NECATI ÖZGEN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
NECATI ÖZGEN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Haziran 2017 Salı

Türk Ordusu Kuzey Irak’ta Bulunmalı



Türk Ordusu Kuzey Irak’ta Bulunmalı 


(E) Org. Necati Özgen 
29.11.2004/Sayı:70
Harp Akademileri Eski Komutanı (E) Org. Necati Özgen:




ABD Kuzey Irak’ta Kürt Devleti Kurmak istiyor,

TÜRKSOLU: Kuzey Irak’ta ABD’nin hamiliğinde ve gözetiminde bir Kürt Devleti kurulmaya çalışılıyor. Son dönemde bu konuda ABD büyük ilerleme kaydetti. Kürt Devleti tehlikesi gittikçe daha da gerçek hale gelmeye başladı.

NECATİ ÖZGEN: ABD, Kuzey Irak’ta bir Kürt devletinin kurulmasını istiyor. Ancak bu Kürt Devleti ABD’nin koruyuculuğunda, onun desteğini arkasına alırsa varolabilir. Eğer ABD destek olmazsa, orada bir Kürt Devleti kurulamaz ve yaşayamaz. Yani o vahşi arazide, denizi ve havalimanı olmayan, hava sahası komşu ülkeler tarafından kapalı bir devletin orada tek başına yaşaması olası değil. O zaman hepimizin mutabık olması gerekir ki Kürt Devleti ancak ABD’nin desteğiyle kurulabilir. Ayrıca, Irak’a komşu ülkeler arasında Kürt devletini kabullenen yok. Suriye, İran, Türkiye bu devleti istemiyor.

Irak’taki son duruma baktığımız zaman, görüyoruz ki kamu kurum ve kuruluşlarında Kürtler çok yer elde etmiş. Örneğin Irak Geçici Yönetimi’nde 6 tane Kürt temsilcisi varken sadece bir tane Türkmen var. Türkmenler hiçbir şekilde haklarını elde etmiş değiller. Geçici Anayasa’ya bakıyorsun, Türkmen bölgelerinin çoğunluğu Kürt bölgesinde kalıyor. Peki Kürt bölgesinde kalan Türkmenler ne olacak? Bu yıl Nisan’dan itibaren Türkmenlere yönelik bir takım mezalimler oldu. ABD’nin yaptıklarını değil, Kürt aşiretlerinin yaptıklarını kastediyorum. Bu bölgeler Kürt bölgesi içinde kaldığı zaman orada Türkmenlerin yaşama şansı ne olacak? Silinip gidecekler.

Bir de, Türkmenlerin silahı yok, örgütlenmemiş, lideri yok, parçalı Türkmen cephe ve partileri var. Bir birlik ve beraberlik orada sağlanamamış. Türkiye de oraya kolunu arzu ettiğimiz derecede uzatmamış, gerekli yardımları yapmamış. Şimdi geleceğe baktığınız zaman, Geçici Anayasa diyor ki, nüfus sayımı yapıldığı zaman Kürtler fazla çıkarsa, Kerkük Kürt bölgesi içine alınacak. O zaman mutlaka bir kaos olacak.

Musul ve Kerkük’ü bir barajın duvarı olarak düşünün. Eğer bu duvar yıkılırsa, barajın suları Türkiye’yi etkisi altına alır.

Türk Ordusu’nun Kuzey Irak’ta bulunması yeterli

TÜRKSOLU: Peki bu kaos yaşandığında, Türkiye, Türk ordusu ne yapacak?

NECATİ ÖZGEN: Böyle bir durumda Türkiye elini kolunu bağlayarak kalamaz diye düşünüyorum. Ancak Kerkük’e kadar bir operasyonun da şart olduğunu düşünmüyorum. O mesafede bir operasyona gerek olmayabilir. Kerkük çok uzak bir mesafe, kolay bir harekat olmaz.

TÜRKSOLU: Kerkük değilse, neresi?

NECATİ ÖZGEN: Yeter ki Türk Silahlı Kuvvetleri Kuzey Irak’ta bulunsun. Bunun mesafesi o kadar önemli değil. Kerkük’e kadar gitmese de olur. Kuzey Irak’ta bulunması Kürt peşmergeleri caydırmak ve Türkmenleri korumak için yeterli diye düşünüyorum.

Bu fırsatı tabii zamanında kaçırdık. Tezkere tartışmaları döneminde, Kuzey Irak’ta bulunalım dedik ama ABD kabul etmedi biliyorsunuz. Ama ondan önce, biz orada Silahlı Kuvvetlerimizi bulundurmuş olsaydık, şu durumların hiçbiri olmazdı.

TÜRKSOLU: Kuzey Irak’ta Kürt istilacılığı Türkmenler ve Türkiye için büyük tehdit oluşturuyor. Ancak ABD’nin bölgedeki varlığı da aynı derecede tehdit değil mi? ABD’nin Telafer’de düzenlediği operasyon bu konuda uyarıcı değil miydi?



