Suriye Türkmen Meclisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Suriye Türkmen Meclisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Nisan 2017 Pazar

TÜRK DIŞ SİYASETİNDE SURİYE TÜRKMENLERİNE AYRILAN SİYASİ ALAN BÖLÜM 1


 TÜRK DIŞ SİYASETİNDE SURİYE TÜRKMENLERİNE AYRILAN SİYASİ ALAN., BÖLÜM 1 



3.1 Türk Kamuoyunda Türkmen Söyleminin Çıkışı ve Bu Söylemin Yükselmesine Sebep Olan Hadiseler: 

Ocak 2014 ve Sonrası “Çünkü biz Suriye konusunu bir dış mesele olarak, bir dış sorun olarak görmüyoruz. Suriye meselesi bizim bir iç meselemizdir. Çünkü bizim Suriye ile 850 kilometre sınırımız var, akrabalık, tarih, kültür bağlarımız var. Dolayısıyla burada olanlar, bitenler bizim asla seyirci kalmamıza fırsat vermez. 

Tam aksine oradaki sesleri duymak zorundayız, duyuyoruz ve tabii ki gereğini de yapmak durumundayız.'' (AK Parti, 2011) Dönemin Başbakanı Erdoğan 2011 
Temmuz’unda Hama’da sivillere karşı Esed askerlerinin uyguladığı orantısız şiddetten sonra bu açıklamayı yapmıştır. Bu açıklama büyük anlamda Türkmenler konusunun Ortadoğu siyasetinde önemli hale geldiğini de ifade eden bir açıklamadır. 

2014 yılından bu yana Türkiye’de yükselen Türkmen söylemi hem politikada hem halk tabanında varlık göstermektedir. Bunun yanında Türkmenler, araştırma yapılırken incelenen çalışmalar ve açıklamalarla genel itibariyle “Suriye’yi vatanları bilmekte ve Türkiye ise Türkmenler için bir anavatan olarak görülmektedir.” Ayrıca Suriye Türkmenleri, Türkiye’nin ulusal güvenliği, Türkmenlerin güvencesidir söylemi de Türkmen siyasetçiler arasında yer bulan bir söylemdir. 

Türkmenler muhalif safta yer almaya başladıklarından beri bölgede birçok aktör ve strateji değişikliği olmuştur. Suriye’de varlık göstermeyen güçlerin sonraki safhalarda Suriye sahasında askeri varlıklarıyla bulunmaları tüm muhalif direnişçiler gibi Suriyeli Türkmenlere de zorluk yaşatmıştır. Bu süreçte kimi zaman destek aldıkları ülkeler olsa da Türkmenler ana vatanları bildikleri Türkiye için “Allah’tan sonraki tek destekçimiz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir” görüşündedirler. Türkmenler Suriye’de Esed’i, militanları ve radikalistleri, 
Rusya’yı, IŞİD’i düşman olarak karşısında görmekte ve bu düşmanlarına karşı kimi zaman Türkiye ile işbirliği yapmaktadırlar bunun yanı sıra Katar, Suudi Arabistan, Azerbaycan da Suriye’de Türkmen muhalefetine kimi zaman destek vermektedir. Gücün temsil edildiği siyasette Türkmenler, Suriye içerisinde 2011’den bu yana birçok kademe kaydetmiştir. Bu anlamda Türkiye’nin Türkmenler konusundaki hassasiyeti kamuoyuna 2014 yılı sonrasında 
yansımıştır. 

Esasen Suriye’deki Türkmenler, Türkiye’de yeni dönemde Suriyeli mültecilerle eşdeğer tutulmaktaydı. Çünkü Suriye’den gelen mültecilerin yoğunlukla bulunduğu ülkemizde Suriyeli denince akla mülteciler gelmektedir. Oysa Türkiye’nin Ortadoğu yaklaşımında Suriyeli Türkmenler kilit bir role sahiptir ayrıca Suriye Türkmenleri Halep lehçesiyle akıcı bir Türkçe konuşmaktadırlar. Suriye’deki iç karışıklık süresinde İHH İnsani Yardım Vakfı’nın çektiği bazı sivil toplum kuruluşları da sürecin başlamasından itibaren Suriye’deki siviller ve kampanyalarda Türkmenlere yardım etmektedir. (İHH İnsani Yardım Vakfı) Ayrıca Kızılay da Suriye Türkmenleri’ne özellikle 2015 yılı sonrasında yoğun yardımlarda bulunmuştur.19 

19 Türk Kızılayı’nın son 1 ayda Bayırbucak Türkmen bölgesine 8 tır ve 2 kamyon yardım malzemesi gönderdiği bildirildi. (BYEGM, 2015) 

Türkmenlere yapılan yardımlar insani ve lojistik yarımları ve Suriye Türkmenleri için hayati nitelikteydi. Suriye Türkmenlere yapılan yardımlar onlar direniş 
gösterdiği sürede devam ederken ve bölgede IŞİD gibi de bir aktör belirmişken Türkiye basınında bir haber, Türk kamuoyunda “Türkmen” kelimesinin kullanımını çoğalttı. Tarih 29 Mayıs 2014’ü gösterdiğinde Cumhuriyet Gazetesi yazarı Can Dündar’ın haberi "İşte Erdoğan'ın yok dediği silahlar" başlığıyla yayımlandı. (BBC Türkçe, 2015) Erdoğan ise konuya ilişkin yaptığı açıklamada bu yardımların “Bayır-Bucak Türkmenlerine gittiğini açıklamaktaydı.” Yapılan 
haberin hukuki süreci işlemeye devam ederken Erdoğan o dönem konuya ilişkin yaptığı açıklamada “Basın ahlakından uzaksın ki bu ülkede MİT’in yaptığı bir operasyona paralelle iş tutarak dünyaya göstermenin gayretine giriyorsun. Bu casusluktur, ajanlıktır. Yargıya suç duyurusunda bulunduk, gereği yapılacaktır.” ifadesini kullanmıştır. Davutoğlu ise konuya ilişkin olarak "İçinde ne olduğu kimseyi ilgilendirmez, gidilen yol önemlidir” (BİRGün, 2015) ifadesiyle yapılan yardımların Türkmenler için hayati önemde olduğunu ve bunun bir devlet politikası olduğunu vurgulamıştır. 

3.2 Rusya’nın Suriye Krizine Müdahil Olması 

Rusya, Ortadoğu’daki krizlerin öncesinde Ukrayna’da yaşadığı uluslararası problemler nedeniyle Rusya’ya uygulanan ticari yaptırımlar Körfez ülkelerinin petrol konusunda ön plana çıkması ve bunun yanında doğalgaz ile yenilenebilir enerjinin artması Rusya için dezavantajlı bir durum teşkil etmekteydi. (Kuru, 2015) Enerji ticaretinin tehlikeli bir sürece girmesi, petrol fiyatlarındaki düşüşler Rusya için yeni bir süreci beraberinde getirmiştir. 

Rusya’nın yanında Suriye’de iç savaş PYD unsurlarının askeri hareketlenmesine de maruz kalmaktaydı. 2014 Eylül’ünde Suriye’nin kuzeyi Ayn-el Arap’da bir kuşatma başlatmıştır. YPG güçleri IŞİD’in elindeki Kobani’ye (Ayn-El Arap’a) karşı direniş göstermiştir. Bunu yaparken ÖSO ve bölgedeki diğer ülke askeri birlikleri de IŞİD’e karşı direnişin destekçisi olmuştur nitekim IŞİD, Mart 2015’te Kobani’den çekilmek durumunda kalmıştır. 

Suriye’de iç savaş başladığından beri Esed’e verilen destekler artarak devam etmekteydi. Lazkiye’de Ruslar tarafından kurulan hava üssü, sivil uyduların varlığı, Rus donanma gemilerinin Tartus Limanı’na giriş çıkış yapması ki Esed birliklerinin en yoğun olduğu Bölge Tartus ve civarıdır. Rus yapımı zırhlı araçların Esed kuvvetleri tarafından kullanılıyor olması da Rusya ile Suriye yönetiminin girdiği girift işbirliğini kanıtlamaktadır. (Marcus, 2015) 

Ayrıca Rusya ile Suriye’nin içinde bulunduğu kaçak silah ticaret ağı; ikilinin birlikte hareket etmesinde önemli bir rol oynuyordu. Rusya, Hafız Esed döneminden beri Suriye’yle sıkı ilişkiler içerisindeydi. Rusya için Suriye kaçak silah pazarı deposuydu ve yeni dönemde de Esed’e yardımın sadece silah kademesinde kalmayacağı, bu ilişkinin müdahale için bir sebep olacağı belliydi denilebilir. 

