Kürşad Zorlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kürşad Zorlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Eylül 2017 Pazar

Türkmenler için geri sayım...


Türkmenler için geri sayım...


02 Ağustos 2017 Çarşamba
Kürşad Zorlu



Dün ABD’nin YPG’ye yaptığı silah/mühimmat yardımının görüntüleri kamuoyuna yansıdı. Şu ana kadar 909 TIR hacmine ulaşan yardımlardaki silah, mayın temizleme araçları, tam donanımlı 4x4 jipler ve dahası YPG-PKK terör örgütünün ne ölçüde destek bulduğunu gözler önüne seriyordu.

Doğrusu ABD’nin bu konudaki güvenceleri çoktan güvenilir olmaktan çıktı.

Haziran ayında ABD Savunma Bakanı James Mattis tarafından dönemin Milli Savunma Bakanı Fikri Işık’a  yazılan mektupta “YPG’ye verilen silahların düzenli olarak envanterinin gönderileceği ve DEAŞ operasyonlarının ardından geri alınacağı” belirtiliyordu. ABD daha önce de YPG-PKK’nın Menbiç’ten çekileceği taahhütünde bulunmuş hatta sonradan gerçek olmadığı anlaşılan çekilme görüntüleri yayınlamıştı.

Aslında vahim tablonun tam ortasında ÖYLE BİR GERÇEK VAR Kİ terör örgütünün beslendiği cesaret alanını açıkça ortaya koyuyor.

Hemen hatırlayalım o gerçeği…

Açıklamanın sahibi ABD Özel Kuvvetler Komutanı Orgeneral Raymond Thomas.

Geçtiğimiz ay bir düşünce kuruluşunun açılışına katılan Thomas şöyle diyordu:

“Onlar kendilerine resmi olarak YPG diyorlardı ki Türkler, bunun PKK ile aynı olduğunu söylüyor ve “benim terörist düşmanımla muhatap oluyorsunuz” diyerek müttefikliğimizi sorguluyorlar. Biz de bunun üzerine onlara isimlerini değiştirmeleri gerektiğini söyledik. Bir gün sonra adlarının Suriye Demokratik Güçleri olduğunu ilan ettiler. Bu zekiceydi. Onlara itibar sağladı.”

Demek ki neymiş…

Bugün PKK ile bütünleşik olan YPG terör örgütünün ve sonradan Suriye Demokratik Güçleri (SDG) adıyla faaliyetlerine devam etmesinin ARKASINDA ABD varmış. 
Üstelik müttefikimiz gerçeği böyle açıklarken bir de Türkiye’ye SDG’nin çoğunluğunun Araplardan oluştuğu tesellisinde bulunuyor.

İş bununla da kalmıyor.

Birkaç ay önce Irak’taki Peşmerge Bakanlığı’nın açıklamasına göre öncülüğünü ABD’nin yaptığı bazı ülkelerce sözde devlet üzerinde DÜZENLİ BİR ORDU oluşturuluyor. 
Şuan 40 Bin’i aşan eğitimli peşmerge sayısının bu yolla 160 Bin’e ulaşması hedefleniyor. Bir de Suriye’nin kuzeyinde sayıları 50 Bini geçen YPG/PKK varlığı söz konusu. 
Düzenli bir ordu demek tam tamları çalınan Kürt Devletinin hazırlıklarından sadece birisi. Devlet varsa ordu, ordu var ise devlet yolda demektir.

 Daha bitmedi…Her fırsatta Irak’ın toprak bütünlüğünden yana olduğunu açıklayan ABD Washington’da “Kürdistan’ın” BİLMEM NESİ konulu bir çok toplantı gerçekleştiriyor. 
Daha geçen hafta bunlardan birinde hukukçular toprak bütünlüğünün Irak Anayasasında genel geçer kural olmadığına yönelik sunumlar yaptılar. Yani Kuzey’deki sözde devlet hedefine KILIF hazırlıyorlar.

Bir de Barzani’nin haber portalında yer alan doğru yanlış haberler var. Arkalarında duran dış desteğin akademik ya da medyatik yüzlerini “referandum” ve “bağımsızlık” hedefine ortak ediyorlar. Bir kısmı da yönlendirme haberler. En son Irak Türkmen Cephesi Başkanı Erşat Salihi’nin yaptığı açıklamaları sanki TÜRKMENLER de Referanduma karşı değilmiş gibi verdiler.

Ve Türkmenler şu vahim açıklamayı yapmak zorunda kaldılar.

“ Rudaw Tv’ye, Kürt partilerine Güvenimiz kalmadı, 1959 Katliamını yaşayabiliriz.”

Gerçekten 1959’da da buna benzer bir süreç vardı. Türkmenler yok sayılıyordu. Neticesinde de katliama uğradılar.

Şimdi Türkiye’ye büyük görev düşüyor. Kaybedilen zaman bir tarafa acil adımlar atılmazsa Türkmenler ezilecek. Silahlı mücadele her zaman masada durması gerekirken aynı zamanda Ankara’da akademisyenler, uzmanlar ve ulusal/uluslararası kuruluşların katılacağı büyük bir toplantı yapılmalı. “Türkmenlerin geleceği” konulu bu toplantıda Türkiye EN ÜST DÜZEYDE temsil edilerek dünyaya gerekli mesaj verilmeli.

http://www.gazetevatan.com/kursad-zorlu-1089868-yazar-yazisi-turkmenler-icin-geri-sayim-/

***

22 Eylül 2017 Cuma

“ Kürt Devleti ” İsrail Projesi mi ?

