Doç. Dr. Atilla Sandıklı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Doç. Dr. Atilla Sandıklı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Nisan 2020 Perşembe

BAŞKANLIK SİSTEMİNE TOPLUMSAL BAKIŞ, BÖLÜM 3

BAŞKANLIK SİSTEMİNE TOPLUMSAL BAKIŞ, BÖLÜM 3



7. Başkanlık Sistemi ile İlgili Endişeler


Başkanlık sistemi ile ilgili endişeler iki soru ile ölçülmüştür. “Parti içi demokrasinin zayıflığı ve tek adam kültürü, başkanlık sistemine geçilmesi durumunda Türkiye’yi otoriter bir yönetime götürür” görüşüne katılım oranı %65,8’dir. Bu bulgu her üç kişiden ikisinin başkanlık sisteminin ülkeyi daha
otoriter bir yönetime götüreceği endişesi taşıdığını göstermektedir.


Parti içi demokrasinin zayıflığı ve tek adam kültürü, başkanlık sistemine geçilmesi  durumunda Türkiye’yi otoriter bir yönetime götürür. (%)


Parti içi demokrasinin zayıflığı ve tek adam kültürü,
başkanlık sistemine geçilmesi durumunda Türkiye’yi
otoriter bir yönetime götürür. (%)

“Parti içi demokrasinin zayıflığı ve tek adam kültürü, başkanlık sistemine geçilmesi durumunda Türkiye’yi otoriter bir yönetime götürür” görüşüne katılım Türklerde (%69,4) Kürtlere göre (%49,8) çok daha yüksektir.
Aynı görüşe oy verilen siyasi parti temelinde baktığımızda ise; görüşe en yüksek katılım %90 düzeyi ile CHP ve MHP seçmenindedir. Katılım oranı BDP seçmeninde %60 iken AKP seçmeninde %43,8’e düşmektedir. Fakat AKP seçmeninde dahi başkanlık sisteminin Türkiye’yi otoriter bir yönetime
götüreceğine inananların oranı çok düşük değildir.


Türkiye’ye getirilmesi öngörülen başkanlık sistemi… (%)


Çalışmaya katılanların %52,6’sı Türkiye’ye getirilmesi öngörülen başkanlık sisteminin güçler ayrılığı ilkesine zarar vereceği fikrini desteklerken, %28,1’i güçler ayrılığı ilkesini kuvvetlendireceği görüşünü desteklemektedir. Bu konuda fikri olmayanların oranı ise %19,3’tür.

Türkiye’ye getirilmesi öngörülen başkanlık sisteminin güçler ayrılığı ilkesine zarar vereceği görüşüne Türkler %55,1 oranında, Kürtler ise %33,9 oranında katılmaktadır.
Türkiye’ye getirilmesi öngörülen başkanlık sisteminin güçler ayrılığı ilkesine zarar vereceği görüşüne en yüksek katılım oranı %79,6 ve %72,9 ile sırasıyla CHP ve MHP seçmeni arasındadır. Aynı görüşe BDP seçmeni %40,6 oranı ile katılırken, en düşük katılım oranı %30,9 ile AKP seçmenindedir. Güçler ayrılığı ilkesini kuvvetlendirecektir görüşene en yüksek katılım oranı ise %45,4 ile AKP seçmenine aittir ve sadece AKP seçmeni güçler ayrılığı ilkesinin kuvvetleneceğine daha fazla inanmaktadır.


Türkiye’ye Getirilmesi Öngörülen Başkanlık Sisteminin Güçler Ayrılığı İlkesine Etkisi Konusundaki Görüşlerin Etnik Kimliğe Göre Farklılaşması (%)



Güçler ayrılığı ilkesine zarar verecektir Güçler ayrılığı ilkesini kuvvetlendirecektir



Türkiye’ye Getirilmesi Öngörülen Başkanlık Sisteminin Güçler Ayrılığı İlkesine Etkisi Konusundaki Görüşlerin Oy Verilen Siyasi Partiye Göre Farklılaşması (%)
Güçler ayrılığı ilkesine zarar verecektir Güçler ayrılığı ilkesini kuvvetlendirecektir

UYGULANAN ANKET FORMU

19 sorudan oluşan ve en fazla 10 dakikanızı alacak olan bu anket formu, ‘Başkanlık Sistemi’ hakkındaki toplumsal algıları ortaya koymak amacıyla hazırlanmıştır. Anketten elde edilen veriler kişisel olarak değerlendirilmeyecek ve bu anlamda hiç kimse ile paylaşılmayacaktır. Araştırma sonuçlarının Mayıs-Haziran 2013 ayı içinde www.bilgesam.org adresinde yayımlanması
planlanmakta dır. Emek ve katkılarınız için teşekkür ederiz.

Dr. Salih Akyürek

Aşağıdaki görüşlere katılım durumunuzu aşağıdaki ölçekte işaretleyiniz.
S.
NO [A. Hiç Katılmıyorum B. Katılmıyorum C. Katılıyorum
D. Tamamen Katılıyorum E. Fikrim Yok] A B C D E
1 Başkanlık sisteminin Türkiye’ye uygunluğu konusunda yeterli çalışma
yapılmıştır.
2 Başkanlık sistemi Türkiye kamuoyunda yeteri kadar tartışılmıştır.
3 Başkanlık sistemi Türkiye’nin siyasi kültürüne uygundur.
4 Başkanlık sistemi Türkiye’nin ihtiyacı olmaktan çok AK Partinin gücünün
devam ettirilmesi için gündemdedir.
5 Parlamenter sistem ile yönetilen Türkiye’de başkanlık sistemine geçilmesi
yönetimde kaos yaratır.
6 Parti içi demokrasinin zayıflığı ve tek adam kültürü, başkanlık sistemine
geçilmesi durumunda Türkiye’yi otoriter bir yönetime götürür.
7 AK Parti Başkanlık sistemini yeni anayasanın hazırlığında bir pazarlık unsuru
olarak gündeme getirmektedir.
8 Başkanlık sistemi Türkiye’nin bölünmesine hizmet eder.
9 Başkanlık sistemi yeterince tartışılmadan topluma benimsetilmeye
çalışılmaktadır.
10 Başkanlık sistemi daha etkin ve hızlı karar almaya imkan sağlayacaktır.
11 Türkiye’de ‘Başkanlık Sistemi’ne geçilmesini destekliyorum.
12. Türkiye’ye getirilmesi öngörülen başkanlık sistemi…
a. Güçler ayrılığı ilkesine zarar verecektir
b. Güçler ayrılığı ilkesini kuvvetlendirecektir
c. Fikrim yok
13. Türkiye için hangi yönetim sistemi sizce daha uygun?
a. Parlamenter Sistem
b. Başkanlık Sistemi

Başkanlık Sistemine Toplumsal Bakış
14. Öğrenim Durumunuz:
a. Diplomasız okuryazar
b. İlkokul mezunu (5 yıllık)
c. İlköğretim mezunu (8 yıllık)
d. Lise mezunu
e. Üniversite mezunu (Ön lisans-Lisans)
f. Yüksek Lisans – Doktora
15. Cinsiyetiniz:
a. Kadın
b. Erkek
16. Yaşınız:
a. 18-29
b. 30-39
c. 40-49
d. 50 yaş ve üzeri
17. 2011 genel seçimlerinde oy verdiğiniz siyasi parti:
a. AKP
b. CHP
c. MHP
d. BDP
e. Oy / geçerli oy kullanmadım
f. Diğer
18. Etnik Kökeniniz
a. Türk
b. Kürt
c. Zaza
d. Arap
e. Diğer…
19. İkamet ettiğiniz İl: ……

