Dr. Seyfi Kılıç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dr. Seyfi Kılıç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Aralık 2017 Pazar

ORSAM SU SÖYLEŞİLERİ 2012 / ORSAM WATER INTERVIEWS 2012 BÖLÜM 5

ORSAM SU SÖYLEŞİLERİ 2012 / ORSAM WATER INTERVIEWS 2012 BÖLÜM 5



TESFAY ALEMSEGED: “MISIR, SUDAN VE ETİYOPYA RÖNESANS BARAJINA İLİŞKİN TEKNİK VE GÜVENLİK KONULARINDA İYİ İLİŞKİLERE SAHİPTİR.” 

25 Ağustos 2012 

* Bu söyleşi 26 Haziran 2012 tarihinde ORSAM Su araştırmaları Programı Hidropolitik Uzmanı Dr. Seyfi Kılıç tarafından ABD, Boston’da gerçekleş tirilmiştir.

Etiyopya Su Kaynakları Enstitüsü’nden Tesfay Alemseged ile Etiyopya’daki enerji ve su alanlarında izlenen politikaları, Büyük Rönesans Projesini ve bu proje kapsamında Mısır, Sudan ve Kenya gibi kıyıdaş ülkeler ile olan ilişkilerini ele aldık. 

ORSAM: Kendinizden bahseder misiniz? 

Tesfay ALEMSEGED: Adım Tesfay Alemseged ve bir buçuk yıldır çalışmalarını sürdürmekte olan Etiyopya Su Kaynakları Enstitüsü’nde çalışıyorum. Akademik çevrenin farklı bölümlerindeki sorunların, çok parçalı şekilde işleyen su sektörü ve su tarım ortamı ile ilişkili olduğu; dolayısıyla da akademik kurumların toplumla entegrasyonunun oldukça zayıf olduğu kanısındayım. Bu ise enstitünün kurum dışı bağlantı program koordinatörü olarak benim işimin bir parçası.  

Entegre müdahalelerin bu bölünmüşlüğü yüzünden özellikle tarım sektörü bir dizi kuraklık sorunundan mustariptir. Gıda güvencesizliği da büyük bir sorun teşkil etmekte ve hükümet ise araştırma ve işletim merkezleri de dahil olmak üzere tüm tarafların uygulama kapasitesini oluşturmak için bir temel strateji 
olarak çalışmaktadır; böylelikle söz konusu merkezler temeldeki asıl topluluk sorunları üzerine eğilebileceklerdir. Etiyopya’daki mevcut dönüşüm planına baktığımızda, ekonomi ve eğitim alanlarında bazı iyi göstergelerle karşılaşırız. Su sektörü, hâlâ başlangıç evresinde olan önemli sektörlerden biridir. Hükümet 
üst düzeyde söz konusu meseleye ilişkin çalışmalarını sürdüreceğine dair taahhütte bulunurken, aynı zamanda su sektörüne dayanan hidroenerji üretimi ve güvenlik konusuna da odaklanmaktadır, ancak bölümlere ayrılmış olunması hâlâ kaygı veren bir durumdur. Su politikasında bu çeşit bir eğitim,  komşu  larımızla ve Nil nehri ile entegrasyonun yanı sıra ulusal düzeydeki uygulama faaliyetlerinde de kolaylık sağlamaktadır. Çok uzun zamandır çeşitli uluslararası kurumlardan herhangi bir destek alınmamasına rağmen, özellikle son sekiz yıldır olmak üzere ülkedeki ciddi ekonomik gelişmelerin ardından hükümet yeni çalışmalar yapmak üzere girişimde bulunmuştur. Kendi çabalarımızla bu işin altından kalkabileceğimize inanıyorum ve her vatandaş da bu konuda katkı sağlayacağına ilişkin bağlılığını göstermiştir. Örneğin devlet memurları, aylık asgari maaşlarından feragat etmişlerdir, bu durum ise bizim kapasitemizde çalışma olarak görülmektedir ve böylece ekonomik büyümeyigerçekleştirebiliriz, 
buna Büyük Rönesans Barajı diyoruz. Söz konusu baraj yerel kapasiteye dayanarak gerçekleştirilecektir ve hatta bu durum ülkede bir bütünlük, bir fikir bütünlüğü yaratmaktadır. Bildiğiniz gibi Etiyopya, birçok farklı milletten  topluluklara ev sahipliği yapmaktadır. 
Ekonomik büyümenin özellikle temel nokta olan su konusuna odaklanması, farklı gruplardaki her kesim için ortak bir anlayıştır. Dolayısıyla gücün içten geldiğine inanıyoruz ve Sudan, Mısır, Kenya da dahil olmak üzere kıyıdaşlarımız olan ortaklarımızı da buna ekleyebiliriz. Ortak kıyıdaşlarımız var şu an birlikte  çalışmalarımızı sürdürmekteyiz. Görüşmelere ve birbirimizi dinlemeye başladık ve bu nedenle de devam etmekte olan Rönesans Barajı’nın yapımına ilişkin güvenlik ve teknik detaylarla ilgili Mısır ve Sudan ile ikili ilişkiler düzeyinde Nil havzası Girişimi (NBI) oldukça iyi bir şekilde devam ediyor. 

ORSAM: Nil Havzasına ilişkin 2010 Çerçeve Anlaşması ile ilgili neler söyleyebilirsiniz? 

Tesfay ALEMSEGED: Hâlihazırda çok sayıda devlet bu anlaşmayı imzalamıştır. Henüz imzalamamış olan ve imzalaması beklenen iki ülke ise sadece Mısır ve Sudan’dır. Bu ise, kıyıdaş ülkeler arasında ortaklık potansiyellerini keşfetmek üzere ortak bir vizyon ve ortak bir anlayış yaratmak için büyük bir adımdır. 
Aynı zamanda Nil, ortak kaynağa bağımlı olan bir aile olarak toplumlar ve topluluklar içinde kendi etkileşimini yaratmış olan, dünyanın büyük bir nehridir. Bölünmüşlüğü sürdürmek ve ulusal çıkarları ayırmak yerine birlikte çalışıp 
birlikte refaha erişmemiz gerektiğine inanıyoruz. 

ORSAM: Büyük Rönesans Barajına ilişkin herhangi bir su tüketim planı var mı? 

Tesfay ALEMSEGED: Büyük Rönesans Barajı oldukça büyük bir plan ve öncelikli amacı ise hidroenerji üretimi. Ancak bu, Etiyopya’nın elde edilecek suyu tarımsal amaçlı kullanamayacağı anlamına da gelmiyor. Ne var ki, Nil nehrinin suyu dar boğazlardan geçtiği için bölgenin topografyası birtakım engeller oluşturabilir. 
Ancak şu da var ki, on bir adet nehrimiz var ve Nil nehri bunlardan sadece biri. 
Ayrıca söz konusu nehir Etiyopya’nın orta kısmını kaplarken, sulama için büyük potansiyeli olan başka nehirlerimiz de bulunmaktadır. 
Etiyopya büyük bir sulama programı girişiminde bulunmaktadır. 

