 2016’da bu okulda 
öğrencileri ziyaret etmiştir.53 

Seküler okul müfredatına rağmen bir sınıfta öğrencilerin neredeyse tamamının Gülen’i tanıması ve bir gazetecinin sorusu üzerine ailelerinin de Gülen ve 
kitaplarıyla ilgilendiklerini söylemeleri ayrıca dikkat çekmektedir. Her ne kadar okul idaresi Gülen’e bağlı olmadığını, her ferdin kendi şahsi yakınlığının okul 
açısından bir önem ifade etmediğini söylese de çocukları için bu okulları tercih eden özellikle Türk asıllı velilerin, okulun Gülen ile olan bağlantısından haberdar 
oldukları anlaşılmakta hatta bu birçoğu için belki de okulu tercih sebebi dahi sayılabilmektedir. 
Temsilcileri FETÖ okullarının seküler bir eğitim anlayışı içerisinde olduğunu ve birçoğunda din dersi yerine etik dersinin okutulduğunu söylemesine 
rağmen siyaset bilimci Ralph Ghadban, FETÖ okullarının bir ağın parçası olduğunu, buralarda verilen seküler eğitimin dışında dini eğitim için farklı mekanların seçildiğini düşünmektedir. Ghadban’ın yorumuna göre eğitim kurumları FETÖ için birer eleman devşirme kaynağıdır ve buralardan kazandıkları bireyleri daha sonra okul dışında ideolojik eğitime tabi tutmaktadırlar.54 

Almanya’da FETÖ’nün eğitim ağı Anayasayı Koruma Teşkilatı tarafından takip edilmemektedir. Ancak Gülen’e bariz yakınlığın zaman zaman sorun teşkil ettiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Ludwigsburg’daki özel Carl-Friedrich-Gauß Okulu’nun Alman kökenli eski müdürünün veda mektubundaki “Öğretmenler 
Gülen’e hayranlar ve benim haberim olmadan kararlar alıyorlar. Artık bu okulun sorumluluğunu daha fazla üzerime alamam” ifadeleri buna örnektir.55 

FETÖ’nün okul, dershane ve eğitim merkezlerinde bilhassa yabancı uyruklu öğrenciler, mülteciler ve özel yetenekli öğrencilere çeşitli imkanların sunulduğunu görmek mümkündür. Prestijli eğitim programlarının yanı sıra çeşitli aktiviteler, müsabakalar, geziler ve aile danışmanlıkları gibi hizmetlerle öğrenci ve veliye gösterilen özel ilgi gözler önüne serilmektedir.56 Bu bağlamda hem velilere hem de öğrencilere yönelik eğitim ve aktiviteleriyle en fazla ön plana çıkan okullardan birisi yukarıda bahsi geçen BIL Okulu’dur.57 Modern eğitim araçlarıyla donatılmış bu gibi kurumların finans kaynaklarına bakıldığında kısmi devlet desteği ve çeşitli sponsorların varlığından söz edilebilir. Der Spiegel yazarı Maximilian Popp tarafından 2012’de kaleme alınan “The Shadowy World of the 
Islamic Gülen Movement” başlıklı yazıda FETÖ’nün finans kaynaklarının şeffaf olmadığı ve eğitim ağının parçası olan birçok eğitimcinin maaşının yüzde 10’luk 
bir kısmının “cemaat”e aktarıldığından söz edilmektedir. Popp ayrıca Berlin’in Spandau bölgesinde yapılan lüks özel okula ve 2012 itibarıyla Berlin şehrinde 20 tane “ışık evi”nin bulunduğuna işaret etmektedir.58 Bu sayının günümüzde çok daha artmış olması kuvvetle muhtemeldir. 

FETÖ’yü Avrupa’daki en tehlikeli Islamcı grup olarak tanımlayan Marburg Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ursula Spuler-Stegemann, FETÖ’nün okulları ve diğer eğitim kurumlarında yetiştirilen “elemanlar”ın Alman toplumunun önemli noktalarında yer almalarının amaçlandığını söylemektedir.59 

Federal Almanya Meclisinin FETÖ ile ilgili 2008 yılına ait bir araştırma raporunda verilen bilgiye göre Nordrhein-Westfalen eyaletinin Çalışma ve Sosyal 
Güvenlik Bakanlığı, bu eyalette FETÖ'ye yakınlığı ile bilinen 70 kadar derneğin bulunduğunu bildirmektedir. Ayrıca Bakanlık bu derneklerde çoğunlukla Gülen’e 
ait fikirlerin modern bilimle sentezlenip öğretildiğine vurgu yapmaktadır.60 FETÖ’nün Almanya’daki eğitim ağının içinde yer alan bazı eğitim kurumları 
Tablo 1’de bulundukları şehir ve eyaletlerle birlikte sıralanmıştır. Bilgilerin alındığı sitenin de belirttiği üzere bu liste eksiktir ancak söz konusu eğitim ağının Almanya’nın federal yapısı üzerinde nasıl bir görünüm sergilediğini tahayyül etmek açısından bir fikir verebilmektedir. 