Rusya için Esed’i desteklemek ve rejimi ayakta tutmak uluslararası mecrada da karşısındaki aktörlere karşı elindeki bir kozdu. (IRIB World Service, 2015) Uluslararası politikada ABD’nin daha önce Ukrayna’da aldığı tutum; Rusya’nın Ortadoğu’da Suriye’ye yaptığı ve devamını getirdiği hamlenin sebeplerinden biridir ve masada söz sahibi olmak hatta elini güçlendirmek için Suriye’de varlık göstermeyi bir strateji olarak belirlemiştir. Ayrıca Rusya’nın Akdeniz’deki tek üssü Suriye’nin sahil kenti Tartus'ta yer almaktadır.IŞİD’in Suriye’de yer aldıktan sonraki dönemde 30 Eylül 2015’te Rusya, Suriye’ye Esed güçlerinin 
yanında yer almaya başlamış ve yetkililer Rusya’nın yaptığı hava saldırısının Humus kenti çevresine yapıldığını açıklamıştı. (BBC Türkçe, 2015) Konuya ilişkin yaptığı açıklamada ise Putin: “Eylemlerimiz kesin olarak, önceden saptanmış 
sınırlar içinde kalacak. Birincisi, sadece, özel olarak terörist gruplarla meşru mücadelesinde Suriye ordusunu destekleyeceğiz. İkincisi, destek havadan gelecek, kara operasyonlarına müdahil olunmayacak.” ifadelerini kullandı. Esed de Rus askerlerinin varlığını destekler yönde açıklamalarda bulunmuştur. 
Çatışmaların ilerlemesinin ardından Rusya da Suriye’de Esed’le beraber çatışan bölge askeri güçlerinden biri haline geldi. O dönem Suriye’nin içinde bulunduğu konum harita üzerinde gösterildiğinde karşımıza şöyle bir durum çıkıyordu. 



Şekil 3.1.Suriye’de Çatışan Güçler Haritası 

Rusya’ya yöneltilen suçlamalar bulunmaktadır ki bunlardan bazıları: ABD Savunma Bakanı Carter,"Rusya'nın durumu çelişkili. Bunu IŞİD'in bulunmadığı bölgelere hava saldırısı düzenlemeleri de gösteriyor. Oralarda IŞİD yok, başkaları var. Bu tür hareketler iç savaşı körüklemekten başka bir şeye yaramaz" (NTV, 2015) açıklamalarında bulundu. Ayrıca ABD ve Rusya’dan gerekli görevliler bir araya gelerek Suriye hava sahasında ABD-Rus uçaklarının aynı anda bulunmasını engellemek amacıyla toplantılar yapmıştır. 

ÖSO komutanlarından Cemil Salih de Rus hava saldırısında 8 ÖSO mensubunun öldüğünü açıkladı. Salih, ÖSO'nun karargahının bulunduğu Hama kırsalının hedef alındığını, ÖSO kontrolündeki bölgede IŞİD ögelerinin bulunmadığını vurguladı. Rus tarafından yapılan açıklamalarsa sivil yerleşimlerin vurulmadığı yönündeydi. 

Suriye Türkmenleri, sahada direniş gösterirken Esed askerleri ve IŞİD’in yanısıra bölgede eskiden beri Esed’e mali destek veren Rusya’yla da çatışıyordu. Türkmenler bu süreçte belirli noktalarda ÖSO ile işbirliği içerisinde ilerlemekte idi. Rusya’nın bölgede Türkmen Dağı’na karşı başlattığı saldırılar ve IŞİD’e karşı yaptığını dillendirdiği askeri harekatlar Suriye’de Türkmenler tarafından dostane karşılanmıyordu. Türkiye bu süreçte uluslararası mecrada Türkmenler için gerekli söylemlerde bulunup iç siyasette de kendisi için gerekli gördüğü 
adımları atmaya çalışıyordu. Küçük ve büyük konuyla ilgili tüm oluşumlar Suriye’deki aktörler karşısında Türrkmenler için yapılması gereken bir şeyler olduğu konusunda hemfikirdiler. 20Türkmen Köyleri Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Ali Diler, “Türkmen Dağı’na yardımlarının süreceğini belirterek, “Türkmenler abluka altında. Çoluk-çocuk demeden bombalanıyorlar. Yasal sınırlar dâhilinde Kobani gibi bir koridorun Türkmen Dağı’na da açılmasını bekliyor ve istiyoruz. Yardımlarımızın ulaşması böylece çok daha kolaylaşacaktır” (HatayPress, 2014)dedi. 

Başbakan Davutoğlu o dönem yaptığı açıklamalarda da Rusların Türkmenlerin yaşadığı bölgelere yaptığı askeri müdahalenin takipçisi olduklarını dile getirmiş 
ve asıl hedeflerinin IŞİD olması gerekirken böylesi bir durumun kabul edilemeyeceği ni ifade etmiştir. Türkiye’nin oluşturmaya çalıştığı güvenli koridor Rusya ve Esed askerleri tarafından engellenmeye çalışıyordu ve bu hala devam etmektedir. Çünkü Türkmenlere yapılmak istenen yardımlar Suriye’deki bu muhalif birliğin desteklenip güçlenmemesi ve bölgede güçlenen yeni bir ses olmaması adına askeri ve siyasi manada elinden gelen hamleleri yapmaktadırlar. 

3.2.1 Bayır-Bucak Türkmenleri Söylemi 

Esasen Bayır-Bucak söylemi Türkiye’de Rusya’nın müdahaleleri sonrası artarak yer almaya başlamıştır ve bu kategorizasyon üzerinden siyaset söylemi hala yer almaktadır. Ancak tarihler 24 Kasım 2015’e geldiğinde Türkiye açısından benzerine pek rastlanmayan yaptırımlardan biri uygulanmıştır. Rusya’nın Esed ile girdiği Suriye konusundaki işbirlikleri 20 Şahsi fikrim Suriye’de Türkmen sahipleniciliğinin daha erken yapılması gerektiği yönündedir zira bu sayede 
Türkmenler Irak’ta olduğu gibi Suriye’de de Türkiye’nin siyasi desteğiyle daha ileri bir noktada olabilirdi. İç savaş sonrası hem siyasi hem askeri gelişim göstermesi Suriye’de Türkmen hareketlerinin emin adımlarla ilerlemesi yönünde bir dezavantajı beraberinde getirmiştir. 

sonrasında Rusya, düzenlediği askeri uçuşlarda Türk hava sahasını birkaç kez ihlal etmiş ve uyarı almıştır. Olayın gerçeklediği tarihe kadar Rusya, Türkiye hava sahasına girmemesi konusunda 5 kez gerekli makamlardan uyarı almıştır. (CNN Türk, 2015) “Rusya Federasyonu'na ait savaş uçakları Türk hava sahasını kasım ayından önce üç defa ihlal etti. 3 Ekim, 4 Ekim ve 29 Ekim tarihlerindeki ihlallerin ardından her seferinde uygun çerçevede davet edilen Rus yetkililere konuyla ilgili bilgilendirme yapıldı.” Bu ikazların ardındansa yine 15 Ekim’de gelen bir Rus heyetiyle diğer askeri konular ve Türkiye’nin özellikle Suriye sınırındaki angajman kuralları gündeme alındı. Görüşmede dokuz kişilik Rus askeri heyeti oniki kişilik Türk heyetten bilgi almıştır. İhlallerin ertesinde NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg "Türkiye'nin hava sahasının aynı zamanda NATO'nun hava sahasıdır." demiştir. (Amerika'nın Sesi, 2015) Kasım 2015’te Rusya’nın IŞİD’e müdahale için girdiği Suriye’de Türkmenlerin yerleşim yerlerinin başını çeken stratejik noktada bulunan Bayır-Bucak yerleşimlerindeki sivillerin olduğu alanda saldırılar başlamıştı. Türkiye, bu süreçte hep Rusya 
ile bağlantı kurmuş hatta yaşanan olaylar sonrasında Rusya’nın Ankara büyükelçisi Lavrov Türk Dış İşleri Bakanlığı’na çağırılmıştır ve çatışmaların sınır güvenliği konusundaki kaygıları beraberinde getirdiği vurgulanmış 
olmakla birlikte bölgedeki sivillerin varlığına ve durumun hassasiyetine de değinilmiştir. Bu nedenle yapılan müdahalelerin ivedilikle sonlandırılması istenmiştir. (Hürriyet, 2015) Bu görüşme sonrasında Türkiye aynı zamanda 
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne “Esed yönetiminin Türkmenlere uyguladığı şiddetin değerlendirilmesi” yönünde başvuruda bulundu. Yaşanan hadiseler nedeniyle bölgedeki Türkmenler gruplar halinde yaşadıkları yerlerden ayrılıyorlardı ki bu zaten yapılan askeri müdahalelerin bir amacıydı zira Esed, Bayır Bucak gibi bir bölgede artık muhalif istemiyordu. 