Yağmur suyundan elde edilen sulama sisteminden sulamalı tarım sistemine yapılacak bir değişimle tarım sektörümüzde bir dönüşüme imza atabileceğimizi düşünüyoruz, zira yağmur suyundan elde edilen sulama sistemi, nüfusun büyük oranda artması ve çevre koşullarının da değişime uğraması gibi sebeplerden 
artık işlerliğini yitirmiş durumdadır. Yüksek alanlarda ve dağlık arazilerdeki tarıma bakıldığında, buradaki durum çiftçilerin ilgili tarım ve sulama teknolojileri ni kullanmalarına yardım etmeye ilişkin acil bir çözüm gerektirmekte dir. 
Bunun da ötesinde, sulamaya dayalı olarak ülkedeki şeker fabrikaları için on 
bir adet büyük şeker kamışı tarlası ekimi gerçekleştiriyoruz. 

Aynı şekilde hanelere yönelik sulama programı da, tüm ülkeye yayılan ciddi boyutlardaki programlar ve projeler eşliğinde oldukça iyi gidiyor. 
Bu mesele şimdi tam sulama programının da ortaya çıkmasına yol açmıştır ve değer katma vs. programların, çiftçilerin gözlemlediği bazı sistemik sorunlara da 
çözüm bulması beklenmektedir. 

ORSAM: Son olarak; sulama ve su konularına ilişkin Türkiye ve Etiyopya arasında herhangi bir işbirliği alanı görüyor musunuz? 

TESFAY ALEMSEGED: Kurumumuzda meslektaşlarımızla birlikte teknoloji transferi, uzmanlık ve bilgi alışverişi gibi konular üzerinde tartışıyoruz. 
Ve Etiyopya’nın odak noktalarından biri de Türkiye, zira şu anki yaşam düzeyimize rağmen iki ülke arasında birçok benzerlik olduğuna inanıyoruz. Daha iyi çiftçilik ve bahçecilik faaliyetlerinde bulunmak üzere yağmur suyu hasadı ve mevsimsel sel sularını toplama sistemi gibi Türkiye’nin daha iyi olduğu bazı alanlar olduğunu düşünüyoruz. 

Üstelik Türkiye’nin Etiyopya’da tekstil ve inşaat gibi sektörlerde çeşitli yatırımları da bulunmaktadır. 

Su sektörü ise dikkate alınması gereken bir başka önemli sektördür ve ülkeleri miz arasında bilgi alışverişinde bulunulmasının ve potansiyel ortaklıkların keşfedilmesinin, iki ülkenin tarihi ilişkileri açısından etkili olabileceğine inanıyorum. Buna ek olarak, tekstil ve inşaat faaliyetlerindeki ilişkilerimiz 
Etiyopya için tatmin edici boyutlardadır. Etiyopya’nın en büyük sanayilerinden olan çimento fabrikasının yapımında çalışan Türk şirketlerinden biri ile tanışma fırsatım oldu ve bu durumun ilişkilerimize olumlu yönde katkısı olduğu gibi tarihi ve dini yerlerin bakımı konusunda da Türkiye Etiyopya ile oldukça olumlu ilişkilere imza atmıştır. Aynı zamanda Etiyopya’da birçok Türk ve Necaşi Türk Okulu da bulunmaktadır. Dolayısıyla tüm bu gelişmeler, Türk ve Etiyopya halkı ile hükümetleri arasındaki ilişkilerin tarihi temelini oluşturmaktadır. 

ORSAM: Çok teşekkür ederiz 

...


ICID BAŞKAN YARDIMCISI DR. HÜSEYİN GÜNDOĞDU: “ TÜRKİYE ICID İLE BİRLİKTE BİR KEZ DAHA DÜNYA’DA İLK KEZ YAPILACAK BİR FAALİYETE İMZA ATACAKTIR. BU SEFER TARIMSAL SULAMA KONUSUNDA DÜNYA’DA İLK DEFA GERÇEKLEŞTİRİLECEK ” 


16 Kasım 2012 

* Bu röportaj, ORSAM Su Programı Uzmanlarından - Dr. Tuğba Evrim Maden tarafından, 18 Ekim 2012 tarihinde İstanbul’da düzenlenen EURO INBO 2012 Su Çerçeve Direktifinin Uygulanması Üzerine 10. Avrupa Konferansı’nda gerçekleştirilmiştir.

ORSAM Su Araştırmaları Programı 

İstanbul’da, 17-19 Ekim 2012 tarihleri arasında düzenlenen EURO INBO 2012 Su Çerçeve Direktifinin Uygulanması Üzerine 10. Avrupa Konferansı’nda ICID Başkan Yardımcısı Dr. Hüseyin Gündoğdu ile ICID ve önemi, Türkiye’de sulama ve modern sulama teknikleriyle ilgili bir söyleşi gerçekleştirmiştir. 

Dr. Hüseyin Gündoğdu “Türkiye ICID ile birlikte bir kez daha Dünya’da ilk kez yapılacak bir faaliyete imza atacaktır. Bu sefer Tarımsal Sulama konusunda Dünya’da ilk defa gerçekleştirilecek Birinci Dünya Sulama Forumunu Mardin’de gerçekleştirecektir. Ben hepinizi gelecek yıl gerçekleştirilecek foruma davet ediyorum. Çünkü sulama çok önemli, bugün dünyada biliyorsunuz su kaynaklarımızın %70’i tarımsal sulamada kullanılıyor.” 

ORSAM: Öncelikle kendinizi tanıtabilir misiniz? 

Hüseyin GÜNDOĞDU

Devlet Su İşleri 2.Bölge Müdürlüğü, Planlama Şube Müdürlüğü’nde Ziraat Yüksek Mühendisi olarak çalışıyorum. 25 yıllık çalışma hayatımda su konusuyla ilgili olarak değişik kurum ve kuruluşlarda görev aldım. Bunların başında da DSİ-Devlet Su İşleri gelmektedir. Ayrıca, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü Araştırma 
Enstitüleri, İl Müdürlükleri ile özel sektörde de çalıştım, danışmanlık yaptım ve 25 yıl sonunda da ICID (International Commission on IrrigationandDrainage - Uluslararası Sulama ve Drenaj Komisyonu) Başkan Yardımcılığı’na seçildim. 

ORSAM: CID‘den bahsedebilir misiniz? Ne zaman kurulmuştur? 

