ABDULLAH AĞAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ABDULLAH AĞAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Kasım 2016 Cuma

Örgütün “ Mayın Eşeği ” olarak kullandığı Abuzer’in Hikayesi Üzerinden PKK


Örgütün “ Mayın Eşeği ” olarak kullandığı Abuzer’in Hikayesi Üzerinden: PKK 


PKK’lı Profesyonellerin Amatör Teröristleri İstismarı


Yazar: Abdullah Ağar
15 KASIM 2016 SALI




Hakkari Dağlıca’nın zirve doruklarından biri olan 2522 rakımlı Oramar dağında görev yapan Mehmetçikler, bir kaç gün önce, dağın batısına düşen Irak çataklarından silah sesleri duydular. Hemen sonra da dinleme telsizleri şöyle bir cümle yakaladı: “ Civan’ı ve yanındaki dördünü vurduk, diğerleri de düşman tarafına kaçtı, takipteyiz.” 
Örgüt içi bir infaz bu!
Yakın zaman içerisinde, bu tür infazlar çok duyulmaya başlandı. PKK, sert baskıyla karşılaştığında, sıkıştırıldığında, çaresizlik ve başarısızlık üretmeye başladığında bu tür refleksler üretiyor. Ve bu çatışmalar genellikle örgütün kaşarlanmış profesyonenlleriyle, bir şekilde örgüte katılmış ya da katılmak zorunda kalmış olanlar arasında yaşanıyor. PKK’nın gerçek yüzünü görüp sesini yükselten, muhalefet yapmaya kalkan ya da örgüt içinde örgüte silahıyla başkaldıranlar bir şekilde örgütün üst aklı ve profesyonel baronları tarafından katlediliyor.
Bunun için de hep bir gerekçeleri var:
Örgüt içi disiplin sağlamak!
PKK her nedense, örgüt içinde iç disiplini hep istismar ettiği kişileri katlederek yapıyor. Bütün ihtirasları, hırs, hınç ve kirli hesaplarıyla “Örgütün büyük bir sopa yemesine neden olan” baronlara gelince ‘Öz Eleştiri’ ya da ‘İç Disiplin’ gündeme hiç gelmiyor. Örneğin, örgütün Hakkari-Çukurca-Dağlıca hattında ‘PKK adına’ yakın zamanın en büyük kaybına (400’den fazla) neden olan Karayılan ve ‘sözde’ Hakkari bölge sorumlusu Fehmi Atalay’dan hesap soran çıkmıyor.
Bu iç hesaplaşmalara benzer durumlar, başta meskun mahal çatışmaları olmak üzere geçmişte de yaşanmıştı. PKK’nın kadrolu profesyonelleri, yani ranta ortak olanlar çeşitli nedenlerle örgüte dahil olan zavallı teröristleri hizmet ettikleri iradeler ve şahsi menfaatleri adına ölümüne kullanıyor ve yeri geldiğinde öldürmekten hiç çekinmiyor.
Örgüt içi istismara dair, yaşananlar üzerinden örnekler vermek istiyorum:
1- Hevaller yine bir mayın eşşeğini ortalığa çıkarttılar. YPS’li bir acemi o. Sokak ortasında bir o yana bir bu yana koşturararak koşuşturarak bize ateş ettiriyorlar. Bunu öğrendik artık. Bizden bir aceminin de ateş etmek için ortaya çıkmasını, yerimizi belli etmesini, sonra da onu ve bizi orada gömmeyi planlıyorlar.
Bir adam alacağız derken, acele edip 5-6 şehit vereceğiz.
Biz meskun mahalde aklımızı duygularımızın önüne almayı, acılarla öğrendik. Duygularıyla hareket edip, acele edenler av yapmaya çalışırken av oldular. Meskun Mahalli, yani terörle mücadelenin en zor mücadele biçimi öğreninceye kadar, çok sıkıntı yaşadık. Vurulduk, yaralandık, mayına yada EYP’ye bastık, bubi-tuzaklara düştük, GEYP’leri patlattık, hayatlarımızdan olduk.
Şimdi de PKK’nın meskun mahalde devreye koyduğu mayın eşşeği acemi YPS’liler üzerinden bir başka oyunu yaşıyoruz.
2- Yüksekova’da meşhur kadın terörist Amara, telsizden YPS’lilere gaz veriyor.   “ Hepimiz şehit olacağız. Öleceğiz. Bugünün tadını çıkartın. ”
Güzel, janjanlı cümleler. “ Şehit olacaksınız. ” YPS’li erkeklerin teslim olmamasının temel sebeplerinden biri de kadın teröristlerin erkeklere gaz vermesi. Amara tam da bu işi yapan, namı yürümüş kadrolu bir dişi.
Ben de telsizin mandalına basıp; “ Peki, Neyin şehidi olacaksınız?
Amara da dedi ki; “Devrim şehidi!”
Ben de dedim ki; “Devrim din gününün sahibi midir?”
O da dedi ki; “ O nedir?
Tam bu sırada bir polisimiz çevrime girdi; “Ne şehitliğinden bahsediyorsun? Siz Zerduşt değil misiniz?”
Amara bu söze fena sinirlendi ve dedi ki; “Zerdüştlük bir gün bütün Türkiye’ye yayılacak.”
Bundan sonra ortalık karıştı. Söven söveneydi.
Herkes sövmekten yorulup, çevrime sessizlik hakim olunca Amara, kod Harun’a çağrı yaptı: ‘’Harun dikkat et ölme. Akşam seni bir kez daha göreyim.’’
Amara’yla Harun’un ilişkisi bilinirdi. Tam birileri birilerine yine sövecekken, olmayacak birşey oldu. Başka bir terörist çevrime girdi. “ Lan a.... k.duklarım biz burda geberiyoruz. Siz orda s...k’ten bahsediyorsunuz.’’
Hemen sonra ortalık gene karıştı. Gene söven sövene, laf çakan çakana’ydı. Teröristler, askerlerle polislere... Askerler polisler, teröristlere... Teröristler teröristlere.
Tam komediydi. Gırgırdı. Şamataydı. Matraktı. Güney doğu’daki mücadeleye, meskun mahallere has bir curcunaydı.
Sanırım bugün en iyi anlaşılması gereken konuların başında: PKK’nın sadece bir terörist ya da bir aparat örgüt olması değil, aynı zamanda SİLAHLI BİR MİSYONER ÖRGÜTÜ olmasıdır. PKK’nın etki ve iradesine boyun eymek zorunda kalanların pek çoğu bugün ya ZERDÜŞT olmuşlardır ya da ATEİST.
Aşağıdaki hikaye de ilk mayın eşeklerinden Abuzer’e ait:
Biz Abuzer’le, Cudi’nin ortalarındaki Nuh Peygamber dağında tanışmıştık. Sert çatışmalarla Cudi’yi ele geçirmiş, sonra sıkı tepişmeler eşliğinde Cudi’deki temizliği tamamlamıştık. Artık, artıklarla uğraşıyor, günlük görevlere çıkıyor, dağ bayır dolaşıyorduk. Kirden de leş gibiyiz, terledikçe katmerleşiyoruz. Bitlerimizi de fazlasıyla benimsedik. Görevler ise artık kanıksayacak kadar gına getiriyor. Çok yorgunuz, yaklaşık 45 gündür dağdayız. Kayalar yastık, yıldızlar yorgan yani. Buna dünden razıyız da, geceleri hiç uyumuyoruz ki.
Bir şeyler bulmak bile, artık heyecanlandırmıyor. Sonraki günlerde can-kader birliği ettiğimiz korucularımızı yolcu ediyoruz. Küçük bir uğurlama töreni yapıyoruz. “ Bir haber uçurun yeter ” diyorlar. “ Yeter ki isteyin, koşar geliriz...” Giderken hepsi helallik alıyorlar.
Onlar da gidince, dağda bizden başka kimse kalmıyor. Ve günler, daha da sıradanlaşıyor. Sonra Abuzer’e kavuşuyoruz da dünyamız biraz olsun renkleniyor.
Onu, aşağımızda bir yerlerde, bir üs bölgesinin altındaki çöplüğün içinde bulmuşlar. Askerin attığı konserve tenekelerindeki artıkları, parmağıyla sıyırmaya çalışırken yakalanmış. Ortaya çıkması işte böyle bir rastlantıyla olmuş. Hareket etmese, çöp dökmeye giden askerler belki de onu göremeyeceklermiş. Bir tek derdinin olduğu anlaşılmış... O da karnını doyurmak... Zayıf mı zayıf, zavallı mı zavallı...
Abuzer bir terör delikanlısı, örgütten kaçmış... Şaşa kalıp, açlığının, kaçmışlığının cesaretinde oralara kadar yanaşmış. Sorgusunu yapmışlar, sonra da işimize yarayabileceğini düşünüp, yanımıza, dağa göndermişler. Hoş, onun da sığınacak bir yere ihtiyacı var. Sonuçta yanlışa düşmüş de olsa, bataktan çıkmak isteyene sahip çıkmak görevimiz. Bizi buna iteleyen de; “Eline asker kanının bulaşmamış olması...” Bunu anlamak bizim için çok zor olmadı. Örgütte pisliğe bulaşmadığına dair Dağlı ve Okay Binbaşıların bize özgü sorgusundan geçti once. Sonra hakkında pisliğe bulaşmadığına dair teyit edilmiş bilgiler de geldi. Örgütten kaçması, onun masumluğunun ispatıyla birleşince, içimize katılıverdi. Artık bize de, saf mı saf Abuzer isimli bu çelimsiz delikanlıyı kanıksamak düştü.
Abuzer üstündeki giysilerle çok sırıtıyor. Yazık olmasın! Garibi sırf inadına vurmasınlar. Üzerine bir şeyler uyduruyoruz. Ayaklarındaki mekaplar paramparça... Bir gün utana sıkıla geliyor. Bir çift kara lastik istiyor. Bizim “soğuk kuyu” dediğimiz, köyünde giydiği cinsten... Hani bunlar çok ucuz ya! Belli ki bize yük olmaktan da sıkılıyor. Ondaki bu eziklik beni üzüyor. Sonuçta o, artık aman dilemiştir. Aman dileyene sahip çıkmak da, bizim harcımızdır. Mazlum ve mağdura sahip çıkmanın da, elbet bir karşılığı vardır.
Büyük telsizden, Kara maden’deki bölük baş çavuşunu arıyorum. “ Bana bir potin lazım…
Ne yapacaksın potini komutanım? ” Şaşırmış, merakla soruyor gibi ya, bu tam eli sıkı bölük başçavuşu ağzı…
“ Dağ koşullarında, potinin dayanıklılığını ve askerin ayağına etkileri test edeceğiz ” diyorum.
“ Ha, tamam o zaman komutanım…”
Abuzer’e böyle ayarladığım potin, bir gün sonra ikmalin içinde geliyor. Abuzer çocuk gibi seviniyor. Artık aramızda istediği gibi dolaşıyor. Hatta askerle nöbet tutuyor. Askerin onu tanıması önemli... Özellikle yeni tertipler için... Teröristlerin uzaylı yaratıklar olmadığına dair, aramızda dolaşan bir ispat.
Cudi’de bildiği yer de çok. Onu saf görüp, ırgat gibi kullanmış olmaları işimize çok yarıyor. Yer göstermede çok faydası oluyor. Malzeme taşıdığı her yeri bilebildiğince tek tek gösteriyor. Sayesinde çok kümes patlatıyoruz. Ele geçen mühimmatların çoğu pırıl pırıl...
Bir de kendisinin ve kendisi gibi olanların nasıl kullanıldığını anlatıyor:
“Bizi” diyor, “Üç kişi, dört kişi önden gönderirlerdi. Tepelere dağlara çıkartırlardı. Böylece asker var mı, mayın var mı, diye baktırırlardı.” Sonra, çok bacağın nasıl koptuğunu, çok safın nasıl öldüğünü anlatıyor. Ve bizi, teröre yine sövdürüyor.
O artık mayınlı ve tuzaklı yerlerde, canlı dedektör olarak kullanılmaktan, dağda da olsa insan gibi yaşamaya terfi etmiş, bir mazlumdur.
Mahkemeye gönderiyoruz. Günler sonar geri dönüp geliyor. “Beraat ettim” diyor. Bir süre daha aramızda yaşıyor. Sanki bizden kopmuyor, kopamıyor. “Evime gidemem” diyor. “Tekrar örgüte katarlar.” Onu kurtarmak için çok uğraşıyoruz. Hani yatılı bölge okulu filan... Ama çabalarımız aradığımız sonucu vermiyor. Artık yapacak başka bir şey bulamayınca, aramızda topladığımız parayı cebine koyup gönderiyoruz.
Aradan zaman geçecek... Dağlı Komutan’a Abuzer’den bir kart gelecek. Hakkâri’den, Şemdinli taraflarında bir yerden postaya verilmiş...
“ Komutanım ” diye başlayan bir bozuk yazı...
“... Yapacak başka bir şey yoktu, tekrar örgüte katıldım. Komutanlarıma, askerlerimize selam söyle... Ellerinizden öperim...”
Yazı böyle bitiyor. Ve bir Abuzer, bir insan, bir can, bir evlat böylece elimizden kayıyor.
Burası Güneydoğu…
Çatlaklarından terörün sızdığı, PKK adındaki ‘Misyoner-Aparat’ Terör Örgütünün insanları ölüme gönderdiği… dahası kendi içinde öldürüp durdurduğu…
İNSANLIĞIN MEDENİYETLERİN ÇIKIŞ NOKTASI…
Nuh Peygamber dağının doğusundaki ‘İNSANLIĞIN CEBRAİL KAPISI.’
Not:
- Cebrail Kapı: Cudi’deki Nuh Peygamber dağının hemen doğusundaki dağ geçidinin adıdır. Nuh’un gemisi Cudi dağına oturduktan sonra, dağdan çıkış bulamayan insanlığın Cebrail Meleğinin gösterdiği bu geçitten yeryüzüne dağıldığına inanılır.
- Abuzer’in hikayesi; “ Ölüm dağları Bekler-Cudi Dağı, Abdullah Ağar ” kitabından alınmıştır.