BİLGESAM YAYINLARI

Kitaplar

Çin Yeni Süper Güç Olabilecek mi? Güç, Enerji ve Güvenlik Boyutları
(Ed.) Doç. Dr. Atilla SANDIKLI
Değişen Dünyada Türkiye'nin Stratejisi
Doç. Dr. Atilla SANDIKLI
Türkiye'nin Bugünü ve Yarını
E. Bakan-Büyükelçi İlter TÜRKMEN
Türkiye Cumhuriyeti'nin Ortadoğu Politikası
E. Bakan-Büyükelçi İlter TÜRKMEN
Türkiye’nin Vizyonu: Temel Sorunlar ve Çözüm Önerileri
(Ed.) Doç. Dr. Atilla SANDIKLI
İleri Teknolojiler Çalıştayı ve Sergisi (İTÇ 2010) Bildiri Kitabı
Prof. Dr. M. Oktay ALNIAK
IV. Ulusal Hidrojen Enerjisi Kongresi ve Sergisi Bildiri Kitabı
Prof. Dr. M. Oktay ALNIAK
Selected Articles of Hydrogen Phenomena
Prof. Dr. M. Oktay ALNIAK
Özgür, Demokratik ve Güvenli Seçim
Kasım ESEN, Özdemir AKBAL
Terörle Mücadele Stratejisi (Bilge Adamlar Kurulu Raporu )
Doç. Dr. Atilla SANDIKLI
Türkiye’de Kürtler ve Toplumsal Algılar
Dr. Mehmet Sadi BİLGİÇ
Dr. Salih AKYÜREK
Teoriler Işığında Güvenlik, Savaş, Barış ve Çatışma Çözümleri
(Ed.) Doç. Dr. Atilla SANDIKLI
Raporlar
Rapor 1: Küresel Gelişmeler ve Uluslararası Sistemin Özellikleri
Prof. Dr. Ali KARAOSMANOĞLU
Rapor 2: Değişen Güvenlik Anlayışları ve Türkiye’nin Güvenlik Stratejisi
Doç. Dr. Atilla SANDIKLI
Başkanlık Sistemine Toplumsal Bakış
Rapor 3: Avrupa Birliği ve Türkiye
E. Büyükelçi Özdem SANBERK
Rapor 4: Yakın Dönem Türk-Amerikan İlişkileri
Prof. Dr. Ersin ONULDURAN
Rapor 5: Türk-Rus İlişkileri Sorunlar-Fırsatlar
Prof. Dr. İlter TURAN
Rapor 6: Irak'ın Kuzeyindeki Gelişmelerin Türkiye'ye Etkileri
E. Büyükelçi Sönmez KÖKSAL
Rapor 7: Küreselleşen Dünyada Türkiye ve Demokratikleşme
Prof. Dr. Fuat KEYMAN
Rapor 8: Türkiye'de Bağımsızlık ve Milliyetçilik Anlayışı
Doç. Dr. Ayşegül AYDINGÜN
Rapor 9: Laiklik, Türkiye'deki Uygulamaları Avrupa ile Kıyaslamalar Politika Önerileri
Prof. Dr. Hakan YILMAZ
Rapor 10: Yargının İyileştirilmesi/Düzeltilmesi
Prof. Dr. Sami SELÇUK
Rapor 11: Yeni Anayasa Türkiye’nin Bitmeyen Senfonisi
Prof. Dr. Zühtü ARSLAN
Rapor 12: Türkiye'nin 2013 Yılı Teknik Vizyonu
Prof. Dr. M. Oktay ALNIAK
Rapor 13: Türkiye-Ortadoğu İlişkileri
E. Büyükelçi Güner ÖZTEK
Rapor 14: Balkanlarda Siyasi İstikrar ve Geleceği
Prof. Dr. Hasret ÇOMAK, Doç. Dr. İrfan Kaya ÜLGER
Rapor 15: Uluslararası Politikalar Ekseninde Kafkasya
Yrd. Doç. Dr. Fatih ÖZBAY
Rapor 16: Afrika Vizyon Belgesi
Hasan ÖZTÜRK
Rapor 17: Terör ve Terörle Mücadele
M. Sadi BİLGİÇ
Rapor 18: Küresel Isınma ve Türkiye'ye Etkileri
Doç. Dr. İrfan Kaya ÜLGER
Başkanlık Sistemine Toplumsal Bakış
Rapor 19: Güneydoğu Sorununun Sosyolojik Analizi
M. Sadi BİLGİÇ, Dr. Salih AKYÜREK
Doç. Dr. Mazhar BAĞLI, Müstecep DİLBER
Onur OKYAR
Rapor 20: Kürt Sorununun Çözümü İçin Demokratikleşme, Siyasi ve Sosyal Dayanışma Açılımı
E. Büyükelçi Özdem SANBERK
Rapor 21: Türk Dış Politikasının Bölgeselleşmesi
E. Büyükelçi Özdem SANBERK
Rapor 22: Alevi Açılımı, Türkiye’de Demokrasinin Derinleşmesi
Doç. Dr. Bekir GÜNAY, Gökhan TÜRK
Rapor 23: Cumhuriyet, Çağcıl Demokrasi ve Türkiye’nin Dönüşümü
Prof. Dr. Sami SELÇUK
Rapor 24: Zorunlu Askerlik ve Profesyonel Ordu
Dr. Salih AKYÜREK
Rapor 25: Türkiye-Ermenistan İlişkileri
(Bilge Adamlar Kurulu Raporu)
Yrd. Doç. Dr. Fatih ÖZBAY
Rapor 26: Kürtler ve Zazalar Ne Düşünüyor? Ortak Değer ve Sembollere Bakış
Dr. Salih AKYÜREK
Rapor 27: Jeopolitik ve Türkiye: Riskler ve Fırsatlar
Doç. Dr. Atilla SANDIKLI
Rapor 28: Mısır’da Türkiye ve Türk Algısı
M. Sadi BİLGİÇ, Dr. Salih AKYÜREK
Rapor 29: ABD’nin Irak’tan Çekilmesi ve Türkiye’ye Etkileri
Doç. Dr. Cenap ÇAKMAK, Fadime Gözde ÇOLAK
Rapor 30: Demokratik Açılım ve Toplumsal Algılar
(Bilge Adamlar Kurulu Raporu)
Dr. Salih AKYÜREK
Rapor 31: Ortadoğu’da Devrimler ve Türkiye
Doç. Dr. Cenap ÇAKMAK, Mustafa YETİM, Fadime Gözde ÇOLAK
Rapor 32: Güvenli Seçim: Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Kasım ESEN, Özdemir AKBAL
Rapor 33: Silahlı Kuvvetler ve Demokrasi
Prof. Dr. Ali L. KARAOSMANOĞLU
Başkanlık Sistemine Toplumsal Bakış
Rapor 34: Terör Önleme Birimleri
Kasım ESEN, Özdemir AKBAL
Rapor 35: İran, Şii Hilali ve Arap Baharı
Doç. Dr. Atilla SANDIKLI, Emin SALİHİ
Rapor 36: Yeni Anayasadan Toplumsal Beklentiler
BİLGESAM
Rapor 37: Etnik Çatışma Teorileri Işığında Dağlık Karabağ Sorunu
Yrd. Doç. Dr. Reha YILMAZ, Elnur İSMAYILOV
Rapor 38: Çağcıl Hukuk Sistemlerinde ve Türkiye’de Tutuklama
(Bilge Adamlar Kurulu Raporu)
Rapor 39: Afrika’da Türkiye ve Türk Algısı
BİLGESAM
Rapor 40: Kaos Senaryolarının Merkezinde İran
Doç. Dr. Atilla SANDIKLI, Bilgehan EMEKLİER
Rapor 41: Ermenistan’da Türkiye ve Türk Algısı
Dr. Salih AKYÜREK
Rapor 42: Yasa dışı Göç ve Türkiye
(Bilge Adamlar Kurulu Raporu)
Emine AKÇADAĞ
Rapor 43: Kırgızistan’da Türkiye ve Türk Algısı
Dr. Salih AKYÜREK
Rapor 44: Kazakistan’da Türkiye ve Türk Algısı
Dr. Salih AKYÜREK
Rapor 45: Çatışma Çözümü ve Türkiye’de Kürt Meselesi
Doç. Dr. Atilla SANDIKLI, Erdem KAYA
Rapor 46: Afganistan’ da Sivil Ölümleri
Dr. Salih AKYÜREK, Nursema KIBRIS, Dilara ÜNAL
Rapor 47: İran Nükleer Krizinin Türkiye’ye Olası Etkileri
(Bilge Adamlar Kurulu Raporu)
Doç. Dr. Atilla SANDIKLI, Bilgehan EMEKLİER
Rapor 48: Çağcıl Hukuk Sistemleri ve Türkiye’de İşkence
Erkam MALBELEĞİ
Rapor 49: Balkanlarda Türkiye ve Türk Algısı
Dr. M. Sadi BİLGİÇ, Dr. Salih AKYÜREK
Başkanlık Sistemine Toplumsal Bakış
Rapor 50: Suriye Sorunu ve Türk Dış Politikasına Toplumsal Bakış
Dr. Salih AKYÜREK, Prof. Dr. Cengiz YILMAZ
Rapor 51: Terörle Mücadelede Toplumsal Algılar
Dr. Salih AKYÜREK, Mehmet Ali YILMAZ
Rapor 52: Bütün Boyutlarıyla Suriye Krizi ve Türkiye
Bilge Adamlar Kurulu Raporu
Doç. Dr. Atilla SANDIKLI, Ali SEMİN
Rapor 53: İnsansız Hava Araçları: Muharebe Alanında ve Terörle Mücadelede
Devrimsel Dönüşüm
Dr. Salih AKYÜREK, Mehmet Ali YILMAZ & Mustafa TAŞKIRAN
Rapor 54: Türkiye’nin Dış Yardım Stratejisi: Sorunlar ve Öneriler
Hasan ÖZTÜRK, Sevinç ÖZTÜRK
Rapor 55: 2. Körfez Savaşı’nın 10. Yılında Irak
Bilge Adamlar Kurulu Raporu
Rapor 56: Türk Silahlı Kuvvetlerine Toplumsal Bakış
Dr. Salih AKYÜREK, Mehmet Ali YILMAZ
Rapor 57: Çözüm Sürecine Toplumsal Bakış
Dr. Salih AKYÜREK, Mehmet Ali YILMAZ, Esra ATALAY & Fatma Serap KOYDEMİR
Demokratikleşme ve Sosyal Dayanışma Açılımı
Bilge Adamlar Kurulu Raporu
İleri Teknolojiler Çalıştayı ve Sergisi (İTÇ 2010) Sonuç Raporu
BİLGESAM
İleri Teknolojiler Çalıştayı ve Sergisi (İTÇ 2011) Sonuç Raporu
BİLGESAM

Dergiler

Bilge Strateji Dergisi Cilt 1, Sayı 1, Güz 2009
Bilge Strateji Dergisi Cilt 2, Sayı 2, Bahar 2010
Bilge Strateji Dergisi Cilt 2, Sayı 3, Güz 2010
Bilge Strateji Dergisi Cilt 3, Sayı 4, Bahar 2011
Bilge Strateji Dergisi Cilt 3, Sayı 5, Güz 2011
Bilge Strateji Dergisi Cilt 4, Sayı 6, Bahar 2012
Bilge Strateji Dergisi Cilt 4, Sayı 7, Güz 2012
Bilge Strateji Dergisi Cilt 5, Sayı 8, Güz 2012


Söyleşiler


Bilge Söyleşi-1: Türkiye-Azerbaycan İlişkileri
Doç. Dr. Atilla SANDIKLI ile Söyleşi Elif KUTSAL

Başkanlık Sistemine Toplumsal Bakış
Bilge Söyleşi-2: Nabucco Projesi
Arzu Yorkan ile Söyleşi
Elif KUTSAL-Eren OKUR
Bilge Söyleşi-3: Nükleer İran
E. Bakan-Büyükelçi İlter TÜRKMEN ile Söyleşi
Elif KUTSAL
Bilge Söyleşi-4: Avrupa Birliği
Dr. Can BAYDAROL ile Söyleşi
Eren OKUR
Bilge Söyleşi-5: Anayasa Değişikliği
Doç. Dr. Atilla SANDIKLI ile Söyleşi
Merve Nur SÜRMELİ
Bilge Söyleşi-6: Son Dönem Türkiye-İsrail İlişkileri
E. Büyükelçi Özdem SANBERK ile Söyleşi
Merve Nur SÜRMELİ
Bilge Söyleşi-7: BM Yaptırımları ve İran
Doç. Dr. Abbas KARAAĞAÇLI ile Söyleşi
Sina KISACIK
Bilge Söyleşi-8: Füze Savunma Sistemleri ve Türkiye
Doç. Dr. Atilla SANDIKLI ile Söyleşi
Eren OKUR
Bilge Söyleşi-9: Gelişen ve Değişen Türk Deniz Kuvvetleri’nin Bugünü ve Yarını
E. Oramiral Salim DERVİŞOĞLU ile Söyleşi
Emine AKÇADAĞ
Bilge Söyleşi-10: Soru ve Cevaplarla Yeni Anayasa
Kasım ESEN ile Söyleşi
Özdemir AKBAL
Bilge Söyleşi-11: Türk Hava Kuvvetleri’nin Bugünü ve Yarını
E. Hv. Korgeneral Şadi ERGÜVENÇ ile Söyleşi
Emine AKÇADAĞ
Bilge Söyleşi-12: Arap Baharı Süreci, Mısır Seçimleri, Türkiye-Suriye Krizi
Doç. Dr. Atilla SANDIKLI ile Söyleşi
Ali SEMİN
Bilge Söyleşi-13: Esed Sonrası Suriye
Halit Hoca ile Söyleşi
Ali SEMİN & Tuğçe ERSOY ÖZTÜRK

Başkanlık Sistemine Toplumsal Bakış


****

BAŞKANLIK SİSTEMİNE TOPLUMSAL BAKIŞ, BÖLÜM 2

BAŞKANLIK SİSTEMİNE TOPLUMSAL BAKIŞ, BÖLÜM 2




Yönetim Sistemi Tercihinin Etnik Kimliğe Göre
Farklılaşması (%)




Yönetim Sistemi Tercihinin Oy Verilen Siyasi Partiye
Göre Farklılaşması (%)




4. Başkanlık Sisteminin Türkiye’ye Uygunluğu.,

Bu bölümde “Başkanlık Sistemi”nin Türkiye’ye uygunluğu iki soru ile ölçülmüş ve analiz edilmiştir.



“Başkanlık sisteminin Türkiye’ye uygunluğu konusunda yeterli çalışma yapılmıştır”görüşüne katılım%17,9 ve “Başkanlık sistemi Türkiye’nin siyasi kültürüne uygundur” görüşüne katılım %33,8 oranıyla oldukça düşük düzeyde kalmıştır. Yani, kişiler başkanlık sistemi konusunda Türkiye’de yeterli çalışma
yapılmadığına ve bu sistemin ülkenin siyasi kültürüne uygun olmadığına daha fazla inanmaktadır.


Başkanlık sistemi Türkiye’nin siyasi kültürüne uygundur.
Başkanlık sisteminin Türkiye’ye uygunluğu konusunda yeterli
çalışma yapılmıştır.
Başkanlık Sisteminin Türkiye'ye Uygunluğu (%)



“Başkanlık sisteminin Türkiye’ye uygunluğu konusunda yeterli çalışma yapılmıştır” görüşüne katılım, Kürtlerde %27,4 ve Türklerde %15,3 oranı ile çok düşük düzeyde kalmıştır. Yani her iki etnik kökene mensup kişilerde başkanlık sisteminin Türkiye’ye uygunluğu konusunda yeterli çalışmanın yapıldığına
inanmamaktadır.





Türk Kürt Başkanlık sisteminin Türkiye’ye uygunluğu konusunda
yeterli çalışma yapılmıştır. (%)
Aynı görüşe katılım durumu 2011 seçimlerinde oy verilen siyasi parti temelinde incelendiğinde, en yüksek katılım oranı %30,9 ile AKP seçmenindedir. Görüşe katılım oranı BDP’de %18,3, MHP’de %5,4 ve CHP’ de %3,5 ile çok daha düşük düzeydedir. Bulgular, AKP seçmeni dahiltüm parti seçmenlerinin başkanlık sisteminin Türkiye’ye uygunluğu konusunda yeterli çalışmanın yapıldığına inanmadığını göstermektedir.


