29 Ekim 2016 Cumartesi

Nice Saldırısı






Nice Saldırısı



Terörizm ve Terörizmle Mücadele;
Yazar: Abdullah Ağar
15 TEMMUZ 2016  CUMA


En az 84 can kaybı, 100’den fazla yaralı!

Artık dünya IŞİD'le mücadelenin yanlış yapıldığını görmek zorunda. Kavramsal doğruluk üretmeyen bu mücadele, taktik sahada IŞİD'i küçültür görünürken dünyanın dört bir yanına ve insanlığın geleceğine IŞİD kanserini yayıyor.

Artık sadece Nice değil, insanlığın geleceği, özgürlük, insanlığın üretebildiği en ideal yönetim biçimi Cumhuriyet ve Demokrasi hedef alınıyor. Musul’dan başını gösteren radikal terör, süper güçlerin nükleer silahları üzerinden rekabete giriştiği bir soğuk savaşa dönüşüyor. Ya sonra gerçek bir savaşa evrilirse?

Bu saldırı, terörün küresel ve gelecek aklıdır. Dünya’nın IŞİD üzerinden yaşadığı derin karmaşanın yeni bir versiyonu ile karşı karşıyayız. Can kaybının temel nedeni kamyon. Bu yeni bir metot. Kamyonun hızından, ağırlığından ve kütlesinden yararlanan terör, masum insanları ezerken, başka neler yapabileceğini de ispatlamak istiyor. Bugün kamyon, yarın bir başka eşya, bir başka makine. Ve aklın sınırlarını zorlayacak diğer metotlar. Şu ana kadar Avrupa’da ağırlıklı olarak silah mühimmat ve patlayıcı kullanarak eylem gerçekleştiren Radikal İslamcı Terör Örgütü’nün kullandığı bu metot, terörün inisiyatiflerinin bir ispatı.

Neden Fransa?

IŞİD’in Fransa’yı hedef olmasının, sahadan üreyen olası gerekçeleri şunlar:

- Fransa, en başından beri koalisyonun etkin bir parçası.

- Paris saldırısından hemen sonra Fransa’nın De Gaulle uçak gemisini Akdeniz’e göndermesi ve IŞİD’e karşı kullanması.

- Başta Ayn el Arap (Kobani)’de Suriye’de üs açması ve lejyonerlerini YPG safında IŞİD’e karşı kullanması.

- IŞİD’in canını fazlasıyla yakan ve zırh kabiliyetini azaltan güdümlü tanksavar füzelerin (Milan’ların) iki üreticisinden ve bölgeye gönderenlerden birinin Fransa olması.

- IŞİD’e karşı kullanılmak üzere, başta Peşmergeler olmak üzere bölgeye diğer silah, mühimmat ve askeri malzemeler transfer etmesi.

- Bir başka detay ise IŞİD’i manipüle eden bir istihbarat servisinin Fransa üzerine olası hesabı (Ve bu konu üst düzey istihbaratın ve verinin konusu.) Neden Avrupa’da ısrarla Fransa? Saldırının, IŞİD ve manyağı üzerinden gerçekleştirilen küresel rekabetin bir türevi olması söz konusu.

- IŞİD’in Fransa üzerinde terör eylemi yapma imkan ve kabiliyeti.

- IŞİD’in Fransa’da beslendiği taban ve bu tabanın IŞİD adına eylem yapma kararlılığı.

- Fransa’nın stratejik, ulusal ve küresel yaptıklarıyla-yapmadıklarıdır aslında temel neden.

Özellikle Fransa’ya yoğun göç vermiş ve genel olarak Marok olarak anılan Afrika kökenli ‘IŞİD’in istismar edebildiği’ Müslümanların Fransa’daki travmatik varlığı ve bu kitlenin hafızasında halen yaşayan Cezayir gerçeği.

“Ne yazık ki” Batı toplumunun kendisinden olmayanları ötekileştirme-marjinalleştirme-radikalleştirme ve terörize olmasına neden olan refleksi.

Sosyolojik olarak; yaşadığı toplumda ötekileşen insanların bir kısmi marjinalleşiyor. Marjinalleşenlerin bir kısmı radikalleşiyor. Radikalleşenlerin bir kısmı da eylem kararlılığı üreten teröriste dönüşüyor.

Bugün IŞİD özellikle Irak ve Suriye alanlarında taktiksel olarak küçülürken (Elindeki toprakların ve silahlı terörist varlığının yaklaşık % 25’ini kaybetmiş olmasına rağmen % 75’le varlığını devam ettiriyor.)

Buralarda küçülürken, diğer alanlarda büyüyor. Şu an Libya (Derme-Sirte), Nijerya (Boka Haram merkezli Afrika), Afganistan-Pakistan ve Mısır Sina Cebeli Halil bölgelerinde toprak kazanımlı alanları ile, adına terör üreten yüzleri aşan radikal kökenli örgütün biatı söz konusu.

Küçülürken başka yerlerde büyüyor.

Hem de kavramlarıyla!

Peki neden IŞİD ile IŞİD’e destek veren taban arasındaki bağ kopmuyor?

Bu IŞİD’in, daha doğrusu IŞİD’le mücadele edenlerin kimliğinde ve mücadele edişlerinin formülünde gizli. IŞİD, dinsel bir terminolojiyi kullanarak TAGUT, RAFİZİ, PEŞŞEYTAN, ATEİST ÇETELER ve KAFİR olarak tanımladığı güçlerle mücadele ediyor. Toplumsal tabanı bu kavramlar üzerinden buluyor. Bir yandan da hedef kitlenin zafiyetlerini istismar ediyor.

Ölümler üzerinden yaşanan travmaları (Irak-İran savaşı, 91 körfez savaşı, 91 savaşı ile 2003 işgali arasında açlıktan ve hastalıktan ölen çocuklar, 2003 işgali, işgal içinde yaşanan mezhepsel kırılma ve iç savaş, Musul ve sonrası), cehaleti (başta dinsel), yokluğu, açlığı ve sefaleti, mezhepsel kırılmayı, üreyen düşmanlıkları, devletlere olan inançsızlıkları ve güvensizlikleri, üremiş öfkeleri-hırsları-nefretleri-ihtirasları-intikam duygularını, alt seviyedeki yaşam koşullarını, sefaleti, açlığı, yaşama dair ümitsizliği kullanıyor ve başta cennet olmak üzere vaatler veriyor.

IŞİD’le Mücadelede Kavramsal Zafiyet

IŞİD’le mücadele hep askeri düzeyde kaldı. Üstüne IŞİD’e karşı yapılan bu hamle Ortadoğu’daki yeni dizaynın temel bir parametresini oluşturdu. Vekalet örgütleri üzerinden bir menfaat, güç, pastadan pay kapma ve hakimiyet kavgasına dönüştü. Bugün artık insanlık (gerçekten böyle bir niyet varsa) IŞİD’le kavramsal bir doğruluk üzerinden mücadele etmek zorunda.Eğer insanlık bugün IŞİD ile taban tuttuğu/tutacağı kitle arasına bir yalıtkan yerleştiremezse IŞİD küreye ve insanlığın geleceğine sıçrayacak.

Zorunluluğun bir diğer paydası da IŞİD’in istismar ettiği o zafiyetleri ortadan kaldırmak. Kavramsal mücadele ve haklılık ile bu mücadeleyi kimlerin ve nasıl yapacağı ise temel sorundur.


http://www.21yyte.org/tr/arastirma/terorizm-ve-terorizmle-mucadele/2016/07/15/8472/nice-saldirisi

Mehmetçiklerin “Gayret Sektörlerindeki” Mücadelesi: Dağlardan Notlar ve Ele Geçen Silahların Kısa Analizi:





Mehmetçiklerin “Gayret Sektörlerindeki” Mücadelesi: Dağlardan Notlar ve Ele 
Geçen Silahların Kısa Analizi:


Yazar: Abdullah Ağar
12 Ekim 2016 Çarşamba


Gece 03.30’da helikopterlerle doçkalarının üzerine inerek başlayan Çukurca Çağlayan bölgesindeki Han tepe- Seni Tepe – Dağbaşı Tepe ve Kale Tepe operasyonları genişleyerek devam ediyor. Sadece bu bölgede şu ana kadar PKK’nın dağ kadrosundan 267 terörist ölü olarak ele geçirildi.

Bu rakamlara PKK’lıların çekerek kaçırdıkları ve adı bilinmez yerlere gömdükleri ölü teröristler ve yaralıları dahil değil. Yapılan arazi aramalarında ‘kurda kuşa yem’ kaya yarıklarına sokuşturulmuş, uçurumlardan atılmış, 30-40 santim kazılan çukurlara gömülmüş teröristlere rastlanıyor.

Irak’a kaçırdıkları yaralı teröristler de bu rakamlara dahil değil, bu yaralılardan sonradan ölenler de...

Üreyen bu operasyon sonuçlarıyla PKK’nın varlık-iddia-güç ve propagandasını dayandırdığı DAĞ KADROSUNUN çok büyük bir darbe aldığı, moral çöküntüsüne girdiği, kış tertiplenmesine istediği gibi geçemediği ve bölge insanı üzerinde arzu ettiği baskı ve tehdidi tam oluşturamadığı anlaşılıyor.

Bugün itibariyle sadece Hakkari bölgesinde ölü ele geçirilen Dağ kadrosu terörist sayısı 387’ye ulaşmış durumda...

4 Ekim’de 2nci safhası başlayan Çağlayan bölgesi operasyonları Çilekli Tepe’ye (Kale Tepe ve Dağbaşı Tepe’nin güneybatısında) ve doğu uzanımındaki Kovan Tepe – Zengil Tepe –Handana Tepe bölgelerine doğru genişledi. Burada da komandolar tespit ettikleri temas sağladıkları teröristleri vurdu.