Hüseyin GÜNDOĞDU: 
ICID, 1950 yılında kurulmuş bir sivil toplum kuruluşudur ancak genelde çalıştığı ülkelerde su ile ilgili devlet kuruluşlarıyla çalışmaktadır. Dünyada 110 ülke bu kuruluşa üyedir. Her ülkenin bu kuruluşla ilgili bir ulusal komisyonu, komitesi  vardır ki bu görevi de bizim ülkemizde Devlet Su İşleri (DSİ) üstlenmiştir. Başka bir ülkelerde de, DSİ benzeri organizasyonlar ICID‘nin üyesidir. Kuruluşun merkezi Hindistan’dadır. 

Daha çok sulama ve drenaj konularında teknik bilimsel çalışmalar yapan, sulamanın etkin ve etkili yapılmasına olanak veren teknikler üzerinde çalışan, suyun iyileştirilmesi, su kullanım randımanının artırılması için çalışmalar yapan ve bu konudaki gelişmeleri dünyaya yayan teknik bir STK’dır. Belirttiğim gibi bu kuruluşa üye olan organizasyonlar genelde ülkelerin kamu kuruluşlarıdır, ancak  bu sene Avustralya’da yapılan bir toplantıda, ICID daha fazla kişiye, kurum ve kuruluşlara yayılmaya çalışmaktadır, bu yüzden de özel sektör ile bireysel olarak kişilerin de kuruluşa üye olmasına olanak verecek yeni kararlar almıştır. 

Türkiye, ICID’ye 1954 yılında üye olmuştur. Dönem dönem ICID ile ilişkisinde kopukluklar meydana gelmiştir. Bilindiği gibi DSİ de 1954 yılında kurulmuştur. DSİ_ICID ilişkilerinde durgun bir dönem yaşansa da, yaklaşık son 8-10 yıldır Türkiye, DSİ olarak bu kurumu yeniden önemsemeye ve bunların kendi çatısı altındaki çalışma guruplarına, teknik eğitimlerine uzmanlar göndermeye başlamış  tır. Türkiye, artık 60 yıldır edindiği sulama tecrübesini uluslararası organizasyonlara taşımayı hedeflemektedir. Artık sulama veya su politikalarında, karar merciinde olmak isteyen bir ülke durumundadır. O yüzden, Türkiye’nin bu çalışma kurumlarını desteklemesi yetmemiş ve yönetimde de yer almamız  gerekliliği üzerine çalışmalara başlamıştır. Bu doğrultuda da seçimlere katılmıştır.    
Söz konusu seçimlerde her yıl 3 kişi seçiliyor fakat bu sene 6 aday başkan yardımcılığı yarışına katılmıştır. Bu süreçte, Türkiye’ye ICID’den bir teklif gelmiştir. Çünkü Türkiye’nin forumlarda edindiği tecrübe söz konusudur özellikle 
de Türkiye’nin 2009 yılında düzenlediği Dünya Su Formu çok önemli bir tecrübedir. 
ICID de yaptığı işleri teknik boyutundan çıkartıp, tüm dünyayı ve farklı kesimleri kucaklayan bir aktivite içine girmek istemektedir. Bu amaçla, ICID sadece bilim adamları değil de çiftçiyi, sulamayla ilgili özel sektördeki karar mercilerini bir araya getiren, ondan sonra da her üç senede bir düzenlenecek bir sulama 
forumu yapmaya karar vermiştir. Daha öncede belirttiğim gibi derin tecrübeleri nedeniyle Türkiye’ye bu forumun öncüsü olmasını teklif etmiştir ve Türkiye’de bu teklifi kabul etmiştir. 
Dünyanın ilk sulama forumunun önümüzdeki sene 29 Eylül-5 Ekim 2013 tarihleri arasında Mardin’de yapılması planlanmaktadır. 

ORSAM: Neden sulama forumu için Mardin seçildi, GAP nedenlerden biri midir? 

Hüseyin GÜNDOĞDU: Her sene ICID’ de Asya Bölgesel Toplantısı başlıklı bir teknik toplantı düzenlenmektedir. Bu toplantıların yapısı değiştirilip, bir foruma çevrilmiştir. ICID’ de her şey programlıdır ve düzenli bir şekilde ilerlemektedir. Programlar içerisinde üç sene öncesinden hangi aktiviteleri yapılacağı bellidir. 3 sene önce Türkiye, 8. Asya Bölgesel Toplantısı’nı Türkiye’de yapmak için 
başvurmuştur ve Mardin’de yapacağını da belirtmiştir. Bu karar kabul ediliyor ama bu toplantı önce de ifade ettiğim gibi bir foruma dönüştürülüyor ve Mardin seçimi de geçerliliğini koruyor. Neden Mardin? Tabii ki GAP birinci nedenlerde biridir, GAP’ın neden olduğu bölgesel gelişimi tüm Dünya’ya göstermek 
istiyoruz. Ayrıca, Mardin son yıllarda çok ilgi çeken birçok kültürün bir arada yaşadığı bir merkez durumundadır. 

ORSAM: ICID’nin Dünya Su Forumu’yla herhangi bir organik bağı var mı? 
Hüseyin GÜNDOĞDU: ICID, yönetimde yer almak için governorlük için başvurmuş ve önümüzdeki ay yapılacak seçimlerde bu durumu netlik kazanacaktır. Fakat ICID, Dünya 
Su Forumları’nda birçok etkinlik yapmaktadır; FAO’yla, Asya Kalkınma Bankası’yla vs. bir sürü tematik konularda çalışmalar yapmakta ve yan etkinlikler düzenlemektedir. 

ORSAM: Türkiye’de sulama ve drenajın durumu nedir? Yetkili kuruluş DSİ midir? 

Hüseyin GÜNDOĞDU: Eskiden Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü ve bu kurum da sulamadan sorumluydu. Tabi drenaj dediğimiz zaman, fazla suyun teknik olarak söz konusu alandan uzaklaştırılması anlaşılmaktadır. Sulama ve drenaj konusunda şuanda en yetkili kuruluş DSİ’dir. Tabi tarım reformu ve Tarım 
Bakanlığı’na bağlı bazı kuruluşlarda çalışmalar yapmakla birlikte teknik açıdan en yetkili kuruluş DSİ’dir. 

ORSAM: Türkiye sulama ve drenajını diğer ülkelerle kıyasladığımızda olumlu veya olumsuz açıdan ne söyleyebiliriz? 

Hüseyin GÜNDOĞDU: Tabi sulama da teknolojinin gelişmesine bağlı değişiyor. Şimdiki modern teknolojilerle yapılması hedeflenen, suyun çok daha verimli kullanılmasıdır. Türkiye, 60 yıldır sulamayı geliştiriyor, şuanda 5 milyon hektar civarında sulama alanı açtı. Daha 3-3,5 milyon hektar alanımız sulama 
yatırımlarını beklemektedir. Şu anki sulama sistemlerimiz yapıldığı yıllardaki teknolojiye göre yapılmıştır. Şimdi kapalı sisteme geçmeye çalışıyoruz, bu sisteme geçtiğimizde %30 daha fazla su tasarrufu sağlanabilecektir. 

