10 Ekim 2017 Salı

ALMANYA’DA FETÖ YAPILANMASI VE ALMANYA’NIN FETÖ POLİTİKASI BÖLÜM 2

ALMANYA’DA FETÖ YAPILANMASI VE ALMANYA’NIN FETÖ POLİTİKASI  BÖLÜM 2



Kimse Yok Mu? (Ist da Jemand) Derneği 

Almanya’da FETÖ’ye ait kurumların en önemlilerinden biri de “Ist da Jemand” adı altında hizmet veren “Kimse Yok mu?” derneği olmuştur. 
Örgüte aktarılan bağışlar ağırlıklı olarak bu dernek aracılığıyla toplanmıştır. FETÖ’nün sözü edilen dernek yoluyla topladığı paraları farklı amaçlar için kullandığı 15 Temmuz darbe girişiminin ardından yapılan soruşturmalarda ortaya çıkmıştır. Buna göre Somali için toplanan yardım paralarının amaç dışı kullanılarak örgüte aktarıldığı tespit edilmiştir.67 

Gelir Kaynağı Olarak Eğitim 

Alman kamuoyu tarafından pek bilinmeyen fakat Türkiye ve Almanya’daki Türk diasporasının pek yabancısı olmadığı, yukarıda bahsi geçen finansal araçların 
dışında FETÖ kendisine legal yollardan da kaynak aktarmayı başarmıştır. Burada dikkati çeken en önemli gelir kalemi olarak eğitim sektörünü anmak gerek
mektedir. Uta Rasche’nin belirttiğine göre Almanya genelinde örgüte bağlı olduğu düşünülen otuz68 civarındaki özel okulda öğrencilerden aylık 250-350 avro civarında ücret alınmaktadır.69 FETÖ’nün, bünyesindeki okul öncesi kreş, yuva, okul ve derslere destek kurslarına katılımlardan elde ettiği kaynağın dışında Almanya’daki yasal düzenlemelerden de istifade ettiği bilinmektedir. Almanya’da geçerli olan düzenlemelere göre özel okullar kuruluşlarını takip eden üçüncü yılın ardından devlet desteği için başvuru hakkını elde etmektedir.70 Alman basınına yansıyan bilgilere göre FETÖ okulları devletin kasasından milyonlarca avro destek almışlardır. Örgütün hiçbir konuda şeffaf olmadığı ortada olduğu için devlet desteğinin miktarı hakkında da kesin bir yorumda bulunmak mümkün olmamakla beraber bir örnek teşkil etmesi amacıyla Hamburg’daki Alsterring Lisesi’nin (Gymnasium) son beş sene içinde 2,5 milyon avrodan fazla devlet desteği aldığını söyleyebiliriz.71 

FETÖ, Berlin, Böblingen, Freiburg, Hamburg, Hannover, Karlsruhe, Köln, Ludwigsburg, Mannheim ve Stuttgart başta olmak üzere Almanya’nın 
birçok kentinde örgüte yakınlığıyla bilinen eğitim kurumları aracılığıyla göçmenlerin topluma entegrasyonu çerçevesinde Alman siyasetçileri etkilemeye 
çalışmıştır.72 Eyaletlere göre “Bil Schulen”, “TÜDESB” ve “Diyalog” gibi farklı dernekler tarafından kurulup işletilen bu eğitim kurumlarının FETÖ ile olan 
bağları yerel Alman medya organlarınca sıklıkla ortaya konulmuşsa da Alman karar vericileri konu ile ilgili gözle görülür bir işlem yapmamıştır. Alman 
hükümetinin konuya dair attığı tek adım Thomas Lemmen ve Bekim Agai isimli iki araştırmacıyı FETÖ’ye ait finansal güç hakkında araştırma yapmaları 
için görevlendirmek olmuştur. Bahsi geçen uzmanlar yaptıkları araştırmaların neticesinde Almanya’nın tüm şehirlerinde örgüte ait okulların bulunduğunu 
raporlamıştır.73 

Gelir Kaynağı Olarak Medya 

Almanya’da medya alanında öne çıkan FETÖ kuruluşu “World Media Group” isimli çatı örgütlenmesidir. Bu grubun altında merkezi Offenbach’ta bulunan 
ve Almanca yayımlanan Zaman gazetesi, Deutsch-Türkisches Journal adıyla yayım yapan internet gazetesi, aylık yayımlanan Die Fontäne, dergisi ile 
Almanca yayın yapan Ebru TV ve Samanyolu TV bulunmaktadır. Bu basın yayın ve medya kuruluşlarının yanı sıra FETÖ’nün “Tuwa Media GmbH” 
isimli bir medya pazarlama şirketi, “Sun Print und Vertriebs GmbH” isimli bir basım ve dağıtım şirketi ile “Zukunft Medien GmbH” isimli bir yayın 
şirketi de bulunmaktadır.74 

Zikredilen medya kuruluşları aracılığıyla FETÖ, örgüt lideri Gülen’in konuşmalarını örgüt elemanları ve takipçilerine ulaştırarak propaganda faaliyetlerini yürütmüştür. Söz konusu propagandalar aracılığıyla Gülen’in “diyalog” ve “ılımlı Islam” ile ilgili sözleri ön plana çıkarılarak potansiyel üyeler üzerinde etki yaratılmaya çalışılmıştır. Ancak günlük olarak yayımlanan ve 30 bin tiraja ulaşmış olan Zaman gazetesi, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında abone sayısında düşüş yaşadığı gerekçesiyle 30 Kasım 2016 itibarıyla yayın faaliyetlerini durdurmuştur.75 Gazetenin Almanya sorumlusu Süleyman Bağ yaptığı açıklamada 15 Temmuz darbe girişiminin ardından gazetenin abone sayısının 10 bin civarına kadar gerilediğini itiraf etmiştir.76 

