Kâzım Karabekir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kâzım Karabekir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Kasım 2019 Çarşamba

DOĞU SINIRININ PEACE MAKER OLARAK BELİRLENMESİNDE MUSTAFA KEMAL PAŞA (1920-1921) BÖLÜM 2

DOĞU SINIRININ PEACE MAKER OLARAK BELİRLENMESİNDE MUSTAFA KEMAL PAŞA (1920-1921) BÖLÜM 2

Toplantı Yeri 

Kâzım Karabekir, İstiklâl Savaşı ile ilgili hatıratında, ki “İstiklâl Harbimiz” adını taşımaktadır, Kars Andlaşması müzakerelerinin geçeceği güzel bir binayı hatırlatmayı da ihmal etmemiştir. Hatıratında, daha önce de bazı önemli memleket meselelerinin görüşüldüğü ve toplantı yapılan bina için “Kars’ın en büyük resmî salonu olan, Ruslar zamanında vali konağı, bir zaman da benim konağım olmuştu. 
Konferans için burasını seçmiş ve süslemiştim. Bu tarihi binayı daha sonra işi bitince, Millî Kütüphane yaptırdım. Binada, andlaşmaları değiştik” bilgisini vermektedir. 

K.Karabekir gibi, adı geçen bina hakkında daha karamsar bir tablo canlandırılmakta dır. 
Meselâ, Kars’a Elviye-i Selâse’nin katılışı sonrası mutasarrıf olarak atanan Hilmi Bey, “Gobernat’ın damına götürelim diye bizi aldılar. Rus Umûmi valilerinin ikâmetlerine mahsus olduğunu öğrendiğimiz boş bir eve götürdüler. Evin elektrikleri bozuktu ve her taraf karanlıktı. 
Bir odaya mum ışığında, karyolalarımızı açarak yattık ve uyuduk. Sabahleyin uyandığımızda, yattığımız odanın kütüphane odası olduğunu öğrendik. Ev büyüktü ve bunun ne tefrişine, ne temizlenmesine bizim hâlimiz elverişli değildi.” diye, Rusların Kars’ı boşaltması sonrası binanın ne kadar kötü durumda olduğunu anlatır. 

Konferans için hazırlanan bina, Rusların, Berlin Andlaşması ve Kars’ın tazminat olarak terkinden sonra tek katlı “U” planlı, Batlık tarzıyla inşâ edilmişti. Yusuf Ağa Mahallesi’nde, Ordu Caddesi’nde benzeri ama daha yüksek diğer resmi binalara da rastlanmaktadır. 
Yine Kars Çayı kenarında, kale altında ve vadi içinde dar bir alan yapılan askerî amaçlı binalar da aynı şehir planı içinde bulunuyordu. 
Kars şehrinin yüksek bir yerinde, akarsuya hâkim Karadağ’ın batıya uzanan, kayalık bir tepede son bulan kara taştan yapıldığı için bu rengin hâkim olduğu tahkimle kaleyi de iyi gören bir mevkide idi. Ancak, zamanımıza intikal eden yazılı belge olmadığı için, binanın ne zaman gubernatörlük için kullanıldığını tesbit etmek mümkün görünmemektedir. 

Kars Konferansı’nın toplanacağı yere olarak, Şark Cephesi Komutanlığınca, iyi bir şekilde hazırlanan bina, uzun zaman ahali arasında “gubernatör damı” 
olarak bilinmiştir. Nitekim, Hilmi Bey, binaya ulaşmak istediğinde, kendisini buraya çıkaran arabacı, bu şekilde söylemişti. 

Eylül 1921’de, Kars Konferansı için gelen Sovyet Cumhuriyetleri’nin üç ayrı gruba mensup murahhasları aynı binada ve açılışta, kısa konuşmalarda bulunmuşlardır.15 

Kars Konferansı’nda Açılış ve Kapanış Nutukları 

Kars Konferansı, 26 Eylül 1921 akşamı başladı. 13 Ekim 1921’de sona erdi. Bu nedenle açılış ve kapanışlarda Türk ve Sovyet Cumhuriyetleri temsilcileri arasında samimi görüşmeler olurken, günün önemi üzerinde taraf başkanlarının ve bu arada Ermeni temsilcisinin nutukları dinlendi. O zamanki mevcud siyasi ve askerî durumu, TBMM ve Moskova ile Erivan’ın sürdürmekte olduğu görüşler öğrenilmiş oldu. Konferans’da ilk sözü, ev sahibi olması nedeni ile Türk Hey’eti’nin başkanı Şark Cephesi Komutanı Tuğgeneral Kâzım Karabekir aldı ve şunları söyledi: 

“Muhterem Yoldaşlar, 

Türk milleti Kapitalist ve Emperyalistlerin kendisine tatbik etmek istedikleri Sevr Muahedesi’ni tanımadı. Bu meş’um muahedeyi yapanların cebir ve tehditlerine karşı boyun eğmedi. Ve kendi arzusu, iradesi hilâfına olarak nevmidane bir serfüru siyasetini takip edenlere karşı bir inkılap yaptı. Yeni bir hükûmet vücude getirdi. 

Garbin zulmüne, bu suretle var kuvvetiyle göğüs geren Türk milleti yüzünü şarka çevirdiği zaman karşısında, muazzam bir inkılâbın âlemşümul hareketiyle galeyan eden Şûralar Rusyasını gördü, ona dest-ı muhadenetini uzattı ve onunla el ele şarkın hâlâs ve refahına, muhadenet ve uhuvvetine hizmet etmek için ahdetti. 

Siz asil Kafkas milletleri ise, Türk hükûmeti ile Rusya Şûralar Cumhuriyeti arasında şarkın muhterem birer uzvusunuz. Her biriniz Rusya Şûralar hükûmet-i muazzamasının bir uzv-ı kıymettarı bulunmak itibariyle dahi ayrıca haiz-i şeref ve ihtiramsınız. 

Cümlenize beyan-ı hoş âmedî eder ve bu içtimâimizi bütün hararet-i kalbimle alkışlarım. Çünkü Moskova’da temellerini attığımız muhadenet ahitnamesinin teyid takviyesi demek, şarkta ebedî bir kardeşliğin tesisi demektir. 

Binaenaleyh bugün teşebbüs ettiğimiz bu muazzam ve serin sür’atle muvaffakiyeti hususunda en hâr temenniyatta bulunarak konferansın açıldığını arzederim, Yoldaşlar.” 

Kâzım Karabekir’in konuşmasını takiben kürsüden bu defa Rus delegesi Genetski, emperyalistler Yunanlılar ve bunlara karşı Türklerin büyük direnişinden söz ettikten sonra konuyu Türk-Ermeni anlaşmazlığına getirerek, şunları söylemiştir; 

“Büyük Millet Meclisi murahhasları efendiler! Gerek hükûmetim ve gerek Rus milleti nâmına şahsınızda esaret ve istismara karşı büyük bir mücadele için silâha sarılan ve zafer-i nihaiden evvel terk-i silah etmemeye azmetmiş bulunan kahraman ve cesur Türk milletini selâmlarım. 

Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan mümessili arkadaşlar! Sizin şahsınızda da Rus milletinin sermayedar ve ashab-ı arazi boyunduruğundan kurtulmak için evvelâ mücadele-i kat’iyyesinden onunla her vakit yan yana çarpışmış olan bu cumhuriyetlerin kardeş milletlerini selâmlarım. 

Muhterem Murahhaslar! Siz buraya büyük bir esen ikmâl etmek, bir sulh ve muhadenet ahitnamesi akdeylemek ve bu suretle bütün âleme Kafkas Cumhuriyetlerinin halk kütleleriyle kahraman Türk milletinin menafı-i mütekabilelerini takdir ettiklerini ve hariçdeki hasım kuvvetlerin tahrikatına rağmen bunların sulh, muhadenet ve uhuvvet dairesinde yaşamaya azmeylemiş bulunduklarını isbat etmek için geldiniz. Zira diğer milletler beyninde olduğu veçhile Türkiye ve Kafkasya milletleri arasında da tesadüm-i menafi yoktur. Düvel-i muazzamanın haydut emperyalist çeteleri 1914 senesinde kendi halk kitlelerini kanlı bir mücadeleye atarak milletlerin istihlâsını ilan ettiler. 
Fakat hakikatte bunların maksadları onların hal-i esaretlerini teşdid eylemektir. Onlar bu kanlı facianın kendi hezimetlerine müntehi olacağını ve halk kütlelerinin revatıb-ı uhuvvetkâraneyi tavsik ile silahlarını müttehiden zalimler ve muhtekirler aleyhine çevireceklerine intizar etmiyorlardı. İşitilmemiş bir kan dökmeyi müntec olan emperyalist muharebesinden sonra bütün cihanı bir yeni yangın istilâ etmiştir. Mezkûr kütleler Avrupa’nın ve Asya’nın şark ve garp ve şimal cenubunda ve küre-i arzın her tarafında kıyam ederek ebedi düşmanlarına karşı son mücadeleyi ilan ettiler. Bazı defalar muvaffakiyetsizlikler ile müteferrik olan gayr-ı kabil-i ıctinab bu mücadele-i ahire nihayet “büyük fıkir”e müntehi olacaktır. 

Türk milleti bu mücadelede mühim bir rol oynamaktadır. 

Düvel-i İtilafıye emperyalistleri yeni ahvalin Türkiye’de mahzar-ı rağbet olmasından müteessir olarak Yunanistan’ı Türkiye aleyhine kandırdılar. Fakat bu yeni tecrübe altından muzafferen çıkacaktır. Türkiye’nin müttefikleri olan Rusya ve cumhurî hükûmetler Türkiye ahalisi tarafından kahramanâne bir surette icra edilmekte olan muharebenin safahatını amîk bir meyil ve alâka ile takip ediyorlar. Zira Türkiye’nin bu muharebesi onların muharebesidir. Yunanistan’ın kendi hata-yı meş’umunu fehm ve idrâk ederek muhtelif-i fih olan bilcümle mes’elelerin sulh tarikiyle hal’ ve tesviyesini teklif etmesi zamanı takarrüp eylediği kat’î olduğunu beyan eylerim. Bugünkü konferans bu babda birinci saik olacaktır. Burada hazır olanlar el’an önümüzde mevcud olan ve esas itibariyle halledilmiş bulunan mes’elelerin tedkik ve müzakeresi bütün milletlerin müveddet ve uhuvveti fikr-i bülendini kendilerine rehber ittihaz eden iki tarafın 
mucib-i hoşnidisi olacak bir halde sen ve dostane, samimâne adilane bir surette ikmâl edilecektir. Burada içtimâ edenler pazarlık maksadiyle toplanmış bir takım düşmanlar olmayıp bilâkis sulh ve müsalemet ve uhuvvet üzere yaşamaya, kendi memleketlerinin saadet-i hâli yekdiğere mütekabilen muavenette bulunmak için yan yana sakinâne bir surette çalışmaya arzukeş komşu milletlerden mürekkeptir. 

Burada bir yeni büyük iş daha deruhde edilecektir. Kahraman Türk milleti ve Ermeni milleti bütün cihana yalnız söz ile değil fiiliyat ile isbat ve izhar edeceklerdir ki bunları yekdiğerinden ayıran kin ve husumeti ilelebed red ve terkeylemişlerdir. Bu iki millet ellerinde bir hançer gizleyerek birbirine yaklaşmıyor. Bunlar kardeş muhabbetiyle mütehassistirler. Mücadele eden halk kütlelerini millet ihtilâfları takviye edemez. Uhuvvet-i mütekabile onları mukavemeti gayr-ı kabil bir hale getirebilir. 

Bütün cihana saadet bahşeden ancak halk kütlelerinin ittihat ve uhuvvet kâraneleri dir. Biz ancak bununla galebe edebiliriz.” 

Ganetski’den sonra, Ermenistan Dışişleri Halk Komiseri A. Mravian söz aldı. Onun neler konuşacağı, Türk Hey’eti tarafından merakla bekleniyordu. Onun burada düşmanca bir tavır sergilemeyeceğini, aksine Türklerin emperyalistlere karşı devam ettirdiği mücadeleyi desteklediğini, dostluk duygularının sağlam temellere oturtulacağını, şu anda olduğu gibi sonra da dost Türkiye’ye karşı 
iyi niyet içinde olacaklarını ifade eden nutku, dikkatle ve heyecanla dinlendi. 
Diğerleri gibi A.Mravian’ın bu nutku, Kars Andlaşması tutanaklarına geçmiş, Ermenice, Türkçe, Rusça, Fransızca, Azerice ve Gürcüce’ye çevrilerek, metinde yer almıştır. Diğer taraftan Varlık gazetesi de 20 Ekim 1921 günlü nüshasında, tamamına yer vermiştir. 