Tüm ihlaller ve uyarılar sonrasında Türk Hava Kuvvetleri'ne ait iki keşif amaçlı uçuş gerçekleştiren F-16 tipi savaş uçağı tarafından 24 Kasım 2015 tarihinde 09:24 saatinde Rus Hava Kuvvetleri'ne ait Sukhoi Su-24 tipi21 bir saldırı uçağı düşürüldü. BM Genel Sekreterliği’ne ve BM Güvenlik Konseyi’ne bildirildiğine göre “milleti bilinmeyen iki adet SU-24 uçağının Türk hava sahasını 26 Haziran 2012 tarihli yeni askeri angajman kurallarına dayanılarak uyarmıştır. Tüm uyarılara rağmen hava sahasını ihlal ettiği ve acil telsiz kanalı yoluyla yapılan uyarılara da olumsuz yanıt verdiğinin belirtildiği bilinmektedir.” 

Uyarıları dinlemeyen uçaklar, 09:24'te 19.000 feet yükseklikte 17 saniye süresince 1.36 mil (2.19 km) boyunca Türk hava sahasını ihlâl etti. İhlalin ardından bir Rus uçağı Suriye hava sahasına geri döndü. Diğer Türk hava sahasında bulunan uçağa ise Türk F-16 uçakları 21 SU-24, 1970 ve 1980’li yıllarda Sovyetler Birliği’nin her türlü hava koşulunda görev yapabilen en gelişmiş havadan tecrit ve saldırı uçağı olarak tasarlandı. (NTV, 2015) 
Angajman kurallarını dikkate alarak ateş açtı. Ateş edilen uçak Suriye sınırlarını içerisinde bir noktaya düştü. (Radikal, 2015) Uçağın pilotları paraşütle atladı. Atladıkları sırada bulundukları bölgede muhalifler tarafından pilotlara ateş 
açıldı ve atlayan pilotlardan biri Türkmen Dağı’ndaki Suriye Türkmen birliklerinin olduğu mevziye düştü. Pilotun ölü bedeni bölgedeki 10. Türkmen Tugayı tarafından bulundu. Paraşütle iniş yapan iki pilottan biri muhaliflerce açılan ateşle öldürülürken diğeri Esed’e bağlı birliklerin bulunduğu noktaya 
inmiş ve Rus tarafının yaptığı açıklamaya göre sağ olarak geri dönmüştür. Oysa Türkmen birliklerinin açıklaması iki pilotun da öldürüldüğü yönündedir. 

Barack Obama, olayın ertesinde “Rusya’nın muhalifler yerine IŞİD’i hedef alması durumunda böyle problemlerle karşılaşılmayacaktır ve Türkiye, kendi hava sahasını, topraklarını korumaya mecburdur.” (Al Jazerra, 2015) 

Davutoğlu ise hadise sonrası, “sınırı kim ihlal ederse böyle bir durumla karşılaşacağını” vurgulamıştır. 

3.3.2 Cenevre III Görüşmeleri 

İsviçre’nin Cenevre kentinde yapılan görüşme öncesi amaç öncelikli olarak “Suriye’de ateşkesin sağlanması” ve ülkede bir geçiş hükümetinin kurulmasıydı. 
Birleşmiş Milletler Suriye Özel Temsilcisi Mistura, Suriye’deki siyasi süreç başlatması beklenen toplantının davetlilerini açıkladığında, Cenevre görüşmesi değişik bir sürece doğru ilerlemiştir. Zira toplantının tarihinin de 25 Ocak’tan 29 Ocak’a ertlenmesi ve davetlilerin henüz kesinleşmemiş olması ve belirsizliği toplantının amacını bulandıran bir unsur olmuştur. 

Taraflar toplantıda bulunup siyasi açıdan başlayabilecek bir sürecin de aktörleri olarak yer almak istiyorlardı. Ancak taraflar birbirlerinin oturduğu masada yer almak istemiyordu. PYD, Suriye’deki muhalif güçlerce masada görülmek istenmezken Türkiye, İran, Katar; Suudi Arabistan da PYD’nin masada olmasını istemiyorlardı. Hatta Salih Müslim’in Mistura tarafından davet edilişinin belirsizliği ve toplantının ertelenmesi sürecin fiili olarak değişik bir noktaya ilerlemesini ABD ve müttefiklerinin bir seçim yapmaktaki zorluğu belki PYD’nin 
Rusya’ya yakınlaşması eksenine itmiştir. Ancak PYD ile ilintili olmayan Kürt gruplar toplantıda yer almıştır. (Çandar, 2016) Davetiyenin kimlere gittiği konusuna gelinirse; siyasi gruplardan “Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Koalisyonu” ki bunun içerisinde aralarında Kürt Ulusal Konseyi, Türkmen Meclisi, Suriye Ulusal Konseyi gibi bir çok örgütün bulunduğu bir çatı örgütlenmedir . SMDK’yı George Sabra, Heysem Malih, Fuat Alliku, Nezir Hakim ve Süheyr Atasi temsil ediyor. (Stratejik Ortaklık, 2016) 


Ulusal Koordinasyon Heyeti Suriye’nin içinde faaliyet gösteren muhalif bir grup. Diğer muhalif gruplardan en önemli farkı, dış müdahaleye karşı olmasıyla birlikte protestoların barışçıl yöntemlerle yapılması gerektiğini söylemesi. UKH’yi Elis Mefrec, Abdülmecid Hamo ve Halaf Dahud temsil ediyor.Silahlı gruplardansa Ceyşül İslam ki onları temsilen Muhammed Alluş katılmıştır. ÖSO’yu Esat Zubi, Abdulbasit Tavil, Muhammed Abbud ve Muhammed Hac Ali temsil etmiştir. 

Suriye Türkmen Meclisi Başkanı Abdurrahman Mustafa'da, Riyad grubunun daveti üzerine Cenevre'ye gitti. Suriye’de diplomatik çözümü öngören ve Esad rejimi ile muhalif grup temsilcilerini bir araya getirmeyi amaçlayan Cenevre görüşmelerinde daha önce hiçbir Türkmen temsilci davet edilmemişti. (BengüTürk, 2016) 

Cenevre Görüşmeleri, tüm tarafların belli başlı bazı çıkar problemleri sebebiyle masaya oturamaması, sorunlar üzerinde müşterek paydada fikir birliğine varılamamış olması Cenevre Görüşmelerini bir kör düğümle sonuçlandırmıştır. 


2 Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR,


***

ARAP BAHARI DÖNEMİNDE SURİYE SİYASETİNDE TÜRKMENLER

ARAP BAHARI DÖNEMİNDE SURİYE SİYASETİNDE TÜRKMENLER ,



SURİYE TÜRKMENLERİ’NİN POLİTİK KONUMU 


HİLAL KÜBRA VAROL 
30. 10. 2012
DANIŞMAN 
Prof.Dr. MUZAFFER ERCAN YILMAZ 
BALIKESİR 2016 


2.1 Baas Rejiminde Suriye Türkmenlerinin Siyasi Tavır ve Profili 

Arap Baas Sosyalist Partisi iki Suriyeli Arap milliyetçisi olan Mişel Eflak ve Salah Bitar öncülüğünde 1943’te kurulmuştur. Baas, esas olarak “Büyük Suriye” projesini hedef almakta olan bir yönetim düşüncesiydi. (Arı, 2014, s. 134) Kurulan parti, Arap milliyetçiliği eksenindeydi ve dinsel unsurlar yerine Arap milliyetçiliği düşüncesi hakimdi. Tek bayrak altında bir devlet olarak Arap Dünyasını birleştirmek ana hadefiydi. Resmi bir parti olmasının ardından 1950 li yıllarda Suriye siyasetinde etkinliğini arttıran Baas, ordu içerisinde oldukça güçlüydü ve 1963’te Suriye’deki darbede Baasçı birçok subay da yer almaktaydı. Ancak başa geldikten sonra Nasır yanlılarına yapılan ötekileştirmeler ve tasfiyeler Suriye Baasçılarını Nasır Arabizmi zemininden farklı bir zemine çekti.Irak’taki Nasır yanlısı Baas ve Suriye’deki Baas, bu darbe sonrası farklı şekilde evrildi ve bu Irak-Suriye ilişkilerine de yansımıştır.Baas içindeki çatışmalar Baas’ın iktidardan uzaklaşmasını değil yeni bir Baas ekolünün 1966’da bir darbe yapmasını beraberinde getirmişti. O dönem Hava Kuvvetleri Komutanı olan Hafız Esed Savunma Bakanlığında yerini almıştı. Altı gün savaşlarının akabinde Hafız Esed’ın 1970’te düzenlediği darbe Sünni yöneticilerin tasfiye edilip yerlerine Nusayri devlet adamlarının getirilmesiyle başlamıştı. Hafız Esad bir yıl sonra yapılan halk oylamasında da seçilip başa gelen ilk Nusayri başkandı.Hafız Esed’ın başa gelmesinden sonraki günümüze kadar gelen süreçte Suriye Baas’ı çeşitli sınavlar vermişse de pan-arabizm ekseninden kaydığı pek söylenemez. 