Burası Güven Dağının batıya uzanımında.

Bu operasyonlar sırasında Başyılan Murat Karayılan’ın PKK telsiz çevrimlerine girip konuştuğu tespit edildi. Bu konuşmalardan biri oldukça ilginç: “Oraları da kaybederseniz bölgedeki bütün kış tertiplenmeniz berbat olur.”

Kaybettiler.

PKK’lı teröristler ise, pek çok kereler “Mühimmatımız, yiyeceğimiz kalmadı” tarzında feveranlarda bulundular. (Ki bu konuşmalar, PKK’lıların telsiz çevrimlerinde öyle kolay kolay kullanmaya cesaret edebildikleri cümleler değil.)

Dağlardan Kısa Notlar:

PKK’nın IŞİD (DAİŞ-İLTÖ)’le savaşacağız yalanıyla yanına çektiği BİR İRANLI Mehmetçik’e dağda teslim oldu.

Kurduğu cümle ilginç:

Beni DAAŞ’la savaşacağız diye İran’da kandırdılar, buraya getirdiler.

Bu arada üç gün önce mühimmatlarıyla birlikte ele geçirilen 120’lik havan, Amerikan malı.

Mühimmatları gün yüzü görmemiş, pırıl pırıl.

Hadi PKK’nın elindeki ‘MENŞEİ BELLİ - VERENİ BELİRSİZ (!)’ Doğu Bloğu kökenli sofistike ve ağır silah sistemlerini (güdümlü uçaksavar-cornet ve tanksavar füzeleri-SA serisi ile doçkaları) anlıyoruz da, bunlar biraz (!) ayıp olmuyor mu?

Havan zaten çok etkili, bir de raylı sistem, dağın içinden. (Foto 1, 2, 3)

Bir de bu ve benzer havanları, hemen her gece sınırın öte yanına kurup dağlarındaki üs bölgelerimizi ateşe tutuyorlar. Peki, Mehmetçik’leri şehit eden küçük, ama çok etkili Amerikan yapımı el bombalarına ne demeli?

PKK’lı teröristler bir de bunları çorapla ya da sapanla çok daha uzağa atabiliyorlar.

Suriye ve Irak’taki Kızılderililerden (!) öğrenilen tam bir uzun bacaklı taktiği.

Hemen aklıma gerçek Kızılderililerin bir atasözü geliveriyor: “Eğer bir nehirde iki balık kavga ediyorsa, bilin ki oradan az önce uzun bacaklı bir İngiliz geçmiştir.”

Uzun bacaklı deyince, bu seferde aklıma Irak kabinesinde İngiliz pasaportu taşıyan en az 10 Iraklı bakan geliyor. Bir de İran-ABD ve İngiltere etkisi ve güdümündeki Irak Temsilciler Meclisinin aldığı Başika kararı.

Mehmetçik bu el bombalarından yüzlercesini ele geçirdi. Tabii bir o kadarını da tepesine yedi. (foto 4, 5, 6)

Bir de Drone meselesi var. Bizim Mehmetçikler dronelarını dağda tek tek uçurabilirken, PKK, 5 dronu aynı ayda uçurabiliyor. Hem de tek bir kumandayla. Bu sistemin Suriye ve Irak’ta görev yapan ABD Özel Kuvvetlerinin elinde olduğu biliniyor.

Acaba mı desem, acaba!

Ha, unutmadan fotoğraftaki bu arkadaş da günün sürprizi.

Fotoğraftan anlaşıldığı kadarıyla SİYAHİ BİR PKK’lı.

Mehmetçik Kale Tepe’nin eteklerine sermiş. Meskun mahal çatışmalarındaki yabancı uyruklu keskin nişancılardan sonra, bu da ilginç bir ölü terörist.

Bu teröristin ifşa olmaması için bizzat Başyılan Karayılan ile yavru yılan Fehmi Atalay’ın kesin talimat verdiği söyleniyor. Bu teröristin cesedini kaçırmak için teröristler, pek çok kere hamle yapmışlar. Ancak başarılı olamamışlar. Almaya gelenler de Siyahi Teröristin yanında kalakalmışlar! (foto 7)

Bir de fotoğraflarda görülen anti personel İtalyan mayınları eskilerinden çok farklı. Geçmiş yıllarda ele geçen İtalyanlar topuk kopartan cinsiydi, genellikle tek bir Mehmetçik’i şehit ediyordu. Bu İtalyan antipersonel mayınlar patladığında geniş bir alanı etkiliyor. Doğal olarak da o geniş alanın içindeki bütün Mehmetçikleri! (foto 8)

Bir söz de ele geçen PKK’lıların kimlikleri üzerine:

PKK’lılar kamplarına Yunan tanrısı Apollon’un ismini vermişler.

Marksist-Leninist-Ateist oldukları iddiasından sonra çok tanrılı Eski Yunan ekolüne geçmişler de haberimiz olmamış. (foto 9)

12, 7 mm’lik, 14, 5’luk gövde bölen doçkaları görmeye alışmıştık ya, şu çıkan 23, 5 mm’lik doçka azmanına ne demeli?

Doçka teröristlerin elindeki en etkili yatık mermi yollu uçaksavar silahı. Bir insana geldiği zaman gövdesini ikiye bölebiliyor. 

Bu silahı pek çok dünya ordusu kullanıyor. 

Çukurca operasyonunda ele geçirilen bu silah ise çok özel. 12,7 ya da 14,5 mm’lik terörist uçaksavarlarından çok daha büyük, çok daha etkili. Diğerlerin neredeyse dört katı büyüklüğünde çap çarpanına ve etkisine sahip.

(foto 10)

Ele geçen bu doçka uçaksavar da çok ilginç: Çift namlulu. (foto 11)

Bu çap ve kalibrelerde ‘12,7’lik-14,5’luk-23,5’luk’ onlarca doçka ele geçti.

Ele geçen yüzlerce roketi, bikisiyi, akbikiyi, kaleşi, M-16’yı, onbinlerce mermiyi, tonlarla anlatılan patlayıcıyı, binlerle anlatılan fünyeyi saymıyorum bile.

Özellikle binlerce fünye, BİNLERCE PATLAMA demek. Aynı İstanbul’da, Ankara’da, Antep’te, Diyarbakır’da, Maraş’ta, Elazığ’da, Van’da, Mardin’de, Diyarbakır’da olduğu gibi.
Bu silah şu ana kadar dağda hiç görülmemişti. 102 mm’lik çok namlulu terörist roketatar’ı. (ÇNRA)

Bölge hedeflerine karşı çok etkili. Hedefe oturduğunda çok büyük hasar ve zayiat verdiriyor. Özellikle ayakta olan hedeflere.

Pek çok mühimmatıyla birlikte ele geçirildi. (foto 12)

Buraya kadar geçmişken DSG-YPG’nin elindeki Amerikan Özel Kuvvetlerinin envanterinde bulunan ve PKK’nın Suriye uzantısı DSG-YPG’nin verildiği söylenen FGM-148 Javelin güdümlü tanksavar füze sistemlerine atıfta bulunmakta fayda var. Bu gelişmiş silah sisteminin özelliği parabolik uçuş yapması... Tankı ya da zırhlı/zırhlandırılmış aracı görünen en zayıf yerinden yani tepesinden vuruyor. Fotoğraf Suriye’den, YPG’nin Javalin’le vurduğu zırhlandırılmış bir DAAŞ bombalı aracını vuruşunu gösteriyor. (foto 13)

Öte tarafıyla bu güdümlü tanssavar füzeleriyle ilgili çok önemli bir sorunumuz daha var. Onlar da DSG-YPG’in elinde olan MİLAN tanksavar güdümlü füzeleri. Bu silahlar Fransız-Alman ortak yapımı. Membiç cebinde Fırat Kalkanı harekatını icra eden tanklarımızdan birinin bu silahla YPG tarafından vurulduğu iddia ediliyor. (foto 14)



11 Ekim 2016





































RESİMLER YAZARIMIZ IN FACEBOOK SAYFASINDAN ALINMIŞTIR

https://www.facebook.com/abdullah.agar.14/posts/10154617865753094


Kısaca PKK’nın elindeki Batı Avrupa ve ABD menşeili silah ve mühimmatlar terörle mücadelemizi birebir etkiliyor, Mehmetçiklerimizin şehit ya da gazi olmasına neden oluyor.

DAAŞ’la mücadele gerekçesiyle ya da maske mazeretiyle PKK’nın Suriye ve Irak uzantılarına verilen bu silahlar DAAŞ yerine Mehmetçik’e çevriliyor.

Doğu Bloğu menşeili silahlar onlarca yıldır terör örgütlerinin elinde kendini gösterirken, artık Batı menşeili silahlar da terör örgütlerinin elinde boy gösteriyor.

Hem de gözlerimizin içine baka baka.

Bu silahların envanterinin Batı ülkeleri tarafından çok iyi tutulduğu biliniyor.

Son Söz:

Yasadışı silahlı sol terör örgütü DHKP-C, 12 Mart 2016 tarihinde ‘PKK’lı kızlardan kurulu haremiyle görüntüleri medyaya yansıyan’ Duran Kalkan’ın doktrin babalığında (!) Kandil’de ilan edilen HBDH (‘sözde’ Halkların Birleşik Devrim Hareketi)’ne katılmayı reddetmişti.

Demişti ki DHKP-C; “Marksist-Leninist Anti Emperyalist olduğunu iddia edip de, Emperyalizmin menfaatlerine sonuna kadar hizmet eden PKK’nın kurduğu bu yapıya girmiyoruz.”

DHKP-C yasadışı silahlı sol bir terör örgütü olsa da, doğru söze ne denir?

