terörizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
terörizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Mayıs 2020 Pazartesi

YENİ GÜVENLİK KAVRAMI

YENİ GÜVENLİK KAVRAMI 




Zuhal Çalık*
* Ardahan Üniversitesi, Öğretim Görevlisi (zuhalcalik@ardahan.edu.tr) 
Karadeniz Teknik Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü Doktora Öğrencisi 
ULUSLARARASI GÜVENLİK KONGRESİ - 2013 KOCAELİ..


Özet:

1970’lerden itibaren kendini daha çok ekonomik anlamda hissettiren küreselleşme dalgası, Soğuk Savaşın sona ermesiyle birlikte kültürel, sosyal ve siyasal alanda da hız kazanmış, dünya sistemi yeni bir sürece girmeye başlamıştır. Bu yeni süreci, kapitalizm ve demokrasinin nihai zaferi olarak gören ve dünyanın barışçı bir döneme girdiğini iddia eden Francis Fukayama’nın tam aksine 11 Eylül saldırılarının ardından bu durumun tam tersi bir durumla uluslararası sistem karşı karşıya kalmıştır. 

Bu süreçte artık uluslararası barışın sağlanması değil, uluslararası güvenliği sağlanmanın yolları tartışmaya açılmış, bireyin güvenliğinden toplumun güvenliğine, devletin güvenliğinden sistemin güvenliğine kadar her alanda güvenlik kavramının tanımı yeniden kavramlaştırılmaya çalışılmıştır. Max Weber’in ifadesiyle belirli bir toprakta meşru fiziki güç kullanma tekelini elinde bulunduran insan topluluğu olan devletin de güvenlik sorununa yaklaşımı değişmiştir. Devletlerin sadece ekonomik alanda değil, kamusal alanın her alanından çekilmesini öngören neoliberal teoriye göre; en iyi devlet, en az karışan ve harcayan devlettir. Bu yüzden değişen güvenlik algısı ile devletlerin görünmez düşmana karşı başarı kaydedemeyeceğini ve askeri alandan çekilmesi gerekliliği tartışılmaktadır.

    Bu Çalışmada güvenlik kavramı ve Soğuk Savaş dönemi sonrasında değişen güvenlik algısı incelenecektir.

Güvenlik kelimesi en basit tanımıyla tehditler, kaygılar ve tehlikelerden uzak olma hissi anlamına gelmektedir. Güvenlik böylece bireyin diğerlerinin verebileceği zararlardan uzak olduğunu hissettiği bir ruh halidir.1 Başka bir ifadeyle başkalarına duyulan güven, sürekli ve yinelenen türde bir psikolojik gereksinimdir ve bu gereksinim sağlandığında güvenlik içinde olma duygusu söz konusudur.2 Güvenliği uluslararası ilişkiler disiplininde kavramsal açıdan ilk ele alan Arnold Wolfers’a güvenliğin tanımını iki farklı bileşene bölerek açıklamaya
çalışmıştır. Wolfers’a göre güvenlik; objektif anlamda eldeki değerlere yönelik bir tehdidin olmaması, sübjektif anlamda ise bu değerlere yönelik bir saldırı olacağı korkusu taşınmamasıdır.3 1990’larda güvenlik kavramına yeni bir açılım getiren Buzan ise, güvenliği, özgürlüğün, mevcut ve olası tehditlerden korunması, devletlerin ve toplumların, düşman olarak nitelendirdikleri değişen güçlere karşı, bağımsız kimliklerini ve işlevsel bütünlüklerini sürdürme yetenekleri olarak algılanması, olarak tanımlamaktadır. 4

    Uluslararası ilişkiler alanında güvenlik, bu kavramın günlük yaşamdaki kullanımından farklı bir anlam taşımaktadır. Toplum içerisinde güvenlik, sosyal güvenlik ve bireylerin fiziksel güvenliği anlamı taşırken, uluslararası alandaki güvenlik büyük ölçüde güç politikalarına dayalıdır.5

Ulusal güvenlik, “Devletin anayasal düzeninin, millî varlığının ve bütünlüğünün, uluslararası siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik çıkarlarının, ahdî hukukunun her türlü iç ve dış tehdide karsı korunması ve kollanmasıdır.”6 şeklinde tanımlanmaktadır. Diğer bir tarife göre ulusal güvenlik; ülkenin fiziki bütünlüğünün muhafaza ve korunmasıyla birlikte, yabancı ülkelerle olan ekonomik, siyasi ve diğer münasebetlerin makul ölçüler içinde devam ettirilmesi, yönetimin, kurumların iç ve dış olumsuz etkilere karşı korunması ve sınırların kontrol altında bulundurulmasıdır.

