19 Şubat 2020 Çarşamba

NÜKLEER ENERJİDE “EMNİYET VE KÜRESEL GÜVENLİK KIRILMASI” BÖLÜM 3

NÜKLEER ENERJİDE “EMNİYET VE KÜRESEL GÜVENLİK KIRILMASI”  BÖLÜM 3


Çalışma Grubu Üyeleri


Fatih Birol

Fatih Birol, merkezi Paris’te bulunan Uluslararası Enerji
Ajansı’nın (IEA) Başekonomisti ve Ekonomik Analiz Bölümü’nün
Başkanı’dır. Dünyada enerji piyasaları konusunda referans kabul
edilen “World Energy Outlook” yayınlarının başındadır. 1995
yılında Uluslararası Enerji Ajansı’na (IEA) katılmadan önce,
altı yıl boyunca OPEC’in Viyana’daki merkezinde çalışmıştır.
Birol, enerji sektörü ile politika yapıcılar arasındaki işbirliğinin
gelişmesine imkan sağlayan bir platform olan IEA Enerji İş
Konseyi’nin de Kurucusu ve Başkanı’dır. Birleşmiş Milletler
Genel Sekteri’nin oluşturduğu ‘High-level Group on Sustainable
Energy for All’ un üyesi, Davos’ta gerçekleşen Dünya Ekonomik
Forumu’nun (WEF) Enerji Danışma Kurulu Başkanı’dır. Global
enerji sorunlarının anlaşılmasına katkılarından dolayı, Avusturya
Cumhuriyeti’nin Altın Onur Madalyası, Fransız Hükümeti’nin
“Chevalier dans l’ordere des Palmes Academique” Nişanı,
İtalya Cumhuriyeti Yüksek Liyakat Nişanı, Almanya Federal
Cumhuriyeti Yüksek Liyakat Nişanı ve Türkiye Cumhuriyeti
Üstün Hizmet Madalyası da dahil olmak üzere birçok ödüle layık
görülmüştür. Lisans derecesini İstanbul Teknik Üniversitesi’nden
almış olan Birol, enerji ekonomisi alanındaki yüksek lisans ve
doktorasını Viyana Teknik Üniversitesi’nde tamamlamıştır.

Salim Dervişoğlu

Salim Dervişoğlu, Deniz Kuvvetleri Komutanı olarak 1997’den
1999’a kadar hizmet vermiştir. Öncesinde Milli Güvenlik Kurulu
Genel Sekreter Yardımcılığı, NATO Güney Avrupa Deniz
Kuvvetleri Komutanlığı Plan Prensipler Başkanlığı, Deniz Harp
Akademisi Komutanlığı, Milli Güvenlik Konseyi Basın ve Halkla
İlişkiler Daire Başkanlığı ve Genelkurmay İstihbarat Daire
Başkanlığı görevlerinde bulunmuştur. Dervişoğlu halihazırda
BİLGESAM Stratejik Araştırmalar Merkezi Bilge Adamlar
Kurulu Başkanı’dır. Eğitimini Deniz Harp Akademisi’nde
tamamlayan Dervişoğlu, İşletme yüksek lisans derecesini ABD
Monterey’deki US Naval Postgraduate School’dan almıştır.

Ayşe Canan Ediboğlu

Canan Ediboğlu, yüksek öğrenimini Southampton Üniversitesi
Ekonomi bölümünde, lisansüstü eğitimini ise, yine aynı
üniversitede Finansal Kontrol Yönetimi alanında tamamlamıştır.
Çalışma yaşamına Southampton Üniversitesi’nde araştırma
görevlisi olarak başlayan Canan Ediboğlu, 1980 yılında
Türkiye’ye dönmüş ve aynı yıl Shell Türkiye’de Planlama Müdürü
görevini üstlenmiştir. Ediboğlu, şirketin çeşitli departmanlarında
görev aldıktan sonra, 2002 yılında Genel Müdür, 2006 yılında ise
Ülke Başkanlığı görevini üstlenmiştir. Haziran 2009’da emekliye
ayrılan Ediboğlu, bu tarihten itibaren Türkiye’de yatırım yapmayı
planlayan enerji şirketlerine danışmanlık yapmakta ve önde gelen
global danışmanlık şirketlerden Accenture’un Non-Executive
Yönetim Kurulu Üyeliği görevini yürütmektedir. PETDER’in
(Petrol Sanayi Derneği) eski Başkanı olan Ediboğlu halen TOBB
Petrol Ürünler Sektör Meclisi Başkanı ve ING Bank Türkiye’nin
Yönetim Kurulu Üyesi’dir.

Memduh Karakullukçu

Memduh Karakullukçu, Global İlişkiler Forumu’nun (GİF)
Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı, Kroton Danışmanlık
Şirketinin Yönetici Ortağı ve hukuki enformatik sistemleri
alanında uzmanlaşan kanunum.com girişiminin Kurucu Ortağı’dır.
Uzmanlık alanları, uluslararası finans, ekonomi ve hukuk ile
yüksek öğretim ve teknoloji politikalarını kapsamaktadır.
Karakullukçu, 2007-2010 yılları arasında TÜSİAD Başkan
Danışmanlığı görevinde bulunmuştur. 2003-2006 yılları arasında
İTÜ (İstanbul Teknik Üniversitesi) ARI Teknokent’in Kurucu
Genel Müdürlüğü’nü yapmıştır. Aynı dönemde İTÜ Rektör
Danışmanlığı, “Hukuk, Teknoloji, Politika” yüksek lisans
programı Koordinatörlüğü ve İTÜ Uydu Yer Algılama Merkezi
Stratejik Başdanışmanlığı görevlerini üstlenmiştir. İTÜ’de ve
London School of Economics’de (LSE) Öğretim Görevlisi olarak
çalışmıştır. Karakullukçu, 1992-1994 döneminde, uluslararası bir
yatırım bankasının Londra ve İstanbul ofislerinde türev piyasalar
ve kurumsal finans bölümünde çalışmıştır. IMF ve Dünya Bankası
için danışmanlık ve akademik çalışmalar yapmıştır. OECD, NATO,
SEFI, AURP gibi uluslararası forumlarda teknoloji politikaları
konusunda makaleler sunmuştur. Massachusetts Institute of
Technology’de (MIT) Elektrik Mühendisliği ve Ekonomi
dallarında çift ana dal lisans eğitimi (BS) alan Karakullukçu,
London School of Economics’te (LSE) Finans alanında yüksek
lisans derecesini (MSc) ve Columbia Üniversitesinde Hukuk
eğitimini (Juris Doctor) tamamlamıştır. Karakullukçu, New York
barosuna kayıtlıdır.

Sönmez Köksal

Sönmez Köksal, Türkiye’nin Fransa ve Irak Büyükelçilikleri
ile Avrupa Konseyi nezdinde Daimi Temsilci görevlerinde
bulunmuş emekli bir diplomattır. 1992’den 1998’e kadar MİT
(Milli İstihbarat Teşkilatı) Müsteşarı olarak görev yapmıştır.
Köksal, Dışişleri Bakanlığı’nda Çoktaraflı Ekonomik İlişkiler
Genel Müdür Yardımcılığı, AET Daimi Temsilciliği’nde Temsilci
Yardımcılığı, Orta Doğu ve Afrika Dairesi Siyaset Planlama
Başkanlığı gibi birçok görevde bulunmuştur. Yakın zamana
kadar İstanbul Ticaret Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanlığı
ve Işık Üniversitesi’nde Öğretim Üyeliği görevini sürdüren
Köksal, halen BİLGESAM Stratejik Araştırmalar Merkezi Üyesi
ve Küresel Siyasal Eğilimler Merkezi (GPoT Center) Üyesi
olarak çalışmalarına devam etmektedir. Sönmez Köksal, Ankara
Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunudur.

C. Tanıl Küçük

1956 yılında Zonguldak’da doğan C. Tanıl Küçük, İstanbul
Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olmuştur. İstanbul
Sanayi Odası Meclis Üyeliği’ne ilk kez 1981 yılında seçilmiştir.
1993 yılında İstanbul Sanayi Odası Yönetim Kurulu Üyeliği’ne
seçilen C. Tanıl Küçük, 1997-2001 yılları arasında Yönetim
Kurulu Başkan Vekili, 2001-2013 yılları arasında ise Yönetim
Kurulu Başkanı olarak görev yapmıştır. 2005- 2009 yılları arasında
TOBB Sanayi Odaları Konsey Başkanı olan Küçük, Mayıs 2009
itibarıyla da TOBB Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı görevini
üstlenmiştir. 1995-1999 yılları arasında İKV Yönetim Kurulu ve
Genel Kurul Üyesi olan Sayın Küçük, halihazırda Elit Çikolata
ve Şekerleme Sanayi A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev
yapmaktadır.


Erol Memioğlu

1954 yılında doğmuştur. Yüksek öğrenimini Ortadoğu Teknik
Üniversitesi Petrol Mühendisliği bölümünde tamamlamıştır. 1979
yılında TPAO’da Uzman Mühendis olarak görevine başlayan
Memioğlu, TPAO’da Üretim Müdürlüğü ve Yurt Dışı Projeler
Grup Başkanlığı ile Türkiye Petrolleri Denizaşırı Ltd. Şirketi
Başkanlığı görevlerinin ardından 1999 yılında Koç Holding’de
Enerji Grubu Başkan Yardımcılığı görevine atanmıştır. 2003-2004
yılları arasında iş hayatına Koç Holding Enerji Grubu İcradan
Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi olarak devam eden Memioğlu,
Mayıs 2004’ten bu yana Koç Holding Enerji Grubu Başkanlığı
görevini yürütmektedir.


Muhsin Mengütürk

Muhsin Mengütürk, bankacılık, inşaat, medya, otomotiv, turizm
ve enerji sektörlerinde faaliyet gösteren şirketlerden oluşan
Doğuş Holding’de Yönetim Kurulu Üyesi’dir. 1997’den 2000
yılına kadar Sermaye Piyasası Kurulu Başkanlığı yapan Prof.
Mengütürk, finans sektöründe çok sayıda üst düzey görevde
bulunmuştur. 1990 öncesi Boğaziçi Üniversitesi ve İstanbul
Teknik Üniversitesi’nde ders vermiştir. Uluslararası Finans
konusunda bir ders kitabı yazmıştır. Prof. Mengütürk, Robert
Kolej’den Makina Mühendisliği lisans derecesiyle mezun
olduktan sonra yüksek lisans ve doktora derecelerini yine aynı
konuda Duke Üniversitesi’nde tamamlamıştır.

İlhan Or

1951 yılında İstanbul’da doğmuştur. Lisans, yüksek lisans
ve doktora derecelerini Northwestern Üniversitesi Endüstri
Mühendisliği Bölümü’nden almıştır. 1976 senesinde Öğretim
Görevlisi olarak Boğaziçi Üniversitesi’nde göreve başlamıştır.
1982-1983 yıllarında Syracuse Üniversitesi’nde ve University
of Maryland’da Misafir Öğretim Üyesi olarak görev yapmıştır.
1984 yılında Doçent, 1991 yılında ise Profesör unvanlarını
kazanan İlhan Or’un, başlıca eğitim ve araştırma alanları;
doğrusal programlama, benzetim modelleme, üretim ve bakım
planlama, risk analizi ve yönetimi ile enerji konusunda yöneylem
araştırması uygulamalarıdır. Bu konularda, uluslarası ve ulusal
düzeyde, çok sayıda bilimsel yayını ve bilimsel toplantı bildirisi
vardır. İlgi alanına giren konularda, üniversite içinde ve dışında
eğitim seminerleri vermiş, danışmanlık yapmıştır. İlhan Or, 1993-
2004 döneminde “Naval Research Logistics” isimli uluslararası
bilimsel sürekli yayında Yardımcı Editör olarak görev yapmıştır.
Sayın Or, Türkiye Enerji Ekonomisi Derneği’nin Kurucu Üyesi;
Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi’nin, Katı Atık Türk
Milli Komitesi’nin, Türk İstatistik Derneği’nin ve Türkiye
Yöneylem Araştırması Derneği’nin Üyesidir.

Ayşe Yasemin Örücü

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nda enerji ve iklim
değişikliği politikaları üzerinde çalışmakta olan Ayşe Yasemin
Örücü, Türkiye İklim Değişikliği Müzakere heyetinde görev
almaktadır. Ulusal Bildirim, 1990-2008 Ulusal Sera Gazı
Envanteri, Enerji Sektöründe Sera Gazı Azaltımı Grubu, Karbon
Yakalama ve Depolama Projesi, Enerji Sektörü Modellemesi, AB
çevre müzakereleri gibi çalışmalarda yer alan Örücü, BMIDCS,
OECD, UEA, AB, IPCC ve KEI nezdinde yürütülmekte olan iklim
değisikliği faaliyetlerine katılım sağlamaktadır. Sayın Örücü,
politika oluşturma, çevre yönetimi, sera gazı hesaplamaları, çevre
ekonomisi ve çevre hukuku konularında eğitim ve tecrübeye
sahiptir. Araştırma görevlisi olarak görev yaptığı ODTÜ Maden
Mühendisliği Bölümü’nden lisans ve yüksek lisans sahibi olan
Örücü, Oxford Üniversitesi Çevre Değişimi Enstitüsü’nde iklim
değişikliği ve enerji alanlarında yüksek lisans eğitimini 2005
yılında tamamlamıştır.