Başkanlık sistemi Türkiye’nin siyasi kültürüne uygundur

“Başkanlık sistemi Türkiye’nin siyasi kültürüne uygundur”görüşüne katılım Kürtlerde %54,4 oranı ile Türklere (%28,9) göre daha yüksektir. Kürtlerin rapor genelinde verdiği cevaplara baktığımızda, başkanlık sistemini Türklerden fazla destekledikleri görülmektedir.

Aynı görüşe 2011 seçimlerinde oy verilen siyasi parti temelinde baktığımızda; en çok destek %57,7
oranı ile AKP ve %50,8 oranı ile BDP seçmeninde iken en düşük destek %6,6 ile MHP ve %5,1 ile CHP seçmeninde dir.

5. Kamuoyunda Başkanlık Sistemi Tartışmaları.,





Kamuoyunda Devam eden Başkanlık Sistemi Tartışmalarında Gündeme Gelen Sorular
Kamuoyunda devam eden başkanlık sistemi tartışmalarında gündeme gelen konular dört soru ile ölçülmüş ve değerlendirilmiştir. Bulgulara genel olarak bakıldığında; “Başkanlık sistemi yeterince tartışılmadan topluma benimsetilmeye çalışılmaktadır” diyenlerin oranı %77,5’tir. Bu soruya paralel olarak sorulan “Başkanlık sistemi kamuoyunda yeteri kadar tartışılmıştır” görüşüne katılım %13,7 ile çok düşük düzeyde destek bulmuştur. “Başkanlık sistemi Türkiye’nin ihtiyacı olmaktan çok AK Partinin gücünün devam ettirilmesi için gündemdedir” diyenlerin oranı ise %63,1’dir. “AK Parti yeni anayasanın hazırlığında başkanlık sistemini bir pazarlık unsuru olarak gündeme getirmektedir” görüşüne katılım ise %64,3 oranındadır. Bu sonuçlar, toplumun büyük çoğunluğunun; başkanlık
sisteminin yeteri kadar tartışılmadan zorla benimsetilmeye çalışıldığına, AK Parti’nin kendi gücünü devam ettirmek için konuyu gündemde tuttuğuna inandığını göstermektedir.

Ak Parti yeni anayasanın hazırlığında Başkanlık sistemini bir pazarlık unsuru
nedeniyle gündeme getirmektedir.
Başkanlık sistemi Türkiye’nin ihtiyacı olmaktan çok Ak Partinin gücünün devam
ettirilmesi için gündemdedir.
Başkanlık sistemi Türkiye kamuoyunda yeteri kadar tartışılmıştır.
Başkanlık sistemi yeterince tartışılmadan topluma benimsetilmeye çalışılmaktadır.

“Başkanlık sistemi yeterince tartışılmadan topluma benimsetilmeye çalışılmaktadır” görüşüne katılım oranı Türklerde %80,6 ile Kürtlere ( %61,3 ) göre daha yüksektir.
Bu görüşe oy verilen siyasi parti temelinde baktığımızda, en yüksek katılım %96,9 ve %95,3 ile sırasıyla CHP ve MHP seçmenindedir. Bu oran BDP seçmeninde %67,7 iken AKP seçmenlerinde %62’ ye düşmektedir. Bulgular, başkanlık sisteminin yeterince tartışılmadan zorla benimsetilmeye
çalışıldığına AKP seçmeninin de inandığını göstermektedir.



Başkanlık sistemi yeterince tartışılmadan topluma
benimsetilmeye çalışılmaktadır. (%)




Başkanlık sistemi yeterince tartışılmadan topluma
benimsetilmeye çalışılmaktadır. (%)



“Başkanlık sistemi Türkiye kamuoyunda yeteri kadar tartışılmıştır” görüşüne katılım durumuna etnik köken temelinde baktığımızda; katılım oranı Kürtlerde %18,2 ve Türklerde %12,2 oranları ile oldukça düşüktür.
Aynı görüşe katılım, AKP seçmeninde %21,8, CHP seçmeninde %3,8, MHP seçmeninde %5,4 ve BDP seçmeninde %15,6’dir. Bulgular, bir önceki soruda olduğu gibi, AKP dahil tüm parti seçmenlerinin konunun kamuoyunda yeteri kadar tartışıldığına inanmadığını göstermektedir.



Başkanlık sistemi Türkiye kamuoyunda yeteri kadar
tartışılmıştır. (%)



Başkanlık sistemi Türkiye kamuoyunda yeteri kadar
tartışılmıştır. (%)


“Başkanlık sistemi Türkiye’nin ihtiyacı olmaktan çok AK Parti’nin gücünün devam ettirilmesi için gündemdedir” görüşüne katılım oranı Türklerde %67,8 ile Kürtlere (%47,8) göre daha yüksektir.
Aynı görüşe oy verilen siyasi parti temelinde baktığımızda, en yüksek katılım oranları sırasıyla CHP (%89,6) ve MHP (%88,4) seçmenindedir. BDP seçmeni arasında %63,5 olan katılım oranı AKP seçmeni arasında %39,8’a düşmektedir.




Başkanlık sistemi Türkiye’nin ihtiyacı olmaktan çok AK
Partinin gücünün devam ettirilmesi için gündemdedir.


“AK Parti Başkanlık sistemini yeni anayasanın hazırlığında bir pazarlık unsuru olarak gündeme getirmektedir” görüşüne etnik köken temelinde baktığımızda; Türklerde bu görüşe katılım %68,6 oranıyla %46 olan Kürtlere göre daha yüksektir.


Başkanlık sistemi Türkiye’nin ihtiyacı olmaktan çok AK
Partinin gücünün devam ettirilmesi için gündemdedir.
(%)

Aynı görüşe destek %90’lar düzeyi ile CHP ve MHP seçmeninde en yüksek düzeydedir. BDP seçmeninde destek düzeyi %54,8 iken, AKP seçmeninde 



AK Parti Başkanlık sistemini yeni anayasanın
hazırlığında bir pazarlık unsuru olarak gündeme
getirmektedir. (%)



AKP CHP MHP BDP
AK Parti Başkanlık sistemini yeni anayasanın hazırlığında bir pazarlık unsuru olarak gündeme getirmektedir. (%)



6. Başkanlık Sisteminin Etkinliği




Bu bölümde başkanlık sisteminin etkinliği iki soru ile ölçülmüş ve değerlendirilmiştir. “Parlamenter sistem ile yönetilen Türkiye’de başkanlık sistemine geçilmesi yönetimde kaos yaratır” görüşüne katılım %59,3 oranı ile orta düzeyin üzerindedir. “Başkanlık sistemi daha etkin ve hızlı karar almaya
imkan sağlayacaktır” görüşüne katılım oranı ise %46,4 ile orta düzeyin altındadır.



“Parlamenter sistem ile yönetilen Türkiye’de başkanlık sistemine geçilmesi yönetimde kaos yaratır” görüşüne Türklerin katılım oranı %63,6 ile Kürtlere (%34,6) göre daha yüksektir.

Aynı görüşe, CHP ve MHP seçmenleri %89,7 ve %87,1 oranlarıyla oldukça yüksek düzeyde katılırken bu oran AKP seçmeninde %37,2’ye ve BDP seçmeninde %30,5’e düşmektedir.



Parlamenter sistem ile yönetilen Türkiye’de başkanlık sistemine geçilmesi yönetimde kaos yaratır. (%)


“Başkanlık sistemi daha etkin ve hızlı karar almaya imkan sağlayacaktır” görüşüne katılım Kürtlerde %69,2 oranı ile %41,3 olan Türklere göre daha yüksektir.
Aynı görüşe en yüksek katılım %70,9 ile BDP ve %68,8 oranı ile AKP seçmenindedir. MHP seçmeninde bu oran %19,3 ve CHP seçmeninde %17,2 ile oldukça düşüktür.




Başkanlık sistemi daha etkin ve hızlı karar almaya imkan sağlayacaktır. (%)


Başkanlık sistemi daha etkin ve hızlı karar almaya imkan sağlayacaktır. (%)


3. CÜ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR..,,

***

BAŞKANLIK SİSTEMİNE TOPLUMSAL BAKIŞ, BÖLÜM 1

BAŞKANLIK SİSTEMİNE TOPLUMSAL BAKIŞ, BÖLÜM 1






















Dr. Salih AKYÜREK 
Mehmet Ali YILMAZ 
Esra ATALAY 
Fatma Serap KOYDEMİR 


SUNUŞ.,


Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi (BİLGESAM), pek çok konu gibi başkanlık sistemiile ilgili gelişmeleri de yakından takip etmektedir. Vatandaşlar adına fikir beyan edenaktörlerden ziyade, doğrudan toplumun görüşlerini ortaya koymayı amaçlayan BİLGESAM,“Başkanlık Sistemine Toplumsal Bakış” adlı bu çalışma ile sürece katkı sağlamayı ve bukonuda yaşanan alan araştırmaları noktasındaki eksikliği biraz olsun gidermeyiamaçlamaktadır.

BİLGESAM, bu güne kadar “Yargının İyileştirilmesi / Düzeltilmesi”, “Yeni Anayasa Türkiye’ninBitmeyen Senfonisi”, “Cumhuriyet, Çağcıl Demokrasi ve Türkiye’nin Dönüşümü”, “YeniAnayasadan Toplumsal Beklentiler” raporlarını hazırlamış ve yönetim sistemi tartışmalarıçerçevesinde pek çok analiz ve söyleşi yayınlayarak kamuoyunun bilgisine sunmuştur.

Yönetim sistemi ve yeni anayasa konularında araştırmalarına devam eden BİLGESAM, 2570kişilik anket uygulamasından elde edilen verilerle oluşturduğu bu raporunda; başkanlıksistemi tercih durumu, başkanlık sisteminin Türkiye’ye uygunluğu, kamuoyunda başkanlıksistemi tartışmaları, başkanlık sisteminin etkinliği ve başkanlık sistemi ile ilgili endişelerkonularında toplumsal algıları ve alt grupların algılarındaki farklılaşmayı ortaya koymaktadır.

Çalışmanın ilgili kuruluşların karar mercilerindeki yöneticilere ve akademisyenlere faydalıolmasını temenni eder, çalışmayı gerçekleştiren Dr. Salih Akyürek, Mehmet Ali Yılmaz, Esra Atalay ve Fatma Serap Koydemir’e ve raporun yayına hazırlanmasında emeği geçen diğer BİLGESAM çalışanlarına teşekkür ederim.

Doç. Dr. Atilla Sandıklı
BİLGESAM Başkanı


Başkanlık Sistemine Toplumsal Bakış
Dr. Salih AKYÜREK - Mehmet Ali YILMAZ
Esra ATALAY – Fatma Serap KOYDEMİR

BİLGE ADAMLAR STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ RAPOR NO:59
HAZİRAN 2013

BAŞKANLIK SİSTEMİNE TOPLUMSAL BAKIŞ

Anket Tasarımı: Dr. Salih Akyürek
Veri Analizi ve Raporlama: Dr. Salih Akyürek - M. Ali Yılmaz –
Esra Atalay – Fatma Serap Koydemir
Kapak Tasarımı: M.Ali Yılmaz - Sertaç Durmaz
Çalışmaya Katkı Sağlayan Diğer Kişiler: Müstecep Dilber - Mustafa Taşkıran – Fuat Bilgiç
Anket Uygulama: Sanoveri
BİLGESAM YAYINLARI
Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi
Wise Men Center For Strategic Studies
Basım - Cilt: SAGE Matbaacılık / Sertifika No: 14721
Mecidiyeköy Yolu Caddesi No:10 Celil Ağa İş Merkezi Kat:9 Daire:36
Mecidiyeköy / İstanbul / Türkiye
Tel: +90 212 217 65 91 Faks: +90 212 217 65 93
Atatürk Bulvarı Havuzlu Sok. No:4/6
A. Ayrancı / Çankaya / Ankara / Türkiye
Tel : +90 312 425 32 90 Faks: +90 312 425 32 90
www.bilgesam.org
bilgesam@bilgesam.org
Bu yayının tüm hakları saklıdır.
Yayın Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin
izni olmadan elektronik veya mekanik yollarla çoğaltılamaz.
Copyright © BİLGESAM Haziran 2013


İÇİNDEKİLER

Yönetici Özeti ______________________________________________ 1

1. Yöntem ve Örneklem ____________________________________________________ 4
2. Başkanlık ve Parlamenter Sistem İle İlgili Bilgi Durumu _________________________ 6
3. Başkanlık Sistemi Tercih Durumu __________________________________________ 9
4. Başkanlık Sisteminin Türkiye’ye Uygunluğu _________________________________ 11
5. Kamuoyunda Başkanlık Sistemi Tartışmaları ________________________________ 14
6. Başkanlık Sisteminin Etkinliği ____________________________________________ 19
7. Başkanlık Sistemi ile İlgili Endişeler ________________________________________ 22

EK- Uygulanan Anket Formu _________________________________________________ 26


YÖNETİCİ ÖZETİ


Başkanlık sistemine dönük toplumsal algılar Ek’te nihai şekli bulunan 19 soruluk anket formu ile sorgulanmış ve elde edilen 2570 kişiye ait anket verisi analiz edilerek yedi ana konu başlığında raporlaştırılmış tır. Çalışmaya ait bulguların özeti bu bölümde kendi konu başlığı altında verilmiştir.