Türkiye’de TUSKON, Almanya’da BUV 

FETÖ’nün daha çok esnafların sahibi oldukları küçük işletmelerden başlayarak orta büyüklükteki işletmelerin sahiplerini öncelikli hedef olarak değerlendirdiği 
uzun zamandır bilinmektedir. Adeta kapalı devre olarak çalışan örgütsel mekanizma sayesinde yapının iş dünyasındaki temsilcileri, bulundukları 
her yerde benzer yöntemlerle hareket etmişlerdir. Yapının Alman-ya’daki iş dünyası temsilcilerinden olduğu Alman makamlarınca da ifade edilen BUV’un (Bundersverband der Unternehmervereinigung / Girişimciler Derneği Federal Birliği) yanı sıra 2007 yılında 28 Türkiye kökenli işletmecinin bir araya gelerek oluşturdukları ve sadece Brandenburg ve Berlin eyaletlerinden 150’nin üzerinde işletmeciyi etkisi altına almış olan Barex isimli dernek de adından çokça söz ettirmektedir.77 Tablo 2’de FETÖ’nün Almanya’daki finansal yapılanmasının çatı örgütlenmesi olan BUV’a üye olan derneklerin önemli bir kısmı listelenmiştir. 




TABLO 2: BUV ÜYESİ DERNEKLER 

* “Mitgliedsvereine”, BUV, http://buv-ev.de/netzwerk/mitgliedsvereine, (Erişim tarihi: 21 Ocak 2017). 

3 bin işverenin dahil olduğu bir yapılanma olarak BUV, ilki 2011 yılında Stuttgart’ta, ikincisi de 2012 yılında Istanbul’da düzenlenen “Türk-Alman Enerji 
Forumu” adıyla iki önemli organizasyona imza atmıştır. Ilki her iki ülkenin Cumhurbaşkanlarının himayesinde gerçekleştirilen organizasyonun ikincisine 
Türkiye’den 250, Almanya’dan 100 katılımcı davet edilmiştir. Türkiye Sanayiciler ve Işadamları Konfederasyonu’nun (TUSKON) da iş birliği ile gerçekleştirilen 
programın iki ülke Enerji Bakanlıklarının desteklerini de sağlamış olması bu tarihlerde örgütün etkisini giderek artırmış olduğunu göstermektedir.78 

Benzer şekilde BUV Genel Sekreteri Önder Kurt ile Saarland Eyaleti Ekonomi Bakanlığı Dış Ticaret Müsteşarı Axel Kampf ’ın öncülüğünde heyetler Istanbul 
ve Bursa’da temaslara girdiler. FETÖ yapılanmasının bir başka işveren örgütü olan Marmara Işveren Dernekleri Federasyonu’nun (MARIFED) Türkiye’deki 
paydaş olduğu ziyaretlerde ZPT Saarland Teknoloji Merkezi, SELF ve AKTIV işverenler dernekleri de aktif katkıda bulunmuşlardır.79 

FETÖ’nün dünya genelinde en önemli ticari ağını oluşturan TUSKON, Almanya’nın birçok eyaletinde açtığı ofisler aracılığıyla örgütün ülkedeki ticari ağını genişletmiştir. 

Özellikle Barex Derneği’nin bünyesindeki 150 kadar şirket TUSKON’un desteğiyle ticari faaliyetlerini ülkenin geneline yaymayı başarmıştır.80 

Bu destek karşısında örgütün Almanya’daki örgütlerine düzenli bağış yapan şirketlerin FETÖ ile olan bağı 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında yapılan 
soruşturmalarda ortaya çıkarılmıştır.81 

FETÖ’nün İllegal Gelir Elde Etme Yöntemleri 

Ticari faaliyetler ve bağışların yanı sıra illegal bir yapılanma olması sebebiyle FETÖ Almanya’da finansal kaynak sağlamak amacıyla meşru olmayan yöntemleri de kullanmıştır. 
Bu yöntemler arasında ticari faaliyetlerde sahte ve şişirilmiş faturalarla kara para aklamak, dünyanın değişik yerlerindeki serbest bölgelerde vergi kaçakçılığı na imkan tanıyan bankacılık hizmetlerinden yararlanmak, örgüt elemanlarının bankalardan aldıkları promosyonların “haram” olarak gösterilmesi yoluyla bu paraları örgüte aktarmak, örgüt üyelerinin miraslarının tamamının ya da bir kısmının örgüt işletmelerine bırakılmasını teşvik etmek ve toplanan zekat paralarını amaç dışında kullanmak82 gibi gelirler yer almıştır. Ayrıca FETÖ özellikle kara para aklama amacıyla doğrudan kendisine ait kurumların yerine 
çifte vatandaşlığı bulunan hukukçu ve ekonomist üyelerini kullanmıştır. Bu sayede FETÖ hem kendisine yeni bir gelir kaynağı yaratmış hem de kurumlarını 
olası cezai yaptırımlardan korumuştur. 

