yapısalcılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yapısalcılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Şubat 2020 Pazar

EOKA ve TMT’nin Ortaya Çıkışında Ulusal Kimliğin Rolü

EOKA ve TMT’nin Ortaya Çıkışında Ulusal Kimliğin Rolü ve Toplumsal Barışın İnşası 



Cansu ARISOY 

 Özet 

Yapısalcı perspektiften değerlendirildiğinde terörizm sosyal bir oluşumdur ve bir 
aktör olarak terörist, söylemin ürünüdür. “Birinin teröristi diğerinin özgürlük 
savaşçısıdır” 300 sözü terörizmin ve teröristin tanımının değişken olduğunu gösterir. Bu nedenle Rum toplumuna göre bağımsızlığın sembolü olan EOKA (Kıbrıslılar’ın Milli Mücadele Örgütü) Türk toplumuna göre terörist örgüt diye adlandırılırken; TMT (Türk Mukavemet Teşkilatı) için aynı durum geçerlidir. 

1950’lerde Kıbrıslı Rumlar Helen, Kıbrıslı Türkler ise Türk milliyetçiliğinden destek buldular. Kıbrıslıların ulusal kimlik oluşumunu etkileyen bu durumun sonucu olarak 1955’te kurulan EOKA, Kıbrıs’ta şiddetli bir dönemin başlamasına sebep oldu. TMT ise 1958’de EOKA’ya tepki olarak doğdu. Kıbrıslı Türkler, Rum tarafında büyüyen Enosis talebinin gerçekleşmesi halinde toplumsal çıkarlarının ve milli kimliklerinin korunması için tek yolun Taksim adı altına Türkiye’ye bağlamak olduğunu savunmaktaydı. Kıbrıs’ta yaşanan bu dönem ulusal kimliğin gerilla örgütlerinin oluşumundaki rolüne örnek teşkil eder. Bu çalışmada EOKA ve TMT’nin 1950-1970 yılları arasında Kıbrıs’ın siyasi söylemindeki yapılanması, ulusal kimlik oluşumu kapsamında ve sosyal yapısalcılık yaklaşımıyla analiz 
edilmiştir. 

Kimlik arayışı ve savunulması sırasında birey, kendi hayatı ve başkalarınınki de dahil olmak üzere pek çok şeyi feda edebilir. Terörizm ise bu çalışmada kimliğin savunulmasının bir yolu olarak ele alınmaktadır. Hopf’un yapısalcı yaklaşımına göre kimliği anlamak uluslararası siyasette ve yerel toplumda en azından minimal seviyede tahmin edilebilirliği ve düzeni sağlamak açısından gereklidir 301. 
Bu bağlamda Kıbrıs’ta kimliğinin rolünün, yapısalcılık perspektifinden ve Kıbrıs’taki şiddet olayları üzerinden incelenmesi etnik olarak bölünmüş toplumlarda huzurun sağlanması için önemlidir. 

Giriş 

Kimlik kavramına terörizm ve çatışma çözümü çalışmalarında önemli bir yer 
ayrılmaktadır. Samuel Huntington’ın ünlü eseri Medeniyetler Çatışması ve Dünya Düzeninin Yeniden Kurulması bunun en çarpıcı örneğidir. Bu eserde kimlik kavramına verilen referanslar bu çalışmanın %39’unu kapsamaktadır302. Ancak kimlik çalışmalarına gösterilen bu yoğun ilgiye rağmen bu kavramın tam olarak ne olduğu ve dünya düzenindeki işleyişi tam olarak açıklanmamış; kimliğe bir kara kutu muamelesi yapılmıştır. Bu çalışmada ise amaç bahsi geçen kara kutuyu aralamak ve kimlik kavramını Kıbrıs’ta 1950-1970 yılları arasında 
gerçekleşen olaylar zemininde anlamaya katkıda bulunmaktır. Bunu yaparken kimlik, ulusal bir nosyon ve terörist eylemlerin bir motivasyonu olarak ele alınacaktır. 