Başkanlık ve Parlamenter Sistem ile İlgili Bilgi Durumu.,



Araştırma sonuçlarına göre, kişiler başkanlık sistemine oranla parlamenter sistem hakkında daha fazla bilgi sahibi olduklarını belirtmişlerdir. Buna göre, katılımcıların %65’i başkanlık sistemi ile ilgili, %86’sı ise parlamenter sistemle ilgili bilgi sahibi olduğunu ifade etmiştir. Başkanlık sistemi ile ilgili bilgili
olduğunu söyleyenlerin oranı Türklerde Kürtlere göre ve CHP, MHP seçmeninde AKP, BDP seçmenine göre daha yüksektir.

Başkanlık Sistemi Tercih Durumu.,

Yönetim sistemi sorusunun bulgularına göre; kişilerin %32’si Türkiye için “Başkanlık Sistemi”nin, %68’i ise “Parlamenter Sistem”in daha uygun olduğu yönünde görüş belirtmiştir. Bu durum, toplumun büyük bir kesiminin başkanlık sistemini uygun görmediğini, halen uygulanmakta olan parlamenter sistemde kalınması gerektiğine inandığını göstermektedir. Yönetim sistemi tercihi etnik köken temelinde farklılaşmakla birlikte Türklerde parlamenter sistem, Kürtlerde ise başkanlık sistemi daha uygun bir yönetim şekli olarak düşünülmektedir. Başkanlık sistemine en yüksek destek %55 oranı ile AKP seçmeninde ve %51 ile BDP seçmeninde iken destek oranı MHP seçmeninde %7’ye, CHP seçmeninde ise %5’e düşmektedir.

Başkanlık Sisteminin Türkiye’ye Uygunluğu.,

“Başkanlık sisteminin Türkiye’ye uygunluğu konusunda yeterli çalışma yapılmıştır” görüşüne katılım %18 ve “Başkanlık sistemi Türkiye’nin siyasi kültürüne uygundur” görüşüne katılım %34 oranıyla oldukça düşük düzeyde kalmıştır. Yani, kişiler başkanlık sistemi konusunda Türkiye’de yeterli çalışma
yapılmadığına ve bu sistemin ülkenin siyasi kültürüne uygun olmadığına daha fazla inanmaktadır.

“Başkanlık sisteminin Türkiye’ye uygunluğu konusunda yeterli çalışma yapılmıştır”görüşüne katılım her iki etnik kökende de çok düşük düzeylerde kalmıştır. Kürtlerin %27’si, Türklerin ise yalnızca %15’i başkanlık sistemi ile ilgili yeterli çalışma yapıldığını düşünmektedir. Aynı görüşe katılım durumu siyasi
parti temelinde incelendiğinde, en yüksek katılım oranının %31 ile AKP seçmeninde olduğu; bu oranın BDP’de %18, MHP’de %5 ve CHP’de %4 ile çok daha düşük düzeylerde kaldığı görülmektedir. 
Bulgular, AKP seçmeni dâhil tüm parti seçmenlerinin başkanlık sisteminin Türkiye’ye uygunluğu konusunda yeterli çalışmanın yapıldığına inanmadığını göstermektedir.

“Başkanlık sistemi Türkiye’nin siyasi kültürüne uygundur” görüşü Kürtlerde %54, Türklerde ise %29 oranında destek bulmuştur. Aynı soruya siyasi partiler temelinde verilen cevaplar incelendiğinde ise bu görüşe en yüksek desteğin %58 oranı ile AKP seçmeninde olduğu; onu %51 oranı ile BDP seçmeninin takip ettiği görülmektedir. Bu soruya en düşük destek ise %7 ile MHP ve %5 ile CHP
seçmeninden gelmektedir.

Kamuoyunda Başkanlık Sistemi Tartışması.,

Kamuoyunda devam eden başkanlık sistemi tartışmalarında gündeme gelen konular dört soru ile ölçülmüş ve değerlendirilmiştir. Bulgulara genel olarak bakıldığında; “Başkanlık sistemi yeterince tartışılmadan topluma benimsetilmeye çalışılmaktadır” diyenlerin oranı %78’dir. Bu soruya paralel olarak sorulan “Başkanlık sistemi kamuoyunda yeteri kadar tartışılmıştır” görüşüne katılım %14 ile çok düşük düzeyde destek bulmuştur. “Başkanlık sistemi Türkiye’nin ihtiyacı olmaktan çok AK Parti’nin gücünün devam ettirilmesi için gündemdedir” diyenlerin oranı ise %63’dür. “AK Parti yeni anayasanın hazırlığında başkanlık sistemini bir pazarlık unsuru olarak gündeme getirmektedir”

görüşüne katılım ise %64’dür. Bu sonuçlar, toplumun büyük çoğunluğunun başkanlık sisteminin yeteri kadar tartışılmadan zorla benimsetilmeye çalışıldığına, AK Parti’nin kendi gücünü devam ettirmek için konuyu gündemde tuttuğuna inandığını göstermektedir. Başkanlık sisteminin yeteri kadar
tartışılmadığı yönündeki iki farklı görüşe, başkanlık sistemini %55’ler düzeyinde destekleyen AKP seçmeninin de yüksek oranda destek vermesi oldukça anlamlı bulgular olarak değerlendirilebilir.

Başkanlık Sisteminin Etkinliği.,

Başkanlık sisteminin etkinliği iki soru ile ölçülmüş ve değerlendirilmiştir. “Parlamenter sistem ile yönetilen Türkiye’de başkanlık sistemine geçilmesi yönetimde kaos yaratır” görüşüne katılım %59 oranı ile orta düzeyin üzerindedir. “Başkanlık sistemi daha etkin ve hızlı karar almaya imkân
sağlayacaktır” görüşüne katılım oranı ise %46 ile orta düzeyin altındadır.
“Parlamenter sistem ile yönetilen Türkiye’de başkanlık sistemine geçilmesi yönetimde kaos yaratır” görüşüne Türklerin katılım oranı (%64) Kürtlere (%35) göre daha yüksektir. Aynı görüşe, CHP ve MHP seçmenleri oldukça yüksek düzeyde (%87-89) katılırken, bu oran AKP seçmeninde %37’ye ve BDP
seçmeninde %31’e düşmektedir. “Başkanlık sistemi daha etkin ve hızlı karar almaya imkan sağlayacaktır” görüşüne katılım ise Kürtlerde (%69) Türklere göre (%41) daha yüksek destek bulmuştur. Aynı görüşe en yüksek katılım %71 ile BDP ve %69 oranı ile AKP seçmenindedir. MHP seçmeninde bu oran %19 ve CHP seçmeninde %17 ile oldukça düşüktür.

Başkanlık Sistemi ile İlgili Endişeler.,

Başkanlık sistemi ile ilgili endişeler iki soru ile ölçülmüştür. “Parti içi demokrasinin zayıflığı ve tek adam kültürü, başkanlık sistemine geçilmesi durumunda Türkiye’yi otoriter bir yönetime götürür” görüşüne katılım oranı %65,8’dir. Diğer endişe ise başkanlık sisteminin güçler ayrılığı ilkesine zarar
vereceği yönündedir. Çalışmaya katılanların %52,6’sı Türkiye’ye getirilmesi öngörülen başkanlık sisteminin güçler ayrılığı ilkesine zarar vereceği fikrini desteklerken, %28,1’i güçler ayrılığı ilkesini kuvvetlendireceği görüşünü desteklemektedir. Bu konuda fikri olmayanların oranı ise %19,3’tür.
Başkanlık sisteminin ülkeyi daha otoriter bir yapıya götüreceğine olan inanç genel olarak Türklerde Kürtlere göre ve CHP ile MHP seçmenlerinde ise AKP ve BDP seçmenlerine göre daha fazladır. Benzer bir dağılım, başkanlık sisteminin güçler ayrılığı ilkesine zarar vereceği görüşünde de gözlemlenmektedir.

Sonuç Yerine.,

Rapordaki verilere genel olarak bakıldığında başkanlık siteminin orta düzeyin de altında destek bulduğu ve parlamenter sistemin ülke için daha uygun bir yapı olduğuna inanıldığı görülmektedir.
Etnik köken temelinde ise Kürtlerin başkanlık sistemine Türklere oranla daha fazla destek verdiği gözlemlenmektedir. Aynı şekilde BDP seçmeni de başkanlık sistemini özellikle CHP ve MHP’ye oranla daha yüksek düzeyde desteklemekte dir. AKP seçmeni ise genel olarak başkanlık sistemine orta düzeyde bir destek verse de bazı konularda başkanlık sistemi ile ilgili süreç ve gelişmeleri
desteklememiştir.

Başkanlık sistemi tartışmaları çerçevesinde getirilen en önemli eleştirilerden ikisi, konunun kamuoyunda yeteri kadar tartışılmaması ve bu konuda yeterli çalışmanın yapılmamış olmasıdır.

Başkanlık sistemini pek çok konuda orta düzeyde destekleyen Kürtler ile AKP ve BDP seçmeni dahi, başkanlık sisteminin yeterince tartışılmadığı ve bu konuda yeterli çalışmanın yapılmadığını belirtmişlerdir. Bu bulgular AKP ve BDP seçmeninde önemli bir oranın da başkanlık sistemini bir belirsizlik olarak algıladığını ve şüpheyle yaklaştığını göstermektedir.

Başkanlık sistemi ile ilgili endişelerin ölçüldüğü kısımlarda ortaya çıkan çarpıcı bulgulardan birisi ise her üç kişiden ikisinin başkanlık sisteminin ülkeyi daha otoriter bir yönetime götüreceği endişesi taşımasıdır. Ayrıca AKP seçmeninde dahi başkanlık sisteminin Türkiye’yi otoriter bir yönetime götüreceğine inananların oranı çok düşük değildir (%44). Bunun yanı sıra, her iki kişiden birinin başkanlık sisteminin güçler ayrılığı ilkesine zarar vereceğini düşünmesi de önemli bir bulgu olarak karşımıza çıkmaktadır.

1. YÖNTEM VE ÖRNEKLEM.,

Başkanlık sistemi konusundaki toplumsal algıları incelemek amacıyla başlatılan alan çalışmasına dayalı proje çerçevesinde Ek’te nihai şekli bulunan 19 soruluk anket formunun taslağı hazırlanmıştır. Uzman görüşlerinin alınması ve 20 kişilik pilot uygulamanın ardından anket formuna son şekli verilerek uygulama aşamasına geçilmiştir.

Hazırlanan anket “Sanoveri” tarafından internet tabanlı olarak uygulanmıştır. Anketler, internet kullanan ve e-postası olan 850 bin üye içinden, yaş, öğrenim durumu ve coğrafi bölge kriterleri de dikkate alınarak rastgele seçilen 65 bin kişiye anket linkinin e-posta yoluyla gönderilmesi yöntemi ile uygulanmıştır. Anket uygulaması 12 Mayıs 2013 tarihinde başlatılmış ve doldurulan 3157 anket
yeterli görülerek 18 Mayıs tarihinde sonlandırılmıştır. Çalışmanın uygulandığı tarih itibariyle raporda paylaşılan bulguların, 31 Mayıs 2013 itibariyle başlayan Gezi Parkı eylemlerinin etkisinden önceki toplumsal algıları ortaya koyduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Çalışmaya Türkiye’nin tüm illerinden katılım olması nedeniyle, TUİK tarafından belirlenen “Türkiye İstatistiki Bölge Birimleri
Sınıflandırması (İBBS)” il grupları temelinde temsili bir örnekleme ulaşılmıştır.