“ Kürt Devleti ” İsrail Projesi mi ?








20 Eylül 2017 Çarşamba
DOC.DR. KÜRŞAT ZORLU,
“Bağımsız Kürdistan’a evet mi hayır mı?” sorusunun oylanacağı referanduma sadece 5 gün kaldı. İrdelenen hususlardan birisi de İsrail’in kurulması düşünülen Kürt Devletinin neresinde olduğu…Kimi yazarlar Türkiye’nin referanduma ve hatta Kürt devletine karşı çıkmasını İsrail’in çıkarlarına hizmet ettiğini söylüyor.
Acaba gerçekten böyle mi?
Tarihsel sürece bakıldığında İsrail’in (1) Yahudi Kürt lobisi (2) 1950’lere dayanan istihbarat ve asker desteği (3) 90’lı yıllarda ve 2003 sonrası ABD ile fiili durum yaratma hamlelerin odağında olduğu görülüyor.
MOSAD ajanı Tsafrir 1963-1975 yılları arasında Irak’taki Kürtlere yoğun destek sağladıklarını gizlemiyor. Hatta MOSSAD’ın K.Irak’a olan ilgisini 1934 yılına kadar götürmek mümkün. Daha İsrail’in kurulmadığı o tarihte bölgeye gönderilen R.Shiloah (daha sonra MOSSAD’ın özel operasyonlar biriminin sorumlusu oldu) buradaki Yahudi Kürtlerin Filistin’e gelmesi için görüşmeler yapmış. İsrail’de bulunan Kürtlerin 150 binin üzerinde olduğu belirtiliyor. ABD’deki Yahudi lobisinde de etkililer.İşte bu süreçte Mesut Barzani’nin babası Molla Mustafa Barzani’nin birkaç kez MOSSAD’la görüştüğü biliniyor.
1965 sonrası İsrail ve İran’ın Irak’taki rejimin zayıflaması için peşmergeye silah ve eğitim desteği verdiği belirtiliyor. 1963’ten itibaren İsrail tarafından Kürtlere her yıl 500 Bin dolar destek sağlanırken 1975’e kadar ABD tarafından 16 milyon dolarlık yardım yapılıyor. 1970’e gelindiğinde bazı petrol sahalarının tahrip edilmesi ile rezervleri düşen Irak yönetimi Kürtlere geniş haklar tanıyan bir anlaşma imzalamak zorunda kalıyor. Bununla birlikte K.Irak’ta PARASTİN adlı istihbarat örgütünün kurulmasında da İsrail’in verdiği destek önemli. Bu yapı MOSSAD’la güçlü bilgi alışverişinde bulunmuş.
Bu destek süreci Irak ve İran arasında imzalanan Cezayir anlaşması ile kesilmiş ve İran üzerinden gönderilen yardımlar durmuştur. Irak ordusu Kürt isyanını oldukça sert bir şekilde bastırmış ve Mustafa Barzani İran’a sığınmak zorunda kalmıştır. Bir süre sonra da ABD’ye gitmiştir.
90’lı yıllara gelindiğinde bu bölge Kuveyt’in işgali sonrasında ABD ve İngiltere tarafından 36’ncı paralelin kuzeyini güvenli bölge ilan etmesi ile de facto bir nitelik kazanmıştır. 
2003 sonrasında ise Türkiye, İran, Arap ülkelerinin tepkisi dikkate alınarak ilişkiler genellikle kapalı devre sistemi ile sürdürülmüştür. Türkiye-İsrail yakınlaşması ve MOSSAD’la işbirliği artışı İsrail’i ikili bir çevreleme politikasına götürmüştür. İsrail K.Irak yönetimine verdiği desteği Türkiye’yi rahatsız etmeyecek bir içerik ve üslupla yürütmüştür. Ancak 2003 sonrası verilen destek belirginleşmiş ve DAVOS’un ardından gerilen ilişkiler İsrail’in giderek Bölgesel Yönetime açıktan desteğine evrilmiştir.
Bugün daha da uygun koşullar söz konusudur. ABD bölgeye konuşlanmış ve DEAŞ’a karşı Suriye’de YPG’yi, Irak’ta Peşmerge’yi kullanmaktadır. Arap ülkelerinin bölünmüşlüğü ve iç savaşlar gölgeleme politikasını bir gereklilik olmaktan çıkarmıştır.
26 Haziran 2014’te ABD’ye giden İsrail Devlet Başkanı Simon Peres Irak’ta savaşan grupların birleşemeyeceğini ve Kürt Devleti’nin fiilen kurulduğunu ifade etmesi en üst düzeyden yapılan açıklamadır.
Peres’in “IKBY’nin petrol satışına yardımcı olan Türkiye’nin de bu durumu kabul etmişe benzediği” yönündeki açıklaması dikkat çekicidir. 2014 sonunda Aljazeera’ya konuşan eski Dışişleri Müsteşarı AlonLiel’de açıktan böyle bir söyleme yönelişlerinde Türkiye’nin K.Irak politikasındaki değişmeyi gerekçe göstermesi önemlidir.
Çok açık ki Irak’ta bir Kürt devleti Arap dünyasının çevrelediği İsrail’in yalnızlığına son verebileceği gibi İran’ın istikrarsızlaşmasını sağlayabilir. Bu sebeple Türkiye-İsrail ilişkileri ve referandum sürecine olası etkileri ciddiyetle irdelenmeye muhtaçtır.

***