Ermenistan Hariciye Komiseri A.Mravian’ın nutku şu şekilde olmuştur; 

“TBMM Hükûmeti’nin muhterem murahhasları ile Mavera-yı Kafkas’ın Azerbaycan, Ermeni ve Gürcü kardeş Sovyet cumhuriyetleri murahhasları arasında Kars’ta kurulan I. Konferansın açılması münasebeti ile kendi ahâlimiz gibi biz murahhasların dahi beslediğimiz duygular ve temennileri burada, sizin huzurunuzda arzetmek vazifesini Kafkas Ardı Cumhuriyetleri murahhasları, benim uhdeme tevdi ettiler. 

Biz buraya düşmanlık duygusu ile gelmiyoruz. Ve avam-perest millîyetçi hükûmetlerden tevarüs eden münakaşaya sebep olmak haysiyetiyle merdud olan nizalı mes’eleleri bugün ortaya koymak için de bizim hiçbir meramımız yoktur. Hayır, bizi şimdi düşündüren şey, bu mes’eleler ve düşmanlı duyguları değil, biz samimî bir arzuyu taşımaktayız ve kat’iyyen kaniiz ki vatanını müdafaa için ayaklanan bir millet galip, düşman mağlup olacaktır. 

Bu konferansın Kafkas ardı cumhuriyetlerinin Türkiye’ye karşı dostluk duygularını kuvvetlendireceğinden ve Türkiye’nin de kendi arkasında düşman bulunmadığını ve milletin emel ve arzusunu çiğnemek isteyen emperyalizme karşı açtığı mücadelede komşularının kendisine karşı bir meyil ve incizab duyduklarını öğreneceğinden eminiz. 

Muhterem Murahhaslar! Biz bu konferansa galip ve mağluplar gibi gelmiyoruz. Düşmana mukavim bir milletin mümessilleri bulunan sizlerin yanına biz dost gibi geliyoruz. Ve milletinizin mücadeleden muzaffer olarak çıkacağını size müjdelemekle mes’uduz. 

Büyük Rusya düşmanlarını mağlup edebildi. Çünkü büyük Teşrin-i sani ihtilâlinden fütuhatını muhafazada pek derin alâkası olan işçiler ve köylüler kütlesi kahramanca bir azim ile Rusya’nın müdafaası için ayaklandılar. Rus milletinin inkılap mübarezesi kaniiz ki menfaat temin etmek ve Türk milletini ezmek kasdi ile şimdi Anadolu toprağında muharebe eden İtilâf devletlerinin ücretli asker uşaklarını mağlup edebilecek olan Türk Milleti için yüksek bir misâl teşkil ediyor. 

Kafkas ardı milletleri emindirler ki bu konferans Türk milleti ile dostluk ve kardeşlik itilafı akdi için sağlam bir temel hazırlayacak ve bizler de bu itilaf temeline dayanarak bundan böyle nizalı mes’eleleri Sovyet Cumhuriyetleri arasında o türlü mes’elelerin tesviye edilegeldiği bir kolaylık ve çabuklukla halledebileceğiz. Türk milletine karşı pek asil ve ulvî duygular beslemekte bulunan üç Sovyet Cumhuriyeti murahhas hey’etleri konferansı selâmlamak resmini ila eder.”16 

13 Ekim 1921 Perşembe günü saat 14.00’de imza edilen barış büyük bir sevince sebep oldu. Bu mutlu gün şerefine önce Kâzım Karabekir’in ve sonra da Ganetski’nin, ilk nutuklardan daha farklı olarak şu hitabede bulundukları gözlenmektedir. 

Kâzım Karabekir’in Nutku; 

“Muhterem Yoldaşlar, 

Kars’ta imzaladığımız bu ahitnamelerle Türkiye ve Kafkasya halkının emin, müsterih bir hayata mazhariyeti esbabını temin etmiş oluyoruz. Komşuluk hakkını, komşuluk samimiyetini artık ebedî olarak mahfuz tutmaklığımız için mekteplerimizle, gazetelerimizle nutuklarımızla halkın ruhuna muhadenet hislerini sindirmeliyiz. Biz birbirimizin kanını dökerken uzak ufuklardan bize müstehziyane gülenleri bizim kanımızla servet ve saadetini artıranları halkımıza göstermeliyiz. Tâ ki hakikat güneşi her vicdanı parlatsın ve artık samimiyet 
ve dostluk zeval bulmaz bir şekilde gönüllerde köklensin. Bu tarz-ı mesaî hükûmetlerimize olduğu kadar münevverlerimizin de üzerine düşen faziletkârane bir borçtur. Bunu öyle bir azim ve kudretle yapmalıyız ki bir taraftan halkımız irşad olunurken diğer taraftan da bizim bu birliğimizi menfaatlerine mugayir bulan yabancıların elinde birer vasıta-i nifak olan bazı kimselerimizde artık utansın. 
Şarkta kurulan samimiyet ve muazzam bir eserin şanlı âmilleri olan sizleri ulvi bir gaye için birleştiğimiz şu salonda son defa olarak selâmlarken pek samimi bir surette mütehassis bulunuyorum. Bu salonda artık vazifemiz hitâm buldu. 

Bu konferansın in’ikadı müddetince bize mesaileriyle muavenet eden bütün rüfekâmıza Türk hey’et-i murahassasının en samimi teşekkürlerini iblâğ eder ve 
Mavera-yı Kafkas ve Rus dost ve kardeş milletlerinin büyük bir saadet ve refaha nailiyetini samimi kalbimden temenni ederim.” 

Yoldaş Ganetski’nin Nutku: 

“On sekiz günlük mesaiden sonra bir dostluk ahitnamesi imza ettik. Konferansın müzakeratı esnasında iktisadî sıkı bir ittihad temini meselelerini hayli münakaşa ettik. Her iki taraf gerek siyasi ve gerek iktisadî mesailde birbirine karşılıklı dostane ve samimâne bir müzaherette bulunursa takarrür eden esaslar kolaylıkla tatbik edilmiş olur Kafkas ardı milletleri kendi kalplerini dolduran hissiyatın aynını Türk milletinde de bulacaklarından şüphe etmemektedirler. 
Bu tarihî vesikanın cihanşümul bir mahiyeti de vardır. Bu muahede bütün şark milletlerine rehberlik eden bir yıldız olacak ve bu milletler haris emperyalistleri kovmak için ittifak edeceklerdir. 

Bütün şark milletleri bugün yalnız bir fikir etrafında, bir emel etrafında ittihad ediyorlar: O da hürriyet, müsavat ve bütün milletlerin kardeşçe birleşmesidir. Şark bugün artık ayaklandı ve kendisini ezen, tazyik edenleri mağlup etmeden kendisine istirahat yoktur. 

Şarka düşen tarihi vazife, yeni bir âlem husule getirmek, içinde esaret bulunmayan müsavat ve hürriyet esasına müstenit bir âlem doğurmaktır. Haris emperyalistler bu ittihadın karşısında titriyorlar. Zalimler anlıyorlar ki bu ittihada bütün dünyaya hâkim olacak bir kudret mündemiçtir. Kars’tan ayrılırken bize gösterilen uhuvvetkârane teşyiin tatlı hatıralariyle meşbu’ olarak gidiyorum. 
Ahali bu mes’ut hâdiseden doğan sevinci göstermek için kamilen sokaklara dökülmüş, bu halk Türk milletinin Rus ve Kafkas milletlerine karşı olan dostça ve kardeşçe hissiyatını gösteriyor. Kardeşçe birleşmemiz günden güne kuvvet buluyor ve bütün Şark milletlerinin birleşmesini husule getireceğimiz güne artık yaklaşıyoruz. Bu birleşme dünyayı da değiştirecek, yenilmez bir kuvvet olacaktır. Binaenaleyh bugün bütün varlığımızla bağırabiliriz: Güneş yine şarktan doğuyor...”17 

Moskova ve Kars Andlaşmaları, TBMM’nde bahis konusu edilmiş ve geçirdiği safhalar hakkında bilgi verildikten sonra Yusuf Kemal, şu tarihi açıklamada bulunmuştur (13.09.1337): 

“BMM Hükûmeti ile Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan arasında Kars’ta toplanacak konferans hakkında malûmat vermekliğim emir buyuruluyor. 
Bu meselenin kısaca tarihçesinden bahsetmek lazım gelmektedir. Rusya ile, üç cumhuriyet hakkında görüştük. Sonunda Moskova Muahedesi yapıldı. 
Sonra, Moskova’dan, Bakû’ye gittik. Azerbaycan hükûmet reisi Neriman Nerimanof ile görüştük. 
Nahcivan için hakk-ı himayeyi asla üçüncü bir devlete terk etmeme kararı aldık. Sonraki konferansın Baku yerine Kars’ta icra edilmesi müzâkere edildi. Ankara, ve Sarıkamış üzerinde duruldu. Sonuçta Kars’ın en elverişli yer olduğu anlaşıldı. Sonra, murahhasların tespiti yapıldı. Gümrü Muahedesi’nin hukukî geçerliliğini söyledik. Karşı taraf ise Moskova Andlaşması nedeni ile özelliğini kaybetmiştir dedi. Az sonra, Ruslar, Gümrü’nün terki için nota verdiler. Kâzım Karabekir, sonunda, şehri boşalttı. Batum ve Trabzon üzerinden Ankara’ya döndüm”. 

Kars milletvekili; Cavid Bey ise daha önce doğu harekâtında, Kafkas Tümeni Komutanı ve Kars Müstahkem Mevkî Komutanlığı yapmıştı. Albay rütbesi aldıktan sonra, TBMM’ne katılmıştı. Yakından katıldığı Kars ve çevresi alaylarının kronolojik değerlendirilmesini yaparak, Rusya’nın ve bağlı cumhuriyetlerin mevcut durumlarını anlattı. Çiçerin ve Ermeni farkının olmadığını, birlikte hareket ettiklerini söyledi. Sınır üzerindeki Nahçıvan, Iğdır ve Sürmeli’nin durumuna temasla, dikkatli olunmasını önerdi. İstanbul milletvekili 
Ahmed Ferid ise; “Binaenaleyh Kars’ta toplanacak böyle bir konferansa gönderilecek murahhaslar millî çıkarlarımız nokta-ı nazarından, bu işi başarabilecek kişiliktedirler” demiştir. 

TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa, batılı gazetecilere verdiği mülakatların birinde, Kars Andlaşmasından çok zaman önce, Ermeni sorununa da değinerek, “Ermenilerle aramızda, milletlerin bizzat tayin-i mukadderat etmeleri esasına müsteniden akd-ı sulh edilmiş ve aramızda münâsebat-ı dostane câri olmakla bulunmuştur”18 ifadesini kullanmıştır. 

Kars Andlaşması’ndan sonra, TBMM’nin açılış konuşmalarından birinde, Mustafa Kemal Paşa, milletvekillerini bazı konularda aydınlatarak, “Asırlardan beri dostane yaşayan iki çalışkan halkın dostluk bağları kuruldu ve Kars Andlaşması ile en doğru çözüm şeklini buldu” demiştir. Mustafa Kemal, doğu cephesinde sükunetin elde edildiği ve bazı kuvvetlerin batıya kaydırıldığı, zaferin yakında 
sonuçlanabileceğini ileri sürerken, Ermeniler için en doğru siyasetin yolunu çizmiş ve işaretlerini de vermiştir.19 

Mustafa Kemal gibi Sovyetler içindeki bazı ileri gelen simalar da Kars Andlaşması’nın yorumlarını yapmışlardır. 

G.K.Orconikidze’nin, “Bizim Türkiye ile tek anlaşma politikamız son derece doğru idi. Bu politika, Partimiz kongresinde de onaylanmıştır. 

Bu politika, hem biz hem de Türkiye’ye yarar sağlamıştır. Çünkü, eğer, Türkiye kendi önerisinde ayak direse idi ve eğer Ermenistan’ı elimizden alıp, onu darma dağınık etmek istese idi, Türk halkı ve onun ölüm kalım savaşı, Kafkas ardı halklarından bu ortak yakınlık duygusunu, kuşkusuz göremezdi”20 ifadesi de gerçekten doğru tezleri göstermektedir. 

Çiçerin de, makamında kendisini kabul ettiği ve Ankara’ya Büyükelçi olarak tayin edilen S.İ.Aralov’a da, sıcağı sıcağına, şu öneride bulunmuştur; “13 Ekim 1921’de, Türkiye’nin Güney Kafkasya Cumhuriyetleri ile imzaladığı andlaşmayı mutlaka dikkatle okuyunuz. Bu andlaşmayı, Hariciye Komiserliği, Yakınşark Şubesi Umum Müdürü Sergey Konstantinoviç Pastuhov’da bulabilirsiniz” 
S.İ.Aralov, Ankara’da ve cephelerdeki durumu gördükten sonra, Moskova’ya gitmeden önce, bu değerlendirmelerin ürünü olarak vardığı kanaat ise bir diplomat ağzından yapılmış güzel açıklama olarak kabul edilebilir; “Sovyet Rusya’nın Türkiye ile kurduğu dostça ilişkiler, sömürge köleliğine karşı yönetilen halkların emperyalistçe sömürülme boyunduruğundan kurtarılması için savaşan Lenin’in millî politikasının halkalarından biridir. Daha 1921’de, imzalanan Türk-Sovyet sözleşmesi, doğu sınırlarında bulunan Türk Ordusu’nu serbest bırakmış, böylece Mustafa Kemal’e bu orduyu batıya kaydırarak, emperyalistlere karşı kullanmak imkânını vermiştir. Bu olay, Türkiye’nin galip gelmesinde ve bağımsızlığını kazanmasında büyük rol oynamıştır. Anlaşma gereğince Kars şehri ile birlikte Kars bölgesini ve daha başka noktaları Türkiye’ye vermemiz, Türk halkının moralini yükseltmiş, doğu sınırlarından yana yüreklere su serpmiş, Sovyet Rusya’nın, inkılapçı Türkiye’nin iyi bir komşusu ve candan dostu olduğu kanısını kökleştirmiştir”.21 

Kars Konferansı ve önemi üzerinde Sovyet dünyasında Moskova gibi değerlendir melerde, Bolşevik eğilim kendisini her fırsatta göstermektedir. Burjuva sınıfına dayalı -ki gerçekte böyle değildir-Kemalciler ve Bolşevik ilkeleri ile ön yargılı bazı araştırıcılar da, konferans için yine de ilgi çekici sözler kaydetmektedirler. 

