ERDOĞAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ERDOĞAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Eylül 2017 Cumartesi

BU ANAYASAYI ENİNDE SONUNDA KABUL ETTİRECEĞİZ

'' BU ANAYASAYI ENİNDE SONUNDA KABUL ETTİRECEGİZ ''




15.07.2007

Erdoğan'dan Erbakan'a tepki geldi Başbakan Erdoğan, Petkim'in Ermenilere satıldığı yönündeki iddiyı yalanladı. Bahçeli ve Baykal'ı topa tuttu. Erdoğan, Erbakan'ın kendisine yönelik eleştirilerine de ilk kez sert çıktı. 15.07.2007 Erdoğan'dan Erbakan'a tepki geldi ERDOĞAN: " PETKİM DEĞERİNİN ÇOK ÜZERİNDE SATILDI " AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Petkim'in değerinin çok üzerinden satıldığını belirterek, "Petkim'in satışına yapılan bu itirazı talihsiz bir adım olarak görüyorum" dedi. Erdoğan, Samanyolu Televizyonu'ndan canlı yayınlanan "Özel Gündem" programında soruları yanıtladı. Özelleştirme ile ilgili sorular üzerine Erdoğan, devletin ticaretle uğraşmayacağını, ancak istikamet verebileceğini ifade ederek, bunun bütün gelişmiş ülkelerde böyle olduğunu ifade etti. Erdoğan, hangi özelleştirme yapılsa birilerinin çıkıp iptali için müracaat yaptığını ifade ederek, "İşsize iş mi arıyorsun işte sana iş. Petkim için neler söyleniyor? Ermeni, falan, filan... İşi bilmeden konuşuyorlar. Petkim değerinin çok çok üzerinde satıldı. Devlet ticaretle uğraşmaz. Devlet istikamet verir, denetler, düzenler, serbest piyasa ekonomisindeki anlayış budur. Gelişmiş ülkelerde bu böyledir. Bu bize vergi getirecek, yeni teknoloji getirecek, yeni yatırımlar getirecek. Bu konuda ön kesemeyiz" dedi. Özelleştirme konusunun kendisine Seka'yı hatırlattığını ifade eden Erdoğan,bütün medyanın SEKA'nın tekel olduğu dönemde kağıdı SEKA'dan aldığını, ama özel sektörün kağıt piyasasına girmesiyle, SEKA'nın teknolojiyi takip edemediğini, yarışa devam edemediğini kaydetti. Erdoğan, şöyle konuştu: "Yanılmıyorsam, SEKA'nın 650 milyon dolar zararı vardı. Kapatma kararı aldık. 'İşçileri mağdur etmeden, burayı belediye devredip halka açacağız' dedik. Hemen yaygara koptu. 'Burası birilerine peşkeş çekilecek' dendi. 'Biz bu sektörden devleti çekiyoruz' dedik. 'Yeteri kadar kağıt üretiliyor' dedik. 'Burayı belediye devrederek, aklımda kaldığı kadarıyla 700 dönüm araziyi Kocaeli halkının emrine amade hale getireceğiz, adeta Hyde Park gibi bir park haline getireceğiz' dedik. Daha sonra bu bölgeyi Park ve müze yaptık. Şimdi SEKA Park'ta yeşil alanlarda, halk mutlu tatil yapıyor, dinleniyor." Petkim olayının da bunun benzeri bir olay olduğunu ifade eden Erdoğan, yapılan itirazı veya mahkemeye gidişi talihsiz bir adım olarak gördüğünü kaydetti. Petkim ihalesini alan firmanın asıl patronajının Kazak olduğunu belirten Erdoğan, Rus ortağı prosedürü tamamlamak için yanlarına aldığını söyledi. YOKSUL SAYISI AZALIYOR Alt gelir gruplarıyla üst gelir grupları arasındaki makasın kapanmaya başladığını ifade eden Erdoğan, "Bu yoksul kesimin sayısının azalması demektir. Bu sayıda yaklaşık 3 milyon civarında eksilme var. Orta tabaka güçleniyor. Orta tabakada bulunanların sayısının artmasını, alt gelir gurubun sayısının azalmasını hedefliyoruz. 4.5 milyon insan alt gelirden orta tabakaya geçti, bunu yakaladık" dedi. Şu ana kadar 140 bin konut teslim ettiklerini, 280 bin konut yapımının devam ettiğini anlatan Erdoğan, "Hedefimiz önümüzdeki yıl sonuna kadar bunu 500 bine çıkarmak" dedi. Erdoğan, asıl mutluluğun dar gelirlilerin ev sahibi olması olduğunu da ifade ederek, "Evime taşındım, diyor ya bu ayrı bir mutluluk" diye konuştu. "İş adamlarının sol partiye oy verecekleri, ama AK Parti'nin iktidar olmasını istedikleri" yönünde bir anket sonucunun yayınlandığının hatırlatılması üzerine Erdoğan, gazetede böyle bir sonucu görünce üzüldüğünü ifade etti. Öncelikle bunun bir demokratik hak olduğunu, saygı duyduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti: "Şimdi AK partinin iktidarda olmasını isteyeceksin. Niye? Başarılı. O dönemde ciddi paralar kazandık, diyeceksin, Türkiye bir sıçrama yaptı, diyeceksin, ama oyunu hala AK Parti'den esirgeyeceksin. Şimdi tabii bizi üzen, oy verirken onlardan ne bekliyorsun? Hizmet bekliyorsan. O zaman oyunu gelir AK Parti'ye verirsin. Oyunu vermiyorsan AK Parti'nin heyecanını paylaşmıyorsun, ama Ak Parti'den de nemalanıyorsun." Erdoğan, seçim atmosferinde bile borsanın rekor kırdığını ifade ederek, bu sırada OYAK satışının görüldüğünü, Vakıfbank için üste para istenirken, Ziraat Bankası, Halk Bankası ile birlikte değerli bankalar arasına girdiğini söyledi. "Her şeyi satıyorsunuz, peşkeş çekiyorsunuz" denildiğini kaydeden Erdoğan, "Sakarya'da arazi verdik fabrika kuruldu. Burada binlerce insan çalışıyor. Burada Sakaryalılar çalışıyor, yabancılar değil. Olmasa ne olurdu? Bugün orada sığırlar otlardı. Aynı şekilde Korelilere orayı vermeseydik bataklık olarak kalacaktı. Şimdi orada Sakaryalı, Kocaelili kardeşlerimiz çalışıyor. Otomotiv ihracatı şu anda Türkiyede en önemli kalem. Bunların büyük katkısı var. Hamasi duygularla, milliyetçi havalarına girerek böyle yaklaşımlar doğru olmaz" diye konuştu. "SAYIN BAHÇELİ'Yİ DİNLEDİĞİMDE BU SİYASETÇİ Mİ YOKSA BAŞKA GÖREVİ Mİ VAR' AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Sayın Bahçeli'yi dinlediğimde bu siyasetçi mi yoksa başka görevi mi var. O bağırışlar, o çağırışlar, o tehditler... Aman yarabbi nasıl hareketler bunlar. Bir siyasetçiye yakışır mı? Demokrasi içinde mücadele eden insana yakışır mı?" dedi. Erdoğan, Samanyolu Televizyonu'ndan canlı yayınlanan "Özel Gündem" programında soruları yanıtladı. Erdoğan, dünyada işsizliğin arttığını çok güçlü fonlarla bu soruna çözüm arandığını söyledi. Türkiye'de güçlü bir fon oluştuğuna işaret eden Erdoğan, bu döneme yönelik farklı bazı projeleri olduğunu belirtti. Türkiye'de tarım sektöründen sanayi ve teknolojiye doğru bir kayma yaşandığını anlatan Erdoğan, hizmet sektörüne bir yönlendirme yaptıklarını