29 Ekim 2016 Cumartesi

Nice Saldırısı






Nice Saldırısı



Terörizm ve Terörizmle Mücadele;
Yazar: Abdullah Ağar
15 TEMMUZ 2016  CUMA


En az 84 can kaybı, 100’den fazla yaralı!

Artık dünya IŞİD'le mücadelenin yanlış yapıldığını görmek zorunda. Kavramsal doğruluk üretmeyen bu mücadele, taktik sahada IŞİD'i küçültür görünürken dünyanın dört bir yanına ve insanlığın geleceğine IŞİD kanserini yayıyor.

Artık sadece Nice değil, insanlığın geleceği, özgürlük, insanlığın üretebildiği en ideal yönetim biçimi Cumhuriyet ve Demokrasi hedef alınıyor. Musul’dan başını gösteren radikal terör, süper güçlerin nükleer silahları üzerinden rekabete giriştiği bir soğuk savaşa dönüşüyor. Ya sonra gerçek bir savaşa evrilirse?

Bu saldırı, terörün küresel ve gelecek aklıdır. Dünya’nın IŞİD üzerinden yaşadığı derin karmaşanın yeni bir versiyonu ile karşı karşıyayız. Can kaybının temel nedeni kamyon. Bu yeni bir metot. Kamyonun hızından, ağırlığından ve kütlesinden yararlanan terör, masum insanları ezerken, başka neler yapabileceğini de ispatlamak istiyor. Bugün kamyon, yarın bir başka eşya, bir başka makine. Ve aklın sınırlarını zorlayacak diğer metotlar. Şu ana kadar Avrupa’da ağırlıklı olarak silah mühimmat ve patlayıcı kullanarak eylem gerçekleştiren Radikal İslamcı Terör Örgütü’nün kullandığı bu metot, terörün inisiyatiflerinin bir ispatı.

Neden Fransa?

IŞİD’in Fransa’yı hedef olmasının, sahadan üreyen olası gerekçeleri şunlar:

- Fransa, en başından beri koalisyonun etkin bir parçası.

- Paris saldırısından hemen sonra Fransa’nın De Gaulle uçak gemisini Akdeniz’e göndermesi ve IŞİD’e karşı kullanması.

- Başta Ayn el Arap (Kobani)’de Suriye’de üs açması ve lejyonerlerini YPG safında IŞİD’e karşı kullanması.

- IŞİD’in canını fazlasıyla yakan ve zırh kabiliyetini azaltan güdümlü tanksavar füzelerin (Milan’ların) iki üreticisinden ve bölgeye gönderenlerden birinin Fransa olması.

- IŞİD’e karşı kullanılmak üzere, başta Peşmergeler olmak üzere bölgeye diğer silah, mühimmat ve askeri malzemeler transfer etmesi.

- Bir başka detay ise IŞİD’i manipüle eden bir istihbarat servisinin Fransa üzerine olası hesabı (Ve bu konu üst düzey istihbaratın ve verinin konusu.) Neden Avrupa’da ısrarla Fransa? Saldırının, IŞİD ve manyağı üzerinden gerçekleştirilen küresel rekabetin bir türevi olması söz konusu.

- IŞİD’in Fransa üzerinde terör eylemi yapma imkan ve kabiliyeti.

- IŞİD’in Fransa’da beslendiği taban ve bu tabanın IŞİD adına eylem yapma kararlılığı.

- Fransa’nın stratejik, ulusal ve küresel yaptıklarıyla-yapmadıklarıdır aslında temel neden.

