10 Ekim 2017 Salı

ALMANYA’DA FETÖ YAPILANMASI VE ALMANYA’NIN FETÖ POLİTİKASI BÖLÜM 3


ALMANYA’DA FETÖ YAPILANMASI VE ALMANYA’NIN FETÖ POLİTİKASI  BÖLÜM 3


ALMANYA’NIN FETÖ POLİTİKASI 

Almanya’nın FETÖ’ye yönelik politikasında iki önemli dönüm noktası göze çarpmaktadır. Bunlardan ilki 17-25 Aralık 2013 tarihlerinde bu örgütün Türkiye’de yargı organları ve emniyet teşkilatındaki mensupları üzerinden girişmiş olduğu darbe teşebbüsünün başarısız olması sonrasında Türkiye Cumhuriyeti devletinin FETÖ’ye karşı başlatmış olduğu mücadeleye Berlin’in nasıl tepki verdiğiyle ilgilidir. Ikincisi ise 15 Temmuz darbe girişiminin arkasında bu örgütün Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içerisindeki mensuplarının yer aldığının anlaşılması karşısında Almanya’nın izlediği politikaya işaret etmektedir. Bu bölümde Berlin’in söz konusu iki gelişmeyle birlikte Türkiye Cumhuriyeti devletine açıkça savaş açan FETÖ konusundaki politikasının ne olduğu ele alınmıştır. Bu çerçevede özellikle FETÖ’nün Türkiye’deki bu girişimleri sonrasında Almanya’da bu örgüte yönelik bir politika değişikliğinin söz konusu olup olmadığı ortaya konulup Berlin’in bu konudaki politikalarının nedenleri incelenmiştir. 

15 TEMMUZ ÖNCESİ ALMANYA’NIN FETÖ POLİTİKASI 

Almanya’da muhafazakar Türklerin kurduğu birçok dernek ve vakıf Alman siyasetçiler tarafından şüpheyle karşılanırken FETÖ’ye ait kurumlar ya görmezden gelinmiş ya da açıktan desteklenmiştir.103 Özellikle eğitim alanında oldukça hassas olan ve muhafazakar Türk derneklerinin okul kurmalarının önüne çeşitli engeller çıkaran Almanya’nın, gizli gündemlerinin olduğu açık olan Gülen taraftarlarının kurduğu okullara göz yumduğu ve desteklediği görülmektedir. Böylece FETÖ göreceli olarak kısa bir süre içerisinde Almanya’da devlet tarafından tanınan çok sayıda okul ve dershane açmayı başarmıştır.104 Federal ve eyalet düzeyinde eğitim ve entegrasyon politikalarından sorumlu bazı siyasetçiler, FETÖ’ye bağlı okulların göçmenlerin çocuklarını Alman okullarından daha iyi bir şekilde üniversiteye hazırladığını gerekçe göstererek bu okulları ve faaliyetlerini destekledikleri yönünde açıklamalarda bulunmuşlardır.105 

FETÖ’den ayrılan bazı şahıslarla Alman basınının yaptığı mülakatlarda örgütün, üyelerini farklı siyasi partilere üye olmaları konusunda teşvik ettiği bilgileri 
yer almaktadır.106 Böylece FETÖ üyeleri Yeşiller, Hıristiyan Demokratlar ve Sosyal Demokratlar arasına karışmaktadır. FETÖ’nün Alman siyasetçiler ile 
kurduğu ilişkiler ve lobi faaliyetleri sonucu bazı önemli Alman siyasetçilerin FETÖ’nün kurmuş olduğu kültürlerarası diyalog derneklerinin danışma kurullarında görev aldıkları bilinmektedir. Bu dernekler vasıtasıyla FETÖ farklı zamanlarda Alman siyasetçilere çeşitli ödüller vererek bu siyasetçilerle yakın ilişkiler kurmak için lobi faaliyetleri yürütmektedir.107 

Bunların arasında geçmişte bakanlık ve 1988-1998 yılları arasında Alman Federal Meclisinin Başkanlığını yapmış olan CDU üyesi Rita Süssmuth ve 
Yeşiller Partisi Milletvekili Omid Nouripour bulunmaktadır.108 

Her iki siyasetçi de FETÖ’nün Almanya’daki faaliyetleri ile ilgili ortaya çıkan soru işaretleri ve kamuoyu baskısı nedeniyle 2014 yılında FETÖ’ye ait 
derneklerdeki görevlerinden istifa ettiler. Bunların dışında çok sayıda Alman siyasetçi de FETÖ’ye bağlı dernek ve vakıfların düzenledikleri faaliyetlere 
katılarak destek vermişlerdir.109 

CDU partisinden Federal Eğitim Bakanı Johanna Wanka Ekim 2013’ten 2015 yılının sonuna kadar FETÖ tarafından düzenlenen Pangea Matematik 
Olimpiyatları’nın hamiliğini üstlenmiştir.110 2015 yılından sonra ise Johanna Wanka’nın da FETÖ ile ilgili artan soru işaretleri nedeniyle söz konusu 
organizasyonun hamiliğine devam etmediği anlaşılmaktadır. 