Gülsün Sağlamer

İstanbul Teknik Üniversitesi’nin (İTÜ) eski Rektörü olan Gülsün
Sağlamer, 2005-2009 yılları arasında Avrupa Üniversiteler
Birliği’nde (EUA) Yönetim Kurulu Üyeliği görevini yürütmüştür.
Prof. Sağlamer, halen EUA’nın “Kurumsal Değerlendirme
Programı” Yönetim Kurulu Üyeliği, Uluslararası Rektörler
Birliği İcra Komitesi Üyeliği ve Akdeniz Üniversiteler Topluluğu
Başkan Yardımcılığı görevlerini sürdürmektedir. 2006-2011 yılları
arasında, Avrupa Komisyonu Marie Curie Programı İcra Komitesi
üyeliği görevini yürütmüştür. Kadir Has Üniversitesi Mütevelli
Heyeti, İTÜ Geliştirme Vakfı Yönetim Kurulu ve İTÜ ARI
Teknokent Yönetim Kurulu Üyesi olan Sağlamer, üç uluslararası
bilimsel derginin de editörler kurulunda bulunmaktadır.
Amerikan Mimarlar Enstitüsü Sağlamer’e 2006 yılında Onursal
Üyelik (Hon FAIA) tevcih etmiştir. Kendisine ayrıca Avrupa
Mühendislik Eğitimi Topluluğu (SEFI) tarafından Leonardo da
Vinci Madalyası verilmiştir. Prof. Sağlamer, mimarlık eğitimini
ve doktorasını İstanbul Teknik Üniversitesi’nden almıştır.

Mustafa Tırıs

Doç. Dr. Mustafa Tırıs, 1965 Yılında İzmir’de doğmuştur.
İTÜ’den Petrol Mühendisi olarak mezun olduktan sonra, Ege
Üniversitesi, Güneş Enerjisi Enstitüsü’nde yüksek lisans ve
doktora eğitimini tamamlamıştır. Doktora üstü çalışmalarını
Leeds Üniversitesi’nde yapmıştır. 1995 Yılı’nda Yenilenebilir
Enerji Anabilimdalı’nda Doçent olmuştur. 1990 yılında girdiği
ve 21 yıl çalıştığı TÜBİTAK-Marmara Araştırma Merkezi’nde
sırasıyla Araştırıcı, Uzman Araştırıcı, Enstitü Müdür Yardımcılığı
ve Enstitü Müdürlüğü görevlerine getirilmiştir. Enerji Enstitüsü,
Çevre Enstitüsü ve Kimya ve Çevre Enstitüsü Müdürlüğü
yapmıştır. Enstitü Müdürü olarak, enerji ve çevre teknolojilerinin
geliştirilmesine yönelik yıllık ortalama 40 adet projenin teknik,
ekonomik ve idari koordinasyonunu yapmıştır. NATO ve IEA gibi
Uluslararası kuruluşlarda Türkiye’yi temsil etmiştir. TÜBİTAK’ta,
Türkiye’nin çok seçkin 230 araştırma personelinin yönetimini
üstlenerek, enerji ve çevre teknolojilerinin ülkemiz şartlarında
geliştirilmesi için önemli projelere imza atmıştır. 2011 yılında
Kurucu Ortak olarak T-Dinamik Enerji Şirketi’nin kuruluşunda
görev almış ve Genel Müdür olarak çalışmaya başlamıştır.


Volkan Vural


Volkan Vural, Türkiye’nin önde gelen medya grubu olan Doğan
Holding A.Ş.’nin Yönetim Kurulu Başkan Danışmanı olarak görev
yapmaktadır. TÜSİAD Yönetim Kurulu Üyesi de olan Emekli
Büyükelçi Vural, Türkiye’yi sırasıyla İran, Sovyetler Birliği ve
daha sonra Rusya Federasyonu, Almanya Federal Cumhuriyeti,
Birleşmiş Milletler ve İspanya Krallığı nezdinde Büyükelçi olarak
temsil etmiş, Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı, Başbakan
Başdanışmanı ve Avrupa Birliği Genel Sekreteri görevlerinde
bulunmuştur. Volkan Vural, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler
Fakültesi’nden mezundur.

Nigar Ağaoğulları (Proje Direktörü)


Global İlişkiler Forumu’nda Politika Çalışmaları Direktörü
olarak görev yapan Nigar Ağaoğulları, GİF bünyesinde
oluşturulan Enerji ve Güvenlik konulu Çalışma Gruplarının Proje
Direktörlüğünü, Türkiye-Rusya İlişkileri Track-II çalışmasının
da koordinatörlüğünü üstlenmektedir. Washington’da Western
Policy Center ve New York’ta Birleşmiş Milletler nezdindeki
Türk Daimi Temcilciliğinde staj yapmış olan Nigar Ağaoğulları,
kariyerine New York’da bulunan Shearman & Sterling çokuluslu
hukuk firmasında başlamıştır. Türkiye’ye dönüşünün akabinde
aile şirketinde Strateji ve İş Geliştirme Koordinatorü olarak çalışan
Ağaoğulları, Medyaevi İletişim bünyesinde de çeşitli firmalara
iletişim danışmanlığı hizmeti vermiştir. GİF Yönetim Kadrosu’na
katılmadan önce, Doğan Holding bünyesinde İş Geliştirme ve
Strateji bölümünde görev almıştır. Lisans eğitimini Georgetown
Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde tamamlayan Nigar
Ağaoğulları, 2006-2007 yılları arasında London School of
Economics’den Toplumsal ve Kamusal İletişim alanında yüksek
lisansını almıştır. Halihazırda Trakya Un Sanayi ve Ticaret A.Ş.,
Olin Edirne Yağ Sanayi A.Ş. ve Koç Lisesi Mezunlar Derneği
Yönetim Kurulu Üyesi’dir.


Konuk Konuşmacılar


Değerli görüşlerini Çalışma Grubu üyeleriyle paylaşan konuk
uzmanların listesi aşağıda yer almaktadır:

Hakkı Akil
T.C. Roma Büyükelçisi; Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı
(2009-2010)

Dr. Selahaddin Anaç
Türk Kömür İşletmesi (TKİ) Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel
Müdürü

Erdal Çalıkoğlu
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Yenilenebilir Enerji Genel Müdür
Yardımcısı

Budak Dilli
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Enerji İşleri Genel Müdürü (E)

Luis Echavarri
OECD Nükleer Enerji Ajansı (NEA) Genel Direktörü

Hakan Irgıt
Accenture Türkiye Enerji Sektörü Başkanı

Prof. Dr. Mehmet Karaca
Jeoloji Mühendisliği Profesörü; İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörü

Dr. Nurşen Numanoğlu
AB Nezdinde Türkiye Daimi Temsilci Yardımcısı; Avrupa Birliği
Bakanlığı Genel Sekreter Yardımcısı (E)

Prof. Dr. Sermin Onaygil
İTÜ Enerji Enstitüsü Enerji Planlaması ve Yönetimi Anabilim Dalı Başkanı

Kausar Qazilbash
Accenture İletim ve Dağıtım Bölümü Yönetici Direktörü

Prof. Dr. Cem Soruşbay
İTÜ Makine Mühendisliği Profesörü

Prof. Dr. Mete Şen
İTÜ Makine Mühendisliği Profesörü

Gökmen Topuz
İTÜ Enerji Enstitüsü Misafir Öğretim Görevlisi; TOBB Enerji
Konseyi Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı; Zorlu Enerji Yatırımlar
Genel Müdür Yardımcısı (E)

Prof. Dr. Zerrin Yılmaz
İTÜ Mimarlık Bölümü Profesörü



DİPNOTLAR;

74. BP Statistics, 2012
75. IAEA (2012), International Status and Prospects of Nuclear Power, Genel Direktör
      Raporu, IAEA, Vienna (bundan böyle ISPNP, IAEA 2012 olarak anılacaktır), s. 3.
76. IAEA (2010), International Status and Prospects of Nuclear Power, Genel Direktör
      Raporu, IAEA, Vienna (bundan böyle ISPNP, IAEA 2010 olarak anılacaktır), s. 5.
77. ISPNP, IAEA 2010, s. 6-7.
78. “Nükleer silahların yaygınlaşması sorunu, ciddiyet bakımından iklim değişikliği
sorunuyla en azından eşdeğer, potansiyel etki bakımından ise ondan çok daha
ani ve büyüktür.” Kaynak: ICNND (International Commission on Nuclear Non-
Proliferation and Disarmament) (2009), “Eliminating Nuclear Threats: A Practical
Agenda for Global Policy Makers”, Eş-Başkanlar: Gareth Evans & Yoriko
Kawaguchi, ICNND, Australia (bundan sonra “Evans Raporu” olarak anılacaktır).
79. Socolow, R. and A. Glaser (2009), “Balancing Risks: Nuclear Energy and Climate
Change”, Daedalus 138, No. 4 (Fall 2009), s. 31-44.
80. Deutch, J., A. Kanter, E. Moniz and D. Poneman, “Making the World Safe for
Nuclear Energy”, Survival 46, No. 4 (Kış 2004-2005), s. 65-80.
81. MIT (2010) The Future of the Nuclear Fuel Cycle: Summary Report, An Interdisciplinary MIT Study, Cambridge, MA, s. 4.
82. Joskow, P. and J.E. Parsons (2009), “The Economic Future of Nuclear Power”, Daedalus 138, No. 4 (Güz 2009), s. 45-59.
83. Bkz. bölüm IV(b)(iii)(1.1).
84. El-Baradei, M., “Nuclear Energy: The Need for a New Framework”, Genel Direktör’ün Açıklamaları, IAEA, 17 Nisan 2008.
85. Deutch, Kanter, Moniz and Poneman “Making the World Safe for Nuclear Energy”.
86. Evans Raporu, s. 126-127.
87. The Future of the Nuclear Fuel Cycle, s. 15.
88. Harvard Üniversitesi’ndeki Belfer Center, nükleer emniyet ve güvenlik konularından çok daha geniş bir gündeme sahip olsa 
     da, böyle bir merkez için uygun bir model olabilir.


***

NÜKLEER ENERJİDE “EMNİYET VE KÜRESEL GÜVENLİK KIRILMASI” BÖLÜM 2

NÜKLEER ENERJİDE “EMNİYET VE KÜRESEL GÜVENLİK KIRILMASI”  BÖLÜM 2






ÖNERİ 15 – KURUMSAL :

Rapor, Türkiye’de nükleer güçle ilgili politikaların oluşturulmasındaki bazı boşlukları tespit etmeye ve bunları tanımlamaya çalışmaktadır.
Çalışma Grubu, bu boşlukların doldurulmasında sorumluluk üstlenecek iki yeni kurumsal yapının oluşturulmasını önermektedir:

i- Nükleer silahların yayılmasını önleme ve emniyet meseleleriyle
ilgili resmi politika süreçlerini içerik olarak desteklemek ve bu
tartışmalara katkılarda bulunmak üzere bağımsız bir politika
enstitüsü olan Nükleer Araştırma ve Politika Merkezi
ii- Özel olarak uluslararası nükleer güvenlik rejimiyle ilgili
diplomatik çabalara katılmak üzere, Dışişleri Bakanlığı bünyesinde
münhasır yetki ile görevlendirilmiş, yeterli ve kalıcı kadrolara
sahip, Nükleer Silahların Yaygınlaşmasını Önleme Birimi


SONUÇ

Fosil yakıtlar, yenilenebilir enerji kaynakları, nükleer enerji ve
verimlilik tedbirleri, karmaşık enerji sorununun birbirine bağlı
parçalarıdır. Sayısız değişim ve yapısal kırılma, bu karmaşık
sistemin bölümlerini genelde öngörülemeyen bir zamanlamayla
etkilemektedir. Bir bölümde meydana gelen ani değişiklik daha
sonra yayılarak bütün enerji dinamiklerine tesir etmektedir.
Politika yapıcılar, bu kaygan zeminde sürekli olarak yeni optimal
çözümler bulmak zorundadır.

Bu zorlu tablonun değişmesi beklenmemelidir. Enerji gibi
büyük, iç içe geçmiş ve dinamik bir sistem, öngörülemeyen
unsurlar tarafından her zaman etkilenecek, zorlanacak ve
biçimlendirilecektir.

Bu çerçevede, söz konusu gelişmeleri öngörmek ve onları zarar
görmeden aşmak, politika sürecinin her zaman bir parçası olacaktır.
Bu süreçte; mevcut yapılar içerisindeki eğilimleri öngörmeye ve
yönetmeye odaklanmanın yanı sıra, yapının kendisini değiştirme
ihtimali olan kırılmalara hazırlıklı olma hedefi de benimsenebilir.
Bu raporun odağı, daha uzun vadeli katkı yapma arzusundan
hareketle, ikinci yol olmuştur.