PKK’nın Maksist-Leninist kılıflı bu sadakati karşılıksız kalmıyor.


http://www.21yyte.org/tr/arastirma/terorizm-ve-terorizmle-mucadele/2016/10/12/8511/mehmetciklerin-gayret-sektorlerindeki-mucadelesi-daglardan-notlar-ve-ele-gecen-silahlarin-kisa-analizi

Buzul Dağlarında Sıcak Temas!



 Buzul Dağlarında Sıcak Temas!



Yazar: Abdullah Ağar
  26 Eylül 2016 Pazartesi



Herkesin hafta sonunu geçirdiği dünkü Pazar öğle vakitlerinde Hakkari bölgesindeki başlayan yeni bir operasyonun haberleri ajanslara düşmeye başladı. Komandolar bu sefer Yüksekova sınırları içinde kalan Buzul (Cilo) dağlarında çatışmaya girmişlerdi. Çatışmanın yaşandığı yer Yüksekova’nın güneybatısındaki Buzul dağı bloğunda yer alan Havillati Dağları Urşe Bölgesi. Uç rakım yani yükseklik 3717 m. Bu dağlar Ağrı’dan sonra Türkiye’nin en yüksek bölgesinde yer alıyor. Temasın sağlandığı ve çatışmaların başladığı saatler 06:30.

Çatışmaların çıktığı bu yükseklik ve zamanı iyi anlamak gerekiyor. Çünkü bunun bir şimdisi bir de çok öncesi var. Komandolar o alana sızmak ve temas sağlayabilmek için sırtlarında en az 30’ar kiloluk silah teçhizat ve mühimmat yüküyle bütün geceyi dağlık arazide kilometrelerce yürüyerek ve bin metreyi aşan rakımları tırmanarak aştılar.

En dayanıklı ve donanımlı dağcıların bile zorlanacağı bir parkur sonrasında ise her şey daha yeni başlıyor. Çünkü bu tırmanma onlar için amaç değil, sadece bir araç. Onlar bütün bu uğraşın sonunda her şeyin daha yeni başlayacağını, bütün bu yorgunluğun üstüne önce temasın sağlaması sonra da teröristlerin çok zor koşullarda imha edilmesi gerektiğini biliyorlar. Gelen bilgilerde temasın sağlandığı ve şu ana kadar 8 teröristin etkisiz hale getirildiği ifade ediliyor.Bu rakamı küçük görenler olabilir. Ama o rakamın o alan için çok büyük bir anlamı var. Özellikle o bölgede çok uzun yıllardır, böyle bir rakam yok. Yakın tarihte bilinen giriş de yok.

PKK’nın en tecrübeli dağ kadrolarının yuvalandığı bu alanda baskın tarzında yapılan bu vuruşun öncelikle PKK’nın moral ve motivasyonu açısından çok önemli bir etki üreteceğini söylemek gerekiyor. Çünkü PKK bütün varlığını, etkisini, moral ve stratejisini bu dağ kadrolarına dayandırıyor. Geçen yıl yaşanan ve cumhuriyet tarihinin en büyük isyan girişimi olan meskun mahal çatışmalarından sonra kırsal ve dağlık alanda varlık iddiası üreten ve bunu ispatlamak için bu alanlar arasında sayısız eylem peşine düşen PKK, şimdi bu alanlarda üst üste ağır darbeler yiyor.

Çizgi romanlarda geçen “Ormanda Fantom on kaplan gücündedir” gibi hayalet hikayelerinden beslenen, kendine müzahir kitleyi ve bölge halkını bu tür Kızılderili taktikleriyle etkilemeye çalışan PKK’nın kurgusu bozuluyor.

Ağustos ortalarında Şemdinli kırsalındaki Ziyaret Tepe – Cami Tepe bölgesinden başlayan ve Oğul – Ağaçdibi bölgelerinde devam eden sürat ve baskın etkisine dayanan operasyonlar dördü doçka uçaksavar olmak üzere sayısız silah, mühimmat ve patlayıcının ele geçirilmesi ve en az 25 dağ kadrosu teröristin etkisiz hale getirilmesiyle sonuçlanmıştı.

Sonra (Eylül başı) Çukurca Çağlayan bölgesinde (Han T.-Seni T.-Kale T. ve Dağbaşı T.) operasyonları yapıldı. Bu operasyon PKK’nın son yıllarda aldığı en büyük darbeyle sonuçlandı. 230 civarında dağ kadrosu terörist imha edilirken, 12,7-14,5-23,5 mm’lik doçka ve ÇNRA’larla birlikte değişik cins ve çapta yüzlerce silah, sayısız mühimmat ve tonlarca patlayıcı ele geçti.

Şimdi 3717 metrenin doğa ve arazi koşullarında yıllardır girilmeyen Buzul Dağı üstündeki Havillati Dağları Urşe Bölgesinde çok sert arazi ve doğa koşullarında çok sert bir operasyon icra ediliyor.

Bu operasyonların temel özelliği PKK’nın Türkiye’deki varlık iddiasının kırılmaya başladığını göstermesidir. Dağ kadroları üzerinden üretilen şehir efsanelerinin birer balon olduğunu ispatlamasıdır.

Bununla birlikte, “Aparat Bir Güç – Bir Vekalet Terör Örgütü” olma özelliği daha yeni yeni anlamaya başladığımız PKK, 15 Temmuz sonrası süreçte çok önemli bir misyon üstlendi.

-   Taktik, operatif, stratejik ve istihbarat konulardan başlayıp,

-   Jeopolitik,

-   Uluslararası güç ve rekabet mücadelesi,

-   Devletin ve güvenlik kuvvetlerinin dengesini ve insicamını bozma,

-   Halkın devletine ve güvenlik kuvvetlerine karşı güvensizlik ve inançsızlık üretmesini sağlama,

-   Şebeke merkezli etki odaklı terör uygulamaları üretme,

-   Darbe girişiminin neden olduğu hassasiyetlerin devamlılığı ve derinleşmesi,

-   FETÖ ile mücadelede konsantrasyonunun bozulması,

-   Karar vericilerin dikkat ve kararlığını azaltma,

-   FETÖ ve DAAŞ (İŞİD) ile asimetrik bir eş güdüm içinde hareket etme,

-   Zihin ve algı terörü yaratma,

-   Kamuoyunda korku-dehşet-endişe-gelecek kaygısı ve belirsizlik yaratma,

-   Etnik ve mezhebi kırılganlık...

gibi pek çok konuda varlık ve etki üretmeye çalıştı.

İşte Şemdinli ve Çukurca Çağlayan bölgesinde dün ve Buzul dağında bugün PKK’ya vurulan darbeler, aslında bu başlıklar altında toplanan o meşumluğa vurulmuştur.

Türkiye’nin varlık yokluk savaşı verdiği, darbe girişiminin neden olduğu hassasiyetleri onarmaya çalıştığı bu dönemde PKK’nın aldığı bu darbeler, taktik operatif ya da stratejik değil bekasal ve kavramsaldır.

Bununla birlikte Buzul dağında operasyonun yapıldığı alan, PKK açısından stratejik bir öneme sahiptir. Bölücü Terör Örgütünün kırsalda, ana ikmal yollarında, bölge halkının üzerinde etki-baskı ve terör üretmesinde; iç bölgeleri desteklemesinde, uyuşturucu ve kaçakçılığa devam edebilmesinde çok önemli bir payı vardır. Ayrıca PKK’nın kış tertiplenmesine geçmeye çalıştığı ve kış aylarında bölge ve insanımız üzerinde üretmeyi amaçladığı etkinin kırılmasında da bu operasyonun değeri büyüktür.

Öte yandan 28 Ağustos’ta Diyarbakır havaalanına yapılan saldırı göz önüne alınarak, Yüksekova havaalanının iniş ve kalkış istikametlerini kontrol eden ve etki üretebilecek bir konum sağlayan bu alana yapılan operasyon, Yüksekova’nın, havaalanının ve uçuş güvenliğinin sağlanması nedeniyle, büyük önem taşımaktadır.

Komandolar Buzul bloğundaki Havillati dağlarındaki mücadelelerinde 3.200 metrelere ulaşmış durumdalar. Havillati Dağlarındaki en yüksek doruk 3.717 metre.

Benim tanıdığım o komandolar o doruktan, öte ufuklara bakmak isteyeceklerdir…



http://www.21yyte.org/tr/arastirma/terorizm-ve-terorizmle-mucadele/2016/09/26/8503/buzul-daglarinda-sicak-temas


Sınır Bölgelerinde Ortaya Çıkan Katyuşa, Grad ve Havan Tehdidi: Bu Tehdide Karşı Dünyada Var Olan CIWS Silah Sistemleri ve Türkiye’nin Olası CIWS Çözümü





Sınır Bölgelerinde Ortaya Çıkan Katyuşa, Grad ve Havan Tehdidi: Bu Tehdide Karşı Dünyada Var Olan CIWS Silah Sistemleri ve Türkiye’nin Olası CIWS Çözümü




Yazar: Abdullah Ağar
03 EKİM 2016 PAZARTESİ


Savunma Bakanı Fikri IŞIK dün CNNTürk’te yaptığı açıklamada, başta Kilis olmak üzere DAİŞ’in Suriye sınırına yakın yerleşim bölgelerine yaptığı Katyuşa, Grad ve Havan saldırılarına karşı milli ve yeni bir savunma sistemi geliştirmekte olduğunu ve sahada test aşamasına gelindiğini açıkladı.

Bu açıklamanın yapıldığı gün içinde DAİŞ, Kilis’e üç roket daha attı. Atılan ve bu roketlerden patlamayan birinin imhası sırasında mühimmatın patlaması sonucu, bomba imha uzmanı polisimiz şehit düştü, iki askerimiz yaralandı. Bu olayla birlikte DAİŞ’in Kilis’e yaptığı saldırı sayısı 100’ü aştı. 18 Ocak’ta başlayan bu saldırılarda hayatını kaybedenlerin “şehit düşenlerin” sayısı 23’e yükseldi. Yaralı sayısı ise 100’ü aşmış durumda...

