Dursun YILDIZ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dursun YILDIZ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Aralık 2017 Cumartesi

Yeni Güvenlik Paradigması ve Su Güvenliği


Yeni Güvenlik Paradigması ve Su Güvenliği 

Dursun YILDIZ 

Su Politikaları Uzmanı Hidropolitik Akademi Başkanı 

Giriş 

Reelpolitik anlayışın 20 Yüzyılda oluşturduğu çatışma odaklı ve devlet merkezli güvenlik paradigması güvenliğin tesis edilmesinde yetersiz kalmıştır. 

Bu durum 20. yüzyılın “buhranlar ve bunalımlar yüzyılı” olarak yorumlanmasında büyük rol oynamıştır. 20 Yüzyıl insanlık için çok kanlı bir yüzyıl olmuş ve 
bu çatışmalı dönem yerini 21. Yüzyıla girerken yeni bir güvenlik paradigmasına bırakmıştır. 20. Yüzyılın son çeyreğinde başlayan ekonomik küresel ilişkiler 
21. yüzyıla girerken sosyal siyasal ve kültürel alanlarda da küreselleşmiştir. 
Bu yüzyılın sonunda Soğuk Savaşın sona ermesiyle birlikte dünya sistemi, yeni bir sürece ve yapıya doğru evrilmeye başlamıştır. 
Bu süreçte küreselleşme olgusunun da etkisiyle yeni fırsatların yanı sıra yeni riskler, tehlikeler ve tehditler ile birlikte yeniden Şekillenmektedir 

Bu dönüşüm, yeni güvenlik paradigması kapsamında çok boyutlu güvenlik anlayışının içinde, enerji-su gıda-çevre ilişkisiyle daha da öne çıkan "Su Güvenliği"nin ele alınarak incelenmesini gerekli kılmaktadır. 

Soğuk Savaş Döneminde Güvenlik 

Güvenliği uluslararası ilişkiler disiplininde kavramsal açıdan ilk ele alan Arnold Wolfers’a göre güvenlik; kazanılan mevcut değerlere yönelik bir tehdidin 
olmaması halidir. Bu tanımdan hareketle realist okul, güvenliği tehdit ve güç ilişkisi kapsamında ele alır.Ancak güvenlik, çokça tartışılan ve üzerinde 
uzlaşıya varılamayan bir kavramdır. 

Güvenliğin tanımı uzmanlara, akademisyenlere ve siyasetçilere göre değişmektedir. Güvenlik çalışmaları alanında çeşitli düşünce ekolleri bulunmaktadır. 
Güvenlik, gelecekle ilgili beklentilerin garanti altına alınabilmesi veya isteklerin gerçekleştirilmesinin önündeki engellerin kaldırılması olarak da tanımlan
maktadır. 
Burada bizim üzerinde duracağımız husus "zamansal ve sistemsel boyutta güvenlik kavramının içinde bulunduğu şartları kapsamakta ve yansıtmakta" 
olduğu ve bu anlamda güvenliğin tanım, kapsam ve niteliğinin değişebileceği hususudur. Bu kapsamda Hans Günter Brauch, “Güvenliğin Yeniden 
Kavramsallaştırılması çalışmasında Barış, Güvenlik, Kalkınma ve Çevre kavramsal dörtlüsünü ele almış,1990’larda kavramsal güvenlik çalışmalarında bir dönüm noktası yaratan Barry Buzan ise güvenliği askeri güvenlik, siyasi güvenlik, ekonomik güvenlik, toplumsal güvenlik ve çevre güvenliği alt başlıklarında inceleyen beş boyutlu bir güvenlik kurgusu ortaya koymuştur. 

Cha'ya göre küreselleşme, güvenliği fiziksel zemininden koparmıştır (Cha, 2000: 395). 20 yüzyılın sonuna doğru bölgesel koruma ve egemenliğin dışında bilgi, 
çevre ve teknoloji ağırlıklı yeni güvenlik tanımlamaları geliştirilmiştir (Buzan, 1987). 

Yeni Güvenlik Paradigması 

Soğuk Savaş Dönemi’nde güvenlik konusu daha çok "devletlerin güç mücadelesi" eksenli olarak ele alınmaktaydı. Bu dönemde uluslararası ilişkilerin yaygın olarak kabul gören teorileri, Neo-Realizm ve Neo Liberalizm'in, devlet dışı diğer aktörlerin de belirleyici olabileceği fikrine çok uzak oldukları görülmüştür. 

Ancak 21. Yüzyıl ile birlikte güvenlik alanında da bir paradigma dönüşümü yaşanmaya başlamıştır. Bunun en temel nedeni 21. Yüzyıl'da ilerlerken birey, toplum, devlet ve sistem güvenliği gibi birçok alanda klasik güvenlik tanımı ve araçlarının yetersiz kalmaya başlamasıdır. 

Günümüzde güvenlik kavramı hem aktör hem de konu olarak çok boyutlu ve çok taraflı hale gelmiştir. Güvenlik literatürü yelpazesi genişlemiştir. 
Bunun içinde aktör ilişkileri temelli güvenlik sorunlarından bölgesel sorunlara, ekonomik tehditlerden küresel düzeyde su, sağlık ve enerji gibi sorunlar 
da yer almaya başlamıştır. Bir diğer deyişle ; Yeni Güvenlik paradigması, küreselleşmeyle birlikte ulusal ve uluslararası güvenlikten küresel güvenliğe 
doğru uzanan geniş bir düzlemde değişim ve dönüşüm yaşamaya başlamıştır. 

Yeni güvenlik çalışmalarında yeni alanlar ve yeni aktörler ön plana çıkmaktadır. 

Günümüzde devletler arasında asimetrik çatışmalar, örneğin devletlerin devlet dışı aktörlerle ve devlet içinde de farklı grupların birbirleriyle çatışmaları 
ve bir başka yapı üzerinden yapılan vekalet savaşları daha çok görülmeye başlanmıştır. 

Özetlenecek olursa; Soğuk Savaş sonrası güvenliğin sadece tanımı değil alanı da genişlemiş ve güvenlik çalışmaları gündemine göç, çevre, insan hakları 
ve ekonomi gibi farklı konuları da almaya başlamıştır. Güvenliğin tanımını derinleştirmeye ve alanını genişletmeye yol açan bu çalışmalar, birey/insan 
güvenliği anlayışından uluslararası/küresel güvenlik anlayışına kadar geniş bir yelpazede tartışmayı yürütmüşlerdir (Wendt 1992). 
Güvenlik (leştirme) 

Soğuk Savaş sonrası uluslararası ilişkilerin uğradığı yapısal değişme , güvenlik ve uluslararası ilişkilerin yeni bir bakış açısıyla ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. 
Saldırı'nın yanısıra , önlem ve caydırıcılık öğelerini de kapsayan güvenlik, devletlerin politika ve eylemlerini meşrulaştıran ve merkezi otoriteye hareket özgürlüğü sağlayan bir olgu olmuştur. Herhangi bir olaya güvenlik etiketinin yapıştırılması onu özel bir statüyle algılara yerleştirirken, merkezi otoriteye de tedbir alma konusunda meşru dayanak sağlar (O.Tanrısever 2005 ). 

Güvenlik eliti, bazı konuları olduğundan daha önemli gösterme, düşman-tehdit zinciri oluşturma ve güvenliğin konusu ve alanını belirleme önceliğini elinde 
tutmak ister. Bu sürece güvenlikleştirme denir. Güvenlikleştirme, ülkenin güvenliğinin ve çıkarlarının tanımlanmasına, düşman ve tehdit algılaması 
yaratılmasına ve dolayısıyla iç ve dış politikasında güvenlik elitinin belirleyici olmasına imkân tanır.(Aras,Toktaş, Kurt 2010). 

Güvenlikleştirme, herhangi bir sorunun güvenlik sorunu boyutuna taşınmasında anahtar role sahiptir. Soğuk Savaş sonrası yaşananlar, güvenliğin farklı 
toplumsal aktörlerin ve çeşitlenen güvenlik elitinin beraberce tespit ettiği bir duruma dönüşmesine yol açmıştır. 
Günümüzde tehdit-düşman düzeyine tırmandırılacak güvenlik sorunu, diğer aktörlerin etkisinde Şekillenmektedir (Aras,Toktaş, Kurt 2010). 

Küresel Güvenlik Mümkün mü? 