Zira yukarıda da değinildiği gibi Suriye’de güçlü bir istihbarat ağı vardı ve bu halkı o denli korkutmuştu ki Arap Baharı’na değin azınlıklar içinde her hangi bir siyasi faaliyet şöyle dursun yoğun bir örgütlenme dahi gözlemlenememişti. Suriye’de yer alan durum sistem kurulduğundan beri akrabacılık, askeri güç ve güçlü istihbarat ile çevrelenmişti. Bu sebeple Türkmenlerin de yoğun bir siyasi örgütlenmeleri olmuştur denilememektedir. Var olan Türkmen siyasi hareketleri Arap Baharı ile başlamıştır ve devam etmektedir. 

2.2 Suriye’de Arap Baharı Sonrası Sokak Hareketlerinin Başlaması ve Suriye Türkmenlerinin askeri oluşumları 

Tunus’ta 2010 yılında demokrasi arayışlarıyla ve akabinde “polise yasemin verelim” sloganıyla, Yasemin Devrimi Arap Baharı’nı başlatan kıvılcımdır. (Günay, 2015) Suriye’de yer alan konjöktürel problemler, Tunus’taki devrimin ABD’nin 1950’li yılların başlarında Güneydoğu Asya için düşündüğü ‘domino teorisi’ görüşü gibi bir etki yarattığını söylemek mümkündür çünkü Tunus’ta başlayan devrim orayla kalmamış 2011’de Mısır’da bir benzer şekilde karşımıza çıkmıştır. 

Genel manada ‘Arap Baharı’ kavramı demokrasi arayışı temelindedir. Başarılı sonuçlanmış olup olmaması tartışma götüren bir konu olmakla birlikte Ortadoğu’da Arap Baharı, geleneksel halk kitlesinin kemikleşmiş davranış kalıplarının çok ötesindedir. Sosyolojik açıdan ve siyaseten Ortadoğu’nun geçtiği bu süreç Suriye’de ise, 

“Mart 2011’de Dera Beled Semtinde “Halk düzenin yıkılmasını istiyor” yazısı okul çocukları tarafından yazılıyor. Bu çocuklar okul müdürleri tarafından istihbarata şikayet ediliyor. Polis-ki polis yapılanması içinde kuvvetli bir Esed 8hakimiyeti vardı-duvara yazıyı yazan çocukları sorguya almış, Dera’da o zaman istihbarat yetkilisi ise Esed’ın yakın akrabalarından Atıf Necib idi. Çocuklara büyük işkenceler yapılıyor. Çocuklar serbest bırakılacak diye beklenirken çocuklar serbest bırakılmıyor bunun üzerine halktan bir kesim toplanarak Atıf 
Necib’e gidiyorlar. Gelenlere “çocuklarınızı unutun, gidin kadınlarınıza başka çocuklar doğursunlar eğer siz muktedir olamazsanız o zaman da bize gelin” diyerek hakaret ediliyor.”M.Ö.(Suriye Türkmen’i, E, 23, Humus/köyü, öğrenci) 

Böylesi bir hakaret Ortadoğu’da hele ki o zamanın zemininde çok ağır bir sonuç doğurmuştur. Burada sonuç alamayan heyet bu seferde Dera Valisi’ne gidiyor ancak orada hakarete uğrayan kalabalık Cuma namazı sonrası Vali’yi darp etmiştir. Yaralanan iki kişi El-Ömer Camii’ne sığınmış ancak korumalar Camii’yi basarak bir katliama neden olmuşlardır. (Suriye Devrimi, 2015) 

Dera’daki halkın ıslahat talepleri isyan olarak görüldü ve şebbihalar9 tarafından bastıldı ancak bu sırada protestolar hala devam ediyordu. Esed askerlerinin uyguladığı orantısız şiddet halkın birbirine bağlanıp etnik kökenleri dışında “demokrasi arayışı” etrafında birleşmelerine de sebep olmuştu. Bu aşamada devrimciler Suriye’deki işkenceye varan ülke yönetimine karşı ayaklanma başlatmıştı. El-Ömer Camii’ne 10yapılan saldırıda ve sonraki iki gün içerisinde İnsan Hakları İzleme Örgütü raporlarına göre otuzun üzerinde gösterici ölmüştür. (Human Rights Watch, 2015) Sonraki düzenlenen gösteriler ise şiddetle karşılık buluyordu hatta 8 Nisan’daki gösterilerde 25 kişi, 22-23 Nisan’daki gösteri ve bir cenaze namazına düzenlenen saldırılarda 34 kişi hayatını kaybetmişti.25 Nisan 2011’de ‘isyan’ın tümden bastırılıp yok edilme teşebbüsü ise başarısız olsa bile 200 insanın hayatını kaybetmesine yol açmıştı. 

Ancak gösterilere yapılan baskın ve saldırılara karşın Dera’da başlayan dalga ülke çapına yayılmaktaydı. Baas rejiminden baskı gören tüm topluluk ve etnik köken mensupları sokağa çıkmıştı. Suriyeli Türkmen vatandaşların da söylediğine göre “Bu bir Türkmen, Kürt, Arap devrimi değildir, bu Esed’e muhalif olan tüm kesimlerin etrafında birleştiği bir devrimdir.” 

Dera’da yapılan gösterilerin diğer şehirlerde de destek bulmasıyla devrim, Şam, Lazkiye, Humus, Hama ve Halep’ e doğru genişledi. Cuma günleri namaz sonraları halk, ayaklanmayı sahiplenmek için sokağa çıktıkça ayaklanma geniş kitle ve mekanlara ulaşmıştı. İnsanlar özgürlük talepleriyle yürüyüşler yapıyordu. Gösteriler dalgalar halinde büyüyünce Esed tutuklu göstericilerin bir kısmını serbest bırakılması kararını almıştı. (Al Jazeera, 2013) Ancak bununla tezat düşen kimi hamleler de bir yandan protestoları yatıştırmak yerine halkın ayaklanmayı devrim olarak sahiplenmesine de yol açıyordu. 11 Mart sonlarına doğru hükümet yanlısı gösterilerde yapılmaya başlanmıştı. Ancak bu, eski hükümetin istifa edip yenisinin gelmesinden sonra gerçekleşen bir hadisedir. 15 Mart -ki devrimin resmi başlangıcı olarak kabul edilir. Bunun yanında 25 Mart 2011, muhalifler tarafından Cuma günü “Haysiyet (Onur) Cuması” Cuma namazı sonrasında Dera kentinden yükselen protestonun Şam ve Halep’e de dalgalar halinde yayılma günüdür. 

30 Mart’ta Suriye Devlet Başkanı Esed, protesto yürüyüşleri ve ülkesindeki duruma ilişkin ilk kez konuşma yaptı. Yaptığı konuşmada Esed, ülkesindeki bu iç karışıklığı yurt dışı komplolarına bağlamıştır ve demokrasi taleplerine ilişkin her hangi bir açıklama yapmamıştır. 

Gösteriler devam ederken Devlet Başkanı Esed, 16 Nisan’da olaya ilişkin ikinci konuşmasında, Olağanüstü hal kanunlarının yakında kaldırılıp reformlara ağırlık verileceği açıklamasını yapmıştı. Sonraki süreçlerde protestolar ve onlara karşı orantısız şiddet kullanımı devam etmiş bunun yanında ise Suriye siyasi tarihinde daha önce var olamamış bir ‘muhalefet’ ve ‘muhalif güç’ kavramları hayat bulmuştur. 