Bununla birlikte Güneydoğu’daki terörle mücadele alanlarında da benzer tehditlere hemen her gün rastlanıyor. PKK, özellikle sınır hattını tutan üs bölgelerine sürekli havan saldırılarında bulunuyor. Bunların sonuncusunda (1 Ekim Çukurca Dağbaşı Tepe) bir Mehmetçik şehit düştü, 5’i yaralandı. Ayrıca PKK’nın elinde de çok sayıda ÇNRA-Grad ve Katyuşa olduğu biliniyor.

TSK, bu güne kadar bu tür tehditlere karşı elinde var olan hedef yer tespit sistemleriyle (genellikle ANTPQ-36 hedef tespit radarı) saldırının yapıldığı namlu ya da namlu grubunun koordinatlarını tespit etmeye ve elinde mevcut ateş destek ve hava taarruz vasıtalarıyla bunları ateş altına alıp etkisiz hale getirmeye çalıştı.

Ayrıca eylül ayı içerisinde Suriye sınırına yakın bazı bölgelerde 90 km menzilli Amerikan HIMARS (High Mobility Artillery Rocket System - Yüksek Hareket Yetenekli Topçu Roket Sistem)’lerinin devreye girdiği ve kullanılmaya başlandığı görüldü. (Fırtına obüslerinin menzili 40 km.)

Zafiyetler:

DAİŞ’in yaptığı bütün bu saldırılara karşı üç temel zafiyet var:

1-Namludan çıkmış mermi ya da mermi grubuna karşı bir etki üretemiyoruz. Yani elimizdeki hiç bir sistemin havadaki mermiyi vurma/imha imkan ve kabiliyeti yok.

2-Sütre gerisinden yamaç altı ve üzerinden ya da kazılmış mevziiden el yapımı basit ya da standart lançerlerle atılan mermilere karşı yapılan atışlar istenilen etkiyi üretmiyor. (Teröristlerin seçtikleri arazi ve mevzi hazırlıkları nedeniyle)

3-Bir diğer tarafıyla DAİŞ başta (-ki diğer terör örgütlerinin elinde de bu silah sistemlerinden var) bu silah sistemlerini kullanan örgütler, bu mühimmatları hareketli üniteler üzerinden ateşliyor. Yani, ya kundağı motorlu silah sistemi kullanıyorlar ya da pick-up türü dört çekerlerin üzerine monte ediyorlar. Mühimmatı ateşledikten sonra da hemen yer değiştiriyorlar. Böylece üzerine düşecek mermi ya da mermi grubundan kurtulmaya çalışıyorlar.



Temel gereksinim (Birincil Öncelik):

Mühimmatı ateşleyen terörist ünitenin imhası ya da etkisiz hale getirilmesi önem taşısa da, ateşlenen merminin hedefe ya da hedef bölgeye düşmeden imhası çok önem kazanıyor.



Temel Mantık:

Atılan havan, katyuşa, grad benzeri eğik mermi yollu mühimmatın hedef bölgeye düşmeden havada imhası.

BU TEHDİDE KARŞI KULLANILAN SİLAH SİSTEMİ: CIWS
CIWS (CLOSE-IN WEAPON SYSTEMLERİ-ATEŞ DUVARI SİLAH SİSTEMLERİ)

Çoklu döner namlu tabanı ve/veya radar-gps destekli füze destekli bu sistemleri pek çok ülke kendi standartlarında geliştirmiş durumda. Bu sistemler öncelikle savaş gemileri için tasarlanmış ve savaş gemilerine yönelik saldırılara karşı kullanılıyor. Ancak karasal alanlarda da benzer tehditlerin üremesiyle, bu sistemler ihtiyaç duyan ülkeler tarafından (özellikle ABD ve İsrail) karasal alanlara uyarlandı.

Dünyada bu ve benzeri tehditlere karşı, genellikle 20-35 mm çapında, dakikada 4.000-8.000 mermi atabilen ÇOKLU ve DÖNER NAMLU TABANLI SİSTEMLER kullanılıyor. (-ki bununla ilgili etkili ve pratik çözümler çok az. Örn: Phalanx CIWS-ABD)

Bunların füze atanları da var. (Örn: Demir Kubbe-Iron Dome-Barak serisi füzeler-İsrail)

Füze ve çoklu namlu tabanı ortak kullanan sistemler de mevcut. (Örn: Kashtan CIWS-Rusya)

Bu sistemleri şu ana kadar en etkin kullanan ülkeler ABD ve İsrail.

ABD, Irak’ın işgalinde ABD üslerine yapılan eğik mermi yollu (grad-katyuşa-havan) tehditlere karşı Phalanx CIWS’i etkin olarak kullanırken, İsrail Demir Kubbe (Iron Dome) ve Barak serisi GPS destekli füzeleri devreye koydu ve % 80-90 seviyelerinde etki üretti.

Bilinen En Belirgin Örnek 1: Phalanx CIWS (ABD):

Irak’ın işgali sırasında pek çok ABD üssünün bu tür saldırılara maruz kalmasıyla ABD ordusu entegre bir sistemi uygulamaya koydu.

Ardı ardına mızrak atışı ya da mızrak savaşı anlamına gelen Phalanx CIWS (Close-in weapon system) ile etkili bir üs (bölge-alan) savunması üretmeye çalıştı.

Bu sistemin çalışma mantığı şöyle:

Üsse havan, grad, katyuşa ya da benzeri kısa menzilli-eğik mermi yollu silahlarla bir saldırı olduğunda sistem otomatik olarak devreye giriyor.

-Radar ve bilgisayar tabanlı çalışan sistem mühimmatın çıktığı namlu ya da namlu grubunun koordinatları ile merminin uçuş yolunu hemen belirliyor.

-Çoklu namlu tabanlı sistem (Gatling topu) hemen karşı atışa başlıyor ve dakikada attığı ortalama 6 bin mermiyle havada neredeyse ateşten bir duvar örüyor. Gelen mermiyi havada vurmaya-imhaya ve/veya patlama ve paralanmalarla gelen merminin yönünü/yolunu değiştirmeye çalışıyor. (Gatling topu: Değişik çapları bulunan çoklu ve döner namlulu, en seri ve aynı zamanda en güçlü atış yapan, ölümcül bir silah sistemidir. Bildik mitralyözün gelişmiş halidir.)

-Bu arada sistem, üsse atılan merminin çıkış noktasını tespit edip kendi silah sistemlerine koordinatlarını veriyor. Böylece tehdit namlusundan atılan birinci mermi, daha üstlerine düşmeden, topçu, havan ve ÇNRA’lar ile hedef silahın ateş altına alınmasını sağlıyor.

-Sistem tehdidi tespit eder etmez yaptığı sesli (Siren vb.) ikazlarla hedef alanda (şehir-ilçe-köy vb. meskun mahallerde, üste, kışlada) bulunan kişilerin güvenli bir yere sığınması için zaman üretiyor. (Kaynak: IŞİD ve Irak kitabı... A. Ağar)



Bilinen En Belirgin Örnek 2: Kashtan CIWS (Rusya)

Rus menşeili olan bu sistem daha çok gemilerde görülüyor. Birbirine entegre füze ve çok namlu tabanla işleyen sistemin optimum sonuçlar verdiği biliniyor. Ancak karasal alan pratiğiyle ilgili, dahil olduğu bilinen bir çatışma ya da savaş bölgesi yok. Sisteme benzer orta irtifa hava savunma sistemi Pantsir S-1 (SA-22) ise, bölgemizdeki Irak Suriye ve İran ordularında mevcut. Ancak bunlar hava araçlarına karşı etkili. Havan, grad ya da katyuşa’lara karşı pratikte bilinen bir etkileri söz konusu değil.



Bilinen En Belirgin Örnek 3:

Demir Kubbe (Iron Dome) – Barak Serisi Füzeler (Barak Series Missile) (İsrail)

Demir Kubbe (Iron Dome) hava savunma sistemi, kısa menzilli füzeler (grad, katyuşa vb.) ile havan mermilerini engellediği biliniyor. İsrail devlet desteğiyle Rafael Savunma Sistemleri şirketi tarafından, 2006 Hizbullah’la yaşanan savaş sırasında Lübnan’dan ateşlenen ve yerleşim yerlerinde etkili olan füzeler ile 2007 HAMAS’ın kontrol ettiği Gazze Şeridi’nden atılan füzelerle birlikte geliştirildi. 2011 yılında devreye girdi.

Sistem, radar ve GPS destekli füze fırlatıyor. HAMAS tarafından atılan 222 roketi, Demir Kubbe’nin yüzde 90 oranında engellediği açıklandı. Değişik kaynaklar sistemin % 80-90 oranında başarı ürettiğini ifade ediyor.

Sistem karadan karaya atılan roketleri ve havan topu atışlarını tespit etmek için savaş uçaklarının üzerinde çeşitli füze dedektörleri kullanıyor. Hızlı bir kalibrasyon, ateşlenen füzenin nüfuslu bir alana atılıp atılmadığına karar veriyor. Demir Kubbe, fırlatılan füzeyi patlatmak için en güvenli bölgeyi belirliyor. Sistem, 5 ile 70 km arasında atılan füzelere karşı kent genişliğinde koruma sağlıyor. Bir Demir Kubbe bataryasının 50 milyon dolar civarında olduğu ifade ediliyor.