ve görev geldiklerinde 10,3 olan işsizliğin şu anda 9,7 olduğunu kaydetti. İktidarları döneminde yaklaşık 2,5 milyon işsizin işe kavuştuğunu, bunun çok önemli bir rakam olduğunu dile getiren Erdoğan, ülkede her yıl nüfusun 1 milyon artığını, istihdam alanına giren nüfusun ise her yıl 600 bin kişi olduğunu anlattı. Erdoğan, iktidarlarında en azından bu sayıyı absorbe ettiklerini, artış yerine düşüş yaşandığı söyledi. Hedeflerinin hiç olmazsa istihdam alanına gireni absorbe etmek, yeni iş alanları yaratarak, işsizliği azaltmak olduğunu ifade eden Erdoğan, emeğe dayalı sektörlere öncelik vereceklerini, başlattıkları bazı çalışmaları bu dönemde sürdüreceklerini bildirdi. Erdoğan, "Başka siyasi partiler gibi bu konuda da kuru sıkı atmıyoruz" diye konuştu. Bu konuda bir harita çıkaracaklarını, envanter çalışmasıyla nasıl adımlar atılacağına bakacaklarını söyleyen Erdoğan, organize sanayi bölgelerini hayvancılığa yönelik kuracaklarını kaydetti. MİLLİYETÇİLİK Başbakan Erdoğan, ulusalcılık ve milliyetçilik konusundaki soruları yanıtlarken de, milliyetçililiğin kafatasçılık olmadığını ifade etti. "Lafla da milletçilik olmuyor" diyen Erdoğan, milliyetçiliğin, vatanını, milletini, yüreğinden sevmek, bu sevgiyi hizmet etmekle göstermek olduğunu dile getirdi. Ülkenin kalkınması için, Türk milletinin refah düzeyinin yükselmesi için, üzerine düşeni yerine getirmenin gerçek milliyetçilik olduğunu belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "3,5 yıl bizden önce görevde bulunan beyefendiler bulundukları süre içerisinde acaba ülkeme ne kazandırdılar? Şimdi soruyorum, 22 tane banka hortumlanarak fona devredildi. Bunun hesabını kim verecek? 40 milyar dolar bu fakir ülkeme o dönemde maliyeti var. Kim bunun sorumlusu? Hiç hesabını soran, hiç hesap veren oldu mu o dönemde? Bunu faturasını ödeyenler var mı? TMSF olarak bizden önceki dönemde bunlara en ufak bir darbe yok. Bizim dönemimizde TMSF bunların sırtına bindi, tavuklarına, koyunlarına varıncaya kadar hepsini aldı, ihalesini yaptı, sattı." İmarzedelere 9 katrilyon lira ödediklerini belirten Erdoğan, "Şimdi çıkmış dürüstlük örneği olduğundan bahsediyor. Sen bu kadar dürüst adamsan önce bir defa dürüst babanı, kardeşini çağır bir gelsinler de şu 9 katrilyonu bir öde" dedi. Bu bankanın bono çıkarmak gibi yetkisi olmadığı halde çıkarması nedeniyle yaklaşık 2 katrilyon liralık bir yük geldiğine işaret eden Erdoğan, süratle bunun ödenmesine de başlanacağını bildirdi. Erdoğan, Kıbrıs Rum Kesimi'nde kurulan bir sanal şirketle Türkiye Cumhuriyeti aleyhine dava açıldığını belirterek, "Ben Türkiye Cumhuriyeti'nin başbakanı olduğum sürece, bu can bu tende oldukça bir kuruş buradan para vermem, bedeli ne olursa olsun. Dürüstsen gelir burada yargılanırsın. Buradan çıkacak neticenin başım gözüm üstünde yeri var. Kaçma, burada ol, burada da kimseyi aldatma" diye konuştu. 22 Banka fona devredilirken MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin en ufak müdahalesi olmadığını dile getiren Erdoğan, "Sen hükümetin ortağıydın, hani milliyetçiydin. Neden 22 bankanın hortumlanmasına müsaade ettin? Niye müdahale etmedin? Niçin durdun sen? Bu dönemde 1 tane banka fona devredildi mi? 1 tane hortumlanan banka var mı? Devlet bankaları zararda mı? Döneminde Ziraat Bankası, Halk Bankası, Pamukbank zararda. Siz nasıl milliyetçisiniz?" dedi. TOPRAK SATIŞI Başbakan Erdoğan, gayrimenkul satışının kendileriyle başlamadığını, 1935'ten beri mütekabiliyet esasına dayalı olarak yapıldığını söyledi. Bu konudaki kampanyayı yürüten MHP'inin iktidar orta olduğu dönemde yabancılara gayrimenkul satışı yapıldığına işaret eden Erdoğan, kendi dönemlerinde daha fazla toprak satışı olmasının istikrar ve güvenden kaynaklandığını dile getirdi. Bunların zarar değil, kar olduğunu belirten Erdoğan, buraları alanların ülkeye para bırakacaklarını, bunun açık ekonomi anlayışına destek veren örnekler olduğunu kaydetti. Erdoğan, "GAP Yahudilere, yabacılara satıldı" açıklamalarının gerçeği yansıtmadığını belirterek, 1 metre kare satılmış yer olmadığını bildirdi. Başbakan Erdoğan, şunları söyledi: "Milliyetçi kendi içinde özellikle dışlayıcı olamaz. Kendi ülkesin insanına karşı nefret, kin taşımaz. Bunlara şaşıyorum. Bunlar eli silahlı, devamlı kin, nefret, kan... Adeta bundan zevk alıyorlar. Sayın Bahçeli'yi dinlediğimde, bu siyasetçi mi, yoksa başka görevimi var... O bağırışlar, o çağırışlar, o tehditler... Aman yarabbi nasıl hareketler bunlar. Bir siyasetçiye yakışır mı? Demokrasi içinde mücadele eden insana yakışır mı? Yarın parlamentoda aynı çatı altında olduğumuzu düşünün, bu tür tavırda olan insanla siz birbirinize selam bile veremezsiniz. Türkiye'nin birliği beraberliği için çalışacak olan insanlar bu duruma düşerse bu ülkenin hali ne olur?" Erdoğan, korkuyla kimsenin milliyetçi olmayacağını, insanların umutla, sevgiyle, saygıyla olacağını dile getirerek, "Bu konuda gerçek milliyetçi biziz. Ülkemize, vatandaşımıza ne kazandırdığımız ortadadır. Ülkemizin itibarı ortadadır" dedi. "80 YAŞINDA ERBAKAN'A YAKIŞTIRAMIYORUM" Başbakan Erdoğan, bir başka soru üzerine, eski Başbakan Necmettin Erbakan'ın kendisine yönelik eleştirilerine üzüldüğünü söyledi. 