Kıbrıs’ta kimlik oluşumu Osmanlı’nın adaya hakim olduğu zamanlarda başlamış olsa da bu çalışmanın kapsamından dolayı daha yeni bir dönem olan 1950’li yıllar başlangıç noktası olarak incelenecektir. Başlangıç noktası 1950 olarak alınmıştır çünkü bu dönemde Kıbrıslı Rum halkının ulusal kimliği iyice su yüzüne çıkmış ve böylece Kıbrıs, Birleşik Krallığın kolonisi olmaktan kurtulmuştur. Ayrıca 1958 yılında iki toplum arasında ulusal kimlik çatışmalarından kaynaklanan gerginlikler çıkmış ve bunun sonucunda doğan EOKA ve TMT, içinden çıktıkları topluma göre özgürlük savaşçısı, savaştıkları toplum için ise terörist veya gerilla gruplar olarak nitelendirilmiştir. Burada ise yazar Gerald Seymour’un “birinin 
teröristi diğerinin özgürlük savaşçısıdır” sözü bu çalışmanın başlangıç noktasını 
oluşturmuştur. 

Seymour’un bu sözü bu çalışmanın teorik çerçevesini oluşturan sosyal yapısalcılığın önemini gösterir. Kimlik oluşumu, toplumdaki kültürel, sosyal, tarihi, ekonomik faktörlerden etkilenir; toplumların ulusal kimlikleri ve birbirlerine bakış açıları bu faktörlerin gelişimine göre şekillenir. Sosyal yapısalcılık ise toplumların gelişimini bu faktörleri göz önüne alarak 
inceler. Bir diğer deyişle kim kimin için neden terörist veya neden özgürlük savaşçısı sorularının analizini yapmak için sosyal yapısalcılık uygun teorik altyapıyı oluşturur. 

Bu çerçeveden kimlik oluşumunun ve bu oluşumun Kıbrıs’taki terörist/gerilla 
örgütlerinin doğuşundaki rolünün incelenmesi bu makalenin literatüre yaptığı katkı olacaktır. 

Bu çalışmada öncelikle yapısalcılık anlayışının kimlik kavramına nasıl baktığı 
değerlendirilerek teorik çerçeve, ardından Kıbrıs’ta etnik şiddetin ve terörün başlangıcı anlatılarak tarihsel çerçeve çizilmiş; bunlar gözönüne alınarak EOKA ve TMT’nin ortaya çıkışı analiz edilmiştir. Sonuçta ise kimlik çalışmalarının Kıbrıs gibi etnik olarak bölünmüş toplumlara barışı getirmek için taşıdığı önem vurgulanmıştır. 

Sosyal Yapısalcılık Anlayışında Kimlik Kavramı 

Yapısalcılar insan eylemini ve sosyal pratikleri değişimin merkezine koyar. Kimliğin keşfi ve değerinin bilinmesi yapısalcı araştırmaların odak noktasını oluşturur. Yapısalcıların, aktörlerin gerçekliğinin tarihsel, sosyal pratiklerin bir ürünü olduğunu savunmaları bu çalışmanın da belkemiğini oluşturmaktadır. 

Alexander Wendt yapısalcılığa devletler seviyesinde bakmaktadır. Bu makalede ise yapısalcılık toplumları incelemek için kullanılacaktır. Böyle olmasına rağmen Wendt’in yapısalcılığı bu çalışmada önemli bir dayanak oluşturmaktadır ve Kıbrıs’ta yaşayan iki ana etnik toplum Wendt’in bakış açısı zemin alınarak değerlendirilecektir. Toplumların arasındaki sürekli ilişkinin bu toplumların rol kimlikleri ve çıkarları üzerinde değiştirici bir etkisi vardır. 

Bu demektir ki toplumların kendilerini ve diğerlerini nasıl gördükleri karşılıklı paylaşılan fikirler ve rol kimliği değişimleriyle şekillenir. Aktörlerin kimlikleri ve çıkarları doğal değildir, bunlar paylaşılan bu fikirlerle inşa edilir. Bu bağlamda yapısalcılık insan eyleminin intersubjektifliği üzerine kurulmuştur303. Kıbrısta da Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk kimlik oluşumu karşılıklı bu eylemlerden etkilenmiştir. 

Davranışsal seçimleri odak noktasına koyan rasyonalist modelin aksine; yapısalcı model öznelerin kimlik ve çıkarlarının doğal olmadığı; süreç içinde şekillendiğini iddia eder. Sonuçta rasyonalist modelde devletlerin kimlik ve çıkarları doğal, sabit ve dış kaynaklıyken; yapısalcılar kimlik ve çıkarların değişkenliğini ve devletler arası ilişkilerin içinden kaynaklandığını savunur304. Fikirlerin ve kimliklerin etkisi, nasıl yaratıldıkları, nasıl gelişip şekil aldıkları ve devletlerin bir duruma karşı nasıl tepki verdikleri rasyonalistler tarafından 
görmezden gelinmekteyken; yapısalcılara göre kimlikler aktörün kim olduğunu anlatır, karşılıklı etkileşimlerle şekillenir. Wendt’e göre “çıkarlar kimliğin önceden var olduğunu sayar çünkü aktör kim olduğunu bilene kadar ne istediğini bilemez”305. Böylece kimlikler yapısalcı analizde merkeze oturur çünkü kimlik çıkarların zeminini oluşturur. Yapısalcılar kurucu süreçlere odaklanır ve kimliklerin her zaman oluşmakta ve gelişmekte olduklarını öne sürer 306. 