A.Bagidov (Vahidov), “Kurtuluş Savaşı Yıllarında Azerbaycan-Türkiye İlişkileri”nde, Kars Konferansı’nda, tarafların uzun görüşmeler sonunda uzlaşmaya vardıklarını, 13 Ekim 1921’de, Trans Kafkasya/Kafkas Ardı Cumhuriyetleri ile Türkiye arasında, dostluk anlaşmasının imzalandığını, tarafların hâkimiyet ilkelerini kabul ettiklerini, rejim öncesi yürürlükte olan bütün andlaşmaların da fesh edildiğini belirtmektedir.22 

A.Şamsutdinov da, Kars Andlaşması’nın politik bir öneme sahip olduğunu, Kafkaslarda her an çıkması muhtemel savaş tehdidini ortadan kaldırdığını, Türkiye ile bu cumhuriyetlerin barış, iyi komşuluk ve dostluk ilişkilerinin de böylece temellerinin atıldığını yazmaktadır. Ona göre, Moskova’da olduğu gibi, Kars Andlaşması’nda da Türkiye kuzey-doğu sınırlarının dokunulmazlığını garanti etmiş, çok kritik zaman yaşadığı için de bu tarafta artık orduya ihtiyaç kalmadığını, kuvvetlerin de aşamalı olarak batıya Yunan Cebhesine 
gönderildiğini kaydetmektedir. Aslında, Konferans öncesi, Türkiye, düşmana karşı ilk ciddi sınavını vermiş, Yunanlılara da ağır bir darbe indirmiştir. Moskova’daki Lenin ve Stalin gibi liderlerde, fırsat buldukça, Yunanlılarla mücadelenin safhalarını takip etmekte, bu nedenle de Ali Fuad Paşa’dan bazı açıklamalar yapması konusunda ricada bulunmuştu.23 

Varlık Gazetesi Haberleri 

TBMM’nin ve dolayısıyla Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti’nin resmi organı durumundaki Varlık Gazetesi, bir kasaba ortamında yayınlanması 
nedeni ile diğer gazetelerden farklıdır. Sarıkamış’taki basımevinde hazırlanan ve yayınlanan gazetenin sahibi ve sorumlu müdürü Yusuzâde Yusuf (Arpaçay) (Gümrülü), Başyazarı da Feyzullah Sacid idi. Perşembe günleri haftalık olarak kamuoyuna arzedilen gazete, Türk milletinin kurtuluşunu düşünen ve bu konuda düşünen yazarlara açıktı. Bazı yayın şartları arasında dilin açık ve anlaşılabilir 
yâni Osmanlıca’dan uzak olması öngörülüyordu. Yedinci sayıdan dokuzuncu nüshasına kadar, üç hafta müddetle, Kars’taki konferans ve bunun çevresinde gelişen olayları bahis konusu etmekte ve başyazısında da Sovyetler ve Türkiye açısından önemi üzerinde durulmaktadır. 
“Kars Muahedesi, Türkiye ve Kafkas Hükûmetleri Muahedesi, Biraz İnsaf, Kars Konferansı Açış Konuşmaları, Moskova Andlaşması’nın Kars’da Onaylı Nüshalarının Taraflara Sunulması, Kars Konferansı Açıldı, Batum Limanı ve Muhtar Acara SSC ile Gürcistan SSC’nin son durumları, Konferansın kapanış konuşmalarında Kâzım Karabekir ile Yakov Ganetski’nin nutukları tam metin 
olarak verilmektedir. Varlık Gazetesinde bu tarihi anları Yunanlılara karşı kazanılan zaferler ve Fransızların masaya oturma istekleri de müjde olarak verilmektedir. 

Varlık nedense, Andlaşmanın yorumlarına yer vermemektedir. Sadece, Eylül ve Ekim 1921’de cereyan eden olayların tanıtımı, nasıl meydana geldiği vurgulanmaktadır.24 

Erzurum’daki Harp Esirlerinin Serbest Bırakılması (17 Ekim 1921) 

Kars Andlaşması’nın 16.maddesi Ermeni askerî ve sivil esirlerin salıverilmesi hakkında idi. Bu sebeple, Ankara’da Mustafa Kemal Paşa’nın bilgisi dahilinde I. ve II. kafileler oluşturularak 600’e yakın subay ve diğerleri hemen yola çıkarıldı. Trenle Erzurum, Sarıkamış, Kars ve Başgedikler yolu ile sınıra intikal ettirildi ve Gümrü’de Ermeni makamların sorumluluğuna bırakıldı. 

Erzurum Mevki Kumandanı Emin Bey ile daha 3 Temmuz 1921’de temasa geçen ve Yakutiye Kışlası’nda tutuklu bulunan Vartan Mihail Arzumanyan, 23 Haziran 1921 tarihli mektubunda Londra, Moskova ve Ankara üçgenindeki gelişmeleri söz konusu etmiş, Türkler ve Ermenilerin nasıl karşı karşıya getirildiğini, bunda taraf olan İngiltere ve Almanya’nın nasıl rol oynadığını da, uzun örnekleri 
ile anlatmıştır. Onun esas vurguladığı konulardan biri de Bolşevizm idi. Lenin’in düşüncelerinin bu yüzyılda hiçbir taraftarı olmayacağını da ifade ederek, “Yakın bir günde Türkler ve Ermeniler için iyi neticelenen bir siyaset meydana çıkar. O vakit, hem siz ve hem de biz mutlu oluruz” demiştir. Şark Cebhesi Komutanı Tuğgeneral Kâzım Karabekir ise bazı konularda yanıldığını, Ermenilerin 
1918-1921 tarihleri arasında kendilerinden beklenilmeyen hareketlerde bulunulduğunu, Dışişleri yetkililerinin Agopyan isminde bir kâtible cevap vermek küstahlığını gösterdiğini, bunun da kabul edilemeyecek hareket sayıldığını ifade etmiştir. Kendisinin Gümrü’de, Ermeni temsilcileri ile bir araya geldiğinde, ikinci defa Ermenileri tanıdığını, bu fırsatı elde ettiğinden söz eden Kâzım Karabekir’in 
mektubuna cevap veren Arzumanyan, kendisinin hatalı anlaşıldığını belirtmiş, gösterilen iyi niyete memnun kaldığını, andlaşma ile de gerçekten karşı tarafı onurlandırdığına dikkat çekmiştir. Aradan üç ay geçtikten sonra Bolşevik Ermenistan’ın da yer aldığı Kars Andlaşması’nın belirtilen maddesinden istifade ile hürriyetlerine kavuşan üst düzey tutuklu Ermeni subaylarının teşekkür mektubu da ilgi çekicidir. Kâzım Karabekir’e göre, bahis konusu mektup, “Türklerin Ermeniler hakkında en medeni milletler gibi hareket ettiğini 
gösteren belgelerden biridir.” Albay B.Tomayan, Alb.Valyoşef, Alb. Arzumanyan, Alb.Avanov, General Araratov ve Korgeneral Primov daha Erzurum’da iken 16 Ekim 1921’de müştereken imzaladıkları mektupta ise şunları söylemiştir; 

“Bugün Ermeni esir zabitleri ve efradı için mes’ut bir bayramdır. Bugün on iki ay süren esaretten sonra biz artık ailemize, vatanımıza kavuşuyoruz. Bizim en büyük âmirimiz olmak hasebiyle zât-ı âlilerine maiyetleri zabitanına biz Ermeni zabit ve neferleri Türkiye’de hakkımızda gösterilen hüsn-i muameleden dolayı bütün kalp ve ruhumuzla arz-ı teşekküre müsaraat eyliyoruz. Biz buradan 
hareket ederken pek güzel hatıraları da birlikte götürmekteyiz. 

Biz emin bulunuyoruz ki, bundan sonra Ermeni askerî size karşı silah bedest olarak bulunmayacaktır. Ve taraf-ı âlilerinden bizlere tebliğ edildiği üzere 13 Teşrin-i evvel 1921’de Kars’da bu husus her iki milletin evliya-yı umuru arasında takarrür ve temin edilmiştir. Biz dahi artık bundan eminiz. İki memleket arasında Türklerle Ermeniler birbirine karşılıklı yardım edecek ve birlikte yekdiğerini müdafaa ve siyanet eyleyeceklerdir.” 

Kâzım Karabekir, Türk Hey’etini Anı’ya ziyarete getirmiş (17 Ekim 1921), Başgedikler istasyonunda iken Erzurum’dan salıverilen ama devlet düzeni içinde, askerlere gösterilen saygı çerçevesinde görüşme fırsatını elde etmiştir. Şark Cephesi Kumandanı, bu münasebetle subaylara ve Erzurum’da iken haberleştiği Arzumanyan’a yüz yüze konuşma fırsatı vermiştir. Başgedikler görüşmesinde, Kâzım Karabekir’in söyledikleri de oldukça manidardır: 

“Bu esirlerle Başgedikler istasyonunda görüştüm. Giden kafile 98 subay, 531 er idi. General Primof, General Araratof ve Albay Arzumanof’u salonuma aldım, bizim Kars Konferansı delegemizle Anı Harabelerinden geliyorduk. Bunlarla da tanıştırdım. Vaktiyle bana mektup yazmış bulunan Arzumanof biraz yalnız kalmak arzusunu gösterdi ve dedi ki; “bundan sonra Ermenilerin Türkler aleyhine -Ruslar harp bile açsa- bir daha harbe girişmemeleri için var kuvvetimle çalışacağım.” Felaketi tekrar tekrar gören subayların da bu fikirde olduklarını söyledi. Generaller de subaylar da güzel sözler söylediler. Subaylar ve erler de memnunlukla teşekkür sesleri yükseltiyorlar. Kendilerine ben de nasihatler ettim. Bizimle samimî yaşamalarını istemeyen devletler bulunabilir, fakat dökülen kanlardan politikacıların yüzü bile kızarmaz. Ermeniler Türk dostluğunu bırakmasalardı bugün daha rahat, daha zengin ve daha kuvvetli olurlardı. Türklerle kaçıncı düşmanlıktır? İstanbul sokaklarında bile Türk-Ermeni kanı dökülmesine dışarının kışkırtmasıyla Taşnak Komiteleri sebep olmuştu. Muş, Adana bölgelerinde Van’da, Bitlis’te velhasıl bizim içimizde bile ne kanlar dökmeye sebep oldular. İşte gerek Umumî Harb’te ve gerekse bizim ölüm-kalım mücadelemizde, bu son mücadelede dahi aynı eller, aynı yüzler görüldü. 
  Eli silahsız halkı her tarafta mahvettiler. Bardız ve Oltu bölgesinde muntazam birliklerimize bile saldırmak cüretini gösterdiler. 

Fakat bizzat gördünüz ki, Ermenilere karşı biz gaddarca hareket etmedik. Ve yalnız ordunuzla harbettik. Silahsızlara dokunmadık. Hatta esirlerinize 
bile. Samimî olmanız için ilk önce komite edebiyatı değişmeli, çocukların daha ilk tahsil devresinde ruhlarına Türk dostluğu, Ermeni kavminin yaşayabilmesi için yegane çare olduğu sindirilmelidir. Ermeni ordusiyle aynı yerlerde yaptığımız ikinci harptir. Her ikisine siz de şahit oldunuz. Bu sonuncusu bizi artık ölmüş zannettiğiniz bir zamanda oldu. Fakat kırılan, ezilen yine siz oldunuz. Üçüncü bir 
mücadeleye artık Ermeni bünyesi hiçbir zaman tahammül edemeyeceğini artık görüyorsunuz. Hiçbir teşvikin artık Ermeni milletini bizimle mücadeleye -velev uzun senelerden sonra dahi olsa götüremeyeceği hakkındaki ilişlerinizi ve yemininizi kutlarım. Daima dost kalalım ve yaşayalım.” 

Ermeni esirleri samimî gösterilerle memleketlerine yollandılar. 