İleriye bakıldığında, yapısal kırılmaları sürdürülebilir bir biçimde
yönetme yeteneği ancak “entelektüel yetenek” ve “kurumsal
sermaye” üzerine kurulabilir. Bu nedenle, gelecekte etkili olacak
her politika seçeneği ya da uygulamasının arkasındaki itici gücün,
bu iki temel öncelik olacağını vurgulamak gerekir.
Entelektüel kapasitenin oluşturulması, enerji politikasına yönelik
planlamanın merkezinde yer almalıdır. Raporun da açıkça
gösterdiği gibi, enerji esas olarak siyasi, ekonomik, teknik
ve toplumsal etmenleri anlama ve sentezini yapma becerisini
gerektiren çok disiplinli bir alandır. Enerji meselelerini birbirinden
ayrı parçaların birleşimi olarak değil, entegre bir sorun olarak ele
alan araştırma ve eğitim programlarını yaygınlaştırmak, politika
vizyonunun vazgeçilmez bir unsuru olmalıdır. Türkiye’nin
politika kapasitesini uzun dönemli enerji zorluklarını aşacak
şekilde kurgulamanın olmazsa olmazı, iyi eğitilmiş uzman
kadrolarına ve politika yapıcılara yatırım yapmaktan geçmektedir.
Hızlı algı, problem çözme ve sistem tasarlama yeteneklerine
sahip iyi yetişmiş uzmanların düzenli bir akış içinde konuya
dahil edilmesi sağlanmazsa, bu ya da herhangi başka bir raporun
politika hedeflerinin hayata geçirilmesi mümkün olamaz.
Benzer biçimde, yine bu raporun çeşitli önerilerinde vurgulandığı
gibi, uzun vadeli yapısal odağa sahip politikaları biçimlendirmek,
uygulamaya koymak ve denetlemek için kurumsal sermayenin
kritik bir önemi vardır. Hem kamuda hem de özel sektörde
kurumsal kapasite; uzun vadeli politika ufkuna entelektüel
bağlılığın sürdürülmesi ve kısa dönemli politika reflekslerinin
Türkiye’nin uzun dönemli enerji politikalarıyla tutarlı olmasını
sağlayacak siyasi disiplini sağlaması açısından gereklidir. İyi
eğitilmiş bireyler, enerji politikasına kritik entelektüel katkıda
bulunma açısından ne kadar gerekliyse, enerji politikasında
çok ihtiyaç duyulan sürekliliği sağlayacak güvenilir kurumlar
tasarlamak da aynı derecede önem arz etmektedir.
Enerji bugün de insanın varoluşu ve ilerlemesi için merkezi
önemdedir, gelecekte de öyle olacaktır. Global ilişkilerdeki
rolü; insan dehasının, rekabetin ve doğal kısıtların karmaşık
etkileşimiyle biçimlenmeye devam edecektir. Tabiatı gereği
enerjinin beraberinde getirdiği bu değişkenliği güvenli bir
biçimde ve net bir amaçla yönetecek politikaları tasarlamak ve
uygulamak hiç şüphesiz zorlu bir süreçtir. Raporun, bu yolculuğa
mütevazı bir katkı yapacağını umuyoruz.


KAYNAKÇA


AAAS (American Academy of Arts & Sciences) (2009), “The
Global Nuclear Future, Vol. 1”, Daedalus 138, No. 4 (Güz 2009).
AAAS (American Academy of Arts & Sciences) (2010), “The
Global Nuclear Future, Vol. 2”, Daedalus 139, No. 1 (Kış 2010).
AEIC (American Energy Innovation Council) (2010), A
Business Plan for America’s Energy Future, Bkz. http://
americanenergyinnovation.org/the-business-plan-2010.
Azerbaycan Cumhuriyeti Resmi İstatistik Kurumu. Bkz. www.
azstat.org.

Blas, J. “WTI-Brent price divergence hits record $16, 10 Şubat
2011”, Bkz. http://www.ft.com/cms/s/0/3295504e-3550-11e0-
aa6c-00144feabdc0.html#axzz1DWIkOjo1.
BOTAŞ (Boru Hatları ile Petrol Taşıma A.Ş.). Bkz. www.botas.
gov.tr.
BP (2011), Statistical Review of World Energy 2011, BP, London.
BP (2012), Statistical Review of World Energy 2012, BP, London.
Bremmer, I. (2009), The End of the Free Market: Who Wins the
War Between States and Corporations, Portfolio.
Bunn, M. (2009), “Reducing the Greatest Risks of Nuclear Theft
& Terrorism”, Daedalus 138, No. 4 (Güz 2009), s. 112-123.
Campbell, K. and J. Price (eds.) (2008), The Global Politics of
Energy, The Aspen Institute, Washington, DC.
Cedigaz (2009), Natural Gas in the World: 2009 Edition, Institut
français du pétrole, Rueil-Malmaison.

CFR (Council on Foreign Relations) (2009), U.S. Nuclear
Weapons Policy: Independent Task Force Report No: 62, Eş-
Başkanlar: William J. Perry and Brent Scowcroft, Council on
Foreign Relations Press, New York.
Deutch, J. (2011), “The Good News About Gas: The Natural Gas
Revolution and Its Consequences”, Foreign Affairs (Ocak-Şubat
2011), New York.
Deutch, J., A. Kanter, E. Moniz and D. Poneman, “Making the
World Safe for Nuclear Energy”, Survival 46, No. 4, (Kış 2004-
2005), s. 65-80.
Deutch, J., P. Ogden and J. Podesta (2007), “China’s Energy
Challenge” in China’s March on the 21st Century, Eş-Başkanlar:
Joseph S. Nye, Jr. and Brent Scowcroft, The Aspen Institute,
Washington, DC.
Downey, M. (2009), Oil 101, Wooden Table Press LLC, New York.
EIA (ABD Enerji Enformasyon Dairesi) (2011), International
Energy Statistics. Bkz. www.eia.gov.
EIA, Türkiye Analizi. Bkz. www.eia.gov, en son 1 Şubat 2013
tarihinde güncellenmiştir.
El-Baradei, M., “Nuclear Energy: The Need for a New
Framework”, Genel Direktör’ün Açıklamaları, IAEA, 17 Nisan
2008.
Eni (2012), World Oil and Gas Review 2012, Eni, Rome.
Farchy, J. “Crude Switch Triggers US Oil Recovery”, 17 Kasım
2011, bkz. http://www.ft.com/cms/s/0/07c0c7b0-113a-11e1-
9d04-00144feabdc0.html#ixzz1eDMTogv0.
Garwin, R. and G. Charpak (2001), Megawatts and Megatons: A
Turning Point in the Nuclear Age, Alfred Knopf, New York.

GPPI (The Global Public Policy Institute) (2010), Goldthau,
A. and J. M. Witte (eds.) Global Energy Governance: The New
Rules of the Game, Brookings Institution Press, Washington, DC.
IAEA (International Atomic Energy Agency) (2010), International
Status and Prospects of Nuclear Power, Genel Direktör Raporu,
IAEA, Vienna.
IAEA (2012), International Status and Prospects of Nuclear
Power, Genel Direktör Raporu, IAEA, Vienna.
ICNND (International Commission on Nuclear Non-proliferation
and Disarmement) (2009), “Eliminating Nuclear Threats: A
Practical Agenda for Global Policymakers”, Eş-Başkanlar:
Gareth Evans and Yoriko Kawaguchi, ICNND, Australia.
IEA (International Energy Agency) (2009a), Cleaner Coal in
China, OECD/IEA, Paris.
IEA (2009b), Implementing Energy Efficiency Policies: Are IEA
Member Countries on Track?, OECD/IEA, Paris.
IEA (2009c), Transport, Energy and CO2: Moving Toward
Sustainability, OECD/IEA, Paris.
IEA (2010a), Energy Policies of IEA Countries: Turkey 2009
Review, OECD/IEA, Paris.
IEA (2010b), Energy Technology Perspectives 2010, OECD/IEA,
Paris.
IEA (2010c), Key World Energy Statistics 2010, OECD/IEA, Paris.
IEA (2010d), Medium-Term Oil and Gas Markets 2010, OECD/
IEA, Paris.
IEA (2010e), Projected Costs of Generating Electricity, OECD/
IEA, Paris.

IEA (2010f), World Energy Outlook 2010, OECD/IEA, Paris.
IEA (2011a), “Are We Entering a Golden Age of Gas?”, WEO
2011 Special Report, OECD/IEA, Paris.
IEA (2011b), World Energy Outlook 2011, OECD/IEA, Paris.
IEA (2012a), Energy Technology Perspectives 2012, OECD/IEA,
Paris.
IEA (2012b), World Energy Outlook 2012, OECD/IEA, Paris.
Joskow, P. and J. E. Parsons (2009), “The economic future of
nuclear power”, Daedalus 138, No. 4 (Güz 2009), s. 45-59.
Karayolları Genel Müdürlüğü. Bkz. www.kgm.gov.tr.
Kempener, R., L. Anador and J. Condor (2010) “Governmental
Energy Innovation Investments, Policies, and Institutions in the
Major Emerging Economies: Brazil, Russia, India, Mexico, China
and South Africa”, Tartışma Yazısı 2010-16, Energy Technology
Innovation Policy research group, Belfer Center for Science and
International Affairs, Harvard Kennedy School, Kasım 2010.
Lauvergnon, A. (2009), “The nuclear renaissance: an opportunity
to enhance the culture of nonproliferation”, Daedalus 138, No. 4
(Güz 2009), s. 91-99.
Lee, B., I. Iliev and F. Preston (2009), Who Owns Our Low
Carbon Future?: Intellectual Property and Energy Technologies,
Chatham House Raporu, RIIA (Royal Institute of International
Affairs), Eylül 2009.
Lester, R. and R. Rosner (2009), “The growth of nuclear power:
drivers & constraints”, Daedalus 138, No. 4 (Güz 2009), s. 19-30.
Levi, M., E. Economy, S. O’Neil and A. Segal (2010), “Globalizing
the Energy Revolution”, Foreign Affairs (Kasım-Aralık 2010), New York.

Luft, G. and A. Korin (eds.) (2009), Energy Security Challenges
for the 21st Century: A Reference Handbook, Praeger Security
International, Santa Barbara.
Meserve, R. A. (2009), “The global nuclear safety regime”,
Daedalus 138, No. 4 (Güz 2009), s. 100-111.
MIT (Massachusetts Institute of Technology) (2003), The Future
of Nuclear Power, Disiplinlerarası MIT Çalışması, Cambridge, MA.
MIT (2007), The Future of Coal, Disiplinlerarası MIT Çalışması,
Cambridge, MA.
MIT (2008), On the Road in 2035: Reducing Transportation’s
Petroleum Consumption and GHG Emissions, MIT Enerji ve
İklim Laboratuvarı, Temmuz 2008, Cambridge, MA.
MIT (2010a), The Future of the Nuclear Fuel Cycle: Summary
Report, Disiplinlerarası MIT Çalışması, Cambridge, MA.
MIT (2010b), The Future of Natural Gas, Ara Rapor,
Disiplinlerarası MIT Çalışması, Cambridge, MA.
Miller, S. and S. D. Sagan (2009), “Nuclear Power without nuclear
proliferation?” Daedalus 138, No. 4 (Güz 2009), s. 7-18.
NAS (The National Academy of Sciences): Energy Efficiency:
Lighting. Bkz. http://needtoknow.nas.edu/energy/energyefficiency/
lighting.php.
OECD (Organisation for Economic Co-operation and
Development) (2010), The OECD Innovation Strategy: Getting a
Head Start on Tomorrow, OECD, Paris.
Ogden, P., H. Podesta and J. Deutch (2008), “A New Strategy to
Spur Energy Innovation”, Issues in Science and Technology 24, No. 2 (Kış 2008).

OPEC (Organization of the Petroleum Exporting Countries),
World Oil Outlook 2010, OPEC, Vienna.
Pascual, C. and J. Elkind (eds.) (2009), Energy Security:
Economics, Politics, Strategies and Implications, The Brookings
Institution, Washington, DC.
PEW Charitable Trusts (2010), Who’s Winning the Clean
Energy Race: Growth, Competition and Opportunity in the
World’s Largest Economies, G-20 Clean Energy Factbook.
Bkz. www.pewenvironment.org.
Shaffer, B. (2006), “Turkey’s Energy Policies in a Tight Global
Energy Market”, Insight Turkey 8, No. 2 (Nisan-Haziran 2006),
s. 97-104.
Shaffer, B. (2009), Energy Politics, University of Pennsylvania
Press, Philadelphia, PA.
Socolow, R. and A. Glaser (2009), “Balancing risks: nuclear
energy & climate change”, Daedalus 138, No. 4 (Güz 2009), s.
31-44.
Sussex Energy Group, A blueprint for post-2010 technology
transfer to developing countries, Politika Özeti No. 5, Aralık
2009.
T.C. Ekonomi Bakanlığı. Bkz. www.ekonomi.gov.tr.
T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı. Bkz. www.enerji.gov.tr.
TEPAV (Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı) (2009),
Türkiye’de Doğalgaz Sektörünün Yeniden Yapılandırılması,
TEPAV Yayınları No. 43 (Mayıs 2009), Ankara.
TMB (Türkiye Müteahhitler Birliği). Bkz. www.tmb.org.tr.
TPAO (Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı). Bkz. www.tpao.gov.tr.
TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu). Bkz. www.turkstat.gov.tr.

Vatansever, A. (2010), “Russia’s Oil Exports: Economic Rationale
versus Strategic Gains”, Carnegie Papers, Energy and Climate
Program, No. 116, Aralık 2010.
Weiss, C. and W. B. Bonvillian (2009), Structuring an Energy
Technology Revolution, MIT Press, Cambridge, MA.
World Economic Forum & Accenture (2009), Accelerating Smart
Grid Investments, Geneva.
World Economic Forum (2010), The Global Competitiveness
Report 2010-2011, Geneva.