Özellikle Fransa’ya yoğun göç vermiş ve genel olarak Marok olarak anılan Afrika kökenli ‘IŞİD’in istismar edebildiği’ Müslümanların Fransa’daki travmatik varlığı ve bu kitlenin hafızasında halen yaşayan Cezayir gerçeği.

“Ne yazık ki” Batı toplumunun kendisinden olmayanları ötekileştirme-marjinalleştirme-radikalleştirme ve terörize olmasına neden olan refleksi.

Sosyolojik olarak; yaşadığı toplumda ötekileşen insanların bir kısmi marjinalleşiyor. Marjinalleşenlerin bir kısmı radikalleşiyor. Radikalleşenlerin bir kısmı da eylem kararlılığı üreten teröriste dönüşüyor.

Bugün IŞİD özellikle Irak ve Suriye alanlarında taktiksel olarak küçülürken (Elindeki toprakların ve silahlı terörist varlığının yaklaşık % 25’ini kaybetmiş olmasına rağmen % 75’le varlığını devam ettiriyor.)

Buralarda küçülürken, diğer alanlarda büyüyor. Şu an Libya (Derme-Sirte), Nijerya (Boka Haram merkezli Afrika), Afganistan-Pakistan ve Mısır Sina Cebeli Halil bölgelerinde toprak kazanımlı alanları ile, adına terör üreten yüzleri aşan radikal kökenli örgütün biatı söz konusu.

Küçülürken başka yerlerde büyüyor.

Hem de kavramlarıyla!

Peki neden IŞİD ile IŞİD’e destek veren taban arasındaki bağ kopmuyor?

Bu IŞİD’in, daha doğrusu IŞİD’le mücadele edenlerin kimliğinde ve mücadele edişlerinin formülünde gizli. IŞİD, dinsel bir terminolojiyi kullanarak TAGUT, RAFİZİ, PEŞŞEYTAN, ATEİST ÇETELER ve KAFİR olarak tanımladığı güçlerle mücadele ediyor. Toplumsal tabanı bu kavramlar üzerinden buluyor. Bir yandan da hedef kitlenin zafiyetlerini istismar ediyor.

Ölümler üzerinden yaşanan travmaları (Irak-İran savaşı, 91 körfez savaşı, 91 savaşı ile 2003 işgali arasında açlıktan ve hastalıktan ölen çocuklar, 2003 işgali, işgal içinde yaşanan mezhepsel kırılma ve iç savaş, Musul ve sonrası), cehaleti (başta dinsel), yokluğu, açlığı ve sefaleti, mezhepsel kırılmayı, üreyen düşmanlıkları, devletlere olan inançsızlıkları ve güvensizlikleri, üremiş öfkeleri-hırsları-nefretleri-ihtirasları-intikam duygularını, alt seviyedeki yaşam koşullarını, sefaleti, açlığı, yaşama dair ümitsizliği kullanıyor ve başta cennet olmak üzere vaatler veriyor.

IŞİD’le Mücadelede Kavramsal Zafiyet

IŞİD’le mücadele hep askeri düzeyde kaldı. Üstüne IŞİD’e karşı yapılan bu hamle Ortadoğu’daki yeni dizaynın temel bir parametresini oluşturdu. Vekalet örgütleri üzerinden bir menfaat, güç, pastadan pay kapma ve hakimiyet kavgasına dönüştü. Bugün artık insanlık (gerçekten böyle bir niyet varsa) IŞİD’le kavramsal bir doğruluk üzerinden mücadele etmek zorunda.Eğer insanlık bugün IŞİD ile taban tuttuğu/tutacağı kitle arasına bir yalıtkan yerleştiremezse IŞİD küreye ve insanlığın geleceğine sıçrayacak.

Zorunluluğun bir diğer paydası da IŞİD’in istismar ettiği o zafiyetleri ortadan kaldırmak. Kavramsal mücadele ve haklılık ile bu mücadeleyi kimlerin ve nasıl yapacağı ise temel sorundur.


http://www.21yyte.org/tr/arastirma/terorizm-ve-terorizmle-mucadele/2016/07/15/8472/nice-saldirisi

Mehmetçiklerin “Gayret Sektörlerindeki” Mücadelesi: Dağlardan Notlar ve Ele Geçen Silahların Kısa Analizi:





Mehmetçiklerin “Gayret Sektörlerindeki” Mücadelesi: Dağlardan Notlar ve Ele 
Geçen Silahların Kısa Analizi:


Yazar: Abdullah Ağar
12 Ekim 2016 Çarşamba


Gece 03.30’da helikopterlerle doçkalarının üzerine inerek başlayan Çukurca Çağlayan bölgesindeki Han tepe- Seni Tepe – Dağbaşı Tepe ve Kale Tepe operasyonları genişleyerek devam ediyor. Sadece bu bölgede şu ana kadar PKK’nın dağ kadrosundan 267 terörist ölü olarak ele geçirildi.

Bu rakamlara PKK’lıların çekerek kaçırdıkları ve adı bilinmez yerlere gömdükleri ölü teröristler ve yaralıları dahil değil. Yapılan arazi aramalarında ‘kurda kuşa yem’ kaya yarıklarına sokuşturulmuş, uçurumlardan atılmış, 30-40 santim kazılan çukurlara gömülmüş teröristlere rastlanıyor.

Irak’a kaçırdıkları yaralı teröristler de bu rakamlara dahil değil, bu yaralılardan sonradan ölenler de...

Üreyen bu operasyon sonuçlarıyla PKK’nın varlık-iddia-güç ve propagandasını dayandırdığı DAĞ KADROSUNUN çok büyük bir darbe aldığı, moral çöküntüsüne girdiği, kış tertiplenmesine istediği gibi geçemediği ve bölge insanı üzerinde arzu ettiği baskı ve tehdidi tam oluşturamadığı anlaşılıyor.

Bugün itibariyle sadece Hakkari bölgesinde ölü ele geçirilen Dağ kadrosu terörist sayısı 387’ye ulaşmış durumda...

4 Ekim’de 2nci safhası başlayan Çağlayan bölgesi operasyonları Çilekli Tepe’ye (Kale Tepe ve Dağbaşı Tepe’nin güneybatısında) ve doğu uzanımındaki Kovan Tepe – Zengil Tepe –Handana Tepe bölgelerine doğru genişledi. Burada da komandolar tespit ettikleri temas sağladıkları teröristleri vurdu.

Burası Güven Dağının batıya uzanımında.

Bu operasyonlar sırasında Başyılan Murat Karayılan’ın PKK telsiz çevrimlerine girip konuştuğu tespit edildi. Bu konuşmalardan biri oldukça ilginç: “Oraları da kaybederseniz bölgedeki bütün kış tertiplenmeniz berbat olur.”

Kaybettiler.

PKK’lı teröristler ise, pek çok kereler “Mühimmatımız, yiyeceğimiz kalmadı” tarzında feveranlarda bulundular. (Ki bu konuşmalar, PKK’lıların telsiz çevrimlerinde öyle kolay kolay kullanmaya cesaret edebildikleri cümleler değil.)

Dağlardan Kısa Notlar:

PKK’nın IŞİD (DAİŞ-İLTÖ)’le savaşacağız yalanıyla yanına çektiği BİR İRANLI Mehmetçik’e dağda teslim oldu.

Kurduğu cümle ilginç:

Beni DAAŞ’la savaşacağız diye İran’da kandırdılar, buraya getirdiler.

Bu arada üç gün önce mühimmatlarıyla birlikte ele geçirilen 120’lik havan, Amerikan malı.

Mühimmatları gün yüzü görmemiş, pırıl pırıl.

Hadi PKK’nın elindeki ‘MENŞEİ BELLİ - VERENİ BELİRSİZ (!)’ Doğu Bloğu kökenli sofistike ve ağır silah sistemlerini (güdümlü uçaksavar-cornet ve tanksavar füzeleri-SA serisi ile doçkaları) anlıyoruz da, bunlar biraz (!) ayıp olmuyor mu?

Havan zaten çok etkili, bir de raylı sistem, dağın içinden. (Foto 1, 2, 3)

Bir de bu ve benzer havanları, hemen her gece sınırın öte yanına kurup dağlarındaki üs bölgelerimizi ateşe tutuyorlar. Peki, Mehmetçik’leri şehit eden küçük, ama çok etkili Amerikan yapımı el bombalarına ne demeli?

PKK’lı teröristler bir de bunları çorapla ya da sapanla çok daha uzağa atabiliyorlar.

Suriye ve Irak’taki Kızılderililerden (!) öğrenilen tam bir uzun bacaklı taktiği.

Hemen aklıma gerçek Kızılderililerin bir atasözü geliveriyor: “Eğer bir nehirde iki balık kavga ediyorsa, bilin ki oradan az önce uzun bacaklı bir İngiliz geçmiştir.”

Uzun bacaklı deyince, bu seferde aklıma Irak kabinesinde İngiliz pasaportu taşıyan en az 10 Iraklı bakan geliyor. Bir de İran-ABD ve İngiltere etkisi ve güdümündeki Irak Temsilciler Meclisinin aldığı Başika kararı.