18 yaşından itibaren Erbakan'ın yanında emek verdiğini ve 31 yaşında İstanbul İl Başkanı olduğunu hatırlatan Erdoğan, şöyle konuştu: "Tek üzüntüm şudur: O konuşmalarında o denli hakaretler var ki, bütün bu hakaretler karşısında 80 yaşını devirmiş olan Sayın Erbakan'a ben bunları yakıştırmadığım için cevap vermiyorum, vermeyeceğim de. Onun içindir ki aldığım eğitim, aldığım terbiye bana böyle bir cevabı vermeme mani. Veremem, vermeyeceğim de. O'na da yine aynı şekilde milletim gereken cevabı zaten verdi, 22 Temmuz'da da verecek. Sen bir taraftan sandalyeyle dolaşacaksın, bir taraftan çeşitli hastane raporları, şunlar, bunlar, filan, falan çıkarıp göndereceksin, ondan sonra da bu siyasi mücadelenin içerisinde bir şeyler toplayabilir miyim, bir prim yapabilir miyim, bunun gayreti içerisine gireceksin. Bırakın da artık yetiştirdiğin gençler var. Bunlar yapsın. Hakikaten o şahsına, yaşına, ismine yakıştıramadığım bütün hakaretlere asla ben o şekilde cevap vermeyeceğim. Takdiri ben milletimin ferasetine bırakıyorum. Yıllarca beraber yürüdüğüm o hareketin içerisinde kalmış olan arkadaşlarıma, kardeşlerime bırakıyorum ve diyorum ki 22 Temmuz da bunun en güzel cevabı, en hayırlı cevabı olacak. Takdir milletimindir." ERDOĞAN: -"CHP-MHP KOALİSYONU ASLA UMUT OLAMAZ" AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CHP-MHP koalisyonunun asal umut olamayacağını söyledi. Erdoğan, Samanyolu Televizyonu'ndan canlı yayınlanan "Özel Gündem" programında soruları yanıtladı. Erdoğan bir soru üzerine, muhtemel bir CHP-MHP koalisyonunun asla umut olamayacağını söyledi. Erdoğan, iki partinin her yerde beraber olduklarını belirterek, "Özellikle Ak Partiye yüklenme konusunda. Kullandıkları söylemlere bakıyorsunuz, hep aynı, aynı şeyleri söylüyorlar. Hiç aralarında fark yok. Demek ki bir yerden düğmeye basılıyor ve şu anda o düğmeyle komuta devam ediyor" diye konuştu. Erdoğan, Cumhurbaşkanı seçimi konusundaki bir soru üzerine ise şunları söyledi: "Parlamento içerisinden bir cumhurbaşkanı olabilir. Parlamentonun içinden bir cumhurbaşkanı çıkaramıyor muyuz? Anayasada ifade edilen bir cumhurbaşkanı adayı parlamento içinde yok mu? Eğer dışarıdan bir cumhurbaşkanı aranacaksa onun yolu açık zaten. Oradan da gelebilir. Buyursun CHP dışardan bir aday ortaya koysun. Çok da manidar olan şudur, 'millete gidelim' diyoruz. Millete gittiğimiz zaman parlamentoda zaten senin şu kadar grubun var, bu kadar grubun var. Hiç böyle de bir endişen olmaz. Millete gittiğimizde CHP parlamento dışından birini aday gösterir, biz parlamento içinden birini aday gösteririz. Geliriz millete, milletimiz kimi isterse onu cumhurbaşkanı yapar. Bundan daha ideali olur mu? Buraya gelip de bize uzlaşma dersi vermeye kalkmasın. Uzlaşmaz birini arıyorsanız o da Sayın Baykal'ın ta kendisidir." TERÖR- Terörün hiçbir zaman sıfır olmadığına da işaret eden Erdoğan, "Koalisyon hükümeti terörü sıfır olarak teslim etti. Yok böyle bir şey. İçişleri Bakanlığının rakamları ortadadır. Güvenlik örgütlerimizin rakamları ortadadır" dedi. Bir şehit haberi aldığı anda şehidin annesinin babasının içine nasıl ateş düşüyorsa, sorumluluk mevkisinde olan birisi olarak kendi içine de ateş düştüğünü ifade eden Erdoğan, güvenlik güçleri ile çok ciddi bir dayanışma içerisinde vakur, kararlı bir şekilde terörü çökertmenin gayreti içerisinde oldukların belirtti. Erdoğan, terörün tamamen kazınmasının çok kolay olmadığını dile getirerek, bunun bütün dünyada böyle olduğunu, bu sorunun çözümü için tüm toplumun el ele vermesi gerektiğini söyledi. Erdoğan, "Bu bir milli mesele, bunu beraber halletmek zorundayız" dedi. Terörle mücadele konusunda ciddi çalışmalar yürüttüklerini ifade eden Erdoğan, terör örgütünün ülkeye soktuğu bombaların her gün yakalandığını, ciddi sonuçlar alıklarını kaydetti. Erdoğan, "Çıkıyor mesela Sayın Ağar, 'bu işi sıfırlarım' diyor. Bu iş lafla olmaz. Sen emniyet müdürü iken 2 bin 300-2 bin 400 şehit vermişiz. Zirve yapmış. İçişleri Bakanlığı yaptığın dönemde zirve yapmış. Biz bu sayılara gelmedik" diye konuştu. ŞEHİT CENAZELERİ Şehit cenazelerinde atılan sloganlar ve cenazeye katılımlarla ilgili bir soruya da Erdoğan, "Çeteler bu işlerin içinde. Organize edenler onlar. Bunların hep tespitleri var. Bu işler şimdi yargıya da sirayet ettiği için detaylarına giremem. Artık yargıyla alakalı" yanıtını verdi. Erdoğan, cami avlularının miting alanı olmadığını, cenaze adabının bulunduğunu kaydederek, "Hele bu şehit cenazesiyse olay çok daha farklıdır. Bizim dinimizde İslami ve insani bir görev yapmaya oraya gelirsin orada bir huşu, sessizlik içinde kalkarsın cenaze namazına katılacaksan katılırsın, dışarıdan izleyeceksen izlersin ve sessizlik içinde dağılırsın" diye konuştu. Kocatepe Camii'nde de imamın, cenaze adabını anlattığını, ancak cenazeye gittiklerinde kendisinin ve bakanların yuhalandığını aktardı. "DİNİ GÖREVİMİ YAPIYORUM" "Ben buraya bir dini görevimi yapmaya geldim, sen beni nasıl yuhalarsın" diye konuşan Erdoğan, cami avlusunun birlik beraberlik yeri olduğunu, o cenazenin herkesi birleştirmesi gerektiğini anlattı. "Orası düşmanlık kin nefret yeri değil" diyen Erdoğan, "Sen de ibadetini yap ve sakin bir şekilde ayrıl. Ama acaba ben o şehidin üzerinden kaç tane oy devşiririm? Kendi özel işaretlerine varıncaya kadar burada yapıyorlar. 1999 mantığı bugün geçerli değil artık. Benim milletim, inanıyorum ki, bunu seçimlerde artık gayet iyi değerlendirecek" dedi. Şehit ailelerine sahip çıkmak için ellerinden geleni yaptıklarını ifade eden Erdoğan, "Devlet olarak, hükümet olarak üstümüze ne düşerse yapıyoruz, yapmaya da devam edeceğiz" diye konuştu. GÜVENLİK GÜÇLERİNİN DURUMUNUN İYİLEŞTİRİLMESİ Erdoğan, bazı güvenlik birimleriyle ilgili ideal koşulları sağlayamadıklarını ama Doğu ve Güneydoğu illerinde lojman sorunlarını çözmeye başladıklarını söyleyerek, güvenlik güçlerinin hepsine lojman imkanı sağlamak için çalışacaklarını kaydetti. Erdoğan, polislerin lojman sorunun tamamen çözmek için ellerinden geleni yapacaklarını dile getirdi. Başbakan Erdoğan, ekonomik şartlar noktasında da ilk masaya yatıracakları konunun polislerin ekonomik durumlarını olacağını anlattı. ÖZGÜRLÜKLER- " Eşleri başörtülü Devlet memurları" ile ilgili bir soru üzerine de Erdoğan, şöyle konuştu: "O problemi olanlar da öyle zannediyorum bu özgürlükler noktasındaki kıstası eninde sonunda kabul edecekler. Çünkü, biz şu anda bir insanın ehliyetine, liyakatine bakarız. Şimdi devletin üst derecedeki yöneticileri, bizim devlete aldığımız yöneticiler değil. Bu insanlar diyelim ki bir müdür, 10 yıl hizmetinin olması lazım, bir daire başkanının 