   Klasik anlamıyla ulusal güvenlik, devletin varlığını sürdürebilmesi için, ulusal ve uluslararası ortamdan kendisine yönelen tehditleri nasıl algıladığını ve yanıtladığını ifade etmektedir.7

Walter Lipmann, ulusal güvenlik kavramını; toplumun temel değerlerinin çatışma ve savaş halinde dahi savunulması olarak tanımlamaktadır.8 

   Realist yaklaşımın ilkelerinin oluşmasında önemli katkıları bulunan Machiavelli’ye göre ise, devletin varlığını koruması ve sürdürmesi ile “güç” 
olgusu arasında doğrudan ve simetrik bir ilişki söz konusudur.9

   Uluslararası sistemdeki dengelerin değişmesiyle birlikte, ağırlıklı görüş olan ulusal güvenlik anlayışı yerine, uluslararası güvenlik anlayışı daha fazla önem kazanmaya başlamıştır. 

   Bu nedenle, güvenliğin tanımında ve kapsamında değişiklikler meydana gelmiştir. Uluslararası güvenlik, uluslararası sistemde rol alan tüm aktörlerin algılamaları çerçevesinde ortaya koydukları davranışlar ile küresel ve bölgesel boyutlu kuruluşlar aracılığıyla yaratılan ve yürütülen evrensel ilkeler çerçevesinde ele alınan bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır.

Morgenthau’ya göre uluslararası güvenlik sisteminde, güvenlik sorunu, artık ülkelerin sadece kendi sorunları olmayıp, ulusal gücün diğer unsurları tarafından da ele alınması gereken bir konudur. Güvenlik, bütün ülkelerin ilgilenmesi gereken bir konu haline gelmiştir. Bütün ülkelerin, kendi güvenlikleri tehlikedeymiş gibi birbirlerinin güvenliğini ortak bir biçimde korumaları gerekmektedir.10

Uluslararası güvenlik denilince akla gelen ve evrensel düzeyde güvenliği sağlama misyonu bulunan BM, görülebilir gelecekte endişe teşkil eden güvenlik tehditlerini altı grupta toplamaktadır.11 Bunlar; Ekonomik ve sosyal tehditler, (yoksulluk, bulaşıcı hastalıklar ve çevre sorunları da dahil); Devletler arası çatışmalar; İç çatışmalar (sivil savaşlar, soykırım ve diğer büyük ölçekli karışıklıklar dahil); Nükleer, radyolojik, kimyasal ve biyolojik silahların yayılması; Terörizm ve ulus aşan organize suçlardır.

Soğuk Savaş Döneminde ve Sonrasında Uluslararası Güvenlik Anlayışı

Soğuk Savaş dönemi, II. Dünya Savaşından sonra ortaya çıkan iki kutuplu dünya düzeninin tabii bir sonucudur. Bu dönemde, her iki kutupta yer alan ülkeler birbirlerini çevreleme politikası izlemiş, her iki blok da kendi oluşumlarını sağlam ve güçlü tutmak için sürekli bir çaba içerisinde bulunmuştur. Güvenlik ve savunmalarını yalnız baslarına sağlayamayan ülkeler ise bu iki bloktan birine dahil olmaktan başka çıkar yol bulamamışlardır.12 

   Bu sayede güvenlik endişeleri, bloklar arası caydırıcılık politikası ile dengelenmiştir. Avrupa’da yer alan ülkeler de var olan bu iki bloktan birine katılarak güvenliklerini temin etmek istemişlerdir. 
Bu dönemde bölgede güvenliğin iki temel unsuru olan NATO ve Varşova Paktı da bu süreçte sahip oldukları önemi artırmış ve güvenlik dengelerinin temel noktaları olma konumlarını güçlendirmişlerdir.

Soğuk Savaş döneminin iki süper gücü olan ABD ve SSCB arasındaki ilişkilerin süreç içerisinde zaman zaman yumuşama dönemleri yasansa dahi, genel olarak çatışmalı bir seyir izlediği kabul edilebilir. Taraflar arasındaki ilişkinin hakim özelliğinin; karşılıklı güç kazanma yarısı ve çatışma olduğu görülmektedir.13 Güç mücadelesinin kapsamının siyasi, askeri, ekonomik alanlar basta olmak üzere gündelik hayatın tüm yönlerini kapsayacak şekilde bir yoğunluğa eriştiği kabul edilebilir. Ancak tüm bu yoğunluğa rağmen taraflar birbirleriyle sıcak çatışmaya girmemişler ve bu da dönemin adının Soğuk Savaş Dönemi olarak adlandırılması na neden olmuştur.

Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği güçleri, Berlin Sorunu (1961) ve Küba Krizi (1962) sırasında karşı karşıya gelmişlerdir ancak yine de iki büyük güç arasında sıcak çatışma yaşanmamıştır. İki süper gücün ellerinde bulundurdukları askeri kapasitenin her iki taraf için de sıcak savaşa girmeme konusunda önemli rol oynadığı bilinmektedir. ABD ve SSCB bu dönem boyunca müttefiklerinin de desteği ile imha gücü çok yüksek muazzam askeri güce ulaşmışlardır. Ancak, askeri kapasite unsurları içinde, taraflar arasında doğrudan savaşmayı engelleyici en önemli faktörün, kitle imha silahları, özellikle de nükleer silahlar olduğu söylenebilir.