Araştırmacılar (Schwartz, 2005; Moghaddam, 2005; Meloy, 2004)307 kültürel, sosyal ve kişisel kimlik süreçlerinin terörist aktivitelerin altında yatan nedenler olduğunu öne sürer. 

Bu makalede iddia edilen bu süreçlerin birbirlerinden bağımsız olmadığı aksine birbirleriyle etkileşim halinde olduğu ve Kıbrıs’taki şiddet eylemlerinin de birbiriyle bağlantılı bu süreçlerin sonucunda ortaya çıktığıdır. Bu bağlamda bir sonraki bölümde Kıbrıs’ta şiddet eylemlerinin başlangıcı ve 1974’te Türkiye’nin müdahalesine kadarki süreçte nasıl şekillendiği sosyal yapısalcılığın kimliği ele alışı çerçevesinde açıklanacaktır. 

Kıbrıs’ta Toplumsal Travmanın Kaynağı Terörizmin Ortaya Çıkışı 

Dışarıdan bakanlar için en başta huzurlu bir Akdeniz adası olarak görülen, yeşil ada diye adlandırılan Kıbrıs’ın içine girildiğinde bunun bir yanılsama olduğu fark edilir. Sıcak savaş bitmiş olsa da günümüzde siyasi arenada hala devam eden Rum-Türk gerginliğinin köklerini Osmanlı İmparatorluğu’nun adaya hakim olduğu dönemde aramak gerekmektedir. 

Ancak bu çalışmanın kapsamı gereğince bu gerginliğin kaynağı 1950 döneminden itibaren incelenecektir. 

Kıbrıslı Rumlar’ın milliyetçi arzularının tam anlamıyla su yüzüne çıktığı bir dönem olan 1950’ler aynı zamanda Rum halkının Birleşik Krallığa isyan edip gerilla mücadelesini başlattığı ve 16 Ağustos 1960’ta Kıbrıs’ın bağımsızlığının alındığı dönemdir. Ancak bağımsızlık adaya huzur getirmemiş aksine adada Rum-Türk gerginliği ve kanlı çatışmalar başlamıştır. 

1930’larda Yunanistan tarafından tohumları Kıbrıslı Rum halkına atılmaya başlanmış olan Enosis, kelime anlamı olarak Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlama arzusudur. Enosis yıllar boyunca Kıbrıslı Rumlar’ın ulusal motivasyonunu oluşturmuştur. Bu dönemden 20 yıl sonra Kıbrıs bağımsızlığa kavuşunca, Kıbrıslı Rumların milli ve etnik kimlikleri Enosis fikriyle güçlenip önce kendi halkları sonrasında ise Türk komşuları için tehlike yaratmaya başlamıştır. 

Bu tarihte Enosis mücadelesine karşı çıkan AKEL (Emekçi Halkın İlerici Partisi) 
üyeleri vatan haini olarak tanıtılıyor, bu kişilere pusu kuruluyor ve suikastler düzenleniyordu. Siyasi lideri Başpiskopos III. Makarios; askeri lideri General Georgios Grivas olan EOKA, üyeleri Yunanistan’da eğitilen ve asıl amacı İngiliz hükümetine karşı savaşmak olan bir örgüttü. Ancak Enosis fikriyle beslenen EOKA üyeleri eylemlerini AKEL üyeleri, İngiliz yanlısı Rum vatandaşları ve 1958 yılından sonra Kıbrıslı Türkler’e karşı genişletmeye başladı. 

Kıbrıslı Türkler bu dönemde kendilerini tehdit altında hissetti ve Türkiye’nin de desteğiyle Kıbrıslı Rumlar’a karşı bir yapılanma başladı. KATAK’ın (Kıbrıs Adası Türk Azınlığı Kurumu) 1943 yılında kurulmasıyla Kıbrıslı Türkler Görmezden gelenlere sessizliklerini yendi ve İngiliz hükümeti’ne seslerini duyurmayı başardı. 