Bir ülkenin dış politikası açısından güvenlik sınırlarının ne olduğunu belirlemek zordur. Bir ülkenin güvenlik önlemleri kendi siyasal sınırlarının dışına, 
diğer ülkelere doğru uzanabilir; ancak nerede bittiği belirsizdir. Bu durum "küresel güvenlik " olgusunun gerçekleşmesini zorlaştırmaktadır. Zaten küresel 
güvenlik olgusu hegemonik politikaların sürekli tehditi altında bulunmaktadır. 
İklim değişimi önlemlerine katılmayan ülkelerin tavırlarına , BM Güvenlik Konseyi'nin kararlarına bakıldığında Güvenlik olgusu'nın " evrensel bir değer" 
taşıdığı ve uluslararası sistemin dünyanın herkes için güvenilir bir yer olmasını öncelediği söylenemez. 

Ancak küresel sistemde karşılıklı bağımlılıklar ve belirsizliklerin artmasıyla güvenlik aktörlerine, konularına, kuramlarına ve uygulamalarına yenileri eklenmiş olduğu , ulusal güvenlikten kolektif güvenliğe, çevresel güvenlikten bilgi güvenliğine kadar güvenlik çemberinin genişlediği söylenebilir ( N.Ergül 2012). Artık kuramsal yaklaşımların tümünde güvenliğin çok boyutlu ve çeşitlilik içeren bir kavram olduğu ve ekonomik güvenlik, askeri güvenlik, kültürel güvenlik, demografik güvenlik ve çevresel güvenlik gibi birçok güvenlik alanını kapsadığı kabul görmektedir. 

Bu bağlamda " Su Güvenliği " de çevresel güvenlik kavramı kapsamında ele alınarak incelenmesi gereken önemli bir konu olarak ortaya çıkmaktadır. 
Çevresel Güvenlik ve Su Güvenliği Çevresel güvenlik, yukarıda bahsedilen dört güvenlik alanıyla bağlantılı olarak incelenmekte ve ağırlıklı olarak çevre 
sorunlarının ortaya çıkaracağı sonuçların diğer güvenlik alanlarında yaratacağı olumsuz etkiler kapsamında ele alınmaktadır. Küresel ölçekte çevresel 
güvenlik alanındaki çalışmalar 1972 yılında BM Uluslararası Çevre Programının (UNEP) kurulmasıyla birlikte artmış ve bu süreç 1992 BM Çevre ve Kalkınma 
Konferansı Rio Deklarasyonu ile sürmüştür. Burada çevre ile güvenlik arasındaki iliGki önemle vurgulanmış ve çevre hukukunun kurumsallaşmasına yönelik 
önemli adımlar yer almıştır. 

1999 Dünya gartı Komisyonu’nda başlıca çevre sorunları iklim değişikliği, çevresel bozulma, doğal kaynakların kirlenmesi, aşırı nüfus artışı, yoksulluk 
ve silahlı çatışmalar olarak sıralanmış; çevresel baskınların önlenmesi, nüfus artışının frenlenmesi ve barış içinde yaşama ise bu sorunlara çözüm yolları 
olarak sunulmuştur. Bu kapsamda iklim değişimi BM tarafından güvenlikleştirilerek alçak politikadan (low politics), yüksek politikaya ( high politics) alınmıştır. 

Kyoto Protokolü ise iklim değişikliğiyle mücadele konusunda atılacak adımların etkinleştirilmesi yönünde bir girişim olarak 1997 yılında kabul edilmiş ve 2005 yılında yürürlüğe girmiştir.Ancak istenilen sonuçlar elde edilemeden Kyoto sonrası dönem için gözler Paris te bu yıl yapılacak konferansa çevrilmiştir. 
Dünya 35 yıl sonra her 45 kişiden birinin iklim değişikliği nedeniyle göç etmek zorunda kalacağı bir döneme doğru yaklaşmaktadır (Oli2008).  

Halen küresel güvenlik için yapılması gerekli çalışmalar arasında 1 milyarı aşkın insanın su kaynaklarına erişimi ve 2 milyarı aşkın insan için de hijyen 
koşullarının sağlanması öncelikli yer tutmaktadır. 

Sonuç 

21. Yüzyıl, yeni güvenlik paradigmasıyla birlikte yeni normlarını da beraberinde getirmiştir. Güvenlik paradigmasında yaşanan dönüşümle birlikte 
sadece siyasi askeri konular yerine yeni güvenlik yaklaGımları çerçevesinde toplumsal, kültürel, ekonomik, ekolojik güvenlik hatta biyogüvenlik konuları 
da gündeme taşınmıştır. 
Özelde su kaynaklarının güvenliği genelde ise doğal kaynakların güvenliği, tarih boyunca barış, güvenlik ve toplumsal ilişkilerde belirleyici bir rol oynamıştır. 
BM 'nin tüm zirvelerinde alınan kararlar ve kullanılan söylemler, çevresel güvenliğin diğer güvenlik boyutlarıyla arasındaki karşılıklı bağımlılığı 
vurgulamakta; kolektif ve çok boyutlu güvenliği ön plana çıkarmaktadır. 

BM, küreselleşen dünya şartlarında barışın ve güvenliğin sadece politik değişkenlerden değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyal değişkenlerden geçtiğini, bünyesinde oluşturulan Dünya Şartı’nda (Earth Charter) yer verdiği “sosyal ve ekonomik adalet olmaksızın ve fakirlik yok edilmeksizin, barış tesis edilemez” mesajıyla gözler önüne sermiştir (Göksel 2008).

Bu mesaj tarımsal üretimin yanısıra su güvenliği ve gıda güvenliğinin önemini de ortaya koymaktadır. 

21. Yüzyılla birlikte değişen dünyada devletlerin güvenliği yerini " ulus ötesi Şirketlerin güvenlik" kaygılarına bırakmaktadır. Bu Şirketler dolaylı etki 
yapma politikaları yerine artık devletlerle masaya oturup doğrudan müzakere yapma yolunu tercih etmeye başlamışlardır. 

21. Yüzyıl'ın dünyası , karşılıklı bağımlılık, küreselleşen yoksulluk, ekolojik bozulma, yaşlanmanın arttığı ve krizlerin kesiştiği bir dünya olacaktır. 
Enerji, su, gıda krizleri küresel ölçekte birbirini tetikleyecek ve kesişmeye başlayacaktır. Burada en önemli rolü iklim düzensizliklerinin sonucu olarak 
artan su sorunu oynayacaktır . 
Suyun eşitsiz dağılımı ve artan su yetersizliği ve iklim değişiminin yarattığı belirsizlikler nedeniyle su jeopolitik bir kaynak niteliği kazanmış, uluslararası 
güç dengeleri üzerinde etkili olmaya başlamıştır. Bu da su kaynakları üzerindeki küresel siyasi,stratejik ve hegemonik planları artmıştır. 

Bu gelişmeler küresel iklim değişiminin yaşanmaya başlanan sonuçları ile birlikte su kaynaklarını yeni güvenlik paradigması içinde çok önemli bir yere taşımıştır. 
21. Yüzyılda değişen koşullar ve yeni güvenlik paradigması, BM’nin etkisiz kalan yapısında organizasyonel dönüşümünün hızla gerçekleşmesini, ulus ötesi 
Şirketlerin dinamiğini de gözardı etmeyen çoğulcu evrensel bir yapılanmanın sağlanmasını , Sınıraşan su havzalarında Şimdiden "yeni ve gerçekçi 
hidropolitikaların " uygulanmasını öncelikli duruma getirmiştir. 