Soğuk Savaş döneminde güvenlik kavramı yüksek politika unsuru olarak ABD ve Sovyetler Birliği arasındaki stratejik mücadele ekseninde belirlenmekteydi. Bu da Soğuk Savaş sürecinde bölgesel sorunların bir nevi üstünün örtülmesine neden olmuştur. Bu dönem boyunca kendi bünyesinde istikrarlı görünen birçok coğrafyanın aslında devam eden sorunlara sahip olduğu görülebilir. İşte bu dönem boyunca üstü örtülü kalan problemler Soğuk Savaşın sona ermesiyle birlikte çözülmesi güç sorunlar olarak uluslararası arenaya çıkmışlardır. Bu
problemlerin temelini teşkil eden unsur etnik kökenli problemler olarak kendini göstermiştir.

Bu konunun en önemli örneği Eski Sovyetler Birliği ve Yugoslavya coğrafyaların da halendevam eden çatışmalardır.

Uluslararası güvenlik boyutundan bakıldığında Soğuk Savaş dönemindeki güvenlik sorunlarının, ulus devlet merkezli değerlendirildiği ileri sürülebilir.14 

   Güvenlik üzerine yapılan değerlendirmelerde iç kamuoyunun beklentilerinden ziyade söz konusu devletin dış politika stratejilerinin belirleyici rol  oynadığı öne sürülebilir. Bu çerçevede önemli olan nokta da güvenlik sorunlarının merkezine devletin egemenliğinin korunması ile devlet ve vatandaşların fiziksel güvenliğinin sağlanması oturmaktadır.

    Sonuç olarak Soğuk Savaş döneminde iki kutuplu bir dünya düzeni kurulmuş ancak devam eden gerginliklere ve silahlanma yarışlarına rağmen  iki süper güç arasında herhangi bir sıcak temas yaşanmamıştır. Buna rağmen uluslararası sistemde güvenlik kavramı bu iki gücün arasında yaşanan  dehşet dengesi ekseninde şekillenmiş, iki blokta yer alan ülkelerin uluslararası arenadaki hareketlerini yönlendirmiştir.

Soğuk Savaş döneminin sona ermesiyle birlikte daha iyi bir dünyanın var olabileceği beklentisinin hakim olması nedeniyle uluslararası arenada  bir iyimserlik atmosferi oluştuğu söylenebilir. Bu yaklaşımın temelinde uluslararası sistemin yeni bir döneme girmesi ve uluslararası kurumların  tesis edilerek, küresel düzeyde barış ve güvenliğin sağlanabileceğinin kabulünün yer aldığı bilinmektedir.15 Yine de Soğuk Savaş sonrası  dönemde uluslararası sistemin ve güvenlik kavramının nasıl tesis edileceği konusunda sadece olumlu görüşler ileri sürülmemiştir. Uluslararası  sistemin geleceğine dair bir diğer yaklaşım aslında uluslararası sistemin kontrol dışı bir geçiş aşamasında olduğudur.16 

   Bu yaklaşıma göre  uluslararası sistemi tek başına bir devlet veya kurum kolaylıkla yönlendiremez. Bu konudaki en önemli görüşlerden biri  Rosenau’ya aittir. Rosenau uluslararası sistemin daha önce görülmemiş bir türbülans içinde bulunduğunu ve gelecekte alacağı görünümün tahmin  edilebilmesinin zor olduğunu öne sürmüştür. Yazara göre, uluslararası sistemin parametreleri daha önce hiç olmadığı kadar radikal değişimler  göstermektedir.17 Değişimler sistemin tüm düzeylerinde etkili olmakta ve daha iyiye bir gidiş olduğunu iddia etmeyi olanaksız kılmaktadır.

Soğuk Savaş sonrası dönemde çok uluslu şirketler ve sivil toplum kuruluşları uluslararası sistemde daha rahat hareket etme sansı bulmuşlardır. 

Bu dönemde uluslararası sistemde yer alan devlet ve devlet dışı aktör sayısında bir artış gözlenmektedir. Aktör sayısındaki artışın, yeni dönemde  güvenlik sorunlarının karmaşıklaşmasının sebeplerinden biri olduğu bilinmektedir. 