Dolayısıyla su tasarrufu sağlayan teknolojilere yönelmemiz gerekmektedir. Türkiye’nin şu anda bütün olarak sulamalarına baktığımızda %10-12 civarında kapalı sistem vardır. Yapacak daha çok işimiz var, yüksek teknolojiyi 
kullanmamız gerekmektedir. 

ORSAM: Ülkemizde, damla sulama teşvik ediliyor, Türkiye’den belli bankalar da 
damla sulamaya destek oluyor. Damla su uygulamasıyla ilgili bir artış var mı? 

Hüseyin GÜNDOĞDU: Tabii çok artış var. Dediğim gibi yaklaşık 8-9 senedir bu oran %10’a ulaştı, bu rakam önceden %3 civarındaydı. Türkiye, 10 sene önce damlatıcıları üretmekte zorlanmaktaydı Ancak Türkiye şu anda teknolojiyi kullanarak, damlatıcı üretebilmektedir. Özel sektörümüz bu konuda müthiş bir atılım yapmıştır. Çiftçi de bilinçlenmeye başlamıştır. İklim değişikliği, kuraklık 
vb. konularda suyun önemi artmaya başladı. 

Bu bilinçlenme de çok önemlidir. Damlama sulamaya geçtiğimiz yerlerde %30’a varan su tasarrufu sağlanmaktadır. Bunlar hep yüksek teknolojinin kullanılmasıyla olmaktadır. 
Tabii ki bu da yetmemekte bu yüksek teknolojiyi akılcı kullanma mecburiyeti de suyun etkin ve etkili kullanılmasında önemli bir rol oynamaktadır. Damla sulama sistemlerini yapıyorsunuz ancak akılcı kullanamıyorsanız, başarıya ulaşmazsınız. Bu yönde de DSİ’nin, Tarım Bakanlığı’nın eğitimleri vardır. 

ORSAM: Hektar başına ortalama kaç metreküp su kullanılmaktadır? 

Hüseyin GÜNDOĞDU: Şimdi şöyle hesaplayalım; bitkinin çeşidine göre su ihtiyacı   farklı olabilmektedir. Kabaca söyleyebiliriz ki, bir açık kanal sulamasında hektar başına 7-8 bin metreküp su kullanılmaktadır. Ama damlama sulamaya geçtiğimizde bu rakam 5 bin metreküpün altına düşebilmektedir. Bu rakam büyük bir tasarrufu göstermektedir. Açık 
sulamada da akılcı kullanırsanız bu oranı daha aşağı düşürebilirsiniz. Bu ortalama hektar başına en iyi 4000-5000 metreküp olabilmektedir. Ama tabi bunu pamuk bitkisi için diyorum, mısır için belki bu çok daha farklı bir rakam olabilir. Bu rakamlar bitkinin çeşidi, toprağın yapısı, o anki havanın durumuna 
göre değişebilir. Söylediklerim ortalama değerlerdir. 

ORSAM: Eklemek istediğiniz başka bir şey var mı? 

Hüseyin GÜNDOĞDU: Bildiğiniz üzere Türkiye su yönetimi konularında sahip olduğu tecrübeleri, hem bölgesi hem de tüm dünya ile paylaşmak, onlara bilgi ve tecrübelerini aktarmak istemektedir. Ülkemizde başarılı bir Dünya Su Forumu düzenleyerek bunu kanıtlamıştır. Türkiye ICID ile birlikte bir kez daha Dünya’da ilk kez yapılacak bir faaliyete imza atacaktır. 
Bu sefer Tarımsal Sulama konusunda Dünya’da ilk defa gerçekleştirilecek 
Birinci Dünya Sulama Forumunu Güzide Kentimiz Mardin’de gerçekleştirecektir. Ben hepinizi gelecek yıl gerçekleştirilecek foruma davet ediyorum. Çünkü sulama çok önemli, bugün dünyada biliyorsunuz su kaynaklarımızın %70’i tarımsal sulamada kullanılıyor. 

Bu mevcut su kaynaklarının önemli bir oranına denk gelmektedir. Konu ile ilgili gelişmeler 

http://www.worldirrigationforum.org/ 
ve 
http://www.icid.org/ 

sayfasından duyurulmaktadır. 

ORSAM: Bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. 

ORSAM SU ARAŞTIRMALARI PROGRAMI 49 
ORSAM SU SÖYLEŞİLERİ 2012 ORSAM 
Rapor No: 18, Ocak 2013 



***

27 Ekim 2017 Cuma

IŞİD, IKBY ve Fırat-Dicle Havzasında Yeni Hidropolitik Düzen


IŞİD, IKBY ve Fırat-Dicle Havzasında Yeni Hidropolitik Düzen 


ORSAM BÖLGESEL GELİŞMELER  DEĞERLENDİRMESİ 

No.6, temmuz 2014 
Dr. Seyfi Kılıç 





ORSAM Su Araştırmaları Programı’nda uzman olarak çalışmaktadır. Çalışma alanı özellikle Ortadoğu’da su sorunlarıdır. Aynı zamanda uluslararası su hukuku, 
çevre politikaları ve Kuzey-Güney ilişkileri de çalışma alanı içindedir. 

Ankara Üniversitesi Sosyal Çevre Bilimleri Anabilim Dalı’ndan doktora derecesine sahip olan Seyfi Kılıç, yüksek lisansını Hacettepe Üniversitesi Hidropolitik Anabilim Dalı’ndan, lisans derecesini ise Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden almıştır..,

     Irak Şam İslam Devleti Örgütü’nün Suriye’den sonra Irak’ta da başta Musul olmak üzere geniş alanları kontrolü altına almasıyla birlikte yeni bir döneme 
girildiği söylenebilir. 
Örgütün ele geçirdiği alanların gerek Suriye’de gerek Irak’ta Fırat-Dicle havzası boyunca yer alması nedeniyle bu iki nehrin IŞİD tarafından Bağdat yönetimine 
karşı kullanılabileceği sıklıkla dile getirilmeye başlanmıştır. Her türlü aracın silah olarak kullanılmasının meşru hale geldiği bu bölgede, su kaynakları ve yapılarının da bu amaçla kullanıldığı görülmektedir. Bu çalışmada Fırat-Dicle havzasının Suriye ve Irak toprakları içindeki kısmında yer alan su yapılarını kontrol altında tutan güçlerin tutumu belirlenmeye çalışılmıştır. IŞİD’in ilerlemesine paralel olarak, Irak Kürt Bölgesi Yönetimi’nin de tartışmalı bölgeler olarak adlandırılan alanlardaki etki genişletme çabalarının, havzanın su politikası üzerindeki etkisi de değerlendirilmiştir. 