 <    Harp Akademileri Eski Komutanı (E) Org. Necati ÖzgenTelafer’de ABD Türkiye’yi tehdit etti  >

NECATİ ÖZGEN: Bence Telafer çok planlı bir olay. Telafer’de ABD şu mesajı verdi: “Türkiye sınırına en yakın ve Türkmenlerin meskun olduğu bir yere geliriz, gerekeni yaparız, gerekirse katliam da yaparız, hiç kimse de Türkiye de sesini çıkaramaz.”

Türkiye’ye çok yakın olduğu icin, Telafer’den güneye doğru inip Türkmen bölgesine gelirken, Musul yolunu kesiyorsun. Ovaköy Sınır Kapısı açılacaktı, gündemden tamamen çıkmış durumda.

Ayrıca ABD psikolojik bir üstünlük de sağladı. Ben bir Türkmen olsam; en yakınım Türkiye’nin herhangi bir müdahalesi olmamış, sadece söylemle geçiştirilmiş, bu kadar zayiat verilmiş, şehrimiz şöyle edilmiş... Bu bana açık bir gözdağıdır. Oradaki herkese, komşu ülkeler de dahil olmak üzere, Irak ve çevresindeki tüm ülkeler için gözdağı.

ABD Felluce’de katliam yapıyor

Felluce’de de çok büyük bir katliam yaşanıyor. Bir vahşet. Müslümanlar katlediliyor. Şu anda 600 bini geçti. Teknolojinin verdiği silahlarla yerle bir ediliyor binalar ve millet bir bir ölüyor. Bu katlima karşı dünya sessiz, Türkiye sessiz. Ben o zaman soruyarum nerede insan hakları, nerede İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi? Peki bu vahşete karşı neden dünya sesini çıkarmıyor? Dolayısıyla Şiiler de Felluce konusunda bir birliktelik olmadı. Neden olmadı? ABD eminim ki bu birleşikliği ayırmak için yoğun psikolojik harp uyguladı Bir de Şiiler çoğunluk olmalarına rağmen, yüzyıllardır hiç hükümet olmamışlar. 31 Ocak’ta da seçim yapılacak. Bu ülkenin %65’i madem ki Şii, belki yönetimde ağırlıklı bir durumda oluruz diye düşünüyorlar.

TÜRKSOLU: Irak’ta ancak laik-milliyetçi bir hareket direnişi birleştirebilir.

NECATİ ÖZGEN: Kesinlikle öyle olmalı. Tabii. Mutlaka devletin bütünlüğü ve egemenliğinin sağlanması bizim ve komşu ülkeler için önemli. ABD komşu ülkelerin de etkili olmasını, sesini çıkarıp birleşmesini, İran-Irak-Suriye-Türkiye siyaseten birleşmesini istemiyor.

Benim endişem şu. ABD Ortadoğu’da parcça parça devletler kurmak istiyor ABD: Kendine bağlı, kendisinin gözetiminde, devletçikler kurmak, o da Ortadoğu’nun İmparatoru olacak.

TÜRKSOLU: Türkiye Kandil Dağı’ndaki PKK varlığına nasıl son verecek?

Kuzey Irak’taki PKK kamplarına operasyon şart

NECATİ ÖZGEN: PKK Kandil Dağı’nı merkez olarak kullanıyor, ama daha önce sınırötesi operasyonlarla boşalttığımız, sınırımıza yakın yerlerdeki kamplarına tekrar yerleşmiş durumda. Yapılacak şey şu: ABD madem ki Irak’ın güvenliğinden sorumlu. ABD’yle konuşacağız. Diyeceğiz ki, “PKK bir terör örgütü ve sen bunu terör örgütü listene de almıştın. Sizden defalarca istedik, bunları etkisiz hale getirin diye, ama getirmediniz. O zaman bunu müşterek yapalım.”

Kabul etmediler mi?

“O zaman ben kendim yapacağım. Bunun başka bir yolu yok. Kuzey Irak’taki PKK kamplarına bir harekat düzenleyeceğim. Sen nasıl binlerce kilometre öteden gelmişsin. Ben ayağımın dibindeki, benim güvenliğimi tehdit eden bir terör örgütüne karşı nasıl harekat yapmam?”

Buna kimse bir şey diyemez. Bu meşru müdafaa.


Harp Akademileri Eski Komutanı (E) Org. Necati ÖzgenBen şahıs olarak, ABD’yi bir dost olarak
görmüyorum. Uzun süre Güneydoğu’da görev yaptım. Çekiç Güç’ün Cudi Dağı’na, PKK’ya, malzeme attığını ben
ve ekibim iki defa gözlerimizle gördük. Eşref Paşa’yla beraber Kuzey Irak’a giderken, Çekiç Güç’ün uçaklarıyla bizi taciz eden ABD’ydi.

TÜRKSOLU: Üstelik PKK terörü son dönemde yeniden arttı.