Esir subaylar ve Kâzım Karabekir arasındaki görüşmelere Varlık Gazetesi de yer vermiş, “Avrupa’da, Ermeni milletinin hakiki hayatından malûmatı olmayan üç-beş kişinin ne maksadla yaptıklarını bildiğimiz propagandalarını yalan çıkaran bu belge, gerçeğin doğrulanmasında ne güzel bir vesiledir”. 

Serbest bırakılan subayların düşüncesi, Zengezor’a gidip, başka mücadelede rol almaktı. Ancak, Taşnaklar güçlerini epeyce yitirmişler, Primov ve diğerleri Bolşevik Ermeni Cumhuriyeti’nin kaosu içinde kendilerini buluvermişlerdi. Buna rağmen, Kars toplantısına katılan A.Mravian, andlaşmanın ilk günlerde iyi bir seyir takip etmesinden dolayı da Kâzım Karabekir’e teşekkür etmiştir.25 

Türkiye-Ermenistan Sınırı 

Kars Andlaşması vasıtasıyla TBMM ile Ermenistan arasındaki sınır son şeklini almıştır. Bu sınır, daha önce 1918’de yaklaşık olarak Arpaçay üzerinden geçirilmişti.26 Daha sonra Gümrü Andlaşması’nda (1920) yeniden aynı şekilde biraz daha geliştirilmiş olarak sonuçlandırılmıştı.27 

TBMM’nin, Moskova’da üst düzey toplantı düzenlemesi ve Rusya’nın da Moskova Andlaşması’nı yürürlüğe koyması ile Gümrü’deki tesbit geçerli olmuştur. Kars Andlaşması’nda28 ise Ermeni ve Rus murahhaslar, bazı isteklerde bulundular ise de, Kâzım Karabekir Ankara’nın emirleri dairesinde, bunu hemen reddetmiştir. 
IV.maddenin kabulünden sonra Gürcistan ve Ermenistan sınırı şu şekilde belirlendi. Gürcistan: Sarp-Şavşad Dağı - Kel Dağ, Kür (Kura) girişi, Hozapin (Aktaş Gölü) Başköy Dağı. Ermenistan sınırı ise, en uzun olanı idi. Şimdiki Kars ve Iğdır illerini batıda bırakmaktadır. 

Buna göre sınır: Arpaçay ve Araş boyu olarak ele alınmıştır. Başlangıç noktası Çıldır Gölü’nün doğusunda ve Akbaba Dağı’nın su kesimindedir. Arpa Gölü’nün kuzey batısı ile Çıldır Gölü’nün kuzey-doğusunda, 2891 m. yükseklikteki Akbaba Dağı’nın orta kısmında Türkiye-Gürcistan ve Ermenistan üçgeni oluşmuştur. Arpaçay Vadisi takip edilmiş, Anı öreni Türkiye’de kalmıştır. Gümrü batısında Akyaka/Kızılçakçak, güneyde Anı sonra Magasberd (Üçbölük) öreni Karabağ ve Bagaran/Kilittaşı, sonra Hayribeyli’ye doğru akan Arpaçayı, Türkiye’de, Tuzluca’nın kuzey-batısında Aras’da son bulmaktadır. Bundan sonra, Aras boyu Sederek mıntıkasına kadar Iğdır’ın kuzeyindeki düzlükleri aşan sınırda Markara/Alican geçiş noktası tesbit edilmiştir. Sederek’in Dehne tarafındaki kısmı ise Nahcivan’a dahil olmaktadır. Bu bölgede Nahcivan-Türkiye-İran sınırı göze çarpmaktadır. 

Sınır üzerindeki bazı problemler karşılıklı olarak komisyonlarca incelendi. Andlaşmanın ruhuna sadık kalınarak, diğer maddelerdeki hususlar da 1945’e kadar anlayış içinde halledilmiştir. Fakat, J.Stalin’in uygulamaları ile 1945’de, yapay bir kriz dönemi yaşanmıştır. TBMM’nde, Andlaşmaları tümüne, Rusya’nın yâni SSCB’nin, karşı çıkması ile heyecanlı konuşmalar olmuş ve Kâzım 
Karabekir, milletvekili olarak, tarihi hitabesini yapmıştır. Ermeni ve Gürcülerin toprak talebinde bulunmalarına karşı Moskova sessizliğini korumuştur. Pravda başta olmak üzere Komünist yayın organları soğuk savaşı (voynı frozen) körüklemişlerdir. Bu da yetmiyormuş gibi, Demir Perde siyaseti ile sınırlar, Stalin’in ölümüne kadar kapatılmıştır. Giriş-çıkışlar ise oldukça zorlaştırılmıştır. 

Anı Harabesi Sorunu 

Kars’ın doğusunda, bazı yükseltiler Arpaçayı’na kadar devam eder. Tarihi bir çok savaşa sahne olan Alaca Dağ da Arpaçay ile Büyük ve Küçük Yahnilere batıda ise Kars Ovası’na hâkim vaziyettedir. Kafkaslı kabilelerden Sırak’ların iskân ettiği ve onun için aynı adı alan düzlükler, kuzey-güney doğrultusunda akışını sürdüren Arpaçay tarafından kesilmektedir. Akarsu daha sonra derin bir vadi teşkil 
eder. Aras ile birleşinceye kadar aynı vaziyette kayalık ve derin bir yataktan akışını sürdürür. Bölgenin en önemli şehir-kalesi Anı’dır. Arpaçay’ın hemen sağında Anadolu yakasında yer almaktadır. Ermeniler de dahil bir çok devletin hâkimiyetinde yaşayan Anı, Kars Andlaşması’nın sağladığı imkân ile sınır kenti olmuştur. 

“15 Ekim’de delege hey’etimiz şerefine mükemmel bir at yarışı hazırlamıştık. Çeşitli oyun ve idmanlarla da süslenerek mükemmel yapıldı. 

17 Ekim’de delege hey’etimizi Anı harabelerine götürmüştüm. Başgedikler’e kadar Kars’tan trenle geldik üç sene önce Arpaçayı doğusundan seyrettiğim bu harabeyi bu sefer etraflıca içinden de gezdim. Anı harabesi hâlâ azametini muhafaza eden surları ve kiliseleriyle tarihî bir yerdir. Arpaçayı kısmı gayet uçurum, sarp kayalıktan ibaret bir surdur. Diğer kısımları İstanbul etrafındaki surlar gibi muazzam, bir çok harap kilise binalar mevcut. Büyük kubbeler hâlâ kısmen mevcut. Araplar zamanında yapılmış iki de minare var. Dört köşe kesitli fırdolayı etrafında âyet-i kerimeler var. On beş sene önce Ruslar bu minareden birini fırtınalı bir havada dinamitle yıkmışlar, güya halk yıldırım isabet etti zannedecek. Fakat İslam köyleri hakikati anladıklarından diğerinin yıkılmasından vazgeçilmiş... 

Anı eski Ermeni Hükümdarlarından Bakrat’ların başşehri imiş. 

1045’de Roma İmparatorluğu tarafından zaptolunmuş, fakat 19 sene sonra da -457 hicrî senede- düşmüş. 719 hicrî senede müthiş bir deprem sonunda oturulmaz bir hale gelmiş. Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran zaferinden sonra bu bölge Osmanlıların eline geçmiştir -920 hicrî-. Fakat Yavuz, ordusu Kars’tan çekilince İranlıların eline düştü. 

Üçüncü Murat zamanında Kars Kalesi, inşa olunarak artık Elviye-i Selâse Ruslara terk oluncaya kadar Türklerde kaldı. 93 seferi sonunda Elviye-i Selâse ile beraber Ruslara geçti. Kırk sene de Ruslarda kaldı. Umûmî Harb’in son senesi benim kolordum tarafından işgal olunmuştu. Bu seferde inşallah ebedî olarak yine bize geri döndü. Rıza Nur Bey’in Kars Konferansı’nda çekişmelere vesile olacağından, taş taş üstünde bırakılmamasını teklif ettiği bu harabelerin kaldırılmasına maddeten imkân olmadığı gibi bu tarihî yerleri yabancı 
turistler her zaman gezdiklerinden bu gibi teşebbüsler aleyhimize fena propagandalara sebep olur... Kars konferansı’nda gerçi Ermenilere verilmesi istendi ve ısrar olundu ise de konferansı sonuçsuzluğa uğratacak bir olay yapmadı. Durumu delege hey’etimiz de görerek pek memnun kaldılar. 

Bu harabelerde şimdi bizim bir hudûd kulemiz var. Tarihin hükümdarlarına başkent olan bu yerde şimdi beş Türk eri saltanat sürüyor” bilgileri de yöreyi iyi bilen Kâzım Karabekir’e aittir. Kars Andlaşması sonrasında Türk Hey’eti üyeleri 
Ahmed Muhtar, Veli, Memduh Şevket ve diğerleri ile bu tarihi ören yerini ziyaret eden Kâzım Karabekir, Gümrü Andlaşması’ndan beri önemini koruyan ve Moskova’da da müzâkeresi edilen “Anı’nın Ermenilere verilmesi” tezini Ali Fuad Paşa nezdinde karşı çıkmış, Dr.Rıza Nur’un bazı yersiz önerilerinin yerine getirilemeyeceğini de belirtmişti. Kâzım Karabekir, Kars Andlaşması görüşmelerinde de Ermenilerin yine Anı konusunu gündeme getireceklerini, Mutasarrıf Ahmed Es’ad (Uras)ın tesbit ve kendisine bildirmesi üzerine 
öğrenmiştir. A.Mravian ve B.Makenziyan “Anı meselesinde” kendilerine yardımcı olarak, Rus delegesi Garetski’yi belirlemiş ve ondan yeni sınır tesbitinde, bazı ödünler vererek, harabenin Ermenistan tarafında kalmasını istemişlerdi. Kâzım Karabekir, “Ben de Molokan meselesine karşılık, Anı meselesinde delegelerimizin uzun müzâkeresine rağmen, kabul etmediklerine teessüf edince, bu bir hakarettir sözünü geri al, diye misli ile karşılık verdim. Sözünü geri aldı ve bu konuda bir şey söylemedi” bilgisini vermekte, böylece, Moskova Andlaşması’nda, sınır geçen yer olması dolayısıyla, her hangi bir değişikliği de önlemiş oldu. IV.maddedeki şekil itibarı ile Anı, Türkiye’de bırakılmıştır. Böylece, bu tarihi kent mevcut yapısı ile günümüze kadar gelebilmiştir. Çarlık döneminde, Prof.Marr ve 
ekibinin harabelerdeki Türk eserlerini görmezliğe, hatta tahribe kadar varan davranışları, yeni sınır ile bir daha tekrar edememiştir.29 

Kars Andlaşması Metninin Erivan’da Karşılıklı Verilmesi 

Kars Andlaşması’nda öncelikli ele alınması gereken bazı maddeler vardı. Bunlar, 16.maddedeki Batum Limanı ve çevresinin durumu, 14.maddedeki, altı ay içinde 1918-1920 arasında karşılıklı olarak mültecilerin durumunun açıklığa kavuşturulması, 15.maddedeki Kafkas Cebhesinde işlenmiş cinayet vs. konularda genel af ilanı, 16.maddedeki, Ermenistan ve Türkiye’deki esirlerin hürriyetlerine kavuşturulması, 19.maddedeki, üç ay içinde Tiflis, Kars ve Erivan’da, Bakû’de konsoloslukların açılması idi. 

Kars Andlaşması’nın taraflara takdimi töreni için 11 Eylül 1922 tarihi belirlendi. Rusya’nın katılmadığı ancak cumhuriyetlerin temsilcilikleri ile Türkiye’nin de yer aldığı Erivan teati töreninde hâkim olan hava gayet iyimserdi. Türkiye adına Tiflis Temsilcisi Ahmed Muhtar, Hudûd Komiseri Kurmay Yarbay Mehmed Haydar; Azerbaycan’ı: Ticâret ve Sanayi Komiseri Hâmid Sultanov, Gürcistan’ı: Yoldaş Kivirkiyola (Harbiye ve Bahriye Komiseri), Ermenistan’ı da: Adliye ve Amele Müfettişlik Komiseri Yoldaş Şaverdov temsil ettiler. Teati Töreni’nin başkanlığını ise ismi kayıdlara geçmemiş Ermeni murahhas yapıyordu. 

Başkan, öncelikle metinleri heyet sorumlularına verdirdi. Herkes, bu güzel duygular için birbirlerini tebrik ederek kucaklaştı. Ermenistan adına Şaverdov, Türk heyetine hoş geldiniz dedikten sonra, Kars Andlaşması’nın tarihi önemi üzerinde durdu. Böylece yeni bir dönemin başladığını, silahların artık susacağını, anlaşmazlıklar ortaya çıkarsa, bunların karşılıklı görüşülerek halledileceğini vurguladı. 