15 yıl hizmetinin olması lazım. Bizim iktidar sürecimiz, daha 5 yıl olmadı. Bu insanlar, bizden 5 yıl, 10 yıl önce devlete girme hakkını zaten elde etmiş. Ama gelen iktidarlar onları sağa sola savurmuşlar. Şimdi biz başarılı olan bürokratı zaten makamından almadık. Başarılı olmayan bürokratı orada tutmanın anlamı yok. Zaten başarılı olsalardı, önceki hükümetler başarılı olurdu. Bunların bir kısmı, bakıyorsunuz belli yanlışlara karışmışlar. Biz bunları değiştirmek zorundaydık. Ama Sayın Baykal, dün çirkin bir açıklamada bulundu. '15 bin öğretmeni bir anda değiştirdiler' diyor. İşte Danıştay karar vermiş de, bu karar yürürlüğe girmeden 15 bin öğretmeni değiştirdiler. Çok çirkin. Yani bir ana muhalefet liderine bu yakışmıyor. Kim bu insanlar? Bu ülkenin çocukları. Biz bu okulları öğretmensiz mi bırakacağız? Bu öğretmenlerin hepsi imtihana girmişler, bunu kazandıktan sonra da bilgisayar sistemi ile de atamaları, aldıkları puan sıralamasına göre yapılmıştır. Bunlar kimdir, kimin nesidir? Bilemeyiz. Sayın Baykal'ın vicdanı bunu nasıl kabul ediyor? Hangi mantıkla, hangi anlayışla bunu söylüyor anlamak mümkün değil. Bunu neye göre söylüyorsun. Kamu personeli imtihanları neye göre yapılıyor, nasıl yapılıyor? Biliyorsunuz, bu sistem bizden önceki hükümetin oluşturduğu sistem. Biz devam ettiriyoruz, değiştirdiğimiz yok. Aynı sistemle hala almaya devam ettiğimiz elemanlar noktasında maalesef verilen çok olumsuz kararlar var. Bunu da biliyoruz. Adalet Bakanlığı'nda şuraya buraya alınacak elemanlar da 10-15 yıldır hangi şekilde alınıyorsa aynı şekilde alınırken, bakıyorsunuz olumsuz haberler geliyor. Ondan sonra siz bunları alamıyorsunuz. Bunlar da sıkıntılara neden oluyor. Bizim bu noktada herhangi bir sıkıntımız söz konusu değildir. Biz hiçbir zaman böyle bir ayrımcılığın içine girmedik. Üst düzeydeki yöneticiler, bizim dönemimizde girmiş yöneticiler değildir. Devlete eskiden girmiş yöneticilerdir. Ehliyetine güvendiğimiz yöneticiyi biz her yere getiririz." ÜNİVERSİTELERDE TÜRBAN Erdoğan, program sunucularının, "Siz, başörtüsü konusunu siyasi malzeme yapmakla eleştiriliyordunuz. Seçim beyannamenizde de başörtüsü konusunu koymadığınız için seçmeninize gammazlanmak durumuyla karşı karşıya kaldınız. Üniversitede öğrencilerin okullarına istedikleri gibi gitmeleri konusunda AK Parti geri adım mı attı" sorusunu ise şöyle yanıtladı: "Şimdi bir defa 2002 seçimlerinde benim vatandaşlarıma böyle bir sözüm yok. Ben böyle bir söz vermedim. Kimse kalkıp da ne televizyon, ne yazılı medya, ne basın bunu söyleyemez, bunu ispat edemez. Yok böyle bir şey. Ve bunun iki yolunu ben ortaya koydum. Dedim ki, bir: toplumsal mutabakat. İki: kurumsal mutabakat. 'Türkiye'de bu konuda toplumsal mutabakat var, kurumsal mutabakat yok' dedim. Bunun sağlanması gerekir. Ben bu olaya bir defa özgürlükler açısından bakıyorum. Özgürlükler açısından bakarak da diğer siyasi liderlerin yaptığı gibi işin istismarını yapmıyorum. Zaten ailemde, çocuklarımda bu işi biz yaşıyoruz. Bu iş konuşulmaz, yaşanır. Mağduriyetini de yaşadık. Bunu konuşanlar, gelsinler bu konsensüsü parlamentoda yapsınlar. Şimdi Bahçeli çıkıyor konuşuyor. Sayın Bahçeli'nin parlamentoda olduğu dönemde kendi milletvekili arkadaşlarının uyguladığı tavrı bilmiyor mu? Kendi milletvekili arkadaşının parlamentoda nasıl girip çıkması hususundaki tavrını bilmiyor mu? Biliyor. Ama şimdi işin istismarını yapıyor. Sayın Baykal'ın teşkilatı şu anda başörtüsü dağıtıyor, gazetelerde gördük bugün. Türban dağıtıyorlar. Kendisi işte ben Bosna'ya gittim, Bosna'da işte şöyle başörtüsü dağıttım, bunları konuşuyor. Acaba oradan bir şey alabilir miyiz? Bir ara otobüslerle, Meclis gurup toplantılarına başörtülü hanımları getirdiler, mesaj verebilir miyiz, diye. Ters tepince bakıyorsunuz, esip gürlüyorlar. Ondan sonra tekrar toparlama çalışmasına giriyorlar. Yani akşam başka, sabah başka. Bunların ipi ile kuyuya inilmez. Durum bu." "GÖNLÜMDEN GEÇEN" Dürüst, ilkeli davranılmadığını iddia eden Başbakan Erdoğan, "Bir konuda, açık, net ilkeni koy ortaya. Biz özgürlük açısından bakıyoruz" dedi. Kendi gönlünden geçeni de ifade eden Başbakan Erdoğan, " Başı açığı, başı örtülüsü hepsi rahatlıkla üniversitesine gidebilsin. Arzumuz budur. Ama toplumsal mutabakat var, kurumsal mutabakat yok" diye konuştu. Meslek liselerine uygulanan katsayı konusunu da "ciddi bir yanlışlık" olarak değerlendiren Başbakan Erdoğan, zaman içinde bunların kurumsal mutabakatla aşılacağına inandığını dile getirdi. Erdoğan, bu konuda toplumsal mutabakatın kesinlikle var olduğuna işaret ederek, "Gidelim referanduma halkın bu konuda ne dediğini görelim. Şu anda gittiğim mitinglerde vatandaşımın başı örtülüsü de, baş açığı da oradadır. Türkiye, bu. Böyle olmalı. Birbirini dışlayan değil, kucaklayan. Bunu başarmamız lazım" diye konuştu. YAKLAŞIK 3 SAAT SÜRDÜ Erdoğan, 3 saate yakın süren ve gece geç saatlerde biten programın sonunda, sandık başına gitme çağrısında bulundu. Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı: "Şu ana kadar belki kendilerinin verdikleri bir karar olabilir, bu kararı tekrar gözden geçirerek, Türkiye'nin geleceğine oy verdiklerini düşünerek, geçmişte bu insanlar ne yaptı ki gelecekte ne yapacaklar, tüm bu yolsuzluklar hangi iktidarların döneminde oldu, bu suiistimaller hangi iktidarların döneminde oldu, bu dönemde yolsuzlukların somut bir örneği var mı, yoksulluğun somut örneği var mı, yasaklarda acaba onların dönemine göre bu dönemde daha mı iyiyiz, daha mı kötüyüz? Bu kıyaslamayı yaparak ben vatandaşlarımızın oyunu Türkiye'nin geleceğine vermelerini istiyorum. Biz, dün neredeydik, bugün neredeyiz? Rakamlarla konuşuyoruz. Sağlıkta, eğitimde, sosyal alanlarda attığımız adımlar ortada. Mukayeseni yap. Bir eksilme varsa verme, yoksa ben oyuna talibim. Mutlaka vaktini ayır, sandık başına git, senin oyun önemli, değerli. İhmal etmeyin 22 Temmuz'u."