Dr. SEYFİ KILIÇ

IŞİD, IKBY ve FIRAT-DİCLE HAVZASINDA YENİ HİDROPOLİTİK DÜZEN 

Irak Şam İslam Devleti Örgütü’nün 

(IŞİD) Irak’ın Anbar vilayetinde bu yılın başından bu yana merkezi hükümete karşı başlatmış olduğu faaliyetler, Irak’ın ikinci büyük şehri olan Musul’u da ele geçirmesi ile farklı bir boyuta ulaşmıştır. 

Irak ordusunun IŞİD militanlarına karşı ilk olarak Anbar vilayetindeki Felluce ve Ramadi kentlerindeki başarısızlığının ardından IŞİD, Musul merkezde 
olmak üzere ülkede Sünnilerin çoğunluğu oluşturduğu bölgelerde hakimiyetini sağlamış görünmektedir. 

<  IŞİD örgütünün hakimiyet kurduğu alanlar Fırat-Dicle havzasının Irak’ın orta kesimi olarak adlandırabilecek Bağdat çevresine ulaşmadan 
önceki yukarı kısımlarıdır  >

Bu olayların ayrılmaz bir parçası olarak, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne (IKBY) bağlı silahlı birlikler de başta Kerkük olmak üzere Kürt nüfusun bulunduğu bölgelerde daha önceki dönemlerde bu bölgelerde gerek Peşmerge gerek Asayiş güçleri ile oluşturmuş oldukları varlıklarını artırmışlar ve hakimiyet alanlarını Süleymaniye, Erbil ve Dohuk vilayetlerinin ötesine genişletmişlerdir. Mevcut durumda merkezi Irak hükümetinin sınırlarını koruyamadığı ve geniş toprakları kaybettiği görülmektedir. 

ABD’den gelen açıklamalar da ABD’nin Irak merkezi hükümetine askeri bir desteğinin söz konusu olamayacağının işaretlerini içermektedir. Hatta satışı daha önce yapılan ve halen teslim edilmeyen savaş uçakları nedeniyle Irak’ın Rusya Federasyonu’ndan IŞİD’e karşı kullanılmak üzere savaş uçağı aldığı da bilinmektedir.1 

IŞİD’in Irak ve Suriye’de ele geçirdiği alanların Fırat-Dicle havzasında yer alması nedeniyle IŞİD’in bu iki nehirdeki su yapılarını merkezi hükümete karşı kulanabileceği yorumları yapılmaya başlanmıştır. 2014 yılı başından bu yana Anbar vilayetindeki çatışmalarda IŞİD ele geçirdiği Felluce barajı ve saptırma yapılarını askeri amaçla kullanmıştır.2 

Bu nedenle de son dönemde ele geçirdiği bölgelerde de bu tür faaliyetlere girişmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Musul baskınından sonraki dönemde hızla ilerleyerek Irak’ın Sünni bölgelerinde hakimiyet kuran IŞİD’in, su kaynaklarını ele geçirerek Bağdat ve Şii nüfusun yoğun olarak yaşadığı güney bölgeleri susuz 
bırakabileceği yönündeki haberlerin artması bu konuda ayrıntılı bir değerlendir me yapılmasını zorunlu hale getirmiştir. IŞİD örgütünün hakimiyet kurduğu alanlar Fırat-Dicle havzasının Irak’ın orta kesimi olarak adlandırılabilecek Bağdat çevresine ulaşmadan önceki yukarı kısımlarıdır. 

Bu alanlar aynı zamanda Irak’ın önemli barajlarını ve saptırma yapılarını da ihtiva etmesi bakımından önemlidir. Ayrıca örgütün Suriye’de hakimiyet kurduğu alanların da Fırat vadisi boyunca uzanıyor olması, Fırat nehrinin çatışmadaki önemini arttırmaktadır. Bu nedenlerle iki nehrin ve bu nehirlerin üzerinde yer alan su yapılarının ayrı ayrı ele alınarak incelenmesi bu açıdan önemlidir. 




1. Dicle Anakolu ve Yan Kolları Üzerindeki Durum 

A. Musul Barajı: 

Dicle üzerindeki su yapılarının en önemlilerinden biri olan Musul barajındaki durum şu şekilde özetlenebilir. IŞİD örgütünün ele geçirdiği Musul’un kuzeyinde Dicle nehri üzerindeki Musul barajında, Ninova Operasyonlar Komutanlığı bünyesinde yer alan ve kağıt üzerinde Irak ordusuna bağlı olan IKBY’nin tahsis ettiği iki Peşmerge Tümeni (15. ve 16. Dağ Tümenleri) bulunmaktadır.3 

Merkezi hükümete bağlı birliklerin, kötü yönetim, askerlerin savaşma isteğinin bulunmaması, cephane eksikliği gibi nedenlerle silah bırakarak çekilmesi, Musul’un IŞİD’in eline geçmesinde en önemli etken olarak değerlendirilmelidir. 

Ancak Musul barajı çevresinde bulunan 15. ve 16. Peşmerge Tümenleri mevzilerini bırakmış değillerdir. Bu birlikler çekilmeden de IŞİD’in Musul barajını ele geçirmesi ve bir silah olarak kullanması söz konusu olamaz. Musul barajındaki bu birliklerin IŞİD güçlerinin ilerlemesi ile birlikte takviye edilmiş olmaları da kuvvetle muhtemeldir. Ayrıca bu bölge IKBY’nin içinde bulunan Dohuk vilayetinin de yolu üzerinde bulunduğu için Peşmerge kuvvetlerinin bu bölgeyi ciddi bir biçimde savunacaklarını da belirtmek gereklidir. 

Bazı değerlendirmelerde IŞİD’in Musul barajını patlatarak Bağdat’ı su altında bırakabileceği ifade edilmektedir. Ancak gerek bu bölgede Peşmerge güçlerinin varlığı gerek barajın mansabında IŞİD’in ele geçirdiği Musul şehri olduğu dikkate alınırsa, böyle bir ihtimalin söz konusu olamayacağı görülmektedir. 

< Musul barajı çevresinde bulunan 15. ve 16. Peşmerge Tümenleri mevzilerini bırakmış değillerdir. Bu birlikler çekilmeden de IŞİD’in Musul barajını ele geçirmesi ve bir silah olarak kullanması söz konusu olamaz >

Bunun yanı sıra barajın yapısına ilişkin sorunlar da bu barajın mansabı sıkıntıya sokacak şekilde işletilmesinin önündeki en büyük engeldir. Barajın temelinde 
yer alan kayanın jipsli olması ve suyla temas ettiğinde erimesi nedeniyle, ABD işgalinden sonra başlayan süreçte gövdeyi kuvvetlendirme çalışmaları 
yapılmış ancak hali hazırda baraj gövdesinin güçlendirilmesi süreci tamam lanamamıştır. Bu nedenle de barajın maksimum kotta işletilmesi mümkün olamamaktadır. 
Bu sorunun üstesinden gelinebilmesi için Musul barajının aşağısında yapılması planlanan Baduş barajı da henüz bitirilememiştir. Musul barajının 
hidroelektrik üretirken bıraktığı suları düzenlemesi amacıyla 1990’larda planlanan barajın inşası 2003 yılındaki ABD işgalinden sonra durmuştur. 

Ancak Musul barajının temelinden kaynaklanan sorunlar nedeniyle çökme ihtimalinin bulunması, Bağdat yönetimini Baduş barajının planlarını gözden geçirerek ve yükselterek barajı yeniden inşa etmeye sevk etmiştir. Ancak son olaylardan sonra kısa vadede böyle bir girişim olanaklı görünmemektedir. 

B. Samarra Regülatörü: 

Dicle nehri üzerinde yer alan ve öne çıkan su yapıları arasında Samarra’da bulunan su saptırma yapısı da önemlidir. Bağdat’ın Dicle nehrinden kaynaklanan 
taşkınlardan korunması amacıyla 1954’te inşa edilen bu yapı, Dicle nehrinin taşkın sularının Tartar gölüne aktarılmasını sağlamaktadır.4 

 <  Samarra’da bulunan ve Şiiler açısından kutsal sayılan Askeriye Türbesi dolayısıyla merkezi hükümetin Samarra’yı kolay bir şekilde teslim etmesi beklenmemelidir. >

IŞİD’in bu yapıyı kontrol etmesi durumunda Bağdat’ı bahar aylarında taşkına maruz bırakmaya çalışması mümkün olabilecektir. 
Ancak nehrin ana ve yan kollarında inşa edilmiş olan barajlar nedeniyle Samarra’ya nehrin doğal akımındaki kadar taşkın suyu gelmesi olanaklı görünmemektedir. 
Diğer yandan da Samarra’da bulunan ve Şiiler açısından kutsal sayılan Askeriye Türbesi dolayısıyla da merkezi hükümetin Samarra’yı kolay bir şekilde teslim 
etmesi beklenmemelidir. 

C. Hemrin Barajı: 

Dicle nehrinin önemli kollarından biri olan Diyala nehri üzerindeki Hemrin barajı da dikkate alınması gereken bir su yapısıdır. Ancak Kürt Bölgesel Yönetimi kendi doğal sınırlarını Hemrin dağları olarak belirlediği için Hemrin barajını da kontrol altına almak için bu bölgede IŞİD ile çatışma halindedir.5 

Hemrin dağlarının kuzey-doğusunda yer alan Celevle kentinde IŞİD ile Peşmergeler arasında kentin hakimiyetini ele geçirmek için çatışmalar devam etmektedir. 
Diğer yandan Hemrin barajının mansabında bulunan bölgelerde IŞİD’in hakimiyeti bulunmaktadır.6 

Hemrin barajı taşkın kontrolü, sulama ve hidroelektrik üretme amacıyla inşa edilmiştir. Barajın mansabında sulama kanallarına su verilmesi amacıyla bir saptırma yapısı da bulunmaktadır. 

Bu barajın suladığı alan Diyala nehrinin sağ ve sol yakasında geniş bir alanı kapsamaktadır. Halis ilçesi ile Bakuba’nın güneyinde yer alan geniş alanlar Hemrin barajının sağladığı sularla sulanmaktadır. 

Hemrin barajını eline geçiren güç bu bölgelerdeki tarım arazileri üzerinde de hakimiyeti ele geçirebilecektir. Barajı ele geçirmesi durumunda merkezi Bağdat 
yönetimi üzerinde etkinliğini artıracak olan IKBY de, doğal sınırları olarak kabul ettiği Hemrin dağlarını ele geçirmeye çalışmaktadır. Barajın işletme rejiminin 
değiştirilmesi bu anlamda mansap üzerinde doğrudan etki yapabilecektir. IKBY petrol satışı konusunda Bağdat ile ihtilafa düştüğünde, elinde tuttuğu 
Darbendikan barajına ve sulama kanallarına verdiği suyu, merkezi hükümete karşı bir koz olarak kullanmaktan ve bunu ifade etmekten çekinmediği hatırlanmalıdır.7 

Bu konuda IKBY’nin sicili de pek parlak değildir. 

  < IKBY petrol satışı konusunda Bağdat ile ihtilafa düştüğünde, elinde tuttuğu Darbendikan barajına ve sulama kanallarına verdiği suyu, merkezi hükümete karşı bir koz olarak kullanmaktan ve bunu ifade etmekten çekinmediği hatırlanmalıdır >




D. Adhaim Barajı: 

Adhaim nehri Dicle nehrinin Irak’tan kaynaklanan en önemli koludur. Tuzhurmatu’dan geçen Aksu ile birleşen nehir üzerinde, nehir ile aynı adı taşıyan Adhaim barajı bulunmaktadır. Bu baraj da Hemrin dağları üzerinde bulunmakta dır. 16 Haziran itibarıyla barajın güneyinde bulunan Adhaim kasabası IŞİD’ in eline geçmiş durumdadır baraj çevresindeki bölgelerde IŞİD’in faal olduğu bilinmektedir.8 

Bu barajın, nehrin akımının ve barajın kapasitesinin düşüklüğü nedeniyle Bağdat’a karşı bir koz olarak kullanılma ihtimali düşüktür. Barajın yer aldığı 
Hemrin dağ silsilesi de IKBY tarafından doğal sınırlar olarak kabul edildiğinden daha sonraki dönemde bu bölgede IKBY ile IŞİD’in bir çatışma içine gireceği 
düşünülmektedir. 

FIRAT-DİCLE HAVZASINDA YENİ HİDROPOLİTİK DÜZEN 

Felluce’ye kadar olan IŞİD hakimiyetinin söylemek yanlış En son gelen bilgilere topraklarında karşısındaki Ziyaret ve Beyat PYD ile giriştiği sonra ele geçiren önce ele geçirdiği sonra Türkiye sınırının Fırat’ın sol hakimiyet sağlamış 9 Fırat nehri üzerinde barajlar ve diğer nedeniyle kıyıdaşlar Suriye ve Irak bir su kaynağı durumundadır. 

Suriye toprakları içinde Teşrin ve Tabka barajları önemli bölgelerin suyu ihtiyacını karşılamak hidroelektrik enerjisi kalmamakta, geniş tarımsal sulamayı hale getirmektedir. da özellikle barajı Irak’ın elektrik önemli bir yer tutmaktadır. 