Mehmetçik bu el bombalarından yüzlercesini ele geçirdi. Tabii bir o kadarını da tepesine yedi. (foto 4, 5, 6)

Bir de Drone meselesi var. Bizim Mehmetçikler dronelarını dağda tek tek uçurabilirken, PKK, 5 dronu aynı ayda uçurabiliyor. Hem de tek bir kumandayla. Bu sistemin Suriye ve Irak’ta görev yapan ABD Özel Kuvvetlerinin elinde olduğu biliniyor.

Acaba mı desem, acaba!

Ha, unutmadan fotoğraftaki bu arkadaş da günün sürprizi.

Fotoğraftan anlaşıldığı kadarıyla SİYAHİ BİR PKK’lı.

Mehmetçik Kale Tepe’nin eteklerine sermiş. Meskun mahal çatışmalarındaki yabancı uyruklu keskin nişancılardan sonra, bu da ilginç bir ölü terörist.

Bu teröristin ifşa olmaması için bizzat Başyılan Karayılan ile yavru yılan Fehmi Atalay’ın kesin talimat verdiği söyleniyor. Bu teröristin cesedini kaçırmak için teröristler, pek çok kere hamle yapmışlar. Ancak başarılı olamamışlar. Almaya gelenler de Siyahi Teröristin yanında kalakalmışlar! (foto 7)

Bir de fotoğraflarda görülen anti personel İtalyan mayınları eskilerinden çok farklı. Geçmiş yıllarda ele geçen İtalyanlar topuk kopartan cinsiydi, genellikle tek bir Mehmetçik’i şehit ediyordu. Bu İtalyan antipersonel mayınlar patladığında geniş bir alanı etkiliyor. Doğal olarak da o geniş alanın içindeki bütün Mehmetçikleri! (foto 8)

Bir söz de ele geçen PKK’lıların kimlikleri üzerine:

PKK’lılar kamplarına Yunan tanrısı Apollon’un ismini vermişler.

Marksist-Leninist-Ateist oldukları iddiasından sonra çok tanrılı Eski Yunan ekolüne geçmişler de haberimiz olmamış. (foto 9)

12, 7 mm’lik, 14, 5’luk gövde bölen doçkaları görmeye alışmıştık ya, şu çıkan 23, 5 mm’lik doçka azmanına ne demeli?

Doçka teröristlerin elindeki en etkili yatık mermi yollu uçaksavar silahı. Bir insana geldiği zaman gövdesini ikiye bölebiliyor. 

Bu silahı pek çok dünya ordusu kullanıyor. 

Çukurca operasyonunda ele geçirilen bu silah ise çok özel. 12,7 ya da 14,5 mm’lik terörist uçaksavarlarından çok daha büyük, çok daha etkili. Diğerlerin neredeyse dört katı büyüklüğünde çap çarpanına ve etkisine sahip.

(foto 10)

Ele geçen bu doçka uçaksavar da çok ilginç: Çift namlulu. (foto 11)

Bu çap ve kalibrelerde ‘12,7’lik-14,5’luk-23,5’luk’ onlarca doçka ele geçti.

Ele geçen yüzlerce roketi, bikisiyi, akbikiyi, kaleşi, M-16’yı, onbinlerce mermiyi, tonlarla anlatılan patlayıcıyı, binlerle anlatılan fünyeyi saymıyorum bile.

Özellikle binlerce fünye, BİNLERCE PATLAMA demek. Aynı İstanbul’da, Ankara’da, Antep’te, Diyarbakır’da, Maraş’ta, Elazığ’da, Van’da, Mardin’de, Diyarbakır’da olduğu gibi.
Bu silah şu ana kadar dağda hiç görülmemişti. 102 mm’lik çok namlulu terörist roketatar’ı. (ÇNRA)

Bölge hedeflerine karşı çok etkili. Hedefe oturduğunda çok büyük hasar ve zayiat verdiriyor. Özellikle ayakta olan hedeflere.

Pek çok mühimmatıyla birlikte ele geçirildi. (foto 12)

Buraya kadar geçmişken DSG-YPG’nin elindeki Amerikan Özel Kuvvetlerinin envanterinde bulunan ve PKK’nın Suriye uzantısı DSG-YPG’nin verildiği söylenen FGM-148 Javelin güdümlü tanksavar füze sistemlerine atıfta bulunmakta fayda var. Bu gelişmiş silah sisteminin özelliği parabolik uçuş yapması... Tankı ya da zırhlı/zırhlandırılmış aracı görünen en zayıf yerinden yani tepesinden vuruyor. Fotoğraf Suriye’den, YPG’nin Javalin’le vurduğu zırhlandırılmış bir DAAŞ bombalı aracını vuruşunu gösteriyor. (foto 13)

Öte tarafıyla bu güdümlü tanssavar füzeleriyle ilgili çok önemli bir sorunumuz daha var. Onlar da DSG-YPG’in elinde olan MİLAN tanksavar güdümlü füzeleri. Bu silahlar Fransız-Alman ortak yapımı. Membiç cebinde Fırat Kalkanı harekatını icra eden tanklarımızdan birinin bu silahla YPG tarafından vurulduğu iddia ediliyor. (foto 14)



11 Ekim 2016





































RESİMLER YAZARIMIZ IN FACEBOOK SAYFASINDAN ALINMIŞTIR

https://www.facebook.com/abdullah.agar.14/posts/10154617865753094


Kısaca PKK’nın elindeki Batı Avrupa ve ABD menşeili silah ve mühimmatlar terörle mücadelemizi birebir etkiliyor, Mehmetçiklerimizin şehit ya da gazi olmasına neden oluyor.

DAAŞ’la mücadele gerekçesiyle ya da maske mazeretiyle PKK’nın Suriye ve Irak uzantılarına verilen bu silahlar DAAŞ yerine Mehmetçik’e çevriliyor.

Doğu Bloğu menşeili silahlar onlarca yıldır terör örgütlerinin elinde kendini gösterirken, artık Batı menşeili silahlar da terör örgütlerinin elinde boy gösteriyor.

Hem de gözlerimizin içine baka baka.

Bu silahların envanterinin Batı ülkeleri tarafından çok iyi tutulduğu biliniyor.

Son Söz:

Yasadışı silahlı sol terör örgütü DHKP-C, 12 Mart 2016 tarihinde ‘PKK’lı kızlardan kurulu haremiyle görüntüleri medyaya yansıyan’ Duran Kalkan’ın doktrin babalığında (!) Kandil’de ilan edilen HBDH (‘sözde’ Halkların Birleşik Devrim Hareketi)’ne katılmayı reddetmişti.

Demişti ki DHKP-C; “Marksist-Leninist Anti Emperyalist olduğunu iddia edip de, Emperyalizmin menfaatlerine sonuna kadar hizmet eden PKK’nın kurduğu bu yapıya girmiyoruz.”

DHKP-C yasadışı silahlı sol bir terör örgütü olsa da, doğru söze ne denir?

PKK’nın Maksist-Leninist kılıflı bu sadakati karşılıksız kalmıyor.


http://www.21yyte.org/tr/arastirma/terorizm-ve-terorizmle-mucadele/2016/10/12/8511/mehmetciklerin-gayret-sektorlerindeki-mucadelesi-daglardan-notlar-ve-ele-gecen-silahlarin-kisa-analizi

Buzul Dağlarında Sıcak Temas!



 Buzul Dağlarında Sıcak Temas!



Yazar: Abdullah Ağar
  26 Eylül 2016 Pazartesi



Herkesin hafta sonunu geçirdiği dünkü Pazar öğle vakitlerinde Hakkari bölgesindeki başlayan yeni bir operasyonun haberleri ajanslara düşmeye başladı. Komandolar bu sefer Yüksekova sınırları içinde kalan Buzul (Cilo) dağlarında çatışmaya girmişlerdi. Çatışmanın yaşandığı yer Yüksekova’nın güneybatısındaki Buzul dağı bloğunda yer alan Havillati Dağları Urşe Bölgesi. Uç rakım yani yükseklik 3717 m. Bu dağlar Ağrı’dan sonra Türkiye’nin en yüksek bölgesinde yer alıyor. Temasın sağlandığı ve çatışmaların başladığı saatler 06:30.

Çatışmaların çıktığı bu yükseklik ve zamanı iyi anlamak gerekiyor. Çünkü bunun bir şimdisi bir de çok öncesi var. Komandolar o alana sızmak ve temas sağlayabilmek için sırtlarında en az 30’ar kiloluk silah teçhizat ve mühimmat yüküyle bütün geceyi dağlık arazide kilometrelerce yürüyerek ve bin metreyi aşan rakımları tırmanarak aştılar.