“2020’den sonra başta Güney Asya, Ortadoğu ve Kuzey Afrika olmak üzere suyun bir savaş silahı olarak kullanılması veya terör aracı haline gelmesi 
ihtimali artacak. Bu tehditler gerçek ve ciddi güvenlik kaygıları yaratıyor“ 

Hillary Clinton. ABD Dışişleri Bakanı 
12 Nisan 2012

Referanslar 

Atilla SANDIKLI-Bilgehan EMEKLİER 2012 Güvenlik Yaklaşımlarında Değişim ve Dönüşüm. Teoriler 
Işığında Güvenlik, Savaş, Barış Ve Çatışma Çözümleri Bildiriler Kitabı Bilgesam Yayını .İstanbul 
Bülent Aras, Şule Toktaş ve Ümit Kurt 2010 "Araştırma Merkezlerinin Yükselişi: Türkiye’de Dış Politika Ve 
Ulusal Güvenlik Kültürü". SETA Yayınları XI, I. Baskı: Kasım 2010, ISBN: 978-605-4023-09-7 
Buzan, Barry. 1987. An Introduction to Strategic Studies: Military Technology and International Relations. 
London: Palgrave Macmillan. 
Cha, Victor D. 2000. “Globalization and the Study of International Security,” Journal of Peace Research 37(3): 
391- 403 
Nihal ERGÜL 2012 Yeni Güvenlik AnlayıGı Kapsamında Birleşmiş Milletler’in Rolü ve Uygulamaları 
TEORİLER IŞIĞINDA GÜVENLİK, SAVAŞ, BARIŞ ve ÇATIŞMA ÇÖZÜMLERİ. Editör; Atilla SANDIKLI 
.Bilgesam Yayınları İSTANBUL 2012 
Oli Brown,2008 Migration and Climate Change, (Geneva: International Organization For Migration Series, 
2008), 11. 
Oktay F. Tanrısever, “Güvenlik”, içinde Devlet ve Ötesi, der. Atilla Eralp, (İstanbul: İletişim Yayınları, 
2005), 108 
Ömer Göksel İşyar, “Günümüzde Uluslararası Güvenlik Stratejileri: Kavramsal Çerçeve ve Uygulama”, 
Akademik Bakış 2 3 (2008): 6. 
Wendt, Alexander. 1992. “Anarchy is What States Make of It: The Social Contstruction of Power Politics” 
International Organization 46(2): 391-425. 

3 Mart 2017 Cuma

Orta Asya'nın Su Yönetimi Sorunları ve Aral Gölünü Geri Döndürme Çabaları BÖLÜM 2


  Orta Asya'nın Su Yönetimi Sorunları ve Aral Gölünü Geri Döndürme Çabaları BÖLÜM 2



Bu nehir MÖ. 5. Yüzyıldan MS 18. yüzyıla kadar Hazar a akmıştır. Bu nehrin kuruması üzerine yapılan araştırmalarda nehrin 18 yüzyılda kuruduğu belirlenmiştir.Kuruma nedeni ise Pamir dağlarındaki kar yağışının azalması ve buzulların küçülmesi olarak açıklanmaktadır13. 18 .yüzyılda kuruyan bu nehir, Orta Asya da nehirlerin beslenme kaynağındaki sorunların somut sonucunu göstermesi açısından önemli bir örnektir. Ancak Orta Asya.da bu örnek yeterince değerlendirilmemiştir. Bölgede daha çok dağlardaki kar erimeleri ve buzullardan beslenen Seyhun ve Ceyhun nehirlerinin sularını kullanırken Uzboy Nehri örneği dikkate alınmalıdır. Bir diğer deyişle Aral Havzasında iklimsel değişimin sonuçlarını dikkate almadan sürdürülebilir bir su yönetiminin 
oluşturulamayacağı tarihsel olarak da görülmektedir. 

Aral Gölü Neden Yok Oldu ! 1960'lı yıllardan günümüze kadar, gölü besleyen su kaynaklarının SSCB zamanında tarımsal sulama amacıyla aşırı miktarda kullanılmasından dolayı Aral Gölü ciddi biçimde küçülmüştür. Aral Gölü su miktarındaki yaşanan bu azalma göl ve çevresi için bir çok ekolojik sorunu beraberinde getirmiştir. Aral Gölü'nde 33 000 km2 alan tamamen kurumuştur ve suyundaki mineral oranı artmıştır. Göl ekosistemi neredeyse tamamen yok olmuştur. 

1911 ile 1960 yılları arasındaki dönemde Aral Gölü.ne yıllık ortalama 56 milyar m3 su dökülmekteydi.1980 li yılların ortalarından itibaren Aral Gölündeki su 
seviyesindeki düşüş çok hızlanmıştır. Aral 1987 yılında ikiye ayrılmıştır. Kuzeydeki küçük Aral ın derinliği 12 m. Güneydeki Büyük Aral.ın derinliği ise 23 m. tahmin edilmiştir.Bu tarihte Aral Gölü alan olarak %74 hacim olarak da % 84 oranında küçülmüştür. 1960 yılındaki 67 500 km2 olan Aral Gölü alanı 
1976 yılında 55 700 km 2.ye 1996. da ise 33 400 km2.ye 2003 yılında ise 17 200 km2.ye düşmüştür. Bölgedeki en kalabalık ülkeler aynı zamanda en fazla endüstrileşmiş ülkelerdir.Bu nedenle bu ülkeler hem kalabalık nüfuslarını besleyebilmek için hem de endüstrilerine su sağlayabilmek için önemli bir su ihtiyacı duymaktadır. 



Aral Gölündeki sorunların yaşandığı dönemde Orta Asya'da çevrenin korunması iki engelle karşılaşmıştır. Bunlardan birincisi, SSCB döneminden kalan ve insan ihtiyaçlarını çevre korumanın önünde ele alan yaklaşım engeli ve diğeri de ekonomik engeldir. 

Aral Gölüne akan su miktarı hızla azalmış ve 2000 ve 2001 yıllarında Aral Gölü.ne 102 km. mesafedeki akım gözlem istasyonundaki yıllık ortalama debiler sırasıyla 300 000 m3 ve 30 000 m3.e düşmüştür.(Grafik 1). 

Aral Gölü nü besleyen sulardaki azalma nedeniyle göl 1998 yılında Kuzey Aral ve Güney Aral olmak üzere ikiye bölünmüştür.Daha sonra Güney Aral gölünün doğu kısmı tamamen kurumuştur.Aral Gölünü kurtarmak için başlayan çalışmalar önce Kuzey Aral.ın kurtarılmasına yönelmiştir. Kuzey Aral gölünü yeniden doldurabil mek için suyun güneye doğru boşalmasını engellemek amacıyla Siri Darya nın göle boşaldığı bölgenin hemen yanına Kazakistan tarafından bir kabartma yapısı (Gök Aral Barajı) yapılmıştır. 

Aral Gölü Geri Dönecek mi ? 

Bundan yaklaşık 60 yıl önceye kadar Dünyanın 4. büyük gölü olarak bilinen Aral Gölü bölgede “ çölün mavi gözü ”ydü. Ancak bu mavi göz 21. Yüzyıl’a ulaşamamıştır. Gölün yüzeyi yüzde 90 küçülerek, yerini suların çekildiği bölümde oluşan, “ dünyanın en genç çölü ” Aralkum’a bırakmıştır. 

Mevcut Durum Sovyetler Birliği döneminde, Aral Gölünü besleyen Amuderya ve Siriderya ırmaklarının sularının büyük bölümünün 1960'lı yılların başında pamuk üretilen alanlara çevrilmesi sonucunda Aral Gölü kurumaya başlamıştır.Bugün Aral Gölü, yüzde 90 oranda küçülerek eski kıyılarından 170 kilometreye 
kadar geri çekilmiş durumdadır.1960 yılında 68.900 kilometrekare yüzölçümü ve 1083 kilometreküp su hacmine sahip Aral Gölü.nün derinliği 68 metreyi bulmaktaydı. 2010'da gölün yüzölçümü 12.100 kilometrekareye, su hacmi 110 kilometrekübe, su derinliği ise 24 metreye düşmüştür. 

1960 Yılı Sonun Başlangıcı Oldu 

Eski Sovyetler Birliğinin, 1960-1990 yılları arasında Orta Asya.da pamuk üretimini artırma kararı sonun başlangıcı olmuştur.Bu dönemde su tüketimi üç kat sulamaya açılan alanlar ise üç kattan daha fazla artarak 8,11 milyon hektar.a ulaştı.Göle ulaşan suyun azalması sonucu göl su seviyesi yılda 1,5 -2 metre düşmeye başladı. 2010 yılına gelindiğinde gölün çekildiği 54.000 kilometrekarelik alanda, tuzlu kum tabakalarıyla kaplı “ Dünyanın en Genç çölü ” Aralkum oluşmuştur. Aral Gölü çevresinden her sene rüzgarla birlikte uçan yaklaşık 15-75 milyon ton tuzlu kum tozlarının 150-500 km lik bira alan içine dağılarak bölgeyi büyük bir çevre felaketiyle karşı karşıya bıraktığı görülmüştür. 

Aral Gölü Havzasında 1960'lı yıllarda 300'den fazla bitki, 35 kuş, 23 diğer hayvan türü, bulundğu Özbekistan.da kayıt altına alınmıştı. 1960'ta 34 
balık türü bulunan gölde o dönemde yılda ortalama 60 bin ton balık avlanırken, bugün Kuzey Aral hariç balıkçılık yok olmuştur. Kuzey de Kazakistandaki 
Güneyde ise Moynak taki balık konservesi fabrikaları ve soğuk hava depoları terk edilmiştir. Gölün eski kıyısında kalan balıkçı tekneleri bu bölgeleri gemi 
hurdalığına çevirmiş , oluşan Aral kum Çölünde artık develer gezmeye başlamıştır. Aral Gölü'nün su hacmi son 50 yılda 1083 kilometre küpten 115 kilometre küpe düşerken, gölün su seviyesi ise 53,4 metreden 30,72 metreye inmiştir. 