NECATİ ÖZGEN: Tabii. Son 5 ayda PKK terörüne 47 şehit verdik. Nasıl bir vurdumduymazlık anlamak mümkün değil. Bu terör bu şartlarda, bu stratejiyle, böyle devam eder, bitmez. AB’nin isteklerine boyun eğdikçe, teröristbaşı Apo dahil olmak üzere ortada dolaşan lider bozuntusu insanların söylemlerine izin verdikçe, ilgili partilere göz yumdukça terör böyle devam eder. Önlem alacağımıza ne yapıyoruz. Bunları bakanlıklarda ağırlıyoruz. Resmi olarak makamımızda kabul ediyoruz, hatta yeşil pasaport veriyoruz. Ben böyle bir siyaseti, böyle bir diplomasiyi anlayamıyorum. Ama bir yerde ip kopacak. Bir yerde karar vermek gerekecek.

Teröristler gelsin, Türk Devleti’nin ve Türk adaletinin şefkatli kollarına teslim olsunlar.

Hürriyet Gazetesi bir pazar ilavesinde Kandil Dağında PKK’lı teröristlerle röportaj yapmış. Öyle bir yayınlanmış ki, sanırsınız onlar terörist değil. Gitar çalıyorlar. Güya artık eli kanlı terörist değiller. Ama bakın son 5 ayda 47 şehit verdik. Sorsanıza o teröriste: Kaç terör eylemine karıştın, kaç askerimizi şehit ettin, kaç vatandaşımızı öldürdün?

TÜRKSOLU: ABD Irak işgalinde Kürt aşiretlerini adeta bir yedek güç gibi kullanıyor. Kürt aşiretleri de ABD işbirlikçiliği yapmaktan memnun görünüyor. ABD’nin ve Kürt aşiretlerinin bu birlikte hareket etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

ABD Irak’ta Kürtleri kullanıyor

NECATİ ÖZGEN: ABD’nin Irak’taki toplam askeri gücü 135 bin. Bu kadar güçle Irak’ta kontrolü ele alması mümkün değil. Eğer, karşıdaki direnişçiler, gayrinizami harp tekniklerini biraz daha iyi bilseler ABD’ye kök söktürürler. Dolayısıyla, bu askeri güçle güvenliği sağlayamadıkları için gözünü kara bürümüş havadan ve karadan tanksavar silahlarla helikopterlerle yerle bir ediyor.

Harbin de bir hukuku ve kuralı var. Ona uyarsa yapamıyor, iyisi mi her tarafı mahvedeyim, yerle bir edeyim, öyle kazanayım. İnsani kurallarla bu işi başarması zaten mümkün değil. Askeri yetmediği için de, kendisinin 1991’den beri eğittiği Kürt peşmergelerini takviye olarak kullanıyor. Onlar da biraz bölgeyi ve insanları tandığı için, her şehrin özelliklerni bildiği adeta bir kılavuz görevi de görüyor.

Kürt aşiretleri çok yanlış yapıyor. ABD güya süper devlet diye onun koltuğunun altına sığınmış, bir takım kazanımlar elde etmeye çalışıyorlar, ancak ABD dünyanın sonuna kadar orada kalmayacak. İşte, o zaman Sünniler, Şiiler, mahvedecek onları. Kürt aşiretleri bunun farkında değil.

Kürt aşiretleri bu yanlışı tarih boyunca hep yapmıştır. Hep de kaybetmiştir.

Türkiye-İran-Suriye triosu Kürt Devleti tehdidine karşı birlikte hareket etmeli

Yapılması gereken Türkiye’nin koordinatörlüğünde İran-Suriye-Türkiye bu konuda sık sık görüşmeli, artık ortak bir paydada birleşmeli ve Kürt Devleti’ne karşı bir strateji uygulamalı. Bakın Suriye’de Kamışlı’da bir olay çıkarttılar, Kürtleri nasıl ayaklandırdılar. Yarın İran’da da yaparlar bunu. Zaten İran Silahlı Kuvvetleri PKK’yla mücadele ediyor. O yüzden bu üç devlet, Irak’ı da katarsak dört devlet, aklını başına almalı ve üçlü trio’yu oluşturmalı. Bir konsensüs sağlamalı ve Irak’ın toprak bütünlüğünü sağlanması bakımından biraraya gelmeli. Başka bir çözüm yolu yok.

TÜRKSOLU: Güneyimizde Kürt Devleti tehdidi ve Kıbrıs, batımızda Ege Sorunu, doğumuzda Ermeni sorunu. Türkiye adeta bir kuşatma altında. Ve Türkiye’nin dost ve müttefik olarak belirlediği AB ve ABD Türkiye’nin bu kuşatmayı yarmasını desteklemenin de ötesinde, bu kuşatmayı bizzat yaratan güçler. Acaba Türkiye’nin dost ve müttefik olarak belirlediklerini sorgulamasının vakti gelmedi mi?