Ergenekon operasyonları çerçevesinde FETÖ mensubu polis ve hakimlerin örgüte muhalif bazı gazetecileri çeşitli kumpaslar kurarak mahkum etmeleri ile 
Almanya’da da FETÖ ve faaliyetleri ile ilgili ilk soru işaretlerinin ortaya çıktığı görülmektedir. Bu tarihten itibaren özellikle Almanya’daki sol gazeteler, partiler 
ve bu partiler içerisinde bulunan Türkiye kökenli milletvekillerinin FETÖ’nün Almanya’daki faaliyetleri ile alakalı eleştirel bir tutum takındığı görülmektedir.111 
FETÖ tarafından planlanan ve uygulanmaya çalışılan 17-25 Aralık darbe girişimi sonrasında ise örgüt ile ilgili soru işaretlerinin Almanya’daki bu çevreler 
arasında daha da arttığı görülmektedir.112 

Bu durumun bir sonucu olarak 2014 yılında Baden Württemberg Eyalet Parlamentosu Milletvekilleri Bernhard Lasotta ve Jörg Fritz’in Gülen’e bağlı kuruluşların Baden Württemberg eyaletindeki faaliyetleri ile alakalı başlattıkları tartışma söz konusu eyaletin iç istihbarat birimi olan Anayasayı Koruma Teşkilatı, Gülen’in Alman anayasal düzeni için bir tehdit olup olmadığı ile ilgili bir rapor hazırlamasıyla sonuçlandı.113 

Söz konusu rapor Gülen’in ideolojisini ve Almanya’da ona bağlı kuruluşların faaliyetlerini incelemektedir. Rapor ilginç bir biçimde Gülen’in kitapları ve 
vaazlarında demokratik düzene aykırı fikirler ileri sürdüğünü tespit etmesine rağmen ona bağlı kuruluşların Almanya’da anayasal düzenin temel ilkelerini 
ortadan kaldırmak için planlı bir faaliyet içerisinde olmadığını iddia etmektedir. Bundan dolayı da bahsi geçen rapor FETÖ’nün Almanya’daki faaliyetlerinin 
Anayasayı Koruma Teşkilatı tarafından sürekli olarak gözetim altında tutulmasına gerek olmadığı yönünde bir tespitle bitirilmektedir.114 
Burada ilginç olan nokta neredeyse kırk yıldır Almanya’da faaliyet gösteren Milli Görüş hareketi gibi şiddete bulaşmamış bir cemaati yıllardır sudan sebeplerle 
gözetim ve baskı altında tutan Alman makamlarının demokratik düzene aykırı fikirleri savunduğunu tespit ettikleri Gülen örgütünün faaliyetlerini göz ardı 
etmeleridir. 

Alman basınında FETÖ’nün faaliyetleri ile ilgili haberlerde örgütün gizli ve demokratik olmayan yapısı, ışık evlerindeki katı disiplin ve tek tipçi eğitim tarzı 
eleştirilmektedir. Ilginç bir biçimde Türkiye’deki tartışmalara benzer şekilde bazı Alman uzmanlar FETÖ’nün Almanya’da paralel bir toplum inşa etmeye 
çalıştığını söylemektedir.115 

Artan tartışmalar sonucunda Alman Federal Meclisinde Sol Parti tarafından 19 Mayıs 2016 tarihinde “Federal hükümetin Gülen Hareketi’ne karşı tutumu” adı 
altında bir soru önergesi verilmiştir.116 Söz konusu soru önergesinde Şubat 2016 tarihinde Ankara’da başlayan bir davada Gülen ve 121 kişinin Türkiye’de 
hükümeti devirmek üzere paralel bir devlet inşa ettikleri ve silahlı bir terör örgütü kurmak suçundan yargılanmaya başladıkları belirtilmektedir. Buradan 
hareketle Federal hükümete Gülen ve faaliyetleri ile alakalı yirmi soru sorulmaktadır. Hükümetin bu soru önergesine verdiği cevaplar Alman hükümetinin 15 Temmuz darbesi öncesinde FETÖ ile ilgili tutumunu özetlemektedir. 