BİRİMLER ve KISALTMALAR


AB Avrupa Birliği
ABD Amerika Birleşik Devletleri
AR-GE araştırma ve geliştirme
BOTAŞ Boru Hatları ile Petrol Taşıma A.Ş.
BTC Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı
CCS karbon tutma ve depolama
CNG sıkıştırılmış doğalgaz
CO2 karbondioksit
DARPA ABD Savunma Bakanlığı İleri Araştırma Projeleri Ajansı 
EIA ABD Enerji Enformasyon Dairesi
EPDK Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu
ESPO Doğu Sibirya-Pasifik Okyanusu Boru Hattı
ETKB T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı
GSYİH gayrisafi yurtiçi hasıla
IAEA Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu
IEA Uluslararası Enerji Ajansı
IMO Uluslararası Denizcilik Örgütü
İSO İstanbul Sanayi Odası
İTÜ İstanbul Teknik Üniversitesi
kg kilogram
km kilometre
KOBİ küçük ve orta büyüklükteki işletmeler
LED ışık yayan diyot
LNG sıvılaştırılmış doğalgaz
LPG sıvılaştırılmış petrol gazı
m metre
MIT Massachusetts Teknoloji Enstitüsü
MAM TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi
Mtoe milyon ton petrol eşdeğeri
NAS ABD Ulusal Bilimler Akademisi
NSYÖ nükleer silahların yayılmasının önlenmesi
NSYÖA Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması

ODTÜ Ortadoğu Teknik Üniversitesi
OECD Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü
OPEC Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü
SGP satın alma gücü paritesi
STB T.C. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı
TANAP Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı Projesi
TBEA toplam birincil enerji arzı
tep ton eşdeğer petrol
TPE Türk Patent Enstitüsü
TPAO Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı
TÜBİTAK Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu
TÜİK Türkiye İstatistik Kurumu
YET Yeni Enerji Teknolojileri
ZYİT zenginleştirme ve yeniden işleme tesisi

3. CÜ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR..,,


***

NÜKLEER ENERJİDE “EMNİYET VE KÜRESEL GÜVENLİK KIRILMASI” BÖLÜM 1

NÜKLEER ENERJİDE “EMNİYET VE KÜRESEL GÜVENLİK KIRILMASI”  BÖLÜM 1



    2011 yılında, dünya elektrik arzının yaklaşık %12’si ve dünyada
kullanılan toplam birincil enerjinin %4,9’u nükleer enerjiyle
üretilmiştir.74 Ancak nükleer enerji bölgesel olarak yoğunlaşmış
olduğundan, bu küresel oran yanıltıcıdır. Elektrik arzının Batı
Avrupa’da %25,7’si, Kuzey Amerika’da %18,8’i, Doğu Avrupa’da
%18,7’si, Latin Amerika’da %2,2’si, Afrika’da %2’si, Ortadoğu ve
Güney Asya’da ise %1,8’i nükleer enerjiyle sağlanmaktadır.75
Birincil enerji arzı içinde nükleer enerjinin payı son 60 yıl içinde
önemli bir dalgalanma göstermiştir. 1970’te %0,5 olan bu oran,
1990’larda %7’nin üzerine çıktıktan sonra, 2006 yılı itibarıyla
%5,7’ye düşmüştür.76 Yapımına başlanan yıllık nükleer santral
sayısı, 1970’lerde 40’la zirveyi gördükten sonra, 1990’larda 0’a
inmiştir (Şekil 5). Son Fukuşima kazasından önce, artan enerji
talebinin, yükselen fosil yakıt fiyatlarının, iklim değişikliği
kaygılarının ve Çernobil ile Three Mile Island kazalarının
unutulmaya yüz tutmasının etkisiyle, nükleer enerjiye olan ilgide
bir canlanma olmuştur.

Yaygınlık kazanan ve canlanan bu ilgi halihazırda nükleer enerjiye
sahip devletlerin sınırlarını aşmaktadır. Bugün nükleer enerjiye
sahip 29 devlet bulunmaktadır. IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi
Ajansı) halen 65 yeni ülkenin nükleer enerjiye ilgi gösterdiğini
bildirmektedir. Fukuşima kazasından önce, IAEA, 2030 yılına
kadar ilk nükleer santrallerini işletmeye açacak yeni ülke sayısını,
yüksek tahmin senaryolarında 25, düşük tahmin senaryolarında ise
10 olarak öngörüyordu. 1986 yılındaki Çernobil felaketini izleyen
25 sene içerisinde, nükleer enerjiye sahip ülkeler grubuna sadece
üç yeni ülkenin eklendiği düşünülürse, nükleer alanda öngörülen
genişleme kayda değerdir.77 Nükleere ilgi gösteren 65 ülkeden 21’i
Asya ve Pasifik bölgesinde, 21’i Afrika’da, 12’si Avrupa’da, diğer
11’i de Latin Amerika’dadır.

Küresel salınım perspektifinden bakıldığında, küresel nükleer enerji
talebinin büyümesi kuşkusuz umut vericidir. Ne var ki, nükleer enerji
üretimi, diğer tüm enerji kaynaklarından farklı -kaza ve nükleer
silahların yaygınlaşması riski gibi- potansiyel riskler ve kırılganlık
unsurları içermektedir. Çernobil, Three Mile Island ve son Fukuşima
olayları, tüm küresel aktörleri enerji üretiminde nükleer santrallerin
rolünü tekrar gözden geçirmeye mecbur etmiştir. Uluslarüstü doğası
radyasyon tehdidini küresel mesele haline getirmektedir.
İkinci risk olarak nükleer silahların yaygınlaşması, küresel ısınma
tehlikesiyle aynı derecede vahim olduğu söylenebilecek bir diğer
küresel felaket senaryosudur.78 Nükleer yakıt üretiminde kullanılan
zenginleştirme ve yeniden işleme teknolojileri, nükleer silah
üretmeye niyetli olanlar tarafından istismar edilmeye açıktır. Nükleer
enerjinin dünyaya yayılması, nükleer silahların yaygınlaşmasını
kolaylaştırarak insanlık için büyük bir risk teşkil edebilir.79 Bu risk
bir şekilde gerçekleşecek olursa, bunun nükleer enerji sanayii için
bir dönüm noktası olacağına kesin gözüyle bakılabilir. Dünyanın
herhangi bir yerindeki yaşanacak bir güvenlik hatasının, küresel
nükleer enerji algısını değiştirerek, nükleer enerjiye sahip tüm
ülkelerde düzenlemeler ve ekonomi alanında öngörülmesi imkânsız
etkiler yaratması olasıdır. Bir nükleer güvenlik hadisesinin80 nükleer
enerji üretiminin her cephesinde büyük bir yapısal kırılma unsuru
oluşturması muhtemeldir.



ŞEKİL 5: Yapımına Başlanan Nükleer Santral Sayısı, 1950-2010


Mevcut küresel nükleer rejim, 1970 yılında yürürlüğe giren
NSYÖA ile biçimlendirilmiştir. Halihazırda, 189 ülke
antlaşmaya taraftır. Antlaşma, nükleer silah ya da patlayıcı
geliştirmeyeceklerini taahhüt etmeleri ve IAEA’nın denetimini
kabullenmeleri karşılığında, tarafların nükleer enerjinin barışçıl
kullanımını geliştirmelerine izin vermektedir. Ancak antlaşmaya
göre, nükleer gücün barışçıl kullanım hakkı, taraf devletlere
uranyum zenginleştirme ve plütonyumu yeniden işleme tesisleri
kurma hakkı tanımaktadır. Aynı tesisler, silah seviyesinde
zenginleştirilmiş uranyum üretmek için kullanılabilir; dünya
genelinde zenginleştirme kapasitesindeki hızlı artış ise nükleer
silahların çoğalması bakımından ciddi risk oluşturabilir. Dünya
çapında artan nükleer enerji talebi, zenginleştirme olanakları
için daha geniş talep yaratabilir, bu da küresel silahlanma
riskini büyütebilir. Nükleer gücün genişlemesi karşısında
güvenliği sağlamak ve silahların çoğalma riskini azaltmak için
küresel bir çerçevenin tasarlanması ve hayata geçirilmesi, hâlâ
çözümlenmemiş bir sorundur. Emniyet ve güvenlik tehditleri
göz önünde tutulduğunda, nükleer güç kullanımının yaratacağı
büyük küresel kırılma risklerinin ulusal stratejiler ve politikalar
nezdinde dikkate alınması gerekmektedir.

Bu bölüm, Türkiye’nin nükleer enerji politikasını ele almakta
ve nükleer gücü Türkiye’nin temel enerji politikası hedefleri
açısından değerlendirmekte; olası bir küresel emniyet/güvenlik
kırılmasının, hedeflerin her biri üzerindeki etkisini de analiz
etmektedir. Nükleer enerji tartışması, politika önerileri ile son
bulmaktadır.

a) Nükleer Enerji Ulusal Enerji Maliyetlerini Düşürür Mü?

Nükleer enerji, yatırım maliyetinin yüksek, yakıt maliyetinin
nispeten düşük olması nedeniyle, yakıt maliyeti yüksek doğalgaz
ve kömür gibi baz yükü taşıyan diğer arz kaynaklarından
ayrışmaktadır. Nükleer enerjiyle üretilen elektriğin yakıt
maliyetinin toplam maliyet içindeki payının %2-4 gibi düşük
bir oran olduğu tahmin edilmektedir.81 Öte yandan, doğalgaz
santrallerinde yakıt maliyetleri, üretilen elektriğin toplam
maliyetinin %80’ine kadar çıkabilmektedir. Kömür santrallerinde
üretilen elektriğin maliyeti bu ikisinin arasında bir seviyededir.82 Yakıt
maliyetlerinin payı kuşkusuz, yakıt fiyatlarıyla birlikte değişecek
olmakla beraber, nükleer santraller ile doğalgaz/kömür santrallerinin
maliyet yapıları temelden farklıdır.

Bu yapısal farkın toplam enerji faturası üzerinde önemli etkileri
bulunmaktadır. Nükleer enerji, bir kez yatırım yapıldıktan sonra,
nispeten öngörülebilir bir maliyet yapısı gösterirken, doğalgaza ve
kömüre dayalı elektriğin maliyeti yakıt fiyatlarıyla birlikte önemli
ölçüde dalgalanmaktadır. Doğalgaz ya da kömür fiyatları düştüğünde,
nükleer enerji rekabet gücünü kaybedebilmekte veya bunun tersi
olabilmektedir. Yine de, genel enerji portföyüne nükleer enerjinin de
dahil edilmesi ulusal enerji faturasının değişkenliğini muhtemelen
azaltacaktır. Ancak nükleer enerjinin genel portföy içindeki ağırlığı
artarsa, fosil yakıt fiyatlarının düştüğü senaryolarda bile ulusal maliyet
aynı oranda azalamayacaktır. Politika yapıcıların, risk ve enerji fiyatı
öngörülerine dayanarak enerji kaynakları arasında dengeyi kurmaları
gerekmektedir.

Nükleer enerjinin maliyet yapısının temel bir özelliği de, ağırlıklı olarak
santralin beklenen faaliyet ömrüne bağlı olmasıdır. Başlangıç maliyeti
çok yüksek olduğundan, bunu olabildiğince çok yıla yaymak yıllık
maliyet yükünü azaltmaktadır. Normal koşullarda, nükleer santraller
60 yıl kadar faaliyet gösterebilmektedir. Ancak ulusal veya uluslararası
büyük kırılma unsurlarının bu hesap üzerinde olumsuz yönde
belirleyici etkisi olabilir. Dünyanın herhangi bir yerinde meydana
gelebilecek, emniyet ya da nükleer güvenlik felaketi, felakete sebep
olan teknik veya işletim aksaklığının mevcut olduğu diğer santrallerde
de üretimin kesintiye uğramasına ve hatta sonlandırılmasına sebep
olabilir. Bu durumda ilk sermaye yatırımının yıllara düşen maliyeti
haliyle yükselecektir. Yatırım maliyetinin yüksek olması sebebiyle,
kesintilerin ya da kırılma unsurlarının, doğalgaz ya da kömür
santrallerine kıyasla, nükleer santraller üzerinde çok daha olumsuz
maliyet etkisi olacaktır.

Nükleer enerji üretimiyle ilgili emniyet ve güvenlik meselelerinin
risk paylaşımı da, nükleer enerjiyi doğalgaz ve kömürden
farklılaştırmaktadır. Gelişen emniyet standartları, atık yönetimi ve
faaliyete son verme süreçleri uzun zaman ufkuna yayılan önemli
maliyet unsurlarıdır. Bu nedenle, nükleer santralin uzun faaliyet
ömrü boyunca paydaşlar bir dizi ticari risk taşırlar. Bu risklerin
tanımlanması ve üstlenilmesi, ilk yatırım aşamasında karmaşık bir
ticari problem teşkil edebilir. Bu karmaşık problemlerin en başta
ele alınmaması, riskler ve bunlarla bağlantılı maliyetler somut
hale geldikçe güçlükler yaratabilir. Akkuyu Nükleer Santrali için
imzalanan sözleşmenin ayrıntıları ile ilgili belirsizlik sebebiyle
söz konusu risklerin nasıl paylaştırıldığını değerlendirmek
mümkün olmamaktadır.