Bu dönemde güvenlik anlayışları değişmeye başlamış, kavrama  bakış açıları da farklı şekiller almıştır. Yakın zamana kadar içeriğini koruyan güvenlik kavramının Soğuk Savaş sonrası dönemde içeriği değişmiş  ve hacmi genişlemiştir.18

  Uluslararası sistemde tehdit olarak algılanan bazı faktörler bu özelliklerini kaybetmişlerdir. Soğuk Savaş dönemi boyunca kitle imha silahları ve 
nükleer silahların yaratacağı büyük tahrip savaşları söz konusu iken Soğuk Savaş sonrası dönemde güvenlik kriterleri ve tehdit unsurları farklı 
boyutları da beraberinde getirmiştir. Çevre sorunları, insan hakları, salgın hastalıklar, kitlesel göçler, mikro milliyetçilik ve etnik çatışmalar, 
köktendincilik, terörizm, ekonomik sorunlar, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı, insan ticareti, uluslararası güvenlikte yeni sorunlar olarak ortaya 
çıkmıştır.19

Söz konusu değişen konjonktürde ABD, mevcut gücünü muhafaza etmek amacıyla tüm dünyada bölgesel ve küresel politikalar üretirken kendi 
egemenliğinde yeni bir güvenlik ve yeni bir dünya düzeni oluşturmaya çalışmıştır. Soğuk Savaşın sona ermesiyle birlikte iki kutuplu yapıdan 
sonra etkin coğrafi faktörlerin katılımıyla çok taraflı yeni bir süreç başlamıştır. Yeni bir piyasa ekonomisi, demokrasi, küresel değerler ve küresel  bir diplomasiyle birlikte yeni askeri konseptler, ittifaklar ön plana çıkmıştır.20

11 Eylül saldırılarının ardından ise, yepyeni bir kavram ortaya çıkmıştır: “Önleyici Savaş”. Savaşın tanımı değişmiş, düşman belirsizleşmiştir. 

Bu dönemle artık, güvenlik endüstrisi kavramı ortaya çıkmış ve devletin meşruiyetinin artık meşru şiddet tekelini elinde bulundurmasından değil, 
güvenliğin verimli bir biçimde koordinasyonunda aranmaya başlandığı, güvenlik alanının kamusal otoritenin boyunduruğundan çıkarak piyasaya  uyum sağladığı bir düzen oluşmuştur.21 

Neoliberal teori, devletlerin sadece ekonomik alanda değil,kamusal alanın her alanından çekilmesini öngörür. 

Bu yüzden bugün değişen güvenlik algısıile devletlerin görünmez düşmana karşı başarı kaydedemeyeceğini bu yüzden askeri alandan çekilmesi gerekliliği tartışılmaktadır. Özel orduların yaygın kullanımı, “egemen ulusdevletler” arasında yurttaş ordularla yapılan bir pratik  olarak savaşın ve devletin 16. Yüzyıldaalternatif şiddet sağlayıcılarını ortadan kaldırarak tesis ettiği, meşru şiddet tekeli devrinin, artık sonuna geldiğimizi göstermektedir.22

Sonuç

11 Eylül sonrası dönemde, demokratik rejimlere sahip olmayan ülkelerin elinde bulunan füzelerin yarattığı tehdit çok geniş bir alanda güvenlik  riskleri oluşturmuş, geleneksel olmayan tehditlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bunlar düşük yoğunluklu çatışmalar yaratmış; 

  Geleneksel savaş biçimlerinin ve savaş alanlarının yapısını değiştirmiştir. Kısa sürede sonuçlandırılmasının söz konusu olmadığı bu çatışmalarda geleneksel olmayan araç ve usullerle savaşılmaktadır. 23 Böyle bir ortamda güvenliğin anlamı genişlerken tehdit odaklarının belirginliği ve somutluğu  da giderek kaybolmuştur.

Yeni dönemde uluslararası sistemde bütünleşme ve ayrışma eğilimleri bir arada görülmektedir. Bütünleşme eğilimlerinin gözlemlendiği bir alan,  bölgesel entegrasyon hareketleridir. Ancak, bütünleşme eğiliminin asıl olarak küreselleşme süreciyle kendini gösterdiği ileri sürülebilir. 
Sınırların  ortadan kalktığı ve küresel sorunlara ortak çözümler üretildiği bir dünyaya yönelik vurgular yoğun olarak yapılmaktadır. 
   Ancak, aynı zamanda uluslararası sistemde ayrışma eğilimleri de gözlemlen mektedir. Etnik ve dini kimliklerin korunması, yeni dönemde önemli bir çatışma potansiyeli taşımaktadır.


Kaynakça

Bahgat Korany, Paul Noble and Rex Brynen , The Many Faces of National Security In Arap World,New York :St Martin’s Press, 1993.

Beril Dedeoglu, Uluslararası Güvenlik ve Strateji, İstanbul: Derin Yayınları, 2003.

Brauch Hans Günter, “Güvenliğin Yeniden Kavramsallaştırılması: Barış, Güvenlik,
Kalkınma ve Çevre Kavramsal Dörtlüsü”, Uluslararası İlişkiler Dergisi, Cilt 5, Sayı 18, (Yaz 2008)

Buzan Barry Ole Waever, Jaap de Wilde, “Security: A New Framework for Analysis”, Lynne Rienner Publishers, 1998.