 <  ABD dostumuz değil  

NECATİ ÖZGEN: Ben Şahıs olarak, ABD’yi bir dost olarak görmüyorum. Ben uzun süre Güneydoğu’da görev yaptım. ABD’nin o bölgede yaptıklarını gördüğüm için dost olarak değerlendiremiyorum. Çekiç Güç’ün Cudi Dağı’na, PKK’ya, malzeme attığını ben ve ekibim iki defa gözlerimizle gördük. 
Eşref Paşa’yla beraber Kuzey Irak’a giderken, Çekiç Güç’ün uçaklarıyla bizi taciz eden ABD’ydi. >

Şimdi ben bu durumda ABD’ye dostum diyebilir miyim? Yıllardır PKK’ya destek veren, bizi taciz eden, orada 91’den beri Kürt Devleti’ni kurmaya çalışan ABD mi? Şimdi de PKK’yı koruyan, PKK’yla devamlı görüşen, PKK’ya karşı mücadelemizi engellemeye çalışan, bize karşı bir argüman olarak kullanmaya çalışan bir devleti nasıl dost olarak görebilirim?

Bu demek değil ki onu düşman olarak göreyim. Hayır. Herkesle nasıl geçiniyorsak onlarla da öyle geçinelim. Stratejimizi, siyasetimizi ona göre belirleyelim. Masaya yatıralım.

Bir de şöyle bir durum var. Birisi bana Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan beri ABD’nin bize bir faydası dokunmuş mu söylesin. 1974’te Kıbrıs Çıkartması’ndan sonra ambargo uyguladılar. PKK’yı desteklediler, Kuzey Irak’ta Kürt Devleti kurmaya çalıştılar, 1963’te Kıbrıs’a müdahalemizi Johnson mektubuyla engellediler, Kore’de uzak diyarlarda vatan evlatlarımızın yok yere kaybetmemize neden oldular, Ermeni Soykırım Yasa Tasarıları’nı geçirdiler, Kıbrıs’ta Yunan’ı desteklediler, Kıbrıs’ta ABD silahlarını kullanmamızı engellediler.

TÜRKSOLU: Belli stratejilerimizi sorgulayalım ve değiştirelim diyorsunuz. Peki, hemen güneyimizdeki sıcak olaylara karşı Türk Devleti nasıl önlem almalı?

NECATİ ÖZGEN: Türkiye’nin bekası ve refahı son derece önemli. Beka olmadan, güvenlik olmadan refah olmaz. Ben önce güvenliğimi düşünmek zorundayım. Bu gidişat Türkiye’ye zarar veriyor. Olaylar öyle gelişiyor. Benim güvenliğimi etkiliyorsa, yarın orada Kürt Devleti kurulursa veya bizim Güneydoğumuzu birleşik kaplar yasasında olduğu gibi etkilerse, bir şeyler yapmam gerekir.

Peki AB ve ABD ne yapıyor? Avrupa Birliği raporlarında içerisinde Kürtler de azınlıktır diye söyleniyor. Hapisten çıkan Leyla Zana, Hatip Dicle gibi insanları el üstünde tutuyorlar.

Bir yandan da Türkiye’de bütün Kürtçü partiler birleşip tek bir parti kuruyorlar, PKK’ya genel af çıkaracaksınız diyorlar, biz Cumhuriyet’in asıl kurucusuyuz, anayasa değişmeli diyorlar. ABD ve AB niçin bunların bu söylemlerine karşı gelmiyor? Öyleyse ne çıkıyor ortaya? ABD’nin ve AB’nin taktiği bizi etkiliyor. Biri söylesin, bize yapılan dayatmaların manası ortaya niye çıkmıyor: Nereye gidiyoruz? Bölünmeye gidiyoruz. Güneydoğu’daki Kürt vatandaşlarımız bizim kardeşimiz. Onlar birinci sınıf vatandaş. Onlar böyle bir şey istemiyor. Bıktık diyorlar terörden.

Türk Silahlı Kuvvetleri taviz vermeyecektir

AB ve ABD’nin PKK’yı ve Kuzey Irak’ı kullanarak, Türkiye’ye bu yaptıklarının neticesinde ne çıkar ortaya? Güneydoğu’da bir federasyon ya da özerklik... Buna müsaade eder miyiz. Buna müsaade etmeyeceğiz. Ben vatandaş Necati Özgen olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin temel değerlerini kesinlikle değiştirtmem. Bunu engellemek için elimden geleni yaparım. Silahlı Kuvvetler de Türkiye’nin temel değerlerini yıpratmayacaktır. Kesinlikle bu konuda taviz vermeyecektir. Bunu herkes böyle bilsin. Bu kadar tecrübe yaşamış, olayların içinde yaşamış birisi olarak söylüyorum.

TÜRKSOLU: Ege’de de Yunanistan’ın aidiyeti belirsiz adalar üzerinde hak idda etmesi ve uçaklarımızı taciz etme olayları yaşandı. Ege’de son durum nedir?

NECATİ ÖZGEN: Ege konusu Kıbrıs konusu kadar önemli. Bu yılın sonuna kadar Ege sorununu iki kıyıdaş ülke, yani Türkiye ve Yunanistan, çözüme kavuşturmadığı takdirde konu, Lahey Adalet Divanı’na gidecek.