   Anket cevaplarında farklı sorular arasında önemli çelişkiler tespit edilen 171 kişi ile anketi başlangıç düzeyinde terk eden 46 kişi silinerek örneklem 2940 kişiye indirilmiştir. Müteakiben, kişilerin kendilerini tanımladıkları etnik köken ve 2011 seçimlerinde oy verilen siyasi parti temelinde oransal rassal tabakalama yöntemi ile örneklem 2570 kişiye indirilmiş ve analizler bu örneklem üzerinden
yapılmıştır. Bu uygulama sonucunda, 2570 kişilik örneklemle, yaş, yaşanan il/coğrafi bölge, etnisite ve oy verilen siyasi parti temelinde Türkiye profiline çok yakınbir örneklem oluşturulmakla birlikte; çalışmanın interneti ve sosyal medyayı aktif olarak kullanan bir kitle üzerinde yapılmış olması nedeniyle, örneklemin öğrenim durumu Türkiye profilinin üzerindedir (ön lisans ve üzeri öğrenime sahip katılımcı oranı %78,4’tür). Ancak, temel bulguların kişilerin öğrenim durumuna göre anlamlı farklılaşmaması nedeniyle, örneklemin bu özelliğinin çalışmanın Türkiye temsili özelliğini bozmadığı değerlendirilmektedir. Ayrıca 2011 seçimlerinde oy verilen siyasi parti temelinde tabakalama
yapılmasına rağmen BDP’ye oy verenlerin oranının %3,4 düzeyinde kalması nedeniyle, analizlerde BDP’ye oy veren kitlenin görüşleri “2” katsayısı ile ağırlıklandırılmıştır. Yapılan analizlerde, görüş ve algıların özellikle Türk-Kürt, oy verilen siyasi parti temelinde önemli farklılaşmalar göstermesi nedeniyle tüm bulgular Türkiye ortalaması yanında bu iki değişkene göre de analiz edilerek raporda grafik olarak verilmiştir. Analizlerde, algı ve görüşlerin yaş grupları ve öğrenim durumu temelinde anlamlı bir farklılaşma göstermediği bulgulanmıştır. Örneklemin temel özelliklerini gösteren tablolar aşağıda verilmiştir.

    Anketlerin herhangi bir aracı olmaksızın doğrudan bu konudaki gönüllü kişilerce doldurulmuş olması, alan çalışması aşamasında oluşabilecek pek çok hatayı ortadan kaldırmış ve çalışma verilerinin geçerliliği ve güvenirliğini artırmıştır.

Uygulanan ve Ek’te verilen anket formundaki ilk 19 soruya ait görüşler 4’lü Likert ölçeğine göre değerlendirilmiş, analizlerde görüşlere katılan ve katılmayanlar ikili olarak yüzde olarak verilmiştir.

Anket formlarından elde edilen veriler SPSS programı marifetiyle değerlendirmeye tabi tutulmuştur.
Yapılan analizlerden elde edilen bilgiler en anlaşılır ve kısa şekilde kamuoyu ile nasıl paylaşılır düşüncesi ile değerlendirilerek rapor haline dönüştürülmüştür. Raporun teknik bir rapor olması nedeniyle, tablo değerlerinin istatistikî okuması ve kısa yorumları ile yetinilmiş ve analizlere ait istatistikî anlamlılık değerleri verilmemiştir.


Başkanlık Sistemine Toplumsal Bakış






Başkanlık Sistemine Toplumsal Bakış

2. Başkanlık Sistemi ve Parlamenter Sistem İle İlgili Bilgi Durumu



Öncelikle kişilerin başkanlık sistemi ve parlamenter sistem ile ilgili bilgi düzeyleri sorgulanmış ve bu konudaki cevaplar analiz edilmiştir. Kişilerin %64,9’u başkanlık sistemi ile ilgili, %85,7’si ise parlamenter sistemle ilgili bilgi sahibi olduğunu belirtmiştir.

Başkanlık Sistemine Toplumsal Bakış



Başkanlık sistemi ile ilgili bilgi düzeyine etnik köken temelinde baktığımızda Türklerin %65,9’u başkanlık sistemi ile ilgili bilgi sahibi olduğunu belirtmektedir. Bu oran Kürtlerde %56’ya düşmektedir.



Kişilerin başkanlık sistemi konusundaki bilgi düzeyine 2011 seçimlerinde oy verilen siyasi parti temelinde baktığımızda, CHP ve MHP seçmeninde başkanlık sistemi ile ilgili bilgi sahibi olduğunu söyleyenlerin oranının %77 düzeyinde olduğu ve bu kişilerin AKP ve BDP seçmenine göre kendilerini daha bilgili gördükleri söylenebilir. Başkanlık sistemi ile ilgili bilgi sahibi olduğunu söyleyenlerin oranı AKP seçmeninde %57,6 ve BDP seçmeninde %47,1’dir.


Başkanlık Sistemine Toplumsal Bakış

Türkiye’de uygulanan parlamenter sistem ile ilgilikişilerin bilgi düzeyine etnik köken temelinde baktığımızda, hem Türklerde hem de Kürtlerde bilgi sahibi olduğunu söyleyenlerin %85 oranıyla aynı düzeyde olduğu görülmektedir.

Türkiye’de uygulanan parlamenter sistem ile ilgili bilgi sahibiyim. (%)


Aynı görüşe oy verilen siyasi parti temelinde baktığımızda, bir önceki görüşte olduğu gibi %89,7 ve %88,7 oranlarıyla en yüksek düzey CHP ve MHP seçmeninde dir. Bu oran BDP seçmeninde %86,8 iken AKP seçmeninde %82,1’dir. Bu sonuçlara göre, parlamenter sistem hakkında bilgi sahibi olduğunu söyleyenlerin oranının parti temelinde çok fazla farklılaşmadığı görülmektedir.

3. Başkanlık Sistemi Tercih Durumu.,



“Türkiye için hangi yönetim sistemi sizce daha uygun?” sorusuna cevap olaraktoplumun %32,1’i“Başkanlık Sistemi” %67,9’u ise “Parlamenter Sistem” cevabını vermiştir. Bu durum, toplumun büyük bir kesiminin başkanlık sistemini uygun görmediğini, halen uygulanmakta olan parlamenter sistemde kalınması gerektiğine inandığını göstermektedir.


Yönetim sistemi tercihine etnik köken temelinde baktığımızda, Türklerin %29,1’i başkanlık sistemini desteklerken bu oran Kürtlerde çok yüksek olmamakla birlikte %55,5’e çıkmaktadır.

Başkanlık sistemi %55,3 oranı ile en çok AKP seçmeni tarafından desteklenirken, bu oran BDP seçmeninde %50,7 ile AKP seçmenine yakın düzeydedir. Başkanlık sistemi CHP ve MHP seçmenleri tarafından çok düşük düzeylerde (%4,5 ve %7,4) desteklenmektedir.


2. Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR..,,

***

10 Kasım 2018 Cumartesi

DEĞİŞEN GÜVENLİK ANLAYIŞLARI VE TÜRKİYE’NİN GÜVENLİK STRATEJİSİ

DEĞİŞEN GÜVENLİK ANLAYIŞLARI VE TÜRKİYE’NİN GÜVENLİK STRATEJİSİ

Hazırlayan: Dr. Atilla Sandıklı
RAPOR NO: 2



Türk tarihi incelendiğinde geçmişteki başarıların arkasında iyi yetişmiş bilge adamların bulunduğu görülmektedir. Ancak günümüzde olayların çok boyutlu olarak gelişmesi ve sorunların karmaşıklaşması, birkaç bilge kişinin veya aydının gelişmeleri zamanında ve doğru olarak algılamasını ve alternatif politikalar üretebilmesini zorlaştırmaktadır. Gelişmelerin yakından takip edilmesi, gelecekle ilgili gerçekçi öngörülerin yapılabilmesi ve doğru politikalar üretilebilmesi için farklı disiplinlere ve görüşlere sahip bilge adamlar ile genç ve dinamik araştırmacıların, esnek organizasyonlar içinde sinerji sağlayacak şekilde bir araya getirilmesi gerekmektedir.
Dünya’daki ve yurt içindeki gelişmeleri takip ederek geleceğe yönelik öngörülerde bulunmak; Türkiye’nin ikili ve çok taraflı uluslararası ilişkilerine ve güvenlik stratejilerine, yurt içindeki siyasi, ekonomik, teknolojik, çevresel ve sosyo-kültürel problemlerine yönelik bilimsel araştırmalar yapmak; karar alıcılara milli menfaatler doğrultusunda gerçekçi, dinamik çözüm önerileri, karar seçenekleri ve politikalar sunmak maksadıyla Bilge Adamlar Stratejik  Araştırmalar Merkezi (BİLGESAM) kurulmuştur. BİLGESAM’ın vizyonu, amacı, hedefleri, çalışma yöntemi, temel nitelikleri ve teşkilatı http://www.bilgesam.org/tr web sitesinde sunulmaktadır.
BİLGESAM, Bilge Adamlar Kurulu’nun ilk toplantısında alınan kararlar doğrultusunda çeşitli konularda raporlar hazırlamaktadır. Dr. Atilla SANDIKLI tarafından hazırlanan “Değişen Güvenlik Anlayışları ve Türkiye’nin Güvenlik Stratejisi” başlıklı Rapor faydalanılmak üzere yayınlanmıştır.
SUNUŞ
Atilla SANDIKLI
BİLGESAM Başkanı,


Atilla Sandıklı 1957 yılında İzmir’de doğdu. 1976 yılında (İzmir) Atatürk Lisesi’nden mezun olduktan sonra Kara Harp Okuluna girdi. Sırasıyla Kara Harp Okulu, Kara Harp Akademisi ve Silahlı Kuvvetler akademisinde eğitimine devam etti. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Uluslar arası İlişkiler Bölümü’nde ve Marmara Üniversitesi Avrupa Topluluğu Enstitüsü’nde doktora derslerine iştirak etti. İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsünde doktora eğitimini tamamladı.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin çeşitli kademelerinde karargâh subayı ve komutan olarak görev yaptı. Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği’nde müşavirlik, Harp Akademileri Komutanlığı’nda uluslararası ilişkiler öğretim üyesi ve uluslararası ilişkiler bölüm başkanlığı görevlerinde bulundu. Harp Akademileri Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin kuruluşunda görev aldı ve bir süre bu enstitünün müdürlüğünü yaptı. Kur. Kd. Alb. rütbesinde kendi isteğiyle Türk Silahlı Kuvvetleri’nden emekli olduktan sonra Türkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM’ın kuruluşunda genel müdür olarak görev aldı ve bu merkezi kurdu. Bu görevi ve Stratejik Öngörü Dergisi’nin editörlüğünü 4 yıl sürdürdü. TASAM’dan ayrıldıktan sonra Türkiye’nin akil adamlarını bir platform içinde bir araya getirmek maksadıyla Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezini kurdu. Halen BİLGESAM başkanlığı görevini sürdürmektedir.

Çok sayıda ulusal ve uluslararası sempozyum ve kongrenin düzenlenmesinde birinci derece görevler üstlendi. Çeşitli makaleleri ve 15 kitabı yayınlandı. Askeri ve sivil yaşantısında madalya dahil çok sayıda başarı ödülü aldı.

İngilizce ve Fransızca bilen Atilla SANDIKLI evli ve iki çocuk babasıdır.