En dayanıklı ve donanımlı dağcıların bile zorlanacağı bir parkur sonrasında ise her şey daha yeni başlıyor. Çünkü bu tırmanma onlar için amaç değil, sadece bir araç. Onlar bütün bu uğraşın sonunda her şeyin daha yeni başlayacağını, bütün bu yorgunluğun üstüne önce temasın sağlaması sonra da teröristlerin çok zor koşullarda imha edilmesi gerektiğini biliyorlar. Gelen bilgilerde temasın sağlandığı ve şu ana kadar 8 teröristin etkisiz hale getirildiği ifade ediliyor.Bu rakamı küçük görenler olabilir. Ama o rakamın o alan için çok büyük bir anlamı var. Özellikle o bölgede çok uzun yıllardır, böyle bir rakam yok. Yakın tarihte bilinen giriş de yok.

PKK’nın en tecrübeli dağ kadrolarının yuvalandığı bu alanda baskın tarzında yapılan bu vuruşun öncelikle PKK’nın moral ve motivasyonu açısından çok önemli bir etki üreteceğini söylemek gerekiyor. Çünkü PKK bütün varlığını, etkisini, moral ve stratejisini bu dağ kadrolarına dayandırıyor. Geçen yıl yaşanan ve cumhuriyet tarihinin en büyük isyan girişimi olan meskun mahal çatışmalarından sonra kırsal ve dağlık alanda varlık iddiası üreten ve bunu ispatlamak için bu alanlar arasında sayısız eylem peşine düşen PKK, şimdi bu alanlarda üst üste ağır darbeler yiyor.

Çizgi romanlarda geçen “Ormanda Fantom on kaplan gücündedir” gibi hayalet hikayelerinden beslenen, kendine müzahir kitleyi ve bölge halkını bu tür Kızılderili taktikleriyle etkilemeye çalışan PKK’nın kurgusu bozuluyor.

Ağustos ortalarında Şemdinli kırsalındaki Ziyaret Tepe – Cami Tepe bölgesinden başlayan ve Oğul – Ağaçdibi bölgelerinde devam eden sürat ve baskın etkisine dayanan operasyonlar dördü doçka uçaksavar olmak üzere sayısız silah, mühimmat ve patlayıcının ele geçirilmesi ve en az 25 dağ kadrosu teröristin etkisiz hale getirilmesiyle sonuçlanmıştı.

Sonra (Eylül başı) Çukurca Çağlayan bölgesinde (Han T.-Seni T.-Kale T. ve Dağbaşı T.) operasyonları yapıldı. Bu operasyon PKK’nın son yıllarda aldığı en büyük darbeyle sonuçlandı. 230 civarında dağ kadrosu terörist imha edilirken, 12,7-14,5-23,5 mm’lik doçka ve ÇNRA’larla birlikte değişik cins ve çapta yüzlerce silah, sayısız mühimmat ve tonlarca patlayıcı ele geçti.

Şimdi 3717 metrenin doğa ve arazi koşullarında yıllardır girilmeyen Buzul Dağı üstündeki Havillati Dağları Urşe Bölgesinde çok sert arazi ve doğa koşullarında çok sert bir operasyon icra ediliyor.

Bu operasyonların temel özelliği PKK’nın Türkiye’deki varlık iddiasının kırılmaya başladığını göstermesidir. Dağ kadroları üzerinden üretilen şehir efsanelerinin birer balon olduğunu ispatlamasıdır.

Bununla birlikte, “Aparat Bir Güç – Bir Vekalet Terör Örgütü” olma özelliği daha yeni yeni anlamaya başladığımız PKK, 15 Temmuz sonrası süreçte çok önemli bir misyon üstlendi.

-   Taktik, operatif, stratejik ve istihbarat konulardan başlayıp,

-   Jeopolitik,

-   Uluslararası güç ve rekabet mücadelesi,

-   Devletin ve güvenlik kuvvetlerinin dengesini ve insicamını bozma,

-   Halkın devletine ve güvenlik kuvvetlerine karşı güvensizlik ve inançsızlık üretmesini sağlama,

-   Şebeke merkezli etki odaklı terör uygulamaları üretme,

-   Darbe girişiminin neden olduğu hassasiyetlerin devamlılığı ve derinleşmesi,

-   FETÖ ile mücadelede konsantrasyonunun bozulması,

-   Karar vericilerin dikkat ve kararlığını azaltma,

-   FETÖ ve DAAŞ (İŞİD) ile asimetrik bir eş güdüm içinde hareket etme,

-   Zihin ve algı terörü yaratma,

-   Kamuoyunda korku-dehşet-endişe-gelecek kaygısı ve belirsizlik yaratma,

-   Etnik ve mezhebi kırılganlık...

gibi pek çok konuda varlık ve etki üretmeye çalıştı.

İşte Şemdinli ve Çukurca Çağlayan bölgesinde dün ve Buzul dağında bugün PKK’ya vurulan darbeler, aslında bu başlıklar altında toplanan o meşumluğa vurulmuştur.

Türkiye’nin varlık yokluk savaşı verdiği, darbe girişiminin neden olduğu hassasiyetleri onarmaya çalıştığı bu dönemde PKK’nın aldığı bu darbeler, taktik operatif ya da stratejik değil bekasal ve kavramsaldır.

Bununla birlikte Buzul dağında operasyonun yapıldığı alan, PKK açısından stratejik bir öneme sahiptir. Bölücü Terör Örgütünün kırsalda, ana ikmal yollarında, bölge halkının üzerinde etki-baskı ve terör üretmesinde; iç bölgeleri desteklemesinde, uyuşturucu ve kaçakçılığa devam edebilmesinde çok önemli bir payı vardır. Ayrıca PKK’nın kış tertiplenmesine geçmeye çalıştığı ve kış aylarında bölge ve insanımız üzerinde üretmeyi amaçladığı etkinin kırılmasında da bu operasyonun değeri büyüktür.

Öte yandan 28 Ağustos’ta Diyarbakır havaalanına yapılan saldırı göz önüne alınarak, Yüksekova havaalanının iniş ve kalkış istikametlerini kontrol eden ve etki üretebilecek bir konum sağlayan bu alana yapılan operasyon, Yüksekova’nın, havaalanının ve uçuş güvenliğinin sağlanması nedeniyle, büyük önem taşımaktadır.

Komandolar Buzul bloğundaki Havillati dağlarındaki mücadelelerinde 3.200 metrelere ulaşmış durumdalar. Havillati Dağlarındaki en yüksek doruk 3.717 metre.

Benim tanıdığım o komandolar o doruktan, öte ufuklara bakmak isteyeceklerdir…



http://www.21yyte.org/tr/arastirma/terorizm-ve-terorizmle-mucadele/2016/09/26/8503/buzul-daglarinda-sicak-temas


Sınır Bölgelerinde Ortaya Çıkan Katyuşa, Grad ve Havan Tehdidi: Bu Tehdide Karşı Dünyada Var Olan CIWS Silah Sistemleri ve Türkiye’nin Olası CIWS Çözümü





Sınır Bölgelerinde Ortaya Çıkan Katyuşa, Grad ve Havan Tehdidi: Bu Tehdide Karşı Dünyada Var Olan CIWS Silah Sistemleri ve Türkiye’nin Olası CIWS Çözümü




Yazar: Abdullah Ağar
03 EKİM 2016 PAZARTESİ


Savunma Bakanı Fikri IŞIK dün CNNTürk’te yaptığı açıklamada, başta Kilis olmak üzere DAİŞ’in Suriye sınırına yakın yerleşim bölgelerine yaptığı Katyuşa, Grad ve Havan saldırılarına karşı milli ve yeni bir savunma sistemi geliştirmekte olduğunu ve sahada test aşamasına gelindiğini açıkladı.

Bu açıklamanın yapıldığı gün içinde DAİŞ, Kilis’e üç roket daha attı. Atılan ve bu roketlerden patlamayan birinin imhası sırasında mühimmatın patlaması sonucu, bomba imha uzmanı polisimiz şehit düştü, iki askerimiz yaralandı. Bu olayla birlikte DAİŞ’in Kilis’e yaptığı saldırı sayısı 100’ü aştı. 18 Ocak’ta başlayan bu saldırılarda hayatını kaybedenlerin “şehit düşenlerin” sayısı 23’e yükseldi. Yaralı sayısı ise 100’ü aşmış durumda...

Bununla birlikte Güneydoğu’daki terörle mücadele alanlarında da benzer tehditlere hemen her gün rastlanıyor. PKK, özellikle sınır hattını tutan üs bölgelerine sürekli havan saldırılarında bulunuyor. Bunların sonuncusunda (1 Ekim Çukurca Dağbaşı Tepe) bir Mehmetçik şehit düştü, 5’i yaralandı. Ayrıca PKK’nın elinde de çok sayıda ÇNRA-Grad ve Katyuşa olduğu biliniyor.