Üç gün önce Türk ordusunun İzmir’e yaklaşmakta olduğu öğrenilmiş, Emperyalist İngiltere’nin oyuncağı olan Yunanlıların artık Türklerin önünde varlık gösteremeyeceğini ifade ile “bu zafer bütün Ermenistan’ın ve doğunun da zaferidir” diyerek sözlerine son verdi. Komiserler Şurası Başkanı Yoldaş Logos, İcra Komitesi Başkanı Yoldaş Hamparsum’un ve diğerlerinin kutladığı konuşmasında Ahmed Muhtar Bey, Türk-Ermeni ayrılığının yönlendiricilerinin Çarlar olduğunu, son savaşlarda gerginliğin daha da arttığını, ama Kars Andlaşması ile tarafların artık uzun bir barış hayatı yaşayacağını, sonsuza dek devam edeceğini söyledi. Son olarak da;

 “Yaşasın Doğu Milletlerinin sonsuz dayanışması... 
Yaşasın Türk-Ermeni dostluğu...” hitabesinde bulundu. Ahmed Muhtar’ın nutkunun tercümesini Mehmed Haydar yapmıştı. Yine, hazır bulunanlar, onun 
aracılığı ile Ahmed Muhtar nezdinde, Türkiye’ye karşı olan duygularını dile getirdiler. Akşam yemeği Ermeniler tarafından verildi ve gayet samimâne devam etti. Ertesi gün, Türk Konsoloshanesinde, otuz kişinin katıldığı yemekte Ahmed Muhtar, gösterilen yakınlığa teşekkür etme fırsatını bulmuştur.30

DİPNOTLAR;

1 XVII-XVIII.yy’a ait Anonim Osmanlı tarihi’nde, Hudud/ Arpaçay; Hudûd-ı Acem, ki Arpa Çayı dedikleri nehr-i azım ve ma’ber-i kadim olmağla olma
   halle vusullerinde, etrafunda müctemi olmuş 200 mikdarı süvari kendülerin K istikbal ve her gün selamlama... 
   Anonim Osmanlı Tarihi, (1688- 1704), (hzl.A. Özcan), Ankara, 2000, s. 141. 
2 Bkz: Akdes Nimet Kurat, Brest- Litovsk Müzakereleri ve Barışı, Belleten, XXXI / 121 (1967). Esin Dayı, Elviye-i Selâse’de (Kars, Ardahan, Batum) 
   Milli Teşkilatlanma, Erzurum, 1997. Serpil Sürmeli, Türkiye-Gürcistan İlişkileri, D.T. Erzurum, 1997. Selami Kılıç, Türk Sovyet İlişkilerinin Doğuşu, 
   İstanbul, 1998. Enis Şahin, Trabzon ve Batum Konferansları ve Antlaşmaları (1917-1918), Ankara, 2002 1878-1914’de Kars Oblastı, Kars: Savaş 
   ve İhtilal (1914-1921), Kars- Ardahan ve Sovyet İstekleri (1945-1946), Kars’ın Kaybı Yası, XIX. yy’da Kars’ta Türk- Ermeni Savaşı, Ermeni Hürriyet 
   Hareketinde Kars (Bkz, International Conference Series on Historic Armenian Cities And Provinces: Kars and Ani, Costa Mesa/ CALIFORNIA, 2001). 
3 Bkz, Enis Şahin, Diplomasi ve Sınır, İstanbul, 2005, s. 35-55. 
4 J. Dunner, Dictionary of Political Science, N. Jersey, 1970, s. 191-192. G.M. Gathorn- Hardy, The Fourteen Points and The Threaty of Versaılles, 
      London, 1939. T.Z. Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler, Mütareke Dönemi (1918-1922), İstanbul, 1986, II, s. 245-263. 
5 C. Dursunoğlu, Milli Mücadele’de Erzurum, İstanbul, 1998, s.39. S. Necati, Hatıra Defteri, (hzl: A. Birinci), İstanbul, 1999, s.85-87. 
6 Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, II, s.5. K. Atatürk, Nutuk, (hzl. Z. Korkmaz), Ankara, 1994, s.388, 421, 506, 534. 
7 Traite de Paix Entre Les Puissances A lliees etAssociees et la Turqie du 10 Aofît 1920 (Sevres): The Frontier Between Armenia and Turkey as Decided 
   by President W. Wilson, November 22, 1920 Washington 1920. K.Atatürk, Nutuk, s.333. 
8 Kemal Atatürk, Nutuk, s.333. İskender Yılmaz, Gümrü Antlaşması, Ankara, 2001, s. 102-111. 
9 K.Atatürk, Nutuk, s.333. 
10 O.Kaçaznuni, Taşnak Partisinin Yapacağı bir Şey Yok (1923 Parti Konferansına Rapor), (çev. A.Acalıoğlu), İstanbul, 2005, s.62-63, 82. Bkz. Simon 
    Vratzian, Armenia and Armenian Question, (çevr. James G. Mandalian), Boston, 1943. 
11 O.Kaçaznuni, Taşnak Partisinin Yapacağı bir Şey Yok, s.69. 
12 Varlık Gazetesi, S:l, (25 Ağustos 1337), s.l. Kâzım Karabekir, İstiklal Harbimiz, s.281-282. A.F.Cebesoy, Moskova Hatıraları, s.246-251. A.N.Kheifets, 
    Sovyetskaya Diplomatiya, Narodni Vostoka (1921-1927), Moskova, 1968, s. 161, 162. Dokumenti Vneşney Politiki SSR, IV, Belge: 195, Moskova, 
    1957-1962. S.Yerasimos, Türk Sovyet İlişkileri: Ekim Devriminden Milli Mücadele’ye, İstanbul, 1979, s.393, 404-405. TBMM ZC, 1338, s.9. 
13 Varlık Gazetesi, (29 Eylül 1337), s.l. 
14 Kâzım Karabekir, İstiklal Harbimiz, s.296-299; Ali Servet Öncü, Varlık Gazetesi, s.50-63. Kars Muahedenamesi, İstanbul, 1339, s.1-13. 
15 Kâzım Karabekir, İstiklâl Harbimiz, İstanbul, 1988, s.281. Hilmi Uran, Hatıralarım, Ankara, 1959, s.94. 
16 Kâzım Karabekir, İstiklâl Harbimiz, s.287-288. 
17 Kâzım Karabekir, İstiklâl Harbimiz, s.287-288, 295-297. Varlık Gazetesi, S:6, (6 Ekim 1337), s.2. Varlık Gazetesi, S:8, (20 Ekim 1337), s.2. 
18 Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Ankara, 1977, s.320. Hâkimiyet-i Milliye, (17 Ocak 1337), s.l. Görüşme, United Telegraph özel temsilcisine verilmiştir. 
19 TBMM Gizli Celse Zabıtları, (1336), Ankara, 1985, 1, s.226-233. 
20 G.K.Orconikidze, Seçilmiş Makaleler ve Söylevler (1911-1937), Moskova, 1939, s.160. 
21 S.İ.Aralov, Bir Sovyet Diplomatının Türkiye Hatıraları, (çev.H.A.Ediz), İstanbul, 1967, s.37, 231. 
22 A.Bagidov, Kurtuluş Savaşı Yıllarında Azerbaycan-Türkiye İlişkileri. 
23 A.M.Şamsutdinov, Kurtuluş Savaşı Tarihi (1918-1923), (çev.Ataol Behramoğlu), İstanbul, 1999, s.220-224. (=Osvoboditelnaya Voyna Turtsii, Moskva, 1966). 
24 Varlık Gazetesi, S:6-7-8-9, (1 Teşrin-i evvel 1337 - 20 Teşrin-i evvel 1337); bkz: Ali Servet Öncü, Varlık Gazetesi (21 Ağustos 1921-31 Aralık 1923), 
    Atatürk Üniversitesi, Atatürk İlkeleri ve Inkılap Tarihi Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Erzurum, 2000. 
25 Kâzım Karabekir, İstiklâl Harbimiz, s.940-945, 976-977. Varlık Gazetesi, S:9, (21 Ekim 1337), s.2. 
26 Enis Şahin, Diplomasi ve Sınır, İstanbul, 2005. 
27 İskender Yılmaz, Gümrü Andlaşması, Ankara, 2001. 
28 Kâzım Karabekir, İstiklâl Harbimiz, s.296 vd. 
29 Kâzım Karabekir, İstiklâl Harbimiz, s.292-293. Fahrettin Kırzıoğlu, Cihangiroğlu İbrahim Aydın (1874-1948)daki Milli Mücadele’de Kars ve Atatürk ile ilgili Belgeler, 
     Ankara, 1985, s.150-152. 
30 Varlık Gazetesi, S:81, (21 Eylül 1922), s.2. Ali Servet Öncü, Varlık Gazetesi, s.65-66. 


***

DOĞU SINIRININ PEACE MAKER OLARAK BELİRLENMESİNDE MUSTAFA KEMAL PAŞA (1920-1921) BÖLÜM 1

DOĞU SINIRININ PEACE MAKER OLARAK BELİRLENMESİNDE MUSTAFA KEMAL PAŞA (1920-1921). BÖLÜM 1


Prof. Dr. Enver KONUKÇU* 
* Erzurum Atatürk Üniversitesi Fen - Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü. 
Barış - Sınır - Peace-Maker 


Hellen ve Roma döneminde, Anadolu’nun orta ve doğu kısımları savaşların sonunda, “barış” denilen sosyal bir kavramla tanışmıştır. 
Bunun diğer dillerdeki karşılığı sulh, hazer/hazar, mir ve Peace olmaktadır. Bazen, “andlaşma” da, bu kelimenin yerine kullanılmaktadır. 
Her andlaşmanın veya barışın öncesi ateşkes, bırakışma anlamına gelen “mütâreke”dir. Bizlerin çok yakından bildiği kavramın örneklerinden biri de Mudros/Mondros Mütarekesidir. Barışa giden yolda ilk aşama olmaktadır. Her mütârekenin ağır bedeli de barıştır. Fakat, barış, galip gelenin vazgeçilmez hakkı, yenilen ise aynı kelimenin anlamında nedense pek faydalanamamıştır. O zaman tek taraflı barış ortaya çıkıyor. Sevres Barışı, İtilaf devletleri için faydalı, Osmanlı Devleti için de zararlıdır. O zamanın liderleri Sevres’i Türkiye’nin veya Türklerin sonu olarak görmüş, bunu uygulamakta da epeyce uğraşmışlardır. Barışla ilgili terimler de bizlere bazı şeyleri hatırlatmaktadır. Meselâ Paris Barış Konferansı... 

Eski Paris toplantılarına hiç benzememektedir. Bu toplantıda Üçler Konseyi, Greklere, İzmir’in işgali yetkisini vermiştir. C.Nicholson, 

“1919 Yılında Barış nasıl Yapıldı?” isimli eserinde 1945 öncesi bir oldu-bittiyi gündeme getirmektedir. 21 Aralık 1916’da, deniz aşırı bir ülkede, ABD’nde, Başkan W.Wilson, tarafsız devletler aracılığı ile bir açıklama yaptı: “Zafersiz barış”. Ama, hem 14 ilkesine, hem de bu söze karşı tavır sergileyen Sevres Barışı’nın “Ermenistan Sınırlarını tesbit” gibi tamamen ters bir olayın içinde yer aldı. 

Çarlığın yıkılışını takip eden aylarda da, Rusya’da “Zafere kadar barış” ve “Zafere kadar savaş” kullanışlar da, kamuoyunun dikkatini çekmiştir. Lenin ise “ilhaksız ve tazminatsız barış”ı söyleyerek, yeni bir görüşü geliştirmeye çalıştı. Bunları, Rusya’yı ve dolayısıyla Türkiye’yi yakından ilgilendiren bir barış adı da Brest-Litovsk’dur. Yine bir şehir, kendisinde karar alındığı için, yanına barışı almış ve 
“Brest-Litovsk” ilgili edebiyatta göze çarpmıştır. Nedense bu barış da pek kimsenin aklına gelmeyecek bir sıfatla karşımıza çıkmaktadır. 

John W.Wheeler, Brest-Litovsk olayını sonuna kadar incelemiş ve anlaşmalar, barış edebiyatında yıldızının aniden söndüğünü görmüştü. İşte bu durumda, yazar, Brest-Litovsk’a “Forgotten Peace” demekten kendini alamamıştır. 

Doğu’da ve batıda “barış” görüldüğü gibi galip gelenin önerisi ile ortaya çıkan yenilene ise pek az hak tanıyan terim, kullanılmıştır. 
W.Wilson ve Lenin gibi XX.yy’da bu kelimeyi ağzından hiç düşürmeyen kişiler, barışı kalkan olarak kamuoyunun önüne koymuşlardır. 
Bu görüşte şimdiye kadar hiçbir sapma olmamıştır. 

Ulu önder Kemal Atatürk, Türk milletini kurtarma, eskisi gibi büyük olmayı temin için çalışmalarına başladığı 1919’dan itibaren, askerî kişiliği yanında, sivil hayatta da bazı ilkelerin hem Türkiye’de ve hem de dünyada uygulanmasının, iyi sonuçlar vereceğini kesin bir dil ile söylemiştir. 