Dr. Atilla SANDIKLI
BİLGESAM Başkanı
Dr. Atilla Sandıklı



GÜVENLİK KAVRAMI


20’nci Yüzyılın sonunda ve 21’nci Yüzyılın hemen başında siyasi, ekonomik, teknolojik ve sosyo-kültürel alanlarda meydana gelen hızlı değişimler güvenlik kavramını derinden etkilemiştir. Bu dönemde soğuk savaş sona ermiş, teknoloji, özellikle iletişim alanında yaşanan baş döndürücü gelişmeler küreselleşme olgusunun ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bütün bu gelişmeler yaşanırken 11 Eylül’de ABD’de ikiz kulelere yapılan saldırılar bütün dünyada şok etkisi yaratmıştır. Bu olaylar uluslararası ilişkileri, ittifakları, stratejik düşünceleri, “tehdit” ve buna bağlı olarak “güvenlik” kavramlarını temelden sarsmış ve büyük oranda değişime zorlamıştır.
Yeniden şekillenmekte olan günümüz dünyasında büyük güçler arasında büyük
zayiat ve tahribata neden olabilecek savaş ihtimalinin ortadan kalktığını söylemek Değişen güvenlik anlayışları ve Türkiye’nin güvenlik stratejisi mümkündür. Ancak bölgesel ve etnik kökenli savaşlar hala önemini korumaktadır.

Asimetrik tehdit olarak terörizm ön plana çıkmış, terörist örgütler herhangi bir zamanda dünyanın herhangi bir yerinde ortaya çıkarak saldırıda bulunabilme olanak ve yeteneğine ulaşmışlardır.

Güvenlik kavramının değişmesiyle birlikte, güvenliğin boyutları ve kapsamı da
değişmiştir. Güvenlik de bir yerde küreselleşmiştir. Çünkü küresel ekonomi ve küresel güvenlik birbirini tamamlayan iki önemli kavram olarak ortaya çıkmıştır. Dünyadaki büyük şirketler ve finans çevreleri konunun ekonomik boyutuyla ilgilenirken, büyük devletler güvenlik boyutu üzerinde yoğunlaşmışlardır. “Güvenlik boyutu”, ülke güvenliği kavramından uluslararası güvenlik şeklinde tanımlanan bölgesel ve küresel güvenlik anlayışına kaymıştır. Ayrıca güvenlik olgusunun kapsamı genişlemiş; savaş, silahlı çatışma, kuvvet kullanma hallerinin dışında başta ekonomi, enerji, çevre, sağlık, sosyo-kültür ve eğitim alanları güvenlik kavramına dahil olmuştur.

Bu nedenlerle 2945 sayılı MGK ve MGK Genel Sekreterliği Kanunu’nun 2’nci
maddesinde milli güvenlik; “Devletin anayasal düzeninin, milli varlığının ve bütünlüğünün milletlerarası alanda siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik dahil bütün menfaatlerinin ve ahdi hukukunun her türlü dış ve iç tehditlere karşı korunması ve kollanmasıdır” şeklinde tanımlanmıştır.

TÜRKİYE’NİN MİLLİ MENFAATLERİ VE MİLLİ HEDEFLERİ

Güvenlik kavramındaki değişim ve gelişime uygun olarak; devletin bekası, bölünmez bütünlüğü, Cumhuriyetin korunması, milletin refahı, ülke ve bölge barışının sağlanması, yurtdışındaki soydaşlarımızın güvenlik ve refah içinde bulunması Türkiye’nin hayati milli menfaatleri olarak sıralanabilir. Çoğulcu demokrasi, insan haklarına saygı ve geçirilen evrim sonunda ulaşılan ve benimsenen sosyal ve yasal hayat biçiminin sürdürülmesi, milli gücümüzün geliştirilmesi, ekonominin serbest piyasa prensipleri ve istikrar içinde büyümesi, dünya ile entegre hale getirilmesi, refahın tabana yayılması yine milli menfaatlerimiz arasında yer alması gereken hususlardır. Ayrıca güvenliğin garanti altına alınabilmesi için menfaat birliğine sahip olduğumuz ülkelerle
müşterek tehdide karşı dayanışma ve ortak ittifak sistemi içinde bulunulması
önem arz etmektedir.

Bu kapsamda Türkiye’nin milli hedeflerini aşağıdaki şekilde belirtebiliriz.
Devletin Anayasal düzenini, milli varlık ve bölünmez bütünlüğünü, uluslar arası
alanda siyasi, askeri, sosyal, kültürel ve ekonomik dahil tüm menfaatlerini ve ahdi hukukunu her türlü iç ve dış tehlikelere karşı korumak ve kollamak,
Yurt içinde milli birlik ve beraberliği, huzur güven ve istikrarı sağlamak,
Vatandaşların Anayasa ile teminat altına alınan hak ve hürriyetlerini korumak,
hayat şartlarını ve refah seviyelerini demokratik düzen içerisinde ve sosyal adalet ilkelerine uygun olarak geliştirmek, Bağımsızlık, hürriyet, adalet ve hak eşitliğine dayanan bir dünya düzeni içerisinde, yurtdışında Türkiye’nin de güvenliğini sağlayacak şekilde sürekli ve adil bir barışın tesis ve idamesine yardımcı olmak, Türkiye’nin etrafında bir barış kuşağı oluşturmak,

Türkiye Cumhuriyetini siyasi, askeri, ekonomik, sosyal, bilimsel ve teknolojik gücü ile bütün dünyada tanınan ve sayılan itibarlı ve güçlü bir mevkie kavuşturma çabalarına devam etmek, böylece Türk ulusunu çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkarmak, Türkiye’yi silah, araç ve gereç bakımından dışa bağımlı olmaktan kurtarmak, Yurt dışındaki Türk vatandaşlarının ve soydaş topluluklarının güvenlik ve refahına  yardımcı olmak.

KÜRESEL GÜVENLİK BOYUTU

Değişen güvenlik anlayışı çerçevesinde gelecekte küresel kırılmalara aday bölgeleri incelediğimizde, bu bölgelerin başında Uzak Doğu gelmektedir. Uzak Doğu’da, Çin ve ABD’nin gelecekte siyasi, ekonomik nedenlerle Tayvan veya Kuzey Kore sorunlarından dolayı karşı karşıya gelmeleri için yeterli potansiyel mevcuttur. Asya’da devletler arası büyük çatışma olasılığı diğer bölgelerden daha yüksektir.

Yine bir başka küresel kırılma hattı da zengin enerji kaynaklarına sahip Orta Asya ve Kafkasya’ya bölgeleridir. Soğuk Savaş sonrası küresel güç olma vasfını kaybeden ancak son yıllarda süratli bir şekilde toparlanan ve geleceğin küresel güç adaylarından Çin’le de yakın bir işbirliği içerisine giren Rusya bu bölgede ABD ile karşı karşıya gelebilecektir.

Dünya enerji kaynaklarının büyük bir bölümünün bulunduğu, çatışmaların ve istikrarsızlığın sürdüğü Ortadoğu bölgesi ise, daima dünyanın öncelikli konusu olagelmiştir.

Bu bölgede, bölgesel bir kırılmaya yol açabilecek enerji birikimini sağlayacak
gerginliklerin daima var olacağı unutulmamalıdır. Gelecekte bu bölgede enerji kaynaklarının paylaşımı konusunda küresel bir kırılma yaşanabilir.
Günümüzde klasik tehdit algılamaları dışında küresel güvenlik ortamının en
önemli asimetrik tehdit algılamalarından birisi uluslararası terörizmdir. Son derece organize bir yapıya sahip terörist örgütler, gelişen ve ulaşılması daha da kolay bir hale gelen teknolojiler sayesinde, büyük bir imkân ve kabiliyete ulaşmışlardır.

Kitle imha silahlarının kontrolsüz olarak yayılması ve bunların uluslararası sistem
dışında kalan, uluslararası hukuka saygılı olmayan devletlerin veya terörist örgütlerin eline geçmesi önemli bir risk oluşturmaktadır.

Ayrıca uluslararası organize suçlar, yasa dışı göç, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı
gibi konular uluslararası güvenlik politikalarında dikkate alınması gereken tehdit ve riskleri oluşturmaktadır. Çevre sorunları ve salgın hastalıklar riski de her geçen gün önemini artırmaktadır.

BÖLGESEL GÜVENLİK BOYUTU

Türkiye dünyanın en istikrarsız bölgeleri olan Ortadoğu ve Kafkaslara komşudur.
Ortadoğu tarihi ve kültürel varlığı, zengin petrol kaynakları ve dünya ulaştırma yollarının kesişme noktasında bulunması gibi özelliklere sahip olmasına rağmen, bitmeyen bir şiddetin merkezi hâline gelmiştir. Başta bölge insanları olmak üzere, bütün dünyanın güvenlik ve refahını etkileyen Ortadoğu’daki istikrarsızlığın olumsuz yansımaları en çok Türkiye’de hissedilmektedir.

Kafkaslarda ayrılıkçı bölgeler ile mücadelesini sürdüren Gürcistan, Acaristan
problemini çözmüştür. Ancak Güney Osetya ve Abhazya her zaman için büyük
problem kaynakları olmaya devam etmektedirler. Rusya’nın gelişmelere müdahale etmesi risk faktörünü arttırmaktadır. Gürcistan’ın ulusal birliği ve toprak bütünlüğü, Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattının güvenliği ve Türkiye’nin Orta Asya açılımı açısından büyük önem arz etmektedir.

Doğu komşumuz Ermenistan Türkiye’nin toprak bütünlüğünü tanımamakta,
uluslararası arenada asılsız Ermeni soykırımı iddialarının tanınması için girişimde
bulunmakta, BM Güvenlik Konseyi kararlarını hiçe sayarak Azerbaycan topraklarının önemli bir bölümünü işgali altında bulundurmaktadır.

Diğer doğu komşumuz İran teokratik bir rejime sahiptir ve geçmişte rejimini,
Türkiye de dahil olmak üzere mücavir ülkelerdeki rejimleri etkilemek için kullandığına dair kuşkular vardır. Ayrıca İran’ın nükleer çalışmalarını diğer ülkeler gibi Türkiye de kaygıyla izlemektedir. İran’ın, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’ndan gizli olarak nükleer tesisler inşa etmiş olduğu ve uranyum zenginleştirme çalışmaları yaptığı saptanmıştır. Kuzey Kore’den başlayıp, Hindistan, Pakistan ve İran üzerinden geçen ve bölgemizdeki diğer muhtemel nükleer güçlere uzanan nükleer eksen, Türkiye açısından büyük bir hassasiyet teşkil etmektedir.

Güney komşumuz Irak’ın siyasi ve toprak bütünlüğü Türkiye için hayati öneme
sahiptir. Irak’taki gelişmelerin iki yönü vardır. Birinci husus, PKK terör örgütünün
Irak’ın kuzeyindeki varlığıdır. PKK burayı bir sığınak olarak kullanmaktadır. Irak’ın kuzeyindeki PKK teröristleri Türkiye’ye sızarak eylemler yapmaktadır. İkinci önemli husus ise, Kerkük’le ilgilidir. Kerkük, içinde birçok etnik gurubu barındıran bir şehirdir.

Kerkük aynı zamanda önemli petrol kaynaklarına sahiptir. Kerkük’ün ve zengin
petrol kaynaklarının belirli bir gruba mal edilmesi bölgedeki yangının daha da büyümesine neden olabilir.

Suriye ile uzun yıllar boyunca karşılıklı tehdit algılamasına dayanan soğuk ilişkiler yerini, 1998 yılında imzalanan “Adana Mutabakat Belgesi” ile bir iyileşme sürecine bırakmıştır. Bu olumlu ilişkiler her geçen zaman daha da iyiye gitmektedir. Türkiye Suriye ile İsrail’in görüşme masasına oturmasını sağlamış ve ara bulucu görevi üstlenmiştir. Türkiye Lübnan’daki gelişmeleri de yakından takip etmiş ve ülke içindeki çatışmaların sonlandırılmasına önemli katkılar sağlamıştır. Orta Doğu’da baş ağrıtan bir başka önemli sorun da İsrail-Filistin sorunudur.

Balkanlara geldiğimizde ise; bu bölgenin en fazla sorun teşkil eden bölgesi Kosova’dır. Kosova bağımsızlığını ilan etmiş ve bağımsız bir devlet olarak uluslararası camiada yerini almıştır. Ancak buradaki tansiyonun yükselme ihtimali hala mevcuttur.