TSK, bu güne kadar bu tür tehditlere karşı elinde var olan hedef yer tespit sistemleriyle (genellikle ANTPQ-36 hedef tespit radarı) saldırının yapıldığı namlu ya da namlu grubunun koordinatlarını tespit etmeye ve elinde mevcut ateş destek ve hava taarruz vasıtalarıyla bunları ateş altına alıp etkisiz hale getirmeye çalıştı.

Ayrıca eylül ayı içerisinde Suriye sınırına yakın bazı bölgelerde 90 km menzilli Amerikan HIMARS (High Mobility Artillery Rocket System - Yüksek Hareket Yetenekli Topçu Roket Sistem)’lerinin devreye girdiği ve kullanılmaya başlandığı görüldü. (Fırtına obüslerinin menzili 40 km.)

Zafiyetler:

DAİŞ’in yaptığı bütün bu saldırılara karşı üç temel zafiyet var:

1-Namludan çıkmış mermi ya da mermi grubuna karşı bir etki üretemiyoruz. Yani elimizdeki hiç bir sistemin havadaki mermiyi vurma/imha imkan ve kabiliyeti yok.

2-Sütre gerisinden yamaç altı ve üzerinden ya da kazılmış mevziiden el yapımı basit ya da standart lançerlerle atılan mermilere karşı yapılan atışlar istenilen etkiyi üretmiyor. (Teröristlerin seçtikleri arazi ve mevzi hazırlıkları nedeniyle)

3-Bir diğer tarafıyla DAİŞ başta (-ki diğer terör örgütlerinin elinde de bu silah sistemlerinden var) bu silah sistemlerini kullanan örgütler, bu mühimmatları hareketli üniteler üzerinden ateşliyor. Yani, ya kundağı motorlu silah sistemi kullanıyorlar ya da pick-up türü dört çekerlerin üzerine monte ediyorlar. Mühimmatı ateşledikten sonra da hemen yer değiştiriyorlar. Böylece üzerine düşecek mermi ya da mermi grubundan kurtulmaya çalışıyorlar.



Temel gereksinim (Birincil Öncelik):

Mühimmatı ateşleyen terörist ünitenin imhası ya da etkisiz hale getirilmesi önem taşısa da, ateşlenen merminin hedefe ya da hedef bölgeye düşmeden imhası çok önem kazanıyor.



Temel Mantık:

Atılan havan, katyuşa, grad benzeri eğik mermi yollu mühimmatın hedef bölgeye düşmeden havada imhası.

BU TEHDİDE KARŞI KULLANILAN SİLAH SİSTEMİ: CIWS
CIWS (CLOSE-IN WEAPON SYSTEMLERİ-ATEŞ DUVARI SİLAH SİSTEMLERİ)

Çoklu döner namlu tabanı ve/veya radar-gps destekli füze destekli bu sistemleri pek çok ülke kendi standartlarında geliştirmiş durumda. Bu sistemler öncelikle savaş gemileri için tasarlanmış ve savaş gemilerine yönelik saldırılara karşı kullanılıyor. Ancak karasal alanlarda da benzer tehditlerin üremesiyle, bu sistemler ihtiyaç duyan ülkeler tarafından (özellikle ABD ve İsrail) karasal alanlara uyarlandı.

Dünyada bu ve benzeri tehditlere karşı, genellikle 20-35 mm çapında, dakikada 4.000-8.000 mermi atabilen ÇOKLU ve DÖNER NAMLU TABANLI SİSTEMLER kullanılıyor. (-ki bununla ilgili etkili ve pratik çözümler çok az. Örn: Phalanx CIWS-ABD)

Bunların füze atanları da var. (Örn: Demir Kubbe-Iron Dome-Barak serisi füzeler-İsrail)

Füze ve çoklu namlu tabanı ortak kullanan sistemler de mevcut. (Örn: Kashtan CIWS-Rusya)

Bu sistemleri şu ana kadar en etkin kullanan ülkeler ABD ve İsrail.

ABD, Irak’ın işgalinde ABD üslerine yapılan eğik mermi yollu (grad-katyuşa-havan) tehditlere karşı Phalanx CIWS’i etkin olarak kullanırken, İsrail Demir Kubbe (Iron Dome) ve Barak serisi GPS destekli füzeleri devreye koydu ve % 80-90 seviyelerinde etki üretti.

Bilinen En Belirgin Örnek 1: Phalanx CIWS (ABD):

Irak’ın işgali sırasında pek çok ABD üssünün bu tür saldırılara maruz kalmasıyla ABD ordusu entegre bir sistemi uygulamaya koydu.

Ardı ardına mızrak atışı ya da mızrak savaşı anlamına gelen Phalanx CIWS (Close-in weapon system) ile etkili bir üs (bölge-alan) savunması üretmeye çalıştı.

Bu sistemin çalışma mantığı şöyle:

Üsse havan, grad, katyuşa ya da benzeri kısa menzilli-eğik mermi yollu silahlarla bir saldırı olduğunda sistem otomatik olarak devreye giriyor.

-Radar ve bilgisayar tabanlı çalışan sistem mühimmatın çıktığı namlu ya da namlu grubunun koordinatları ile merminin uçuş yolunu hemen belirliyor.

-Çoklu namlu tabanlı sistem (Gatling topu) hemen karşı atışa başlıyor ve dakikada attığı ortalama 6 bin mermiyle havada neredeyse ateşten bir duvar örüyor. Gelen mermiyi havada vurmaya-imhaya ve/veya patlama ve paralanmalarla gelen merminin yönünü/yolunu değiştirmeye çalışıyor. (Gatling topu: Değişik çapları bulunan çoklu ve döner namlulu, en seri ve aynı zamanda en güçlü atış yapan, ölümcül bir silah sistemidir. Bildik mitralyözün gelişmiş halidir.)

-Bu arada sistem, üsse atılan merminin çıkış noktasını tespit edip kendi silah sistemlerine koordinatlarını veriyor. Böylece tehdit namlusundan atılan birinci mermi, daha üstlerine düşmeden, topçu, havan ve ÇNRA’lar ile hedef silahın ateş altına alınmasını sağlıyor.

-Sistem tehdidi tespit eder etmez yaptığı sesli (Siren vb.) ikazlarla hedef alanda (şehir-ilçe-köy vb. meskun mahallerde, üste, kışlada) bulunan kişilerin güvenli bir yere sığınması için zaman üretiyor. (Kaynak: IŞİD ve Irak kitabı... A. Ağar)



Bilinen En Belirgin Örnek 2: Kashtan CIWS (Rusya)

Rus menşeili olan bu sistem daha çok gemilerde görülüyor. Birbirine entegre füze ve çok namlu tabanla işleyen sistemin optimum sonuçlar verdiği biliniyor. Ancak karasal alan pratiğiyle ilgili, dahil olduğu bilinen bir çatışma ya da savaş bölgesi yok. Sisteme benzer orta irtifa hava savunma sistemi Pantsir S-1 (SA-22) ise, bölgemizdeki Irak Suriye ve İran ordularında mevcut. Ancak bunlar hava araçlarına karşı etkili. Havan, grad ya da katyuşa’lara karşı pratikte bilinen bir etkileri söz konusu değil.



Bilinen En Belirgin Örnek 3:

Demir Kubbe (Iron Dome) – Barak Serisi Füzeler (Barak Series Missile) (İsrail)

Demir Kubbe (Iron Dome) hava savunma sistemi, kısa menzilli füzeler (grad, katyuşa vb.) ile havan mermilerini engellediği biliniyor. İsrail devlet desteğiyle Rafael Savunma Sistemleri şirketi tarafından, 2006 Hizbullah’la yaşanan savaş sırasında Lübnan’dan ateşlenen ve yerleşim yerlerinde etkili olan füzeler ile 2007 HAMAS’ın kontrol ettiği Gazze Şeridi’nden atılan füzelerle birlikte geliştirildi. 2011 yılında devreye girdi.

Sistem, radar ve GPS destekli füze fırlatıyor. HAMAS tarafından atılan 222 roketi, Demir Kubbe’nin yüzde 90 oranında engellediği açıklandı. Değişik kaynaklar sistemin % 80-90 oranında başarı ürettiğini ifade ediyor.

Sistem karadan karaya atılan roketleri ve havan topu atışlarını tespit etmek için savaş uçaklarının üzerinde çeşitli füze dedektörleri kullanıyor. Hızlı bir kalibrasyon, ateşlenen füzenin nüfuslu bir alana atılıp atılmadığına karar veriyor. Demir Kubbe, fırlatılan füzeyi patlatmak için en güvenli bölgeyi belirliyor. Sistem, 5 ile 70 km arasında atılan füzelere karşı kent genişliğinde koruma sağlıyor. Bir Demir Kubbe bataryasının 50 milyon dolar civarında olduğu ifade ediliyor.