Buzan, Barry, “ People, States and Fear”, Harvester Wheatsheaf, London, 1983.
Erdoğdu, Hikmet, Avrupa’nın Geleceğinde Türkiye’nin Önemi ve NATO İttifakı,
İstanbul, IQ Kültür ve Sanat Yayıncılık, 2004.

Giddens, Anthony, Modernliğin Sonuçları, çev. Ersin Kuşdil, Ayrıntı Yayınları,
İstanbul 1998.

Gürlesel, Can Fuat ve Demir, M. Faruk, Dünyada Çok Taraflı Denge ve Türkiye çin Yakın Gelecek, İstanbul, İstanbul Ticaret Odası, 2002.

Koçer, Gökhan, “Küreselleşme ve Uluslararası İlişkilerin Geleceği”, Uluslararası
İlişkiler, Cilt: 1, No: 3,Güz 2004.

Koçer, Gökhan, “Soğuk Savaş Sonrasında Uluslararası Güvenlik Ortamı ve
Türkiye’nin Ulusal Güvenliği”, Stratejik Araştırmalar Dergisi, Genelkurmay ATASE veGenelkurmay Denetleme Başkanlığı Yayınları, Yıl: 3, Sayı: 5, Ankara, Temmuz 2005.

Kofi Annan, “A more Secure World: Our Share Responsibility”, secureworld/report2.pdf>, 2004, (20 Ekim 2009).

Kuloğlu, Armağan, “Soğuk Savaş Sonrası Bozulan Dengeler, Irak Krizi ve Bölgesel istikrar Arayısı”, Stratejik Analiz; Azerbaycan’da Devlet Başkanlığı Seçimi, ASAM, Cilt: 4, No: 44, Aralık 2003.

Laçiner, Ömer, “Ordular: İlk hedefiniz piyasa mı oluyor?” Birikim, No:173, Eylül 2003.

Moran, Theodore, “International Economics and National Security”, Foreign Affairs, Cilt 69, No: 5, Winter 1990 – 1991.

Morgenthau, Hans, Uluslararası Politika, Cilt: I, Çev: Baskın Oran, Ünsal Oskay, Türk Siyasi İlimler Derneği Yayınları, Ankara, 1970.

Paker Balta, Evren, Küresel Güvenlik Kompleksi/Uluslararası Siyaset ve Güvenlik, İletişim Yayınları, İstanbul, 2012.

Rosenau, James N., Turbulance in World Politics: A Theory of Change and
Continuity, Princeton, Princeton University Press, 1990.

Rubinstein, Alvin Z., “New World Order or HollowVictory”, Foreign Affairs, Cilt: 74, No: 4, Fall 1991.

Slaughter, Anne-Marie, “The Real World Order”, Globalization and the Challenges of a New Century, Ed. Patrick Q’meara, Howard D. Mehlinger, Matthew Krain, Indiana, Indiana University Press, 2000.

Tanrısever, Oktay F., “Güvenlik”, içinde Devlet ve Ötesi, der. Atilla Eralp, İletişim Yayınları, İstanbul, 2005.

Ülman, Haluk, “Dünya Nereye Gidiyor”, Yeni Dünya Düzeni ve Türkiye, 3. bs., Ed. Sabahattin Şen, İstanbul, Bağlam Yayıncılık, 1994.


DİPNOTLAR;