1940 yılında Halkın Sesi isimli ilk milliyetçi gazeteyi çıkaran Dr. Fazıl Küçük Kıbrıs Türk Milli Birlik Partisi’ni kurdu. 1955 yılında partinin adı EOKA’ya bir tepki olarak Kıbrıs Türktür olarak değişti. 

1958 yılında ise yine EOKA’ya tepki olarak Kıbrıslı Türk toplumundan bir örgüt 
doğmuştu. TMT o zamanlar daha genç bir avukat olan Rauf Raif Denktaş tarafından, EOKA’nın eylemlerine karşılık vermek ve adayı Türkiye’ye bağlama planı olan Taksim mücadelesi için savaşmak üzere kuruldu. Bu dönemde iki Türk halkı tek slogan etrafında birleşti: Ya Taksim Ya Ölüm! 

Taksim, İngiliz hükümeti tarafından da gittikçe alevlenen Rum milliyetçiliğine karşı desteklenmekteydi. Taksim, 1974 harekatından önce adanın tamamının; sonrasında ise sadece kuzey bölgesinin il olarak Türkiye’ye ilhak edilmesi anlamına geliyordu. İngiliz hükümetinin Kıbrıslı Türk polislerini Rum isyanlarına karşı görevlendirmesiyle etnik gruplar-arası şiddet başladı. Sonuç olarak 1958 yılında isyanlar ve silahlı çatışmalar tüm şiddetiyle su yüzüne çıktı 308. 

Kıbrıslı Rumlar’ın Enosis arzusu Makarios’un; Kıbrıslı Türkler’in Taksim arzusu ise Küçük’ün önderliğinde uluslararası arenaya taşındı. Kıbrıslı Rumlar Yunanistan’ın; Kıbrıslı Türkler ise Türkiye’nin desteğini arkasına almıştı. 

Bu dönemde bu üç ülke birçok milliyetçi gösteriye sahne oldu. Ancak bu gelişmelerden bir sonuç alınamadı. Böylece iki toplum da aşırı milliyetçi rüyalarından uyanmak zorunda kaldı. 

Albay Grivas önderliğinde etkili bir kampanya sürdüren EOKA, kendine aşırı 
milliyetçi Kıbrıslı Rum sempatizanlar buldu. EOKA’nın terör eylemleri İngiliz Mareşal Sör John Harding tarafından kontrol altına alınmaya çalışılsa da sona erdirilemedi. Ancak İngilizlerin çabaları sonucunda Başpiskopos Makarios, EOKA’nın kampanyalarına katıldığı gerekçesiyle Kıbrıs’tan sınır dışı edildi. Makarios’un Yunanistan’daki sürgün hayatı, EOKA’nın, Başpiskopos’un Kıbrıs’a dönmesi karşılığında eylemlerine son vereceğini açıklamasıyla son buldu. 

Süveyş Kanalı krizinin 1957 yılında çözümesiyle İngiliz yönetimi rahat bir soluk aldı ve Kıbrıs probleminin çözümünü büyük ölçüde Yunanistan ve Türkiye’ye bıraktı. EOKA’nın eylemleri gitgide şiddetini arttırırken Türk hükümetlerinin de gerginliği artmaktaydı. İki toplum arasındaki şiddet yeni ve daha ölümcül durum alıyordu309. 

Aşk tanrıçası Afrodit’in doğum yerin olarak bilinen bu Akdeniz adası ironik bir 
şekilde 1950 döneminden beri Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türkler’in etnik savaş alanına dönmüştür. 1974’de Türkiye’nin bu savaşa müdahalesiyle etnik şiddet sona ermiş olsa da adadaki iki ana grup arasındaki gerginlik siyasi arenada günümüze kadar sürmüştür. 

Çözümsüzlük konusunda en uzun tarihe sahip etnik çatışma alanlarından biri olan Kıbrıs’ta -yukarıda da bahsedildiği gibi- ulusal kimliğin rolü oldukça büyüktür. Bu kapsamda bir sonraki bölümde Kıbrıs’ta kimlik oluşumu ve kimliğin şiddet eylemlerinin ortaya çıkışındaki rolü sosyal yapısalcılık zemininde incelenecektir. 