Suriye’de o dönem yaşanan önemli hadiselerden birisi de Türkiye’ye 20 km uzaklıktaki Suriye kenti İdlib’de yaşanan Cisr-eşŞüğur’da yaşananlardır. O dönem hükümet kontrolünde bulunan kent, içinde Nusra’nın11 da bulunduğu muhalif güçlerce ele geçirilmişti ve bunun akabinde 30 Haziran’da hükümet ile muhalifler arasında bir çatışma başlamıştır. Suriye yönetimi hava saldırılarıyla Cisr-eşŞüğur’da sivil kayıplara yol açmıştır öyle ki yayımlanan raporlarda havadan ‘vakum bombası’ atıldığı iddiaları o dönem gündemde yer alan önemli 
başlıklardandır. Cisr-eşŞüğur kasabasında yaşananlar esasen Suriye’deki silahlı muhalefetin genişlemesi yönünde önemlidir. 

Suriye’de silahlı tarafların gelişimine bakılacak olunursa Suriye Türkmenlerinin içinde yer aldıkları oluşumlar ise sokak hareketleri sonucunda genişleyerek sonunda ÖSO çatısında birleşmiştir ancak bunun yanında Türkmen tugaylarının oluşum sürecini incelendiğinde 

2.3 Çatışmalarda Suriye Türkmen Örgütlenmeleri ve Yer Aldıkları Hadiseler, Tarafların Siyasi Duruşları 


Siyasi açıdan Baas dönemi Suriye halkının örgütlenemeyişinden yukarıda bahsedilmiş olmakla beraber Türkmenlerin siyasi yapılanması da diğer etnik kökenlerle aynı kaderi paylaşıyordu Suriye iç siyasetinde. Konuya ilişkin yapılan konuşmalarda ise: “Türkmenler aynı ırk, boydan oldukları halde kendi aralarında iletişim kuramıyorlardı. Devrimin12 başlamasından sonra Türkmenler bu özgür ve önemli projede yer almışlardır. Bu bir özgürlük ve halk mücadelesidir. Sahada Türkmen Tugayları da yer alıp protestolara başladığında onların da demokrasi arayışında olduklarını anlamak mümkündür.” M.Ö.(Suriye Türkmen’i, E, 23, Humus/köyü, öğrenci) 

Araştırmalardan da anlaşıldığı kadarıyla Türkmenlerin Suriye’deki siyasi hayatı Arap Baharı ile başlamıştır. Türkmen bölgelerinde tugaylar13 ise devrim esnasında oluşmuştur. Tugaylar tek bir çatı altında toplanmış silahlı birlikler değildi. Devrim başladığında Suriye’deki protestolarda şebbihaların orantısız güç kullanımı halkı, silahlanmaya sevk etmiş ve Türkmenler de bu silahlanma da Tugaylar halinde yer almıştır. Sonraları aktif bir oyuncu olarak yer alamayan Tugaylar hak korumak amacıyla ihtiyaçtan doğmuş bir oluşumdur. 

Sonraki bölümlerde de değinileceği gibi Suriyeli Türkmenlerin hem siyasi arenada hem askeri sahada karşısında yer alan birçok güç bulunmaktadır. Çatışmaların genişleme başladığı 2011’in ilerleyen aylarında Suriye’de El Meclisül Vatani Meclisi(Suriye Ulusal Koneyi) kurulmuştur ve bu siyasi oluşum içerisinde Suriye Türkmen Kitlesi’ne bağlı iki üye Suriye Türkmenlerini temsil ediyordu. Bu bağlamda Türkmen askeri yapılanmasının nasıl ortaya çıktığı incelenecek olursa önce Suriye’deki muhalif güçlerin askeri çatısı olan ÖSO (Özgür Suriye Ordusu)’ yu incelemekte fayda var: 

Suriye ordusunun sivillere bulunduğu insan haklarını aşan müdahaleler Suriye halkında bir askeri birlik ihtiyacını doğurmuştu. Bazı sivillerin silahlanarak direniş göstermişlerdir sonraları bu gruplar, Suriye Hava Kuvvetleri’ndeki görevinden ayrılan Albay Riyad El-Esed ve arkadaşları milis Suriye muhalif birliklerini bir çatıda toplamak Özgür Suriye Ordusu’nu Temmuz 2012’de kurmuşlardır. Örgüt dış desteğini ABD, Ürdün, Fransa, İngiltere, Türkiye devletleri çeşitli konularda sağlamaktadırlar. 

Suriye’de Türkmenler, halklarını başta Esed birliklerine karşı savunmak üzere kendi aralarından çıkan milis güçlerle mücadele etmeye başlamışlardır. Sonraları siyasi çerçevede bir düzene oturtulmak istenen askeri oluşumlar için Türkiye’nin de müdahiliyeti bulunmaktaydı. Sonraki başlıkta ayrıntılı değinileceği üzere siyasi görüşmeler ve toplantılar sonrasında Suriye’de muhalif askeri birlikler içerisinde Türkmenler de örgütlü bir şekilde yer almaya başlamıştır ve 2012 Ağustos’una gelindiğinde sayıları 10.000’i bulan bir ‘Suriye Türkmen Tugayları’ birliği meydana gelmiştir. Kurucusu Esed'e bağlı Suriye Ordusunda görevli iken rejimden kaçarak Türkmenlere yardım eden Albay Ebu Bekir Muhammed Abbas 
komutasında toplanan Türkmen Ordusu Esed birliklerine karşı direniş göstermektedir. 

Türkmen Tugayları, Suriye’de Halep, Humus, İdlib, Rakka, Lazkiye’de yoğunlukta olmak üzere Şam, Hama ve Tartus’ta da varlık göstermektedirler. 

Tugaylar başta dağınık ve kendi bölgelerini savunan muhalif milis birliklerdi ancak sonraları muhalif güçlerin bir çatı altında birleşmesi gerekiyordu bunun ilk adımı ise tugayların kurulmasından sonra Türkmen Dağı Tugayının diğer tugayları çatısı altında toplamasıyla gerçekleştirmiştir. Türkmen Dağı Tugayları’nın saha alanı ve tümenleri incelendiğinde 12 

Türkmen Tugay Tümeni bulunduğu görülmektedir ki bunlardan ilk kurulanları Lazkiye merkezli Fatih Sultan Mehmet Tugayı, liderinin Ferit Masri olduğu Nureddin Zengi Tugayı ve Şeren Bölgesi’nde faaliyet gösteren Yavuz Sultan Selim Tugayıdır. Tugayın Lideri Tarık Sohta’dır. Daha sonra ayrıntılı şekilde ele alınacak olmasının yanında tugaylar daha nizami bir şekilde direniş gösterebilmek için Suriye Türkmen Meclisi ile bir düzene girme arayışına 
girmişlerdir sonraları bu uygulanmış ve STM kararları muhalif Türkmen birlikleri içerisinde uygulanmaya başlanmıştır. Türkmen siyasi ve askeri oluşumunun ilerlemesiyle beraber Suriye Türkmen direnişçilerinin de askeri sahası genişlemiştir ki STM çatısı altında Halep Bölgesinde mücadele eden Fatih Sultan Mehmet Tugayı-Kanuni Sultan Süleyman Tugayı askeri faaliyetler göstermeye devam etmiştir. Lazkiye Bölgesindeyse Birinci Fetih Tümeni, dört tugaydan oluşmaktadır: Süleyman Şah Tugayı; Kanuni Sultan Süleyman Tugayı ve 
Selçuklular Tugayının birleşmesiyle oluşturulmuş olup bunun yanında diğer üç tugay ise Fatih Sultan Mehmet Tugayı, Sultan Murad ve Albaz İslami Tugaylarından oluşmaktadır. Önemli askeri direniş gösteren muhalif askeri birlik ise 2015 yılında Özgür Suriye Ordusuna bağlı olarak içinde Sünni Arapların da bulunduğu İkinci Sahil Tümeni Komutanı Beşar Molla’dır. Tümeni oluşturan tugaylar ise Birinci Murad Tugayı, Yıldırım Bayezid Tugayı ve Dördüncü 
Murad Tugaylarıdır. 

Humus Bölgesinde Özgür Suriye Ordusu içerisinde özellikle Faruk Tugayları ve Fatih Sultan Mehmet Tugayları faaliyet göstermektedirler yine Golan Tepelerinde ÖSO direniş gösteren en önemli unsurdur. 

