24 Ekim 2017 Salı

MİLLİ İSTİHBARAT TEŞKİLATI NEDEN HEDEF ALINDI?




ONUR DİKMECİ.
Posted: 
22 Oct 2017 11:21 AM PDT


     Ülkelerin güvenlik yapılanmaları iki kurum nezdinde oluşturulmuştur. Bunlardan biri Silahlı Kuvvetler iken, diğeri istihbarat birimleridir. 

Ordular artık siber savunma, biyolojik silah, uydu ve uzay çalışmaları gibi alanlarda muharip sınıflar oluşturarak askeri gücü geniş sahaya yaymalarının yanında istihbarat birimleride ekonomik, teknolojik, algı idaresi ve empozesi ve kişiye özel istihbarat gibi kulvarlarda birimler oluşturarak klasik istihbarat kavramanın dönüşmesine yol açmıştır. İstihbarat birimleri için artık bilgiye erişim zorlu bir süreç olmaktan çıkmış bunun yanında analiz ve çözümleme istihbaratın temel kavramları olarak oluşturulmuştur. Klasik istihbaratın takım elbiseli ve silahlı Bond tipi ajan modeli yerini daha çok sosyal medya uzmanları, algı yönetimicleri, kuram oluşturucuları, ekonomik manüplasyon uzmanları ile sivil toplum kuruluşları yönlendiricilerine bırakmıştır. 

Bunun nedenlerinden biri de devlet kavramında yaşanan dönüşmeler neticesinde devlet alanının ekonomik teknoloji ve sivil toplum ile çevrilmesinden kaynaklanmıştır. İstihbarat birimleri ise genelde operasyonel yetkilere haiz olmalarıyla birlikte bu yetkileri bünyelerinde mevcut olan profesyonel ekipler yürütmektedir.

Türk siyasi tarihinde Teşkilatı Mahsusa ile milli ve kurumsal manada oluşturulmuş ilk istihbarat teşkilatı Cumhuriyet döneminde de isim değiştirerek devam etti. Ancak soğuk savaş döneminde Türkiye'de her alana sirayet eden Abd etkisi istihbaratında bundan pay almasına sebep oldu. Uzun müddet Türk istihbarat çalışanlarının ödenekleri Abd tarafından ödendi bu da yetmedi Hamza Görgüç döneminde istihbarat Abd'nin arka bahçesi durumuna getirildi. Bahattin Özülker'in istihbaratın başına getirilmesiyle toparlanma yaşanacağı umulmuş fakat bir otel odasında şüpheli ölümü üzerinde bu dönem sekteye uğramıştır.

Sönmez Köksal, Mit veya Tsk dışından atanan ilk müsteşar olması istihbaratın siyasallaştığı tartışmalarını beraberinde getirmiştir. Bunun dışında Türkiye'de kurumlar arasında mevcut olan çekişme ve çatışmalardan istihbaratta nasibini almıştı. İstihbarata yöneltilen en sert eleştirilerden biri meydana gelen darbelerin hazırlık evrelerinde hiçbir hükümete bildirilmemesiydi.

Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldiğinde genç kadrosu ve dinamik politika söylemi kitleleri heyecanlandırmıştır. Dış politikada yapılan eksik veya yanlış uygulamalar ve sorunlu asker sivil ilişkilerinin mevcut olduğu bir ortamda iktidar Hakan Fidan'ı Mit'in başına getirerek yalnızca en genç müsteşarı yetkilendirmiş olmakla kalmamış istihbaratta Türkiye'den yönetim anlayışının planlandığının ipucunu vermiş olmuştur.

Fidan Tsk içerisinde Astsubay olarak 15 sene görev yaptıktan sonra TİKA başkanlığına ve sonrasında Başbakanlık müsteşar yardımcılığına getirilmişti. Fidan'ın Tika geçmişinden sonra Mit'in başına getirilmesi Tika'nın da isabetli bir kararla istihbarat ile uyumlu çalışacağının göstergesidir. Çünkü bu kurum Türkiye dışında ve özellikle Türk veya müslüman coğrafyalarda genelde kültürel, eğitsel faaliyetleri üstlenmiştir. Türkiye'in büyüme iddiası dikkate alındığında sınırları dışında ve hinterlandı içinde bir coğrafyada etkin olması bu iddiasını destekleyen en önemli argüman olacaktı.

Fidan, 2010 yılında Mit müsteşarlığına atandığında ilk tepki İsrail savunma bakanı Ehud Barak'tan gelmiş ve Barak, Fidan'ı İran'a İsrail ile ilgili askeri ve gizli bilgileri vereceğini iddia etmişti.