Burada en dikkat çeken nokta Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin çeşitli vesilelerle Alman makamlarına FETÖ’nün faaliyetleri ile ilgili bilgi ve belgeler verdiğinin 
soru önergesine verilen cevapta ifade edilmesine rağmen Federal hükümetin FETÖ’yü bir terör örgütü olarak tanımlamadığı ve 17-25 Aralık sonrasında 
Türkiye’de ortaya çıkan gelişmelerin Federal hükümetin Gülen ve faaliyetlerine karşı tutumunda bir değişikliğe neden olmadığının belirtilmesidir. 
Yine söz konusu önergede dikkat çeken başka bir husus ise “Gülen ve takipçilerinin siyasi motiflerle 

Türk hükümeti tarafından takibat ve baskı altına alındığı konusunda Alman hükümetinin ne düşündüğü” sorusuna verilen cevaptır. Cevapta bu bilgilerin 
Almanya’nın siyasi maslahatı ve çıkarları gereği gizli istihbari bilgiler statüsünde olduğu belirtilerek yayımlanamayacağı ancak milletvekilleri tarafından 
görülebileceği belirtilmektedir. Soru önergesine verilen cevaplarda Federal hükümet yetkililerinin FETÖ temsilcileri ile çeşitli vesilelerle görüşmeler yaptıkları ve bu görüşmelerde Türkiye’nin örgüte karşı attığı adımların da gündeme geldiği belirtilmektedir. 

Bütün bu resme bakıldığında Federal Alman hükümetinin, Gülen örgütü ile ilgili arasına mesafe koymasına yetecek kadar bilgi ve belgenin Alman medyasında 
yer almasına ve muhalefet partilerinin FETÖ’nün antidemokratik yapısı ile ilgili dile getirdikleri eleştirilere rağmen örgütle alakalı kurum ve şahıslarla ilişkilerini 
ve pozitif tutumunu sürdürdüğü görülmektedir. 

Alman Parlamentosunun düşünce kuruluşu olan SWP’nin Türkiye uzmanı Günter Seufert’in bazı tespitleri Almanya’nın Gülen ile ilgili politikasını anlama
mız açısından bazı önemli ipuçları vermektedir. Seufert, Almanya ve Türkiye’de Gülen’in faaliyetlerini incelediği bir yazısının sonunda, Türkiye’de 
gelişmeler sonrasında zor durumda kalan Gülen ve takipçilerinin Almanya’ya entegre olma ve Alman makamları ile iş birliği yapma konusunda daha fazla 
istekli olacaklarını belirtmektedir. Seufert’e göre Almanya bu fırsatı kullanarak Gülen Hareketi’ni finansal, organizasyonel ve kurumsal açıdan daha fazla 
saydam olmaya zorlayabilir.117 

Sonuç olarak Almanya’da hem hükümet hem de uzmanların FETÖ ve illegal faaliyetleri hakkında yeterli derecede bilgi sahibi oldukları görülmektedir. Buna 
rağmen FETÖ’nün Alman hükümeti açısından siyaseten kullanışlı bir araç olduğu için korunduğu ve kollandığı anlaşılmaktadır. 

15 TEMMUZ SONRASI ALMANYA’NIN FETÖ POLİTİKASI 

15 Temmuz darbe girişiminin Almanya’nın FETÖ konusundaki politikasını nasıl etkilediği sorusu gündeme geldiğinde net bir şekilde şu tabloyla karşı karşıya 
kalıyoruz. 
Başta Başbakan Angela Merkel olmak üzere Alman hükümeti, Türkiye’nin bu konudaki bütün açıklamalarına rağmen darbe girişimi ile FETÖ arasında bağ 
kurmaktan açık bir şekilde kaçınmaktadır. Almanya, darbe girişiminin bu örgüt tarafından yapıldığını görmek istemediği gibi FETÖ’nün bir terör örgütü olduğunu da kabul etmemektedir. Islam Işbirliği Teşkilatı ve Körfez Işbirliği Konseyi gibi kuruluşlar söz konusu örgütü terör örgütü olarak nitelendirip Ankara’ya bu konudaki mücadelesinde destek verirken Almanya’nın FETÖ’yü terör örgütü olarak görmekten ve darbe ile ilişkisini kabul etmekten kaçınması, bu yapıya karşı mücadelesinde Türkiye’ye destek vermeye yanaşmak istemediğinin göstergesi olarak okunmuştur. 