2.4 Suriye Türkmenlerinin Siyasi Örgütlenmelerinde Türkiye’nin Politik Müdahaleleri ve Suriye Türkmen Meclisi’nin Oluşumuna Varan Süreç 
Hafız Esed’in 2000 yılında ölmesinin ardından yeni Cumhurbaşkanı Beşar Esed’in yönetimi ele almasıyla giderek yakınlaşan iki ülke dış politikası, ülkelerin birbirleriyle artan ticari ilişkileri ve politik düzeydeki gezileriyle tüm hızla yakınlaşmaya devam etmekteydi. Nisan 2007’de Suriye’de gerçekleştirilen dostluk maçı Fenerbahçe ile Al-İttihad takımı arasında yapılmıştı. (Yavuz, 2014) 2009 yılının Eylül ayından sonra karşılıklı vizeler kaldırılmış ve politik düzeyde “stratejik ortaklık” söylemleri hayata geçirilmeye başlanmıştır. Mart 2011’de Suriye’ye sıçrayan Arap Baharı sonrasında halka karşı uygulanan orantısız 
şiddet tüm uluslararası uyarılara rağmen giderek artmaya devam ediyordu. Tüm bu hadiseler sürerken ilk mülteci grubu Türkiye’ye Haziran 2011’de gelmeye başladığında Suriye ile Türkiye arasında bir diplomasi trafiği başlamıştır. 2 Haziran 2011’de “Suriye’de Değişim Konferansı” Antalya’da yapıldı. Konferans, Suriye muhalefetini bir araya getirmiştir. “70 civarındaki Suriyeli Kürt katılımının yanı sıra Müslüman Kardeşlere yakın 40 civarında kişi toplantıda yer almıştır.” (Orhan & Ayhan, 2011) İki grubu Arap aşiret liderleri ve genç eylemciler takip etmiştir. Konferans sonucunda 31 kişiden oluşan bir komite kuruldu. Muhaliflerin Türkiye’den beklentileriyse Türkiye’nin muhaliflere verdiği desteğin artmasıydı. 
Muhaliflerde hakim olan “Türkiye modeli” söylemi o dönem Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Ortadoğu’daki algılanışının da bir yansımasıdır zira muhalifler Suriye’de demokratik bir İslami yönetimi istemişlerdir. Bu siyasi adımın ev sahipliğini Türkiye yapmıştır zira başından beri Esed rejimini halkına ve muhalefete orantısız şiddet uygulamamak yönünde mesajlarla dostane uyaran ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. Direkt iletilen mesajlarla sivillere 
yapılan müdahalenin son bulmasının gerekliliğine dikkat çeken taraf Türkiye, Ağustos 2011’de iyi niyetini gözden geçirmişti zira 4 Temmuz 2011’de rejim ordusu tanklar ve buldozerlerle Hama’ya saldırı düzenlemiştir. Dönemin Dışişleri Bakanı Davutoğlu 16 Ağustosta “Suriye’nin bir an evvel şiddete son vermesini, aksi takdirde atılacak adımlar ile ilgili konuşulacak bir şey kalmayacağını” söylemiştir. Ağustos ayında yapılan görüşmede Esed ve Davutoğlu ‘Hama’daki zırhlı birliklerin geri çekilmesi’ konusu üzerinde konuştular ancak görüşmenin ertesi haftasında Davutoğlu yaptığı açıklamada Suriye’de Esed yönetimi 
hakkında “sözün bittiği yerdeyiz” ifadesini kullanmıştır. 

Takvim 2011 Eylül’üne geldiğinde Suriyeli muhalifler İstanbul’da bir araya gelip bir birleşme kararı almışlardır. (BBC Türkçe, 2011) Muhalifler "Tüm tehlikelere rağmen bütün grupların bir araya gelmesi şart" açıklamasını yapmışlar ve bu yönde gerçekçi siyasi adımlar atmışlardır. Antalya’daki ilk toplantıdan beri oluşumu devam eden Suriye Ulusal Konseyi’nin kuruluşu nihayet 2 Ekim 2011 tarihinde resmen ilan edilmiştir. Suriye Ulusal Konsey’i yapısında farklı grupları da barındırdığından kendisinden sonra oluşacak diğer çatı birleşimlerden daha farklı bir öneme sahiptir çünkü muhalefetin tamamından kesimler SUK’da söz sahibidir. Konseyde Arap aşiretler, Kürtler, Müslüman Kardeşler, liberaller, 
sosyalistler, gençlik örgütleri ve Asurîlerden oluşmaktadır. SUK’u oluşturan üç temel organ bulunmaktadır. Bunlardan ilki 190üyeli genel kuruldur. Bu yapı bir nevi meclis gibidir. Bunun yanı sıra 7 kişilik bir icra komitesi bulunmaktadır. Bu komite genel kuruldan aldığı yetkiye dayanarak onun adına hareket etmektedir ve yürütme işlevini üstlenmektedir denilebilir. İcra Komitesi’nde Arap aşiretleri, liberalleri, Müslüman Kardeşleri, Kürtleri, Bağımsızları, Asurîleri ve Suriye’deki devrimci grupları temsilen birer kişi bulunacaktır. 

Heyetin başkanı da dönüşümlü olarak değişecektir. Ayrıca 29 üyeli bir sekreterlik bulunmaktadır. (Karam, 2011) 

Burhan Galyun14, “tüm ülkelerin Suriye muhalefeti ile ilişkilerini koordine edecekleri organın Suriye Ulusal Konseyi” olduğunu belirtmiştir. (Orhan, Suriye Ulusal Konseyi: Kuruluş, Yapı ve Bundan Sonrası, 2011) Bu siyasi oluşumun ardından Suriye’de devam eden hadiseler için uluslararası arenada görüşmeler yapılmıştır. Sonrasında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Suriye yönetimine yaptırım uygulama konusu 4 Ekim 2011’de oylanmıştır. Bu 
oylamadan Rusya ve Çin tarafından veto kararı çıkmakla beraber, Türkiye ise Suriye’deki yaşananlar sonrasında tek taraflı yaptırım kararı aldı ve Hatay’da savaş tatbikatı yapılacağını açıkladı. Diğer yandan, “Arap Birliği’nin Suriye’ye yönelik ilk ciddi girişimi 16 Ekim 2011 tarihinde Mısır’da toplanan Arap Birliği Dışişleri Bakanları toplantısıdır. Suriye’nin üyeliğinin askıya alınması beklentileri altında gerçekleşen toplantıda bu yönde bir karar alınmasa da, Suriye’ye önemli mesajlar verilmiştir. Esed yönetimine biran önce şiddeti ve ölümleri durdurması çağrısında bulunan Arap Birliği, 15 gün içerisinde Suriye’de yönetim ile 
muhalefet arasında Arap Birliği gözetiminde ulusal diyalogun başlatılmasını talep etmiştir.” (Küçükkeleş, 2012) Ayrıca Arap Birliği’nin aldığı bu tutum uluslararası camiada Suriye konusunda o dönem yalnız kalan Türkiye açısından da olumlu karşılanan bir gelişmedir. Bunu takiben 26 Aralık’ta Şam’a 30 kişilik bir izleme heyeti gitmiştir. 22 Ocak 2012’de Arap Birliği yaptığı gözlemler sonucu Esed’e yönetimi yardımcısına devredip çekilmesi yönünde bir çağrıda bulunmuştur ayrıca şiddetin artarak devam etmesi ve uyarıların dikkate alınmamasının bir sonucu olarak Arap Birliği Ocak ayının sonunda gözlemlerini durdurma 
kararı almıştır. İlerleyen günlerde ABD ve İngiltere’nin Şam Büyükelçiliklerini kapatması, Suriye’de görev yapan iki gazetecinin15 Humus bombardımanında hayatını kaybetmesi hadiseleri yaşanmıştır. 

Olaylar Suriye iç siyasetinin bir sorunu olmaktan çıkıp giderek girift bir uluslararası problem olmaya doğru yol alıyordu. Bu aşamada 23 Şubat 2012’de Kofi Annan Suriye özel temsilcisi olarak BM tarafından görevlendirilmiştir. (Jazeera, 2012) BM, Annan’ı atamasının ardından Suriye’deki insan hakları ihlallerinin masaya yatırılacağını ve Annan’a yardımcı olarak Arap 
Birliği’nden bir üyenin eşlik edeceğini duyurmuştu. Bu arada Suriye’de, Esed rejiminin muhaliflere yönelik sert müdahalesi ve yaşanan insani kriz ‘Suriye Dostları’ konferansıyla masaya yatırılacak ve bu toplantıda Çin ve Rusya dışında 68 ülke temsilcisi de yer alacaktı. (CNN Türk, 2012) Tunus’ta yapılan konferansın ikincisi ise Türkiye’de yapılmak isteniyordu Suriye Muhalefetinin siyasi oluşumu desteklerle devam ederken BM tarafından görevlendirilen Kofi Annan 10 Mart 2012 ’de Esed’le yaptığı görüşmede 6 maddelik bir plan 
sunmuştur. (BBC Türkçe, 2012) Mart ayının sonunda Türkiye Şam’daki elçiliğinin görevini askıya aldığı açıklamasını yaptı. Bunu takip eden günlerde Suriye’de Annan planı kabul edildiği duyurusunda bulunmuştur. 1 Nisan 2012’de İstanbul’da gerçekleşmiştir. “Dostlar Grubu; aralarında Birleşmiş Milletler, Arap Ligi, Avrupa Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı, Körfez İşbirliği Teşkilatı ve Afrika Birliği temsilcilerinin de bulunduğu toplam 83 ülke ve uluslararası örgütten katılım sağlanmıştır.” (TC Dışişleri Bakanlığı, 2012) Toplantıda, uluslar arası çapta sergilenen çabalara ve girişimlere karşın Suriye’de şiddetin devam etmesi konusu konuşulmuş ve bunun üzerine yeni çözümler irdelenmiştir. İstanbul’da düzenlenen Dostlar Konferansında, Tunus’taki toplantıda da konuşulmuş temel konular üzerine bir misak belirlenmiştir. 