Bilinen Benzer Çözümler (Gemi Monteli):

AK-630 (Rusya), DARDO (İtalya), Denel 35mm Dual Purpose Gun (Güney Afrika), Goalkeeper CIWS (Almanya), Meroka CIWS (İspanya), Myriad CIWS (İngiliz), Oerlikon Millennium 35 mm Naval Revolver Gun System (İsviçre), Sea Zenith (İsviçre), Type 730 CIWS (Çin), RIM-116 Rolling Airframe Missile (Almanya-ABD)



Türkiye’nin Geliştirmeye Çalıştığı Sistem:

Ortaya çıkan tehditlerin kullandığı yeni doktrin ve metotlar ile ürettiği etki klasik anlayışa göre yapılandırılmış orduların da farklı çözümler üretmesini zorunlu kıldı. Terör örgütlerinin grad, katyuşa ve havanları sadece silahlı unsurları değil sivil yerleşim yerlerini de hedef alacak şekilde kullanmaları yeni çözüm arayışları beraberinde getirdi. Özellikle bu tür silahların meskun mahallere karşı kullanılması, bütün ölüm ve yaralanmalar bir tarafa, halkta korku dehşet ve paniğe neden olması ile karar vericiler üzerinde neden olduğu baskı ile çok daha farklı boyutlar üretmeye başladı.

Klasik terörden çok daha öte yeni konsept ve kavramlarla ortaya çıkan hibrit (karma melez) terör üretmiş olduğu bu yeni etkiyle başta Türkiye olmak üzere bu tehdide maruz kalan (Irak) ülkeleri pahalı ve acil çözümlere zorluyor. Bu sistemlerin devreye girmesi bilimsel ve teknolojik zorluklarla birlikte milyar dolarlara ulaşan zorunlu harcamaları da beraberinde getiriyor.



Aselsan’ın Olası Çözümü:

Aselsan’ın üreyen bu tehdide karşı “HERİKKS-SERHAT-KORKUT ve HİSAR” sistemleri ve/veya bunların soruna özgü geliştirilen yeni versiyonlarının birbirine entegrasyonu ile etkili bir çözüm üretmesi mümkün gözüküyor.

HERİKKS: Hava Savunma Erken İkaz ve Komuta Kontrol Sistemi

SERHAT: Radar Sistemi

KORKUT: Kundağı Motorlu Hava Savunma Silah Sistemi

HİSAR: Alçak/Orta İrtifa Hava Savunma Füze Sistemi



Aselsan verilerine göre:

HERİKKS Hava Savunma Erken İkaz ve Komuta Kontrol Sistemi, taktik sahadaki hava savunma unsurları (Hava Savunma Harekât Merkezleri, Silahlar ve Radarlar) arasında bir bilgisayar ağı kurarak hava savunma faaliyetlerini yöneten bir komuta kontrol sistemi. HERİKKS, temel olarak, çeşitli radarlardan ve harici unsurlardan iz bilgilerini alarak gerçek zamanlı ortak hava resmini oluşturuyor. Optimum hedef-silah eşlemelerini yaparak ve silah sistemlerine gerçek zamanlı iz bilgilerinin göndererek etkin bir hava savunması icra ediyor.

Bu anlamda Aselsan Hava Savunma Sisteminin üç temel taşı Silah, Sensör ve Komuta Kontrol unsurlarını içeren komple sistemler üretebiliyor.

Bununla birlikte ASELSAN, KORKUT Kundağı Motorlu Hava Savunma Silah Sistemi, HİSAR Alçak/Orta İrtifa Hava Savunma Füze Sistemleri gibi hava savunma projeleri kapsamında çeşitli kalibre silahlar kullanabilen, füze ve/veya roket atabilen, kara, deniz ve hava platformlarına entegre edilebilen çeşitli hava savunma silah sistemlerinin tasarım, geliştirme ve üretim çalışmalarını sürdürüyor.



Son söz:

Kötü komşu insanı mal sahibi yapıyor.

Bir ülkenin geleceği, ancak kendi milli güç unsurlarına dayanmaktan geçiyor. Milli Güç Unsurlarının ise caydırıcılık-güç-etki ve inisiyatif üretmesi gerekiyor. Şebeke merkezli etki odaklı günümüzün ve geleceğin savaş ve çatışma ortamlarında, bilinç-hız-etki ve yetenek odaklı kuvvet yapılanması ile teknoloji kullanımı asıl parametreler olarak karşımıza çıkıyor.

Bilgi-bilinç ve ruh merkezli kıtalar, üstün savunma imkan ve kabiliyetleri ve AR-GE bütün bunların lokomotifi.

Çok geç ve çok geride kaldığımız/bırakıldığımız Milli Savunma Sanayi’nin gelişmesi ve rakiplerinin önüne geçmesi beka adına birincil önem taşıyor.

Bu noktada kavramsal-doktrinel-stratejik-operatif ve taktiksel yapılanmalar bir tarafta, Aselsan, Roketsan ve Havelsan ile savunma sanayinde faaliyet gösteren Özel Sektöre ve üniversitelere büyük görevler düşüyor.


Notlar:

KATYUŞA’lar: 82mm çapında M-8, 132mm çapında M-13 ve 300mm çapında M-30/31 roketlerini kullanan, sırasıyla BM-8, BM-13 ve BM-31 sistemlerinden oluşan bir roket ailesidir. Menzilliler ve boyutları değişir. 0-40 kilometre arasında menzile sahip olabilirler. 200 kilograma kadar harp başlığı taşıyabilen modelleri de mevcuttur.

 GRAD’lar: Bu füzelerin çapı 122 ile 230 mm arasında değişiyor. Füzenin boyu 3 metreye ağırlığı 77 kg’a ulaşabiliyor. Menzili ise modeline göre 1,6 kilometreden 42 kilometreye kadar değişebiliyor. Grad füzeleri bir çeşit füze topu. Bu füzeler 218-240 cm uzunluğunda düz bir namludan oluşuyor. Bu namlunun içine üç kısımdan oluşan füze yerleştiriliyor: 25-30 kg ağırlığında bir başlık, füzeyi yönlendiren gövde ve füzeyi fırlatacak pervane şeklindeki taban. Bazen menzili artırmak için itici bir motor yerleştiriliyor.

HAVAN’lar: Değişik cins ve çapta pek çok modeli mevcuttur. 60, 81,82, 106, 120, 122 mm. Üst açı grubu ile atış yapabilen namlu ağzından elle tek tek doldurulan bir silahtır. Menzilleri 200 m.den , 8.180 m’ye kadar değişir. Hassas, tavikli, ihtiraklı tahrip, sis ve aydınlatma gibi mühimmat çeşitleri vardır.


http://www.21yyte.org/tr/arastirma/milli-guvenlik-ve-dis-politika-arastirmalari-merkezi/2016/10/03/8505/sinir-bolgelerinde-ortaya-cikan-katyusa-grad-ve-havan-tehdidi-bu-tehdide-karsi-dunyada-var-olan-ciws-silah-sistemleri-ve-turkiyenin-olasi-ciws-cozumu

MUSUL OPERASYONLARI-1- IRAK PARLEMENTO KARARI








MUSUL OPERASYONLARI-1- IRAK PARLEMENTO KARARI ÜZERİNDEN İRAN - TÜRKİYE GERİLİMİ



Yazar: Abdullah Ağar
05 ekim 2016 çarşamba
Ekim ayı içerisinde Musul operasyonunun başlayacağı konuşuluyordu. Bunun Rakka operasyonu ile  “ Eş Zamanlı ” yapılıp yapılamayacağı bir başka odak noktası idi.

Musul ya da Rakka ya da her ikisi de birden... Her ne olursa olsun DAİŞ (IŞİD-İLTÖ-Irak Levant Terör Örgütü)’ün her iki ülkede de ürettiği etkinin (-düşmanlı ve kırılmaların) öyle kolay kolay ortadan kalkmayacağı temel bir gerçek. Hatta ürettiği düşmanlıklarla asrımıza damgasını vuracağı, tetiklediği rekabet, düşmanlık ve araya giren kanlarla birlikte DAİŞ (IŞİD-İLTÖ) sorununun çok başka boyutlarda, farklı alanlarda, çok daha sert ve çok daha büyük boyutlarda yaşanabileceği de sorunun asıl boyutu.

Musul’la gündemimize oturan radikal DAİŞ (IŞİD-İLTÖ) gerçeği büyük bir vakum etkisi üreterek günümüzü etkilerken, ürettiği diğer kırılma ve savaşlarla birlikte bütün coğrafyayı ve dünyayı içine çekebilecek başka başka anaforların oluşmasına neden oluyor.

Tam bu noktada Irak Temsilciler Meclisinin, Erdoğan’ın yaptığı açıklamaları, Başika’daki Türk askeri varlığını ve TBMM’de kabul edilen Irak ve Suriye tezkerelerini merkeze oturtarak ve hedef alarak, diplomatik temayülleri fazlasıyla zorlayan açıklaması, bu konularla ilgili pek çok gerçeğin konuşulmasını zorunlu kılıyor.