Fidan, İran'a karşı agresif bir istihbarat yapılanması yerine İran orta sınıflarının güçlendirilmesi ve diyalogsal bir tutumu savunuyordu bu durum akademisyen kimliğinede uygundu. Ortadoğu'da bulunan iki önemli üke Türkiye ve İran'ın çatışmaları bu iki ülkeyede hiçbirşey kazandırmazdı. Körfez Savaşı'nda Irak'a uygulanan ambargolara mecburen katılan Türkiye'ye bu durumun faturası milyarlarca dolar zarar olarak dönmüştü. İran'ın nükleer programı sebebiyle ise İran'a karşı uygulanan yaptırımlara Türkiye'nin tam dahiliyeti yine Türkiye açısından milyarlarca dolarlık kayıp olabilirdi ve Türkiye istihabartının örgütlemesiyle bir takım aracıları da kullanarak bu ambargoları delerek İran'ın önemli bir ticari partneri haline gelmişti.2011 yılında Uludere olayı üzerinden Mit'e çıkartılan faturanın amacı kurumu ve müsteşarı yıpratmak böylece bir değişime yol açabilmekti. Çünkü 1 Ocak 2012'de Genelkurmay Elektronik Sistemlerde Mit'e devredilecek ve Mit daha da güçlenmiş hala gelecekti. Uludere olayının atlatılmasından sonra 17/25 Aralık operasyonlarında Türkiye'nin İran ilişkisi gündeme getirildi ve iktidar ile istihbarat yıpratılmak istendi. Esas operasyon ise 2014 Mart yerel seçimlerinden önce Selam Tevhid dinlemelerinin servisiyle yapılacaktı. Böylece iktidar partisi yıpratılacak istihabarat İran'a hizmet etmekle suçlanacak yerel seçimlerde iktidar önemli illeri kaybedecek, güç kaybetmesi iktidar üzerinde yeni açılımcı anayasanın dayatılmasıyla küçülmüş ve zedelenmiş Türkiye'ye yol açacaktı.

1 Ocak 2014'de Hatay'da Mit tırlarının durdurulması olayını 19 Ocak'ta Adana'da Mit tırlarının durdurulması olayı izledi ve Mit bir terör örgütü ilan edilmek istendi. Fetullah Gülen'in önem atfettiği Utah kürtçü çalışmaların merkezi haline getirildi ve Emre Uslu gibi eski polisler buralarda akademik Unvan aldılar. Uslu ve Önder Aytaç, Gültekin Avcı gibiler Mit tırları ve Selam Tevhid kumpasıyla devreye girerek '' İstihbarat Acem Muta '', '' Mit El Kaide İlişkisi '' gibi yazılar yazarak Mit'i hedef gösterdiler ve şahsi sosyal medya hesapları üzerinden Mit'i Acem Teşkilatı, Fidan'ı ise Acem Sever olarak hedef gösterdiler.

O dönem iktidar bürokrasi ve milletin kararlı duruşuyla bu kumpasların hepsi engellendi. Bu sefer ise Gülenistler, Türkiye'nin duygusal ve hassas yönünü kaşıyacaklar ve KCK üzerinden Mit'i hedef göstereceklerdi. Bu teorilere göre KCK'yı Mit kurdurmuştu, ayrıca Kck operasyonlarını yürüten teğedeki isim dönemin İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin görevden alınınca bunu Mit'in kumpası olarak nitelemişlerdi. Halbuki, KCK Kürt siyaseti üzerinden iktidar ve Mit'i zor durumda bırakma çabalarından başka Bir şey değildi.

15 Temmuz 2016'da ise Mit'in hedef alınması bu kurumun milli minvalde dönüşmesinin engellenme teşebbüslerinden başka Bir şey değildi.Mit'in tam bir operasyonel yetkisi ya da vurucu gücü olmayabilirdi fakat bünyesinde muazzam teçhizatlar ve bilgi bankası mevcuttu. Üstelik Mit kanununda ki düzenlemeler yakın gelecekte Mit'e silahlı operasyon yetkisi verecekti.

Hakan Fidan'ın Mit müsteşarlığına atanmasından sonra, onun askerlik vazifesini yerine getirirken Astsubaylık rütbesi ve bunun müsteşarlığa yeterli olmayacağı söylenceleri, Mit'in İran ilişkili haberlerin pompalanması, müsteşaraın ifadeye çağırılması, haberler yönüyle Mit'in yıpratılması, Mit tırlarına silahlı operasyon ve askeri kalkışma gecesi Mit'in kurşunlanması yalnızca birkaç sene içerisinde bu kurumun tanık olduğu feci olaylar arasında yer almaktadır.

Mit'e verilen ek yetkiler dünya ölçeğinde her istihbarat kurumunun sahip olduğu görevler arasında bulunmaktadır. Mit müsteşarının Cumhurbaşkanı'na bağlanması tek başına değerlendirilmemelidir. Çünkü genelkurmay Başkanı da Cumhurbaşkanı'na bağlanmıştır ve Başkan Ordu İstihbarat üçlemesi güvenlik konseptini belirleyecek mesajı verilmiştir ve bu doğrudur.

Her kurumun eksikleri bulunabilir ancak Milli İstihbarat Teşkilatı adı gibi en Milli dönemlerinden birine tanıklık etmektedir.

İç siyasette muhaliflerin kaygılarıda değerli olmakla birlikte ordu ve Mit'in dış güvenlik endeksli olmalarıyla birlikte bu kayı zamanla yerini Güçlü Türkiye isteğine bırakacaktır.


***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder