Esin Paça Cengiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Esin Paça Cengiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ekim 2020 Salı

1968 İSYAN, DEVRİM, ÖZGÜRLÜK - BİR MUHALEFET DALGASI OLARAK 68. BÖLÜM 3

1968 İSYAN, DEVRİM, ÖZGÜRLÜK - BİR MUHALEFET DALGASI OLARAK 68. BÖLÜM 3



2018’in sonunda yayımlanan ve Türkiye’de 68 eylemcilerinin yararlandıkları fırsat ve destekler ile karşılarına çıkan tehditleri titizlikle inceleyen Jakobenlerden Devrimcilere: Türkiye’de Öğrenci Hareketlerinin Dinamikleri (1960-1971) başlıklı kitabında Emin Alper, uluslararası protesto dalgasının sokağa çıkanlar için belirgin bir özendirme etkisi olduğunu belirtiyor. Alper’in ifadesiyle, 68 konjonktüründe Vietnam, “Türkiye öğrencileri arasında da anti-emperyalist milli mücadelenin sembollerinden biri haline” gelmişti. Alper, Türkiye’de anti-emperyalist heyecanın yükselmesinde üçüncü dünyacılık gibi fikirlerin etkisi olduğunu ama bunlardan çok ABD’nin Johnson mektubu ile Türkiye’ye ihanet etmiş olduğu yönündeki yaygın hissin etkisini görmek gerektiğini belirtiyor. Alper’e göre, solcular anti-emperyalist fikirleri Kıbrıs krizi ve Johnson mektubuna başvurarak özgürce ve meşru bir şekilde yayma fırsatı bulmaktaydılar.21

21 Emin Alper, Jakobenlerden Devrimcilere: Türkiye’de Öğrenci Hareketlerinin Dinamikleri (1960-1971), Çev. Eylem Yenisoy, İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2018, s. 37. 

 “Tek Hareket mi?”, “birden fazla hareket mi?” sorusu çerçevesinde McAdam ve meslektaşlarının sunduğu modeli ile Wallerstein’in 1968 üzerine tezlerini çapraz okumaya devam edersek, Wallerstein’in üçüncü tezi olan 68’in eski soldan kopuş olduğu tespitini de hatırlamak gerekmekte. Bu Türkiye 68’i için de geçerlidir. Türkiye’deki öğrencilerin de sosyalizm perspektifleri Sovyetler Birliği hattından uzakta şekillenmiştir. Bunda McAdam, Tarrow ve Tilly’nin “harekete geçiren yapılar” dedikleri mecraların rolünü teslim etmek gerekir. Aralık 1965’te TİP Gençlik Kolları üyelerince kurulan Fikir Kulüpleri Federasyonu (FKF), iletişim, koordinasyon ve bağlılığı arttıran bir “harekete geçiren yapı”dır. Kerem Ünüvar’ın bu kitapta yer alan çalışmasında vurguladığı üzere, “FKF, kendi lokallerini kurabilen, sosyal aktiviteleri pekiştiren, üniversite yaşamına ve idari yönetimin tasarruflarına müdahale yollarını oluşturan, TİP’in politikaları çerçevesinde işçi ve  köylülerin mücadelelerine destek veren bir gençlik örgütlenmesi”dir. 

Tam da “harekete geçiren bir yapı” olarak FKF bize, Türkiye 68’inin TİP’i yaratan sosyalist rüzgârın dışında düşünülemeyeceğini hatırlatır. 

Bu bağlantı ile “harekete geçiren yapı” (FKF) ile “çerçeve belirleme süreçleri” arasındaki ilişkiyi de hatırlayabiliriz. TİP ve liderleri ortak yorum belirlenmesinde önemli rol üstlenmişler, özellikle Mehmet Ali Aybar’ın yüksek sesle yaptığı Sovyetler Birliği eleştirisi, Wallerstein’in tezinde söylediği üzere, yeni kitleselleşen dalganın eski sol ile mesafeli şekilde oluşmasına yol açmıştır. Aybar açıkça Leninist parti modelini eleştirmekle kalmamış, Ağustos 1968’de Varşova Paktı Çekoslovakya’yı işgal edince bu müdahaleciliğe de sert şekilde karşı çıkmıştı.22

     22 Kimi zaman gözden kaçan bir detayı hatırlamak TİP’in “çerçeve belirleme süreci” olarak gücünü anlamak adına önemlidir: 

Aybar’ın itirazlarıyla birlikte, Parti’nin diğer önemli adı Behice Boran da (sonradan konumunu gözden geçirse de) ilk aşamada Prag’a Sovyet işgaline karşı çıkar. Boran Boran 27 Ağustos 1968 tarihli Milliyet’te şunları yazmıştı: “Sovyetler Birliği’nin Varşova Paktı’nın diğer dört üyesi ile birlikte Çekoslovakya’ya yaptığı askerî müdahalenin hiçbir yönden haklı, hatta gerçekçi politika bakımından geçerli görülebilecek yanı yoktur. […] Sovyetler Birliği’nde işçi sınıfı diktatörlüğü partinin, hatta parti içinde belirli bir kadronun gitgide tek bir kişinin müstebit, keyfî idaresi şeklini almıştır.” Bkz. Uğur Mumcu, Aybar ile Söyleşi: Sosyalizm ve Bağımsızlık, İstanbul: Tekin Yayınevi, 1993, s. 54.

    Türkiye 68’inde gözlenen eski soldan kopuşun süreç içinde yerini daha muğlak bir resme bıraktığını, Sovyet modelinden ilham almış olan Mihri Belli’nin öğrenci hareketi üzerinde etki sahasını genişlettiğini de hatırlamak gerekiyor.23

23 Bu noktaya dikkatimi çeken Emin Alper’e teşekkür ederim. 


Ant dergisinin İnci Tuğsavul Özgüden tarafından tasarlanmış olan, 26 Kasım 1968 tarihli kapağı. Özetle, protesto dalgasını “harekete geçiren yapılar” neydi sorusu üzerinden okumak, “tek hareket mi?”, “birden fazla hareket mi?” sorusunda ibreyi farklılıklara doğru çevirir. Fakat tam da bu noktada “harekete geçiren yapılar”ın sabit olmadığını da hatırlamak gerek. Ünüvar’ın yazısı bize FKF’de başlayan sürecin nasıl evrildiğini ve zamanla öğrencilerin “harekete geçiren yapı”yı dönüştürerek nasıl Dev-Genç’i kurduklarını anlatıyor. Benzer şekilde Deniz Cenk Demir’in kapsamlı makalesi Devrimci Doğu Kültür Ocakları’nda (DDKO) bulunmuş TİP üyesi Kürt gençlerin Ekim 1970’de toplanan 4. Kongre’de harekete geçtiklerini, kimi Doğulu delegeleri de yanlarına alarak kongrenin havasını etkilediklerini ve böylelikle (1971’de Anayasa Mahkemesi’nin partiyi kapatmaktaki ana gerekçesini oluşturacak olan) TİP’e Kürt sorunu ile ilgili tarihi bir karar aldırıldıklarını aktarıyor. 

Başka bir ifadeyle, “harekete geçiren bir yapı” olarak TİP de değişmez değildir ve aktivistlerin fikirleriyle etkileşim halindedir. 

“Tek hareket mi?”, “birden fazla hareket mi?” sorusu üzerine düşünürken “çerçeve belirleme süreçleri” üzerine de düşünmek gerekiyor. 

Bu kitapta bir araya gelen makaleler farklı ülkelerdeki 68 dalgalarına dair farklı ilham kaynakları hakkında geniş bir ufuk turu sunmakta. Bülent Somay devrim tahayyüllerinin izini Anglosakson ülkelerin müzik mecralarında sürdüğü yazısında 1960’ları çevreleyen tüm temaların, yani gençlik başkaldırısı, cinsel özgürlük / devrim talebi, keyif verici maddelere heves, yersiz-yurtsuzluk, ulus/vatan fikrine isyan, tembellik hakkı talebi, Şark mistisizmine yoğun bir merak ve “Amerikan Hayat Tarzı”nın kuru gerçekçiliğine fantazi/bilim kurgu üzerinden karşı çıkışın 1950’lerin hazırladığı düşünsel zeminde belirdiğini söylüyor. Somay’a göre, “Beat” kuşağı edebiyatçılar, yaşam tarzı açısından Amerikan kurulu düzeninden ayrılmaları ve “ Amerikan Rüyası” na dair alaycı reddiyeleri ya da İngiliz romancı Tolkien’in 1954’te yayımlanan romanı Yüzüklerin Efendisi’nin 1960’larda politikleşen şarkı sözleriyle olan ilişkisini görmek mümkündür. Axel Çorlu, Fethiye Beşir ve Alper Akyüz’ün makaleleri ırkçılık karşıtlığından feminizme ve ekolojist kaygılara uzanan bir yelpazede farklı ülkelerdeki 68 protestocularının ilham kaynaklarını serimliyor. Rudi Dutschke yazısında Tanıl Bora “Kızıl Rudi”nin nasıl Camus, Sartre gibi varoluşu felsefecileri ikinci plana itip Marksizm’le uğraşmaya başladığını ve Rosa Luxemburg’u keşfettiğine değiniyor. Luxemburg’un Sovyet modeline olan eleştirel mesafesi Dutschke için de önemli olacak ve Dutschke 1917 Rusya’sındaki sosyalizm modelinin örnek alınamayacağını vurgulayacaktır. 

Bu ilham kaynaklarının yanı sıra Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’daki 68’lilerin “çerçeve belirleme süreçleri”ne daha doğrudan etki etmiş, ortak tanım, yorum, itirazların şekillenmesine katkıda bulunmuş isimler de vardır. Bu bağlamda ilk olarak Herbert Marcuse’yi anmak gerekir. Batı Almanya’da öğrenciler Frankfurt Okulu kuramcılarına heyecanla yönelirlerken, Adorno bu heyecana karşılık vermemiş, Habermas ise öğrencilerin hedeflerini desteklemesine karşın, yöntemlerine şerh düşmüş, bu şerhini “solcu kargaşalar, çocuksuluk, devrimcilik oynamak” gibi sert ifadelerle dile getirmişti.24

24 Matthew G. Specter, Habermas: Entelektüel Bir Biyografi, Çev. İsmail Ilgar, İstanbul: İletişim Yayınları, 2012, s. 135-136. Habermas’ın öğrenci protestolarına ilişkin değerlendirmeleri için ayrıca bkz. Jürgen Habermas, “İdeoloji” Olarak Teknik ve Bilim, Çev. Mustafa Tüzel, İstanbul: YKY, 1997, s. 66-68.

Frankfurt Okulu’nun Batı Almanya’daki mensuplarının bu tavrına karşın, o dönemde ABD’de yaşayan Marcuse hem harekete destek veriyor, hem de yazdıklarının protestocular tarafından okunmasını önemsiyordu. Sozialistische Deutsche Studenten’un (Almanya Sosyalist Öğrenciler 

Birliği, SDS) davetiyle Temmuz 1967 Batı Almanya’ya gelen Marcuse, Batı Berlin’de “Ütopyanın Sonu” ve “Radikal Muhalefette Şiddet Meselesi” başlıklı konferanslar verir.25

25 Herbert Marcuse, Five Lectures: Psychoanalysis, Politics, and Utopia, Londra: Penguin, 1970. 

 Marcuse konferanslarında yeni bir sosyalizm tanımının gerekli olduğundan söz eder, özgür bir toplumun fiiliyata geçirilmesi için gereken tüm materyal ve entelektüel güçlerin hazır olduğunu, bu nedenle radikal dönüşümün bir ütopya olmadığını vurgulayarak mücadele çağrısı yapar. Marcuse’nin ifadesiyle mücadele hem bilincin özgürleşmesini, hem de mevcut toplumun iktidar yapısında yarıklar oluşturmayı hedeflemelidir.

Siyahilerin ezilmişliğinden, Fransa’nın Cezayir’de yaptığı katliamlardan, feminizmden ve Vietnam Savaşı’ndan söz eden Marcuse, öğrenci hareketini  küresel dönüşüm gücü olarak görse de, öğrencilerin doğrudan devrimci bir güç olmadığını da söyler. Marcuse konferanslarında şiddet konusuna da değinir ve kimi durumda şiddet kullanımının kaçınılmazlığından söz eder. Marcuse için temel ayrım, sistemin ayrılmaz parçası olan yapısal şiddet ile bunu bitirmeye yönelik şiddet arasında, yani gerici ve devrimci şiddet arasında, ya da başka bir deyişle baskıcıların ve baskıya maruz kalmışların şiddeti arasındadır. 

Marcuse’nin ifadesiyle çatışmayı kendinden menkul bir amaç haline getirmek hem gereksiz hem de sorumsuz bir tavır anlamına gelmekteydi. 

Fakat kurumsallaşmış şiddet ile çatışmaya girmenin kaçınılmaz bir yönü de vardır.

ABD’de ve Avrupa’da Marcuse önemli bir figür olarak “çerçeve belirleme süreçleri”nin içinde yer alırken Türkiye’de durum neydi? O dönemde May Yayınları peş peşe üç Marcuse kitabının çevirisini yayımladı: Aşk ve Uygarlık (1968), Tek Boyutlu İnsan (1968) ve Sovyet Marksizmi (1969). Bu üç kitabın Türkçeye çevrilmesi elbette önemlidir ve Marcuse’nin Türkiyeli kimi 68 aktivistlerinin zihninde yeri olduğuna işaret eder. Ayşen Uysal bu kitapta yer alan makalesinde belirttiği üzere, çeviriler düşünce ve pratiklerin transferinde önemli olsa, bu çeviriler üzerinden Türkiyeli öğrenciler için Marcuse’nin belirleyici bir ilham kaynağı olduğunu söylemek mümkün değildir. Türkiye’deki protesto dalgasının üzerine inşa edildiği “çerçeve belirleme süreçleri”ne bakarken esas olarak yerel kaynakların belirleyici rolünü tespit etmek gerekiyor. Bu bağlamda öncelikle, 1961’de çıkmaya başlayan ve Haziran 1967’e kadar devam eden Yön dergisinin ve Doğan Avcıoğlu’nun etkisini vurgulamak şarttır. Altı yıl boyunca haftalık olarak yayımlanan Yön’ün temel etkisi, Marksizm ve sosyalizm kelimelerini tabu kelimeler olmaktan çıkarıp onlara görünürlük kazandırmak olmuştur. 

Yön ve Avcıoğlu, sosyalizmi sık sık kalkınmacılıkla bir tutar ve halkçı bir kalkınma doktrini olarak konumlandırır. Sosyalizm sayesinde Türkiye’nin hızlı kalkınması mümkün olabilecektir.26

26 Ömer Turan, “Doğan Avcıoğlu”, Modern Türkiye’de Siyasî Düşünce, Cilt 9: Dönemler ve Zihniyetler, Ömer Laçiner (der.), İstanbul: İletişim Yayınları, 2009, s. 159-179.

 Avcıoğlu’nun başyazıları ile Yön’ün teşvik ettiği, Atatürk gençliğinin “milli uyanışı”dır. Bu milli uyanış ile gençlik “yabancı petrole, Coca-Cola’ya, Sana ve Vita’ya” ve yabancı biralara hayır diyecektir; çünkü bütün bunlar devletleri, tüccarları, profesörleri içine alan dev bir menfaat şebekesiyle ilişkilidir.27

27 Doğan Avcıoğlu, “Gençliğe Çağrı”, Yön, No. 91, 25 Aralık 1964, s. 3.

 Yön sıklıkla okurlarına üçüncü dünyacılık perspektifi ile Batı dışı coğrafyalardan haberler aktarır. Okurlar dergide Jean-Paul Sartre’ın “Emperyalizmle Nasıl Savaşılır?” sorusuna verdiği yanıtı bulurlar. 

Yön’ün kırdığı tabuları düşünürken, derginin “Kürt Meselesi”ni kapağına taşıdığını da hatırlamak gerek. Avcıoğlu 1966’da kaleme aldığı bir yazıda, sosyalistler de dâhil olmak üzere kimsenin Kürt meselesi tabusunu tartışmaya cesaret edemediğini, oysa bir etnik grubun sahip olduğu kültür değerlerinin eritilmesinin sosyalizmin temel felsefesine aykırı olduğunu söylüyordu. Avcıoğlu’na göre sosyalistler için bu önemli mesele hakkında düşünme zamanı gelmişti.28

28 Doğan Avcıoğlu, “Kürt Meselesi”, Yön, No. 194, 16 Aralık 1966, s. 3.

Yön kapandıktan sonra Avcıoğlu Türkiye’nin Düzeni’ni 1968’de yayımlar. Bu kitap sadece Kemalizm, sosyalizm ve kalkınmacılığın bir sentezini sunmuyor, aynı zamanda sonraki dönemlerde az rastlanır bir düzeyde tarihsel perspektifi dolaşıma sokuyordu. Emre Can Dağlıoğlu bu derleme kitap için kaleme aldığı makalesinde Türkiye’nin Düzeni’nin çerçevesi ve etkisini detaylarıyla ele alıyor. Avcıoğlu ve Yön’ün etkisini hesaba katarken, bu mecrada demokrasi şüpheciliğinin de yaygınlaştırıldığını eklemek gerek. Dağlıoğlu’nun da belirttiği üzere tutucu güçler koalisyonunun kitle üzerindeki etkisinin aşılamayacağını savunan Avcıoğlu, sandığın beklenen sonucu vermeyeceğini öne sürer. TİP’in parlamento odaklı mücadelesinin isabetsiz olduğunu savunan Avcıoğlu’na göre sosyalizm milliyetçi devrimciler olarak nitelediği askerlerin ve aydınların iktidarı ele geçirmesi ile kurulacaktır. Bu demokrasi şüpheciliğinin 68’liler üzerinde etkisi olduğunu söylemek gerek. 

Türkiye 68’ine dair “çerçeve belirleme süreçleri”ni düşünürken, her ne kadar çok belirgin bir Avcıoğlu hattı olsa da, süreç boyunca çıkan başka kitapların da 68’lilere farklı ufuklar açtığını söylemek mümkündür. Kemal Tahir’in 1967’de çıkan Devlet Ana romanı Osmanlı’yı “kerim devlet” olarak, yani Batı’daki “ceberut devlet”e benzemeyen, koruyuculuğu temelinde meşru olan bir devlet şeklinde okumayı önerir. 

Yine 1967’de yayımlanan Asya Üretim Tarzı ve Osmanlı Toplumu’ndaysa Sencer Divitçioğlu, Marksizm’in ATÜT kavramsallaştırmasını takip ederek, Osmanlı devletini despotik bir yapı olarak değerlendirir. 

1968’te Ahmed Arif’in Hasretinden Prangalar Eskittim kitabının ilk baskısı yapılır; kitapta “Pasaporta ısınmamış içimiz / Budur katlimize sebep suçumuz” dizeleriyle 1943’te General Mustafa Muğlalı’nın emriyle yapılan 33 Kurşun katliamı lanetlenir. 1969’da çıkan Düzenin Yabancılaşması: Batılaşma kitabında ise İdris Küçükömer hem kapsamlı bir Batılılaşma, hem de CHP ve tek-parti dönemi eleştirisi sunar. 

Özellikle Küçükömer’in tezlerinin 68’liler tarafından ilgiyle karşılandığını söylemek gerek.29

29 68’lilerin yazdıklarından aktivist öğrenciler ile İdris Küçükömer’in kişisel ilişkilerinin de iyi olduğunu anlıyoruz; örneğin, Osman S. Arolat, Bir Gençlik Liderinin Anıları: 1959-1974, İstanbul: Türkiye İş Bankası, 2018, s. 166-167.

O dönemde yayımlanmış bu kitapları hızlıca hatırlamak, Türkiyeli 68’lilerin “çerçeve belirleme süreçleri”nde Avcıoğlu tarzı sol-Kemalizm’in etkisiyle birlikte, öğrencilerin tahayyüllerinin Kemalizm’le sınırlı olmadığını göstermesi bakımından önemlidir. 

Çapraz okumaya Wallerstein’in dördüncü tezi ile devam edersek, Wallerstein karşıt kültür (counter-culture) pratiklerinin devrimci coşkunun içinde yer almasına karşın siyaseten 1968’in merkezinde yer almadığını belirtir. Derlemenin ilk yarısında yer alan çalışmaların tamamı ama özellikle Axel Çorlu ve Bülent Somay’ın makaleleri bize karşıt kültür pratikleri hakkında ilginç detaylar sunmakta. Wallerstein’in karşıt kültür olarak sıraladığı unsurlar, Türkiye’deki 68 deneyimine dâhil olmayan unsurlardır. Bu kapsamda Çorlu ve Somay’ın çalışmalarını Türkiye bağlamıyla asimetrik bir kıyaslama olarak da okumak mümkün. Fakat Türkiye 68’inde karışımıza çıkan protesto dalgasının kültürel alana temas etmediğini de düşünmemek gerek. Bilge Seçkin Çetinkaya’nın “Devrim için Hareket, Hareket için Tiyatro: 1968’de Sokaklar, İşçiler ve Gençler” başlıklı çalışması, “Devrim İçin Hareket Tiyatrosu”na odaklanarak, tam da 68 dalgasının mevcut kültürel üretim biçimlerini dönüştürme çabasını anlatıyor. Benzer şekilde, Süreyya Berfe’nin ilk şiir kitabının FKF tarafından basıldığını, İsmet Özel’in FKF marşını kaleme aldığını, Ataol Behramoğlu’nun FKF kurucuları arasında yer aldığını da hatırlamak gerekiyor.

Türkiye 68’inin kültürel alana temasını konu edinmişken Behramoğlu’nun “Bir Gün Mutlaka” şiirine de değinmek şart gözükmekte.30

30 Roni Margulies, “1968’in Şiiri: ‘Bir Gün Mutlaka’”, Sözcükler, No. 73, 2018, s. 69-71. 

 1965’te yazılan bu şiir 68’lilerin protestolarında yüksek sesle okunur. Şiirin son dizeleri kolektif bir eylemin sloganı gibidir: “Bir gün mutlaka yeneceğiz! Bir gün mutlaka yeneceğiz! / Bunu söyleyeceğiz bin defa! / […] / Ben ve sevgilim ve arkadaşlar yürüyeceğiz bulvarda / Yürüyeceğiz yeniden yaratılmanın coşkusuyla / Yürüyeceğiz çoğala çoğala […]” Şiirin açılışı Demek Lüküslü’nün bu derlemede yer alan makalesinde ve önceki çalışmalarında vurguladığı 68 hareketinin önceki kuşaklarla kopuş üzerinden kendisini var ettiği tespitinin dizelere yansıması gibidir adeta.31

31 Demet D. Lüküslü, Türkiye’nin 68’i: Bir Kuşağın Sosyolojik Analizi, Ankara: Dipnot, 2015.

 Artık sevişmek, yürüyüş ve silah aynı bağlamın içinde düşünülmektedir: 

“Bu gün seviştim, yürüyüşe katıldım sonra / Yorgunum, bahar geldi, silah kullanmayı öğrenmeliyim bu yaz / Kitaplar birikiyor, saçlarım uzuyor, her yerde gümbür gümbür bir telaş.” “Bir Gün Mutlaka”da karşımıza çıkan dünyaya dair bir merakın politik tavırla hemhâl olmasıdır. Dizelere yansıyan tahayyülün içinde Descartes’a, gazetelere ve Vietnamca şiirlere dair merak, bireyin tek başına kurtuluşundan bahseden şairlere lanet, kapitalistlere yönelik öfke, mevcut toplumun yarattığı hüzün tortusu, birazdan gelecek polisler ve dünyanın öbür ucundaki dostlar kendilerine yer bulur. Şiir hüzün ile umudun dengesini kurar. Behramoğlu’nun dizelerinde coşku, sokaklara fırlamak ve kurulu düzenin değişeceğine dair inanç vardır: “Bitecek bir gün bu zulüm, bitecek bu han-i yağma.” 

“Tek hareket mi?” “birden fazla hareket mi?” sorusu üzerine düşünürken “fırsat ve tehdit”lerin her ülkede farklılaştığını da hatırlamak gerek. Emin Alper Jakobenler den Devrimcilere kitabında üniversite öğrencilerinin toplumdaki yüksek statülerinin gençler için önemli bir fırsat sunduğunu belirtiyor. Alper’in ifadesiyle 27 Mayıs sonrasında gençler, devrim olarak kodlanan darbenin kahramanları olarak görülüyor, böylelikle devrimcilikten söz etmenin önü açılıyordu. 1960’ların başındaki hâkim siyasal perspektif, gençliğe dinamiklik, idealizm ve ulusun çıkarlarını koruma misyonu atfediyordu. Bu çerçevede, öğrenciler, kendilerini var olan milli söylem dâhilinde mobilize etme fırsatı yakalıyorlardı.32

32 Alper, a.g.e., s. 35. 

 Bu fırsatı, Özgür Mutlu Ulus’un bu derleme kitap için kaleme aldığı çalışmasında yer alan sağcı basının bile protesto dalgasının ilk aşamasında öğrencilerin taleplerini önemsediği tespiti ile ve Zafer Toprak’ın İstanbul Üniversitesi Senatosu’nun taleplere karşı ilk aşamada uzlaşmacı ve reformcu bir üslup benimsediği tespiti ile birlikte düşünmek gerek. Öğrencilerin maruz kaldıkları tehditler de her ülkenin siyasi ve toplumsal dengesinde şekillenmektedir. Adalet Partisi hükümetinin desteklediği komando kampları ve Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi odağında milliyetçilerin sokak gücü kazanması solcu öğrencilerin eylem repertuvarlarına tek başına belirlemese de, kayda değer şekilde etkilemiştir.33

33 Alper, a.g.e., s. 326-328 ve 336-338.


4. CÜ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR..,,


***

1968 İSYAN, DEVRİM, ÖZGÜRLÜK - BİR MUHALEFET DALGASI OLARAK 68. BÖLÜM 1

1968 İSYAN, DEVRİM, ÖZGÜRLÜK - BİR MUHALEFET DALGASI OLARAK 68. BÖLÜM 1



ÖMER TURAN.,

Sarıdemir Mah. Ragıp Gümüşpala Cad. No: 10

34134 Eminönü/İstanbul

Tel: (0212) 522 02 02 - Faks: (0212) 513 54 00 

www.tarihvakfi.org.tr - tarihvakfi@tarihvakfi.org.tr

© Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2019

Yayıma Hazırlayan

Y. Doğan Çetinkaya

Editöryel Okuma

Gökhan Demir

Kitap Uygulama

Aşkın Yücel Seçkin

Kapak Görseli

6. Filo’yu protesto için 16 Şubat 1969 günü yapılan yürüyüşün erken saatleri.

Kaynak: A Cloud of Black Smoke Photographs from Turkey 1968-72.


Kapak Tasarımı

Haluk Tuncay

Baskı

Yıkılmazlar Basın Yayın Prom. ve Kağıt San. Tic. Ltd. Şti.

Evren Mahallesi, Gülbahar Cd. 62/C, 34212 Bağcılar/İstanbul 

Tel: (0212) 630 64 73

Yayıncı Sertifika Numarası: 12102

Matbaa Sertifika Numarası: 11965

Birinci Basım: Haziran 2019

ISBN 978-975-333-366-5

Kitabı derleyenler ve yazılarıyla katkıda bulunanlar, bu kitaptaki makalelerinden doğan telif ücretlerini Tarih Vakfı’na bağışlamıştır. 

Bu eser Friedrich-Ebert-Stiftung Derneği’nin katkılarıyla basılmıştır. 

Tarih Vakfı olarak teşekkür ederiz...

1968: İSYAN, DEVRİM, ÖZGÜRLÜK,

DERLEYEN

ÖMER TURAN

TARİH VAKFI YURT YAYINLARI

İÇİNDEKİLER

1 Giriş: Bir Muhalefet Dalgası Olarak 68  Ömer Turan

29 Yuvarlak Masa Toplantısı: 68’lilerin Gözünden 1968 

Nadire Mater, Fatmagül Berktay, Masis Kürkçügil

51 Mayıs 68 ve Toplumsal Hareketlerin Uluslararası Dolaşımı 

    Ayşen Uysal

67 ABD Bağlamında 1968: 

     Genel Temalar, Toplumsal Dinamikler ve Temel Sorular 

     Axel B. Çorlu

87 Kadın Kurtuluş Hareketi’nin 68’i 

     Fethiye Beşir 

103 Rudi Dutschke ve Batı Almanya’da ‘68 

      Tanıl Bora  

135 1968’in Ürünü Olarak Çevreci, Ekolojist ve Yeşil Hareketler 

       Alper Akyüz 

149 Orta ve Doğu Avrupa’da 1968: 

      Marksizmin Rönesansını ve Sosyalist Demokrasiyi Tartışmak 

      Ateş Uslu 

189 ‘Burada Bir Şeyler Dönüyor’: Devrim Olarak Müzik 

        Bülent Somay  

209 1968 ve Radikal Sinema: 

       Avrupamerkezci Bir Bakışın Ötesine Geçmek 

       Esin Paça Cengiz,

227 Gençlik Mitinin Lütuf ve Lanetinin Gölgesinde 

       Türkiye’nin 68 Kuşağı 

       Demet Lüküslü,

247 1968-1969 İstanbul Üniversitesi Boykot ve İşgalleri 

       Zafer Toprak, 

275 Türkiye’de 1968 ve Eğitime Dair Talepler 

       Cemil Boyraz

297 Hippiler, Delikanlılar, Devrimciler: Türkiye Basınında 68 

       Özgür Ulus Mutlu

333 68’de Öğrenci-İşçi Dayanışması: İşçi-Gençlik Elele! 

       Hakan Koçak

357 68 Rüzgarında Türkiyeli Kürtler 

       Deniz Cenk Demir

407 FKF’den Dev-Genç’e: Türkiye’de 1968 Öğrenci Hareketleri ve Sol 

      Kerem Ünüvar

429 Türkiye 68’inde Kadınlar 

      Ayşe Köse Badur, 

447 68’li Kadınlar ve Ataerkiyle Pazarlık Deneyimleri 

      Zeynep Beşpınar ,

485 Yarın Yarın: 1968’in Romanında Kadın Olmak 

       Çimen Günay-Erkol,

499 Köylüler, Devrimciler, Toprak, İşgal: Bitmeyen ‘68 

      Begüm Özden Fırat, 

523 Türkiye 68’inin Best-Seller ı: Türkiye’nin Düzeni 

       Emre Can Dağlıoğlu, 

549 Devrim için Hareket, Hareket için Tiyatro: 1968’de Sokaklar, İşçiler ve Gençler 

      Bilge Seçkin Çetinkaya,


561 Türkiye 68’ini Kaynaklar Bağlamında İncelemek:  TÜSTAV Arşivlerinde 1960’lı Yıllar ve 12 Mart Dönemi,

 Erden Akbulut - Erol Ülker

573 Yazarlar

GİRİŞ:

BİR MUHALEFET DALGASI OLARAK 68


ÖMER TURAN

    Bu derleme kitap, Toplumsal Tarih’in Mayıs 2018’de yayımlanan “İsyan, Devrim, Özgürlük: 50 yıl sonra 1968” başlıklı özel sayısının genişletilmesi ile oluştu. Özel sayıda yer alan makalelerin tamamı (bazıları daha uzun hâlleri ile olmak üzere) kitapta tekrar okurların dikkatine  sunuluyor. Ayrıca Toplumsal Tarih’te yer almayan altı çalışma derleme kitap için kaleme alındı ve böylelikle karşımıza 1968’in farklı boyutlarına odaklanan, 22 bölüm ve bir yuvarlak masa toplantısı dökümünden oluşan 1968: İsyan, Devrim, Özgürlük başlıklı derleme çıktı. 

Yıl dönümleri tarihsel dönemeçleri, önemli olayları hatırlamak ve analiz etmek için önemli bir fırsat verir. Hele aradan 50 yıl geçtikten sonra bir tarihsel olaya bakmak, bu olayın izleyen döneme etkilerine dair bir çerçeve geliştirmeye de olanak tanır. 1968 dünyanın farklı ülkelerinde öğrencilerin benzer itiraz ve tahayyüllerle sokaklara çıktıkları, bir yanda içinde yer aldıkları eğitim sistemini, diğer yanda kapitalist düzenin genelini ve süregiden savaşları sorguladıkları bir yıldı. Fransa’dan ABD’ye, Çekoslovakya’dan Türkiye’ye, Japonya’dan Meksika’ya  uzanan ve bir takvim yılına sığmayan eylemlerle gençler daha önce örneği görülmemiş bir muhalefet dalgası yarattılar. Bu protesto dalgasında öğrenciler daha spesifik konulardaki itirazlarla çıktıları yolda giderek devrim sloganlarından güç aldılar ve örmekte oldukları muhalefet dalgasını genel bir isyana evrilttiler. 68’liler yaşadıkları toplumun genel kabullerini sorgulayarak özgürlük taleplerini dile getirdiler. 68’in meydan okumasından geleneksel sol siyaset de payına düşeni aldı. Arrighi ve meslektaşlarının ifadesiyle, bu muhalefet dalgasında “merkezi bir yönelim yoktu, hesaplanmış bir taktik planlama yoktu.”1

1 Giovanni Arrighi, Terence K. Hopkins, Immanuel Wallerstein, Sistem Karşıtı Hareketler, Çev. B. Somay, S. Sökmen, C. Kanat, 3. basım, İstanbul: Metis Yayınları, 2015, s. 100.

 Patlayan dalga hedef aldıkları sistemin aktörleri için olduğu kadar dalgayı meydana getiren aktivistler için de sürpriz niteliğindeydi. 68’in muhalefet dalgasında üniversite öğrencileri farklı ülkelerde yürüyüşler ve forumlar düzenlediler, üniversitelerinde boykotlar yaptılar ve binaları işgal ettiler. İşçi sınıfının eylemlerine destek verdiler. 68’liler eylemleriyle ülkelerinin gündemlerine çok güçlü bir şekilde müdahil oldular. Klasikleşmiş sloganlarını hatırlayacak olursak, imkânsızı istemeye cesaret eden bir tahayyülün peşindeydiler. Türkiye’de karşımıza çıkan “Eğitim Düzenden Ayrılamaz” sloganı ile öğrenciler eğitimin kapitalizmin yeniden üretilmesindeki rolünü de sorgulamaktaydılar. 

Bu derleme kitap 1968 öğrenci hareketlerinin sadece Türkiye’ye odaklanan bir analizinin eksik kalacağı perspektifinden yola çıkıyor. 

Bu çerçevede kitabın ilk yarısında yer alan makaleler 68 öğrenci hareketlerinin farklı ülkelerde nasıl deneyimlendiğine odaklanıyor. Elbette 68’in dünya çapında eksiksiz bir dökümünü sunmak gibi ansiklopedist bir hedef bir derleme kitabın ölçeğini hayli aşar. Fakat yine de burada yer alan yazılar 68’in farklı ülkelerde nasıl bir eylem dalgası, entelektüel gündem ve etki yarattığına dair bir bakış sunmakta. Derlemenin ikinci yarısındaki yazılar ise 68’in Türkiye’de nasıl deneyimlendiğinde odaklanıyor. 

68’lilerle yapılmış sözlü tarih çalışmalarında çoğunlukla hareketin aktörleri de, dâhil oldukları protesto dalgasının Türkiye ile sınırlı olmadığını vurgular. O dönemde Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi olan ve 1967’de Hacettepe Fikir Kulübü’nü kuranlar arasında yer alan Uğur Cilasun şunları söylüyor: 

“Fransa’daki hareketler Ankara ve İstanbul’da patlak veren olaylara çok benziyor. İki tarafta da kürsü sistemi var, dolayısıyla iki tarafta da klasik üniversiteye başkaldırı olarak görüyorum yaşananları. İşte hoca sultası, kürsülerin babadan oğula geçmesi. […] 

   Biz tıpkı bir Amerikan üniversitesiydik, bizim öyle bir sorunumuz yoktu. Bağımsızlık ve antiemperyalizm o zamanki gençliğin en önemli özelliğiydi; pat dedi bu öne çıktı. 

Bizde de giderek düzene doğru bir başkaldırıya dönüştü, Türkiye’nin özel koşullarından ötürü. Bu nedenle, sadece marşa basma aşamasında Avrupa’daki olaylar etkili oldu, bundan sonra seçilen yol ve o yoldan alınan hızı Türkiye’nin kendine özgü koşulları belirledi.”2

2 Nadire Mater, Sokak Güzeldir: 68’de Ne Oldu?, İstanbul: Metis Yayınları, 2009, s. 43.

O dönemde İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Gazetecilik Enstitüsü öğrencisi olan Osman Saffet Arolat ise içinde bulunduğu hareketi Avrupa’daki öğrenci protestolarıyla şöyle kıyaslıyor:

“Avrupa’da 68 kuşağı yeni değerler yaratmaya çabalıyor, biz ise yaratılmış değerleri öğrenmeye, Türkiye’nin tanımadığı, suç saydığı sosyalizmi ve ona bağlı bir siyasal yelpazelenmeyi tanımaya çalışıyoruz. Buna bağlı olarak antiemperyalist bir tutum sergiliyoruz. Onlarsa tanınmış siyasi yelpaze içinde reddettiklerine oynuyor. Yani Avrupa’da reddiye hâkim.”3

3 Mater, a.g.e., s. 67.

   Bu alıntılarda karşımıza çıkan dünyanın farklı yerlerindeki protestolar arasındaki etkileşim ve farklılaşma 1968’den bugüne toplumsal hareketler literatürünün önemli bir gündemini oluşturmuştur.4

4 Toplumsal hareketler literatürünün şekillenmesinin 68 hareketiyle ilişkisini de vurgulamak lazım. 

   68 bir akademi eleştirisi olduğu ölçüde araştırma gündemlerine de etki etti. Küresel ölçekte gözlenen muhalefet dalgası, hem sosyal bilimlerde toplumsal hareketlerin bir alt-disiplin olarak belirginleşmesine katkıda bulunmuş hem de bu alt-disiplinin inceleme konularından biri olmuştur. 68 sonrasında sosyal bilimlerde kitlelerin işlevsel kayıtsızlığını normal ve istenir olarak gören modellerin etki sahaları gerilemiş, toplumsal hareketlere ve kolektif eylemlere odaklanan çalışmaların sayıları artmıştır. 

 Konuya ilişkin uluslararası literatürde önemli fikir ayrılıklarından biri farklı ülkelerdeki eylemlerinin nasıl yorumlanacağına ilişkindir. Başta Immanuel Wallerstein olmak üzere, dünya-sistemi kuramı çerçevesini benimseyen yazarlar 1968’i dünya ölçeğinde başarısız bir devrim olarak görürler ve vurguyu “dünya devrimi”ne yaptıkları ölçüde hareketin tekliğinin altını çizerler. Wallerstein’in ifadesiyle 1968 tek bir devrimdir.5

5 Immanuel Wallerstein, “1968, Revolution in the world-system: theses and queries”, Theory and Society, Cilt 18, No. 4, 1989, s. 431-449.

Giovanni Arrighi, Terence Hopkins ve Immanuel Wallerstein’e göre, 1960’ların ortalarından başlayan ve yaklaşık 10 yıl süren devrimci dalganın iki hedefi vardır. Birinci hedef kapitalist dünya-sisteminin hâkim güçleridir. Antikapitalist tahayyül hareketin belirgin özelliklerindendir. 

İkinci hedef ise Arrighi ve meslektaşlarının “eski sol” diye tarif ettikleri parti ve iktidarlardır. Batı Avrupa’da sosyal demokrat partiler, 

SSCB ile onun yörüngesindeki reel sosyalist iktidarlar ve o çizginin Batı’daki komünist partileri ile küresel güneydeki ulusal kurtuluş hareketlerinin mirasçıları “eski sol”a dâhildir.6

6 Arrighi, Hopkins, Wallerstein, a.g.e., s. 112. 

    Toplumsal hareketler literatürünün “çekişmeci siyaset” kanadı ise bu teklik vurgusuna karşı çıkar. Fransa Almanya, İtalya ve ABD’de 1968 kapsamındaki çekişme periyoduna bakan Doug McAdam, Sidney Tarrow ve Charles Tilly, bu farklı ülkelerdeki hareketler arasında ilişki olsa da, bunların “tek büyük bir hareket”in parçası olmadığını vurgularlar.7

7 Douglas McAdam, Sidney Tarrow, Charles Tilly, Dynamics of Contention, Cambridge: Cambridge University Press, 2004, s. 29. 

 Elbette bu yaklaşımı benimseyenler de farklı öğrenci hareketleri arasında ilişki olduğunu teslim ederler. Dahası Sidney Tarrow farklı öğrenci hareketlerinin şiddet içermeyen doğrudan eylemler (nonviolent direct action) bakımından da belirli bir eylem repertuvarı ortaklığı olduğunu belirtir.8

8 Sidney Tarrow, Power in Movement: Social Movement and Contentious Politics,    Cambridge: Cambridge University Press, 2004, s. 103. 

Fakat bu yaklaşımın esas vurgusu farklı ülkelerdeki öğrenci hareketlerin farklılıklarını öne çıkarmaya yöneliktir. 

Bu yaklaşıma göre, Fransa 68’indeki öğrenci protestoları ile ABD’deki öğrenci protestoları arasında önemli farklar mevcuttur. Tarrow’un ifadesiyle, 

Fransa bağlamındaki protesto dalgası daha geç patlak vermiş, hızla yaygınlaşmış ve ülkenin genel siyasetine etki ederek bir politik karışıklık yaratmıştır. Buna karşın ABD bağlamındaki eylemler daha uzun erimli bir sürecin sonucunda, bir merkezden yoksun olarak ortaya çıkıp, daha uzun süren protesto kampanyalarına evrilmiştir.9

9 Tarrow, , a.g.e., s. 176. 

 ABD ve Fransa’da filizlenip gelişen 68 hareketinin farklı ülkelere, farklı siyasal bağlamlara nasıl aktarıldığı sorusu hakkında bu derlemede yer alan makalesinde Ayşen Uysal da farklılıkları ve özgünlükleri öne çıkaran ikinci perspektifi önemsiyor. 

2. Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR..,,

***