ITM, Başika’daki Türk askeri varlığını “İşgalci Güçler” olarak tanımlaması, gerekirse karadan ve havadan müdahale edileceğine dair bir vurgu yapması ise bir başka çok önemli boyut.

Olası böyle bir hamle, bütün coğrafyanın kırılması demek.

Peki Türkiye’ye yönelik bu hasmane (!) tutum, Irak Temsilciler Meclisine ait özgür bir irade mi?

Yoksa bir yönlendirme var mı?

Bu sorunun yanıtı IŞİD (DAİŞ-İLTÖ) sonrası Irak’ta oluşan-oluşturulan siyasi-askeri ve paramiliter yapılarda gizli.

Irak’ta Haziran 2014’de Musul’da kendini gösteren ve Irak’ın yaklaşık % 40’ı ele geçirmesiyle zirve noktasına ulaşan IŞİD travması sırasında oluşturulan Irak kabinesi, doğrudan doğruya İran-İngiltere ve ABD etkisi ve güdümü altında.

İran ürettiği mezhebi etkiyle, Irak’a tamamıyla girmiş durumda. Elde ettiği siyasi erk ve yurtdışı operasyonlarını yapan Kudüs Tugayları ve angajmanındaki Bedir Örgütü-Hadi el Amiri başta olmak üzere yüzü aşan Şii Haşdi Şabi milis örgütü üzerinden Irak’ın ve coğrafyanın geleceğine doğrudan ve etkili bir şekilde müdahale ediyor.

Sahadaki kaynaklar; “İran’ın Irak’ta her istediğini yaptıramasa bile, istemediği hiçbir şeyin yapılamadığını...” ifade ediyor.

Öte tarafıyla, Irak kabinesindeki en az 10 bakanın İngiliz pasaportu taşıdığı, Cumhurbaşkanı Fuat Masum’un pasaportunu iade etmiş olsa bile İngiliz kimliğini taşımaya devam ettiği biliniyor.

Peki o zaman ITM’nin bu tavrı, öfkesi, cüreti ve hoyratlığı neden, nasıl ve kimden etkilenerek ortaya çıkıyor?

-Öncelikle bu etkinin İran’dan kaynaklandığını ifade etmek gerekiyor.

-Diğer bir boyutuyla da İngiltere ve ABD’nin bu duruma pek fazla ses çıkarmadığı de anlaşılıyor.

Böylece; kadim bir hastalığın (Mezhebi kırılganlığın) tekrar hortladığı günümüz coğrafyasında Türkiye ile İran arasındaki rekabet gün be gün kendisini daha çok göstermeye başladığı ve etki üretmesinin istendiği anlaşılıyor.

Neden Mezhebi Kırılganlık, Husumet ve Olası Çatışma?

Konunun iyi anlaşılması için İran’ın yakın zamanda aldığı pozisyonlara bakmak gerekiyor.

-2003 işgali ve sonrasında özellikle Bedir Tugayları üzerinden işgale verdiği dozajlı destek ve neden olduğu mezhebi kırılma özel önem taşıyor.

-Irak’ta 2006-2008 yıllarında yaşanan mezhep kökenli iç savaşta aldığı İran’ın aldığı Şii orijinli pozisyon ve etki çok bilinmiyor.

-2015 Tikrit’in kurtarılması sonrasında Yemen’de Suudi Arabistan ve İran arasında yaşanan Vahabi ve Şii savaşı gözümüzün önünde, tam yorumlanamadan öylece duruyor.

-Suriye iç savaşına İran’ın Şiilik üzerinden tüm gücüyle müdahil olduğunun bilinmesi gerekiyor.

-2014 Musul IŞİD kaosuna kadar Irak’ta varlık ve etki üreten İran güdümündeki 30 kadar Şii paramiliter örgüte, yine İran güdümünde onlarcası eklendi. Başbakan Abadi’nin açıklamasına göre bu milis örgütlerinin sayısı şu an 103!

- Bu örgütler mezhebi eksen ve etki ile hareket ediyor ve çatışma alanlarında yaptıklarıyla mezhebi ve etnik kırılganlığı ve düşmanlığı büyüttükleri görülüyor.

-Suriye iç savaşına üzere - Şii ve Nusayri kanat üzerinden- başta Hizbullah olmak Zeynebiyyun-Fatimiyyun-Abu’l Fazl el Abbas tugaylarının, Ashab-ül Ehlül Hakk’ın, Nuceba Birliklerinin, Hawsilerin hatta Feyli Kürtlerinin dahil olması İran ve Kudüs Tugayları etkisinin bilinmesi gerekiyor. Sahadan gelen bilgilere göre Suriye iç savaşında 40 kadar üst düzey Kudüs komutanının ve 500’e yakın pastar’ın hayatını kaybettiği ifade ediliyor.

Bütün bunlarla birlikte;

-Irak’taki Alevi-Bektaşi Türkmenlerin Şiileştirilmesinde,

-Şii Türkmenlerin İran güdümüne girmesinde ve Şiilik adına silahlı bir şekilde organize edilmesinde,

-Irak’taki Sünni Türkmenlere İran’ın el atmasında,

-Goran ve KYB üzerinde ve coğrafyasında kırılganlık üzerinden etki üretmesinde,

-Ve PKK ile girdiği angajmanlar nedeniyle...

Türkiye ve İran arasında adı konmamış çok büyük bir rekabet ve gerilim yaşanıyor. Ve bütün bunlar, Musul’la yapılacak harekat öncesinde kendisini göstermeye başlıyor.

Sahada Başika’daki Türk askeri varlığı, Musul operasyonuna sağlanacak ateş ve hava gücü desteği, koalisyon uçaklarına sağlanacak üs desteği (TSAA-Zaman hassasiyetli hava akınları-Time Sensetive Air Attack), eğitim ve lojistik imkan kabiliyetlerinin kullandırması, Musul operasyonuna Türk etkisini ortaya koyuyor.

Bununla birlikte PKK konusunda düğümlenen bu ve olası diğer destekler, IŞİD’le mücadele konusunda Türkiye’nin sağlayacağı KAVRAMSAL KATKI, her şeyin ötesinde çok büyük bir anlam ve önem taşıyor.

Türkiye’nin Irak politikasının merkezinde ‘konuyla ilgili olan kısmıyla’ Irak’tan üreyen PKK ve IŞİD tehdidi başta olmak üzere demografik kırılmalara (mezhepsel olarak Sünni-Şii, etnik olarak Türkmen-Kürt-Arap) kalıcı bir çözüm üretilmesini istediği, bu coğrafyadan kendisine tehdit üremesine ve üretilmesine engel olmaya çalıştığı biliniyor.

IŞİD’le mücadele adı altında üreyen gerekçelerle coğrafyanın dizayn edildiği bir süreçte, Türkiye de kendi bekası adına:

-Kendisini tehdit edecek oluşumlara engellemek ve yok etmek,

-Tehditleri sınır ötesi alanlarda domine etmek,

-Partnerlerini korumak ve kollamak,

-Tehditlerin kendisini ulaşmasına, yakıcı ve kırıcı etki üretmesine engel oluyor.

Ve Olası müzakere masasında kartlarını güçlü tutmak adına bazı hamleler yapıyor. Bunu yaparken de kendi jeopolitiğini, jeostratejisini ve kendi hinterlandını esas almaya çalışıyor.

Öyle anlaşılıyor ki;

-Türkiye’nin son dönemde ortaya koyduğu sahadaki etki (Fırat Kalkanı ve Başika)

-Bölgesel ve yerel partnerleriyle ilişkileri ve ürettiği etki,

-Uluslararası ilişkilerindeki açılım (Rusya - özellikle İsrail),

-Diplomatik hamleler: (Biden ve Barzani’nin Türkiye ziyaretinde ve Erdoğan’ın son ABD ziyaretinde konuşulan konular ve üreyecek olası etki) başta İran ve diğer bazı ülkeleri(!) fazlasıyla rahatsız etmiş ve tetiklemiş durumda.

Irak’tan üreyen ve etki üreten kadim hastalığın hortladığı (Mezhebi Fitnenin) bu süreçte Irak’ın en büyük önem ve anlam ürettiğini unutmadan, kavramsal çözümün orada (Irak’ta) olduğunu da bilerek, İran-Türkiye-Irak-Suriye başta olmak üzere insanlığın lehine üretilecek ortak akıl-ortak strateji ve ortak eylem, eskisinden çok daha büyük bir önem taşıyor.

Yoksa DAİŞ (IŞİD-İLTÖ)’nün ürettiğinden çok daha büyük vakum, dibi bilinmez bir kara delik bütün dünyayı içine çekecek.

Kaynayan cadı kazanı Musul’la birlikte artık fokurdamaya başlamış durumda.


http://www.21yyte.org/tr/arastirma/terorizm-ve-terorizmle-mucadele/2016/10/05/8509/musul-operasyonlari-1-irak-parlemento-karari-uzerinden-iran-turkiye-gerilimi


..