Örgütün bir diğer mali kaynağı ise lideri Gülen’in kitaplarından elde edilen gelirler olmuştur. Bugüne kadar FETÖ lideri tarafından sosyal, dini ve siyasi konular hakkında yazılan 60’a yakın kitap, makale ve şiir Almancaya çevrilmiş ve Almanya’da “Lichthäuser” olarak bilinen örgüte ait hücre evlerinde zorunlu olarak okutulmuştur. Bu sayede örgüt hem kendi elemanlarına ideolojisini aşılamayı sürdürmüş hem de mensuplarından bir nevi zorunlu gelir elde etmiştir. 
Örgüt ayrıca bu yöntemi elemanlarının örgüte olan sadakatinin bir yansıması olarak da görmüştür. 

Alman Devletinin Tutumu 

Yukarıda örneklendirildiği gibi BUV’un Türkiye ile Almanya arasındaki ticari ilişkilerdeki rolüne binaen Alman makamlarının bu yapılanmaya karşı tutumlarını bilmek önem arz etmektedir. Özellikle 15 Temmuz darbe girişiminin arkasında FETÖ’nün yer aldığının bilinmesinin ardından örgütün Almanya’daki işveren dernekleri ile Alman makamlarının ilişkileri dikkat çekici bir hal almaktadır. Sol Parti’nin (Die Linke) 2014 yılında hükümete yapmış olduğu uyarılar yetkililerce BUV’un Türkiye’deki bakanlıklar, kurumlar ve ekonomi piyasasının aktörleri arasında çok sağlam ağlara sahip olduğu gerekçesiyle dikkate alınmamıştır. BUV ile ilişkilerin yanı sıra aynı şekilde TUSKON ile de Alman hükümetinin iş birliği içerisinde olduğu bilinmektedir.83 

Yine Sol Parti milletvekillerinin Parlamentoda 19 Mayıs 2016 tarihinde vermiş oldukları soru önergesini cevaplayan hükümet temsilcileri BUV ile ilişkilerin 
bozulmasını gerektirecek herhangi bir sebep bulunmadığını aktarmışlardır. Soru önergesinden ayrıca Ekonomi ve Enerji Bakanlığı Müsteşarı Iris Gleicke’nin 
2 Mart 2015 tarihinde BUV’un yıllık toplantısının açılış konuşmasını yaptığı ve yine BUV’un davetlisi olarak 30 Kasım 2015 tarihinde bir toplantıya katıldığı 
anlaşılmaktadır. 

Aynı soru önergesinde Alman devletinin TUSKON ve BUV ile iş birliğinin Alman ekonomisine etkileri ve BUV’un Türkiye’de sahip olduğu ağların zarar görüp görmediği ile ilgili bilgi sahibi olmadığını da görmekteyiz.84 Söz konusu açıklamalardan bir ticaret devleti olan Almanya’nın bekle-gör politikası 
izlediği anlaşılmaktadır. 

Sonuç olarak FETÖ’nün aktif olduğu toplumsal alanların hepsinde olduğu gibi ekonomi alanında da gerçek niyetlerini gizler aktiviteler içinde olduğu 
görülmektedir. 
Örgütün finansal kaynakları legal ve illegal olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Örgütün yapısal özellikleri nedeniyle illegal kaynaklarının yanı sıra 
legal olanların da tüm açıklığıyla bilinemediği anlaşılmaktadır. Eğitim sektörü FETÖ’nün ideolojik olarak tüm dünyada kendisini meşrulaştırmasına yarayan 
başlıca araç olmasının yanı sıra finansal kaynak oluşturması açısından da oldukça önem taşımaktadır. Almanya’nın birçok şehrinde bürolar kuran BUV isimli çatı kuruluş FETÖ’nün ekonomi alanındaki en önemli organizasyonu olarak göze çarpmaktadır. BUV, Türkiye’de TUSKON’un oynadığı rolün benzeri bir görev üstlenmiş olup üyelerini dünya çapında oluşturulmuş olan FETÖ ağlarından yararlandırmayı hedeflemektedir. Söz konusu hedefin gerçekleştirilmesi 
sırasında da üyelerin elde ettikleri gelirlerin bir kısmını örgütün faaliyetlerine kaynak olarak aktardıkları açıktır. 

Medya Ağı 

FETÖ medyanın önemine binaen bu alana birçok yatırım yapmış, hem yurt içi hem de yurt dışına yönelik medya faaliyetlerini büyük bir ihtimamla sürdürmüştür. 
Genel olarak FETÖ’nün medya örgütlenmesine bakıldığında karşımıza iyi planlanmış bir yapı ve strateji çıkmaktadır. Bu yapı sadece yurt içine değil yurt 
dışına yönelik faaliyetleriyle de örgütün çıkar ve amaçlarını göstermektedir. Nitekim daha 90’ların başlarında yurt dışına yönelik medya faaliyetlerini başlatan yapı birçok ülkede kısa sürede örgütlenmiş ve örgütün tanıtım ve propaganda faaliyetlerine başlamıştır. Aynı zamanda yerli ve yabancı gazeteciler le kurduğu ilişkiler ağıyla imaj faaliyetlerini yönetmiştir. 1979 yılında Sızıntı dergisiyle başlayan, 1986-87 Zaman, 1993 Samanyolu TV (STV) ve 1994 Cihan Haber Ajansı’yla Türkiye örgütlenmesine devam eden yapı aynı zamanda da yurt dışına yönelik faaliyetlerini yürütmüştür. Darbe girişimi sonrası FETÖ soruşturması kapsamında kapatılana kadar 50’ye yakını yurt dışında olmak üzere yaklaşık 200 medya organı bu örgüt için çalışmıştır. FETÖ medyasının Almanya yapılanması ve faaliyetlerine geçmeden önce genel olarak bu medya yapısının hedefleri, yurt içi ve yurt dışı stratejilerine bakmakta yarar var. 