Almanya’nın bu tutumu, PKK konusunda Ankara ile Berlin arasında yaşanan gerginliklerin FETÖ konusunda da yaşanabileceğine işaret etmektedir. PKK’yı da 
uzun süre terör örgütü olarak tanımak istemeyen Almanya, Türkiye’nin baskıları karşısında 1993 yılında bu örgütü yasaklamış ancak bu yasaklama kararına 
rağmen PKK diğer birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi Almanya’da da değişik isimler altında faaliyet sürdürmeye, militan devşirmeye ve finansal kaynak 
toplamaya devam etmiştir. Ankara sürekli olarak Berlin’in PKK’ya karşı müsamahalı tavrından şikayet etmiş ve NATO çatısı altında güvenlik ortaklığına sahip olduğu Almanya’yı bu terörist örgüte karşı mücadele konusunda Türkiye’ye yeterli destek vermemekle suçlamıştır.118 Işte bu yüzden FETÖ tarafından 
gerçekleştirilen darbe girişimi sonrasında Almanya’nın verdiği ilk tepkiler PKK konusunda Ankara ile Berlin arasında yaşanan sorunların FETÖ konusunda 
da yaşanabileceğini göstermiştir. 

Almanya’nın FETÖ konusunda bundan sonraki politikasını belirleyecek olan üç faktörden bahsedilebilir: Ilk olarak Berlin’in Türkiye’de çok iyi örgütlenmiş, 
başta güvenlik kurumları olmak üzere bürokrasinin neredeyse tamamına sızmış ve finansal kapasitesi de oldukça yüksek olan bu örgütü Türkiye’ye yönelik 
politikasında bir baskı aracı olarak kullanmak isteyip istemeyeceği, FETÖ’nün Alman-ya’daki varlığı ve Almanya’nın bu örgüte yönelik politikası açısından 
en önemli belirleyici olacaktır. PKK’nın da başta Almanya olmak üzere Batılı ülkeler tarafından Türkiye’yi Batı ekseninde tutacak bir manivela olarak 
sık sık kullanıldığı hatırlanırsa FETÖ konusundaki bu ihtimalin altının çizilmesi gerekir. 

Ikinci olarak 1990’lı yıllardan beri Almanya’da güçlü bir şekilde örgütlenen bu yapının Alman siyaseti üzerindeki lobi gücü Berlin’in bundan sonraki FETÖ 
politikasının nasıl şekilleneceği konusunda etkili olabilecektir. Yine PKK üzerinden örnek vermek gerekirse bu örgütün başta Sol Parti ve Yeşiller olmak üzere 
Alman siyasetindeki uzantıları ve sempatizanlarının Berlin’in onun faaliyetlerine kısıtlama getirme konusunda yeterince aktif olmamasının nedenleri arasındadır. 
Ayrıca PKK militanlarının Almanya’da eylem yapabilme kapasitesi ve toplumu huzursuzluğa sürükleme ihtimali de bu ülkenin PKK’ya karşı toleranslı olmasının 
nedenleri arasındadır. FETÖ’nün Alman siyasetine ne kadar sızdığı ve PKK gibi, Alman güvenlik makamlarını endişelendirecek eylem kapasitesine sahip 
olmadığı Berlin’in bundan sonra bu örgüte yönelik politikasının nasıl şekilleneceği konusunda hesaba katılması gereken bir faktördür. 

Üçüncü olarak Ankara’dan FETÖ konusunda gelecek talep ve baskıların düzeyi de Berlin’in bu örgüte karşı politikasında önemli etkiye sahip olacaktır. 
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti hükümetinin FETÖ’ye karşı mücadeleyi Türkiye’nin en öncelikli meselesi olarak gördükleri dikkate alınırsa Almanya’nın 
bu örgüte destek verir bir tutum içerisinde olmasının bu ülkeye ve Türk-Alman ilişkilerine maliyetinin çok ağır olma ihtimali yüksektir. Darbe girişimi sonrasında Türkiye’nin FETÖ’nün dış bağlantıları konusunda dikkatini ABD’ye yönelttiği ve örgüt lideri Fetullah Gülen’in iadesi konusunda çok ısrarcı olduğu görülmektedir. 
Donald Trump’ın ABD başkanı seçilmesiyle birlikte bu konudaki beklentileri artan Ankara’nın Gülen ile birlikte örgütün diğer lider kadrosunun da Türkiye’ye 
iadesine yoğunlaşacağı öngörülebilir. Bu çerçevede Türkiye’nin, FETÖ’nün ABD dışında en güçlü örgütlenmesinin bulunduğu ülkelerin başında gelen Almanya’ya 
yönelik baskıyı da artırması söz konusu olacaktır. Gerek 17-25 Aralık süreci gerekse 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında FETÖ’nün çok sayıda üst düzey üyesinin Almanya’ya kaçtığı,119 burada bulunan bazı NATO görevlisi Türk subayların iltica başvurusunda bulunduğu düşünülürse120 bu kişilerin iadesi meselesinin Türk-Alman ilişkilerinin geleceği açısından önemli sonuçlar doğuracağı muhakkaktır. 