İnsana, insan gibi bakma, devlete devlet gibi davranma, milleti ayrım yapmadan millet olarak görme gibi düşünceleri, gerçekten diğerlerinden ayırıcı bir özelliktir. Ona göre, dünya barışı içinde insanlığın gerçek mutluluğu ancak bu yüksek ülkü yolcularının çoğalması ile mümkün olabilecekti. Cumhuriyet Halk Fırkası reisi Gazi Mustafa Kemal olarak 20 Nisan 193l’de, seçim dolayısıyla millete 
beyannâmesinde, “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” için uğraş verdiğini söylemiştir. Ki bu ifade ile barışı yurtta, aziz vatanda, sonra çeşitli milletlerin yaşadığı dünyada, görmek ve yaşatmak azmini ortaya koymuştur. 1918-1923 şartlarında düşman olarak görülen, gerçekte de öyle olan milletlere, 1938’e kadarki kısa hayatı esnasında, dostluk elini uzatan, başlatan kendisidir. 

Barış gibi milletlerin hayatında gerekli olan siyasi, askeri ve sosyal gereklilik de dostluk temellerine dayanan sınırların oluşturulmasıdır. 
Günümüze kadar siyasi haritalar sınır nedeni ile sürekli değişmiştir ve değişmesine de devam etmektedir. Limitae, border, borderland, front, hudûd, sınır, serhad gibi kullanışlar, devletler arasında, ayrım çizgileridir. Bazı devletler, bloklar teşkil ederek, yukarıda da temas edildiği gibi aşılmaz, gerisinde ne olup-bittiği öğrenilemez yaşayışı sergilemişlerdir. Gerçi, Demir Perde terimi Rusya’ya 
ait değildir. Stalin’in aldığı kararlar çerçevesinde ülke yabancılar için sınırda demir perdeyi teşkil etmiştir. Buna güzel bir isim bulan da W.Churchill olmuş ve soğuk savaş döneminin sonuna kadar geçerli olmuştur. J.F.Kennedy’nin Almanya’daki tarihi nutkunda kardeşleri birbirinden ayıran Berlin Duvarı da Demir Perde’den farklı değildi. Şimdi ise İsrail, beton duvar inşaatını devam ettirmektedir. 

Türkiye’nin doğusunda, 1921’den önceki sınır durumu da karma karışıktı. 
Bu kadar arazi üzerinde değişebilen sınır pek yoktur. 

Kasr-ı Şirin Andlaşması ile Safevi-Osmanlı sınırı Arpaçay olarak belirlenmişti. Osmanlı-Rus Harblerinde ise taraflar arasındaki sınırlarda sonuncusunun lehinde epey değişmeler oldu. Edirne, Paris, Ayastefanos, Berlin isimleri altında barış hareketlerinde Arpaçayı sınırı, Erzurum’un doğusuna taşındı. 1916’da ise Ruslar, Erzincan’ın batısına kadar ilerlediler. Büyük savaşın mirası da bu oldu. Brest-
Litovsk ve Erzincan görüşmeleri Türkler için sınırı tekrar geçici olarak Arpaçayı’na kadar taşıdı. Mondros Mütarekesi’nde ise “The Six Armenian Vilayet/Vilâyat-ı Sitte”den bahsedildi. Az sonra Rusya Çarlığının çökmesi ile de Şura/cumhuriyetler oluştu. Sevres ve Moskova’daki görüşler, tekrar sınırı Arpaçayı’ndan Sivas-Erzincan arasındaki vadiye, Karadeniz’e dökülen Harşit Suyu’na götürdü. Düşünülen Ermenistan hududu buradan geçirildi. Mustafa Kemal ise, TBMM Başkanı olarak, bütün önerilere karşı çıktı. 

Ona göre, tarihi sınır Arapaçayı vadisi idi. Bu yolda çalışmaları organize etmesi gerekliydi. Böylece, Mustafa Kemal’in az bilinen yönü de ortaya çıkmıştır. Peace-Maker/uzlaştırıcı, barıştırıcı, barış yapıcılık gibi. H.Nicholson, 1919 yılı için Peace-Making’i kullanan, daha doğrusu, böyle bir şeyin farkına varabilen ilk araştırıcılardandır. Bu görüş altında, doğuda beliren Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan ile kalıcı bir sınırın tesbiti çalışmaları için uygun zamanlarda harekete geçti. Peace-Maker olarak, Gümrü, Moskova ve Kars Andlaşmaları haklılık ve eşitlik ilkeleri içinde hayata kazandırdı. Şimdi, aşağıda bunun tarihi gelişimi görülecektir. 

Doğu Sınırı denilince, savaşlar sonunda, sürekli Osmanlı Devleti’nin aleyhinde seyir takip eden, toprak kayıpları ile ortaya çıkan durumdur. Klasik olarak, doğu sınırı, Osmanlı- İran harpleri sırasında oluşmuş, Kars Kalesi’nin doğusundaki Arpaçay bu tespitte tabii rol oynamıştır.1 Fakat XIX.yy başlarında Gnl. İ.F.Paskeviç ile başlayan toprak kayıpları, Kırım Harbi sırasında devam etmiş, 
1878’deki Osmanlı-Rus harbinin neticesi olarak, daha fazla arazi harp tazminatı olarak Berlin Andlaşması hükümleri gereğince, Çarlık topraklarına katılmıştır. Böylece Kars, Ardahan ve Batum resmen Rus toprakları sayılmıştır. Ahalinin de ifade ettiği gibi yarım asra yakın “kara günler” başlamış, 1918’de sona ermiştir.2 19161918 devresinde, ilk defa Çarlık kuvvetleri, Sarıkamış sonrası, sıcak 
denizlere inen yolun doğusundaki Erzurum’u da istilâ ve ele geçirmişlerdir. Erzincan’ın batısından Refahiye dolaylarından geçirilen sınır, Brest-Litovsk, az sonra da Erzincan Mütarekesi ile Erzincan ve Erzurum’un I. Kafkas Kolordusu tarafından ele geçirilmesi ile 1878/1293 sınırına gerilemiştir.3 Rusya’da meydana gelen ihtilâl ve sonraki kanlı zamanlarda, yeni hükûmet, Osmanlı Devleti ile kalıcı bir anlaşma yapmıştır. İktidarın Lenin tarafından ele geçirilmesi ile de Bolşevik Rusya, sonraki adı ile Sovyetler ile andlaşma zemini aranmış ve Mustafa Kemal Paşa Çiçerin’in mektubu ile, TBMM Reisi olarak, Hükûmet adına Moskova ile temaslara geçmiştir. 19201921 

    Millî Mücadele için son derece önemli yıllardır. İtilaf Devletleri ve onların “Ionıa” hayali peşinde koşan, yeni bir İskender olma gibi asla gerçekleşmeyecek Hellen topraklarının kazanılması için gayret sarfeden Yunanlılar, İzmir’in işgali ile başlayan ve Afyon’a kadar uzanan maceranın ne sonuçlar verebileceğini pek anlamamışlardı. 

Ama, daima İtilaf Devletlerinin yardımı ile mevcut siyasi ve askerî ortamdan daima kârlı çıkıyorlardı. 10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevres, aslında ölü doğmuş bir sözleşme idi. İstanbul dışında, kimseden muhatap bulmamıştı. İnkılap Tarihi edebiyatına “Sevr Paçavrası” diye geçen anlaşma, Mondros Mütarekesi’nin en ağır ve geliştirilmiş şeklinden başka bir şey değildi. Londra, Paris gibi merkezlerin yanında, deniz aşırı topraklarda, ABD başkenti Washington’da da akisler uyandırmıştır. Bu nedenle Başkan Woodrow Wilson4 (başkanlık süresi: 1913-1921) İtilaf Devletlerinin öngörmesi ile Anadolu’daki Ermeni sınırının tesbitine çağrılmış ve görevlendirilmişti. 

Bilindiği üzere 1918 ve 1919’da akisler uyandıran 14 ilkeden 12. maddede, Osmanlı İmparatorluğu’nun Türk olan kısımlarının egemenliği sağlanacak, 
fakat Türk olmayan milletlere muhtar gelişme imkânı verilmesi, Osmanlı âlemi için bir kurtuluş ümidi olarak algılanmıştı. 

Aydınlar yanında ABD heyetlerinin bölgede gittikleri her yerde, 12. maddeyi işaret eden pankartlar taşınmıştı. Genel kanıya göre, ilkeler, ister İtilâfçıların zaferi olsun, ister merkezi devletler zaferi olsun ve hatta, isterse iki tarafın komprimesine dayanan bir barış olsun, sadece genel bir barış göz önüne alınarak hazırlanmıştır. Böylece, Wilson İlkesi hayal kırıklığı yaratırken, barış havarisi gibi gözüken Wilson, gözü dönmüş, hayâli ülke yaratma peşinde koşan Ermenilere istedikleri ortamı yaratmıştı.5. 

İngiltere ise Doğu Anadolu’daki nüfus yapısını bildiği için bu topraklarda hiçbir zaman Ermenistan kurulamayacağını biliyordu. Ama, mevcut gelişmelere göre hareket etme siyasetini takip etmeye devam etmiştir. Sevres ile Ermenistan teşkili bir kere daha gündeme geldi. Başkan ve sekreter Bainbridge 
Colby’nin, nerde ise, Anadolu’nun doğusunu tamamen Ermenilere bırakan arabuluculuğu ve harita çizimi, tabii ki ona ve hürriyet fikirlerine inanmış aydınlarımızca, sükût-ı hayale sebep olmuştur. Mustafa Kemal, Hey’et-i Temsiliye ve Erzurum milletvekili olarak 28 Aralık 1919’da, Sivas dönüşü Ankara’daki ikinci gününde Wilson ilkeleri ile ilgili ilk açıklamasında, bazı sözleri önceden sezmiş olduğu görülmüştür. Açıklamasında, Hey’et-i Temsiliye Reisi olarak XII. madde üzerinde durarak şunları söylemişti: “...Bu program, milletin 
kendi kaderine hâkimiyetini temin ediyordu. Programın XII. maddesi ise özellikle Türkiye’ye Devletimize ve milletimize aittir. Wilson, bu madde ile Türkiye’nin, milletimizin tam hâkimiyetine sahip olması lüzumunu ortaya koyduktan sonra, buna dair de bir iki kayıt da ilâve etmiştir. O kayıtlar şunlardır: Aramızda yaşayan gayr-ı müslim unsurların emniyetlerinin ve gelişmelerinin sağlanmasını temin etmek. Bir de Boğazların açık bulundurulmasıdır. Bütün İtilaf Devletleri Wilson’un prensiplerini kendi menfaatleri için uygun gördükleri gibi bizim devletimizde bu XII. maddeyi kabulde, hiçbir sakınca görmedi. Hakikaten kabul edilecek bir prensiptir.” 

Washington’un Sevres’deki görevi, İtilaf Devletleri görüşünde Ermeni yurdu meydana getirmekti. Harita üzerinde, en yetkili şahıs olarak Wilson, bu ödevi yerine getirmiş, kitap hâlinde yayınlanan metin, dolayısıyla Ankara’da hayal kırıklığı yaratmıştı. 

1919 ve 1920 siyasi gelişmelerini iyi bir şekilde takip eden TBMM Reisi Mustafa Kemal, Sevres için görüşlerini tabii ki millî bir heyecanla değerlendirerek, kamuoyuna duyurmaktan geri kalmadı; “Sevres Andlaşması, Türk milleti için öylesine uğursuz bir idam kararnâmesidir ki, onun bir dost ağzından çıkmamasını dileriz. Bize göre böyle bir andlaşma yoktur... Mondros’un arkasından yaşama hakkımızı ve istiklalimizi ayaklar altına alan Sevres Andlaşması yapılmıştır. Bu teklif projesinde, Ermenistan’ın sınırlarının tesbiti 
işi Cemiyet-i Akvam’ın göndereceği bir komisyona bırakılmakta idi... Efendiler, Mondros Mütarekesi’nden sonra düşman devletler Türkiye’ye dört defa barış şartları teklif etmişlerdir. Bunların ilki Sevres taslağıdır. Bu taslak, hiçbir görüşmenin ürünü olmayıp, İtilaf Devletleri tarafından Yunan Başvekili Mösyö Venizelos’un katılması ile düzenlenmiş ve Vahideddin’in hükûmeti tarafından 10 Ağustos 1920’de imza edilmiştir...”6 

TBMM’nde yaptığı bir başka konuşmada da Mustafa Kemal, Wilson tarafından şekillendirilen Ermenistan sınırını belirleyen harita hakkında şunları söylemiştir: 

“Gümrü Andlaşması, millî hükûmetin yaptığı ilk andlaşmadır. Bu andlaşma ile, düşmanlarımızın hayallerinde ta Harşit Vadisi’ne kadar uzanan Türk ülkelerini kendisine bağlamış oldukları Ermenistan, Osmanlı Devleti’nin 1877 seferi ile kaybetmiş olduğu yerleri bize, Millî Hükûmete terk ederek aradan çıkarılmıştır.”7 

Mustafa Kemal, Ankara çevresinde oluşan ayaklanmaları, askerî bir harekât ile bastırdıktan sonra, Sevres oldu bittisi ile karşılaşmasına rağmen, Ankara’nın sesini daha gür bir şekilde milletlerarası platformda duyurmuştur. 1920 yılının sonlarına doğru, XV.Kolordu sorumluluk sahasında olan Doğu Meselesini, işbirliği ile sonuçlandırmak için çaba sarfetmiştir. Bunun sonucu olarak, doğu sınırının ilk defa kalıcı bir şekilde oluşmasını da temin etmiştir. Arpaçayı’ndan geçirilen sınıra ait andlaşma da 2/3 Aralık 1920’de imzalanan, Gümrü Andlaşmasıdır.8. Kâzım Karabekir Başkanlığındaki bir heyet tarafından gerçekleştirilen sözleşme, TBMM Hükûmeti’nin imzaladığı ilk andlaşmadır: TBMM Başkanı Mustafa Kemal, doğudaki bu siyasi zaferin tanımını yaparken, oldukça ilgi çekici noktalara da dikkati çekmekte ve genel hatları ile şu şekilde bilgi vermektedir; 

“Savaş alanında verilecek emri bekleyen Doğu Ordumuz, 28 Ekim 1920 günü Kars üzerine harekâta başladı. Düşman (yâni Ermeniler) direnmeksizin Kars’ı terk etti. Kars 30 Ekim 1920’de tarafımızdan işgal edildi. 7 Kasım 1920’de birliklerimiz Arpaçayı’na kadar olan bölgeyi ve Gümrü’yü ele geçirdi. 
Ermeniler, 6 Kasım 1920’de ateşkes ve barış için başvurdular. 