Medya gerçekliği, medyanın kendi gerçekliğini kurması ve gerçek hayattan kopuk paralel bir medya gerçekliği teorisyenler tarafından çok tartışılan konular 
arasındadır. Konu nörobiyoloji, kültüralizm, sosyokültürel yapı ve medya kültürü yapısı gibi birçok açıdan ele alınmıştır. Temelde medyanın oluşturduğu, 
ürettiği ya da farklı bir gerçekliğin temsil edildiği yapıda insanların nasıl ve ne şekilde bu etkinin altında olduğu araştırılmaya çalışılmıştır. 
Bu meyanda FETÖ medyasının oluşturduğu ya da ürettiği gerçeklik örgüt mensupları ve potansiyel adaylara yönelik hayati öneme sahiptir. 
Nitekim örgüt medyasının; mensuplarının bu yapı içerisinde kalmaları ve zihni bütünlüğünün sağlanması, yeni eleman kazanma noktasında propagandanın 
yapılması, mesafeli kesimlerin ikna edilmesi ve sempatilerinin kazanılması amaçlarına hizmet ettiği söylenebilir. Kendi gerçekliğini medya imparatorluğu 
aracılığıyla kuran örgüt, mensuplarını kendi gerçekliği içerisinde tutma ve muhalifleri de bu gerçekliğe inandırma noktasında iş görmektedir. 

FETÖ medyasının diğer bir işlevi de operasyonel amaçlarıyla ilgilidir. Medyanın, örgütün yanında olan kişiler, yapılar ve kurumların yüceltilmesi, karşısında 
olanların ise itibarsızlaştırılması ve kamuoyunda gözden düşürülmesi gibi amaçlara hizmet ettiği söylenebilir. Bu konuyla ilgili Ergenekon ve Balyoz davaları iyi bir örnek olarak durmaktadır. FETÖ medyası, yurt dışına yönelik çalışmalarında yukarıdaki stratejilerine ek olarak halkla ilişkiler meselesine ağırlık vermektedir. 


Örgütün tanıtımı, imajının oluşturulması, yapılan faaliyetlerin duyurulması, akademisyen, gazeteci, bürokrat ve siyasetçilerle irtibatların kurulmasında yardımcı olunması FETÖ medyasının özellikle yurt dışına yönelik çalışmaları arasında sayılabilir. Her ülkenin sosyokültürel, sosyoekonomik yapısı dikkate alınarak strateji geliştirilmesi esas alınmaktadır. Mesela Avrupa’ya yönelik mesajlarda özellikle de cami meselesi gündemdeyken Almanya, Avusturya, Isviçre gibi ülkelerde minare yasağının getirilmesi için kampanyalar, protestolar düzenlendiği sıralarda FETÖ mensuplarının güttüğü strateji kayda değerdir. FETÖ mensupları basına verdikleri demeçlerde ya da kendi medya organlarında Fetullah Gülen’in, “Cami yerine okul inşa edin” sözünü sıklıkla vurgulamışlardır. Böylece kendilerine bir meşruiyet devşirmenin yanı sıra kendilerini farklı bir yerde konumlandırma ve kamuoyu nezdinde sempati kazanmayı hedeflemişlerdir. 

Bu genel tespitlerin ardından FETÖ medyasının Almanya yapılanmasının ne zaman başladığı ve bu çerçevede hangi faaliyetlerin yürütüldüğüne bakalım: 
FETÖ medyasının Almanya yapılanmasının tarihi 1991 yılına kadar gitmektedir. Almanya merkezli Zaman Avrupa’nın yayımlanmasıyla başlayan süreç STV 
Avrupa, Ebru TV (2015’ten sonra QLAR ismiyle), Deutsch-Türkisches Journal (dtj-online.de), zaman-online.de gibi haber siteleriyle devam etmiştir. 

2005 yılına kadar çeşitli yerlerde dağınık şekilde faaliyet gösteren şirketler, 2005 yılında Almanya Offenbach’taki komplekse taşınmış ve 2006 yılında World 
Media Group A.Ş. ismiyle tek bir çatı altında toplanmıştır. Zukunft Medya Ltd. Şti. (Zukunft Medien GmbH) altında Zaman Avrupa, zaman-online.de ve 
dtj-online. de faaliyet göstermektedir. Peyk Medya Limited Şirketi’nin (Peyk Media GmbH) altında ise STV Avrupa ve 2016’da kapanan Ebru TV (QLAR) 
faaliyet göstermekteydi. 
Bunlar haricinde Tuwa Medya&Pazarlama Ltd. Şti. (Tuwa Media&Marketing GmbH) medya ve pazarlama alanında, Sun Basım&Dağıtım Ltd. Şti. (Sun 
Print&Vertriebs GmbH) ise baskı ve dağıtım alanında faaliyet göstermektedir. 