Yeni Suriye’nin temelleri ilk defa Misak’la birlikte ortaya konmaktadır. Dostlar Grubu, Suriye muhalefetinin, Suriye halkının tüm vatandaşlarının aidiyet, etnisite, inanç ve cinsiyetlerinden bağımsız olarak insan hakları ve temel özgürlüklerden istifade edeceğini açıkça belirten Misak’ta öngördüğü özgür ve bağımsız Suriye ortak vizyonuna desteğini ifade etmiştir. Ayrıca bu toplantıya katılanlar Suriye’deki muhaliflere rejimin baskı ve şiddetine karşı direnişte destek olduklarını da belirtmişlerdir. Ülkelerin Şam Büyükelçiliklerini geri 
çağırması gibi yaptırımların da Tunus’taki ilk konferanstan bu yana bir tepki şeklinde devam edeceği de ifade edilmiştir. Bu anlamda toplantıda bir yandan Suriye’deki muhalefetin desteklenmesi diğer yandansa Suriye’deki yönetimin bu baskıcı tutumdan vazgeçmesi adına yaptırım gücü yüksek diplomatik çabaların da süreceği görülmektedir. 

Konferansın ertesi günü Annan Planı takvimi açıklanmıştır ki bu 6 maddelik plan şöyledir: Suriye yönetimi, “halkın meşru istek ve kaygılarına yanıt vermek için başlatılacak olan ve Suriyelilerin liderlik edeceği kapsamlı siyasi süreç” için Annan’la işbirliği içinde çalışmayı, sivil bölgedeki askeri hareketliliği ve ağır silahların kullanılmasını derhal durduracağını taahhüt etmekte ve Suriye yönetimi bu planla, insani yardımın iletilmesi ve yaralıların tahliye edilmesi için günlük iki saatlik “insani duraklama” kabul etmektedir. Yönetim bu planı kabul 
ettiği taktirde “keyfi tutuklamaların serbest bırakılma hızını ve kapsamını” ve bu kişilerin tutulduğu yerlerin bir listesini sunmayı bu planla taahhüt etmektedir. Aynı zamanda ülke genelinde gazeteciler için hareket özgürlüğünü sağlamayı ve “ayrımcı olmayan bir vize politikası uygulamayı ve “yasalarca garantilenen çerçevede toplanma özgürlüğü ve barışçıl gösteri” yapma hakkına saygı duyacağının garantisini vermektedir. Annan, Suriye yönetiminden istediği bu taahhütlerin yanında Suriye’deki muhaliflerden de sivillerin yaşamını kaybetmemesi için taleplerde bulunmuştur. BM’nin bu girişiminin ardından 
Annan’ın Suriye’de ateşkes için verdiği tarih olan 12 Nisan günü sokakta şiddet devam ediyordu. Mayıs ayının sonlarına doğru şebbihaların Hula’ya yaptığı saldırıda içinde çocukların da bulunduğu 110 sivil hayatını kaybetmiştir. Haziran ayında BM Genel Sekreter Yardımcısı Ladsous, Suriye’de yaşananın bir “iç savaş” olduğunu belirtti. (Haberler, 2015) 

Tarih, Haziran ayının 22’sine geldiğinde Suriye’de askeri güçler, Malatya’dan havalanan F4E Phantom tipi Türk uçağını vurdu. (CNN Türk, 2012) Uçak, Akdeniz açıklarında kaybolurken, Türkiye de angajman kurallarını değiştirip, saldırıya karşılık vermiştir. 30 Haziran Cenevre konferansı BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleri İngiltere, ABD, Rusya, Çin ve Fransa'nın yanı sıra Irak, Kuveyt, Katar ve Türkiye'nin dışişleri bakanları ve AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton ile BM Genel Sekreteri Ban Kimoon katılımıyla gerçekleşmiştir. (Al Jazeera, 2014) Kofi Annan, yaptığı konuşmada, Suriye’de hem Devlet Başkanı Esed yanlıları, hem de muhaliflerin katılımıyla 
kurulacak bir geçiş hükümeti kurulmasını önerdi. Koşullar nedeniyle Suriye’de bir geçiş hükümeti kurma fikri hayata geçememiştir. 25 Temmuz 2012’de Türkiye, Suriye sınır kapılarını kapattı ve mülteci girişini durdurdu. Ağustos ayında Annan, Suriye’deki görevini bıraktığını açıkladı. Suriye’de iç savaşın dış ilişkilere yansımaları devam ederken Türkiye, NATO’dan savunma amaçlı Suriye sınırına ‘patriot’ yerleştirmesi talebinde bulundu. 

Tüm bu hadiseler eşliğinde, Suriyeli Türkmenlerin siyasi hayata Suriye iç savaşı sonrası katılması sonunda hem askeri hem siyasi düşünceler ortaya atılıp değerlendirilmeye başlanmıştı. Türkmen iş adamları, önderleri-tahsil sahibi insanlar-bir araya gelerek ‘ne yapabiliriz’ arayışında bulunmuşlardır. 2012 Aralık’ta İstanbul’da büyük bir toplantı düzenlendi Türkiye’nin de desteğiyle ve Suriye’nin muhtelif yerlerinden 1200 Suriyeli Türkmen katılım göstermişti. Bu toplantıdan çıkan ortak karar ‘bizim bir meclisimiz olsun’ idi. Bu toplantı öncesinde Türkiye ile yapılan küçük temaslar da bu fikrin oluşmasında bir 
adım oluşturmuştur. Bu toplantıdan ortaya iki oluşum çıkmıştır ki bunlar Suriye Demokratik Türkmen Hareketi ve Suriye Türkmen Kitlesi’dir. Bu kuruluşlara dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve yine dönem başbakanı Erdoğan ile dönem Dış işleri Bakanı Davutoğlu destek vermiş ve neticesinde Suriye Türkmen Meclisi’ne giden siyasi yol açılmıştır. İkinci toplantı yine Türkiye’de ancak bu sefer dönemin başbakanı Erdoğan’ın da katılımıyla gerçekleştirildi. Bu toplantıda Suriye siyasi faaliyetinde ilk Türkmen demokratik faaliyeti gerçekleşti ve aşağıda ayrıntılı ele alınacak olan Suriye Türkmen Meclisi kuruldu. Kuruluşundan bu yana Suriye’de Türkmenler tıpkı Arap Baharından etkilenen tüm Ortadoğu ülkeleri gibi çeşitli aşamalar kaydetmiştir. 


Suriye Türkmen Meclisi, 29 Mart 2013’te dönemin Başbakanı Erdoğan veDışişleri Bakanı Davutoğlu’nun katılımıyla Ankara’da kurulmuştur. Çoğunluğu Suriye’den gelen 400 Türkmen temsilcinin katılımıyla seçim yaparak kendi meclis üyelerini seçmişlerdir. 9-10 Mayıs’ta düzenlenen Meclisin II. Genel Kurul toplantısında Türkiye devlet erkânının ileri gelenleri bulunmaktaydı. Bu toplantıya Suriye’deki Türkmenlerin yanı sıra Lübnan’dan da Türkmenler katılım göstermişlerdir. Genel Kuruldan sonuç olarak 42 kişinin oluşturduğu bir meclis, 13 kişilik bir yürütme organı, başkan ve yardımcı seçilmiştir. Suriye Türkmen Meclisi’nde seçimle belirlenen ilk Başkan Samir Hafez’dir. Ondan sonraki başkan ise yine seçilerek gelmiş olup ismi Fayez Amro’dur ve son olarak hala başkanlık koltuğunda oturan isim ise Abdurrahman Mustafa’dır. 