Şu anda Ege Sorunu’nda hükümetimiz ne yapmıştır. Ege sorununda hiçbir mesafe alınmamıştır. Ege’de toplam 1800 ada var. Bunların 156’sının aidiyeti belirsiz. Bu adalara Yunanistan şimdi bayrak dikmeye başladı. Biz 1996-97 yıllarında Kardak kayalıkları için savaşı göze almıytık, şimdi şu olaylar olurken Hükümet ne yapıyor? Soruyorum. Siz de TÜRKSOLU olarak sorun.

Durum aslında çok ciddi. O adaları da kaybedersek Ege Denizi’nde dışarıya çıkamıyoruz. Çünkü, Yunanistan’a ait olduğu zaman o adaların da karasuları Yunanistan’ın karasularına eklenecek. Yani, Yunan karasuları 6 milden 12 mile çıkmasa bile, bu adalar sayesinde yine artmış olacak. Lozan Anlaşması imzalandığında Ege Denizi’nin uluslararası kullanıma ve geçişe açık alanı %75’ti. Adaların da karasularını eklediğin zaman kullanım alanı %25’e iniyor. AB uğruna bu kabul edilebilir mi? Türkiye’nin Ege Denizi’ne çıkışı imkansız hale geliyor.

TÜRKSOLU: Peki Türkiye bu kuşatmayı nasıl yaracak?

Kıbrıs Devleti’ni tanırsak adada kaos çıkar

NECATİ ÖZGEN: Biz bu tip uyarıları yaptığımız zaman “Efendim biz bu tip gelişmelere izin vermeyiz. Ege’yi vermeyiz, Kürt Devleti’ne izin vermeyiz” diyorlar. Kıbrıs’ı da vermeyiz diyorlardı. Ama Kıbrıs’taki durum ortada. O adayı artık kaybettik diyebiliriz. Ben gidişata bakıp uyarılarımı yapıyorum. Gidişat değişmezse Ege de gider, Kıbrıs zaten gitti, güneyimizde Kürt Devleti de kurulur.

Bakın şimdi Kıbrıs Devleti’ni tanıyın diyorlar. Tanımazsanız AB’ye almayız diyorlar. Tanırsak KKTC ne olacak? Kıbrıs Devleti’ni tanıdığınız anda Kıbrıs’ın tümünü AB’ye teslim etmiş olursunuz. O zaman ne olacak? askerinizi çekin diyecekler. Bakın o zaman neler olacak. O zaman kaos başlayacak.

Türkiye büyük ve güçlü bir devlet. Türkiye’de birlik ve beraberlik lazım. Atatürk de bu konuya dikkati çekmiş: “İç cephe” demiş. İç cepheyi düzeltmemiz lazım. Kıbrıs’ı böyle kaybettik. Kıbrıs’ta ve Türkiye’de iç cephe sağlam olmadığı için kaybettik. Türk milletinin birlik ve beraberliğini sağlamak lazım.

O zaman Türkiye İstiklal Harbi’nde olduğu gibi uzun vadeli planlama yapacak. 10-15 yıllık bir ekonomik planlama yapacak. Halka da anlatacak: “Ulusal birliğimizi, egemenliğimizi, bağımsızlığımızı, sınırlarımızı korumak zorundayız.” İstklal Harbi’nde de böyle olmadı mı? Halka güvenip kazandık. Bu halkın milli şuuru, refleksi hâlâ sağlam. Türk milleti çok rahat bir şekilde bunun da altından kalkar. Yeter ki önce Türkiye’yi düşünelim.


http://www.turksolu.com.tr/70/soylesi70.htm


***


24 Şubat 2016 Çarşamba

KUZEY IRAK'TA SON GELİŞMELER,




KUZEY IRAK'TA SON GELİŞMELER,


 Temmuz 2002   Sayı: 47
 NECATI ÖZGEN Orgeneral (E)

1. GENEL
 Ekonomik kriz, Sn. Başbakanın rahatsızlığı ve Avrupa Birliği gibi konular uzun süredir, Türkiye'nin gündemine oturdu. Dolayısı ile Kuzey Irak gibi Türkiye'nin güvenliğini yakından ilgilendiren bazı önemli sorunlar arka planda kaldı.

Körfez krizi sonunda Kuzey İrak'ta 36 derece enlemi ile TÜRKİYE-IRAK sınırı arasında oluşturulan tampon bölgede bir otorite boşluğu meydana getirilmiştir. Bu boşluk terörün doğmasına ve o bölgeyi teröristlerin Üs olarak kullanıp, Türkiye'ye bilinen zararların verilmesine sebep olmuştur.

 Bu otorite boşluğundan istifade ile K.IRAK'ta süratli bir gelişme gösteren kurt hareketi, MAYIS 1992 tarihinde yapılan parlamento seçimleri 1930 yılından beri devam eden organize olma çabalarının en önemli adımını gerçekleştirmiştir.

 Yapılan seçimler sonucunda teşkil edilen 105 kişilik Meclis'te KDP (Barzani) ve KYB (Talabani) 50'şer milletvekili çıkarırken, geriye kalan 5 milletvekili Asurilere verilmiştir. Bölgedeki Türkmenler bu oluşumu protesto ederek seçimlere katılmamıştır.