Yunanistan ile ilişkilerde olumlu yönde gelişmeler olmasına rağmen Yunanistan
Milli Savunma Politikasını, tehdidin doğudan (Türkiye’den) geldiği varsayımına dayandırmaktadır.

Bu kapsamda adaları silahlandırmakta, 6 millik kara suları üzerindeki
hava sahasının 10 mil olduğu iddiasında bulunarak Ege uluslararası hava sahasını daraltmakta ve özellikle de Ege Denizinin bir Yunan denizi olduğunu çağrıştıracak şekilde ülkemizden FIR’ı geçerek uluslararası hava sahasına giren her askeri uçağımızı silah yüklü uçaklarla önlemektedir. Bu durum bölgede her zaman bir kriz çıkma olasılığını gündemde tutmaktadır.

Kıbrıs konusuna gelince; Kıbrıs, Türkiye’nin milli menfaatleri ve uluslararası antlaşmaların kendisine yüklediği sorumluluklar açısından hiçbir zaman ilgisinin azalmaması gereken konuların başındadır. Güvenlik açısından Kıbrıs’ın önemi iki temel esasa dayanmaktadır. Bunlardan birincisi; Türkiye Cumhuriyeti’ne ve TSK’ne Garanti Antlaşması ile yüklenen Kıbrıslı soydaşlarımıza sağlamak zorunda olduğumuz güvenlik sorumluluğudur. İkincisi ise, Garanti ve İttifak Antlaşmalarında açıkça ifade edildiği üzere, Kıbrıs’ın, Türkiye’nin güvenliği açısından taşıdığı stratejik rolün önemidir. Bu iki temel esas süreklilik arz etmektedir. Çünkü Kıbrıs’ta ve Doğu Akdeniz’deki istikrar ve denge ancak bu sayede sağlanmaktadır.

Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi üyesi olduğu AB nezdinde Türkiye’yi
zor durumda bırakacak girişimlerde bulunmaktadır. Türkiye ile olan sorunlarını
AB’nin sorunları haline getirmeye çalışmakta, Türkiye-AB ilişkilerinin gelişmesini ve müzakere sürecinin ilerlemesini engellemektedir. Türkiye ile mevcut sorunlarını AB’yi kullanmak suretiyle kendi lehine çözmeye çalışmaktadır.
Çatışmaların ve istikrarsızlığın sürdüğü Ortadoğu bölgesi uluslararası terör örgütlerinin barınma ve uygulama merkezi durumuna gelmiştir. Asimetrik bir tehdit olan terörizm bu bölgede gelişmekte ve bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de eylemlerde bulunmaktadır. Kıtalar arası geçiş yolları üzerinde bulunan bölge, terörist faaliyetlerin yanı sıra organize suçlar, yasa dışı göç, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı gibi yumuşak güvenlik konularında risk ve tehditlerle karşı karşıyadır. Ayrıca bölge çevre sorunları, su kaynakları ve salgın hastalıklar konularına karşı da hassastır.

ÜLKE GÜVENLİĞİ BOYUTU

Türkiye yeni güvenlik algılamaları çerçevesinde soğuk savaş döneminde olduğu
gibi ülke topraklarına yönelik bir istila tehdidi ile karşı karşıya değildir. 

Ancak Türkiye; çok boyutlu, çok yönlü, öngörülmesi güç ve sınır tanımayan asimetrik tehdit ve risklerin yaşandığı, istikrarsız bölgelerin merkezinde yer almaktadır. Türkiye’nin güvenlik algılamaları; komşu ülkelerde oluşabilecek istikrarsızlıklar, Irak’ın kuzeyinde ortaya çıkabilecek istenmeyen oluşumlar, Türkiye’nin menfaatlerine indirilebilecek büyük darbeler; su sorunu ve Kitle İmha Silahları (KİS) tehdidi gibi simetrik risk ve tehditleri içermektedir. Ayrıca terörizm, bölücü ve irticai faaliyetler, uluslararası uyuşturucu trafiği ve yasa dışı göçle mücadele gibi asimetrik özellikli risk ve tehditler de bu geniş yelpaze içinde yer almaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bütünlüğünü, birlik ve beraberliğini, Anayasa
ile belirtilen demokratik parlamenter düzeni, temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldırmayı amaçlayan PKK Terör Örgütü’nün Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da ve zaman zaman da büyük şehirlerde gerçekleştirdiği bölücü terörist faaliyetler günümüzde Türkiye’nin güvenliğine yönelik en büyük tehdidi oluşturmaktadır. Bazı dış güçlerin desteği ve Irak’ın kuzeyindeki otorite boşluğu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun coğrafi yapısı, ekonomik ve sosyal durumu terör örgütünün varlığını devam ettirebilmesinin en önemli nedenleridir. Ülke içinde kurtarılmış bölge tesis etmenin imkânsızlığını gören terör örgütü Irak’ın kuzeyindeki otorite boşluğun faydalanarak bu bölgede yerleşmiş, halk üzerinde korku ve panik ortamı yaratarak siyasallaşma sürecine girmiş, dış ülkelerde çeşitli isim ve şekillerde örgütlenerek dış platformlarda etkinliğini artırmaya çalışmaktadır.

Cumhuriyet’in temel niteliklerinden olan laikliğe karşı bazı faaliyetler toplumda
irtica tehlikesi ile ilgili kaygıları artırmıştır. Devletin Anayasa’da tarif edilen niteliklerini değiştirmeye yönelik her hareket gibi irtica da devlete ve rejime yönelik bir tehdittir.

Laiklik ülkemizde aynı zamanda iç barışın da önemli bir şartıdır. İrtica ile mücadelede insan haklarına aykırı olarak halkın temel inançlarına ve değerlerine karşı çıkılması ve farklı inanç ve değerlerin halka dayatılması Türkiye’deki birlik ve beraberliğe zarar vermektedir. Çağdaş laik anlayışa aykırı olarak bu görüş ve eylemlerin sistematik bir hal alması ve halk üzerinde baskı oluşturulması da Türkiye’nin birlik ve beraberliğine yönelik önemli bir tehdidi oluşturmaktadır.

Ülke içindeki siyasi, ekonomik, sosyo-kültürel ve psiko-sosyal istikrarın bozulmasına yönelik gelişmeler de yeni güvenlik anlayışlarında güvenliğe yönelik tehditler olarak değerlendirilmektedir. Devlet erkleri ve kurumları arasında uyumsuzluk, hukuk devleti yerine kanun devleti anlayışının benimsenmesi ve hukukun üstünlüğü ilkesine aykırı eylemlerde bulunulması, demokrasi karşıtı otoriter yönetim yaklaşımları doğrultusunda girişimlerde bulunulması, farklı inanç, görüş ve etnik kültürlere karşı hoşgörüsüzlüğün yaygın bir hal alması ve bu anlayışın eylemlere dönüşmesi Türkiye’de güvenliği tehdit eden önemli gelişmelerdir. Toplumda bütün bunların birbirleriyle sinerji sağlayacak şekilde uygulandığına yönelik kaygıların artması gelişmelerin tehdit boyutuna ulaştığını göstermektedir.

Ayrıca uluslararası organize suçlar, yasa dışı göç, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı
gibi faaliyetler, doğu-batı, kuzey-güney geçiş yolları üzerinde bulunan Türkiye için yumuşak güvenlik tehditleri olarak değerlendirilmektedir. Çevre sorunları ve salgın hastalık riskleri de diğer bölgelere nazaran Türkiye’yi daha fazla etkilemektedir.

MİLLİ GÜVENLİK POLİTİKASI

Türkiye’nin Milli Güvenlik Politikası milli değerleri ve mili çıkarları partiler üstü
olarak ele almaktadır. Milli güvenlik açısından Türkiye’nin çıkarları; Türkiye’nin savunulması, elverişli dış ilişkiler ve düzenlemeler oluşturulması, ekonomik refahın sağlanması, demokratik değerlerin geliştirilmesi şeklinde dört ana kategoride toplanabilir.

Türk milli güvenlik politikasının, milli gücün kullanılması suretiyle elde edilmesini
öngördüğü hedefler ise şunlar olmalıdır.

Ülkenin hürriyet, bağımsızlık ve bölünmez bütünlüğünün korunması, Anayasa ile belirlenen düzenin, ilke ve değerlerin idamesi, Halkın huzur, refah ve güvenliğinin sağlanması, Ülke içinde ve civarında insan hakları, demokrasi ve serbest ekonomiye dayanan sürekli bir barış, istikrar ve güven ortamı oluşturulması, Diğer ülkelerle dostluk ve ittifak ilişkilerinin geliştirilmesi,
Ülke ekonomisinin içte ve dışta gelişip büyümesi. Türkiye’nin Güvenlik Stratejisi nin temelini dinamik bir dış politika, caydırıcılık, kolektif güvenlik ve kriz yönetimi oluşturmalıdır.

Türkiye bölgesel barış ve istikrarın korunması amacıyla dinamik bir dış politika
yürütmeli, jeopolitik imkânlarını etkin bir şekilde kullanmak suretiyle bölgesel inisiyatif sahibi ülke konumunu güçlendirmelidir. Bölgenin en güçlü ülkelerinden biri olarak, uluslar arası sorunlara ağırbaşlı, sabırlı ve sorumluluk duygusu içinde yaklaşmalı, komşularıyla işbirliği sağlamak, yakınlaşmak ve olumlu ilişkiler geliştirmek için her türlü fırsattan istifade etmeli, bölgesinde barış ve güvenliğe katkıda bulunmalıdır.

Türkiye’nin Lübnan’daki iç çatışmaların sonlandırılmasına ve Suriye-İsrail barış görüşmelerinin başlamasına yaptığı katkılar güzel örneklerdir. Bu kapsamda Rusya- Gürcistan, Ermenistan-Azerbaycan ve Makedonya-Yunanistan sorunların da da inisiyatif alınabilir.

Başta bölge insanları olmak üzere, bütün dünyanın güvenlik ve refahını etkileyen
Orta Doğu’daki istikrarsızlığın, 21’inci yüzyılın en büyük sorunlarından biri hâline
geldiği görülmektedir. Tarihi ve kültürel varlığı, zengin petrol kaynakları ve dünya ulaştırma yollarının kesişme noktasında bulunması gibi özelliklerine rağmen, bitmeyen bir şiddetin merkezi hâline gelen Orta Doğu’da; barış, istikrar ve refahın sağlanması, dış politika önceliklerimiz arasında yer almalıdır. Bu çerçevede Türkiye, uluslararası toplumla birlikte bölge ülkelerinin karşılaştığı sorunların aşılması için her türlü girişimde bulunmalıdır.

Türkiye, demokratik, laik yapısı, hukukun üstünlüğünü esas alan yönetim biçimi,
güçlü devlet geleneği, pazar ekonomisi, sosyal ve kültürel yapısı ile Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Doğu üçgeninin ortasında bir istikrar adası olmaya devam etmelidir.

Türkiye bölgesel bir güç ve bir dünya devleti olma hedefi doğrultusunda çalışırken içte hem ekonomik yönden, hem de birlik ve beraberlik yönünden daha güçlü olmak zorundadır. İçte, güvenlik ve istikrarın devam ettirilmesi milli güç unsurlarına çarpan etkisi yapmakta ve etkinliğini artırmaktadır. Ülke içinde huzur, güven ve istikrar ortamının oluşturulması için demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü ilkeleri çerçevesinde kültürel hoşgörü geliştirilmeli, devlet kurumları arasında uyum sağlanmalıdır.

Caydırıcılığın sağlanabilmesi için modern bir silahlı kuvvetlere sahip olmak zorunludur.

Ayrıca soğuk savaş sonrasında her geçen gün önemi artan yumuşak güvenlik
konularında gerekli tedbirlerin alınabilmesi için iç güvenlik güçlerinin geliştirilmesi de gereklidir. Silahlı güç ile birlikte siyasi, ekonomik, teknolojik, sosyo-kültürel ve psiko-sosyal gücün birbirleriyle uyumlu ve dengeli olarak geliştirilmesine ihtiyaç vardır. Güçlü demokrasi, güçlü ekonomi ve güçlü savunma Türkiye’nin milli güvenlik politikasının temellerini oluşturmalıdır.
Güvenliğin uluslararası bir şekil alması kolektif güvenliği gerekli kılmaktadır.