Ankara’nın bu kişilerin iadesine yönelik artan talepleri karşısında Almanya’nın Türkiye ile ilişkilerinin bundan sonraki seyri konusunda alacağı kararlar bu 
ülkenin FETÖ politikasının da yönünü belirleyecektir. 

Bu genel tespitlerin ardından 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Almanya’nın FETÖ konusunda nasıl bir politika izlediğine somut gelişmeler üzerinden bakalım. 
Öncelikle darbe girişimi konusunda Alman hükümeti ve medyasının tutumuna değinelim. Bu tür önemli siyasi gelişmelerde verilen tepkilerin zamanı, yapılan 
açıklamaların içeriği ve kimler tarafından yapıldığının sembolik açıdan çok önemli olduğu bilinir. Fransa’da Paris saldırıları gerçekleştiğinde Türkiye dahil 
birçok ülke hemen tepki vererek saldırıları kınamış ve hemen ardından Paris’te düzenlenen anma törenlerine bizzat Başbakan Davutoğlu da katılarak güvenliği, 
kamu düzenini ve demokrasiyi hedef alan bu saldırılar karşısında Fransa’ya kayıtsız şartsız desteğini göstermiştir. 

15 Temmuz darbe girişimi karşısında Türkiye de doğal olarak Almanya ve diğer Batılı ülkelerden aynı dayanışmayı beklemiş ancak bu konuda çok rahat-
sız edici bir tavırla karşılaşmıştır. Almanya Başbakanı Merkel’in darbe girişimi çerçevesinde ilk açıklaması 16 Temmuz’da darbenin başarısız olduğu anlaşıldık tan sonra gelmiş ve 15 Temmuz öncesindeki bir yıl içerisinde Türkiye’yi beş kez ziyaret eden Merkel darbe girişiminin üzerinden beş aydan fazla süre geçmesine rağmen Türkiye’ye destek ziyaretinde bulunmamıştır. Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier ise ancak üç ay sonra Türkiye’ye gelmiştir. Almanya ve 
diğer önemli Avrupa ülkelerinin bu tavrı Ankara’da darbe girişimine ve onun arkasındaki FETÖ’ye yönelik dolaylı destek olarak algılanmıştır. 

Almanya’nın darbe girişimi sırasında ve sonrasında yaptığı açıklamalarda en az darbe girişimine yönelik eleştiri kadar Türkiye’ye yönelik uyarıların da öne 
çıkması121 Ankara’da rahatsızlık uyandırmıştır. Darbe girişimi sonrasında FETÖ’nün başta güvenlik birimleri ve yargı teşkilatı olmak üzere devlet içerisindeki güçlü örgütlenmesi nedeniyle uzun süre yeni bir saldırı tehdidi altında bulunan Türkiye’nin bu saldırıyı bertaraf etmeye yönelik girişimler çerçevesinde söz konusu örgüte yönelik operasyonlarının Berlin tarafından sürekli olarak eleştirilmesi bu örgüte Almanya’nın dolaylı desteği olarak algılanmıştır. Alman medyasının, FETÖ’nün Türkiye’nin güvenliği ve istikrarı için ne kadar büyük bir tehdit oluşturduğunu anlamak istemeyen ve Ankara’nın bu tehdide karşı atmış olduğu adımları diktatörlüğe gidiş olarak nitelendirip Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakarete varan ağır eleştiriler yönelten tutumu Merkel hükümetinin Türkiye politikasına da yansımış ve giderek Ankara’ya yönelik eleştirilerinin artmasına yol açmıştır. 

Bu eleştiriler Türkiye’nin terör örgütlerine yönelik mücadelesine yeterince destek vermeden yapıldığı için Ankara’da “iyi niyetli” olarak görülmemiştir. 

Merkel’in 16 Temmuz’da Almanya saatiyle 15.30’da yaptığı açıklamada, bir yandan darbeyi kınarken bir yandan da hukuk devleti vurgusu yapması zaten 
açıklamanın gecikmesinden rahatsız olan Türkiye hükümeti için ayrı bir memnuniyetsizlik kaynağı olmuştur. Çünkü o saatlerde Batı medyasında Erdoğan ve AK Parti yönetimi aleyhine çok sayıda yayın yapılmaktaydı. Darbecilere karşı devlet düzenini yeniden tesis etmeye çalışan hükümet ve darbeci askerlerin saldırısından yeni kurtulmuş Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yapılan “hukuk devleti” uyarısı, Almanya ve diğer Batılı ülkelerin darbecileri korumaya yönelik bir girişimi olarak algılanmıştır. Sonraki günlerde ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin Türkiye’nin NATO üyeliğinin tehlikeye girebileceği yönündeki açıklamalarıyla birlikte düşünüldüğünde darbeci FETÖ ve başka terör örgütleriyle mücadelede kritik bir dönemden geçen Türkiye’ye yönelik demokrasi ve hukuk devleti eleştirileri samimi görülmemiştir.122 Bu dönemde Türkiye’de ilan edilen olağanüstü hal (OHAL) uygulamasının Alman basınında ağır bir şekilde eleştirilmesi ve bazı siyasetçilerin de bu eleştirilere aynı dozda destek vermesi, benzer kaygıların daha uzun bir süredir OHAL uygulayan Fransa’ya yöneltilmemesiyle birlikte düşünüldüğünde Ankara’da öfkeye yol açmıştır. 