 1992 yılında rahmetli Orgeneral Eşref BİTLİS ile birlikte BARZANİ'nin karargahının bulunduğu SELAHATİN kentine gittik. İki gün birlikte çalışmalar yaptık. Bu arada ERBİL'deki parlamento binasını gezdik.

 Parlamento binasının içinde büyük bir duvarda Molla Mustafa BARZANİ'nin yağlı boya ile yapılmış büyük bir resmi yapılmıştı. Oğul BARZANİ, resmin altında bize babasının bir vasiyetini anlattı,
Baba BARZANİ Oğul BARZANİ'ye;..."


http://mudafaai-hukuk.com.tr/arsiv/temmuz02_02.htm


..

10 Ocak 2016 Pazar

KUZEY IRAK'TA SON GELİŞMELER






KUZEY IRAK'TA SON GELİŞMELER

NECATI ÖZGEN 
Emekli Orgeneral 

TEMMUZ 2002 -  Sayı: 47

( ÖZEL NOTUMDUR ;  OKUDUGUNUZ  BU HABER 2002  TARİHKİDİR  BUGÜNKİ TEHLİKE O TARİHTE  TESPİT  EDİLMİŞTİR  SAYIN PAŞAMIZ' EMEKLİ ORGENERAL  NECATİ  ÖZGEN ' E  BU DETAYLI HABERİNDEN DOLAYI TEŞEKKÜRLER  EDERİM..

SAYGIYLA )
1. GENEL
 Ekonomik kriz, Sn. Başbakanın rahatsızlığı ve Avrupa Birliği gibi konular uzun süredir, Türkiye'nin gündemine oturdu. Dolayısı ile Kuzey Irak gibi Türkiye'nin güvenliğini yakından ilgilendiren bazı önemli sorunlar arka planda kaldı.

Körfez krizi sonunda Kuzey İrak'ta 36 derece enlemi ile TÜRKİYE-IRAK sınırı arasında oluşturulan Tampon Bölge de bir otorite boşluğu meydana getirilmiştir. Bu boşluk terörün doğmasına ve o bölgeyi teröristlerin Üs olarak kullanıp, Türkiye'ye bilinen zararların verilmesine sebep olmuştur.

   _ Bu otorite boşluğundan istifade ile K.IRAK'ta Süratli bir gelişme gösteren kurt hareketi, MAYIS 1992 tarihinde yapılan parlamento seçimleri 1930 yılından beri devam eden organize olma çabalarının en önemli adımını gerçekleştirmiştir.

 Yapılan seçimler sonucunda teşkil edilen 105 kişilik Meclis'te KDP (Barzani) ve KYB (Talabani) 50'şer milletvekili çıkarırken, geriye kalan 5 milletvekili Asurilere verilmiştir. Bölgedeki Türkmenler bu oluşumu protesto ederek seçimlere katılmamıştır.

 1992 yılında rahmetli Orgeneral Eşref BİTLİS ile birlikte BARZANİ'nin karargahının bulunduğu SELAHATİN kentine gittik. İki gün birlikte çalışmalar yaptık. Bu arada ERBİL'deki parlamento binasını gezdik.

   Parlamento binasının içinde büyük bir duvarda Molla Mustafa BARZANİ'nin yağlı boya ile yapılmış büyük bir resmi yapılmıştı. Oğul BARZANİ, resmin altında bize babasının bir vasiyetini anlattı,




Molla Mustafa Barzani'nin Mossad Şefi Zwi Zamir




'' Baba BARZANİ Oğul BARZANİ'ye;..." 

VASİYETNAMESİ;


28 Haziran 2002

KUZEY IRAK'TA SON GELİŞMELER,


Necati ÖZGEN (E) Orgeneral


1. GENEL

Ekonomik kriz, Sn. Başbakanın rahatsızlığı ve Avrupa Birliği gibi konular uzun süredir, Türkiye'nin gündemine oturdu. Dolayısı ile Kuzey Irak gibi Türkiye'nin güvenliğini yakından ilgilendiren bazı önemli sorunlar arka planda kaldı.

Körfez krizi sonunda Kuzey Irak'ta 36 derece enlemi ile TÜRKİYE-IRAK sınırı arasında oluşturulan tampon bölgede bir otorite boşluğu meydana getirilmiştir. Bu boşluk terörün doğmasına ve o bölgeyi teröristlerin üs olarak kullanıp, Türkiye'ye bilinen zararların verilmesine sebep olmuştur.

Bu otorite boşluğundan istifade ile K.IRAK'ta süratli bir gelişme gösteren kürt hareketi, MAYIS 1992 tarihinde yapılan parlamento seçimleri 1930 yılından beri devam eden organize olma çabalarının en önemli adımını gerçekleştirmiştir.

Yapılan seçimler sonucunda teşkil edilen 105 kişilik Meclis'te KDP (Barzani) ve KYB (Talabani) 50'şer milletvekili çıkarırken, geriye kalan 5 milletvekili Asurilere verilmiştir. Bölgedeki Türkmenler bu oluşumu protesto ederek seçimlere katılmamıştır.