Tabloda FETÖ’ye bağlı eğitim kurumlarının Nordrhein-Westfalen ve Baden-Württemberg gibi Türklerin yoğun olarak yaşadığı eyaletlerde daha çeşitli 
ve yoğun bir yapılanmanın içinde olduğu görülmektedir. Dikkat çeken başka bir nokta Türk-Alman Eğitim Enstitüsü (TÜDESB) çatısı altında 14 kurumun Berlin 
ve çevresinde faaliyet göstermesidir. Burada da FETÖ eğitim ağının bölgesel bir kümelenmesinden söz etmek mümkündür. 




TABLO 1: FETÖ NÜN ALMANYA DAKİ EĞİTİM KURUMLARI* 


* “Every Continent but Antarctica: The Fethullah Gulen Movement’s Schools Are All over the World”, 24 Kasım 
2013, http://turkishinvitations.weebly.com/every-continent-but-antarctica.html, (Erişim tarihi: 20 Eylül 2016). 
**TÜDESB (Türk-Alman Eğitim Enstitüsü) bünyesinde Berlin’de çeşitli derecelerde 4 okul, 4 kreş ve 6 eğitim 
merkezi olmak üzere toplam 14 kurum yer almaktadır. 


FETÖ’nün Almanya’daki Gelir Kaynakları 

160’a yakın ülkede faaliyet gösteren FETÖ bu ülkelerde yürüttüğü ticari faaliyetler, sahip olduğu eğitim kurumları, topladığı bağışlar ve diğer birçok yöntem 
sayesinde kendisine milyarlarca dolarlık gelir kaynağı oluşturmuştur. Avrupa ülkelerinde de etkin faaliyetler yürüten örgütün kıtadaki merkez finans üssü 
Almanya olmuştur. 
Örgütün bu ülkede sahip olduğu finansal yapılanmaya geniş çaplı olarak ilk kez Alman WDR kanalı tarafından 2013 yılında hazırlanan “ İmamın Uzun Kolu ” 
(Der Lange Arm des Imam)61 isimli belgesel ile dikkat çekilmiştir. FETÖ’nün Türkiye ve Almanya yapılanmasını anlatan bu belgeselin ardından ülkede örgüte 
yönelik eleştiriler ve soru işaretleri gün geçtikçe artmıştır. 

“Himmet”: Örgüte Para 

Toplama Seansları 


TABLO 1: FETÖ NÜN ALMANYA DAKİ EKONOMİ AĞI* 




Almanya’nın Çeşitli FETÖ Kurumlarına Sağladığı Destekler 

FETÖ, Avrupa’nın diğer ülkelerinde olduğu gibi Almanya’da da legal ve illegal olmak üzere iki hat üzerinden finansman arayışı içinde olmuştur. 
Birinci hat bir şekilde örgütle yolu kesişmiş ve örgütün nihai hedefleri hakkında yeteri kadar bilgi sahibi olmayan Türkiyeli iş adamları, esnaf 
veya hayırseverlerin suistimal edildikleri para toplama toplantılarıdır. Bu yolla bilerek ya da bilmeyerek örgütün destekçisi haline gelen çok sayıdaki kişiden
örgüt yararına “himmet” adı altında bağış toplanmaktadır.62 Düzenli olarak toplanan bu bağışların örgütün Almanya’daki en önemli gelir kaynaklarından olduğu dikkate alındığında FETÖ için “himmet”lerin önemi daha iyi anlaşılmaktadır. Genelde FETÖ imamları tarafından yapılan sohbetlerden sonra talep edilen bu bağışlar aynı zamanda örgüte bağlı vakıf ve dernekler aracılığıyla örgüte bağlı şirketlerin ticari konumlarını korumak için de kullanılmaktadır.63 
Sözü edilen toplantılarda çoğunluğu iş adamlarından oluşan kişilerden genellikle okul yapımı, öğrenciler için burs sağlama ve örgüt evlerinin iaşesinin temin 
edilmesi gibi lojistik destek finansmanı amacıyla para toplandığı bilinmektedir. Özellikle ramazan ayları bu tür toplantıların zirve yaptığı zamanlar olarak öne 
çıkmaktadır. Söz konusu toplantılar aracılığıyla dünya çapında toplanan paranın miktarının yıllık olarak milyar dolarların üzerinde olduğu, örgütün toplam 
servetinin ise 2008 yılı itibarıyla 25-50 milyar dolar arasında seyrettiği bilgisinin Alman medyasında yer aldığı söylenmelidir.64 Rakamların da gösterdiği üzere 
FETÖ elebaşı Fetullah Gülen “holding biçiminde çalışan bir tarikat lideri” pozisyonuna sahiptir.65 

Örgüt elemanlarının maddi durumları dikkate alınarak maaşlarının bir kısmını “bağış” adı altında düzenli olarak FETÖ’ye verdikleri de unutulmamalıdır. 
Alman gazeteci Maximilian Popp’a göre maaşların yüzde 10’u ile yüzde 70’i arasındaki miktar aylık olarak FETÖ’ye Örgüt bu yöntem sayesinde bir yandan 
finansal yapısını güçlendirirken öte yandan da elemanlarının örgüte olan sadakatini test etme imkanını elde etmiştir. 

2 Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR,


***