Biz de ateşkes andlaşmasının maddelerini, Dışişleri Bakanlığı vasıtası ile 8 Kasım 1920’de Ermeni ordusuna bildirdik. 20 Kasım 1920’de başlayan barış görüşmeleri, 2 Aralık 1920’de son buldu. 2/3 Aralık 1920 gecesi, Gümrü Andlaşması imzalandı.” 

TBMM’ndeki konuşmasında Gümrü Andlaşması’nın önemi üzerinde duran Mustafa Kemal, takiben şu hitabede bulundu: 

“Efendiler... 

Gümrü Andlaşması, Millî Hükûmetin yaptığı ilk andlaşmadır. Bu andlaşma ile düşmanlarımızın hayallerinde, taa Harşit Vâdisi’ne kadar uzanan Türk ülkelerini kendisine bağışlamış oldukları Ermenistan, Osmanlı Devleti’nin 1877 Seferi ile kaybetmiş olduğu yerleri bize, Millî Hükûmete terk ederek, aradan çıkarılmıştır. Doğudaki durumlarda önemli değişiklikler olması yüzünden, bu andlaşma yerine 
daha sona 16 Mart 1921 tarihli Moskova, 13 Ekim 1921 tarihli Kars Andlaşmaları geçerli olmuştur.”9 

Taşnakların önde gelen isimlerinden olan Hovannes Kaçaznûni Gümrü Andlaşması hakkında, 1923’de açıklamalarda bulundu. “Ermeni delegasyonu Gümrü’de Türklerle andlaşma imzaladı. Bu andlaşma, acımasız Batum Andlaşması’ndan çok farklı değildi. Aynı gün Simon Vratsyan Hükûmeti iktidardan çekildi. Onu, Bolşeviklere devretti... Vratsyan Hükûmeti, Taşnak ve Es-Er’lerden meydana geliyordu... Bolşevikler, Ermenistan’ı Türkiye’ye karşı savunmadılar. Bizim yok olma tehdidi altında imzalamış olduğumuz Gümrü 
Andlaşması’nı onayladılar”10. 

Gümrü Andlaşması, TBMM Hükûmeti ile Ermeniler arasında imzalanmıştır. 18 maddeden meydana gelen andlaşmada, Sevres ve sınır konuları önemlidir. Ermeni heyeti, Gümrü’de, Sevres’e ait isteklerden vazgeçtiler. O.Kaçaznuni, bu konuda, “Başkan Wilson tarafından tasarlanan Ermenistan sınırları da bizi tatmin etmedi. Biz, Başkan Wilson’un Sevres Andlaşması’nı tam olarak kullanabileceği ni ve bize daha fazla toprak verebileceğini ifade etti. Fakat, bu dar sınırlar, bizim için ulaşılamaz ve elle dokunulamaz mavi kuştu... 

Türkler ne Wilson çözümünü ne bizim şikayetlerimizi ne de Sevres Andlaşması’nı tanıyorlardı. Ermeniler topraklarını boşaltmak yerine, yoğun bir şekilde silahlanıyor ve mevzilerini sağlamlaştırıyorlardı”11. Böylece, Sevres ve Wilson sınır tayini de geçersiz sayılmış ve mesele böylece kapanmıştır. Bu konu, Moskova ve Kars andlaşmalarında da “önceki sözleşmelerin geçersizliği” için yer alacak, tarihin karanlık sahifelerine terk edilecektir. 

Moskova’dan Sonra Yeni Konferansın Kars Olarak Kabulü 

16 Mart 1921’de Gnl.Ali Fuad ve G.V. Çiçerin’in imzaladığı Moskova Andlaşması, taraflarca atılmış en iyi adımlardan biri idi. 

TBMM’nde, 1 Mart 1922 tarihli konuşmasında Mustafa Kemal, Moskova Andlaşması’nın önemi üzerinde durarak, “16 Mart 1921’de Moskova’da bir muhadenat muahedenamesi aktettik. Bu muahede ile emperyalizmin savlet-i ihtiraskârisine hedef olan iki devlet arasında avamil-i tabiciyeden mutahassıl tesanüt bir şekl-i hukuki ile de tesbit edilmiş oldu. Türkiye-Rusya mu’ahedesi Rusya’nın müttefiki olan diğer devletlerle yaptığımız mes’ud muahedatın birincisidir. 

Bekir Sami ile başlayan, Dr.Rıza Nur ve Yusuf Kemal (Tengirşek) ve Ali Fuad Paşa’nın gayretleri ile, TBMM için en iyi şartlarda, kabul ettirilen sözleşmenin 15. ve 16. maddelerinde ön görülen ve geleceğe ait hususlardan ilki “Bu Türk ve Rus andlaşmasında Güney Kafkas Cumhuriyetlerine ait olarak sözü geçen maddelerin, Türkiye ile Cumhuriyetler arasında yapılacak andlaşmalarda kabul etme yükümlülüğünde olmaları için, sözü geçmiş (yani: Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan) Güney Kafkas Cumhuriyetleri (Kafkas Ardı: Ermenicesi Andrkovkase, İngilizcesi: Trans-Caucasia Türkçesi: Mavera-yı Kafkas) katında gereken girişimlerde bulunmayı Rusya taahhüd eder” idi. İkinci olarak, 16. maddede işaret edildiği gibi, “onaylama belgeleri en kısa zamanda belirlenecek yerde, değiştirilecektir” deniliyordu. Mustafa Kemal 1 Mart 1922 günlü, Meclisteki konuşmasında Kars toplantısına işaretle “Azerbaycan, Gürcistan, 
Ermenistan Sovyet Cumhuriyetleriyle Moskova Muahedenamesi esasları dairesinde Kars’ta 13 Ekim 1921 tarihli muahedenameyi akteddik” demektedir. 
Ali Fuad Paşa elçi sıfatı ile Ankara’nın talimatı çerçevesinde, kendine göre hazırlıkları başlattı. Ancak Rusya Sovyet Sosyalist Federatif Cumhuriyeti Dışişleri Halk Komiseri Georgi Vasiliyeviç Çiçerin ile 14 Ağustos 1921 görüşmesinde, “Kars Konferansı hakkında bazı söylentilerin olduğu” konusu ele alındı. Çiçerin ise “Ermenistan’ın Nahcivan’ı işgal etmek niyeti yoktur. Kars Konferansı’nın Moskova Muahedesi esasları dahilinde yapılacağına itimad edebilirsiniz” cevabı ile telaş edilecek bir şey olmadığını ifade etmiştir. 
Bir müddet sonra da Sovyetlerin Kafkasya temsilcisi B.V. Legran, Gürcistan’dan M.D. Orahelaşvili ile G.K. Orconikidze ile görüşen Yusuf Kemal Bey, toplantının Kars’ta yapılması kararını kesinleştirmiştir. 
R.S.F.S.C.’nin Türkiye Büyükelçisi S.P. Natsarenus son zamanlarda beliren Ankara’nın arz ettiği teknik sorun ve başkentin meşgul olduğu seferberlik nedeni ile uygun görülemeyeceğini ileri sürdü. Yusuf Kemal ile temasa geçen büyükelçi, “konferansın toplanma yeri olarak sizin de önermiş olduğunun Kars şehrini öneririm” dedi. 30 Ağustos 1921’de Ermenistan ileri gelenlerinden A. Mravian ile de tel görüşmesinde bulunan Yusuf Kemal Bey, Kars’ın kesinlik kazandığını, bu sebeple de Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni temsil eden heyetin isim olarak son şeklini aldığını bildirdi. 

Böylece, Kars üzerinde taraflar anlaştıktan sonra, Yusuf Kemal Bey, Ermenistan, Rusya, Gürcistan ve Azerbaycan’dan da murahhasların tesbit ve yola çıkarılmasını rica etmiştir. Ağustos 1921’de başlatılan ve Eylül sonların doğru kimlikleri kesinleşen murahhaslar, yine telgraflarla bildirildi.12 

Kars’ta Moskova Andlaşması’nın Karşılıklı Olarak Sunulması (22 Eylül 1921) 

TBMM ile Rusya arasında imzalanan Moskova Andlaşması, 22 Temmuz 1921’de Ankara’da, TBMM’nde kabul ve tasdik edildi. 

Bu nüsha ile Rusçasının değişimi ise Kars’ta özel bir törenle, 22 Eylül 1921’de, icra edildi. Sovyet tarafını Guzinskov Aleksi Nikolay Baviç’in başkanlığındaki heyet temsil etti. Rus heyeti 20 Eylül 1921’de Salı günü öğleden evvel saat 09.30’da özel bir tren ile Kars’a ulaştılar. Rüşdi Bey, Kars Mutasarrıf Vekili ve Süvari Tümeni Komutanı Sami Sabit (Karaman), Mevk-i Müstahkem Komutanı 
Emin Bey askerler, okullar, ileri gelenler tarafından karşılandılar. Bunlar arasında, güven mektubunu Ağustos 1921’de Kars’da Kâzım Karabekir’e arzeden Yoldaş Kigork Serkisyan da göze çarpıyordu. Daha sonra Kars’a hâkim bir tepede bulunan Ruslardan kalma binaya geçilmiş (şimdiki Vali Konağı) ve burada kalabalık huzurunda hem Kâzım Karabekir ve hem de Bolşevik heyeti başkanı Aleksi Nikolayeviç kısa fakat andlaşmanın önemini vurgulayan nutuk irad ettiler. Eller sıkılarak, dosyalar takdim edildi. Çay verildiği sırada 
da İdadi öğrencileri, Bolşevik heyete Türk bayrağı verdiler. Yoldaş Kuzinov çocukları kucaklayarak, öptü. Sonra, günün anlamına uygun fotoğraf alındı. Ayrılmadan önce de Kâzım Karabekir, heyecanlı bir şekilde “Rica ederim... Gördüğünüz samimi ruhları Moskova”ya söyleyiniz” hitabına karşılık veren yoldaş ise “burada gördüğümü yeni Türkiye’nin Rusya için en kuvvetli bir dost olduğunu söyleyeceğim” cevabını verdi. Son olarak, Kâzım Karabekir “çocuklarımın dostluğunu Rus çocuklarına lütfen bildiriniz dedi.13. 

Kars Konferansı (26 Eylül-13 Ekim 1921) 

Doğu Sınırı’nın belirlenmesi, ülkeler arasındaki bazı problemlerin karşılıklı olarak giderilmesi için Kars’ta, daha önce belirlenen tarihte, 26 Eylül 1921’de toplanıldı. Bu arada Kars epeyce hareketli günler geçirdi. Ermenistan temsilcisi göreve başladı. Moskova Andlaşması’nın karşılıklı değişimi burada yapıldı. Son olarak da, Rusya, Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan murahhasları trenle,  Gümrü’den, Kars’a ulaştılar. İstasyonda törenle karşılandılar. 

Kars’daki toplantıya katılan devlet ve murahhaslar şunlardı. 