1 Brauch Hans Günter, “Güvenliğin Yeniden Kavramsallaştırılması: Barış, Güvenlik, Kalkınma ve Çevre
   Kavramsal Dörtlüsü”, Uluslararası İlişkiler Dergisi, Cilt 5, Sayı 18,(Yaz 2008)
2 Giddens, Anthony, Modernliğin Sonuçları, çev. Ersin Kuşdil, Ayrıntı Yayınları, İstanbul 1998, s.97.
3 Tanrısever, Oktay F., “Güvenlik”, içinde Devlet ve Ötesi, der. Atilla Eralp, İletişim Yayınları, İstanbul, 2005, s.108.
4 Buzan, Barry, “ People, States and Fear”, Harvester Wheatsheaf, London, 1983, s.491.
5 Buzan, Barry, Ole Waever, Jaap de Wilde, “ Security: A New Framework for Analysis”, Lynne Rienner Publishers, 1998, s.21.
6 09 Aralık 1983 tarih ve 2945 sayılı “Milli Güvenlik Kurulu ve Milli Güvenlik Kurulu Genel SekreterliğiKanunu” Md. 1.
7 Koçer, Gökhan, “Soğuk Savaş Sonrasında Uluslararası Güvenlik Ortamı ve Türkiye’nin Ulusal Güvenliği”,
   Stratejik Araştırmalar Dergisi, Genelkurmay ATASE ve Genelkurmay Denetleme Başkanlığı Yayınları, Yıl: 3,
   Sayı: 5, Ankara, Temmuz 2005, s.289.
8 Bahgat Korany, Paul Noble and Rex Brynen , The Many Faces of National Security In Arap World, New York:
   St Martin’s Press, 1993, s.2.
9 Dedeoglu, Beril, Uluslararası Güvenlik ve Strateji, Derin Yayınları, İstanbul, 2003, s.28.
10 Morgenthau, Hans, Uluslararası Politika, Cilt: I, Çev: Baskın Oran, Ünsal Oskay, Türk Siyasi İlimler Derneği
    Yayınları, Ankara, 1970, s.527
11 Annan, Kofi, “A more Secure World: Our Share Responsibility”,
    secureworld/report2.pdf>, 2004, (20 Ekim 2009).
12 Erdoğdu, Hikmet, Avrupa’nın Geleceğinde Türkiye’nin Önemi ve NATO İttifakı, İstanbul, IQ Kültür ve Sanat
    Yayıncılık, 2004, s. 69.
13 Ülman, Haluk, “Dünya Nereye Gidiyor”, Yeni Dünya Düzeni ve Türkiye, 3. bs., Ed. Sabahattin Şen, İstanbul,
     Bağlam Yayıncılık, 1994, s. 31.
14 Moran, Theodore, “International Economics and National Security”, Foreign Affairs, Cilt 69, No: 5, Winter
    1990 – 1991, s.90.
15 Slaughter, Anne-Marie, “The Real World Order”, Globalization and the Challenges of a New Century, Ed.
    Patrick Q’meara, Howard D. Mehlinger, Matthew Krain, Indiana, Indiana University Press, 2000, s. 112.
16 Rubinstein, Alvin Z., “New World Order or HollowVictory”, Foreign Affairs, Cilt: 74, No: 4, Fall 1991, s.54.
17 Rosenau, James N., Turbulance in World Politics: A Theory of Change and Continuity, Princeton, Princeton
    University Press, 1990, s. 9-10.
18 Koçer, Gökhan, “Küreselleşme ve Uluslararası İlişkilerin Geleceği”, Uluslararası İlişkiler, Cilt: 1, No: 3,Güz
    2004, s. 110.
19 Koçer, Gökhan, a.g.e., s. 110.
20 Gürlesel, Can Fuat ve Demir, M. Faruk, Dünyada Çok Taraflı Denge ve Türkiye İçin Yakın Gelecek, İstanbul,
    İstanbul Ticaret Odası, 2002, s.12.
21 Paker Balta Evren, Küresel Güvenlik Kompleksi/Uluslararası Siyaset ve Güvenlik, İletişim Yayınları,
    İstanbul, 2012,s. 91.
22 Laçiner, Ömer, “Ordular: İlk hedefiniz piyasa mı oluyor?” Birikim, No:173, Eylül 2003, s.7-12.
23 Kuloğlu, Armağan, “Soğuk Savaş Sonrası Bozulan Dengeler, Irak Krizi ve Bölgesel istikrar Arayışı”, Stratejik
    Analiz; Azerbaycan’da Devlet Başkanlığı Seçimi, ASAM, Cilt: 4, No: 44, Aralık 2003, s. 44.


***

16 Mayıs 2020 Cumartesi

AB’NİN BÖLGESEL VE KÜRESEL GÜVENLİĞE BAKIŞ AÇISI

AB’NİN BÖLGESEL VE KÜRESEL GÜVENLİĞE BAKIŞ AÇISI 



AB’NİN BÖLGESEL VE KÜRESEL GÜVENLİĞE BAKIŞ AÇISI
Birbirinin Tamamlayıcısı Olarak Avrupa Güvenlik Stratejisi ve İyi Komşuluk Politikası..,

Metin Aksoy*
* Yrd. Doç. Dr. Gümüşhane Üniversitesi, IIBF, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi, 
metinaksoy@hotmail.de


Giriş

Avrupa Birliği kendini barışı, insan haklarını, temel hak ve hürriyetleri koruyan devletler topluluğu olarak tanımlamaktadır. AB, 470 milyon nüfusu ile dünya gelirinin dörtte birine sahip olmakla birlikte, dünya ticaretinin de beşte birini gerçekleştirmektedir. Dünyadaki kalkınma ve insani yardımların yarısı yine AB kaynaklıdır. Mevcut uluslararası örgütlerde AB üyeleri önemli görevler üstlenmektedir. Soğuk savaş döneminde rekabet içinde olan diğer blok üyesi Avrupa ülkeleri, şu anda AB içinde yeni savunma sistemi içine alınmış ve
Güvenlik örgütüne üye olmuşlardır.1 Avrupa, gelişmiş bir ekonomiye sahip olma özelliğine rağmen yavaş bir büyüme oranına sahiptir. AB nüfusunun giderek yaşlanması ve bunun sosyal sistemi tehdit etmesi, acil önlemlerin alınmasını zorunlu kılmaktadır.2

Soğuk savaşın bitmesiyle birlikte eskiye ait olan güvenlik algılayış biçimi ve güç dengesi hızlı bir değişim geçirmektedir. Çin ve Hindistan’ın hızlı büyüme oranları, Rusya’nın yeniden küresel güç olma isteği ekonomik ve güvenlik güç dengelerinin değişimine neden olmaktadır.