Ulusal bir Motivasyon Olarak Kıbrıs’ta Kimliğin Rolü: EOKA ve TMT’nin Sosyal 
Yapısalcılık Perspektifinden İncelenmesi 

Enosis fikrinin tohumları 1844’de Megali İdea’nın Yunanistan’da yükselmesiyle 
birlikte Kıbrıslı Rum toplumunun içine atılmaya başlanmıştı310. Aşırı milliyetçi bir kavram olan Enosis, Helenistik kültürel mirasa duyulan büyük tutku, derin kökleri olan gelenekler ve bunları sürdürmeye yönelik kaçınılmaz istek; Kıbrıslı Rum toplumunda diğer etnik gruplardan üstün olduğu duygusunu yaratmaktadır 311. 1878’de adanın Osmanlı Devleti tarafından İngiliz hükümetine devredilmesinden sonra hızlı bir organizasyon ve modernizasyon dönemine giren Kıbrıslı Rumlar’ın aksine Türk toplumu ekonomik ve sosyal anlamda güçsüz kalmıştı. Bu durumda korunma ve kimlik arayışında olan Kıbrıslı Türkler ilerleyen dönemlerde çareyi yüzlerini Türkiye’den yana dönmekte buldular 312. 

Wendt’e göre 313 sosyal tehditler doğal değildir; insanlar tarafından inşa edilir. 
Yapısalcı perspektiften bakıldığında devletler kendi aralarında iletişime geçerek kendi güvenlik ikilemlerini ve rekabetlerini yaratırlar. Yapısalcılığın devletlerin tepkilerini kültürel bakış açısıyla analiz etmesi, karşılıklı etkileşimlerin toplumların ilişkilerini şekillendirdiği gerçeğini gözler önüne serer. 

Bu bağlamda terörizmin sosyal bir oluşum olduğu vurgulanmalıdır. Terörizm nesnel bir gerçeklik ve öznel bir yorumlamadır. Terörizmin olaya dahil olan aktörlerin fikirlerinden bağımsız olarak varolamayacağı gerçeği bu kavramı 
yapısalcılıkla açıklamayı mümkün kılar. 

Yehuda’ya göre314 gerçek dünyada terörizm somut bir kavram değil; olayların ve bu olayların varsayılan nedenlerinin yorumlanmasıdır. Birisinin teröristi diğerinin özgürlük savaşçısıdır cümlesi bize terörizmin bireyler, toplumlar ve devletler tarafından nasıl farklı farklı yapılandırıldığını hatırlatmaktadır. Terörizmin anlamı, içinde bulunduğu genel duruma, kültürel kaynaklara ve olaya dahil olan bireylere göre değişmektedir 315. Terörizm aktörlerin öznel anlayışlarının dışında var olamaz. Yapısalcılık anlayışına göre terörizm varolmak için 
insan kurumlarına ihtiyacı olan sosyal bir gerçeklik tir 316. Terörist aktör söylemin bir ürünü ve söylem terörizm araştırmalarının teolojik başlangıç noktasıdır. Bir diğer deyişle terör eylemlerinin, terörist motivasyonların, stratejilerinin, yönetimsel yapılarının ve amaçlarının çıkış noktası teröristlerin düşmanlarının söylemleridir 317. 

Bu çerçevede bakıldığında gitgide güçlenen Rum milliyetçiliğinin ve bunun sonunca ortaya çıkan EOKA’nın karşısında Kıbrıslı Türkler’e kalan kendi ulusallık larını geliştirmek olmuştur. Kızılyürek’in de vurguladığı gibi318 aslında milliyetçilik Kıbrıslı Türkler’de, Kıbrıslı Rumlar’dan gelen tehditlere karşı oluşturulmuş bir savunma mekanizması olarak doğmuş ve bu tepki kapsamında gelişmiştir. 


Bu bağlamda Kellas’ın argümanı “mitolojik geniş aile” Kıbrıslı halklar örneğinde yoğun bir şekilde görülmektedir319. Bu kavram Kıbrıslı Rumlar’ın anavatan olarak gördükleri Yunanistan’a Helenik bağlarla bağlı olması; Kıbrıslı Türkler’in de Türkiye’de yaşayan Türk toplumuna bağlılığı şeklinde ortaya çıkar. Ancak Kıbrıslı Türkler’de Osmanlı veya Türk köklerine bağlılık Rumlar’da olduğu kadar derinden hissedilmez. Kıbrıslı Rumlar’da milletin tarihi kimliği320 hakkında bolca söylem üretilmekte ve Helen kültürü üzerinden üretilen bu söylemlerle Yunan ve Kıbrıslı Rum halkı yüzyıllardan beri süregelen organik bağın 321 altını  çizmekte dir. Ancak daha önce de belirtildiği üzere Kıbrıslı Türkler adanın dışında yaşayan Türk soydaşlarına karşı bu kadar derin bağlar hissetmemektedir. Kıbrıs Türk milliyetçiliği, Kıbrıslı Rumların iç savaşa neden olan milliyetçiliğine bir karşı koyuştur. 