Bilinen Benzer Çözümler (Gemi Monteli):

AK-630 (Rusya), DARDO (İtalya), Denel 35mm Dual Purpose Gun (Güney Afrika), Goalkeeper CIWS (Almanya), Meroka CIWS (İspanya), Myriad CIWS (İngiliz), Oerlikon Millennium 35 mm Naval Revolver Gun System (İsviçre), Sea Zenith (İsviçre), Type 730 CIWS (Çin), RIM-116 Rolling Airframe Missile (Almanya-ABD)



Türkiye’nin Geliştirmeye Çalıştığı Sistem:

Ortaya çıkan tehditlerin kullandığı yeni doktrin ve metotlar ile ürettiği etki klasik anlayışa göre yapılandırılmış orduların da farklı çözümler üretmesini zorunlu kıldı. Terör örgütlerinin grad, katyuşa ve havanları sadece silahlı unsurları değil sivil yerleşim yerlerini de hedef alacak şekilde kullanmaları yeni çözüm arayışları beraberinde getirdi. Özellikle bu tür silahların meskun mahallere karşı kullanılması, bütün ölüm ve yaralanmalar bir tarafa, halkta korku dehşet ve paniğe neden olması ile karar vericiler üzerinde neden olduğu baskı ile çok daha farklı boyutlar üretmeye başladı.

Klasik terörden çok daha öte yeni konsept ve kavramlarla ortaya çıkan hibrit (karma melez) terör üretmiş olduğu bu yeni etkiyle başta Türkiye olmak üzere bu tehdide maruz kalan (Irak) ülkeleri pahalı ve acil çözümlere zorluyor. Bu sistemlerin devreye girmesi bilimsel ve teknolojik zorluklarla birlikte milyar dolarlara ulaşan zorunlu harcamaları da beraberinde getiriyor.



Aselsan’ın Olası Çözümü:

Aselsan’ın üreyen bu tehdide karşı “HERİKKS-SERHAT-KORKUT ve HİSAR” sistemleri ve/veya bunların soruna özgü geliştirilen yeni versiyonlarının birbirine entegrasyonu ile etkili bir çözüm üretmesi mümkün gözüküyor.

HERİKKS: Hava Savunma Erken İkaz ve Komuta Kontrol Sistemi

SERHAT: Radar Sistemi

KORKUT: Kundağı Motorlu Hava Savunma Silah Sistemi

HİSAR: Alçak/Orta İrtifa Hava Savunma Füze Sistemi



Aselsan verilerine göre:

HERİKKS Hava Savunma Erken İkaz ve Komuta Kontrol Sistemi, taktik sahadaki hava savunma unsurları (Hava Savunma Harekât Merkezleri, Silahlar ve Radarlar) arasında bir bilgisayar ağı kurarak hava savunma faaliyetlerini yöneten bir komuta kontrol sistemi. HERİKKS, temel olarak, çeşitli radarlardan ve harici unsurlardan iz bilgilerini alarak gerçek zamanlı ortak hava resmini oluşturuyor. Optimum hedef-silah eşlemelerini yaparak ve silah sistemlerine gerçek zamanlı iz bilgilerinin göndererek etkin bir hava savunması icra ediyor.

Bu anlamda Aselsan Hava Savunma Sisteminin üç temel taşı Silah, Sensör ve Komuta Kontrol unsurlarını içeren komple sistemler üretebiliyor.

Bununla birlikte ASELSAN, KORKUT Kundağı Motorlu Hava Savunma Silah Sistemi, HİSAR Alçak/Orta İrtifa Hava Savunma Füze Sistemleri gibi hava savunma projeleri kapsamında çeşitli kalibre silahlar kullanabilen, füze ve/veya roket atabilen, kara, deniz ve hava platformlarına entegre edilebilen çeşitli hava savunma silah sistemlerinin tasarım, geliştirme ve üretim çalışmalarını sürdürüyor.



Son söz:

Kötü komşu insanı mal sahibi yapıyor.

Bir ülkenin geleceği, ancak kendi milli güç unsurlarına dayanmaktan geçiyor. Milli Güç Unsurlarının ise caydırıcılık-güç-etki ve inisiyatif üretmesi gerekiyor. Şebeke merkezli etki odaklı günümüzün ve geleceğin savaş ve çatışma ortamlarında, bilinç-hız-etki ve yetenek odaklı kuvvet yapılanması ile teknoloji kullanımı asıl parametreler olarak karşımıza çıkıyor.

Bilgi-bilinç ve ruh merkezli kıtalar, üstün savunma imkan ve kabiliyetleri ve AR-GE bütün bunların lokomotifi.

Çok geç ve çok geride kaldığımız/bırakıldığımız Milli Savunma Sanayi’nin gelişmesi ve rakiplerinin önüne geçmesi beka adına birincil önem taşıyor.

Bu noktada kavramsal-doktrinel-stratejik-operatif ve taktiksel yapılanmalar bir tarafta, Aselsan, Roketsan ve Havelsan ile savunma sanayinde faaliyet gösteren Özel Sektöre ve üniversitelere büyük görevler düşüyor.


Notlar:

KATYUŞA’lar: 82mm çapında M-8, 132mm çapında M-13 ve 300mm çapında M-30/31 roketlerini kullanan, sırasıyla BM-8, BM-13 ve BM-31 sistemlerinden oluşan bir roket ailesidir. Menzilliler ve boyutları değişir. 0-40 kilometre arasında menzile sahip olabilirler. 200 kilograma kadar harp başlığı taşıyabilen modelleri de mevcuttur.

 GRAD’lar: Bu füzelerin çapı 122 ile 230 mm arasında değişiyor. Füzenin boyu 3 metreye ağırlığı 77 kg’a ulaşabiliyor. Menzili ise modeline göre 1,6 kilometreden 42 kilometreye kadar değişebiliyor. Grad füzeleri bir çeşit füze topu. Bu füzeler 218-240 cm uzunluğunda düz bir namludan oluşuyor. Bu namlunun içine üç kısımdan oluşan füze yerleştiriliyor: 25-30 kg ağırlığında bir başlık, füzeyi yönlendiren gövde ve füzeyi fırlatacak pervane şeklindeki taban. Bazen menzili artırmak için itici bir motor yerleştiriliyor.

HAVAN’lar: Değişik cins ve çapta pek çok modeli mevcuttur. 60, 81,82, 106, 120, 122 mm. Üst açı grubu ile atış yapabilen namlu ağzından elle tek tek doldurulan bir silahtır. Menzilleri 200 m.den , 8.180 m’ye kadar değişir. Hassas, tavikli, ihtiraklı tahrip, sis ve aydınlatma gibi mühimmat çeşitleri vardır.


http://www.21yyte.org/tr/arastirma/milli-guvenlik-ve-dis-politika-arastirmalari-merkezi/2016/10/03/8505/sinir-bolgelerinde-ortaya-cikan-katyusa-grad-ve-havan-tehdidi-bu-tehdide-karsi-dunyada-var-olan-ciws-silah-sistemleri-ve-turkiyenin-olasi-ciws-cozumu

MUSUL OPERASYONLARI-1- IRAK PARLEMENTO KARARI








MUSUL OPERASYONLARI-1- IRAK PARLEMENTO KARARI ÜZERİNDEN İRAN - TÜRKİYE GERİLİMİ



Yazar: Abdullah Ağar
05 ekim 2016 çarşamba
Ekim ayı içerisinde Musul operasyonunun başlayacağı konuşuluyordu. Bunun Rakka operasyonu ile  “ Eş Zamanlı ” yapılıp yapılamayacağı bir başka odak noktası idi.

Musul ya da Rakka ya da her ikisi de birden... Her ne olursa olsun DAİŞ (IŞİD-İLTÖ-Irak Levant Terör Örgütü)’ün her iki ülkede de ürettiği etkinin (-düşmanlı ve kırılmaların) öyle kolay kolay ortadan kalkmayacağı temel bir gerçek. Hatta ürettiği düşmanlıklarla asrımıza damgasını vuracağı, tetiklediği rekabet, düşmanlık ve araya giren kanlarla birlikte DAİŞ (IŞİD-İLTÖ) sorununun çok başka boyutlarda, farklı alanlarda, çok daha sert ve çok daha büyük boyutlarda yaşanabileceği de sorunun asıl boyutu.

Musul’la gündemimize oturan radikal DAİŞ (IŞİD-İLTÖ) gerçeği büyük bir vakum etkisi üreterek günümüzü etkilerken, ürettiği diğer kırılma ve savaşlarla birlikte bütün coğrafyayı ve dünyayı içine çekebilecek başka başka anaforların oluşmasına neden oluyor.

Tam bu noktada Irak Temsilciler Meclisinin, Erdoğan’ın yaptığı açıklamaları, Başika’daki Türk askeri varlığını ve TBMM’de kabul edilen Irak ve Suriye tezkerelerini merkeze oturtarak ve hedef alarak, diplomatik temayülleri fazlasıyla zorlayan açıklaması, bu konularla ilgili pek çok gerçeğin konuşulmasını zorunlu kılıyor.

ITM, Başika’daki Türk askeri varlığını “İşgalci Güçler” olarak tanımlaması, gerekirse karadan ve havadan müdahale edileceğine dair bir vurgu yapması ise bir başka çok önemli boyut.

Olası böyle bir hamle, bütün coğrafyanın kırılması demek.

Peki Türkiye’ye yönelik bu hasmane (!) tutum, Irak Temsilciler Meclisine ait özgür bir irade mi?

Yoksa bir yönlendirme var mı?

Bu sorunun yanıtı IŞİD (DAİŞ-İLTÖ) sonrası Irak’ta oluşan-oluşturulan siyasi-askeri ve paramiliter yapılarda gizli.

Irak’ta Haziran 2014’de Musul’da kendini gösteren ve Irak’ın yaklaşık % 40’ı ele geçirmesiyle zirve noktasına ulaşan IŞİD travması sırasında oluşturulan Irak kabinesi, doğrudan doğruya İran-İngiltere ve ABD etkisi ve güdümü altında.