Türkiye, darbe karşısında kendisine desteğini geç açıklayan, bir yandan hükümete hukuk devleti uyarısı yapan, diğer yandan darbenin arkasındaki FETÖ’ye dair herhangi bir şey söylemekten kaçınan, OHAL uygulamasını eleştiren ve medyasıyla darbe sırasında ve sonrasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı çoğu zaman hakarete varan şekilde eleştiren bir Almanya ile karşı karşıya kalmıştır. 

15 Temmuz darbe girişimiyle FETÖ bağlantısını kabul etmeye yanaşmayan Alman hükümeti, Türkiye’nin bu yapıya mensup kişilerin iadesine yönelik taleplerine de olumsuz yaklaşmıştır. Almanya’da bulunan FETÖ mensubu firari savcılar Zekeriya Öz ve Celal Kara’nın Türkiye’ye iadesine dair talepte bulunulmuş ancak Alman makamları bu kişilerin Almanya'da bulunduğunu reddetmiştir. Bu kişilerin Almanya’nın Berlin şehrinde olduklarına dair medyada çıkan haberler üzerine Eylül ayı sonunda Türkiye’nin Berlin Büyükelçiliği yeniden Öz ve Kara’nın yakalanarak Türkiye’ye iade edilmeleri için Berlin’deki ilgili makamlara talebini iletmiştir.123 
Ancak bu iade talebi konusunda Berlin’in tavrı Ankara’da ciddi rahatsızlığa yol açmıştır. Alman Adalet Bakanı Heiko Mass, Kasım başında yaptığı açıklamada 
adli yardımlaşma konusunda ancak cinayet gibi ağır suçlarda Türkiye’den gelen talepleri dikkate aldıklarını ve siyasi nedenlerden dolayı gelen taleplere olumlu 
cevap vermeyeceklerini ifade etmiştir.124 

Alman Adalet Bakanı’nın bu açıklamaları Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sert tepkisine yol açmıştır. Bu açıklamalardan hemen sonra Beştepe Millet Kongre ve 
Kültür Merkezi’nde yapılan bir törende konuşan Cumhurbaşkanı, Heiko Mass’ın iadeler konusundaki olumsuz tutumu ve “Türkiye’deki gelişmeleri kaygıyla izliyoruz” şeklindeki açıklamasına karşı, “Biz de Almanya’nın bu yaklaşımını ve bu uygulamaları kaygıyla, dehşetle izliyoruz” ifadelerini kullanmış125 ve Almanya’nın terör konusundaki genel tutumunu da şöyle eleştirmiştir: 

Almanya, biz sizin bu duruşunuzdan endişeleniyoruz. Siz şu anda teröre çanak tutuyorsunuz. Bu terör belası bumerang gibi gelip sizi de vuracaktır. 
Türkiye olarak bizim sizden bir beklentimiz yok ama siz teröre yataklık yapmaktan tarih boyunca anılacaksınız.126 

“DHKP-C, FETÖ gibi terör örgütlerinin mensuplarına yıllardır kol kanat geren Almanya’nın şimdi de ısrarla FETÖ’nün arka bahçesi haline dönüşmesi dolayısıyla biz de endişe ediyoruz” ifadeleriyle Berlin’e yönelik eleştirilerini sürdüren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Almanya’nın PKK, FETÖ, DEAŞ ve Avrupa’daki ırkçı örgütlerle mücadele etmek yerine başka ülkelerin milli güvenlik hassasiyetlerini hiçe sayarak, teröristlere kucak açan bir ülke haline gelmesini hiç de hayırlı görmediğini de sözlerine ekleyerek şunları söylemiştir: 

Şu anda teröristlerin barındığı önemli ülkelerden birisi haline gelmiştir Almanya. Bu kadar açık konuşuyorum. Halbuki bu ülkede Türklere yönelik çok sayıda ırkçı 
saldırı yapılıyor. Almanya’nın bu saldırıları önlemek yerine Türkiye’nin terörist olarak tanımladığı ve kendisinden istediği örgüt üyelerine sahip çıkmayı tercih 
etmesi kabul edilebilir bir durum değildir.127 