Aktörlerin çoklu sosyal kimlikleri bulunur. Sosyal kimlikler aktörün diğerlerine 
kıyasla varolduğunun göstergesidir ve kim olduğuna karar vermesi için gerekli bir kavramdır. 

Örneğin etrafında hiç komünist bulunmazsa, aktör, antikomünist olamaz; veya dengenin olmadığı bir ortamda dengeleyici konumunda bulunamaz322. Wendt’e göre sosyal kimlik veya rol kimliği, aktörün sosyal bir obje olarak diğerinin perspektifini göz önüne aldığında kendine atfettiği anlamlar bütünüdür. 
Bu kimlik oluşumu da davranış sal seçimlerine yansır 323. 

Bu bağlamda Kıbrıs’ta kimlik adadaki iki ana etnik toplumun birbiriyle etkileşim halinde olmaları sonucu şekillenmiştir. Kıbrıs’ta ulusal kimlik 1950 döneminde gerçek anlamıyla ortaya çıkmaya başlamış ve bunun sonucunda EOKA ve TMT doğmuştur. Bu örgütler sosyal yapısalcılık ekseninde değerlendirildiğinde görülür ki EOKA Türk toplumunca; TMT ise Rum ve Yunan toplulukları için terörist organizasyonlardır. Zira EOKA, Rumlara göre önce adanın bir İngiliz kolonisi olmasından kurtulması için savaşmış sonrasında ise adada iktidarda olan tek 
millet olmak için Türk topluluğuyla mücadeleye girmiştir. Böylece EOKA, Türk toplumunca terör örgütü olarak nitelendirilmektedir. Durum TMT için de aynıdır. TMT en başta, EOKA’nın kanlı eylemleriyle baş etmek üzere kurulmuş olsa da, Rum kesimi tarafından terörist aktiviteler gerçekleştiren eli kanlı bir örgüt olarak kavranmaktadır. 

Sonuç 

Kıbrıs’ta Barışın İnşasında Ulusal Kimlik Oluşumunun Rolü 

İnsanlar, dünyada sabun bitene kadar etnik temizlik yapmak istemiyorsa; 
varolan devletlerin içinde bir arada yaşamalarını mümkün kılacak siyasi 
teknikler bulmak zorundadırlar 324. 

Kıbrıs halkının gerçekliğinin, tarihi ve sosyal pratiklerden kaynaklanması sosyal 
yapısalcı çalışmaların konusudur. Hayali tarihleri ve oluşturdukları güçlü ulusal kimlikleri ile Kıbrıslı Rumlar, 1878 yılından başlayarak adada hüküm süren tek güç olma umuduyla, Yunanistan’ı anavatan olarak kabul etmiş; güçlerini Yunanistan’ın Megali İdea’sından almıştır. Diğer tarafta Kıbrıslı Türkler sadece yarım asır kadar önce, yani 1950 döneminden itibaren Türkiye’yi anavatan olarak nitelendirmeye ve Türkiye’nin desteğini almaya başlamış; savunma mekanizmalarını hep Rum komşularının yayılmacı politikasına karşı geliştirdikleri korkuyla oluşturmuştur. Hall’a göre kimlik doğal değil oluşturulmuş bir kavramdır ve aktörler birbirleriyle iletişim halindeyken, kendilerinde gördükleri eksiklere göre kimliğini oluşturur 325. Kıbrıslı Türklerin ulusal kimlik oluşumuna yapısalcı bir perspektifle baktığımızda, bunun temelinde Rum milliyetçiliği korkusunun yattığını ve buna bir karşıt tepki olarak geliştiğini görürürüz. 

Kıbrıs’ta ötekini şeytanlaştırma ve kendini tehdit altında hissetme duyguları artık kökleşmiş ve iki ana etnik gruba yıllar boyunca nüfuz etmiştir. Kıbrıs’ta üçüncü partilerin arabuluculuk çabaları başarısız olmuştur. İki toplum arasındaki şüphe ve güvensizlik olası bir anlaşmanın önünde engel olarak durmaktadır326. Bu nedenle en azından görülebilir bir gelecekte Kıbrıs sorununa çözüm bulunamaması kuvvetli bir ihtimaldir. Siyasi gerçeklikler göz önüne alındığında Kıbrıs’ta toplumların kalıcı barış için atması gereken çok adım olduğu bir gerçektir. 