Aral Gölü’nden Aralkum Çölü’ne 



Şekil 1. Aral Gölünde Su Seviyesindeki Keskin Düşüş 

Aral Gölünün su seviyesindeki düşüş Şekil1.de verilmiştir. 1998 yılında Aral Gölü iki ayrı su kütlesine ayrılmış ve bunlardan Kuzey Aral tümüyle Kazakistan.ın içinde kalmış, Güney Aral ın büyük bir bölümü ise Kazakistan topraklarında yer almıştır.1998 yılından sonra da su seviyesi düşen gölde sonunda göl tabanındaki kum ortaya çıkmıştır. Bu da bölgede Kızılkum, Karakum çöllerinden sonra bir de Aralkum Çölü nün oluştuğu şeklinde yorumlanmıştır. 

Aral gölündeki suyun çekilmesi bölgedeki iklim koşullarını da etkilemiştir. Kazakistan daki yerel İFAS uzmanları14 Aral Gölünde su varken bölgede daha ılıman bir iklimin hüküm sürdüğünü açıklamıştır. Gölün dolu zamanında göl suyu geç ısınıp geç soğuduğundan bölgede özellikle gece gündüz arasındaki sıcaklık farkı daha az olmuştur. Aral Gölü suyu çekilip yerini Aral Çölü.ne bıraktıktan sonra yüzeyin çabuk ısınıp çabuk soğuması gece ve gündüz sıcaklık farklarını arttırmıştır. Kazakistan Kızılorda Bölgesi IFAS uzmanı Bayalimov Daulet Aymagambetovich 

1960 yılında Aral Gölü çevresindeki gündüz sıcaklıkları ortalama 40-45 *C gece sıcaklıklarının ise 30-35 oC iken göl kuruduktan sonra gündüz 40 oC olan sıcaklıkların gece yarı yarıya azalıp 20 oC ye düştüğünü belirtmiştir. 

Aral Gölü’nü Kurtarma Çabaları 

Aral Gölü nde ortaya çıkan çevre felaketi 5 Orta Asya ülkesinin ( Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan,Türkmenistan,Tacikistan) de bu durumdan etkilenmesine yol açmıştır.Bu nedenle 1993 yılında biraraya gelen bu beş ülkenin liderleri bu sorunun birlikte çözümüne yönelik bir anlaşma imzalamıştır. Bu anlaşma çerçevesinde Aral Gölünü Korumak İçin Uluslararası bir Vakıf ( IFAS) kurulması da karara bağlanmıştır. 

Bu vakfın ve AGİT,UNDP gibi uluslararası kuruluşların bölgeye olan ilgisinin artması gölü kurtarma çalışmalarında hareketlenmeye neden olmuştur. Bu konuda birçok proje oluşturulmuş ve kongre ve konferanslar düzenlenmiştir. 

Ancak Dünya Bankası tarafından yapılan bir çalışmada Aral Gölü.nün tümüyle kurtarılmasının yakın bir gelecekte mümkün olmayacağı tesbit edilmiştir. Bu gölün tümüyle dolması için 25 yıl boyunca yılda 75 milyar m3 suya ihtiyaç olduğu belirlenmiştir. Bunun sağlanmasının Siri Darya ve Amu Darya nehirlerinin yıllık toplam kapasitesinin yaklaşık 112 milyar m3 olduğu ve mevcut kullanımlarla bu suyun çok büyük bölümünün göle gitmeden çevrildiği düşünüldüğünde gerçekçi olmadığı görülmektedir.Bu nedenle gölü kurtarma çalışmaları önce Kuzey Aral'ın yeniden kazanılması için başlatılmıştır. Bu projenin başarılı olmasının temel iki nedeni vardır. 

Bunlardan ilki projenin tümüyle Kazakistan sınırları içinde kalacak olan Kuzey Aral a yönelik olması nedeniyle Kazakistan tarafından daha çok desteklen mesidir. Diğeri ise göl hacminin Güney Aral.a göre çok küçük olması ve bunun da göle giren suyu bir mühendislik yapısı ile kabararak sonuç alınabilmesinin mümkün olmasıdır. Aral.ı kurtarma çalışmaları 1992 yılında yerel halk.ın Kuzey Aral.a dökülen Siri Darya nehrinin suyunu bu gölde tutmak için yaptığı sedde ile başlamıştır. Ancak bu sedde 1993 yılında yıkılmıştır. 1996 yılında tekrar yapılan sedde 1999 yılında yine yıkılmıştır. Sonunda bölgeye Dünya Bankası kredisi ile ön yüzü beton kaplamalı Gökaral Barajı inşa edilmiştir. Bu proje 2006 yılında tamamlanmış ve Kuzey Aral.da su seviyesi yeniden artmaya başlamıştır. 

Kuzey Aral’da Durum 


Gökaral Su Yapısı.nın tamamlanmasından sonra Göldeki su seviyesi 5 yıl içinde 38 m. den 42 metreye çıkmıştır.. Bu durum göl alanının 874 km2 artarak 3288 km2.ye çıkmasına göldeki su hacminin 11,5 milyar m3 artarak 27 milyar m3 olmasına ve tuzluluk miktarının 23 g/lt den 17 g/lt ye düşmesine neden olmuştur. 



Gökaral Barajı-Kazakistan Foto Dursun YILDIZ Mayıs 2011 


Kuzey Aral ın kurtarılması için uygulanan proje kapsamında Gökaral Barajı en temel mühendislik yapısıdır. Bunun yanısıra Siri Darya.nın üzerindeki Aklak Kabartma Regülatörü de yeniden yapılarak nehir deltasındaki irili ufaklı göllere su birikmesi ve 6000 hektarlık bir alana su sağlanması amaçlanmıştır. 

Gökaral Barajı Vaziyet Planı Projenin ikinci aşamasında ise beslenen bu göllerden Kuzey Aral.ın kuzeyine bir kanal ve göl içine bir diğer kabartma yapısı yapılarak gölün buralardan da beslenmesi sağlanacaktır. Bölgede Yağışlar Azalıyor , Sıcaklıklar Artıyor, Buzullar Eriyor 

Aral Gölün ün geri dönüp dönmeyeceği sorusunun yanıtı bunun için uygulanan çözümlerin sürdürülebilir olup olmadığı araştırılarak 
verilebilir. Sürdürülebilir bir çözümün de öncelikle havza içinde aranması gerekir.Havza içindeki çözüm bölgedeki hidropolitik ve
meteorolojik iklim koşulllarına da doğrudan bağlıdır. Bölgede Hidropolitik ilişki ikliminin yumuşaması zamana bağlıdır. Ancak bu süre 
içinde sıcaklık artışının Seyhun ve Ceyhun un kaynakları olan buzulları eritmesi sözkonusudur.Bunun yanısıra yapılan incelemeler 
bölgede yağışlarda azalma olduğunu ortaya koymaktadır. 

Tüm bu koşullar Aral Gölü.nü geri getirecek çözümün sürdürülebilir olmasını zorunlu kılmaktadır. 

Sonuç ve Değerlendirme 


Su, 21. yüzyılda üzerinde önemli stratejiler geliştirilen bir doğal kaynak olmaya başlamıştır. Bir diğer deyişle bu yüzyıl suyun jeopolitik bir 
kaynak olarak daha fazla gündeme geleceği bir yüzyıl olacaktır. Bu da su sorunlarının politik zeminde daha çok ele alınacağı ve gündem oluşturacağı 
anlamına gelir ki bu bölgelerden birisi de Orta Asya olacaktır. 

Orta Asya kapalı bir coğrafya olup burada bölge ülkeleri ve komşu ülkeler tarafından paylaşılan 18 sınır aşan nehir bulunmaktadır ( Uslu,Öngel,Sözen 2011). 
Bu nedenle bu coğrafya bir anlamda bölge ülkelerini, ulaşım, güvenlik gibi konularda olduğu gibi su kullanımı konusunda da işbirliğine 
zorunlu kılmaktadır. Bölge en azından güvenlik ve tehdit algısındaki benzerlikler açısından da bir birlikteliğe ihtiyaç duymaktadır. 