Alman yetkililerinin FETÖ ile darbe arasındaki ilişkiyi görmek istemeyen tutumlarına karşı da sert eleştirilerde bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şayet 
Almanya FETÖ’nün terör örgütü olduğu konusunda şüphe ediyorsa buyursunlar ülkemize gelsinler, 15 Temmuz’da bombalanan Meclisimizi ziyaret etsinler. 
Bombalanan Özel Harekatı gezsinler, görsünler. Külliyemizin etrafında neler meydana geldi, bunu görsünler. Gecenin şahitleriyle konuşsunlar. Şehitlerimizin 
yakınlarıyla, gazilerimizle bir araya gelsinler. Hala hastanelerde yatan gazilerimiz var, onlarla konuşsunlar” sözleriyle onları gerçeği görmeye davet etmiş ve 
“Eğer buna rağmen FETÖ’yü terör örgütü olarak kabul etmezlerse anlarız ki niyetleri başkadır” ifadeleriyle Almanya’nın FETÖ politikasına ilişkin kuşkularını 
dile getirmiştir.128 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasında değindiği, Almanya’nın FETÖ konusundaki “niyeti”nin ne olduğuna dair bir gösterge Baden-Württemberg eyalet hükümetinin tavrına da yansımıştır. Bu eyaletin başkenti olan Stuttgart’taki Türkiye Başkonsolosu Ahmet Akıntı, darbe girişimi sonrasında söz konusu eyaletin Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın yukarıda değinilen raporunda Gülen Hareketi’ne mensup olduğunu tespit ettiği kuruluşların durumlarının değerlendirilmesini talep etmiştir. “Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın çok iyi bir araştırma yaptığını” söyleyen Akıntı, Gülen örgütüne ait olan bu okul, dershane, dernek ve şirketlerin tehlikeli olduğunu ifade etmiştir. Ancak Türkiye’nin bu talebi Baden-Württemberg eyalet hükümeti tarafından kabul edilmemiştir. Eyalet Başbakanı Winfried Kretschmann, bu konunun kendi iç meseleleri olduğunu söyleyip başka ülkelerin Almanya’nın iç işlerine karışmasına müsaade edilmeyeceğini açıklarken ilgili raporun hazırlandığı tarihte eyaletin Içişleri Bakanı olan Reinhold Gall “bu tür listelerin bu şekilde suistimal edilmesinin kabul edilemez olduğunu” ifade etmiştir.129 

Başbakan Kretschmann daha sonra yaptığı açıklamalarda da Türkiye’deki darbe girişiminden “Gülen Hareketi”nin sorumlu olduğuna dair herhangi bir belge 
olmadığını ileri sürerek söz konusu kurumlardan başkalarının değil kendilerinin sorumlu olduğunu ve bu kurumları kendi ölçütlerine göre değerlendirdiklerini 
dile getirerek, Türkiye’nin talebini karşılamayacaklarını yinelemiştir. Federal koalisyon hükümetinin büyük ortağı olan CDU’nun önemli isimlerinden Wolfgang 
Bosbach da Kretschmann’a destek vererek Türkiye’nin talebinin reddedilmesinin doğru karar olduğunu ifade etmiş ve aynı şekilde Almanya’ya kaçan 
darbecilerin iadesinin de söz konusu olmayacağını belirtmiştir. Başka birçok Alman siyasetçi gibi Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret eden Bosbach, 
“ Otokratik Yönetici ” olarak tanımladığı Erdoğan’ın Almanya’daki Türkleri ezmesine yardımcı olmayacaklarını ileri sürmüştür.130 

Bu tavırlarıyla Bosbach da Batı’daki siyaset ve medya dünyasının birçok temsilcisi gibi darbenin mağduru olan meşru hükümetin değil darbecilerin yanında olduğunu göstermiş ve ülkesindeki FETÖ mensuplarını rahatlatmıştır. 

Benzer şekilde değişik partilerden çok sayıda Alman siyasetçi yaptıkları açıklamalarla darbe ve darbecilere dolaylı destek vermiştir. Cem Özdemir, Jürgen Trittin (Yeşiller) ve Katarina Barley (SPD) gibi isimler, “Erdoğan kolunu Stuttgart, Berlin ve başka hiçbir yere uzatmasın” ve “Başbakan Merkel’in şu an 
Türkiye’deki mevcut durum göz önüne alındığında şu anki Türkiye’ye herhangi bir iade söz konusu olamayacağını açık şekilde söylemesi gerekir” gibi 
ifadelerle Almanya’daki FETÖ yapılanmasına zarar gelmesini istemediklerini göstermişler ve Türkiye’nin darbe girişimi sonrası örgüte karşı operasyonlarını 
eleştirmişlerdir.131 