Ayrıca barış için gerekenler yapılsa bile kökleşmiş olan şüphe ve güvensizliğin yok edilebileceği kesin değildir. Ama Horowitz’in de belirtmiş olduğu gibi bölünmüş toplumların bir arada yaşamasını mümkün kılmak için siyasi teknikler bulunması gerekir. 

Kültürel değişimler oldukça uzun zaman alabilir. Ancak en bütünleşmiş yapılar bile irade sayesinde değiştirilebilmektedir. Ulusal kimlikler, uluslararası ilişkileri anlama yolunda önemli rol oynamaktadır. İnsan eylemini ve sosyal pratikleri değişimin merkezine koyan yapısalcılık aynı zamanda kimliğin keşfinin önemini vurgular. Bu durumda kimlik çatışmaları ve toplumsal şiddeti yapısalcılık perspektifinden analiz etmek etnik olarak bölünmüş Kıbrıs’ta iki toplumun aynı devlet içinde barışçıl yollarla var olması için gereken çözümlerin bulunmasına katkı sağlayabilir. 

Kaynakça 

Atkinson, C. (2006) “Constructivist Implications of Material Power: Military Engagement and the Socialization of States, 1972-2000”, International Studies Quarterly, Cilt 50, Sayı 3, s. 509-537. 

“British Rule in Cyprus”, http://cypnet.co.uk/ncyprus/history/british/index.html (Erişim tarihi 15 Eylül 2014). 

Bozdağlıoğlu, Y. (2007) “Constructivism and Identity Formation: An Interactive Approach”, Uluslararası Hukuk ve Politika,Cilt 3, No 11 s.129-144. 

Hall, S. (1996) Questions of Cultural Identity. London, Sage Publications. 

Hopf, T. (1998) “Promise of Constructivism in International Relations Theory”, International Security, Cilt 23, Sayı 1, s.171-200. 

Horowitz, D. (1998) “Self-Determination, Politics, Policy, and Law,” Margaret Moore (der.), National Self-Determination and Secession, Oxford, Oxford University Press. 

Işıksal, H. (2002) “Two Perspectives on the Relationship of Ethnicity to Nationalism: Comparing Gellner and Smith”, Alternatives: Turkish Journal of International Relations, Cilt 1, Sayı 1, s.1-15. 

Kızılyürek, N. (2005) Milliyetçilik Kıskacında Kıbrıs, İstanbul, İletişim Yayınları. 

Meloy, R. J. (2004) “Indirect Personality Assessment of the Violent True Believer,” Journal of Personality Assessment, Cilt 82, Sayı 2, s. 138–146. 

Moghaddam, F. M. (2004) “The Staircase to Terrorism,” American Psychologist, Cilt 60, Sayı 2, 2005, s.161–169. 

Palan, R. (2000) “A World of Their Making: An Evaluation of the Constructivist Critique in International Relations”, Review of International Studies, Cilt 26, No 4, s.575-598. 

Pollis, A. (1979) “Colonialism and Neocolonialism: Determinants of Ethnic Conflict in Cyprus”, Peter Worsley ve Paschalis Kitromilides (der.), In Small States in the Modern World: The Conditions of Survival, Lefkoşa: The New Cyprus Association, s. 45-80. 

Seymour, G. (1975) Harry’s Game. New York,The Overlook Press, Peter Mayer Publishers, Inc. New York. 

Schwartz S. J. (2005), “A New Identity for Identity Research: Recommendations for Expanding and Refocusing the Identity Literature,” Journal of Adolescent Research, Cilt 20, Sayı 3, s. 293-308. 

Schwartz, S. J. et al. (2009) “Terrorism: An Identity Theory Perspective”, Studies in Conflict & Terrorism, Cilt 23, No 6, s. 537-559. 

Stump, J. L. (2009) “The Artful Side of the Terrorism Discourse: A Response to Hulsse & Spencer”, Security Dialogue, Cilt. 40, Sayı 6, 2009, p. 661-665. 

Yehuda, B. N. (1993) Political Assassinations by Jews. Albany: State Univ. New York Press. 

Wendt, A. (1994) “Collective Identity Formation and the International State”, American Political Science Review, Cilt 88, Sayı 2, s. 384-396. 

Wendt, A. (1999) Social Theory of International Politics. New York. Cambridge University Press. 

Wendt, A. (2003) Social Theory of International Politics, Cambridge, Cambridge University Press. 