1992 yılında rahmetli Orgeneral Eşref BİTLİS ile birlikte BARZANİ'nin karargahının bulunduğu SELAHATİN kentine gittik. İki gün birlikte çalışmalar yaptık. Bu arada ERBİL'deki parlamento binasını gezdik.

Parlamento binasının içinde büyük bir duvarda Molla Mustafa BARZANİ'nin yağlı boya ile yapılmış büyük bir resmi yapılmıştı. Oğul BARZANİ, resmin altında bize babasının bir vasiyetini anlattı.

Baba BARZANİ Oğul BARZANİ'ye;


"Oğul, benim sana vasiyetimdir. Türkiye çok büyük bir devlettir. Bana yardımları olmuştur. Türkiye ile iyi ilişkiler içinde olacaksın, onlar bizim dostumuzdur. Onların sözünden çıkmayacaksın, bu sözlerim kulaklarına küpe olsun" demiş.
Bakalım Oğul BARZANİ, babasının vasiyetine ne kadar uymuştur.
1992 senesinde kurulan bahse konu bu müşterek yönetime rağmen KDP ile KYB arasındaki birliktelik fazla uzun sürmemiştir. Nedenleri ise;

- Kişisel rekabet,
- Yerel yönetimde etkin olma çabaları,
- K.Irak gelirinin paylaşımı,
- Erbil'in kontrolü,
- KDP'nın IRAK ve Türkiye, KYB'nin ise;


Soldan sağa Mesud Barzani, Menahem Nahik Navut (Mossad 2. Başkanı 1984 – 1986), Mahmut Osman, Mossad Başkanı Zvi Zamir (1968 – 1974), Mossad Başkanı Nahum Admoni (1982 – 1989) ve Bir Koruma- Irak’ın Kuzeyi Eylül 1971 (Mossad Arşivi)


İran ile daha yakın işbirliği içinde olması gibi faktörler rol oynamıştır.
Kuzey IRAK'taki durum; KDP'nin 31 Ağustos 1996 tarihinde, Bağdat yönetimi ile anlaşarak ERBİL'e yönelik harekatı ile yeni bir boyut kazanmıştır.

30 Ekim 1996 tarihinde ANKARA'da yapılan görüşmeler sonunda KDP ve KYB yönetimlerine sorumluluk bölgeleri tahsis edilerek ateşkes sağlanmıştır.


2. KUZEY IRAK'TA DEVLETLEŞME ÇABALARI



Bölgedeki Kürtler, kurmayı amaçladıkları devletin alt yapısını oluşturmak maksadıyla;
Sözde parlamento teşkili ve hükümet kurma, sözde Kürdistan bayrağı kullanma, polis teşkilatının tesisi, Güvenlik ve İstihbarat teşkilatının oluşturulması (ordulaşmaya geçiş), Merkez bankasının faaliyete geçirilmesi, Kürt enstitüsü, Kürt dernekleri açılması, Gümrük işlemlerinin esasa bağlanması, posta işletmesi, gelecekte kullanacağı pasaportun alt yapı çalışmaları ve yer altı kaynaklarının işletilmesi gibi çalışmaları yürütmüşler ve büyük ölçüde tamamlamışlardır.


Yapılan bu çalışmalar kapsamında özellikle KDP bölgesinde kendi kendini yönetecek derecede kurumlar oluşturulmuştur.

Halen BARZANİ yönetiminde 21 Bakan vardır. İsimleri bile tespit edilmiş durumdadır. Bu bakanların 16'sının soyadı BARZANİ'dir. Bütün Belediye Başkanlarının soyadı BARZANİ, Rektörün soyadı BARZANİ'dir. Görüldüğü gibi tam bir BARZANİ aşireti yapısı oluşturmuşlar. Ayrıca bölgedeki bazı aşireleride denetim altına almışlar. Onları ekonomik ve siyasal olarak kendine bağlamış, kendine bir egemenlik alanı ilan etmiş durumdadır.
Her iki tarafın (KDP ve KYB) yaklaşık 40.000 kişilik askeri güçleri bulunmaktadır.



3. KUZEY IRAK'TAKİ PKK FAALİYETLERİ


Bilindiği gibi K.IRAK'ın Kandil Dağı bölgesinde 4500-5000 civarında terörist bulunmaktadır.
PKK; bu terörist gücünü bölgede ve yurt içinde (Türkiye'de) meydana gelebilecek muhtemel gelişmelere paralel olarak bekletmekte ve bu aşiretlerle (KDP ve KYB) birlikte bölgede meydana gelmesi muhtemel oluşumlarda söz sahibi olmak maksadıyla varlığını muhafaza etmeye gayret göstermektedir.

PKK; hapisteki terörist başının talimatları doğrultusunda hareket etmekte, örneğin; Kandil Dağındaki teröristlerin içinde siyasi eğitim görmüş silahsız, yeteri kadar unsurların yurt içine girerek ve köy köy dolaşarak propaganda yaptıkları duyumları alınmıştır.