TBMM Murahhasları: 

Başkan: Tuğgeneral Kâzım Karabekir Edirne Milletvekili Şark Cebhesi Komutanı 
Murahhaslar: Veli Bey (Saltıkgil), Burdur Milletvekili 
Memduh Şevket (Esendal), TBMM’nin Azerbaycan 
Temsilcisi) Ahmed Muhtar Bey, Şarki Anadolu Demiryolları 
İnşaat Mühendisi ve eski Nafıa Müsteşarı 
Müşavirler: Kurmay Binbaşı Veysel Milletvekili Edib (Dinç) Muvaffak Kurmay Binb.Talat Kadri (Cebhede idi). 
Rusya Sosyalist Federatif Sovyet Cumhuriyeti (RSFSC): 
Jacques Hanetszky (Letonya Mümessili Jacques karşılığı bazen Yakov deniliyor. Kanitzky, Ganetçkiy, Ganeçkiy, Ganetsky gibi farklı soyadı var. 
Ermenistan SSSC: Bogos Makinziyan Dahiliye Komiseri, Askanaz Mravian Dışişleri Halk Komiseri (Aleksandr Bekzadyan’dan sonra görevi üstlenmiştir) 
Gürcistan SSC: Şalva Zuraboviç Eliyava Harbiye ve Deniz İşleri Komiseri, Aleksandr Svanidze Dışişleri ve Maliye Komiseri, 
Azerbaycan SSC: Behdud Şahtahtılı (Şahtahtinskiy) Devlet Denetimi Halk Komiseri 

İlk oturumda, Sınır ve ekonomi komiserlikleri ayrıldı. Gündüzleri özel oturumlar devam ettirildi. Konferansta, Kafkas Cumhuriyetleri adına J.Ganetskiy konuştu. II. ve Ill.oturumlarda, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına tesbit edilmiş maddeler tesbit edildi. 
Moskova’daki sınır tespiti olduğu gibi kabul edildi. 

Kâzım Karabekir, fazla zaman kaybına sebebiyet verilmemesi için, özellikle J.Ganetskiy’in zaman zaman müdahalede bulunması, ortamın istenilmeyen şekilde gerginleşmesinin önüne geçilmesi için “Ruznâme/Gündem” tesbiti yapıldı. Kâzım Karabekir, Konferans müddetince, ele alınan konulara dair özetle şunları yazmaktadır; 

“26 Eylül’de başlayan konferans 10 Ekim’de bitti. Karşı taraf müzakeresini Rus delegesi Genetzky idare ediyor. Birleşik bir cephe gösterdiler. Hudut için tarafların askerî delegelerinden oluşan bir komisyon teşkil ettik. 
Diğer meselelerde akord olduklarımız sulh andlaşmasının metnini teşkil etti. Tarafların bazı isteklerini diğer taraf kabul etmedi. Bunlar ancak hususi muhabere ve tutanaklarda kaldı. 

Mesela bizden istedikleri: 

1-Gürcistan Evliye-i Selâsede eski eser araştırmaları yapabilsin, 
2-Ermenistan Kulp tuz madenlerinden faydalansın, 
3-Tebaanın kültür ve dini gelişmesini koruyan haklar verilsin, 
4-Gümrü’den alınan şimendifer malzemesi geri verilsin. 

Bunlardan ilk üç madde resmi celsede bahsolunmadı. Hususi görüşüldü. Dördüncü madde resmi celsede istendi. Tabii ilk üç madde haklarımıza müdahale görülerek reddolundu. Dördüncü madde hakkında dahi “Bizim için Gümrü meselesi yoktur. Umumi Harb’te Çarlık Rusya bütün doğunun varını yoğunu silip süpürdü. Mütarekede Taşnaklar da Elviye-i Selâsede böyle yaptılar. Biz de galip geldiğimiz yerlerde Ermeni halkının elinden parasını, bir şeyini almadık, fakat ordusuna ait malzemeden ganimet aldıklarımız hakkımızdı, aldık. Binaenaleyh bu hususta münakaşaya giremeyiz” dedim. Kapattım. 

Bizim İsteklerimizden; 

1- Tebaamızdan alınan eşyanın geri verilmesi. 
2- Taşınmaz malların nasyonalize edilmemesi. 
3- Baku gazlarından faydalanmamızın sağlanması. 

Bunlardan ilk ikisini hususî, üçüncüsünü resmi celsede istedim. Bakû’de 25.000 işçi petrol çıkarıyor, 10.000 kadarı petrol fabrikalarında 15.000’i diğer fabrikalarda. Ayda 13 milyon pot yani 208 milyon kilo petrol istihsal olunuyor. Ortalama %70’ini Ruslar alıyor. 
Bize en çok 10 milyon kilo verebilirler. 

Azerbaycan temsilcisi Behbud Şahtahtinski cevap verdi. Hususi olarak yardım yapacaklar. Fakat resmi bir kayıt altına girmiyorlar. 

Batum limanından şahsi ve ticari ve askerî istifademizin temini hususunda Rus delegesi dedi ki: “Yardımı yapmaktayız. 
Bunun batıya gönderilen mühimmata münhasır olduğunu ticari ve şahsi istifadelerimizde bizim için bir hak olduğunu, özerk idareye sahip Acara’nın merkezi olmak üzere Batum’u terk etmekliğimiz Kafkas milletlerinin hayati bir imanı olduğundandır. Fakat bizim de faydalanmamız şartıyladır”. 

Bu husus temin edildi. Andlaşmaya yazıldığı gibi ayrıca Gürcü hükûmeti delegesi bir beyannamede verdi. Acara özerkliği hakkında şunları teklif ettim: Halkı temin edici muhtariyetten şunları görmek istiyoruz. 

1-Herkesin bir oyu olmalıdır. Yabancılar oya iştirak etmemelidir. Yabancı demek Umumî Harb başladıktan sonra Acara’ya gelenler demektir. Hariciye ve Harbiye komiserlerim Gürcistan tayin ederse de hükûmetin diğer üyelerini Acara Millî Meclisi tayin eder. 
2-Dil, resmi dil Türkçe ve Gürcüce olmak şartiyle öğretim her cemaatin isteğine göre serbesttir. 
3- Müşterek menfaatlere hizmet eden şimendifer ve liman idareleri ve hasılatı merkezi hükûmete ait olduğu gibi, önemi keza umumi ve bütün Gürcistan’a yaygın olan Acara şosalarının iyi korunması ve tamir masrafı dahi merkezi hükûmete aittir. 
4-İslam halkının şer’i ve dini işlerinde serbest ve özerk olmaları ve ihtiyaç halinde Şer’iyye Vekaletimizle münasebette bulunabilmeleri hakkının da teslim edilmesine çalışılmalı. 

Bu tekliflerimiz, biz kendimizi Acara halkıyla Gürcü hükûmetini uzlaştırma mevkiinde görmek lüzumundan ileri geliyor. 
Bugün Batum’da Çeka diğer devlet tebaasına yapılmayan şiddeti Acara halkına yapıyor. Sıhhiye vesair namlarla fazla vergi alıyor, baskı yapıyor, serbest harekete izin verilmiyor. 

Acara ve Nahcivan özerkliği hakkında dahi Gürcü ve Azerbaycan hükûmetlerinin neler yaptığını bilmek isteriz. Gürcü delegesi İlyava şu beyanatta bulundu: Acara özerkliği ile ilgili Moskova Andlaşması’nın kendisine siyasi bir mecburiyet yüklediğini göz önüne alarak, Gürcistan- Türkiye arasında henüz andlaşma imzasını beklemeksizin 54 numaralı ve 16 Temmuz 1921 tarihli ve Gürcistan 
devrim komitesi başkanı Medivani ve Adliye Halk Komiseri Kefnarensten’in imzaları ile bir emirname çıkardı. Bu emirname Gürcistan kısımlarından olan özerk Acara Cumhuriyeti’nin durumunu ve Gürcistan Cumhuriyeti ile olan münasebetlerini tayin eder. Bu emirnamenin konferans tutanaklarına eklenmesini teklif ederiz. 

Bu teklifi kabul ile beraber dedim ki: “İşbu dekrenin uygulanmasının halkın kültür, din ve mülkiyetine ait hukuki özerkliğine kefil olmasını temenni ederiz”. 

İlyava izahat verdi: “Maarif, ziraat, Mezhepler komiserliklerinin tamamen özerk olduğunu beyan ederim. Bu işlemin meydana çıkması bu komiserliklerin faaliyetine bağlıdır. Gürcistan hükûmeti bu komiserliklere zorluk çıkarmayacağı gibi onlara her türlü yardımda bulunacaktır”. 

Cevaben dedim ki; “Komiserliklerdeki kişiler arasında samimiyet tesisi ve faaliyetlerinin temini için kendilerine yardım edilmelidir”. 

Azerbaycan delegesi Behbud Şahtahtinski şunu söyledi: “Azerbaycan Sovyet hükûmetidir. Nahcivan’a verilecek özerklik Rusya’daki usule göre olacaktır. Nahcivan’ın uzak bulunmasından verilen idare özerklikten de fazladır. Halk komiserlerinden oluşan bir meclis vardır. Resmi dairelerde lisan Rusça’dır. Çünkü ilim ve irfan sahipleri çok azdır. Fakat müesseseleri millîleştirmek hususunda bir 
kanun yapılmıştır. Ve adım atılmıştır. Maliyesini Azerbaycan idare eder. Askeri henüz kararlaştırılmamıştır. İlkokullar Türkçe’dir ve üç senedir. Nikah ve boşanma ve diğer dini müesseseler eskisi gibi serbesttir. 

Batum hakkında Rus delegesinin ve Acara ve Nahcivan özerkliği hakkında Gürcü ve Azerbaycan delegelerinin beyanatını gazetelerle ilan ve halka anlatılması teklifimi de kabul ettiler. 

Rus delegesi Ermenilere mühimce bir şey sağlayarak onları memnun etmeye çalışıyordu. Ermeniler Bolşevik olmakla Taşnaklardan fazla bir şey almıyorlar diye Ermeni delegeleri üzgün görünüyorlardı. Kulp tuzları on verstlik bir arazidir. Verilse sizin için zararı olmaz fakat Ermenilere büyük iyilik olur, diye Rus delegeleri ricada bulundu. Cevaben: “Sınırların stratejik bakımından pek mühim olan şeklini bozmayız” dedim. Iğdır ve Beyazıt yollarını kestiğini anlattım. Yoldaş Ganetzky dedi ki: “O halde Kağızman Tuzlası size yeterli, Kulp Tuzlasından yalnız faydalanma hakkını Ermenilere veriniz. Arazi ve her şey Türkiye’nin olsun, Ermeniler yanız tuz çıkarsın ve size de bir miktar versin. Bunu da kabul etmedik. “Bu iş sulh konferansına ait değildir, herhangi bir imtiyaz hükûmetten istenilmelidir dedim. Ani harabelerinin tarihi kıymeti dolayısıyla Ermenilere bırakılması hakkında ricada bulundu. Hudud yine Arpaçayı, yalnız Kale harabesi Ermenilere bırakılsın. Bunu hükûmetten de rica ettiler. Bu hususta hükûmete yazarız, fakat biz muvafakat edemeyiz dedik. 

Hükûmet de razı olmadı bu mesele kapandı, kuvartshane ve Murgul bakır madenleri Çoruh vadisinde Artvin kuzeybatısında imtiyazının Ruslara verilmesi için de Ganetzky hususi olarak benden rica etti, hükûmete resmen müracaat edilebilir. Benim bu işlerle meşgul olmaya yetkim yoktur dedim. Ermenistan hakkında çok ricada bulundu. “Ermeni delegeleri ile bomboş dönecekler, ıstırap içinde kıvranıyorlar. Bari Gümrü’den alınan şimendifer malzemesini olsun verseniz” dedi ve bilhassa Erivan’daki açlık ve sefaleti anlattı. Dedim ki: “Siz 
büyük kardeş sıfatı ile gereği gibi yardım edebilirsiniz, hatta biz bile sizlerden malzeme rica edeceğiz”. Cevaben: “Halin imkansızlığını ve bizden Erivan’a bazı şeyler gönderilirse Rusların da Ermenilerin de şükranını kazanacağımızı” söyledi. Bizim hey’etle bir miktar erzak ve sığır ve bazı bozuk şimendifer malzemesi göndermeye karar verdik. 8 Ekim 1921’de şu tezkere ile yapacağımız yardımı bildirdim. Memnun oldular. ” 

Erzurum ve Sivas Kongrelerindeki kararları gibi az farklı olarak Moskova’da kabul edilen andlaşma maddeleri aynen Kars metninde de yer aldı. 20 maddeden oluşan metin belirlendikten sonra, Konferans çalışmaları kapandı. 13 Ekim Perşembe günü 14.00’de, imza edilme işi de tamamlandı.. Konferansın yapıldığı bina yine bayraklarla süslü idi. Askeri İdadi Mektebi’nden bir müfreze, izci kıyafeti ile diğerleri de Mızıka (musika)ları ile birlikte konferans binası çevresinde tesbit edilen yerlerde sıralandılar. Karslılar da törene büyük ilgi göstermişti. Konferans masası etrafına biriken kalabalık arasında Sovyet Rusya’nın Doğu illeri Başkonsolosu Yoldaş Norman, Azerbaycan Başkonsolosu Yoldaş Hacı İslam Beyli, Ermenistan’ın Kars Temsilcisi Serkisyan, askerler, hükûmet görevlileri göze çarpıyordu. 

Kaleden atılan top sesleri, andlaşmanın imzalandığını müjdeliyordu. Bu toplantı için gelen heyetler de akşamüzeri saat 16.00’da Kars’tan yine törenle uğurlandılar.14. 

2. Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR.,

***