Almanya’daki iktidar sorumluluğuna sahip siyasetçiler bu tutumlarıyla ya FETÖ’nün Türkiye için ne kadar büyük bir tehlike teşkil ettiğini anlamak istemediklerini gösteriyorlar ya da bu tehlikeyi bilmelerine rağmen söz konusu örgütü korumaya çalışıyorlar. Baden-Württemberg eyaleti Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın yukarıda değinilen raporunun 2015 yılında söz konusu kurumun web sayfasından kaldırılması da bu konuda soru işaretlerinin oluşmasına yol açmıştır. Alman dış istihbarat servisi Bundesnachrichtendienst’in (BND) Türkiye’yi uzun süredir dinlediği de dikkate alınırsa Berlin’in, FETÖ’nün masum bir dini cemaat olmadığını, Türkiye’de devlet kurumlarını nasıl ele geçirdiğini ve 15 Temmuz darbe girişiminin arkasında olduğunu bilmemesi mümkün değildir. Buna rağmen Almanya’nın bu örgütü koruyan bir tavır içerisine girmesi Türkiye’de kuşkuyla karşılanmış ve çok büyük rahatsızlığa yol açmıştır. 

Mülteciler konusunda çok sert politikalarıyla bilinen ve Başbakan Merkel’i Almanya’nın kapılarını mültecilere açmakla eleştiren koalisyon ortağı Hıristiyan 

Sosyal Birliği’nin (CSU), söz konusu FETÖ mensupları olunca kapıları açma taraftarı olması Almanya’nın bu örgüte dair niyetleri konusunda Ankara’daki kuşkuları artırmıştır. CSU Genel Sekreteri Andreas Scheuer’in katıldığı bir televizyon programında, “Erdoğan ve partisinin baskılarından kaçan insanlar”ın Almanya’da mülteci olarak kabul edileceğini söylemesi132 Suriye, Irak ve Afganistan’dan gelen mültecilere bile kapıları kapatmayı savunan CSU’nun FETÖ mensupları söz konusu olunca neden bu kadar “mülteci dostu” bir tavır takındığı yönünde soru işaretleri oluşmasına neden olmuştur. 

Almanya’nın Türkiye’den kaçan FETÖ, PKK ve diğer terör örgütü mensuplarına bu şekilde kucak açan bir politika izlemesi The Wall Street Journal gazetesinde 
13 Aralık 2016 tarihinde yayımlanan “Turkish Opposition Finds Base in Germany” başlıklı yazıya da konu olmuştur. Andrea Thomas imzasıyla çıkan 
yazıda Almanya’ya 2016 yılında Türkiye’den yapılan iltica başvurularının 2015’e göre üç kat artış gösterdiği, özellikle 15 Temmuz darbe girişiminden sonra bu 
sayılarda büyük artış yaşandığı, Kasım ayına kadar yapılan toplam 5 bin 166 başvurunun üçte bir kadarının Gülen örgütü mensupları tarafından gerçekleştirildiği ifade edilmektedir.133 Darbe girişimi öncesinde de çok sayıda FETÖ mensubunun Türkiye’den Almanya’ya kaçtığı bilinmektedir.134 Darbe girişimi sonrasında ise bu örgüt mensuplarının hem Türkiye’den Almanya’ya kaçtığı135 hem de Türkiye’nin bu ülkedeki diplomatik ve askeri misyonlarında görevli olanların Alman makamlarından iltica talebinde bulundukları bilinmektedir.136 

Almanya’nın FETÖ konusundaki politikası, Berlin’in PKK sorununda olduğu gibi bu konuda da Türkiye’yi yoracak bir yol izleyeceğinin işaretlerini vermektedir. 
15 Temmuz darbe girişiminin bu örgüt tarafından gerçekleştirildiğini kabule yanaşmayan, ülkesine kaçmış olan örgütün Türkiye’de suç işlemiş mensuplarını 
iade etmek istemeyen, örgüte bağlılığı açıkça bilinen Almanya’daki kurumlara karşı herhangi bir işlem yapmaya karşı çıkan, Türkiye’nin bu örgüte karşı 
mücadele çerçevesinde attığı adımları ağır bir şekilde eleştiren ve bu örgüt tarafından gerçekleştirilen darbe girişimine karşı Köln kentinde düzenlenen 
mitinge Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın telekonferans yöntemiyle bağlanmasını engellemek için bizzat Anayasa Mahkemesi kararı çıkaran Berlin yönetimi bu 
politikasıyla Türkiye ile ilişkilerini riske atmaktadır. 

4 CÜ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR.,

****