23 Ekim 2016 Pazar

Erdoğan Neden Abdülhamid Olamaz?




Erdoğan Neden Abdülhamid Olamaz?


Fatma Sibel Yüksek/ Açık İstihbarat

Tarih:28/08/2013 
Türü:İç Politika 



Abdülhamid olmak için, Olanı dağıtmak değil, dağılmakta olan vatanı bir arada tutmak gerekir;
Abdülhamid olmak için, Önüne gelenin elini öpmek değil, daha 8 yaşındayken babası Abdülmecid'in İngiliz sefirinin elini öpmesi isteğine karşı koymak gerekir..

Sen böyle bir Abdülhamid ol, biz Zindanlarında seve seve yatalım...
***************************
Recep Tayyip Erdoğan'ın,iktidarının son dönemlerinde kendisine bir "padişah" edası vermeye çalışması toplumun gözünden kaçmıyor.
Bakanları "Vezirleri" , bürokrasiyi "Mabeyini" gibi görmek; bir talimatıyla toplumun şekilleneceğini zannetmek..Öfke, belâgat ve celâdetin etkili bir yönetim tarzı olduğuna inanmak;
işi giderek adına vakfıyeler, ibadethaneler,mâbetler yaptırmaya kadar götürme girişimleri, böyle bir yönelimin açık örnekleri olarak dikkat çekiyor.
Özel hayatında ve yakın çevresi ile ilişkilerinde daha ne tür davranışlar sergilediğini ise bilmiyoruz. Gelen haberler ve kulaktan kulağa yayılan şayialar, iyi- kötü demokrasi görmüş bir toplumu irkiltecek nitelikte.
Böyle bir kişilik eğilimi, heveslisine "Padişahlık" efekti kazandırır mı bilemiyoruz. Bildiğimiz, bu tuhaf davranışın şu anda kendisine tapınanlarda korku, tapınmayanlarda ise mizah duygusu yarattığı. İnsan, mizah dergilerine ne kadar sık konu olursa, padişahlık hayalinin o kadar suya düşmesi kaçınılmazdır..
Tayyip Erdoğan'a padişahlık şehveti nasıl zerkedildi?
Tarih okuduğunu ve kendisini oradaki şahsiyetlerle bütünleştirdiğini sanmıyoruz; daha doğrusu tarih filan okumadığını iyi biliyoruz. Ancak belli ki arka planda, Tayyip Bey'in padişahlık düşlerini besleyen,diri tutan etkiler var.
Bu etkilerden birisinin, kendisine vâdedilmiş olan "İslam âlemi liderliği" olduğu tahmin edilebilir. Büyük Ortadoğu Projesi, Tayyip Bey'in zannettiği gibi hakikât olsaydı, Türkiye Cumhuriyeti vilayetlerden ve 'hinterland' dan müteşekkil federe bir Osmanlı mülkü; kendisi de hem bu mülkün hem de İslam aleminin sözüm ona yegâne lideri olacaktı!
Oysa Büyük Ortadoğu Projesi, ortadoğuyu paylaşma planının adıydı, sadece bir araçtı. "İslam alemi liderliği" gibi yaftalar ise bu plana tuzlukla koşanlara verilmiş içi boş rüşvetten başka bir şey değildi.
Tayyip Bey eğer tarih okusaydı, Osmanlı padişahlarının halifelik makamınını düvel-i muazama'nın planları içinde ve desteğiyle değil, aksine düvel-i muazzama'ya rağmen edindiklerini, dahası "düvel-i muazzama"nın bizzat Osmanlı'nın kendisi olduğunu bilirdi.
Halifelik, İmparatorluğun yıkılma döneminde bile II. Abdülhamid tarafından Batılı devletlere karşı güçlü bir koz olarak cansiperâne elde tutuldu. Osmanlı hazinesi tamtakırken, açlık çeken İstanbul halkı boş tencere ve tavalarla Yıldız Sarayı önünde nümayiş yaparken, Arap vilayetlerine yatırım yapmanın sebebi buydu.
Bu tarihi gerçeklerden habersiz olan Erdoğan, şimdi hayallerinin yıkılmasının öfkesini nereden çıkaracağını bilemiyor. Kendisine "İslam alemi liderliği" vâdedenlere karşı yürüttüğü yel değirmeni savaşınıı, kamuoyuna "Büyük devletlere kafa tutan, onurlu lider" diye yutturmaya çalışıyor.
Tekrar göze girme fırsatı çıktığında ise- Suriye'ye müdahale ihtimalinin belirmesi gibi- kafa tutan lider tiplemesini anında terkedip, "Biz de varız" diyerek koşturuyor.
Tayyip Erdoğan tarih okumuyor ama belli ki tarihi yanlış okuyan birileri, bu muhteris bünyeden epeyce post çıkarmak istiyor.
Mısır ve Suriye üzerinden kendisine "halifelik" rüyası gördürüyorlar. Zihninin arkasında bir "imparatorluk toprağı" illüzyonu yaratıp, davayı bu kadar aşırılıkla sahiplenmesini sağlıyorlar.
Oysa tekrar söyleyelim ki Sultan Abdülhamid halifelik makamını, bu postu Mekke'ye aldırmak isteyen İngilizlere karşı dahiyane siyasi taktiklerle ayakta tutmuştu. Balkan yenilgisinden sonra İmparatorluğun merkezini Arap vilayetlerine kaydırmak istemiş, bu yolda halifeliği de, İslam kültürünü de, cemaat ve tarikatları da, dini eğitimi de devletin bekası için bir araç olarak kullanmıştı.
Dolayısıyla, Tayyip Erdoğan'ın ipleri batı istihbaratlarının elinde olan halifelik rüyası ile Osmanlı padişahlarının gerçek halifeliği arasında hiç bir tarihi, siyasi, ahlaki bağlantı yoktur.
Buraya şuradan gelmiştik: Birileri, tarih bilgisi olmayan fakat imparatorluk hırsları olan Tayyip Erdoğan'ın egosu üzerinden emperyal planlarını yıllarca yürüttü. Tayyip Bey'in arıza yaptığı tek nokta, kendisine verilen sözlerin tutulmayacağını hissettiği noktadır.
Bunu hissettiğinde tehditkâr bir havaya bürünüyor, esip gürlemeye; Türklerin, Kürtlerin ve İslam aleminin kudretli lideri pozları kesmeye başlıyor.
Peki kendisine bu misyonları ve düşleri aşılayanlar,bu numaralardan etkileniyorlar mı? Asla!
Şimdi de Türkiye'nin AB ile bağları tarihte hiç olmadığı kadar kopmuşken, Arap coğrafyası bu derece karışmışken, Tayyip Bey'in tanımadığı, okumadığı, siyasetine vakıf olmadığı bir Abdülhamid karakterine, -daha doğrusu Abdülhamid karikatürüne- bürünmeye çalıştığını görüyoruz.
Güya Mısır vilayetini savunuyor...Güya Suriye vilayetinin başına musallat olan zalim şeyhe savaş açarak buradaki tebasını kolluyor, güya "Ey Birleşmiş Milletler" diyerek düvel-i muazzama'ya kafa tutuyor!
Düvel-i muazzama, Suriye'ye müdahale kararı alınca da, daha dün "Ortadoğunun kanını ve petrolünü içtiler" dediğine bakmadan, heyecanla "Biz de varız!" diye atılıyor..
Birileri belli ki, Rumeli eyaletlerini birer birer kaybeden Osmanlı'nın yüzünü Arap coğrafyasına dönmek zorunda kaldığı tarihi dönemlerle; Avrupa Birliği ile ipleri koparan Tayyip Bey idaresinin umudu Mısır'a ve Ortadoğu'da çıkacak bir karışıklıktan post kapmaya bağlamasını mukayese edip, "tarihin tekerrürü" olarak göstermeye çalışıyor..
Ortaya gerçek bir Abdülhamid çıkamayacağı için de tarih sahnesine karikatürünü sürüyorlar..
Tayyip Erdoğan'ı sözümona "Abdülhamidleştirme" planı alttan alta sinsi bir biçimde örülüyor. Tarihimizin en zeki, en stratejik ve taktiksel düşünen, en kurt ve de en tartışmalı imparatoruna hiç olmadık bir vücutta yeniden hayat verilmek isteniyor...
Bunun kamuoyununun gözünden kaçan küçük işaretleri var. Örneğin, Başbakanlık Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan, geçen gün "27 Ağustos1908 yılı bugun Abdulhamid Han'ın çılgın projesi, Hicaz Demiryolu hizmete girdi. Hızlı demiryolu da bizlere nasip olur inşaallah" şeklinde bir tweet attı. (Türkiye Cumhuriyet Başbakanlığı Özel Kalem Müdürü'nün tweetlerini genellikle Arapça attığına dikkat çekelim)
Bu tweet'e takipçilerinden "Devletin hasta adam olmadığı imajı vermesi açısından da çok önemlidir..Hicaz demiryolu hızlı tren hattı, kutsal topraklara anadoluyu bir daha kopmamalı üzere birbirine bağlarşeklinde mukabelede bulunanlar oldu...
Hicaz demiryolu, bu yazının kapsamını çok aşacak bir konudur ancak, Kalem-i Mahsusa'nın tweet'i akıllardan geçen "çılgın projeleri" göstermesi bakımından ilginçtir.
Şimdilik şunu söyleyelim; Hicaz demiryolu inşa etmek kim, siz kim? Sultan Hamid, Hicaz demiryolunu inşa ederken, Basra'dan Hindistan'a kadar olan bir hat üzerinde imparatorluğun egemenliğini korumaya çalışıyordu, hem de devletin en güçsüz düştüğü şartlarda! Daha da önemlisi, bunu imparatorluğun kendi toprakları üzerinde, halifelik postuna sığınarak ve de İngilizlere karşı yapıyordu..
Siz Washington'dan izin alacaksınız da, NATO'dan onay çıkacak da, Bağdat'taki ABD'li garnizon kumandanı başınıza çuval geçirmeyecek de..Hicaz Demiryolu inşâ edeceksiniz öyle mi?
Burnunuzun dibinde işgal edilen Irak'a terörist kovalamak için bile giremediniz; şimdi de Barzani'nin özel izniyle giriş çıkış yapıyorsunuz..Kaldı ki size binlerce kilometre demiryolu inşâ ettirecekler, öyle mi?
Tayyip Bey'i "Abdülhamidleştirme" projesi kapsamında, ileride heybeden çıkarılabilecek bir diğer turp da Ayasofya'nın ibadete açılması, daha doğrusu ortalığa böyle bir tehdidin savrulması olabilir.
Bunu da nereden anladık? Hatırlayın, Gezi Parkı olaylarının ilk günlerinde, Tayyip Bey yaptığı mitinglerden birinde, kalabalıktan "Ayasofya cami olsun" diye seslenilmesi üzerine, "Merak etmeyin o da olacak" demişti..
Yapabileceğinden değil, böyle bir konu üzerinde spekülasyon yaparak siyasi prim elde edecek. Ayasofya, cami yapılacaktı da 11 yıl niye beklendi?
İşin kötüsü, böyle tehlikeli ve kafa karıştırıcı gündem maddeleri karşısında Atatürkçü, laik,solcu vs. kesimin tuzağa düşme riski yüksektir. Ayasofya'nın cami yapılması veya Hızlı Hicaz Demiryolu salvosuna, eldeki ilk "ilerici" ezberlerle tepki gösterilecek, Erdoğan "gericilikle" suçlanacak, "Araplara hizmet ediyor" klişesi altında ekmeğine yağ sürülecektir.
Oysa gerçek Kemalistlerin, "Yapmazsan namertsin" demesi ve seccadeyi alıp Tayyip Bey ve avanesinden önce Ayasofya'da namaza dikilmesi lazımdır..
Emperyalist devletlere rağmen, Hicaz Demiryolu inşa edecek olan da Kemalistler tarafından alnından öpülmelidir..
Ama yapamaz, yapmaz; kimse merak etmesin. Sadece ortalığa hafif esanslı kokular yayıp, bundan siyasi rant elde etmeye çalışıyor..
Bu konuların daha çok su kaldıracağı kesin.
Muhteşem Yüzyıl dizisinin terzileri, Tayyip Bey'e evde ayna karşısında giymesi için istedikleri kadar Abdülhamid kıyafeti dikebilirler..
Abdülhamid olmak için, verilen her hediyeyi yutmak değil kimisini kabul etmeyecek, kimisini de devletin envanterine kaydettirecek bir ahlâka sahip olmak gerekir;
Abdülhamid olmak için, şehzadelerin gemicik sahibi olmaması, büyük şirketlere ortak yapılmaması, damatların medya şirketlerinin başına getirilmemesi gerekir;
Abdülhamid olmak için az konuşmak, saygınlığını korumak; çene düşmesi hastalığına tutulmamak gerekir;
Yılda 120 kez dış devletlere yüz sürme hevesine kapılmamak, yerinde oturmayı bilmek gerekir;
Abdülhamid olmak için İslamı da, halifeliği de, Arapça eğitimi de "amaç" değil, devletin bekası için "araç" olarak görmek gerekir.
Abdülhamid olmak için yedi cihanla satranç oynayacak zekâya, kılıç gibi taktik ve stratejiye, mangal gibi kompleksizliğe sahip olmak gerekir...
Ve de en önemlisi, Abdülhamid olmak için düvel-i muazzama'nın ortadoğu bayisi değil, tam tersine düvel-i muazzama'ya rağmen ayakta durabilen devlet adamı olmak gerekir.
Sen böyle bir Abdülhamid ol, biz zindanlarında seve seve yatalım...
Fatma Sibel Yüksek-
www.acikistihbarat.com
twitter.com/fasibel