Avrupa’nın petrole ve gaza bağımlılığı önceki dönemlere oranla artarak devam ettiği gibi, ekonomik rekabet ve yeni güvenlik tehditleriyle de karşı karşıya kalmıştır.3 

Dolayısıyla küresel güç güdüsüyle hareket eden devletler arasındaki ham madde temini, enerji kaynaklarına sahip olma isteği ve yeni pazarların bulunması, rekabeti de beraberinde getirmektedir.

AB’ nin genişlemesiyle birlikte yeni komşuluk ilişkileri ve yeni sınırlar ortaya çıkmıştır. Avrupa bir yandan çekirdek Avrupa’dan coğrafi olarak büyük Avrupa’ya dönüşürken diğer yandan da bazı sorunlar ortaya çıkmaktadır. Organize suçlar, bölgesel çatışmalar, terörizm, kitle imha silahlarının yayılması ve kimi ülkelerin devlet olma hüviyetini kaybetmeleri gibi önemli sorunlar bunlara dâhil edilebilir.4 Karşılaşılan sorunların engellenmesi ve çözülmesi için AB bir yandan, Ortak Dış ve Güvenlik Politikası çerçevesinde askeri önlemler alırken, diğer yandan Avrupa Komşuluk Politikası ve Barselona süreci gibi ekonomik ve stratejik politikalar ile de önlemler almaktadır. Bu noktada, askeri seçeneği öncelikli olmaktan çıkartan genişletilmiş güvenlik kavramıyla diplomasi ve işbirliği çerçevesinde sorunların diyalog yoluyla çözülmesi öncelik olarak düşünülmüştür. Ancak ulusal çıkarların öncelenmesi birliğin ortak karar almasını çoğu zaman engellemektedir.

AB Güvenlik Stratejisine Doğru

Irak savaşlarında AB üyesi ülkelerin ortak bir karar alamamaları ve her üyenin kendi ulusal çıkarı gereği geleneksel dış politikası doğrultusunda davranması AB içerisinde dış ilişkiler ve güvenlikle ilgili tartışmaları yeniden gündeme getirmiştir. Bu tartışmalarla birlikte, teşhis ve tedavilerin de tespiti yapılarak, şu sonuçlara varılmıştır:

AB’nin uluslararası ilişkilerde açıkça görülen etkisizliğinin mutlaka aşılması gerekmektedir.
Ortak Dış Güvenlik ve Savunma Politikası önemli bir uluslararası aktör algısına uygun olarak oluşturulmalı, ayrıca askeri ve sivil yeteneklerin de geliştirilmesi gerekmektedir.
Bu alınan kararlara bakınca Irak sorunundaki hataların ve başarısızlıkların hangi nedenlerden kaynaklandığı da görülmektedir. Ancak bu tespitlerle birlikte AB’nin uluslararası bir aktör olarak dünya politikasında hangi rolü oynayacağı veya önemli bir oyuncu olarak hangi iddiaları taşıyacağı sorusu da önem taşımakta dır. 5  AB’ nin bu düşüncesinin paralelinde tarihsel olarak biraz gerilere gidildiğinde Avrupa Entegrasyon düşüncesi karşımıza çıkmaktadır. Bu
düşünce aslında Avrupa içinde barışın korunması ve yaşatılması amacı taşımaktadır. Eşit ve bağımsız devletler sisteminin 1648 Vestfalya Barışıyla oluşumundan sonra yine ortaya çıkan hegemonya mücadelesi, savaşın yine Avrupalı devletlerin arasında çıkması kaçınılmaz olmuştur. Arka arkaya yaşanan iki dünya savaşı Avrupa’nın küresel ölçekte bir aktör olarak önemsizleşmesi ne neden olmuştur. Bunun neticesinde, ABD ve SSCB yeni güç odakları olarak ortaya çıkmışlar ve Doğu Batı mücadelesi bağlamında bu iki aktör kendi etki alanlarını arttırmak için mücadeleye başlamışlardır.