E. Dokan ve Darbandikan Barajları: 

Dicle nehrinin Irak içindeki önemli kolları olan Küçük Zap Suyu üzerindeki Dokan ve Diyala nehri üzerindeki Darbendikan barajları da IKBY’nin denetiminde bulunmaktadır. 
Bu barajları IŞİD’in ele geçirmesi ise yakın ve orta vadede mümkün görünmemektedir. 

2. Fırat Nehrindeki Durum; 





  < Fırat nehri boyunca, Türkiye sınırından, Anbar vilayetine bağlı Bağdat yakınlarındaki  Felluce’ye kadar olan kısım hemen hemen IŞİD hakimiyeti altındadır.> 

Samarra’da Şiiler kutsal Askeriye dolayısıyla merkezi hükümetin Samarra’yı şekilde teslim etmesi beklenmemelidir. 

 Felluce’ye kadar olan kısımda, IŞİD hakimiyetinin olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. 

En son gelen bilgilere göre Türkiyetopraklarında bulunan Karkamış’ınkarşısındaki Zor Mağara,Ziyaret ve Beyat köyleriniPYD ile giriştiği mücadeledensonra ele 
geçiren IŞİD, dahaönce ele geçirdiği Jarablus’tansonra Türkiye sınırının karşısında,Fırat’ın sol kıyısında dahakimiyet sağlamış görünmektedir.9 

Fırat nehri üzerinde bulunan barajlar ve diğer su yapıları nedeniyle kıyıdaşlar olan Türkiye, Suriye ve Irak için önemli bir su kaynağı durumundadır. Suriye toprakları içinde bulunan Teşrin ve Tabka barajları Suriye’de önemli bölgelerin içme suyu ihtiyacını karşılamak ve hidroelektrik enerjisi üretmekle kalmamakta, geniş alanlardaki tarımsal sulamayı de mümkün hale getirmektedir. Irak da topraklarında da özellikle Hadise barajı Irak’ın elektrik üretiminde önemli bir yer tutmaktadır. 

A. Teşrin ve Tabka Barajları: 


Bu iki baraj Suriye’nin Fırat nehri üzerindeki ana su yapılarıdır. 

Sulama ve hidroelektrik üretme amacıyla inşa edilmiş olan bu barajlar artık Şam rejiminin kontrolünden çıkmış durumdadır. Suriye’deki faaliyetler için merkez 
haline gelmiş olan Rakka’dan sonra Deyrizor’u da ele geçiren IŞİD, Suriye toprakları içinde Fırat vadisinin tümünü ele geçirmiş görünmektedir. Tabka ve onun membasında bulunan Teşrin barajları da IŞİD’in kontrolündedir ve özellikle Halep şehrine giden içme suyu IŞİD tarafından kesilmiş durumdadır.10 Şu an için barajların durumuna ilişkin gerek su seviyesi gerek işletme rejimine ilişkin doyurucu bilgiler elde edilememektedir. Ancak bir süre sonra gerekli tamir işlerinin yapılmaması durumunda gerek barajların gerek sulama kanallarının yıpranacağı ve işletme dışı kalacağı da dikkate alınmalıdır. Irak toprakları içinde yer alan Fırat üzerindeki su yapıları ise neredeyse tamamen IŞİD güçlerinin denetimi altındadır. 

IŞİD Musul baskını sonrası Irak’ta Sünni Arap nüfusun yer aldığı bölgeleri ele geçirmiş durumdadır. Etkinlik gösterdiği ana alan olan Anbar vilayeti 
Fırat vadisini ve ana su yapılarını kapsamaktadır. Membadan mansaba doğru bakıldığında sırasıyla Hadise, Ramadi ve Felluce barajları Fırat vadisinde 
önemli su yapılarıdır. 

<  Suriye’deki faaliyetler için merkez haline gelmiş olan Rakka’dan sonra Deyrizor’u da ele geçiren IŞİD, Suriye toprakları içinde Fırat vadisinin tümünü ele geçirmiş görünmektedir. >


B. Hadise Barajı: 


Hadise barajı, 1977-1987 yılları arasında inşa edilmiş ve 2003 yılında ABD işgalinden sonra tamir görmüştür. Irak’ın hidroelektrik üreten en önemli barajlarından biridir. 
Baraj ve Hadise ilçesi şu an için Irak ordusu ve yerel güçlerin kontrolü altındadır. IŞİD’in şehre girmesini ve kuzeyde bulunan barajı ele geçirmesini esas olarak yerel güçlerin engellediği bilinmektedir.11 Ancak ilçedeki yerel güçlerin IŞİD’in baskısına ne kadar süre dayanabileceği bilinmemektedir. Hadise ilçesi şu an, Suriye sınırından Bağdat yakınlarına kadar olan kısımda Fırat vadisi boyunca, Irak toprakları içinde yer alan ve IŞİD’in eline geçmemiş tek şehirdir. IŞİD’in ilçeyi ve barajı ele geçirmesi durumunda Bağdat’a karşı büyük bir koz ele geçireceği dikkate alınmalıdır. 

C. Ramadi Barajı: 


Ramadi barajı esas olarak sulama kanallarına suyun saptırılması ve Habbaniye gölünün beslenmesi amacıyla inşa edilmiş bir barajdır. Baraj ve Ramadi ilçesi 
2014’ün Ocak ayından bu yana IŞİD örgütünün elindedir.12 

Saptırma yapısı, Habbaniye gölü ile birlikte Razzara gölünü de beslemekte ve Razzara gölünden bir kanal vasıtasıyla alınan sular Şiiler için kutsal sayılan Kerbela’ya kadar ulaşmaktadır. IŞİD’in Şii düşmanlığı dikkate alınırsa, Şiileri zor duruma düşürmek için bu göllere ve göller vasıtasıyla tarım alanlarına ulaşan suları kesebileceği öngörülebilir. 

D. Felluce Barajı: 


Felluce ilçesi ve barajı da Ocak 2014’ten bu yana IŞİD’in kontrolü altındadır. Örgüt, merkezi hükümet birliklerinin ilçeye yaklaşmasını engellemek için barajın 
sağ kolu üzerindeki kapakları kapatıp sol koldan Ebu Garip ve Bağdat’a ulaşan geniş alanları su altında bırakmıştır.13 Bu yapının Irak’taki çatışmalarda önümüzdeki dönemlerde de etkili olacağı tahmin edilmektedir. Genel Değerlendirme: IŞİD’in, Irak’ın kontrol altında tuttuğu Sünni bölgelerini, Suriye’de Fırat havzası boyunca elinde tuttuğu bölgeler ile birleştirerek yeni bir devlet olarak ortaya çıkması, havzada 1960’lardan bu yana oluşmuş olan dengeleri kökünden değiştirecektir. 