..

15 Şubat 2016 Pazartesi

Erdoğan Neden Abdülhamid Olamaz?




Erdoğan Neden Abdülhamid Olamaz?



Fatma Sibel Yüksek
Açık İstihbarat
Tarih:28/08/2013 
Türü:İç Politika 



Abdülhamid olmak için, olanı dağıtmak değil, dağılmakta olan vatanı bir arada tutmak gerekir;

Abdülhamid olmak için, önüne gelenin elini öpmek değil, daha 8 yaşındayken babası Abdülmecid'in İngiliz sefirinin elini öpmesi isteğine karşı koymak gerekir..



Sen böyle bir Abdülhamid ol, biz zindanlarında seve seve yatalım...


***************************

Recep Tayyip Erdoğan'ın,iktidarının son dönemlerinde kendisine bir "padişah" edası vermeye çalışması toplumun gözünden kaçmıyor.

Bakanları " vezirleri " , bürokrasiyi " mabeyini " gibi görmek; bir talimatıyla toplumun şekilleneceğini zannetmek..Öfke, belâgat ve celâdetin etkili bir yönetim tarzı olduğuna inanmak;

işi giderek adına vakfıyeler, ibadethaneler,mâbetler yaptırmaya kadar götürme girişimleri, böyle bir yönelimin açık örnekleri olarak dikkat çekiyor.

Özel hayatında ve yakın çevresi ile ilişkilerinde daha ne tür davranışlar sergilediğini ise bilmiyoruz. Gelen haberler ve kulaktan kulağa yayılan şayialar, iyi- kötü demokrasi görmüş bir toplumu irkiltecek nitelikte.

Böyle bir kişilik eğilimi, heveslisine "padişahlık" efekti kazandırır mı bilemiyoruz. Bildiğimiz, bu tuhaf davranışın şu anda kendisine tapınanlarda korku, tapınmayanlarda ise mizah duygusu yarattığı. İnsan, mizah dergilerine ne kadar sık konu olursa, padişahlık hayalinin o kadar suya düşmesi kaçınılmazdır..

Tayyip Erdoğan'a padişahlık şehveti nasıl zerkedildi?

Tarih okuduğunu ve kendisini oradaki şahsiyetlerle bütünleştirdiğini sanmıyoruz; daha doğrusu tarih filan okumadığını iyi biliyoruz. Ancak belli ki arka planda, Tayyip Bey'in padişahlık düşlerini besleyen,diri tutan etkiler var.