“World Media Group” çatısı altında ayrıca aylık yayımlanan Die Fontäne (Çeşme), dergisi de bulunmaktadır.85 

Zaman Avrupa / Almanya 

1986 yılında kurulan ve bir yıl sonra Gülen’in kontrolüne geçen Zaman gazetesi örgütün yazılı basında en büyük sesi oldu. 31 Ekim 1991’de ise Almanya Neu 
Isenburg merkezli “Zaman Yayın ve Ticaret Ltd. Şti.” (Zaman Verlag und Handels 

GmbH) Zaman gazetesinin Almanya şubesi olarak kuruldu. Şirkette Ilhan Işbilen (Istanbul) ve Mustafa Ermek (Roterdam) yönetici olarak kayda geçtiler.86 
19911998 yılları arasında faaliyet gösteren şirket farklı isimler altında daha sonra devam etti. Zaman Avrupa ismiyle gazete 1994-2004 yılları arasında 
haftalık olarak yayımlandı. 2004 yılında Offenbach’taki yerine geçti ve günlük olarak çıkmaya başladı. 2005’te diğer medya organları da bu yere taşındı. 
2006’tan itibaren gazete Zukunft Medya Ltd. Şti. (Zukunft Medien GmbH) altında devam etti. 2013 yılında basım yeri Offenbach’ta kalmak kaydıyla merkezi Berlin’e taşındı. 

Mart 2016’da Zaman gazetesine kayyum atanmasından sonra Türkiye’den bağımsız şekilde yayın hayatını sürdürmeye karar verdi. 2010 yılında 30 bin 
baskısıyla Almanya’da Türkçe yayınlarda en fazla tiraja sahip olan gazete, 2013 yılından sonra değiştirdiği çizgisiyle günden güne eridi. Türkiye aleyhine 
yayınlar yapması nedeniyle okur ve abone sayısını kaybedip 10 binlere kadar düştü. Gazeteye reklam verenler ciddi biçimde azaldı. 2013 yılından önce 200 
çalışana sahip olan Zaman Avrupa bu süreçte 17 kişilik bir ekibe kadar daraldı. 
Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Süleyman Bağ, 9 Eylül 2016’da Hessischer Rundfunk’a verdiği demeçte 30 Kasım 2016’da Zaman Avrupa’nın basımının 
durdurulacağını açıkladı. Gazetenin internet sitesi zaman-online.de ise 1 Ocak 2017 tarihinde durduruldu.87 

Samanyolu TV Avrupa 

STV Avrupa, Türkiye’deki merkezden gelen programlar haricinde 2001’den beri Almanya’daki stüdyolarından Almanya ve Avrupa’da yaşayan Türklere yönelik 
yayınlar yapmaktadır. 2006’dan beri Peyk Medya Limited Şirketi’nin (Peyk Media GmbH) yan kuruluşu olarak resmiyet kazanmıştır. 2009 yılında dijital paketteki 
ücretsiz TV kategorisinden çıkıp paralı TV (Pay TV) kategorisine geçmiştir. STV’nin Kasım 2015’te Türksat üzerinden yayın yapması yasaklanmış, Nisan 
2016’dan itibaren de Türkiye’deki yayınlarına son verilmiştir. STV Avrupa ise faaliyetlerine Almanya üzerinden bir süre devam etmiştir. Kanal başta Almanya 
olmak üzere Hollanda, Fransa, Danimarka, Belçika, Isviçre ve Bulgaristan’a kablolu televizyonların Türkçe paketleri üzerinden yayın yapmıştır. 
Kanal, halihazırda bu yayınlarını devam ettirmemektedir. 

Ebru TV/QLAR 

Ebru TV, FETÖ medyasının yabancı dilde kültür-sanat ağırlıklı yayın yapan kanalıdır. 2006 yılında ABD’de faaliyetlerine başlayan Ebru TV Amerika kıtasına, 
Ekim 2011’den itibaren Kenya merkezli Ebru TV Africa ise Afrika kıtasına yönelik Ingilizce yayınlar yapmaktadır. Televizyon, Almanya’ya yönelik Almanca 
yayınlarına ise 2008 yılında Hessen eyaletinden aldıkları lisans üzerine başladı. 2010 yılında Offenbach’taki stüdyolarına taşındı. Nisan 2015’te Almanya’daki 
ismini QLAR olarak değiştirdi. 31 Aralık 2015’te aldığı kararla faaliyetlerini sonlandırdı. 

Deutsch–Türkisches Journal/Alman–Türk Gazetesi 

2011 yılının sonlarına doğru dtj-online.de adresinden Almanca yayına başlayan site Alman-Türk ilişkileri, iki ülkenin iç-dış politikaları, toplumsal, kültürel 
ve ekonomik alanlardaki haberleri kapsamaktadır. Özellikle Almanya’daki Türk gençleri üzerinde etkili olan sitenin binlerce takipçisi bulunmaktadır. 

FETÖ medyası hem Almanya’da yaşayan Türkleri hem de Almanları hedef kitle olarak seçmiştir. Kendi oluşturduğu gerçekliği her iki kesime de empoze 
etmektedir. 
Halkla ilişkiler çalışmalarını her iki kesim üzerine farklı stratejilerle yürütmektedir. Türklerle ilgili stratejilerini 2013 öncesi ve sonrası olarak iki döneme ayırmak mümkündür. Bu nedenle 2013 öncesi ve sonrası Almanya’daki Türklerin bu yapıya yaklaşımlarında farklılıklar gözlemlenmektedir. 2013 öncesi yayın politikasında Türkiye yanlısı, mütedeyyin, bulvar medyası çizgisinden uzak bir imaj çizen medya, 17-25 Aralık krizi sonrasında değişim göstermiştir. 

Dershane meselesiyle görünür hale gelen FETÖ medyasındaki değişim, Almanya’daki yayınlara da yansımıştır. Artık yavaş yavaş Türkiye aleyhine yayınlara yer veren FETÖ medyası, Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli insanlar tarafından takip edilmemeye ve yayın organlarına reklam verilmemeye başlanmıştır. 

Bunun neticesinde günden güne kan kaybetmiş ve özellikle 15 Temmuz darbe girişiminden sonra birçok kuruluşunu kapatmak zorunda kalmıştır. Türkiye’de 
olduğu gibi Almanya’daki Türkler arasında da tutunamaz duruma gelmiştir. Bunun en bariz göstergesi 2013 yılı öncesi Almanya’da Türkçe yayında en büyük tiraja sahip olan Zaman Avrupa gazetesidir. 30 bini aşkın aboneye 200’ü aşkın çalışana sahip gazete 2013 sonrası tutumuyla 20 bin abonesini ve reklam 
verenlerini kaybetmiş ve kapanmak zorunda kalmıştır. 

FETÖ medyası ve kurumlarının Almanya ve Alman medyası üzerinde yaptığı propaganda faaliyetlerinin etkileri hala hissedilmektedir. Alman medyasının 
Gülen’e yaklaşımı 2013 öncesi ve sonrası hatta 15 Temmuz sonrasında dahi çok büyük bir değişime sahne olmamıştır. 15 Temmuz sonrasında Alman 
medyasının Gülen’i masum ve eğitime önem veren Islam’ın ılımlı yüzü gibi gösterme gayretleri devam etmiştir. Eleştirel yaklaşımların da yer aldığı Alman 
medyasında çoğunlukla olumlu bir imaj çizilmektedir. FETÖ yapılanması ne zaman bir yayın organına konu olsa istisnasız olarak Gülen’in “diyalog yanlısı, 
Alman yasalarına saygılı Müslümanlar yetiştirdiği” gibi ifadelere yer verilmektedir. Genel itibarıyla yaptıkları eğitim ve diyalog faaliyetleri ön plana çıkartılıp “aslında entegrasyona, ülkeye yararlı bir yapılanma” olduğu imajı ağır basmaktadır. Bu yayınlar Almanya ve Alman halkı üzerinde oluşturulan “eğitim ve diyalog” merkezli imaj çalışmasının başarılı bir şekilde uygulandığını göstermektedir. 

Bir diğer husus FETÖ mensuplarının özellikle son 2-3 sene Alman medyasına röportajlar vermeye, makaleler yazmaya ve televizyon programlarına çıkmaya 
başlamasıyla direkt propaganda yapacakları bir mecra bulmuş olmalarıdır. Süleyman Bağ, Ercan Karakoyun gibi Almanya’daki FETÖ’nün önde gelen isimleri Alman medyasında daha sık görünür olmuşlardır. Burada şunu belirtmek gerekir ki FETÖ kendi adlarına konuşacak muhatap kişiyi kamuoyuna bildirdiğinden Alman medyası da doğal olarak onları davet etmektedir. FETÖ’nün resmi muhatap gösterdiği Ercan Karakoyun, özellikle darbe teşebbüsü sonrası Alman medyasında darbenin Gülen tarafından yapıldığını saçma bir iddia olarak nitelendirmiş, Erdoğan’ın bir günah keçisi arayıp bulduğunu ve bütün suçları bu 
yapıya yüklediğini defaatle dile getirmiştir. ZDF, N24, Das Erste gibi kanallarda bu iddiayı sürdürmüş, yazılı basına birçok açıklama yapmıştır. Yine Karakoyun, 
Mayıs 2016’da Frankfurter Allgemeine Zeitung’a yazdığı makalede Türkiye’ye yönelik karalamalarını devam ettirmiştir.88 

FETÖ medyasının Almanya’da Türklere yönelik yapılanması özellikle darbe teşebbüsünden sonra yavaş yavaş bitme noktasına doğru ilerlemektedir. Türkiye aleyhine yayınlarla Almanya’da yaşayan Türklerin desteğini büyük ölçüde kaybettiğinden bu konudaki medya faaliyeti başarıyla  sonuçlanmayacaktır.  
Zaman Avrupa, Ebru TV (QLAR) ve STV Avrupa’dan sonra zaman-online.de'de yayın hayatını sonlandırmıştır. Belki Almanca yayın yapan sitelerinden Alman kamuoyuna ve FETÖ’ye sempati duymaya devam eden Türklere yönelik faaliyetlerini sürdüreceklerdir. Nitekim FETÖ’nün Alman medyası ve kamuoyuna yönelik propaganda faaliyetlerinde ise aksine yukarı yönlü bir ivme söz konusudur. FETÖ belki klasik medya yoluyla değil fakat okulları, dershaneleri, enstitüleri ve vakıfları aracılığıyla propaganda faaliyetlerine devam etmektedir.  

Almanya’da FETÖ’nün Siyasi Yapılanması 

FETÖ üyeleri Alman politikacılar üzerinde belirli bir etkiye sahip olabilmek ve örgüt lehine lobi yapabilmek için eyalet başbakanları ve bakanlarından belediye 
başkanları ve milletvekillerine kadar geniş bir yelpazedeki önemli Alman siyasetçi ve kişilerle ilişki kurmaya özel bir önem vermişlerdir.89 Bu noktada Sol Parti (Die Linke) dışındaki Federal Mecliste temsil edilen bütün partilere mensup politikacılarla ilişki kurma konusunda dikkate değer bir mesafe kat ettikleri söylenebilir.90 Örneğin örgüt üyeleri tarafından CDU partisinden Almanya Federal Meclisi eski Başkanı Rita Süssmuth’un örgüte yakınlığıyla bilinen Kültürlerarası Diyalog Forumu Danışma Kurulu’nda görev alması sağlanmıştır.91 Benzer şekilde Alman Parlamentosu Bundestag’daki Yeşiller Grubu’nun Dış Politika Sözcüsü Omid Nouripour, Gülen’e yakınlığıyla bilinen Frankfurt merkezli Kültürlerarası Diyalog Forumu’nun (Forum für Interkulturellen Dialog e.V.-FID) danışma kurulunda görev almıştır.92 Bu ve benzeri örnekler örgütün lobi gücünü göstermesi açısından dikkate değerdir.93 

“Camiler yerine okullar inşa edin” sloganı etrafında profan bir program ile Almanya’da çalışmalar yapan FETÖ, bu yaklaşımı ile Alman karar alıcılarında 
sempati uyandırmayı başarmıştır. Örgüt bu adımının “Almanya Islam’ı” kavramı altında Almanya’daki Islam anlayışının asimilasyonuna hizmet edecek 
şekilde evrilmesine yönelik çalışmalar yürüten Alman politikacılarca olumlu karşılanacağının farkındaydı. FETÖ yukarıda değinilen siyasetçiler Süssmuth 
ve Nouripour’un yanı sıra Yeşiller Partisi Eş Başkanı Cem Özdemir ve SPD’den Gesine Schwann gibi önemli Alman politikacıların desteğini almayı başardı. 
Örgüt üyeleri sözü edilen siyasetçilerin gerek oy kaygısı gerekse dillerinden hiç düşürmedikleri, ülkede bulunan üç milyona yakın Türkiye kökenli insanın 
“entegrasyon”unu hedefleyen her tür oluşumu destekleyeceklerinin bilincinde olarak hareket etmekteydiler. 

Son olarak FETÖ mensupları özellikle 11 Eylül’den sonra ABD’de daha çok önem kazanan “radikal Islam’a karşı ılımlı Islam” formülünün Almanya’da da 
etkili olacağının farkında olarak hamleler yapmışlardır. 

Yukarıda sözü edilen açık ya da gizli çıkar ve hedef birliği içinde FETÖ mensupları, Alman politikacılarını ülke çapında düzenlemiş oldukları etkinliklere davet edip onları “diyalog” ödülleri ile “onur”landırdılar. Bunun dışında klasikleşen “Türkiye gezileri” adı altında kendi denetimlerindeki kuruluşlar gerek politikacılar gerekse medya mensuplarına gezdirilerek muhataplarının gözünde kendi konumlarının olduğundan daha güçlü görünmesini sağlayacak şekilde propaganda yaptılar. Böylece bir yandan Almanya’daki karar mercileri ile ilişkilerini güçlendirirken öte yandan muhataplarının hem Almanya hem de Türkiye’de kendilerini dikkate almalarını sağladılar. Bu stratejinin işe yaradığı Federal Almanya hükümetinin bir soru önergesine vermiş olduğu cevaptan anlaşılmaktadır. Sol Parti milletvekillerince Mart 2014’te Meclise getirilen soru önergesinde FETÖ’nün Almanya iş dünyasındaki yapılanması olan Federal Işveren Dernekleri Konfederasyonu (BUV) ile hükümet arasındaki ilişkilerin mahiyeti sorulmuş ve buna cevap olarak, “BUV, Türkiye’de bakanlıklar, kurumlar ve iş dünyasındaki diğer aktörlerle yakın ilişkilere sahiptir” şeklinde bir cümle kullanılmıştır. 

FETÖ mensupları izledikleri bu stratejiyle Alman siyasetçilerini Alman basınının ısrarlı soruları karşısında koruma kalkanı olarak kullanmayı da bilmişlerdir. 
Örnek olarak FETÖ örgütlenmesi, öncesinde de Türkiye ve Alman-ya’daki Türk diasporası ile çok iyi ilişkileri olan –Federal Almanya Parlamentosu 
eski Başkanı Rita Süssmuth’un da aralarında bulunduğu– birçok siyasetçi ve bilim adamının örgüt hakkındaki görüşlerinin alındığı Alman televizyon kanalı 
WDR’in 15 Nisan 2013 tarihli “Der Lange Arm des Imam” (Imam’ın Uzun Kolu) isimli belgeselden söz etmek gerekir. Belgeselde Süssmuth’un örgütün çelişkileri kendisine gösterildiğindeki ilk tepkisi şaşırtıcı bir şekilde olguları çarptıracak biçimde tevil etmek yönünde olmuştur.94 FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’in harekete ait Fransızca bir web sitesinde yayımlanmış bir yazısında “Islam dininden irtidat etmenin cezasının ölüm olduğu” şeklindeki görüşünü nasıl yorumlamak gerektiği sorusu karşısında oldukça şaşırmış göründüğü belli olan Süssmuth kaçamak cevaplar vermiştir. Açıklamalarıyla adeta FETÖ’ye kol kanat geren Süssmuth giderek artan kamuoyu baskısı karşısında örgütün o dönemdeki önemli bir teşkilatlanması olan Kültürlerarası Diyalog Forumu mütevelli heyeti 
üyeliğinden ayrılmak zorunda kalmıştır. Aynı şekilde Yeşiller Partisi’nin Dış Politika Sözcüsü Omid Nouripour da Kültürlerarası Diyalog Forumu’nun Hessen 
kolu mütevelli heyet üyeliğinden ayrılmıştır.95 