İran ürettiği mezhebi etkiyle, Irak’a tamamıyla girmiş durumda. Elde ettiği siyasi erk ve yurtdışı operasyonlarını yapan Kudüs Tugayları ve angajmanındaki Bedir Örgütü-Hadi el Amiri başta olmak üzere yüzü aşan Şii Haşdi Şabi milis örgütü üzerinden Irak’ın ve coğrafyanın geleceğine doğrudan ve etkili bir şekilde müdahale ediyor.

Sahadaki kaynaklar; “İran’ın Irak’ta her istediğini yaptıramasa bile, istemediği hiçbir şeyin yapılamadığını...” ifade ediyor.

Öte tarafıyla, Irak kabinesindeki en az 10 bakanın İngiliz pasaportu taşıdığı, Cumhurbaşkanı Fuat Masum’un pasaportunu iade etmiş olsa bile İngiliz kimliğini taşımaya devam ettiği biliniyor.

Peki o zaman ITM’nin bu tavrı, öfkesi, cüreti ve hoyratlığı neden, nasıl ve kimden etkilenerek ortaya çıkıyor?

-Öncelikle bu etkinin İran’dan kaynaklandığını ifade etmek gerekiyor.

-Diğer bir boyutuyla da İngiltere ve ABD’nin bu duruma pek fazla ses çıkarmadığı de anlaşılıyor.

Böylece; kadim bir hastalığın (Mezhebi kırılganlığın) tekrar hortladığı günümüz coğrafyasında Türkiye ile İran arasındaki rekabet gün be gün kendisini daha çok göstermeye başladığı ve etki üretmesinin istendiği anlaşılıyor.

Neden Mezhebi Kırılganlık, Husumet ve Olası Çatışma?

Konunun iyi anlaşılması için İran’ın yakın zamanda aldığı pozisyonlara bakmak gerekiyor.

-2003 işgali ve sonrasında özellikle Bedir Tugayları üzerinden işgale verdiği dozajlı destek ve neden olduğu mezhebi kırılma özel önem taşıyor.

-Irak’ta 2006-2008 yıllarında yaşanan mezhep kökenli iç savaşta aldığı İran’ın aldığı Şii orijinli pozisyon ve etki çok bilinmiyor.

-2015 Tikrit’in kurtarılması sonrasında Yemen’de Suudi Arabistan ve İran arasında yaşanan Vahabi ve Şii savaşı gözümüzün önünde, tam yorumlanamadan öylece duruyor.

-Suriye iç savaşına İran’ın Şiilik üzerinden tüm gücüyle müdahil olduğunun bilinmesi gerekiyor.

-2014 Musul IŞİD kaosuna kadar Irak’ta varlık ve etki üreten İran güdümündeki 30 kadar Şii paramiliter örgüte, yine İran güdümünde onlarcası eklendi. Başbakan Abadi’nin açıklamasına göre bu milis örgütlerinin sayısı şu an 103!

- Bu örgütler mezhebi eksen ve etki ile hareket ediyor ve çatışma alanlarında yaptıklarıyla mezhebi ve etnik kırılganlığı ve düşmanlığı büyüttükleri görülüyor.

-Suriye iç savaşına üzere - Şii ve Nusayri kanat üzerinden- başta Hizbullah olmak Zeynebiyyun-Fatimiyyun-Abu’l Fazl el Abbas tugaylarının, Ashab-ül Ehlül Hakk’ın, Nuceba Birliklerinin, Hawsilerin hatta Feyli Kürtlerinin dahil olması İran ve Kudüs Tugayları etkisinin bilinmesi gerekiyor. Sahadan gelen bilgilere göre Suriye iç savaşında 40 kadar üst düzey Kudüs komutanının ve 500’e yakın pastar’ın hayatını kaybettiği ifade ediliyor.

Bütün bunlarla birlikte;

-Irak’taki Alevi-Bektaşi Türkmenlerin Şiileştirilmesinde,

-Şii Türkmenlerin İran güdümüne girmesinde ve Şiilik adına silahlı bir şekilde organize edilmesinde,

-Irak’taki Sünni Türkmenlere İran’ın el atmasında,

-Goran ve KYB üzerinde ve coğrafyasında kırılganlık üzerinden etki üretmesinde,

-Ve PKK ile girdiği angajmanlar nedeniyle...

Türkiye ve İran arasında adı konmamış çok büyük bir rekabet ve gerilim yaşanıyor. Ve bütün bunlar, Musul’la yapılacak harekat öncesinde kendisini göstermeye başlıyor.

Sahada Başika’daki Türk askeri varlığı, Musul operasyonuna sağlanacak ateş ve hava gücü desteği, koalisyon uçaklarına sağlanacak üs desteği (TSAA-Zaman hassasiyetli hava akınları-Time Sensetive Air Attack), eğitim ve lojistik imkan kabiliyetlerinin kullandırması, Musul operasyonuna Türk etkisini ortaya koyuyor.

Bununla birlikte PKK konusunda düğümlenen bu ve olası diğer destekler, IŞİD’le mücadele konusunda Türkiye’nin sağlayacağı KAVRAMSAL KATKI, her şeyin ötesinde çok büyük bir anlam ve önem taşıyor.

Türkiye’nin Irak politikasının merkezinde ‘konuyla ilgili olan kısmıyla’ Irak’tan üreyen PKK ve IŞİD tehdidi başta olmak üzere demografik kırılmalara (mezhepsel olarak Sünni-Şii, etnik olarak Türkmen-Kürt-Arap) kalıcı bir çözüm üretilmesini istediği, bu coğrafyadan kendisine tehdit üremesine ve üretilmesine engel olmaya çalıştığı biliniyor.

IŞİD’le mücadele adı altında üreyen gerekçelerle coğrafyanın dizayn edildiği bir süreçte, Türkiye de kendi bekası adına:

-Kendisini tehdit edecek oluşumlara engellemek ve yok etmek,

-Tehditleri sınır ötesi alanlarda domine etmek,

-Partnerlerini korumak ve kollamak,

-Tehditlerin kendisini ulaşmasına, yakıcı ve kırıcı etki üretmesine engel oluyor.

Ve Olası müzakere masasında kartlarını güçlü tutmak adına bazı hamleler yapıyor. Bunu yaparken de kendi jeopolitiğini, jeostratejisini ve kendi hinterlandını esas almaya çalışıyor.

Öyle anlaşılıyor ki;

-Türkiye’nin son dönemde ortaya koyduğu sahadaki etki (Fırat Kalkanı ve Başika)

-Bölgesel ve yerel partnerleriyle ilişkileri ve ürettiği etki,

-Uluslararası ilişkilerindeki açılım (Rusya - özellikle İsrail),

-Diplomatik hamleler: (Biden ve Barzani’nin Türkiye ziyaretinde ve Erdoğan’ın son ABD ziyaretinde konuşulan konular ve üreyecek olası etki) başta İran ve diğer bazı ülkeleri(!) fazlasıyla rahatsız etmiş ve tetiklemiş durumda.

Irak’tan üreyen ve etki üreten kadim hastalığın hortladığı (Mezhebi Fitnenin) bu süreçte Irak’ın en büyük önem ve anlam ürettiğini unutmadan, kavramsal çözümün orada (Irak’ta) olduğunu da bilerek, İran-Türkiye-Irak-Suriye başta olmak üzere insanlığın lehine üretilecek ortak akıl-ortak strateji ve ortak eylem, eskisinden çok daha büyük bir önem taşıyor.

Yoksa DAİŞ (IŞİD-İLTÖ)’nün ürettiğinden çok daha büyük vakum, dibi bilinmez bir kara delik bütün dünyayı içine çekecek.

Kaynayan cadı kazanı Musul’la birlikte artık fokurdamaya başlamış durumda.


http://www.21yyte.org/tr/arastirma/terorizm-ve-terorizmle-mucadele/2016/10/05/8509/musul-operasyonlari-1-irak-parlemento-karari-uzerinden-iran-turkiye-gerilimi


..

Özgür Çevik Yüzbaşı ve Murat Özer Uzman Çavuş’un Şehadetleri Üzerinden: Irak sınırındaki Hisar Dağı ile Güven Dağı'nın Stratejik Önemi


Özgür Çevik Yüzbaşı ve Murat Özer Uzman Çavuş’un Şehadetleri Üzerinden: Irak sınırındaki Hisar Dağı ile Güven Dağı'nın Stratejik Önemi



Yazar: Abdullah Ağar
27 ekim 2016 perşembe


Çukurca, Sınır, Güven Dağı...

19 Ekim 2016, gece yarısına yakın bir vakit. 2.400 metre yüksekliğindeki dağın ciğer acıtan Ekim soğuğunda ve ayazında geceyi, karanlığı, dağı ve geçmeyen zamanı bekliyorlardı. Aynı zamanda çok da heyecanlıydılar.
Bu gece komşu Hisar dağına helikopterle indirme yapılmıştı. Hemen de çatışma çıkmıştı. Saat ondan beri hem telsizleri, hem de cümbüşüyle çatışmayı takip ediyorlardı.Nasıl takip etmesinler?
Hemen her şey gözlerinin önünde oluyordu. Helikopterler Hisar Dağına indirme yaparken, havadayken ateş açılmış, bir arkadaşları helikopterin içindeyken yaralanmıştı.

İyiydi çok şükür.

Açılan ateşlere rağmen indirme başarıyla gerçekleşmiş, Hisar Dağının zirvesi ele geçirilmişti.

Başarmıştı Dağ Komando.

5 gün önce onlar da Güven Dağı’nı çatışarak ele geçirmişlerdi. Dağa çıkarken 8 teröristi öldürmüşler, dördünü de yaralamışlardı. Önlerinden kaçan teröristler yaralılarını Irak’a kaçırmışlar, ama ölülerini kaçıramamışlardı. Canlarını yaktıklarından beri de sınırın öte yanına kurdukları havanlarla atıp duruyorlardı.
“Geçmiş olsundu.” Geçirilmişti!