Bu etkilerden birisinin, kendisine vâdedilmiş olan "İslam âlemi liderliği" olduğu tahmin edilebilir. Büyük Ortadoğu Projesi, Tayyip Bey'in zannettiği gibi hakikât olsaydı, Türkiye Cumhuriyeti vilayetlerden ve 'hinterland' dan müteşekkil federe bir Osmanlı mülkü; kendisi de hem bu mülkün hem de İslam aleminin sözüm ona yegâne lideri olacaktı!

Oysa Büyük Ortadoğu Projesi, ortadoğuyu paylaşma planının adıydı, sadece bir araçtı. "İslam alemi liderliği" gibi yaftalar ise bu plana tuzlukla koşanlara verilmiş içi boş rüşvetten başka bir şey değildi.

Tayyip Bey eğer tarih okusaydı, Osmanlı padişahlarının halifelik makamınını düvel-i muazama'nın planları içinde ve desteğiyle değil, aksine düvel-i muazzama'ya rağmen edindiklerini, dahası "düvel-i muazzama"nın bizzat Osmanlı'nın kendisi olduğunu bilirdi.

Halifelik, İmparatorluğun yıkılma döneminde bile II. Abdülhamid tarafından Batılı devletlere karşı güçlü bir koz olarak cansiperâne elde tutuldu. Osmanlı hazinesi tamtakırken, açlık çeken İstanbul halkı boş tencere ve tavalarla Yıldız Sarayı önünde nümayiş yaparken, Arap vilayetlerine yatırım yapmanın sebebi buydu.

Bu tarihi gerçeklerden habersiz olan Erdoğan, şimdi hayallerinin yıkılmasının öfkesini nereden çıkaracağını bilemiyor. Kendisine "İslam alemi liderliği" vâdedenlere karşı yürüttüğü yel değirmeni savaşınıı, kamuoyuna "Büyük devletlere kafa tutan, onurlu lider" diye yutturmaya çalışıyor.

Tekrar göze girme fırsatı çıktığında ise- Suriye'ye müdahale ihtimalinin belirmesi gibi- kafa tutan lider tiplemesini anında terkedip, " Biz de varız " diyerek koşturuyor.

Tayyip Erdoğan tarih okumuyor ama belli ki tarihi yanlış okuyan birileri, bu muhteris bünyeden epeyce post çıkarmak istiyor.

Mısır ve Suriye üzerinden kendisine "halifelik" rüyası gördürüyorlar. Zihninin arkasında bir "imparatorluk toprağı" illüzyonu yaratıp, davayı bu kadar aşırılıkla sahiplenmesini sağlıyorlar.

Oysa tekrar söyleyelim ki Sultan Abdülhamid halifelik makamını, bu postu Mekke'ye aldırmak isteyen İngilizlere karşı dahiyane siyasi taktiklerle ayakta tutmuştu. Balkan yenilgisinden sonra İmparatorluğun merkezini Arap vilayetlerine kaydırmak istemiş, bu yolda halifeliği de, İslam kültürünü de, cemaat ve tarikatları da, dini eğitimi de devletin bekası için bir araç olarak kullanmıştı.

Dolayısıyla, Tayyip Erdoğan'ın ipleri batı istihbaratlarının elinde olan halifelik rüyası ile Osmanlı padişahlarının gerçek halifeliği arasında hiç bir tarihi, siyasi, ahlaki bağlantı yoktur.

Buraya şuradan gelmiştik: Birileri, tarih bilgisi olmayan fakat imparatorluk hırsları olan Tayyip Erdoğan'ın egosu üzerinden emperyal planlarını yıllarca yürüttü. Tayyip Bey'in arıza yaptığı tek nokta, kendisine verilen sözlerin tutulmayacağını hissettiği noktadır.

Bunu hissettiğinde tehditkâr bir havaya bürünüyor, esip gürlemeye; Türklerin, Kürtlerin ve İslam aleminin kudretli lideri pozları kesmeye başlıyor.

Peki kendisine bu misyonları ve düşleri aşılayanlar,bu numaralardan etkileniyorlar mı? Asla!

Şimdi de Türkiye'nin AB ile bağları tarihte hiç olmadığı kadar kopmuşken, Arap coğrafyası bu derece karışmışken, Tayyip Bey'in tanımadığı, okumadığı, siyasetine vakıf olmadığı bir Abdülhamid karakterine, -daha doğrusu Abdülhamid karikatürüne- bürünmeye çalıştığını görüyoruz.

Güya Mısır vilayetini savunuyor...Güya Suriye vilayetinin başına musallat olan zalim şeyhe savaş açarak buradaki tebasını kolluyor, güya "Ey Birleşmiş Milletler" diyerek düvel-i muazzama'ya kafa tutuyor!

Düvel-i muazzama, Suriye'ye müdahale kararı alınca da, daha dün "Ortadoğunun kanını ve petrolünü içtiler" dediğine bakmadan, heyecanla "Biz de varız!" diye atılıyor..

Birileri belli ki, Rumeli eyaletlerini birer birer kaybeden Osmanlı'nın yüzünü Arap coğrafyasına dönmek zorunda kaldığı tarihi dönemlerle; Avrupa Birliği ile ipleri koparan Tayyip Bey idaresinin umudu Mısır'a ve Ortadoğu'da çıkacak bir karışıklıktan post kapmaya bağlamasını mukayese edip, "tarihin tekerrürü" olarak göstermeye çalışıyor..

Ortaya gerçek bir Abdülhamid çıkamayacağı için de tarih sahnesine karikatürünü sürüyorlar..

Tayyip Erdoğan'ı sözümona " Abdülhamidleştirme " planı alttan alta sinsi bir biçimde örülüyor. Tarihimizin en zeki, en stratejik ve taktiksel düşünen, en kurt ve de en tartışmalı imparatoruna hiç olmadık bir vücutta yeniden hayat verilmek isteniyor...

Bunun kamuoyununun gözünden kaçan küçük işaretleri var. Örneğin, Başbakanlık Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan, geçen gün "27 Ağustos1908 yılı bugun Abdulhamid Han'ın çılgın projesi, Hicaz Demiryolu hizmete girdi. Hızlı demiryolu da bizlere nasip olur inşaallah" şeklinde bir tweet attı. (Türkiye Cumhuriyet Başbakanlığı Özel Kalem Müdürü'nün tweetlerini genellikle Arapça attığına dikkat çekelim)

Bu tweet'e takipçilerinden " Devletin hasta adam olmadığı imajı vermesi açısından da çok önemlidir..Hicaz demiryolu hızlı tren hattı, kutsal topraklara anadoluyu bir daha kopmamalı üzere birbirine bağlar" şeklinde mukabelede bulunanlar oldu...

Hicaz demiryolu, bu yazının kapsamını çok aşacak bir konudur ancak, Kalem-i Mahsusa'nın tweet'i akıllardan geçen "çılgın projeleri" göstermesi bakımından ilginçtir.

Şimdilik şunu söyleyelim; Hicaz demiryolu inşa etmek kim, siz kim? Sultan Hamid, Hicaz demiryolunu inşa ederken, Basra'dan Hindistan'a kadar olan bir hat üzerinde imparatorluğun egemenliğini korumaya çalışıyordu, hem de devletin en güçsüz düştüğü şartlarda! Daha da önemlisi, bunu imparatorluğun kendi toprakları üzerinde, halifelik postuna sığınarak ve de İngilizlere karşı yapıyordu..

Siz Washington'dan izin alacaksınız da, NATO'dan onay çıkacak da, Bağdat'taki ABD'li garnizon kumandanı başınıza çuval geçirmeyecek de..Hicaz Demiryolu inşâ edeceksiniz öyle mi?

Burnunuzun dibinde işgal edilen Irak'a terörist kovalamak için bile giremediniz; şimdi de Barzani'nin özel izniyle giriş çıkış yapıyorsunuz..Kaldı ki size binlerce kilometre demiryolu inşâ ettirecekler, öyle mi?