FETÖ’nün Almanya’daki siyasi etkinliğinin bir başka kanıtı da yukarıda sözü edilen belgeselin aslında 25 Haziran 2012 tarihinde ve “Die Stille Armee des 
Imam” (Imam’ın Sessiz Ordusu) ismiyle yayımlanmasının planlandığının ortaya çıkmasıdır. Sol Parti’nin Alman Parlamentosunda vermiş olduğu bir soru 
önergesinde konuyla ilgili olarak programın devlet televizyonu WDR’de gösterilmesinin ertelenmesine açıklama getirilmesi istenmiştir. Aynı soru önergesinde yine WDR kanalında ancak 15 Nisan 2013 tarihinde, bu sefer ismi değiştirilerek yayımlanmasına müsaade edilen belgeselin içeriğinde de değişiklik yapılıp yapılmadığı ile ilgili olarak hükümetten bilgi istenilmiştir. Hükümet yetkilileri sorulara konuyla ilgili bilgileri olmadığı şeklinde cevap vermişlerdir.96 

FETÖ’nün Almanya siyasetinde ağırlığını artırmasına yarayan bir başka araç da kendilerine bağlı paravan dernekler aracılığıyla düzenledikleri “Pangea Matematik Olimpiyatları”, “Alman-Türk Kültür Olimpiyatları”, dinlerarası diyalog çalışmaları, kültürlerarası sempozyumlar, yıllık festival ve ödül törenleri gibi etkinliklere Almanya’nın siyasetten spora, sanattan akademiye kamuoyunca tanınmış isimlerinin davet edilmesidir. Bu şekilde önemli oranda medyatik bir görünümekavuşan FETÖ aynı zamanda söz konusu etkinliklerin çok sayıda üst düzey politikacının himayesi altında gerçekleştirilmesini de sağlayarak97 gerek Almanya gerekse faaliyette bulundukları dünyanın diğer ülkelerinde “doğal” bir meşruiyete kavuşma imkanı bulmuştur. Aynı etkinlikler sayesinde FETÖ’nün 
Almanya’daki çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarından finansal destek aldığı da bilinen hususlardandır. 

FETÖ’nün Almanya’daki çok sayıda okul, dershane ve derneği koordine etmek üzere 2013 yılında kurduğu Diyalog ve Eğitim Vakfı, 6 Mayıs 2014 tarihinde 
aralarında SPD’nin cumhurbaşkanlığı eski adaylarından antikomünist Gesine Schwan’ın da bulunduğu çok sayıda davetlinin katıldığı bir törenle Alman 
kamuoyunda göz ardı edilemeyecek bir görünürlüğe adım atmıştır. 75 kişinin toplam 160 bin avro kaynak sağlayarak kurdukları vakfın başkanlığını üstlenen 
Ercan Karakoyun, vakfın kısaca “hizmet” olarak adlandırdıkları FETÖ yapılanmasının başta siyaset ve medya dünyası olmak üzere tüm Alman kamuoyu bileşenleri için muhatap olacağını belirtmiştir.98 

FETÖ yapılanmasının Almanya’da izlediği kamuoyunda pozitif görünürlük stratejisinin hedefinin –yukarıda bahsedilen amaçlarının dışında– aynı zamanda 
Alman iç istihbarat örgütü Bundesamt für Verfassungsschutz’un (Anayasayı Koruma Teşkilatı) dikkatini çekmemeyi de içerdiği düşünülmelidir. Gerek Alman 
toplumunun örgütlenmeye şüphe ile yaklaşan kesimleri gerekse Almanya’daki Türk diasporasının rahatsızlıklarının kamuoyunda sıkça dile getirilmeye 
başlanmasının örgüt içinde tedirginliği artırdığı söylenebilir. Özellikle 2013 yılında örgütün Türkiye yapılanmasının deşifre olmaya başlamasıyla Alman 
makamları ile daha fazla iş birliğine muhtaç hale geldiği düşünülen99 örgütün bir de Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın gözlemi altına girmeye niyeti olamazdı. 

Bununla birlikte özellikle Sol Parti’nin defaatle Alman Meclisinde soru önergesi vererek FETÖ hakkında bilinmeyen gerçekleri ortaya çıkarmaya çalıştığı ve 
Almanya için tehlikeli olup olmadığı hakkında bilgi sahibi olunması amacıyla Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın görevlendirilip görevlendirilmediğini öğrenmeye 
çalıştığı görülmektedir.100 

Baden-Württemberg Eyaleti Anayasayı Koruma Teşkilatı, 25 Temmuz 2014 tarihinde Sol Parti tarafından Mecliste verilen bir soru önergesini, 
“Gülen Hareketi”nin kamuoyu ile paylaştıkları ile demokratik değerler arasında bir zıtlık bulunduğu, “Gülen Hareketi’nin düşünce yapısının birçok demokratik 
değere aykırı düştüğü, Gülen’in din devleti eğilimli olduğu” şeklinde cevaplamıştır.101 Benzer sonuçları Almanya’da sözü edilen yapılanma hakkındaki araştırmaları ile tanınan akademisyen Ralph Ghadban da paylaşıyor. Ghadban’ın Baden-Württemberg Eyaleti’nden SPD parti yetkilileri için hazırlamış 
olduğu bir raporda “Gülen Hareketi”nin resmi bir siyasal parti kurmaksızın politika icra eden bir hareket olduğu vurgulanırken yapının bu şekilde devlet 
kontrolünden kaçmayı başardığı ifade edilmektedir. Ghadban ayrıca söz konusu yapının demokratik olmamasını da demokrasinin vazgeçilmezi şeffaflık 
ve açık bir diyalogdan mahrum olmakla ilişkilendirmektedir.102 

3 CÜ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR..,


****