Suriye’deki kaos halinin sürekliliğini koruması uluslararası çabaların da ertelenmesine neden oldu nitekim 2013 yılında yapılması planlanan Cenevre II görüşmeleri de ertelenmiştir. Cenevre II görüşmeleri, bölgedeki iki süper gücün işbirliği diplomatik işbirliği yapması ihtimaline dayanmaktaydı. Suriye’deki durum üzerine ihtilaflı görüşler bulunmaktaydı. Kimi ülkeler rejimin kalıp yönetimin değişmesini kimi ülkeler ise rejimin ve yönetimin tamamen 
değişmesini ve ayrıca bazı ülkeler ve gruplar da ülkede federatif yapının olmasının gerekliliğini savunuyorlardı. Ülkede hayatını kaybeden sivillerin sayısı hızla artmaktaydı. 22 
Ocak’ta açılış toplantısı yapılan Montrö’deki görüşmelere 39 ülke katılmıştır. Toplantının gerçekleştiği günün hemen öncesinde uluslararası basında Suriye’de Esed tarafından işkenceyle öldürülen sivillerin fotoğrafları yer kaplamıştır. Cenevre II konferansında yapılan görüşmeler tarafların birbirleriyle uyuşmadan yana olmayışı sebebiyle kilitlenmiştir. 

Suriye Türkmenleri için Cenevre II görüşmelerinin bir önemi vardır o da şu ki “Türkmenler, Suriye’de sorun çözücü aktörlerden biri” olarak yer almıştır. Suriye’de iç savaşın bilançosu çok ağırdı ve bu hemen çözülebilecek bir problem gibi gözükmüyordu. Tarafların değişmez ve keskin talepleri yapılan konferans larla bir araya getirilmeye çalışılıyor ancak çoğu zaman başarıyla sonuçlanamıyor du. Suriye’de gerçekleşen 150 bine yakın insanın ölümü, 7 milyon 
insanın Suriye’de yer değiştirmesi, 3 milyona yakın Suriyelininse komşu ülkelere sığınarak mülteci konumunda olmasıyla sonuçlanmıştır. 


2.5 IŞİD ( DAEŞ ) 16 Sonrası Süreçte Türkmen Hareketlenmesi IŞİD’in ortaya çıkışı ABD’nin Irak’a askeri müdahalede bulunduğu 2000 li yılların başlarına dayanmaktadır. Bin Ladin ile yükselen radikalizm ve duyurdukları ‘cihad’ anlayışı yeni bir boyutun kapılarını açmıştı. (Acun, 2014) Sünni grupların Ez-Zerkavi liderliğinde El-Kaide bünyesinde gerçekleşmiş olması IŞİD’e giden süreci beslemiştir. Saddam’ın düşmesi, Irak’ta askeri gücün dağıtılması da güvenlik açığını beraberinde getirmiştir. Tam da bu süreçte Irak’ta ABD güçlerine karşı ciddi anlamda bir direniş de sergilenmekteydi. Afganistan’daki El-Kaide ile Irak’ta bulunan Ez-Zerkavi’nin kurduğu “Cemaat et-Tevhid ve’l Cihad” grubu 
iletişime geçmiş ve birlikte hareket etmeye başlamışlardır. Geliştirdikleri cihad anlayışına Irak’ta yüzlerce savaşan bulmuşlardır ve bu durum Irak El-Kaidesi elini güçlendirmişti. EzZarkavi’nin ölüp yerine El-Muhaciri’nin gelmesinin ardından Irak’ta Şii unsurlar da yapı içerisinde sayılarını arttırmıştır tıpkı toplumda Şii unsurun artış göstermesi gibi silahlı yapılanmada da bu durum paralel ilerlemekteydi. El-Muhacir, Irak’taki birkaç grubu da bir araya getirerek 2006 yılında Irak İslam Devletinin kurulduğunu ilan etmiştir. 

Kurdukları ‘devletin’ başkanlığına El-Bağdadi getirilmiş ve El-Muhacir ise Savaş Bakanı olmuştur. Geliştirilen Bush stratejileri ve bölgedeki “Sahva Konseyleri”17 sonrasında Irak İslam Devleti dışındaki silahlı güçler silahlarını bırakmışlar ve bu Irak İslam Devleti’nin Irak tabanındaki insanlara karşı tutumunu da sertleştirmiştir. Bu süreç sonrasında geliştirilen yeni stratejiler ve finansal kaynaklar, eski Baas askerlerinin IİD askeri kadrosuna katılmasıyla örgüt yeniden güç toplamıştır. ABD güçlerinin Irak’ı terk etmesi ve eş zamanlı Arap baharının Suriye’ye yansımış olması durumu IİD’i etkilemiştir. El Bağdadi’ nin direktifleri üzerine Suriye’ye IİD’den savaşan birlikler Suriye’ye gitti, bu vesileyle Suriye’de kurulan El-Kaide bağlantılı gruba ise “Nusret Cephesi”18 adı verildi. Lideri ise IİD’in kuruluşundan bu yana Irak’ta savaşan El-Cevlan idi. Suriye’deki yapılanma kısa zamanda büyük bir üne kavuşmuştur. 

Hem dünyada hem bölgede büyük bir üne kavuşan Nusret Cephesi’nin kapatılmasını IİD kendisi El-Cevlani’ye iletmişti ancak tüm olay bundan sonra başlamıştır zira IİD’in bu isteği geri çevrilmiştir. Bu hadisenin sonrasında IİD adına El-Bağdadi için Suriye’de biat toplanmaya başlanmış ve El-Bağdadi Suriye’ye gelerek 3 Ocak 2014 IŞİD’i kurduğunu ilan etmiştir. Bölgedeki aykırılığını kurulduğundan itibaren sergileyen IŞİD’e ve Nusret Cephesi’ne hakemlerce yapılan “Suriye’de yeniden birlikte hareket edelim” çağrısı Nusret 

Cephesi tarafından kabul edildiyse de IŞİD tarafından reddedilmiştir. IŞİD kendini bir devlet olarak görmekte ve bölgedeki diğer ülkelerin kabul etmediği kendine ait bir ‘ şeriat mahkemesi ’ bulundurmaktadır. IŞİD hatta bölgedeki diğer muhaliflere de kendi kuralları çerçevesinde tutuklamalar ve infazlar gerçekleştirmektedir. 

Türkmenler, ÖSO, PYD, YPG, Nusret Cephesi ve IŞİD ile Esed güçleri; aslında durum cümle içinde yazarken bile çok karmaşık ancak muhalif grupların isteği büyük anlamda “değişim”di. 

IŞİD’in ortaya çıkışı dünya kamuoyu gibi hatta en çok Ortadoğu’yu etkilemek tedir. Türkmenler bu safhada hem IŞİD hem Esed rejimi hem Lübnan Hizbullahı hem DHKPC ile ve sonraları da Rusya ile savaşmaktaydı. Görüştüğüm Suriye Türkmenlerinin bana söylediğine göre “Bu can Allah’a teslim bu vücut bu dünyaya kalsa bile bir şey olmaz” düşüncesi hakim. Muhalif Suriye Türkmenleri nin İslami ögelere bağlı olduğu bir gerçektir ancak IŞİD gibi bir yapılanma vaad etmediği de aşikardır çünkü Türkmenler kurdukları Suriye Türkmen Meclisi’nde çoğunluğa göre üye seçmekte ve yine katılımcıların oylamasıyla başkanlık seçimi yapmaktadırlar. 

DİPNOTLAR;

11 Ülkede Arap Baharı etkisiyle başlayan rejim karşıtı çatışmalar Irak El Kaidesi’ni harekete geçirdi. Esad’in operasyonundan kaçıp Irak’a sığınan Suriyeli El Kaideciler bir bir geri dönmeye, muhaliflerle saf tutmaya 
başladı (Habertürk, 2014) 
12 Suriyeli muhaliflerin Arap Baharının Suriye nitelendirmesi çünkü onlara göre yapılan devrimdir. Arap Baharı akademik değerlendirmelerdeki sıfatıdır. 
13 Suriye’de kurulan Türkmen silahlı oluşum 
14 Suriye Ulusal Konseyinin kurulmasında ve ilk başkanlığında görev yapan isim aynı zamanda sosyoloji eğitimi almış Suriyeli bir Siyasetçidir. 
15 Marie Colvin ve Remi Ochlik 
16 Irak ve Şam İslam Devleti; Arapça telaffuzuyla ise 'dawlat al-ıslamiyah f’al-ıraq wa belaad al-sham' 
17 Arapçada uyanış anlamına gelir. Aynı zamanda ırak'ta el kaide'ye karşı, sünni arap aşiretleri tarafından 2006'da kurulan güçlere verilen addır. 
18 Asıl adı Cebhet’un Nusra li Ehli’şŞam fi-Sahat’il Cihad’dır. 



***