Bu koşullar dikkate alınarak bölgede orta ve uzun vadede gerçekleşecek akılcı bir planlama ile karşılıklı bağımlılık ilişkileri geliştirilmelidir. 
Bu ilişkilerin gelişmesinde bölge ülkelerinin üretim alanlarında benzer üretim özellikleri taşımaları olumsuz bir faktör olarak düşünülebilir. 
Ancak teknolojik gelişmeler yardımı ile bölgede farklı ürün ve üretim alanları geliştirilerek işbirliği olanakları arttırılabilir. Ama bunun için de 
bölgesel bir liderlik gerekmektedir. 
Orta Asya.nın su sorununun çözümü için zamana ihtiyaç vardır.Bu zamanın kısaltılması zor görünmektedir. Ancak bu zaman süresinde 
sorunun artması ve kronik hale gelmesi önlenebilir. Ancak bugünkü şartlar altında Orta Asya.da su yönetimi sorununa " Havza bazında 
tüm ülkelerin destekleyeceği merkezi projelerle " Çözüm bulmak zordur. Bunun için önce ülkelerin suyu verimli yönetmesinin kurumsal ve yasal 
altyapısı geliştirilmelidir. Bunun yanısıra sorunun kökleşmesine neden olmayacak uygun su projeleri teşvik edilmelidir. Bu adımlar bölgede 
kurulacak bir üst organizasyon tarafından koordine edilebilir. Ülkelerdeki bu gelişme belirli bir aşamaya geldiğinde tüm Orta Asya ülkelerinin 
bölge için ortak bir projeye tam destek vermeleri mümkün olacaktır. 

Bölgedeki su kaynakları, halen kullanım sorunları nedeniyle ülkeler arasındaki işbirliğini değil gerilimi beslemektedir. Bölge hidro-politiğinin en 
öncelikli hedefi bu gerilimin " Artmasını Engellemek " olmalıdır. Bu hedefin önündeki zorluklar aşılabilir.Çünkü bölgede su kaynaklarının ülkeler 
arasında işbirliği aracı olarak kullanımı için halen mevcut olan nedenler ağırlığını gün geçtikçe daha çok hissettirecektir. 

Ancak bu süreç gerilimin artması riskini de bünyesinde taşır .Bu nedenle bölgede gerilimin artmasını önlemek amacıyla yapılacak girişimler 
kesintisiz sürdürülmelidir. Bölge su işbirliği için bir laboratuvar olarak ele alınmalıdır. Bu girişimlerle alınacak yol bölgede nihai çözüme 
erişilmesi süresini de kısaltacaktır. 

Yukarıda belirtildiği gibi Orta Asya su konusunda bir işbirliğine zorunludur. Bölgede en azından yerel ve ülkesel ölçekte su sorununun artmaması 
ve suyun politik gerilim yaratmaması için çaba gösterilmesi gerekmektedir. Buna rağmen bölgede su.yun tehdit unsuru olarak kullanıldığı 
politik bir zemine kayma olasılığı da düşük değildir. Çünkü bölgedeki hızlı değişimi kontrol etmek isteyen küresel güçler bazı planlarını su 
üzerinden uygulamaya koyabilirler. Bu da suyun doğrudan ya da dolaylı olarak bölge politikalarına alet edilmesi anlamına gelecektir. 

Sınıraşan sular denkleminin çözümü dünyanın hemen her bölgesinde zordur. Bu nedenle sınıraşan sular konusunda kalıcı bir anlaşmaya 
varılması uzun süreler almaktadır. Bundan dolayı Orta Asya gibi jeostratejik önemi çok yüksek olan bir bölgede bu sürecin yavaş ilerlemesi şaşırtıcı 
değildir. Diğer taraftan bölgenin uluslararası sistemle bütünleşmesi ekonomik, kültürel ve siyasal olarak gelişmesi açısından sürecin 
ilerlediği görülmektedir. Bu gelişmenin bölgedeki hidro-politik ilişkilere de olumlu yansıyacağı açıktır. Bu nedenle sınıraşan ve sınıroluşturan su 
havzalarındaki ikili veya çok taraflı görüşmelerde yaşanan zorluklar ne olursa olsun, görüşmelerin kesilmeden sürecin devam ettirilmesi büyük önem 
taşımaktadır15. 

Ancak tüm bunlara rağmen bölgede su sorununun bir bölgesel güvenlik sorunu olarak ortaya çıkması önlenemez değildir. Ancak bunun için öncelikle 
Orta Asya Türk Dünyası ülkelerinin bölgesel işbirliğine açık olmaları ve bölge dışından gelecek etkilere karşı dikkatli olmaları gerekmektedir. 

Bölgede istikrar bölge ülkeleri kadar bölge dışı güçler açısından da önemli hale gelmiştir. Bu nedenle bölgenin hidro-politiği bölge içi kadar 
bölgenin dış politikasıyla da iç içe şekillenecektir. Bu da Orta Asya Türk Dünyası'nın dış politikadaki açılım ve tercihlerini çok daha önemli kılmaktadır. 

Aral Gölü'nün geriye döndürülmesi zor ama imkansız değildir.Kuzey Aral.da elde edilen ilerleme Aral Gölü.nün geri dönmesi için beslenen umutları arttırmıştır. Ancak Aral Gölü.nün tümüyle geri dönmesi Kuzey Aral kadar kolay olmayacaktır. Kuzey Aral.da yapılan mühendislik yapıları ve coğrafyanın sunduğu olanaklar çözüme yardımcı olmuştur.Ancak Güney Aral için çözüm ülkelerin su yönetimlerine ve hidropolitik ilişkilerine daha çok bağlıdır. Bunun yanısıra bulunan çözümün sürdürülebilir olması da çok önemlidir. 

Aral gölü havzasının su sorununun çözümünün en önemli noktası çözümün sürdürülebilir olmasıdır. 
Aral Gölüne başka havzadan su taşımak sürdürülebilir bir çözüm olmayabilir. 
Bu nedenle havza dışından su getirmek yerine çözüm öncelikle havza içinde aranmalıdır. 
Konuya Orta Asya„daki su sorunu çerçevesinde bakıldığında Aral Gölü Havzası.nda ve Orta Asya.daki su sorunu çözümünün zamana ihtiyacı 
olduğu ortaya çıkmaktadır.Ancak bu süre içinde bölgede su sorununun artmasına izin verilmemelidir.Bu konuda önemli olan Orta Asya 
ülkelerinin su konusunda Bölge Çapındaki projelerde ortaklaşa ne yapması gerektiği değildir. 

Yakın gelecekte daha önemli olan bu ülkelerin kendi coğrafyalarında problemin artmaması için ne yapmamaları gerektiğidir. 

Aral Havzasındaki su kaynakları politik iklimdeki olumsuzluklar kadar küresel iklimdeki değişikliğin de tehdidi altında bulunmaktadır.Bu tehdidin en belirgin sonucu Orta Asya sularının kaynağı olan buzullarda hızlanan erimelerdir. 

Tüm bu nedenlerle Aral Gölü geri dönecek mi ? Sorusuna yakın bir gelecek için olumlu yanıt verebilmek zordur. Bir bütün olarak yarım yüzyılda kaybedilen 
gölün daha uzun dönmede ve bölüm bölüm olarak geri gelmesi mümkün olacaktır.Bu bölümlerden şanslı olan Kuzey Aral da bu geri dönüş kısmen 
tamamlanmak üzeredir. Seyhun Nehri.ni sularını Kuzey Aral.da tutacak mühendislik yapıları ile göl seviyesi Kuzeyde yükselmiştir. Ancak Güney Aral ın 
dolmasında mühendislik yapıları yerine bölge ülkelerinin verimli su yönetimi etkili olacaktır. Bu nedenle Güney Aral ın geri dönüşünün önünde küresel iklim 
değişikliğinden ülkeler arasındaki hidropolitik iklimin yumuşamasına kadar birçok sorun yer almaktadır. 