İkide bir de doçka, bikisi ve keskin nişancı tacizi oluyordu. Bir kaç kere de sızmaya çalışmış, baskına yeltenmişlerdi.
Bunlardan birinde Murat Uzman 50 metreden iki teröristi birden indirmişti. Hoş, bu sadece Murat’ın hesabına düşendi. Birini de diğer arkadaşı indirmişti. Mevzileri en uçlarda bir yerlerdeydi. Gözünü budaktan esirgemezdi Murat, ama teröristle sadece güç ve cesaret üzerinden mücadele edilemeyeceğini de bilirdi. Akıl gerekirdi. O yüzden gündüz görüntü verdikleri yerlerde durmaz, hava karardıktan sonra başka yerlere geçerlerdi. Zaten iki teröristi de gündüz mevziisine sızmaya çalışırken avlamıştı.
Şimdiye kadar sızmaların hepsini boşa çıkarmışlardı. İyi de terörist düşürmüşlerdi. Ama Murat işlerin her zaman istediği gibi gitmeyeceğini de bilirdi.
Dağdı burası. Kurşun, bomba, şarapnel ADRES SORMAZDI.
Sözün özü; Güven dağını çatışa çatışa vuruşa vuruşa almışlardı, şimdilerde de çatışa çatışa, vuruşa vuruşa tutuyorlardı.

Zordu burası. Sınırın hemen üstüydü. Çok güvendikleri bir bölük komutanları vardı. Gencecik bir üsteğmendi ya, ateş gibi deli gibi biriydi. Çok sever ve sayarlardı. Hele Ağustos ortalarında başlayan Şemdinli operasyonlarında nasıl biri olduğunu hepten görmüşlerdi. Hedefe girerken hiç mi hiç geride kalmamış, hep en önde dalmış, tetiğe hep en önce o asılmıştı. O, komutandı.
Geceleri uyumuyorlardı. Üstüne artık çok da soğuk oluyordu. Hele bir de ayaz varsa. Şu saatlerde bir yandan kapkaranlık geceyi bekliyorlar, bir yandan da yanı başlarında devam eden Hisar Dağı çatışmasını takip ediyorlardı. Hava kapalıydı ya Hisar Dağı, mermi ve bomba yakamozlarında çakıp çakıp sönüyordu. Normalde yıldız ışığının olmadığı kapalı gecelerde dağ kapkaranlık olur, göz gözü görmez, bastıkları yeri bile bilemezlerdi.
Günün aydınlanmasına kadar hiç uyumadan karanlığı bekleyecekler, sonra fırsat bulduklarında uyumaya çalışacaklardı. Bir de çok üşüyorlardı. Artık bunu da doğan güneşle hallederler, kemiklerini ısıtırlardı.

Burası Güven dağıydı.

Ve Zap kampının açılış kapısıydı.

Oraya da dalacaklardı elbet. Şimdi Güven dağını tutmuş, Zap’a yukarıdan bakıyorlar, yarın Zap’tan Güven dağına bakmaya hazırlanıyorlardı.
Çukurca’nın Çağlayan – Uzundere bölgesinde Seni Tepe, Han Tepe, Dağbaşı Tepe, Kale Tepelerde başlayan operasyon dalga dalga genişliyordu. Yaklaşık 50 gündür buralardaydılar. Buralara gelmeden önce Şemdinli’de yapılan operasyonlara katılmışlar, sonra da 3.717 metredeki Buzul Dağına Havillati’ye vurmuşlardı. Orası da çok soğuktu.
Havillati, Ağrı dağından sonra Türkiye’nin en yüksek yeriydi. Yanındaki Hakkı Uzmanla iki kısa laf etti Murat Uzman. Havillati’den konuşunca, daha bir büzüldü. Üşümüştü. Derken! Derken, geceyi yararak üstlerinden geçen o roketi gördüler. Daha doğrusu roketin izini. Roket, dağa çarpmadan büyük bir gürültüyle gerilerde bir yerlerde, havada paralandı.
Mehmetçiklerin patlamanın boğuk sesini sindirmeye dahi vakitleri olmadı.
Bir anda ve dört bir yandan üzerlerine mermi yağmaya başladı. Kri tepeden, Kishi tepeden, Kulika tepeden, Nirva Seytu’dan ve Seriberi’den. Tuttukları dağın başına her bir yandan, ama her bir yandan doçka, bikisi, kanas, roket ve havan mermisi yağıyordu.

Ağır bir tacizdi bu.

Ama kesinlikle sadece taciz değildi.

Bilirlerdi!

Bu tür yoğun atışlar, bir sızmayı ya da cüret edecekleri bir baskını örtmek, himaye etmek için yapılırdı.

Gecenin buz gibi karanlık ayazında ateş gibi oldu içleri. Kaygıların öfkenin ve dikkatin kabardığı bu anlarda namlu üstünden gözlemeye dinlemeye beklemeye başladılar. Hemen ardından da yoğun roket atışları altında el bombaları yemeye!
Karşılık verdiler hemen. Üçer beşer mermi atıp, birer el bombası yolladılar karanlığa.
Hemen sonrada bir başka noktaya sıçradılar.
İşte tam bu anlarda ardı ardına 10 kadar el bombası patladı bulundukları bölgede. Sonra karşılıklı silah sesleri. Büyük bir uğultu. Apansız, kısacık bir sessizlik. Ve hemen sonra yine birden ve tekrar başlayan silah sesleri ve el bombası patlamaları. Bu yaşananlar, sadece bir kaç dakika süren, ama koskoca bir zamana sığan ve kopkoyu bir karanlığa saklanan amansız bir ölüm dirim kavgasıydı. Yaralanmışlardı.Hem de üçü birden. Ateş ve barut kokusu bütün dağı kaplamıştı. Durmadılar ama. Duramazdılar. Üstlerine gelen karartılara mermi yağdırdılar. Özellikle Murat Uzman. Bir de iniltiler. Koşuşturmalar. Atışlar, namlu ağız alevleri ve el bombası patlamaları. Yaralı olmalarına rağmen mevzilerini bırakmadılar. Kimseyi de sokmadılar. El bombası atıp duruyordu namussuzlar. Gecenin karanlığında arkalarından gelen ayak seslerini duydular. Yanlarına koşuyordu Ar’kardaşlar. Ümit doldu içleri. Bir de onur. Yanlarından, üstlerinden teröristlere atılan mermilere tanık oldular. Öfkeli bağrışlara, küfürlere, sövmelere. Bir de “Allah Allah (!)” diye haykırmakta olan arkadaşlarına! Burası düşmanın yürekte yenildiği, yenildiğini kabul ettiği andır. Vurdular öteye.
Gecenin karanlığında kaçıp giden ayaklarının seslerini duydular. Bastılar mermiyi artlarından. Üç kişi hariç ama! İniltiler ve bir sessizlik. 

Murat Uzman!?

“Yiğidim, aslanım, koçum, kardeşim?” Murat?

Gelen Mehmetçiklerin, baskının hedefi olan mevzide yeni bir yerlerde mevzi tutmaları. Ve yardımlar. Mevzideki iki Mehmetçik yaralı. İnleyişler. Sövmeler, dualar, küfürler, emirler... Acı ve merhamet cümleleri. Ve bir Mehmetçik’in sessizliği. O BİR ŞEHİT! Uzman Çavuş Murat ÖZER. Yaralı Kamil Uzman: “Kahpeleri yaralandıktan sonra vurdu komutanım.” “Tamam aslanım. Yorulma sen.” Mehmetçik’in başını okşayan Üsteğmen, bölük komutanı. “Şehidimizi, yaralıları yukarı götürün Kayhan.” “Emredersin komutanım.”
Ve ateş altında yeni ve çok zor bir boğuşma. Yaralı iki Mehmetçik’in ve şehidin yukarı çekilmesi. Oralarda, oracıklarda, dağların başında ve karanlıklarda şehit için tutulan kısa bir ağıt... Gözlerden akan yaşlar, sessiz ağlayışlar.
Canını hiçe sayan, canını gözünü budaktan esirgemeyen ve artık Şehit olan Murat. Mermi yağmuruna yağmurla karşılık veren, mermi yağmuru altında namluyla dürbünle terörist gözleyen, canını öne atmaktan çekinmeyen Şehit Murat. Akıllara geliveren apansız hatıralar.

Yiğitlik, delilik, delikanlılık. Şehitlik. Ve bir türlü kabullenemeyiş. İnanamayış.
Daha dün tugay komutanıyla şakalaşmışlardı. Daha dün; “Ölürüm de yerimi terk etmem komutanım” demişti. Ve terk etmemişti. Ve kahrediş ve kahredişle yaşanan bekleyiş. Ötede, ön tarafta, karanlığın içinde duyulan iniltiler. 

Teröristler!