Olası bir emniyet ya da güvenlik kırılması, düzenleme ya da
mevzuatla ilgili ciddi olumsuz bir senaryoyu da tetikleyebilir.
Uzun ve zarar verici yasal süreçlerin önüne geçmek için bu
gibi ihtimallerin olası ticari etkileri sözleşmelerde net olarak
belirtilmelidir.

b) Nükleer Enerji Arz Güvenliğine Hizmet Eder Mi?

Nükleer enerji fosil yakıtlara bağlı olmadığından, fosil yakıt
tüketicisi ülkelerin ithalata olan bağımlılığını azaltmaktadır.
Ancak nükleer enerji üretimi için zenginleştirilmiş uranyum ya
da yeniden işlenmiş plütonyum gerekmektedir. Nükleer santraller
için yakıt temini, çok farklı dinamikleri de olsa bir enerji güvenliği
sorunudur.

Nükleer yakıt, nispeten iyi işleyen piyasalarda bulunabilmekte
ve ülkeler uzun süreli arz anlaşmalarına girebilmektedir. Nükleer
yakıt genel enerji arz portföyünü çeşitlendiren bir yakıttır.
Ancak nükleer yakıt arzı, diğer yakıtlarda olduğu gibi karşılıklı
bağımlılık da yaratabilir. Türkiye’nin halihazırdaki nükleer
enerji yatırım planları, gaz ve petrol alanındaki ilişkileriyle
birlikte, şimdiden bağımlı bir profil oluşturmaktadır. Bu profil
Türkiye için gaz ve nükleer arz güvenliği arasındaki korelasyonu
güçlendirmekte ve nükleer yatırımın enerji portföyünü çeşitlendiren
faydasını azaltmaktadır. Bu, ayrıntılarıyla değerlendirilmesi gereken
çok hassas bir risk hesabıdır. Daha önce doğalgaz bağlamında ele
alınan n-1 arz güvenliği formülasyonu83, elektrik arz kaynaklarının
tamamını kapsayacak şekilde ele alınabilir.

Son olarak, nükleer güce sahip bir ülke, arz güvenliğini artırmak için
kendi zenginleştirme tesislerini geliştirebilir. Bu durumda mutlak arz
güvenliği için işlenmemiş uranyum tedarikini de güvenceye alması
gerekecektir. Her iki adım ticari ve siyasi bakımdan karmaşık olacağı
için, siyasi kararlılık gerektirecektir.

Nükleer enerji planları teorik olarak Türkiye’nin enerji portföyünün
çeşitlenmesine katkıda bulunsa da, halihazırdaki yatırım
düşünüldüğünde Türkiye için nükleer enerjiyi mutlak arz güvenliği
temelinde savunmak yanıltıcı olabilir.

Küresel anlamda nükleer güvenlik sebebiyle oluşacak bir kırılma
halinde arz güvenliği riski ağırlaşacaktır. Bir nükleer güvenlik hadisesi
zenginleştirilmiş uranyum arzının tamamen durmasına neden olabilir.
Böyle bir ihtimalin önüne geçme ya da böyle bir krizin atlatılmasını
sağlayacak sağlam mekanizmalara sahip olma hedefleri, Türkiye’nin
nükleer enerji stratejisinin ve planlamasının bir parçası olmalıdır.

c) Nükleer Enerji Türkiye’nin Karbon Yoğunluğu Profilini İyileştirir Mi?

Nükleer enerji karbon salınımına yol açmaması nedeniyle,
kuşkusuz karbon yoğunluğunun azaltılmasına da katkıda
bulunacaktır. Ancak daha önce de belirtildiği gibi, küresel
kamuoyu, nükleer emniyet ya da nükleer silahların yaygınlaşma
riskini dünya gündeminde halen bulunan küresel ısınma konusu
kadar ciddi bir tehdit olarak algılayabilir. Türkiye’nin bu iki
meseleye geniş küresel sorumluluklar çerçevesinde yaklaşması
ve bu şekilde ele alması büyük önem taşımaktadır.
Nükleer güvenlik krizi oluşması ya da Çernobil ve Fukuşima gibi
bir emniyet krizinin ortaya çıkması halinde, dünya kamuoyunun ya
da siyaset dünyasının vereceği tepkiler küresel ısınma gündemini
bir süre için ikinci plana itebilir. Türkiye’de politika planlaması
bu ihtimale karşı hazırlıklı olmalıdır.

d) Nükleer Enerji Türkiye’nin Teknoloji ve İnsan Sermayesi
Kapasitesini Güçlendirir Mi?

YET bölümünde tartışıldığı gibi, teknoloji yatırımları dolaylı bilgi
edinimi ya da insan sermayesi bakımından otomatik olarak fayda
sağlamamaktadır. Bunun için nükleer alandaki teknik bilginin
Türkiye’deki teknoloji sektörü tarafından özümsenmesine imkân
verecek, iyi düşünülmüş ve kapsamlı politikalar gereklidir. Ayrıca
teknoloji tedarikçisini bu alanda bilgi paylaşmaya ve kadroları
eğitmeye zorlayacak sözleşme mekanizmalarına da ihtiyaç vardır.
Özümseme kapasitesi için gerekli mekanizmaların sürekliliğini
sağlamaya dönük planlar veya etkin teknoloji transferine yönelik
sözleşme hükümleri hakkında ayrıntılı bilginin olmaması,
nükleer enerjiden beklenen teknolojik faydaların netleşmesine ve
nükleer yatırımlar lehinde güçlü bir argüman oluşturmasına engel
olmaktadır.

e) Türkiye’nin Bir Emniyet ve NSYÖ (Nükleer Silahların
Yayılmasının Önlenmesi) Stratejisine İhtiyacı Var Mıdır?

Küresel düzeyde nükleer enerjiye duyulan ilginin canlanması
ve bu alanda yeni ülkelerin sayısında öngörülen artış, nükleer
güvenlik riskinin önlenmesine dönük gündem açısından ciddi
bir sorun teşkil etmektedir. NSYÖA’nın taraf ülkelere tanıdığı
zenginleştirme ve yeniden işleme hakkı düşünüldüğünde, bazı
yeni oyuncular bu gibi tesislere yatırım yapmaya karar verebilir.
Küresel düzeyde mevcut nükleer enerji yönetim çerçevesinin,
uranyum zenginleştirme girişimlerinin bu şekilde hızla yayılması
durumunda riskleri kontrol altında tutmak için yeterli olmaması
ihtimali vardır.

Türkiye nükleer güvenlik ya da emniyet düzeninin sadece bir
tüketicisi olmakla yetinemez. Yeni bir Fukuşima olayının ya da
olası bir nükleer güvenlik hadisesinin, küresel nükleer enerji
ortamının yeniden şekillendirilmesine yol açması halinde,
bunun nükleer enerjiye sahip ülkelere maliyetler getirmesi
kaçınılmazdır. Yukarıda da belirtildiği üzere, böylesine olası
bir gelişmenin maliyet, arz güvenliği, hatta karbon yoğunluğu
hedefleri bakımından, Türkiye’nin enerji politikaları üzerinde
ciddi yansımalar yaratması beklenebilir.

Nükleer enerjiye sahip olma yoluna girerken, Türkiye, küresel nükleer
emniyet ve güvenlik düzeninin faal bir oyuncusu durumuna gelmek ve
bu düzene katkıda bulunmak durumundadır. Bu politika alanının iyi
yetişmiş uzmanların katkısını gerektiren karmaşık teknik, ekonomik
ve siyasi sorunlar içerdiği göz ardı edilmemelidir.

Nükleer yaygınlaşmayla ilgili olarak, bazı çevreler, halihazırdaki
ulusal tesisler de dahil olmak üzere, tüm zenginleştirme ve yeniden
işleme tesislerine (ZYİT) sıkı çok taraflı denetim uygulanmasını
savunmaktadır.84 Diğerleri ise, güvenilir bir nükleer yakıt arzı
rejimi üzerinde küresel bir anlaşmaya varılana kadar, belli bir süre
için yeni ZYİT’lerin geliştirilmesini dondurmaya yönelik teşvik
önlemlerinin alınmasından yanadır. Bu gibi teşvik önlemleri, küresel
olarak paylaşılacak ZYİT AR-GE girişimlerine sübvansiyonlu yakıt
satışlarından, çok yönlü arz garantilerine kadar uzanmaktadır.85
Bazı çevreler ise, nükleer yakıt döngüsünün çok taraflı olmasını ve
bunun yanı sıra, nükleer çoğalmanın önlenmesi temelinde teknolojik
çözümler aranmasını86 ya da nükleer malzemenin silahlar için taşıdığı
cazibenin azaltılmasını savunmaktadır.87

Söz konusu gelişmiş teknolojik çözümleri, karmaşık uluslararası
diplomasiyi, iyi tasarlanmış ekonomik teşvikleri ve sağlam arz güvenliği
önlemlerini kapsayan seçenekler geniş bir yelpaze sunmaktadır.

Türkiye nükleer enerjiye yatırım stratejisinin ayrılmaz bir parçası
olarak, küresel nükleer çoğalmayı önleme çabalarına entelektüel ve
diplomatik sermaye yatırımı yapmalıdır. Türkiye’nin bölgesel
rolü ve uluslararası konumu, güvenilir bir nükleer güç yönetişim
düzeninin tasarlanmasında ve uygulanmasında avantaja dönüşebilir.
Nükleer güvenlik hadisesinin önlenmesinde sorumluluk alması,
kendi nükleer enerji politikası ve güvenlik hedefleri ile küresel
sorumlulukları bakımından Türkiye’nin menfaatinedir.

Bu gayretinde başarısız bile olsa, Türkiye’nin, uluslararası
nükleer silahların yayılmasının önlenmesinde ve nükleer emniyet
tartışmalarında sorumlu ve faal bir aktör olarak küresel düzeyde
kabul görmesinde çıkarı bulunmaktadır. Türkiye, bir kriz ertesinde
gerekli olacak acil önlemlerin tasarlanmasına ve uygulanmasına
katkıda bulunmasını sağlayacak yetkinliğe ve entelektüel hazırlığa
sahip olmalıdır.

Nükleer silahların yayılmasının önlenmesi ve emniyet meseleleri,
teknoloji, politika ve uluslararası siyasetin kesişme noktasında
yer almaktadır. Türkiye bu kesişme noktasında etkin biçimde
çalışabilecek kurumsal yapılar oluşturmalıdır. Hem resmi politika
formülasyonlarını beslemek, hem de küresel nükleer tartışmaya
anlamlı katkılarda bulunmak için, yüksek vasıflı bir Nükleer
Araştırma ve Politika Merkezi kurulmalıdır. Bu merkez bir
üniversite bünyesinde faaliyet gösterebileceği gibi88 bağımsız bir
kurum olarak da yapılandırılabilir. Nükleer Araştırma ve Politika
Merkezi, küresel girişimleri ileri götürebilecek tutarlı, kapsamlı
ve pragmatik stratejiler geliştirmek üzere, deneyimli politika ve
teknoloji uzmanlarını bünyesinde bir araya getirmelidir. Buna
paralel olarak, Dışişleri Bakanlığı’nın özel olarak uluslararası
nükleer güvenlik rejimine odaklanan, yeterli ve kalıcı kadrolara
ve münhasır yetkiye sahip bir birimi olmalıdır. Nükleer Araştırma
ve Politika Merkezi ile Dışişleri Bakanlığı bünyesindeki uzman
gruplar küresel emniyet ve güvenlik tartışmalarında ve politika
girişimlerinde Türkiye’nin faal, yaratıcı, yararlı ve kabul gören bir
rol oynamasını sağlamaya çalışmalıdır.




ÖNERİ 14 :

Türkiye’nin nükleer enerji stratejisi, maliyet, enerji güvenliğini
artırıcı etkisi, karbon salınımlarında azaltım ve teknoloji transferi
gerekçelerine dayandırılmaktadır. Bu gerekçelerin her biri
üzerinde halen meşru bir tartışma sürmektedir.
Ancak mevcut tartışma, nükleer enerji üretiminin sürekliliğini
engelleyebilecek potansiyel emniyet sorunları ile nükleer güvenlik
risklerinin yaratabileceği önemli krizleri göz ardı etmektedir.
Yaşanacak böyle bir kriz, haliyle, enerji güvenliği, maliyet ve
salınıma ilişkin tüm değerlendirmeleri altüst edecektir.
Güvenlik alanındaki kırılganlık riskinin azaltılması nükleer
tesislerin hem işletilmesinde hem de işletmeden çıkarılmasında
yetkin ve yakından yürütülecek bir denetimi gerektirir. Yeterli
finansman ve uzmanlığa sahip, bağımsız bir gözetmen/düzenleyici
kuruluş sürecin her aşamasını düzenlemeli ve takip etmelidir.
Türkiye, nükleer enerjiye yatırım stratejisinin ayrılmaz bir parçası
olarak, küresel emniyet ve nükleer tehditlerin yayılmasını önleme
çabalarına entelektüel ve diplomatik sermaye yatırımı yapmalıdır.
Türkiye, uluslararası nükleer tehditlerin yayılmasının önlenmesi
ve emniyet tartışmaları ile ilgili girişimlerde, küresel düzeyde
kabul gören, sorumlu bir aktör durumuna gelmelidir.

2. Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR..,,

***

YENİ ENERJİ TEKNOLOJİLERİ (YET) VE “ZAMANLAMA BELİRSİZLİĞİ” BÖLÜM 3

 YENİ ENERJİ TEKNOLOJİLERİ (YET) VE “ZAMANLAMA BELİRSİZLİĞİ”  BÖLÜM 3




i. YET’te ulusal etkinliğin sağlanması

Enerji teknolojisinde ülke içindeki temel aktörler şunlardır:
Teknik üniversiteler, TÜBİTAK (özellikle Marmara Araştırma
Merkezi’nin Enerji Enstitüsü), firmalar (büyük şirketler ve
KOBİ’ler), finans kuruluşları ve ilgili politika oluşturma organları
(Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı (ETKB), Enerji Piyasası
Düzenleme Kurumu (EPDK)).

Bu temel aktörler arasındaki bağlantıların daha güçlü olması
faydalı olacaktır. Sonuç verebilecek, iyi işleyen bir YET üretim
sisteminin oluşması için olası aksaklıkların niteliğinin saptanması
ve giderilmesi esastır. YET üretim stratejisini sistematik biçimde
olumsuz etkileyecek zayıf bağlantıların bazı örnekleri şunlardır:
i. Çevrimsel araştırmalar eksiktir.

Üniversite-sanayi bağlantısı, hem erken aşamalardaki YET’te,
hem yakın dönemde ticarileşmiş olan en ileri düzeydeki YET’te,
hem de şimdiden eğimi aşağı doğru rekabetçi maliyet eğrisine
sahip olan YET’te çok önemli rol oynayabilir. Üniversitelerdeki
bilim ile sanayideki potansiyel ilerleme fırsatları arasında
bağlantı kurulması, zor ancak umut vaat eden politika hedefidir.
Bu bağlamda, mevcut akademik yetkinlik ile sanayinin
gereksinimlerini birleştirecek çevrimsel araştırma ihtiyacı önem
kazanmaktadır.67 Buradaki fikir, meraka dayalı bilimsel araştırmayı
sınai uygulamalarla sınırlamak değil, meraka dayalı bilimin,
piyasa uygulamaları için düşük maliyetle geliştirilebilecek yararlı
uygulamalarından faydalanmaktır.68

ii. Fikri mülkiyet hakları rejimi net ve esnek değildir.
Türkiye’de üniversite-sanayi işbirliğinde, kaynak ve değer
paylaşım mekanizmaları net biçimde tanımlanmadığı gibi
uygulamada da belirsizlikler mevcuttur. Net, esnek ve güvenilir bir
fikri mülkiyet hakları rejimi; üniversiteler, araştırma kuruluşları
ve özel sektör arasında tesis edilecek kalıcı ve somut işbirliğinin
olmazsa olmaz koşuludur.

iii. “Kalite belgelendirme” mekanizmaları eksiktir.
Ulusal teknoloji sistemindeki önemli bir bağlantı da, şirketler
ile finansman kuruluşları arasındadır. Özellikle, KOBİ’lerin
performans tarihçesinin bulunmaması, bu müesseselerin
finansal gereksinimleri açısından sorun teşkil etmektedir. Kalite
belgelendirmesinde uluslararası kabul gören mekanizmaların,
şirket-finansman kuruluşu bağlantısındaki bu yapısal sorunu
çözmeye katkıda bulunması mümkündür.

iv. Kamu ihale ve standart belirleme politikaları KOBİ’leri
teknik alanda yönlendirmeye odaklı değildir.

Yeni teknolojilerin talep cephesinde,69 sınanmamış yeni oyuncular
piyasada kabul görmekte zorluk çekmekte, bu nedenle de
performanslarını iyileştirmeyi ve ölçek ekonomisi ile maliyetlerde
düşüş sağlamayı başaramamaktadırlar. Bu yapısal aksaklığın
giderilmesinde kamu sektörüne ikili bir rol düşmektedir. Kamu
sektörü, zamanlaması baştan belirlenmiş, dar şekilde tanımlanmış
ve iyi yönetilen ihale politikalarını kullanabileceği gibi yeni ürünleri
güvenilir biçimde belgelendirecek mekanizmalar oluşturarak ve
standartlar belirleyerek, özel talebi de şekillendirebilir.

Genel YET üretim stratejisinden bağımsız olarak, ana aktörler
arasında tatminkar biçimde işlemeyen kritik bağlantıların
düzeltilmesi ve iyileştirilmesi gerekecektir. İyi işleyen bir ulusal
teknoloji ekosistemi bulunmadığı takdirde, en gelişmiş YET
üretim stratejilerinin bile başarılı olma olasılığı düşüktür.


ŞEKİL 4: Temel Bilimler-Uygulamalı Enerji Araştırmaları Bağlantısı
Kaynak: Ulusal Bilimler Akademisi (NAS)

ii. YET’te sınırötesi işbirliğinin sağlanması
Küresel YET sektöründe yer edinmek pek çok ülkenin hedefi
olmakla beraber, bu gerçekleştirilmesi kolay olmayan bir süreçtir.
Bu süreçte hızlı ilerlemek ve mümkün olduğunda rakiplerin
önüne geçmek önem taşımaktadır.

Erken ve gelişmiş aşamalardaki YET’te küresel rakiplerle
yapılacak işbirliği, farklı politika seçeneklerini gerektirecektir.

1. Erken aşamalardaki YET’te işbirliği

Henüz rekabet gücü kazanmamış teknolojiler için, uluslararası
üniversiteler ve AR-GE enstitüleriyle işbirliği başvurulabilecek
bir seçenektir. Bazı durumlarda şirketler, daha geniş kaynak
yelpazesinden yararlanmak için bu tür işbirliğine gitmenin
çıkarlarına uygun olduğu sonucuna da varabilirler. Bilgi Ağları
gibi esneklik içeren düzenlemeler, Türkiye’deki şirketlerin ve
akademik kurumların erken aşamalardaki teknolojilere katılımını
sağlayacak araç işlevi görebilir.70

Erken aşamalardaki teknoloji işbirliği için alternatif bir model de,
belirlenen YET alanında patent havuzlarına katılmaktır. Ancak
bu da Türk üniversitelerinin ve şirketlerinin belirlenen teknoloji
alanında ilgili patentleri geliştirmelerini gerektirecektir.
Erken aşamalardaki teknolojilerde Bilgi Ağları’na ya da patent
havuzlarına katılım, seçilen alanlarda konu odaklı ulusal bilgi
üretimini gerektirmektedir. Bu gibi mekanizmalar, işbirliği
çabalarından elde edilecek ticari kazançların nasıl paylaşılacağı
konusunu açıklığa kavuşturmalıdır. Açık ve güvenilir bir fikrî
mülkiyet hakları düzeni bu alanda da kritik önem taşımaktadır.
Erken aşamalardaki YET’te bilgi alanında konu odaklı, üstün
nitelikli işbirliğinin sağlanması, ülkedeki teknoloji ekosisteminin
hem odaklanma hem de sonuç verme becerisindeki etkinliğiyle
doğrudan bağlantılıdır.

2. Ekonomik nitelik kazanmış teknolojilerde sınır ötesi işbirliği

Ekonomik nitelik kazanmış YET sektöründe genellikle büyük
oyuncular bulunmaktadır. Gerek rüzgâr enerjisi gerekse güneş
enerjisi üreten sanayiler, şimdiden büyük ölçüde yoğunlaşmış
durumdadır.71 Bu piyasalara girebilmek için yerli şirketlerin
uluslararası oyuncularla ortaklıklara girmesi faydalı olacaktır.
Her YET segmenti için ayrıca değerlendirilmesi gereken bir dizi
seçenek bulunmaktadır. Hedeflenen YET segmentinde, küresel
değer zincirine katılma yolu seçilebilir, ancak bunun için, sağlam
performans geçmişi olan güçlü yerel imalatçılara ihtiyaç olacaktır.
Ortak Girişimler (Joint Ventures), Çin’de küresel değer zincirine
katılımda tercih edilen mekanizma olmakla beraber, bu gibi işlemler
genel olarak büyük pazar avantajını gerektirmektedir. Türkiye’nin
pazar büyüklüğü böylesine bir ağırlık oluşturma olasılığını düşük
tutmakla beraber, ülkenin kendi bölgesinde giderek büyüyen pazar
erişimi önemli bir unsur haline gelebilir.

Teknoloji değer zincirinde yer alan yabancı şirketlerin şimdiden
satın alınması da bir seçenektir; ancak kalıcı başarı sağlanması için,
satın alma sonrasında stratejik ve yönetimsel yetkinlik gerekecektir.
Yabancı şirketlerin AR-GE faaliyetlerinin Türkiye’ye çekilmesi de,
şirketler için göz önünde bulundurulması gereken, makul bir işbirliği
yaklaşımıdır.

YET’te sınırötesi işbirliği ve ortaklıklar için uygun ortam ve
mekanizmaların yaratılması, karmaşık bir politika işidir. Politika
yapıcıların bu doğrultuda aşağıdaki girişimleri başlatması yararlı
olacaktır:

i. Her türlü teknoloji ortaklığının kilit unsuru olacak insan
sermayesine yatırım yapılması

ii. Net, esnek ve güvenilir bir fikri mülkiyet hakları rejiminin
hayata geçirilmesi ve Türk Patent Enstitüsü’ne ve patent
mahkemelerine yatırım yaparak, ülkenin yasal ve denetim
kapasitesinin genişletilmesi

iii. Ulusal oyuncuları, henüz rekabet gücüne sahip olmayan
erken aşamalardaki teknolojilere katılmak üzere
konumlandıracak patent geliştirme mekanizmalarının
uygulanması

iv. Türkiye’de hedeflenen YET için güvenilir,72 elverişli
teşviklerin ve sübvansiyonların uygulanması ve bu gibi
teşviklerin uluslararası düzeyde tanıtılması73

v. Sübvansiyonların, şirketlerin ulusal YET stratejisine
uygun düşen işbirliği çabalarını özellikle teşvik edecek
şekilde yapılandırılması

vi. YET’te sınırötesi teknoloji işbirliğinde KOBİ’lere
yardımcı olacak ticari mekanizmaların oluşturulması

vii. Ulusal aktörlerin büyüme potansiyeline destek olmak
amacıyla, YET ürün standartları ve düzenlemeleri
için diğer ülkelerle hem ikili hem çok taraflı uyumun
sağlanmaya çalışılması.


ÖNERİ 12:

Türkiye’de YET sektörünün geliştirilmesi, bir teknoloji ve sanayi
politikası konusudur ve bu bağlamda ele alınmalıdır.
Teknoloji ve sanayi politikası her şeyden önce bir sistem sorunudur.
Politika çerçevesi, YET alanındaki ulusal teknoloji üretimi ile
ticaret yapılarına ve sistemlerine odaklanmalıdır.
Türk YET sanayiinin doğum aşamasında olduğu göz önünde
tutulduğunda, oluşturulacak her ulusal YET üretme stratejisinde,
sınırötesi işbirliğini kolaylaştıracak ve teşvik edecek kapsamlı
mekanizmalar öngörülmelidir.

d) YET’in Özümsenmesinde ve Üretiminde Kurumsal
Boşluklar

Yukarıdaki tartışma, Türkiye’nin YET’i özümseme ve üretme
yetkinliğini ileri noktalara taşıyacak politika girişimlerinin
çeşitli bileşenlerine ışık tutmaktadır. Ancak tanımlanan işin
büyük bölümünün gerçekleştirilebilmesi, yeni kurumsal kapasite
yaratılmasını gerekli kılacaktır.

Çalışma Grubu, üç yeni kurumsal yapının oluşturulmasını
önermektedir.

Tespit edilen iki kurumsal ihtiyaç, sırasıyla, teknoloji özümseme
ve teknoloji üretme politikalarına karşılık gelmektedir. Teknoloji
özümseme meseleleri, normalde Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanlığı’nın (ETKB) sorumluluğundadır. Teknoloji üretim
meseleleri ise, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın (STB) genel
sorumluluk alanına girmektedir.

Ancak raporda tespit edilen problemler ve önerilen politikalar
pek çok bileşen içermekte ve uzun vadeli düşünme gerekliliğini
beraberinde getirmektedir. Önerilen işlevler, Bakanlıkların günlük
iş yoğunluğu içinde gerektiği gibi ele alınamayabileceğinden,
bunların Bakanlıklara yakın, ancak bağımsız yeni kurumlar
tarafından üstlenilmesi yerinde olacaktır.

Önerilen üçüncü kurum, spesifik olarak, teknik bir mesele olan
YET’i benimseme politikaları için düzenlemeler hazırlama
işlevini üstlenecektir. Bu işlev en iyi şekilde, ilgili politika
kararlarının alındığı ETKB bünyesinde yerine getirilebilir.

1. YET Uygulamalarında Mevzuat Tutarlılığı ve Öngörülebilirlik Merkezi

YET politikalarında sorun, bunların çok geniş bir sanayi ve
teknoloji segmentini kapsıyor olmasıdır. Bu segmentlerde
uygulanan çeşitli politikaların, yatırımcılara öngörülebilirlik ve
tutarlılık açılarından genel bir kavramsal çerçeve sağlamadığı

görülmektedir. Münferit politikaların bütçeye etkisinin
izlenmesi ve karşılaştırılması bile oldukça güçtür. Kaldı ki,
farklı politikaların değerlendirilmesine, eleştirilmesine ya da
desteklenmesine imkân verecek kavramsal ya da sayısal herhangi
bir gösterge bulunmamaktadır.