DİPNOTLAR,

1 Renato Sala 2003 “Hıstorıcal Survey Of Irrigation Practices In West Central Asia” ispkz@nursat. kz 
2 Smagulov, E., Sala, R. 2003 „Karizi Turkestankogo oasika. In: Promislennost II-2003, Almaty (in Russian) 
3 Cotton Committee International, Cotton USA Global Fax Update - January 2002; World Development Indicators 2001. 
4 Özbekistan.da yıllık tüketimin sadece yaklaşık 10 milyar m3 ulusal kaynaklardan elde edilmektedir. 5Age. 
6 ICG, ”Central Asia : Water and Conflict “a. g. e ss. 14-16 
7 Voır Khamidov. A. , ”Water continues to be source of tension in Central Asia”Eurasia İnsight, October 23 , 2001. 
8 Age ve Koichev. A. , ”Water games could leave central asia high and dry this summer”. Eurasia İnsight, March 19 2001 
9 Bkz. J. F. Linn, “The Compound Water-Energy-Food Crisis Risks in Central Asia: Update on an International Response”, Brookings Institution Commentary, 12 August 
2008, ; and the July 2008 UN World Food Programme Emergency Food 
Security Assessments in urban and rural areas of Tajikistan, 
10 International Crisis Group, op. cit., p. 9. 
11 Diagnostıc Report On Water Resources In Central Asia http: //www. cawater-info. net/library/eng/water-eng. pdf   Erişim 10 Haziran 2010 
12 Age. 
13 Robert Kozubov.Ecology. 
14 Bayalimov Daulet Aymagambetovich -Expert-IFAS Kyzlorda Department –Kazakistan 11 Mayıs 2011 Kişisel Görüşme 
15 Gulnara Shalpykova “Water Disputes in Central Asia: The Syr Darya River Basin” Master Thesis In Internatıonal Relations At The International University 
Of Japan 2002 

Yararlanılan Yayınlar; 

Djalili R. M. ve Kellner. T. 2009 , ” Yeni Orta Asya Jeopolitiği ” SSCB.nin bitiminden 11 Eylül sonrasına Çev. Reşat Uzmen. Bilge Kültür Sanat. Kasım 2009 

İstanbul Dukhovny,A.V,Schutter J. 2011 Water in Central Asia . Balkema 2011 London. 

Julia Bucknall,Irina Klytchnikova ,Julian Lampietti,Mark Lundell,Monica Scatasta , Mike Thurman 2003 ” Irrigation in Central Asia “Social, 
Economic and Environmental Considerations The World Bank , February 2003 

Stephen Hodgson 2010“Strategic Water Resources in 
Central Asia in Serach of a new İnternational legal order. EUCAM EU Central Asia Monitoring . No: 14 May 2010 CEPS Centre for European Policy Studies.

Stuart Horsman. 2001“Water in Central Asia: Regional 
Cooperation or Conflict? ” In Central Asian Security: 
the New International Context, edited by Roy Allison 
and Lena Jonson. Washington: Brookings Institution 
Press, 2001, p. 72. 

Uslu .K,Öngel .V,Sözen .İ,2011 “Aral Gölü 
Havzasındaki Su Kaynaklarının Orta Asya Ülkelerinin 
Sürdürülebilir Büyümelerine Etkisi” Marmara 
Üniversitesi İ.İ.B.F.Dergisi Yıl:2011 Cilt XXX. Sayı: 
1 s. 141-162 

YILDIZ Dursun, 2011 a Orta Asya'nın Stratejik 
Suları. Truva Yayınları.2011 İstanbul 

YILDIZ Dursun, 2011 b Orta Asya'nın Saatli 
Bombası: Su Sorunu. Truva Yayınları.2011 İstanbul 

***

Orta Asya'nın Su Yönetimi Sorunları ve Aral Gölünü Geri Döndürme Çabaları BÖLÜM 1


 Orta Asya'nın Su Yönetimi Sorunları ve Aral Gölünü Geri Döndürme Çabaları 


Dursun YILDIZ 
Su Politikaları Uzmanı 
1 Kasım 2014 


ÖZET 

SSCB merkezi idaresinden ayrıldıktan sonra ekonomik, siyasi, dış ilişkiler gibi alanlarda geçiş dönemi yaşayan bu ülkelerde, merkezden kopmanın getirdiği problemler ortaya çıkmıştır. 

Bölgede 1991 sonrasında Sovyetler Birliği döneminin eş sesliliği yerine geçiş döneminin çok sesliliği etkin olmaktadır. Bu dönüşümden bu yana yaklaşık 23 yıl geçmiş olmasına rağmen Orta Asya kararlı bir yapıya kavuşamamıştır.Çünkü Soğuk Savaşın jeopolitik düzeninin ortadan kalkması ile bölge uluslararası satranç tahtasında ortaya çıkmıştır. Orta Asya.nın uluslararası hayata dönüşü ile küresel güçler bölgedeki çıkarlarına yönelik çeşitli stratejiler ve politikalar üzerinde çalışmaya başlamıştır.Bölgedeki petrol ve doğalgaz zenginliği bu çalışmaları hızlandırmıştır. 

Bu arada bölge ülkelerinin su kaynakları konusunda yaptıkları açıklamalar ve uygulamalar zaman zaman ülkelerarasındaki gerilimi arttırmıştır.
Orta Asya'da işbirliği veya çatışma potansiyeli taşıyan en önemli kaynak su kaynağıdır. Bu nedenle Orta Asya'nın geleceği için su kaynaklarının yönetimi çok önemli bir rol oynayacağı gibi kuruyan Aral Gölü'nün geleceğini de belirleyecek en önemli unsur olacaktır. Bu makalede Orta Asya'da Aral Havzasındaki su (yönetimi) sorunlarının nedenleri ve sonuçları ile Aral Gölü'nü geri getirme çabaları ele alınmıştır. 

Giriş 

Dünyamız sosyo-kültürel açıdan olduğu gibi siyasal sistemlerde de büyük değişimler yaşanan bir yüzyılı geride bıraktı. 20.nci yüzyılın başında 
dünyada sadece 57 bağımsız ülke varken bugün bu sayının 190.ı aştığı bilinmektedir. 20. Yüzyılın başında yaklaşık 1 milyar olan dünya nüfusu 
bugün 7 milyarı aşmış bulunmaktadır. İnsanlık çok hareketli bir yüzyıl yaşamıştır.

Balkanlardan Orta Asya ya kadar birçok coğrafya.da yeni ülkelerin ortaya çıkarak siyasal sınırlarının değişmesine neden olan bu hareketlilik özellikle 
SSCB nin dağılmasıyla Orta Asya.da da çok önemli sonuçlar yaratmıştır. 

Sovyet İmparatorluğu.nun bütünleyici parçaları olan bugünkü Orta Asya ülkeleri ( Kırgızistan, Tacikistan, Kazakistan, Türkmenistan ve Özbekistan ) SSCB.nin çözülme tarihi olan 1991.e kadar hiçbir uluslararası varlığa sahip değildi. Ancak 1991 „den önce uluslararası siyaset sahnesinde yer almayan ve İngiliz Jeopolitikçi Mackinder tarafından “tarihin coğrafi ekseni“ olarak tanımlanan Orta Asya, 1991.den sonra hareketli günler yaşamaya başlamıştır. Bu bölgenin uluslararası sahnede görünmesiyle yeni bir jeopolitik doğmuştur. Bir diğer deyişle uluslararası sistemin jeopolitik biçimlenmesi değişmiştir. 

 < Orta Asya ülkelerindeki doğal kaynakların planlamasının SSCB döneminde merkezi bir anlayışla yapılması ülkelerin bağımsızlık larından sonra bu planlarda değişikliğe gitme sonucunu doğurmuştur. >

 Ancak SSCB.nin merkezi planlamasından Orta Asya ülkelerinin kendi doğal 
kaynak planlamalarına geçişleri önemli zorluklar taşımakta ve ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Bölge dışındaki küresel güçlerin bölgenin doğal kaynaklarına çok fazla ihtiyacı vardır. Orta Asya hala kararlı bir yapıya ulaşamamıştır. Bölgenin bu kararsız yapısı Orta Asya.nın bir diğer stratejik doğal kaynağının da çatışma nedeni olarak kullanılmasına neden olabilir. 

Bu Doğal Kaynak şudur. 

Bölgeyi besleyen Seyhun (Siri Derya) ve Ceyhun (Amu Derya) Nehirleri özellikle doğalgaz temininde tamamen dışa bağımlı olan Kırgızistan ve Tacikistan.dan çıkmakta ve bu sulara çok muhtaç olan, zengin doğalgaz ve petrol kaynaklarına sahip Özbekistan, Kazakistan ve Türkmenistan ı geçerek Aral Gölü ne ulaşmaktadır. Son zamanlarda bu nehirlerin Aral Gölü ne ulaşmaya çalıştıklarını söylemek daha doğru olacaktır. 

Bölgede su kaynakları eşit dağılmadığı gibi Orta Asya coğrafyası su kaynakları açısından ülkelerin birbirine bağımlılıklarının çok fazla olduğu bir coğrafyadır. Bölge ülkeleri arasındaki en önemli sorun su (yönetimi) ve enerjidir. 