Bu sayede caydırıcılık ve güvenliğin etkinliği arttırılırken maliyetler düşürülmeli dir. Bu çerçevede Türkiye Birleşmiş Milletler, NATO, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı ve Avrupa Birliği başta olmak üzere, uluslararası kuruluşlarda ve bölgesel oluşumlarda aktif olmalıdır. Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası içerisinde yer almak Türkiye için stratejik bir önem ve önceliğe sahiptir. Avrupa ile bütünleşmiş Türkiye, jeopolitik avantajını kullanarak Avrupa Birliği’nin geliştirdiği Ortak Dış ve Güvenlik Politikasıyla, dünyanın sorunlu bölgelerinde küresel aktör olma gayretlerine önemli katkı sağlayabilir.

Batı’daki bazı ülkelerin Türkiye’yi dünyanın problemli bölgelerine karşı bir cins
tampon devlet olarak görme eğilimlerine rağmen Türkiye, Batı’nın ayrılmaz bir parçası olmalıdır. Jeopolitiğin bir gereği olarak Türkiye diğer açılımlarını da etkin olarak kullanmalıdır. Ancak bu açılımlar Batı’ya karşı bir alternatif olmamalıdır. AB ile ilişkilerinin olumlu yönde gelişmesi Türkiye’nin diğer açılımlarında öncü rol oynamasına önemli katkılar sağlar. Aynı şekilde Türkiye’nin diğer açılımlarını etkin olarak geliştirmesi Türkiye-AB ilişkilerine olumlu yansımalar yapacaktır.
Türkiye, içinde bulunduğu jeostratejik mevki itibariyle, belirsizlik ve potansiyel
risk ve tehlikelerle tanımlanan bir bölgenin merkezinde, barış ve güvenliğe katkıda bulunabilecek bir istikrar adası durumundadır. Bu nedenle Türkiye’nin içinde olmadığı bir Avrupa güvenlik ve savunma mimarisinin eksik kalacağı açıktır.

Hızla değişen güvenlik ortamında meydana gelebilecek krizlere süratle çözümler
üretebilmek, oluşan risklere tedbirler getirilirken fırsatlardan da yararlanmak için etkili bir kriz yönetim sistemi geliştirilmelidir. Kriz yönetim sistemi kapsamında istihbarat kurumları, askeri ve diğer güvenlik güçleri arasında etkili bir koordinasyon oluşturulurken, milli güç unsurlarından sinerji sağlayacak şekilde dengeli ve etkili olarak faydalanılmalıdır.

Ülkenin bütünlüğüne, ulusal birliğine ve rejimin devamlılığına yönelik iç ve dış
tehdit odaklarından kaynaklanan simetrik ve asimetrik tehditlerin mümkün olduğu kadar erken teşhis ve tespit edilmesi maksadıyla, istihbarat faaliyetlerindeki etkinliğin ve istihbarat kurumları arasında işbirliğinin arttırılması önem arz etmektedir. Ayrıca bölge ülkeleri istihbarat kurumları arasında işbirliği olanaklarının araştırılması da gereklidir.

Meydana gelebilecek fiilî tecavüzler, sınır ötesinden itibaren karşılanarak, en kısa
sürede ve asgari kayıpla bertaraf edilmelidir. Bunun sağlanabilmesi için etkin istihbarat, erken ikaz ve uyarı sistemine ihtiyaç vardır. Ayrıca proaktif bir kriz yönetim sistemi ile süratli ve etkili müdahale yöntemlerinin geliştirilmesi gerekmektedir.

Günümüzün güvenlik ortamında Türkiye’nin güvenliğine yönelik en önemli tehdit
terörizmdir ve bunu destekleyen bölücülüktür. Irak’ın kuzeyindeki durum ise bu
tehdidin gelişmesine katkı sağlamaktadır. Bu tehdide karşı Türkiye son zamanlarda olduğu gibi uluslararası desteği arkasına almalı, güvenlik güçleriyle PKK terör örgütüne karşı mücadelesini aralıksız sürdürmelidir. Bu mücadeleye paralel olarak bölgede terörün gelişmesine neden olan olumsuz koşulların düzeltilmesi amacıyla kapsamlı bir planın bir parçası olarak ekonomik, sosyo-kültürel ve psiko-sosyal tedbirler alınmalıdır. Ekonomik hayatın gelişmesi, işsizliğin önlenmesi, sağlık imkanlarının yaygınlaştırılması ve eğitim konularında alınacak tedbirler ile devletin bölgedeki varlığı artırılmalı, devlet ile halkın kucaklaşması sağlanmalıdır.

Ülke içindeki siyasi, ekonomik, sosyo-kültürel ve psiko-sosyal istikrarın sağlaması ve korunması güvenlik açısından büyük bir öneme sahiptir. Bu alanlarda istikrarın bozulması ülke güvenliğine yönelik en önemli tehdidi oluşturmaktadır. Günümüz koşullarında güvenlik ve istikrar ülke içinde demokrasinin bütün kurumlarıyla yerleştirilmesi ve demokrasi kültürünün geliştirilmesi ile mümkün olmaktadır. Devlet erkleri ve kurumları arasında uyumun sağlanması, çağdaş anlayışa uygun olarak hukukun üstünlüğü ilkesinin benimsenmesi, farklı inanç, görüş ve etnik kültürlere karşı hoşgörü kültürünün oluşturulması istikrar için olmazsa olmaz koşullardır.

SONUÇ

20. yüzyılın sonunda ve 21. Yüzyılın başında hızla değişen güvenlik ortamına uy-
gun olarak güvenlik anlayışları da büyük değişim göstermiştir. Güvenliğin boyutları ülke güvenliği kavramından uluslararası güvenlik olarak tanımlanan bölgesel ve küresel güvenlik anlayışına kaymıştır. Ayrıca güvenliğin kapsamı genişlemiş savaş, silahlı çatışma, kuvvet kullanma hallerinin dışında ekonomi, enerji, çevre, sağlık, sosyokültür ve eğitim alanları da güvenlik kavramına dahil olmuştur.

Milli Güvenlik Politikası’nın dayandığı temel düşünce, milli güvenliğin sağlanması
ve milli hedeflerin elde edilmesinde tüm milli güç unsurlarının birbirini tamamlayacak şekilde kullanılmasıdır. Ekonomik güç, milli güvenlik politikaların da giderek merkezi bir unsur durumuna dönüşmüştür. Dünyadaki ve ülke içindeki ekonomik gelişmeler güvenlik politikalarına doğrudan etki yapmaktadır. Türkiye’nin savunma gücünün ekonomik büyüme ve kalkınma ile ilişkili olduğu dikkate alınmalıdır.

Ayrıca iç ve dış politikalar da gittikçe artan şekilde birbirinden ayrılmaz bir hale gelmektedir. Ülke içindeki siyasi gelişmeler dünyadaki gelişmelerle uyumlu olmak zorundadır. Bu kapsamda dünyadaki demokratik gelişmelere uyum sağlanması ve insan haklarına saygının geliştirilmesi önem arz etmektedir. 

Dolayısıyla Türkiye’nin milli güvenlik, dış, iç, ekonomik ve milli savunma politikalarının birbirine bağımlı, uyumlu ve koordineli yürütülmesi gerekmektedir.

Türkiye, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi klasik tehdit algılamaları kapsamında ülke topraklarına yönelik bir istila tehdidi ile karşı karşıya değildir. Ancak Türkiye; ulusal ve uluslararası güvenliği etkileyen çok boyutlu, çok yönlü, öngörülmesi güç ve sınır tanımayan asimetrik tehdit ve risklerin yaşandığı, istikrarsız bölgelerin merkezinde yer almaktadır. İçinde bulunduğu zor coğrafyada Türkiye için risk ve tehditler, simetrikten asimetriğe doğru uzanan geniş bir yelpazeye yayılmaktadır.

Uluslararası, bölgesel ve ulusal güvenlik ortamı değerlendirildiğinde Türkiye’nin Güvenlik Stratejisinin temelini; dinamik bir dış politika, caydırıcılık, kolektif güvenlik ve kriz yönetimi oluşturmalıdır. Bu strateji ise altı temel sütun üzerine oturtulmalıdır.

Bunlar;

Bölgesel barış ve istikrarın korunması amacıyla dinamik bir dış politika yürütülmesi,

Ülke içinde huzur, güven ve istikrar ortamının oluşturulması için demokrasi,

İnsan hakları ve hukukun üstünlüğü ilkeleri çerçevesinde kültürel hoşgörünün geliştirilmesi, devlet kurumları arasında uyumun sağlanması, Etrafımızdaki simetrik tehditlere karşı mevcut dengeleri ve milli menfaatlerimizi korumak için caydırıcı bir gücün oluşturulması, Ülkenin bütünlüğüne, ulusal birliğine ve rejimin devamlılığına yönelik tehditlere karşı gerekli tedbirlerin alınması, Doğu Akdeniz’deki güvenliğimizin temel noktasını teşkil eden Kıbrıs’taki hak ve menfaatlerimizin korunması, Uluslararası yeni risk ve asimetrik tehditlerin, özellikle uluslararası terörün ülkemizdeki faaliyetlerinin önlenmesi ve ülke dışındaki menfaatlerimize zarar vermesinin engellenmesidir.

    Bu çerçevede; Türkiye bölgesinde barış ve güvenliğe katkıda bulunmalı ve çevresindebir “Barış ve Güvenlik Kuşağı” oluşturmalıdır. Bulunduğu bölgeye yönelik tüm stratejileri etkileyebilecek, strateji ve güvenlik üreten bir ülke olmalıdır. Bölgesinde bir güç ve denge unsuru olarak işbirliği, yakınlaşma ve olumlu ilişkiler geliştirmek için, her türlü fırsattan istifade etmelidir.

   Çağdaş güvenlik anlayışları çerçevesinde, milli güç unsurlarının yanında kolektif güvenliğin sağlayacağı imkânlardan da azami istifade edilmelidir. Birleşmiş Milletler, NATO, Avrupa Birliği, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı başta olmak üzere, uluslararası kuruluşlarda ve bölgesel oluşumlarda aktif olunmalıdır.

    Avrupa Birliği üyesi olma yolundaki vizyonunu sürdüren Türkiye için, Avrupa
Güvenlik ve Savunma Politikası içerisinde yer alınması stratejik bir önem ve önceliğe sahiptir. Avrupa ile bütünleşmiş ve bulunduğu coğrafyanın avantajını da kullanan Türkiye, Avrupa Birliği’nin geliştirdiği Ortak Dış ve Güvenlik Politikasıyla, dünyanın sorunlu bölgelerinde küresel aktör olma gayretlerine önemli katkı sağlayabilir.

    Gelinen aşamada; bir yanda NATO’nun Avrupa Birliğine desteği, diğer taraftanda Avrupa Birliği üyesi olmayan müttefiklerin, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası’na(AGSP’ye) katılımı konusunda hassas bir denge kurulmuş tur. Türkiye, buhassas denge içerisinde yer alan ülkelerden biri olarak, Avrupa’nın savunma ve güvenliğiyle doğrudan veya dolaylı ilgisi bulunan, tüm çok uluslu operasyonlarda fiilenve etkin olarak yer almaya devam etmelidir. Bunlar; Birleşmiş Milletler, Avrupa Güvenlikve İşbirliği Teşkilatı ve NATO çerçevesinde icra edilen operasyonlar olabileceği gibi, Avrupa Birliği’nin NATO imkân ve yeteneklerini kullanarak, tek başına icra edeceği askerî operasyonları da içermelidir.

Sonuç olarak; Türkiye’nin güvenlik stratejisi bir yandan vatanın ve milletin ebedî varlığını ve devletinin bölünmez bütünlüğünü muhafaza ederken diğer taraftan halkın refahına, maddî ve manevî mutluluğuna hizmet etmelidir. Türkiye’nin dünya uluslar ailesinin eşit haklara sahip onurlu bir üyesi olmasına ve çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmasına yönelik güvenli ve güvenilir bir ortam hazırlamalıdır.


***