BU BÖLÜM DİPNOTLARI;

300 Gerald Seymour, Harry’s Game, New York, The Overlook Press, Peter Mayer Publishers, 2001. 
301 Ted Hopf, “Promise of Constructivism in International Relations Theory”, International Security, Cilt 23, No 1, 1998, s.174. 
302 Seth J. Schwartz et al., “Terrorism: An Identity Theory Perspective”, Studies in Conflict & Terrorism, Cilt 23, No 6, s. 539-540. 
303 Ronen Palan, “A World of Their Making: An Evaluation of the Constructivist Critique in International Relations”, Review of International Studies, Cilt 26, No 4, 2000, s.576. 
304 Yücel Bozdağlıoğlu, “Constructivism and Identity Formation: An Interactive Approach”, Uluslararası Hukuk ve Politika, Cilt 3, No 11 s.129, 2007, s.124. 
305 Alexander Wendt, Social Theory of International Politics, Cambridge, Cambridge University Press, 2003, s.231. 
306 Carol Atkinson, “Constructivist Implications of Material Power: Military Engagement and the Socialization of States, 1972-2000”, International Studies Quarterly, Cilt 50, Sayı 3, 2006, s. 534. 
307 Seth J. Schwartz, “A New Identity for Identity Research: Recommendations for Expanding and Refocusing the Identity Literature,” Journal of Adolescent Research, Cilt 20, Sayı 3, 2005, s. 293-308. 
Fathali M. Moghaddam, “The Staircase to Terrorism,” American Psychologist, Cilt 60, Sayı 2, 2005, s.161–169. J. Reid Meloy, “Indirect Personality Assessment of the Violent True Believer,” Journal of Personality Assessment, Cilt 82, Sayı 2, 2004, s. 138–146. 
308 Adamantia Pollis, “Colonialism and Neocolonialism: Determinants of Ethnic Conflict in Cyprus”, Peter Worsley ve Paschalis Kitromilides (der.), In Small States in the Modern World: The Conditions of Survival, Lefkoşa: The New Cyprus Association, 1979, s. 45-80. 
309 “British Rule in Cyprus”, http://cypnet.co.uk/ncyprus/history/british/index.html (Erişim tarihi 15 Eylül 2014). 
310 Niyazi Kızılyürek, Milliyetçilik Kıskacında Kıbrıs, İstanbul, İletişim Yayınları, 2005, s.77. 
311 Hüseyin Işıksal, “Two Perspectives on the Relationship of Ethnicity to Nationalism: Comparing Gellner and Smith”, Alternatives: Turkish Journal of International Relations, Cilt 1, Sayı 1, 2002, s.9. 
312 Niyazi Kızılyürek, Milliyetçilik Kıskacında Kıbrıs, İstanbul, İletişim Yayınları, 2005, s.220. 
313 Alexander Wendt, Social Theory of International Politics. New York. Cambridge University Press, 1999. 
314 Ben N. Yehuda, Political Assassinations by Jews. Albany: State Univ. New York Press, 1993. 
315 Jacob L. Stump, “The Artful Side of the Terrorism Discourse: A Response to Hulsse & Spencer”, Security  Dialogue, Cilt. 40, Sayı 6, 2009, p. 661. 
316 John Searle, The Social Construction of Reality. New York: Free Press, 1995. 
317 Rainer Hülsse ve Alexander Spencer, “The Metaphor of Terror: Terrorism Studies and the Constructivist Turn”, Security Dialogue, Cilt 39, Sayı 6, s.571. 
318 Niyazi Kızılyürek, Milliyetçilik Kıskacında Kıbrıs, İstanbul, İletişim Yayınları, 2005. 
319 James G. Kellas, The Politics of Nationalism and Ethnicity. Second Edition: Revised and Updated, London, MacMillan Press Ltd, 1998, s.33. 
320 Ibid, p.35. 
321 Niyazi Kızılyürek, Milliyetçilik Kıskacında Kıbrıs, İstanbul, İletişim Yayınları, 2005, s.77. 
322 Alexander Wendt, “Collective Identity Formation and the International State”, American Political Science Review, Cilt 88, Sayı 2, 1994, s. 385. 
323 Alexander Wendt, Social Theory of International Politics, Cambridge, Cambridge University Press, 2003, s.247. 
324 Donald Horowitz “Self-Determination, Politics, Policy, and Law,” Margaret Moore (der.), National Self-Determination and Secession, Oxford, Oxford University Press, 1998, s.206. 
325 Stuart Hall, Questions of Cultural Identity, London, Sage Publications, 1996, s.4-5. 
326 Fen Osler Hampson, Nurturing Peace: Why Peace Settlements Succeed or Fail? Washinton DC, United State Institute of Peace, 1996, s.48-49. 


***