Bölge kalkınması ve gelişmesinde çok önemli bir rol oynayan olan su kaynakları aynı zamanda ülkeler arasındaki gerginlik ve istikrarsızlık yaratma potansiyeli taşımaktadır. Ancak Orta Asya da ki su(yönetimi) sorunu sadece iki ülke arasında değil bölgesel ölçekte bir sorundur. 

Bölgesel alanda, su yönetimine bağlı problemler de Orta Asya ülkeleri arasındaki ilişkileri germiştir. 

1992'den beri durum gitgide bozulmaktadır. International Crisis Group'un “Central Asia: Water and Conflict” raporunda, Orta Asya'daki su problemi ve anlaşmazlıklar incelenerek, ”su meselesinin yakın bir gelecekte muhtemelen savaşa yol açmasa bile gene de beş ülke arasındaki ilişkiler bakımından zorlayıcı bir etmen ve bölgesel çatışmalara önemli bir katkı yapıcı unsur olacaktır” denmektedir. Tacikistan ve Kırgızistan için enerji üretimi, Türkmenistan, Özbekistan ve Kazakistan için sulama suyu olarak çok hayati bir önem taşıyan su kaynaklarının yönetimi diğer unsurlarla birlikte bölgenin geleceğinin belirlenmesinde etkili bir rol oynayacaktır. Bu nedenle uluslararası sisteme yeni 
giren bu bölgenin sularının hidro-politiği ve bölgenin Hidrojeopolitiği.nin önemi ortaya çıkmıştır. 

Orta Asya'nın Su (yönetimi) Sorunları Çok büyük bir bölümü Aral Gölünü besleyen nehirlerden oluşan bu su kaynakları daha çok dünya gündemine Aral Gölünde yaşanan su çekilmesi sorunu olarak gelmiştir. Diğer bir deyişle Orta Asya da ki su konusu genellikle Aral Gölü'n de yaşanan sonuç olarak bilinmektedir. Bu sonucu doğuran en önemli etkenlerden birisi de göle boşalan suların çok büyük bir miktarının tarımsal sulama için çevrilmesi olmuştur. Tarımsal sulama Orta Asya'da hem su yönetimi hem de Aral Gölü ekolojik felaketi açısından önemli bir konudur. Bu nedenle bu incelemede öncelikle ve detaylı olarak ele alınmıştır. Orta Asya’da Tarımsal Sulama ve Gıda Güvenliği ikilemi Orta Asya Avrasya coğrafyası içinde bir iç drenaj alanı olarak yer alır. Orta Asya.da sulamanın tarihçesi için M. Ö 5000 yılına gitmek gerekir1. 
Yapılan araştırmalarda Orta Asya.da ilk sulama.nın bu tarihte akışı çok düzenli olan Kopet - Dag derelerinden alınan sularla yapıldığı belirlenmiştir. 
Aynı akım özellikleri Karatau, Nuratau ve kısmen Fergana Vadisinde de tespit edilmiştir. 
Bu bölgelerde Orta çağ da drenaj galerileri açılarak yer altı suyunun çıkartılıp yapay nehirler oluşturulduğu bilinmekte dir 2. 

Tarım Sektörü: 

Tarım Orta Asya ülkelerinin ekonomilerinde ana sektörlerden biri olarak yer alır. Tarımsal üretimde Pamuk özellikle Özbekistan ve Türkmenistan da 
çok önemli bir yer tutar. Kazakistan ve Tacikistan da ise bu önemin daha az olduğu görülmektedir. Tarım ın bölgenin yoksul ülkeleri olan Kırgızistan ve Tacikistan.da gıda güvenliğinin sağlanabilmesi açısından da büyük bir önemi vardır. 
Orta Asya ekonomilerinde sulamanın önemi çok büyüktür. Dünya Bankası tarafından yapılan bir çalışmada 2000.li yılların başında Kazakistan GSMH 
sının %11, i Tacikistanın %19.u, Türkmenistanın %27.si, Özbekistanın %33.ü, Kırgızistanın ise %38 „inin sulama destekli tarımsal ürünlerden sağlandığı belirtilmekte dir3. Bunun yanısıra bu ülkelerde tarım sektörü işgücünün yaklaşık yarısını istihdam etmektedir. 

Türkmenistan ile Özbekistan, ekonomilerinin tarım sektörüne olan bağımlılığı dikkate alındığında sulama ile ilgili sorunların güvenliklerini doğrudan 
ilgilendirdiği ortaya çıkmaktadır Tarımsal Su Kullanımı ve Pamuk Üretimi Bölgedeki uygun olmayan iklim koşullarına rağmen Sovyetler Birliği 1960 lı yılların başında bazı Orta Asya Cumhuriyetlerini ( Özellikle Özbekistan ve Türkmenistan) pamuk üreticileri haline getirmeye karar vermişti. 
Bu kararını uygulayan SSCB bu ülkelerdeki üretimi hızla arttırmış ve 1980 de dünya pamuk üretiminin beşte birinden fazlası Orta Asyada üretilmiştir. 
Orta Asya'da pamuk üretimi özellikle 1990 dan sonra azalmış ancak 2000. li yılların hemen başında yeniden artışa geçmiştir. 

Orta Asya'nın tümü için tarım sektöründe kullanılan su toplam tüketimin %9l'ini oluşturmaktadır, Tarım sektöründe kullanılan su miktarının büyüklüğü ve ulusal su kaynaklarının azlığı nedeniyle Türkmenistan ihtiyacı olan suyu karşılamak için %97 oranında , Özbekista'nın ise %77 oranında sınır ötesinden gelen suya bağımlıdır 4. 

Pamuk aşağı havzadaki Orta Asya ülkelerinin döviz girdilerinin çok önemli bir kaynağıdır. International Crisis Group'un işaret ettiği gibi pamuk bölgede siyasi ve toplumsal denetim sisteminin kalbinde yer almaktadır5. Bu yüzden SSCB döneminde Moskova, Özbekistan, Türkmenistan ve Kazakistan'ı sulama konusunda teşvik etmiştir. Aşağı havzada yer alan pamuk üreticisi ülkelere büyük miktarda su temini için yukarı havzadaki cumhuriyetler üzerinde su konusunda kısıtlamalar uygulanmıştır. 

SSCB döneminde Tacikistan ile Kırgızistan, sonbahar ve kış aylarında barajlardan elde ettikleri elektriği kısıtlayarak pamuğun büyüme 
zamanı olan ilkbahar ve yazın aşağıdaki cumhuriyetleri beslemek üzere barajlarını doldurmaktaydı Buna karşılık, aynı zamanda enerji ham maddeleri bakımından zengin olan pamuk üreticisi ülkeler ise bu dağlık iki cumhuriyete kömür, gaz ve petrol sağlamaktaydı. O dönemde SSCB Cumhuriyetleri su konusunda bir anlaşmazlık yaşadıklarında Moskova'nın hakemliğine 
başvuruyorlardı. Merkezi yönetim sulama için kullanılan barajların, kontrol yapıları ve sulama kanallarının bakımı ve onarım masraflarını da karşılıyordu. SSCB'nin dağılmasıyla bu sistemin dengesi de bozulmaya başladı. 1992 Şubat'ında her bir cumhuriyet için su kotalarını belirleyen bir anlaşma yapılmış olmasına rağmen bu ülkeler arasında çok kısa zamanda görüş ayrılıkları ve çıkar çatışmaları başladı. 
1990'lı yılların başlarından itibaren Kırgızistan ile Tacikistan sulayacakları araziyi arttırmak istediler. Diğer cumhuriyetler de aynı yolu benimseyince mevcut kullanılabilir suyun paylaşılmasında sorunlar baş gösterdi. 

Aynı dönemde petrol ve doğalgaz üreticisi bölge ülkeleri de bunların fiyatlarını uluslararası piyasa fiyatlarına göre ayarlamaya karar verdiler. Bu durum, enerji faturasını ödeyemeyecek hale gelen Kırgızistan'ı, elektriğe en fazla ihtiyacı olduğu zamanda, yani sonbahar ve kış aylarında hidroelektrik üretimini arttırmaya sevk etmiştir. Bu işletme programı tarımsal sulama döneminde nehrin akış aşağısındaki Özbekistan ve Türkmenistan'a gelen suyun azalmasına diğer dönemde de taşkınlara neden olmuştur. 1997 yılında yaşanan kuraklık bölgedeki su (yönetimi) sorununu ve ülkelerarasındaki gerilimi arttırmıştır. Bunun sonucunda 1998'de Kırgızistan ile Kazakistan ve Kırgızistan ile Özbekistan arasında anlaşmalar imzalanmıştır. 