ETKB’nin her politika önerisini, beklenen faydaları ve riskleriyle
birlikte sayıya dökecek olan ölçümlerle kavramsal çerçeveyi
geliştirmek üzere, bir politika analiz enstitüsü kurulmalıdır.
Enstitünün genel ulusal enerji hedeflerine dayanarak, çeşitli
YET destekleme politikalarının, maliyet ve beklenen fayda
açısından nispi üstünlüklerini değerlendirme yeteneği olmalıdır.
Böylelikle, çeşitli politika girişimlerinin ve bunların belirtilen
hedeflere varmadaki etkinliklerinin kamu ve diğer ilgili
aktörlerce değerlendirilmesine olanak tanınmış olacaktır. 

Bu raporda önerilen kavramsal çerçeve böylesine bir çabanın basit
bir örneğini oluşturmaktadır.

Enstitü, geliştirdiği ve kamuyla paylaştığı kavramsal çerçeveye
dayanarak, her YET segmentinde izlenmesi uygun politikalar
konusunda ETKB’ye tavsiyelerde bulunabilir. Kavramsal
analizde ve ölçümlerde şeffaflık, çok daha bilinçli bir
tartışma yürütülebilmesine olanak verecektir. Ayrıca sayısız
teknik belirsizlik taşıyan böylesine bir sanayide, süreklilik,
öngörülebilirlik ve güvenilirlik sağlayacaktır.
Söz konusu enstitünün bağımsız, hedef odaklı ve küçük olması
gerekmektedir. Ayrıca üstün vasıflı personel istihdam etmelidir.
Kurumun başlıca üstünlüğü; entelektüel yetkinlik ve güvenilirlik
olmalıdır.

2. Türk YET Sanayiini Geliştirme Komitesi

Daha önce tartışıldığı gibi, YET’te bilgi ve imalat yetkinliğinin
geliştirilmesi, ilgili ulusal mercilerin ortaklaşa çalışmasını
ve uluslararası ortaklarla etkin işbirliğini gerektirecektir. Bu
ikili hedefe erişebilecek YET üretim ekosistemi; ETKB, STB
ve Dışişleri Bakanlığı, TÜBİTAK ile teknik üniversitelerin,
büyük şirketlerin, KOBİ’lerin ve bankaların ortak çalışmasını
gerektirecektir. Komite, ekosistemi kavramsallaştırma, eksik
bağlantıları teşhis etme, ilgili mercileri bu noktalara yatırım
yapmaya ikna etme ve sonuçları sürekli izleme becerisine sahip
olmalıdır.

Çevrimsel araştırma, net ve esnek fikri mülkiyet hakları
rejimi, KOBİ’lerin finansman problemleri, kamu ihalesi
politikaları, uluslararası işbirliği için teşvikler, bilim parklarının
uluslararasılaştırılması gibi unsurların hepsi çözümün parçalarıdır.
Bu komitenin gerekli düzenleme girdilerini sağlamak için hem
bir düşünce kuruluşu, hem özel sektör bileşenleri arasında
bir eylem grubu, hem de kamuoyunu bilgilendirme işlevleri
görmesi gerekmektedir. Türkiye’de YET endüstrisinin büyümesi,
komitenin ölçülebilir hedefi olmalıdır.
Türkiye’de sanayi genel olarak YET sektörünü geliştirme hedefinin
merkezinde yer aldığından, komite Sanayi Odaları bünyesinde
faaliyet gösterebilir. Büyüklüğü ve erişimi düşünüldüğünde,
İstanbul Sanayi Odası bunun için en uygun ortam olabilir. Ancak
komite, üniversite ve finans sektörü liderlerini, kamu yetkililerini
ve diğer uzmanları bir araya getireceğinden, yarı bağımsız
bir statüde olmalıdır. Etkinlik açısından Bakanlıklar tercihen
Müsteşar düzeyinde temsil edilmelidir.

3. Hukuki Düzenleme Tasarım Birimi - ETKB

YET politikası alanında, pek çok etkisiz kural ve tersine çevrilen
düzenleme örneğine tanık olunmuştur. Yatırımcıların uzun vadeli
kararlarını düzenleme çerçevesine dayandırmaları, politika
güvenilirliğini onlar için kritik bir unsur haline getirmiştir.
Politika hedefini ortaya koyacak, öngörülebilirlik ve esneklik
sağlayacak kuralların ve düzenlemelerin hazırlanmasının zorluğu
ortadadır. Özellikle, belirsizlik taşıyan ve pek çok değişkenin söz
konusu olduğu karmaşık alanlarda gerekli mevzuatın net olarak
hazırlanması, uzman ekonomistlerin ve hukukçuların katılımını
gerektiren zahmetli ve teknik bir iştir.

ETKB bünyesinde bu amaçla profesyonel bir grup oluşturulmalı
ve grubun zaman testine ve beklenmedik gelişmelere karşı
dayanıklı, iyi hazırlanmış, sağlam ve güvenilir kuralları
hazırlamak için açık ve münhasır yetkisi olmalıdır.
Yatırımcılara sağlanacak bir başka garanti de, sonradan yapılan
düzenleme değişikliklerinde, uygulamalarında ve çelişkili
yorumlardan kaynaklanan ihtilaflarda arabuluculuk edebilecek
bir yapının oluşturulmasıdır. Ancak böyle bir girişimin hukuki
sorunlara yol açmaması için daha derinlemesine incelenmesi
gerekir.


ÖNERİ 13 – KURUMSAL :

Rapor, Türkiye’de, YET’in benimsenmesi ve üretimiyle ilgili
politikaların oluşturulmasındaki sistem boşluklarını tespit edip
tanımlamaktadır.
Çalışma Grubu bu boşlukların doldurulmasında sorumluluk
üstlenecek üç yeni kurumsal yapının oluşturulmasını
önermektedir:

i- YET benimseme politikalarında tutarlılık ve süreklilik sağlamak
üzere bağımsız analizler gerçekleştirecek ve yapısı gereği belirsizlik
taşıyan bir sektörde politika öngörülebilirliği sağlayacak, YET
Mevzuat Tutarlılığı ve Öngörülebilirlik Merkezi
ii- Türk YET bilgi ve imalat sektörlerinin gelişmesini sağlayacak
bir politika ekosistemi yaratmak üzere; kamu, sanayi, bankalar
ve uzmanlar arasında koordinasyon birimi işlevi görecek, Türkiye
YET Sanayiini Geliştirme Komitesi
iii- ETKB bünyesinde profesyonel çekirdek birim olarak çalışacak
ve YET’le ilgili, her tür gelişmelere karşı net tanımlanmış ve
sürekliliği olan kurallar ile düzenlemeler hazırlamakta açık,
münhasır yetkiye sahip olacak, Hukuki Düzenleme Tasarım Birimi


DİPNOTLAR;



58. The National Academy of Sciences kurumunun web sitesi, Energy Efficiency: Lighting. Bkz. 
      http://needtoknow.nas.edu/energy/energy-efficiency/lighting.php.
59. IEA (2012), Energy Technology Perspectives 2012, OECD/IEA, Paris (bundan böyle ETP 2012 olarak anılacaktır), s. 30-33.
60. ETP 2012, s. 135.
61. ETP 2010, s. 480.
62. ETP 2012, s. 111.
63. ETP 2012, s. 149.
64. ETP 2012, s. 152.
65. Weiss, C. and W.B. Bonvillian (2009), Structuring an Energy Technology Revolution, MIT Press, Cambridge, MA, s. 57-62.
66. ETP 2010, s. 463-465.
67. Weiss ve Bonvillian, s. 44-45; ETP 2010.
68. ABD araştırma enstitüsü DARPA, savunmayla bağlantılı alanlarda bu ihtiyaca başarıyla karşılık vermektedir, agy., s. 162-165.
69. Kore ve Finlandiya’nın son zamanlardaki teknoloji politikaları arz ve talep cephesi
      politikalarını entegre etmekte, bu yolla, AR-GE hibeleri alan şirketler, ihale
      avantajlarından yararlanmaya da hak kazanmaktadır, OECD (2010), The OECD
      Innovation Strategy: Getting a Head Start on Tomorrow, OECD, Paris (bundan
      sonra “OECD Innovation Strategy 2010” olarak anılacaktır), s. 113.
70. Bilgi Ağları için bkz. OECD Innovation Strategy 2010, s. 149-150. Bilgi Ağları
     sağlık bilimlerinde başarıyla uygulanmaktadır.
71. 2006 yılında tüm türbinlerin %95’i on adet türbin şirketi tarafından üretilmiş,
     talebin %75’ini de dört adet firma karşılamıştır. Kaynak: Weiss ve Bonvillian, s. 83.
72. Alman fotovoltaik güneş enerjisi sektörü ilk başta ABD risk sermayesi tarafından
      finanse edilmiş, ancak sağlanan sübvansiyonlar nedeniyle Almanya’da
      konumlandırılmıştır. Kaynak: Weiss ve Bonvillian, s. 68.
73. Türk bilim parkı mevzuatı ve ilgili yasalar, teknolojik girişimlere cömert
      sübvansiyonlar sağlamakta, ancak yabancı AR-GE faaliyetlerini çekmeye yönelik
      kapsamlı bir strateji çerçevesinde, bu sübvansiyonlarla ilgili bilinçli tanıtım
      yapılmamaktadır.



***


YENİ ENERJİ TEKNOLOJİLERİ (YET) VE “ZAMANLAMA BELİRSİZLİĞİ” BÖLÜM 2

YENİ ENERJİ TEKNOLOJİLERİ (YET) VE “ZAMANLAMA BELİRSİZLİĞİ”  BÖLÜM 2





ÖNERİ 10:

YET yatırımlarındaki artış halen arzulanan düzeylerin çok
altında olmakla birlikte, yaklaşan iklim krizi YET’in belli olmayan
zaman diliminde mutlaka dik büyüme eğrisi göstereceğini
düşündürmektedir. Büyük büyüme potansiyeli taşıyan bu sanayi
hızla yükselişe geçene kadar, Türkiye’nin, gerekli YET imalat
ve bilgi sektörlerini güçlendirmeye dönük kararlı bir strateji
yürütmesi koşuluyla, bu süreçten yararlanmak üzere kendini
konumlandırması için hâlâ zamanı bulunmaktadır.

b) YET’i Özümseme Politikaları

Daha önce de belirtildiği gibi YET, hem sanayi politikasının
bir alanı olarak, hem de enerji politikasının başetmesi gereken
sorunlara yanıt olarak formüle edilebilir. Sanayi politikası ile
enerji politikasının dayandırıldığı gerekçeler pek çok durumda iç
içe geçmekte ve bu kavramsal karışıklık politika tartışmalarına
gölge düşürmektedir. Bu bölümde, esas olarak, enerji güvenliği
ve iklim değişikliği kaygılarının yol açtığı enerji politikalarına
odaklanılmakta, gerekli olan noktalarda sanayi politikalarıyla
karşılıklı olarak birbirini güçlendiren etkileşimlere de dikkat
çekilmektedir.

İkinci bir zihin karışıklığı kaynağı da, enerji güvenliği ile karbon
verimliliği arasındaki ayrışmadır. İki hedef sıklıkla örtüşmekle
birlikte, zaman zaman birbirinden uzaklaşabilmektedir. O itibarla,
siyasi söylem ile politika tasarımının bu ayrım konusunda net
olması gerekmektedir. Bazı temiz fosil yakıt teknolojilerinin ve
biyoyakıt kullanımının değerlendirilmesi söz konusu olduğunda
özellikle dikkat edilmesi gereken bu ayrım, fosil yakıtların
hakim olduğu elektrik üretim sistemlerinin bulunduğu ülkelerde
elektrikli taşıtların değerlendirilmesinde de önem kazanabilir.
Bu örneklerde, karbon verimliliği her zaman arz güvenliğinin
iyileşmesi anlamına gelmemektedir.

YET tartışmalarının etrafındaki temel belirsizlikler açıklığa
kavuşturulduktan sonra, politika sürecinin bir sonraki aşaması,
çeşitli maliyetleri ve faydaları kapsayacak bir çerçevenin çizilmesi
olmalıdır. Meselenin içeriği dinamik olduğundan, zorunlu
esneklikleri içerecek uzun vadeli bir çerçeveye ihtiyaç vardır.
Halihazırda birim maliyeti fosil yakıt ağırlıklı alternatiflere yakın
olan ve rekabet edebilen teknolojiler için belirlenecek politikalar
daha sınırlı ve kolay olacaktır. Bu teknolojiler için, YET’in
ekonomide kullanılma ve benimsenme hızını esas olarak piyasalar
belirlemelidir. Bu çerçevede izlenecek politikalar, sadece piyasa
mekanizmalarının önündeki engelleri kaldırmayı amaçlamalıdır.
Ancak henüz fiyatlarda rekabetçi olmayan ve özümsenmeleri
için kamu desteğine ihtiyaç duyan YET segmentleri, daha zor
politika tercihlerine yol açacaktır. Politika yapıcılar, güvenlik,
maliyet ve salınım kaygılarının ciddiyetini ve aciliyetini tartarak,
henüz maliyet açısından rekabet gücüne sahip olmayan YET
segmentlerinin özümsenmesi için gerekli atılımın kapsamını ve
hızını belirlemelidirler.