Hiç kimse terör bitti diye rehavete kapılmamalıdır. Ölüm cezasının kaldırılması, ana dilde eğitim ve Kürtçe TV yayını gibi hakların tanınması sadece bir aldatmacadır. Bu haklar tanınsa bile terör durmayacaktır. Arkasından özerklik veya federasyon istenecektir. 7'den 70'e herkes bunu böyle bilmelidir.

Kandil Dağındaki teröristler niçin teslim olmuyorlar? Hükümetimiz niçin onların teslim olmaları için politika üretmiyor.? Oysaki onların topluca teslim olabileceklerine inanıyorum. Onların içinde suç işlememiş asgari 2000 civarında çocuklarımız vardır. Bekle gör politikası uygulanmaktadır. Umarım atı alan Üsküdar'ı geçmez.



4. TÜRKMENLER

Kuzey IRAK'ta yaklaşık 3,5 milyon insan yaşamaktadır. Bu nüfusun büyük çoğunluğunu Kürtler-Türkmenler, diğerlerini ise Asuriler, Keldaniler ve Yezidiler oluşturmaktadır. Türkmenlerin IRAK'taki genel nüfusu yaklaşık 3 milyondur. 300 bin civarında Türkmen sadece Kuzey Irak'ta yaşamaktadır.

Türkmenlerin büyük bir bölümü BAĞDAT'ta yaşamaktadır. Çoğunluğu 36'ncı paralelin güneyinde ve hizmet sektöründeler.


Şehirli bir halktır. Bunlar doktordur, avukattır, mühendistir, Irak ordusunda Subaydır. Kürtler gibi kırsal nüfusu ifade etmiyorlar. KERKÜK Türkmen şehri. IRAK ordusunda İRAN'ı ilk defa bozguna uğratan kolordunun komutanı Türkmendir.(General Sinan)


Kuzey Irak'ta iki tür Türk okulu vardır. birisi Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından yapılan okullardır.

Bu okullarda neredeyse ne kitap ne defter vardır. Çünkü Türkiye oraya çok uzak. (ilgisizlik diz boyu)

İkincisi; Fetullah GÜLEN'in okulları, Öğretmenleri ODTÜ'den ve BOĞAZİÇİ Üniversitesinden, hiçbir sorunları yoktur.

Türkmenlerle ilgili politikamız var mı? yok mu? Varsa bu kadar olabiliyor. YAZIK, çok yazık.

1992 senesinde, Kuzey IRAK'ta Türkmenlerin yetkililerinden birisi bana;
Barzani ve Talabani'ye yaptığınız kadar bize de yardım yapsaydınız Kuzey IRAK'ta her şey çok daha değişik olurdu demiştir.

Türkiye'nin Türkmenler konusunda net bir politikası olduğunu zannetmiyorum.






5. NGO FAALİYETLERİ

Halen bölgede bulunduğu tespit edilen 83 NGO'dan 55 adedi Avrupalı ülkelere ait olduğu görülmektedir. Bunların sağlık, eğitim, altyapı faaliyetlerine yöneldikleri bilinmektedir. Bunların içinde ne yazık ki Türk NGO'su yoktur.
Bu ülkelerinKuzey IRAK'ta oluşturmayı düşündükeri bir oluşumda daha etkin bir rol alarak, petrol bölgeleri içinde önemli bir yeri olan bu bölgede, kendi çıkarlarını sağlamlaştırmayı amaçladıklarını bilmeyen yoktur.



6. SONUÇ

ABD'nin resmi politikasında, IRAK'ın mevcut rejiminin değiştirilmesi ve yönetimin daha
demokratik olmasını arzu ettiği kesindir.

Bu maksatla; Kuzey IRAK'ta başlangıçta Saddam muhalifi bir cephe oluşturmayı müteakip, Irak'ı bölerek güçsüzleştirme ve ayrı bir kürt devleti kurulması için, buradaki güç odaklarını kullanma ve yönlendirme çabaları devam etmektedir.

Nitekim, son zamanlarda ABD yönetiminin kürt gruplarla temasını yoğunlaştırdığı dikkat çekmektedir.

IRAK Türkiye için çok önemlidir. Irak'ın toprak bütünlüğü ve egemenliği mutlaka muhafaza edilmelidir.

IRAK'ta bir kürt devletinin kurulması ile Ortadoğuda bir çıbanbaşı yaratılmış olacaktır.
Ancak Irak daha demokratik bir rejime kavuşmalıdır. Bu mümkün müdür? Çok güç olacağı değerlendirilmektedir.

Eğer ABD Irak'a askeri bir hareket icra ederse Türkiye'nin politikası nedir? Net bir politikası var mıdır? Bildiğim kadarıyla yoktur.

Bu konudaki görüşlerimi sizlerle paylaşmaya devam edeceğim. Lütfen izlemeye devam ediniz.



 http://www.mudafaai-hukuk.com.tr/gundem280602.html


 http://mudafaai-hukuk.com.tr/arsiv/temmuz02_02.htm


..