Şimdi mi gidelim, güneşin doğmasını mı bekleyelim düşüncesi. “Karanlık çözülünce bakarız arkadaşlar. Gerek yok.” Ve bir türlü geçmeyen anlara, dakikalara, saatlere sığan koskoca bir bekleyiş. Gerginlik. Ve Hisar dağında devam eden çatışma. Hisar dağında süren çatışmanın dağları sarsan gümbürtüleri. Ve hala ön tarafta iniltiler. Gecenin kör karanlığında duyulan başka başka sesler. Mermi ve el bombası atışları. Cızırdayan telsizler. Artık bundan sonrası ağır bir sessizlik. Ve artık alaca karanlık başlangıcı. Hava buz gibi, yüzler kaskatı. Kasılmaktan kasılmış bedenler hepten kaskatı. Soğuktan, acıdan, öfkeden, kaygıdan, beklemekten, gerilmekten, üşümekten eller yüzler yürekler kaskatı. Ama her şey KOR GİBİ.
Ve öne çıkış. Ateş ve hareket. Cebri keşif! Biri yürüyor, üçü mevzi alıyor. İkisi yürüyor, ikisi mevzi alıyor. Arıyorlar. Seslerin, iniltilerin geldiği yere yaklaşıyorlar. Ve ayrı ayrı iki yerde iki terörist görüyorlar. Ölü onlar. Şehit Uzman Murat’ın şehit olmadan iki gaziyle birlikte öldürdüğü iki terörist bunlar.
“Komutanım dere yatağında bi ceset daha var.” Ve burada hemen yakın bir yerden inilti gibi sesler duyuyorlar. Dere yatağındakine bakmayı bırakıp, o tarafa yöneliyorlar. Dinliyorlar, gözlüyorlar, dikkat kesiliyorlar, sonra yavaş yavaş yaklaşmaya başlıyorlar. Tam; “Kadın sesi gibi” filan derken! Bütün dağı ve anı sarsan boğuk ve devasa bir patlamayla sarsılıyorlar. Zaman duruyor sanki. Nefes alamıyor, savruluyorlar. Havalarda uçuştuktan sonra taşa kayaya toprağa çakılıyorlar. Bölük komutanı üsteğmen ile kol komutanı astsubay düştükleri yerlerden kalkamıyorlar. Yaralanıyorlar. Bundan sonra koskoca bir hengame daha yaşanıyor.

Gözlerine, yüzlerine, bedenlerine, kollarına, bacaklarına saplanmış şarapnel ve taş parçalarıyla tahliye ediliyorlar. Bölük komutanı deli üsteğmen, kol komutanı yiğit astsubay, yaralı aslan iki uzman ve Şehit Murat helikopterle dağdan ayrılıyorlar.
Geride kalanlar ise gece yaralanmış sonra da bizimkilerin yaklaşmasıyla kendini patlatan canlı bomba kadın teröristin silahını 150-200 metre ötede buluyorlar. Bir de parçalanmış gövdesinden geriye kalanları.
Yüzü olmayan kanlı saç yumağını.
Bir de akıllarına düşüyor: O kadın canlı bomba, mevzilerine girseydi, neler olabileceği... Murat uzmanın canını feda ederek , onları nasıl kurtardığı...
Aynı saatler...
Çukurca, Sınır, Hisar Dağı...
19 Ekim 2016, gece yarısına yakın bir vakit



30 Ağustos 2016, Zafer gününde başlayan Çukurca Çağlayan – Uzundere operasyonları yaklaşık 50 gündür devam ediyor. 50 gündür adım adım, gıdım gıdım dağları tepeleri vadi ve dereleri ele geçiriyorlar. Şu zamana kadar sadece buralarda 300’e yakın terörist öldürdüler. Bu da bildikleri. Hem de dağ kadrosu.
Özgür Çevik Yüzbaşı ise bölüğüyle birlikte 50 gündür buralarda. Operasyonlara Dağbaşı tepede dahil oldular. Hoş, 50 günün öncesinde de aylardır buradaydılar.. 64 gün süren İkiyaka dağları, bir hafta süren Yeşiltaş operasyonlarından sonra buralara geldiler. Şimdi de Hisar dağına baskın yapacaklar.

Özgür Yüzbaşı bulundukları tepede Yıldız Yarbay’la karşılaşmıştı. “Mehmet nasılsın?” diye seslenmişti. Bozuntuya vermemiş; “Sağolun komutanım iyiyim” demişti. Nasıl olsa hepsi Mehmet değiller miydi? Yıldız Yarbay’la Dağbaşı tepede tanışmış, sonra bir kaç kez daha karşılaşmıştı. O zaman da Yıldız Yarbay kendisine “Mehmet” diye seslenmiş, yine ses etmemişti. Dün konuşurlarken de Yıldız Yarbay, onun kompozit başlığına reçel bulaştığını fark etmiş ama buna ses etmemişti. Yorgun olduğunu, telaşlı olduğunu fark etmişti sanırım. Hoş, nasıl olsa toz toprak olacaktı”.“Dağbaşından sonra dinlenebildin mi” diye sormuştu. “Sayılır” demişti. Hiç durmamışlardı ki. Durmaksızın arama tarama yapmışlardı. Bütün hazırlıklarını tamamladılar ve sonra gecenin karanlığındaki Hisar dağına baskın yaptılar. Ve 22.00-23.00 gibi yoğun ateş altında bindirme yaptıkları Hisar dağında hemen çatışmaya girdiler ve yaklaşık 7-8 saattir çatışma halindeler.
Özgür Yüzbaşının bir Mehmetçik’i yaralandı şu ana kadar. O da helikopterin içinde, atma - atılma sırasında. Şimdi ise, teröristler çoktan kaçtı. Geride de bayağı bir adam bıraktılar. Artık uzaktan uzaktan dokça, biksi, kanas atıyorlar. Özgür ise hala teröristlerinin yerlerini görmeye, oraları ateş altına almaya ve ateş altına aldırmaya çalışıyor. Uçaklar gelecek, işaretleme yapmaları gerek, tam koordinat gerek.“Bize ateş geliyor komutanım.” Bakıyor, bunu diyen Mehmetçik’in yüzüne. Tebessüm ediyor. Sonra yine görmeye, bakmaya, anlamaya çalışıyor. Ve! Ve ne olduğu bilinmeyen bir mermi saplanıyor boyun bölgesine. Ya doçka ya keskin nişancı. Ve kocaman bir hikaye buracıkta bitiveriyor. Ansızın. Ve mahşerde başlamak üzere.
Dağların aslanı Özgür Yüzbaşı, dağlarına düşüyor. O saate kadar 17 teröristin öldürüldüğü Hisar dağı baskınında, baskını yöneten Bölük Komutanı Özgür Çevik Yüzbaşı, arşa doğru devriliyor.

Ruhun şad olsun Özgür Çevik Yüzbaşı.

Ruhun şad olsun Murat Özer Uzman.

Vatanın şu varlık mücadelesinde, en kritik yerlerde döktüğünüz kan, verdiğiniz canla, vatana can vatana kan oldunuz.

Mahşerinizde SAĞ OLUN, VAR OLUN, DAĞ OLUN büyük adamlar.
Yıldız Yarbay diyecek ki; “Şimdi anlıyorum. Özgür’ün yüzündeki tebessüm, hareketlerindeki belli belirsiz telaş, bir başka buluşmanın heyecanıymış meğer. Hakkını helal et kardeşim. Tekrar görüşmek dileğiyle...”

İçe akan gözyaşları ile...

Güven Dağı ve Hisar Dağı:

Güven dağı, PKK’nın sınır ötesindeki Zap kampının ağzını tutar. Bu dağ Zap kampını üstten himaye eder. Burayı kim tutarsa, sınır hattındaki üstünlük ona geçer. Zap bölgesindeki PKK istediği gibi hareket edemez.

Hisar dağı ise, Ertuş kampının üstünü tutar. Hisar dağı tutulduğunda PKK Ertuş kampında barınamaz. Güven dağı ile Hisar dağı birlikte tutulduğunda ise PKK’nın başta Zap ve Ertuş kampları olmak üzere bölgede barınma imkanı kalmaz. PKK, Ertuş kampının ötesindeki Avaşin Basyan’a sıkışmak zorunda kalır. Böylece bu bölgeden Türkiye’ye giriş (sızma) ve çıkış (sıyrılma) kabiliyetini kaybeder. Bu nedenle bu bölgede yapılan operasyonlar, Türkiye’nin sınır güvenliği ve içeride yapılan terörle mücadele için hayati öneme sahiptir. Sınır geçişleri yapamayan ve içerideki terörünü takviye edemeyen PKK, iç bölgelerde yapılan operasyonlarla etkinliğini zamanla yitirir, bölge halkının üzerinde var olan baskı ve nüfuzunu kaybetmeye başlar. Bu alanların tutulması ayrıca sınır ötesine yapılacak harekatlarda kıyı başı oluşturur. Yapılacak harekatların baskın etkisini ve başarısını doğrudan etkiler.

PKK, Güven dağı ile Hisar dağını kaybetmemek için yoğun bir uğraşa girmiştir. Güven dağını kaybetmesiyle büyük bir moral bozukluğu yaşamış, hemen ardından Hisar dağını da kaybetmesiyle bu çöküntüsü derinleşmiştir. Özgür Çevik Yüzbaşının 8 saatlik çatışmadan sonra şehit düştüğü Hisar dağında o gün 24 terörist öldürülmüştür. Ertesi gün öldürülen 9 teröristle birlikte bu rakam 33’e ulaşmıştır. Mehmetçik’in “Dokunulmaz değerler adına” kendini YEM olarak kullandığı operasyon ve çatışmalar 30 Ağustos Zafer Bayramı gününden bu güne devam etmektedir. Sadece bu bölgede (30 Ağustos-24 Ekim döneminde) öldürülen dağ kadrosu terörist sayısı 338’e ulaşmıştır. 15 Ağustos’tan beri Hakkari bölgesinde öldürülen terörist sayısı ise 466’dur.

Bu veriler PKK ile mücadelede ‘Moral ve Sayısal değerler bağlamında’ STRATEJİK BİR KAZANIMDIR.

Not 1: Bu rakamlara PKK’lıların çekerek kaçırdıkları ve adı bilinmez yerlere gömdükleri ölü teröristler ve yaralıları dahil değildir. Yapılan arazi aramalarında ‘kurda kuşa yem’ kaya yarıklarına sokuşturulmuş, uçurumlardan atılmış, 30-40 santim kazılan çukurlara gömülmüş teröristlere rastlanmıştır. Irak’a kaçırdıkları yaralı teröristler de bu rakamlara dahil değildir, bu yaralılardan sonradan ölenler de...