Yeni bir Sünni devletin Suriye ve Irak topraklarında oluşması, birbiri ile hiçbir konuda anlaşamayan ve ciddi ihtilaf içinde bulunan iki devlet ortaya çıkaracaktır. 

< Hadise barajı ve ilçesi şu an için Irak ordusu ve yerel güçlerin kontrolü altındadır. >

Suriye’de de son üç yılı içine alan dönemde her türlü silahın meşru sayılır hale geldiği bu çatışma ortamının sonucunda, Fırat-Dicle havzasının su kaynaklarının da, Bağdat açısından özellikle yukarı kıyıdaş haline gelecek olan IŞİD hakimiyetindeki devlet tarafından kullanılabileceği sıklıkla dile getirilmeye başlanmıştır. 
Ancak yukarıda görüldüğü gibi IŞİD’in Dicle nehri anakolu ve IKBY denetimindeki yan kolları üzerinde ciddi bir kontrolü bulunmamaktadır. Bu nehir üzerindeki iki ana su yapısı; Musul barajı IKBY’nin, Samarra’daki su saptırma yapısı ise Bağdat yönetiminin denetimindedir. IŞİD’in Fırat üzerindeki kontrolü ise daha ciddi bir boyuttadır. 

 < Türkiye sınırları içindeki Karkamış’ın mansabında yer alan Jarablus’tan başlayarak Bağdat’a kadar olan bölge birkaç küçük cep dışında IŞİD’in kontrolündedir  >


Türkiye sınırları içindeki Karkamış’ın mansabında yer alan Jarablus’tan başlayarak Bağdat’a kadar olan bölge birkaç küçük cep dışında IŞİD’in kontrolündedir. IŞİD’in, ele geçirdiği bölgelerde devletleşmesi durumunda ise Irak toprakları içinde yer alan Hadise ilçesi gibi küçük ceplerin de yaşama şansı olamayacak ve IŞİD Suriye’de tamamen, Irak’ta ise Bağdat’a kadar olan kısımda Fırat vadisi boyunca hakimiyetini tam anlamıyla sağlayacaktır. Bu aşamadan sonra ise IKBY’nin Irak’tan ayrılması da gündeme gelecek ve Fırat-Dicle havzasında ortaya çıkacak yeni devletler dolayısıyla 1960’lardan sonra oluşmuş olan hidropolitik dengenin yeni aktörlerle yeniden kurulması gerekecektir. 

SON NOT 

1 Russia sends 5 fighter jets to Iraq; al-Maliki criticizes U.S., http://www. cnn.com/2014/06/30/world/asia/russian-jets-in-iraq/ (01.07.2014). 
2 Effects Of The Al-Anbar Crisis On Iraq’s Water Management, 
http://www.dailysabah.com/opinion/2014/04/28/effects-of-the-alanbar-crisis-on-iraqs-water-management 
3 DJ Elliott & CJ Radin, “Iraqi Security Forces Order of Battle”, The Long War Journal 
http://www.longwarjournal.org/multimedia/OOBpage5-IGFC-North.pdf (05.07.2014). 
4 Manley, R. and Robson, J. (1994), Hydrology of the Mesopotamian Marshlands. Unpublished report. Wetland Ecosystems Research Group, University of Exeter. 
5 Kurds drawn into clashes with Sunni rebels, 
http://www.aljazeera.com/video/middleeast/2014/07/kurds-drawn-into-clashes-with-sunni-re-bels-20147611140291288.html (07.07.2014). 
6 https://maps.google.com/maps /ms?ie=UTF8&hl=en&oe=UTF8&msa=0&msid=206503076099972915830.0004fb81021906110e889&t=m&source=embed&ll=34.939985,41.616211 
&spn=6.302619,12.304687&z=6&dg=feature, (07.07.2014). 
7 Amid Erbil-Baghdad Budget Row, Kurds Control the Water Taps, http://rudaw.net/english/middleeast/iraq/25022014 ,(10.07.2014). 
8 https://maps.google.com/maps/ms?ie=UTF8&hl=en&oe=UTF8&msa=0&msid=206503076099972915830.0004fb81021906110e889& 
t=m&source=embed&ll=34.939985,41.616211 &spn=6.302619,12.304687&z=6&dg=feature , (07.07.2014). 
9 Jihadists control all main Syria oilfields: NGO, 
http://articles.economictimes.indiatimes.com/2014-07-05/news/51092215_1_aleppo-syrian-observatory-al-nusra-front (07.07.2014). 
10 Nouar Shamout “Syria Faces an Imminent Food and Water Crisis”, http://www.chathamhouse.org/expert/comment/14959, (08.07.2014). 
11 Sunni Militants Advance Toward Large Iraqi Dam, 
http://www.nytimes.com/2014/06/26/world/middleeast/isis-iraq.html, (02.07.2014). 
12 Isis militants capture three towns in Iraq’s Anbar, 
http://www.irishtimes.com/news/world/middle-east/isis-militants-capture-three-towns-iniraq-s-anbar-1.1841366, (01.07.2014). 
13 ISIS captures Iraqi dam, floods areas, http://english.al-akhbar.com/node/19385 04.07.2014). 

Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi (ORSAM) 
Süleyman Nazif Sokak No: 12-B Çankaya / Ankara 
Tel: 0 (312) 430 26 09 Fax: 0 (312) 430 39 48 
www.orsam.org.tr 

   ORSAM, Ortadoğu konusunda faaliyet gösteren tarafsız bir düşünce kuruluşudur. 
ORSAM Ortadoğu ile ilgili bilgi kaynaklarını çeşitlendirmeyi ve bölge uzmanlarının düşüncelerini Türk akademik ve siyasi çevrelerine doğrudan yansıtabilmeyi 
hedeflemektedir. 

   Bu amaçlar doğrultusunda ORSAM, Ortadoğu ülkelerindeki devlet adamlarının, bürokratların, akademisyenlerin, stratejistlerin, gazetecilerin, işadamlarının ve 
sivil toplum kuruluşları temsilcilerinin Türkiye’de konuk edilmesini kolaylaştıra rak, yerel perspektiflerin güçlü yayın yelpazesiyle gerek Türkiye gerek dünya kamuoyuyla paylaşılmasını sağlamaktadır. ORSAM yayın yelpazesi içinde kitap, rapor, bülten, politika notu, konferans tutanağı ve ORSAM dergileri Ortadoğu Analiz ve Ortadoğu Etütleri bulunmaktadır. 
   Bu metnin içeriğinin telif hakları ORSAM’a ait olup, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak makul alıntılar ve yararlanma dışında, hiçbir şekilde önceden izin alınmaksızın kullanılamaz, yeniden yayımlanamaz. 
   Bu Raporda yer alan değerlendirmeler yazarına aittir. 
   ORSAM’ın kurumsal görüşünü yansıtmamaktadır. 


***