Bu anlaşmalara göre, Kırgızistan aşağı havzadaki cumhuriyetlere tarımsal sulama için yeterli su bırakacak , buna karşılık olarak Kırgızistan'a gaz ,kömür gibi enerji kaynakları verilecekti. Ancak bu anlaşmada öngörülen düzenlemeler taraflarca ihlal edilmiş ve uygulamada istenen sonuç alınamamıştır. Orta Asya ülkeleri bugüne kadar gerek su kullanımı gerekse su ve enerji kaynakları değişimi konusunda birçok anlaşma yapmasına rağmen bunların hiçbirinden istenilen sonucu alamamıştır. Orta Asya bölgesi anlaşma yapma konusunda 
oldukça başarılı bu anlaşmaları uygulama konusunda ise o denli başarısız bir bölge özelliği taşımaktadır. 

Örneğin 1998 'deki anlaşmaya rağmen Taşkent birçok kez Bişkek'e ön görülen miktarlarda gaz verememiş, dolayısıyla Kırgız halkı kışın büyük zorluklar yaşamıştır. Yine Astana Bişkek'e anlaşmalarda öngörülen miktarlarda kömür temin edememiştir.Bu sorun günümüze kadar sürmüş ve Temmuz 2014'de Kırgızistan Cumhurbaşkanı Almazbek Atambayev, Özbekistan.ın doğalgaz için çok ağır şartlar sunduğunu belirterek yere diz çökerek onlardan gaz istemeyeceklerini söylemiştir.Atambayev, “ Ben Rus şirketi Gazprom.dan bu krizi çözmesini istedim. Onlar Kazakistan.ın Talas bölgesinden memleketimizin güneyine yeni doğalgaz hattı inşaatına başlayacaklar” demiştir. 

Bu sorun Kırgızistan'ın enerji ihtiyacı olduğu kış döneminde suyu türbinlerden geçirerek akışaşağısına bırakması sonucunu doğurmakta bu da Kazakistan ile Özbekistan'da büyük zararlar veren su baskınlarına yol açmaktadır 6. 

Bölgede bu sorunlar sürmekte ve 1990'dan beri Kırgızistan barajların bakım masraflarının tek başına kendisi tarafından yüklenildiğinden, ancak pamuk tarımının kazancının Özbekistan ile Kazakistan'a aktığından şikayetçi olmaktadır. Kırgızistan diğer cumhuriyetlerden bu masraflara katkıda bulunulmalarını talep etmektedir. 1997 Temmuz'unda. Kırgız Parlamentosu bu yönde bir karar almış ama aşağı havza ülkeleri bu katkıyı reddetmiştir. Bunun üzerine 2001 Haziran'ında Kırgızistan suyun artık bir mal olarak kabul edildiğine ilişkin bir yasa çıkartmıştır7. Özbekistan ile Kazakistan Bişkek'in bu kararını hemen eleştiri yağmuruna tutmuşlardır8. Yukarıda detaylı olarak açıklanan sorunların bugün de Orta Asya ülkeleri arasında sürdüğü görülmektedir. Orta Asya'daki Pamuk Üretimi ve Gıda Güvenliği Sağlama İkilemi Bilindiği gibi Orta Asya.nın en stratejik tarımsal ürünü pamuktur. Aslında Pamuk Orta Asya ülkelerinden özellikle Özbekistan ve Tacikistan'ın döviz getiren en önemli ihraç ürünleri arasında yer almaktadır. Orta Asya.da üretilen pamuğun üçte ikisi ihraç edilmektedir. Bu oran dünya pamuk ihracatı pazarının %15.ine karşılık gelmektedir. Özbekistan ise pamukta dünyada üçüncü büyük üretici ve ikinci büyük ihracatçı ülke durumundadır.Türkmenistan ise dünyadaki en büyük 10 pamuk üreticisi ülke arasındadır. 

Yapılan araştırmalar bölgede pamuk ve gıda ürünleri üretim arasında bir denge kurulması gerektiğini ortaya koymaktadır. BM Dünya Gıda Programı.na göre Tacikistanın her yıl 1, 2 milyon ton hububata ihtiyacı bulunmaktadır. Ancak en iyi durum senaryosuna göre bunun yarısından biraz fazlasını üretebilme olanağı bulunmakta ve diğer bölümü için insani yardım ya da ithalat yapılması gerekmektedir 9. 

Pamuğun Orta Asya.daki gıda güvenliğini büyük oranda etkileyen önemli bir faktör olduğu ileri sürülmektedir. Örneğin A Mercy Corps „un çalışması kötü beslenmenin daha çok pamuk ekilen alanlarda ortaya çıktığını göstermiştir10. Bazı uluslararası organizasyonlar ( International Crisis Group) bölgede daha fazla tahıl ve sebze üretimi için pamuk üretiminin azaltılması gerektiğini ileri sürmektedir. 

ARAL GÖLÜ HAVZASI 

Aral Gölü Orta Asya'daki en büyük göl olup Kuzeyde Kazakistan, güneyde Özbekistan sınırları içinde kalır. Aral Gölü Havzası Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan arasında paylaşılır. Ancak bu havzadaki nehirlerin beslenme alanları dikkate alındığında havzaya Afganistan ve İran ile birlikte toplam 7 ülkenin katkısı olduğu görülmektedir. 

Aral Gölü Havzasında 1911-2000 yıllları arasındaki ölçümlere göre toplam akımın uzun yıllar ortalaması 112,5 milyar m3/yıl olarak belirlenmiştir. Bunun 78 milyar m3.ünün Ceyhun (Amu Derya) „dan 34, 5 milyar m3.ü ise Seyhun (Siri Derya) „dan geldiği ileri sürülmektedir. Aral Havzası hidrolojisi incelendiğinde Ceyhun (Amu Derya) havzasının 19 yıl, Seyhun (Siri Derya) 

Havzası.nın ise 12 yıl da bir yağışlı ve kurak periyot döngüleri yaşadığı görülmüştür11. Yukarıda belirtilen akımların dışında “The Scientific and Information Centre of the Interstate Coordination Water Commission (SICICWC)” tarafından hesaplanan yıllık ortalama akımlar 

Tablo 1 de verilmiştir.Buradaki uzun yıllar ortalama yıllık akım değerlerine göre Ceyhun 



(Amu Derya) Havzasından 79 milyar m3, Seyhun (Siri Derya) Havzasından ise 37 milyar m3 olarak toplam 116 milyar m 3 akım gelmektedir. 


Uzun yıllar boyunca yapılan akım gözlemlerine göre Ceyhun (Amu Derya) havzasının en düşük yıllık akımı 58, 6 km3, en yüksek yıllık akımı 110 
km 3, Seyhun (Siri Derya) Havzası için ise en düşük yıllık akım 23, 5 km 3, en yüksek ise 51 km3 olarak gerçekleşmiştir. Bu durumda Ceyhun (Amu Derya) Havzası su toplama potansiyeli olarak Seyhun (Siri Derya).nın yaklaşık iki katı büyüklüğündedir. Uzun yıllar boyunca yapılan gözlemler Aral havzasındaki toplam suyun %25.inin Kırgızistan, %43, 4 ünün Tacikistan, %9, 6.sının Özbekistan, %2, 1.inin Kazakistan, %1, 2.sinin Türkmenistan ve %18, 6.sının Afganistan ve İran. topraklarından geldiğini göstermiştir12. Aslında Kırgızistan ve Tacikistan arazi genişliği olarak Aral Havzasının sadece yaklaşık %18.ini oluşturmasına rağmen bu havzanın suyunun yaklaşık %70.i bu iki ülkeden kaynaklanmaktadır. 

 Şekil1. Aral Gölü Havzası Tablo1. Aral Havzası.ndaki nehirlerin uzun yıllar yıllık ortalama akımları 1934-1992 


Kaynak: SIC ICWC, 2000. Taken from SPECA, “Diagnostic Report on Water Resources in Central Asia. ” Orta Asya’da Kuruyan Nehir: UZBOY Uzboy Nehri Ceyhun Nehri.nden ayrılıp Karakum Çölünün kuzeyinden Hazar Denizine dökülen bir koluydu. Ancak 18. Yüzyılda 750 kilometre uzunluğundaki bu kol kurumuştur.(Şekil 1 ) Bu kolun kuruması o bölgede yerleşik Türkmen nüfusun da bölgeden ayrılması sonucunu doğurmuştur. 





2 Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR,



***