Tayyip Bey'i " Abdülhamidleştirme " projesi kapsamında, ileride heybeden çıkarılabilecek bir diğer turp da Ayasofya'nın ibadete açılması, daha doğrusu ortalığa böyle bir tehdidin savrulması olabilir.

Bunu da nereden anladık? Hatırlayın, Gezi Parkı olaylarının ilk günlerinde, Tayyip Bey yaptığı mitinglerden birinde, kalabalıktan "Ayasofya cami olsun" diye seslenilmesi üzerine, "Merak etmeyin o da olacak" demişti..

Yapabileceğinden değil, böyle bir konu üzerinde spekülasyon yaparak siyasi prim elde edecek. Ayasofya, cami yapılacaktı da 11 yıl niye beklendi?

İşin kötüsü, böyle tehlikeli ve kafa karıştırıcı gündem maddeleri karşısında Atatürkçü, laik,solcu vs. kesimin tuzağa düşme riski yüksektir. Ayasofya'nın cami yapılması veya Hızlı Hicaz Demiryolu salvosuna, eldeki ilk "ilerici" ezberlerle tepki gösterilecek, Erdoğan "gericilikle" suçlanacak, "Araplara hizmet ediyor" klişesi altında ekmeğine yağ sürülecektir.

Oysa gerçek Kemalistlerin, "Yapmazsan namertsin" demesi ve seccadeyi alıp Tayyip Bey ve avanesinden önce Ayasofya'da namaza dikilmesi lazımdır..

Emperyalist devletlere rağmen, Hicaz Demiryolu inşa edecek olan da Kemalistler tarafından alnından öpülmelidir..

Ama yapamaz, yapmaz; kimse merak etmesin. Sadece ortalığa hafif esanslı kokular yayıp, bundan siyasi rant elde etmeye çalışıyor..

Bu konuların daha çok su kaldıracağı kesin.

Muhteşem Yüzyıl dizisinin terzileri, Tayyip Bey'e evde ayna karşısında giymesi için istedikleri kadar Abdülhamid kıyafeti dikebilirler..

Abdülhamid olmak için, verilen her hediyeyi yutmak değil kimisini kabul etmeyecek, kimisini de devletin envanterine kaydettirecek bir ahlâka sahip olmak gerekir;

Abdülhamid olmak için, şehzadelerin gemicik sahibi olmaması, büyük şirketlere ortak yapılmaması, damatların medya şirketlerinin başına getirilmemesi gerekir;

Abdülhamid olmak için az konuşmak, saygınlığını korumak; çene düşmesi hastalığına tutulmamak gerekir;

Yılda 120 kez dış devletlere yüz sürme hevesine kapılmamak, yerinde oturmayı bilmek gerekir;

Abdülhamid olmak için İslamı da, halifeliği de, Arapça eğitimi de "amaç" değil, devletin bekası için "araç" olarak görmek gerekir.

Abdülhamid olmak için yedi cihanla satranç oynayacak zekâya, kılıç gibi taktik ve stratejiye, mangal gibi kompleksizliğe sahip olmak gerekir...

Ve de en önemlisi, Abdülhamid olmak için düvel-i muazzama'nın ortadoğu bayisi değil, tam tersine düvel-i muazzama'ya rağmen ayakta durabilen devlet adamı olmak gerekir.

Sen böyle bir Abdülhamid ol, biz zindanlarında seve seve yatalım...

Fatma Sibel Yüksek
www.acikistihbarat.com

twitter.com/fasibel


http://acikistihbarat.com/Sayfalar/haberdetay.aspx?id=10403


..

15 Mart 2015 Pazar

AHMET HAKAN'DAN ERDOĞAN'A 7 KRİTİK İSRAİL SORUSU




AHMET HAKAN'DAN ERDOĞAN'A 7 KRİTİK İSRAİL SORUSU,



AHMET HAKAN'DAN ERDOĞAN'A 7 KRİTİK İSRAİL SORUSU

Erdoğan'a 7 kritik İsrail sorusu
Hürriyet yazarı Ahmet Hakan, Erdoğan'a İsrail'le ilgili 7 soru sordu.
İktidar ve Başbakan Tayyip Erdoğan hakkındaki iddiaları hatırlatan Ahmet Hakan, birbirinden çarpıcı 7 soruyu sıraladı ve Erdoğan'dan cevap vermesini istedi.
NUTUKSUZ OLUR AMA SORUSUZ DEMOKRASİ OLMAZ
İsrail bağlamındaki soruların iyice biriktiğini savunan Ahmet Hakan, "Acaba Tayyip Erdoğan, bu 'soru birikmesi' nedeniyle mi her türlü soruya muhatap olacak ortamlardan uzak duruyor? Bilmiyorum" dedi ve ekledi:
"Ama bildiğim şeyler var:
- Nutuksuz olur ama sorusuz demokrasi olmaz.
- Şiirsiz olur ama sorusuz demokrasi olmaz.
- Haykırmasız olur ama sorusuz demokrasi olmaz."
NEDEN İSRAİL'LE İLİŞKİLERİ KESMİYORSUNUZ?
"Cevapsız kalsa da, kalmasa da... Biz görevimizi yapalım" diyen Ahmet Hakan şu 7 soruyu sıraladı:
"BİR: Neden İsrail'le her türlü ilişkiyi kesmiyorsunuz? Bu tutumunuzun gerçekçi, akılcı politikalar izlemekle bir ilgisi varsa... Neden bu gerçekçi ve akılcı gerekçeleri halkınıza izah etmekten kaçınıyorsunuz?
İSRAİL'E JET YAKITI SATIYOR MUYUZ?
İKİ: Türkiye'den İsrail'e jet yakıtı satıldığına dair çok ciddi iddialar var. En önemsiz iddialara bile uzun cevaplar verirken bu iddiayı neden görmezden geliyorsunuz? Neden buna bir cevap vermiyorsunuz
NEDEN 'EYYY OBAMA!' DEMİYORSUNUZ?
ÜÇ: Obama "İsrail'in kendini savunma hakkı vardır" dedi... Neden Obama'nın bu korkunç açıklamasına şöyle gür bir seda ile "Eyyy Obama!" diye karşı çıkmadınız? Herkese "Eyyy" diyen dudaklar, sıra Obama'ya gelince neden tek "y" ile de olsa bir "ey" diyemiyor?
SURİYE VE IRAK'TA OLANLARIN ROLÜ VAR MI?
DÖRT: İsrail'in pervasızlığının ve küstahlığının artmasında Suriye ve Irak'ta yaşanan gelişmelerin rolü oldu mu? Bu konuda neden bir analiz yapmıyorsunuz? Bu konu bir analiz yapmaya bile değmeyecek bir konu mudur?
EN ACİL KONUDA BİRŞEY YAPAMIYOR MUSUNUZ?
BEŞ: Katliamın derhal durması ve ateşkesin hemen sağlanması... Şu anda en acil konu bu... Bu konuda hiçbir şey yapamıyor olmak nasıl bir duygu? Ne hissediyorsunuz?
2 YIL ÖNCE İSRAİL'E VETO'YU KALDIRDINIZ MI?
ALTI: "Türkiye'nin 50 yıllık vetosunu kaldırması sonucu İsrail'in OECD'ye girdiği" iddiası var. Bu iddia hakkında hiçbir şey söylemeyecek misiniz? İsrail bundan iki sene önce sayenizde OECD'ye girdi mi? Vetoyu kaldırdıysanız neden kaldırdınız?
YAHUDİ CESARET MADAYLASI İÇİN NEDEN SUSUYORSUNUZ?
YEDİ: Bazı muhalifleriniz aldığınız "Yahudi Cesaret Ödülü" nü iade etmenizi istiyor. Bu konuyu neden geçiştiriyorsunuz? Neden "madalya" konusunda hiçbir şey olmamış gibi yapmayı tercih ediyorsunuz?
Neden " Ne Alakası var ya " bile demiyorsunuz?



..