Teorik olarak, temel enerji politikası hedefleri, gerek arz güvenliği,
gerekse salınım azaltımları bakımından pekçok YET segmentinin
özümsenmesini desteklemek durumdadır ancak yüksek maliyetler,
bunların yaygın uygulanmasına henüz imkan vermemektedir.
Verilecek siyasi desteğin zamanlamasını ve yoğunluğunu
belirlemek için, uzun vadeli gelişmelerin aşağıdaki soruların
yanıtları çerçevesinde net bir şekilde değerlendirilmesi gerekir:

i. Henüz rekabet gücüne sahip olmayan YET seçeneklerinden
hangisinin, makul bir politika desteği sağlanırsa,
Türkiye’nin bugünkü enerji güvenliğine ve karbon salınım
azaltımına kayda değer bir katkı yapması gerçekçidir?

ii. YET segmentlerinin herbirini destekleyen politikaları
ertelemenin maliyetleri ve faydaları nelerdir? YET
segmentleri gelecekte hangi noktada enerji güvenliğine
ve karbon salınım politikalarına kayda değer bir katkıda
bulunabilir? Bu siyasi desteği vermek için en uygun zaman
nedir?

iii. Yapılacak güvenlik, maliyet ve iklim değerlendirmelerinin,
gelecekte bazı YET segmentlerinin yüksek düzeyde
özümsenmesini meşru kılması halinde, Türkiye bu YET
segmentlerinin hızla uygulanmasına nasıl hazırlıklı (akıllı
şebekeler vb.) kılınabilir?

Türkiye bugün, YET’e makul maliyetli yatırım yaparak, kendi
enerji güvenliği/karbon salınımı sorunlarına anlamlı katkıda
bulunabilir mi?

Hiç kuşkusuz, arz güvenliği ve salınım hedeflerinin enerji
politikasının özünü oluşturması gerekir ve birçok YET segmenti
teorik olarak her iki hedefe de hizmet edebilir. Ancak şu anda,
makul bir ulusal politika desteğiyle bile, herhangi bir YET
segmentini özümsemenin, Türkiye’nin enerji güvenliğinde
ya da karbon salınımında yapısal değişim yaratma olasılığı
düşüktür. YET’in güvenlik ya da iklim alanında bugün için sınırlı
olan faydalarının, her bir segmenti destekleyecek politikanın
maliyetleriyle dengelenmesi gerekmektedir. Mevcut faydamaliyet
dengesi, YET’in yaygın uygulanmasını haklı kılacak bir
durum olmaktan uzaktır.

YET’in gelecekte sağlayacağı faydalar ile mevcut uygulama maliyetleri,
siyasi desteği meşrulaştırıyor mu veya ne zaman meşrulaştırır?
Azalan YET maliyetleri, YET yatırımlarının ertelenmesine
sebep olabilecek bir unsurdur.

Maliyet hesaplarındaki en temel belirsizlik, YET segmentlerinin
hızla değişen maliyet profilidir. YET; yenilenebilir enerjiler,
elektrik üretiminde temiz fosil yakıt kullanımı (esas olarak
karbon tutma ve depolama), ulaşımda, binalarda, sanayide
ve elektrik santrallerinde verimlilik gibi pek çok teknolojiyi
kapsamaktadır. Çeşitlilik gösteren bu teknolojilerin hepsi, azalan
birim maliyetleriyle olgunlaşma süreci içine girmiştir. Aşağı
doğru inen maliyet eğrileri düşünüldüğünde, büyük teknoloji ve
maliyet yatırımlarına erken yönelmek, YET politikaları açısından
zamanlama riski oluşturmaktadır.

…ancak, YET’in ertelenmesi, fosil yakıt altyapısına daha da
bağımlı olunmasına neden olacaktır.

Öte yandan, gelecekte fiyatların düşeceği öngörüsüyle yeni
teknolojilerin ertelenmesi, fosil yakıt kullanan ve uzun ömürleri
olan taşıtlara, binalara ve santrallere sürekli yatırım yapılmasına
yol açmaktadır. YET’teki azalan maliyetleri beklemenin bedeli
fosil yakıt tabanlı altyapıya daha fazla kilitlenmektir,
…ve bugün yapılacak YET yatırımları, gelecek için dolaylı
olumlu sonuçlar (pozitif dışsallıklar) içerebilir.

YET, gelecekte ulusal ekonomi için değerli olabilecek fırsatlar
içerebilir. YET’e yatırım, ileride bu teknolojilerin benimsenmesine
hız verilmesi halinde gerekli olacak YET konusunda eğitimli
insan sermayesi ve dolaylı olarak bilgi üretilmesini sağlar.
Benzer biçimde, ülkenin YET’i hedefleyen iyi hazırlanmış bir sanayi
politikası varsa, YET’i özümserken edinilen yetkinlik değerli olabilir.
Ancak, gelişen yetkinliklere ağırlık verecek kapsamlı bir politika
ortamı olmadığı takdirde, bu fırsatların bir değer taşıma olasılığı
düşük olduğundan, bunların titizlikle yeniden değerlendirilmeleri
gerekir. Politika tasarımı, bu fırsatlar ortaya çıktığında hızla
verim sağlayabilecek sanayi, teknoloji ve insan sermayesinin
gerekleri konusunda öngörülü olmalıdır. Destekleyici altyapısı
kurulmadığı takdirde, bu fırsatlara dönük aşırı iyimserlik
muhtemelen verimsiz bazı faaliyetlere neden olacaktır. Öte
yandan destekleyici altyapının kurulmuş olması, YET için daha
güçlü bir politika desteğini meşrulaştıracaktır.
Uzun vadeli değerlendirmeler kararlı bir politika desteğini makul
kıldığında, Türkiye YET segmentlerinin yaygın uygulamalarını
gerçekleştirmeye nasıl hazır olabilir?

Bazı YET segmentleri enerji arzına ya da kullanımına anlamlı
bir katkı yapabilecek duruma geldiğinde bile, gerekli altyapı
yatırımları olmaması durumunda, bunların pek çoğunun
uygulamalarını gerçekleştirmek mümkün olmayacaktır. Akıllı
şebekeler ya da yakıt dolum istasyonu ağları gibi temel altyapı
yatırımları, yeni teknolojilerin yaygın uygulamalarının önündeki
kritik engellerdir. Bu nedenle temel altyapı yatırımlarının
zamanlaması ve planlanması, genel politika planlama girişiminin
ayrılmaz bir parçası olmalıdır.
Özetle, ulusal enerji teknolojisi benimseme politikalarının ve
yatırımlarının zamanlamasını, kapsamını ve hızını belirlerken,
politika yapıcıların güvenlik ve iklim hedeflerini maliyet eğrilerindeki
zamanlama belirsizliği ile dengelemeleri gerekmektedir. Bu
hesaplamaya, YET yatırımlarını erteleme sonucunda genişleyecek
fosil yakıt altyapısına aşırı bağımlılığın yüklediği maliyetler de
dahil edilmelidir. Destekleyici altyapının bulunması halinde,
YET yatırımlarının ileriye doğru yarattığı fırsatlar da göz önünde
bulundurulmalıdır. Benimsenmeleri iktisadi olarak meşrulaştığında
yeni teknolojilerin hızla yayılmasını sağlayacak altyapı yatırımlarını
önceden planlamak politika süreçlerinin parçası olmalıdır.
Böylesine dinamik bir politika problemi, esnek biçimde tasarlanan
ve yeni verilere dayanarak sık sık revize edilen kararlar gerektirir.
Politika süreci kurumsal esneklikle de desteklenmelidir. Bu
sürece rehberlik etmek için, politika yapıcıların şu hususları
dikkate almaları gerekecektir:
- YET segmentlerinin öngörülen maliyet eğrisinin tahmin
edilmesi ve sürekli olarak revize edilmesi,
- Faaliyet ömürleri ve yenileme potansiyeli göz önünde
bulundurularak, geleneksel altyapılara bağımlılığın
maliyetlerinin değerlendirilmesi,
- Ulusal arz güvenliğinin ve küresel ısınmanın dinamik biçimdedeğerlendirilmesi,

- YET’in insan sermayesi, bilgi birikimi ve daha geniş sanayi
politikası açısından içerdiği fırsatların gerçekçi biçimde
değerlendirilmesi.
Farklı YET segmentlerinde ulusal politikaların zamanlamasını ve
hızını belirlemek için kapsamlı bir çerçevenin oluşturulmasında,
böyle dinamik bir değerlendirme mekanizması ve yaklaşımı
esastır. Bazı segmentlerin hemen, diğerlerinin ise deneme
mahiyetinde desteklenmesi ya da uygulanabilir hale gelene kadar
ertelenmesi gerekecektir



ÖNERİ 11:

YET’in belirsiz maliyet eğrileri, enerji yatırımlarının yapısı
gereği içerdiği uzun vadeli yatırımlara kilitlenme sorunu ve
yeni teknolojilerin sunduğu dolaylı sonuçlar (dışsallıklar),
Türkiye’nin YET benimseme politikalarının dinamik olmasını
gerektirmektedir.

YET yatırımlarının uzun vadeli niteliği göz önünde tutulduğunda,
özel sektör oyuncularının olabildiğince öngörülebilirliğe
ihtiyaçları vardır. Politika yapıcılar, dinamik politika oluşturma
süreçlerini olabildiğince kapsamlı ve öngörülebilir kılmak için
gayret sarfetmelidirler.

Politika oluşturma süreci, dinamik karar alma prosedürünü açık
şekilde ortaya koymalı, kararlarına rehberlik edecek verileri
üretmeli ve paylaşmalı, yatırımcıları uzun vadeli altyapı stratejileri
konusunda bilgilendirmelidir.
Politika netliği olmadığı takdirde, Türkiye’nin YET’i özümseme
çabaları sonuç vermeyecek, ihtiyari ve kısa vadeli girişimler olarak
algılanma riskini doğuracaktır.

Farklı YET segmentlerinde ulusal politikaların zamanlamasını ve
hızını belirlemek için kapsamlı bir çerçevenin oluşturulmasında,
böyle dinamik bir değerlendirme mekanizması ve yaklaşımı
esastır. Bazı segmentlerin hemen, diğerlerinin ise deneme
mahiyetinde desteklenmesi ya da uygulanabilir hale gelene kadar
ertelenmesi gerekecektir.

c) YET Üretim Politikaları

YET, farklı gelişme aşamalarındaki çok sayıda segmenti kapsar.
Karada rüzgâr enerjisi gibi olgunlaşmış bazı segmentler, özel
sektör tarafından üstlenilebilecek ekonomik nitelik kazanmış
teknolojilerdir. Diğer uçta, hidrojenle çalışan yakıt pilleri ve CO2
tüketen genetik mühendislik ürünü mikroplar65 gibi teknolojiler
ise hâlâ uzun vadeli araştırma gerektirmekte ve bu nedenle de
kamu sektörünün önemli ölçüde katkısına ihtiyaç duyulmaktadır.
Ulusal stratejinin yeni enerji alanındaki segmentlere odaklanması
halinde, teknolojinin gelişmişlik ve olgunluk düzeyine dayalı,
ihtiyaca uygun politikaların uygulanması önem kazanacaktır.66
Bunlara alternatif ya da ek olarak, YET üretim stratejisi, çok
sayıda YET segmentini destekleyebilecek yatay yetkinliklere de
odaklanabilir. Hangi segmentin ne hızda büyüyeceği konusunda
büyük bir belirsizlik olduğundan, çok sayıda segment için
uygun girdi ve uzmanlık biriktirebilecek AR-GE alanlarına
ya da insan sermayesine yatırım yapmak daha akıllıca olabilir.
ABD Enerji Bakanlığı’nın, temel bilimler ile uygulamalı enerji
araştırmaları arasında bağlantı kuran çalışması yararlı bir emsal
teşkil etmektedir (Şekil 4). Örneğin, neredeyse tüm verimli ve
temiz enerji teknolojileri, malzeme bilimlerinde ilerlemeler
kaydedilmesini gerektirmektedir. Benzer biçimde, bilgi işlem
bilimlerinin yeni enerji teknolojisi segmentleri arasında geniş
uygulama alanları vardır. Yatay yetkinliklere stratejik yatırımlar ile
YET alanının belli segmentlerinin desteklenmesinde kullanılacak
dikey stratejiler birbirini tamamlamalıdır.

İster YET segmentlerini dikey olarak hedefleme, ister yatay
yetkinliklere yatırım yapma stratejisi benimsensin, teknoloji
birikimini hızlandıracak etkili mekanizmaların kurulması,
Türkiye için çok büyük önem arz etmektedir. Teknoloji birikimi
aşağıdaki adımları gerektirmektedir:

i. Mevcut ulusal yeteneklerin etkin biçimde düzenlenmesi
(ülke içi YET politikaları),

ii. Ulusal teknoloji kurumları ile muhatapları arasında,
stratejik olarak yönlendirilen sınırötesi ortaklıkların ve
işbirliğinin oluşturulması (sınırötesi YET politikaları).

Bu çabanın ulusal ve uluslararası eksenleri, karşılıklı olarak
birbirini güçlendirecektir.

3. CÜ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR..,,

***