Savaşlarda kaybedilen milyonlarca insanın, katlanılan tarifsiz acıların, kaybedilen servetlerin sonucunda, savaşın, politikanın bir aracı olmaktan çıkarılması fikri temenni olmaktan çıkartılarak somut bir biçimde konunun ele alınması için çalışmalar başlatılmıştır. Batı Avrupa devletlerinin birbirlerine karşı korunmaları ve güvenliklerinin yönetilmesi Avrupalı devletlerin ilk amaçları olmuştur.6 Bütünleşme süreci, Avrupa dâhilinde elli yılı aşkın bir süredir tarihsel bir form içerisinde politik barış vaatleriyle devam etmektedir. Çıkar çatışmalarının olduğu durumlarda ise vaktiyle başvurulan geleneksel “Güç Politika” sının enstrümanları olan tehdit ve askeri kuvvetlerin kullanılması yerine, Barış Topluluğuna doğru
bir dönüşüm yaşanmaktadır.7 Artık içinde bulunduğumuz zamanda, güvenlik gereksinimi, yalnızca AB için önemli bir konu olmanın ötesinde, AB’nin müdahil olduğu çoklu işbirlikleri için de önemli bir konu haline gelmiştir. AB, coğrafi olarak, Balkanlar, Kafkasya, Yakın ve Orta Doğu, Akdeniz’e kıyısı bulunan Kuzey Afrika ülkeleriyle çevrili olmakla birlikte, dünya politikasının da en çok sorunlu bölgesinde olması nedeniyle kendini güvenlikte hissedememektedir.8 

Bu bölgelerin genel karakteristiği olan ekonomik, politik ve sosyal
nedenler, genellikle etnik ve dinsel çatışmalara neden olmaktadır. Bu bölgelerde ortaya çıkacak olası bir çatışma, AB ve üyelerinin barış ve güvenliğini tehdit ederek etkisini hissettirecektir. Güvenlik politikalarıyla ilgili stratejiler oluşturulurken öncelikle bu bölgelerin gerçeği olan az gelişmişlik, yeraltı kaynaklarının yetersizliği, göç ve çevrenin tahrip edilmesi gibi konular önemli olmaktadır.

Avrupa Güvenlik Stratejisi

AB, 1992 yılında imzalan Maastricht Antlaşmasından  sonra küresel politikada ağırlığını arttırmaya çalışmıştır. Bunun için uluslararası ilişkiler alanında bir aktör olarak kendi ekonomik gücünü, politik ve stratejik amaçları doğrultusunda ağırlığını attırmaya yönelik olarak kullanmaya başlamıştır. Her üye devletin, ulusal dış politikasının ortak çıkarlar doğrultusunda AB adına iyi koordine edilerek, dünya ekonomisindeki AB’nin ağırlığına paralel bir biçimde siyasi ve jeopolitik alanlarda da AB etkisi gerçekleştirilebileceği düşünülmüştür.

Aralık 2003’te Avrupa Birliği Dış ve Güvenlik Politika (ABDGP) Yüksek Temsilcisi Javier Solana tarafından hazırlanan, Avrupa Güvenlik Stratejisi Belgesi (AGSB) kabul edilmiştir. 

Bu belge, Avrupa Dış ve Güvenlik Politikasının mihenk taşını oluşturmaktadır. Bu strateji temel olarak Avrupa Birliğinin (AB) uluslararası bir aktör olarak, bu alanda kaynak ve imkân kapasitesinin arttırılması gerektiğini, güvenlik ve barış için sorumluluk almasını öngörmektedir.9

İki kutuplu soğuk savaş dengesinin bozulması ile başlayan ve Kıta Avrupası’nda meydana gelen Yugoslavya trajedisi, 11 Eylül saldırısı ve NATO ile AB’nin genişlemesi gibi köklü değişiklikler, AB’nin dış ve güvenlik politikasının koordine edilmesini kaçınılmaz kılmıştır.10

Solana tarafından önerilen Avrupa Güvenlik Stratejisinin kabulünün önemli nedenlerinden biri de topluluğu oluşturan üye devletlerin üzerinde anlaşmaya vardıkları “Yeni Tehditler” ve “Stratejik Amaçlar”ın ortaya çıkmasıdır.11 

İçeriği ve amacı tam olarak anlaşılamayan bu tehditlerin tanımı, ilk elden pek yapılamamış ve muğlâk ifadeler kullanılmıştır. Ortak Dış ve Güvenlik Politikası ile Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikaları, birliğin algıladığı tehditler ve stratejik hedeflerin başarılı biçimde karşılanmaları, bu belgenin hazırlanmasındaki temel
nedenlerdir. Ortak tehdit ve benzeri çıkar algılamaları gibi durumlarda, ortak bir durum değerlendirmesi ve sonrasında ortak bir eylem temel koşul olarak öngörülmektedir.12

AGSP’nin geliştirilmesinde, “kriz yönetim biçimi” üzerinde sağlanan uzlaşma ve bunun için gerekli olan enstrümanların kullanıma sunulması önemli rol oynamıştır.13 
Bölgesel ve küresel hareket edebilecek AB’nin, bunun için gerekli olan sivil ve askeri kapasitesinin oluşturulması ve geliştirilmesi gerekmektedir. Bunun dışında eğer AB, küresel düzeyde bir oyuncu olmak istiyorsa, öncelikle coğrafi olarak konuşlandırması gereken askeri gücü ve bunun sınırlarını belirlemesi gerekmektedir. Bu düşünce, yani Avrupa kriz yönetim biçimi ve coğrafi sınırların
belirlenmesi düşüncesi, büyük ölçüde 2002 yılında yayınlanan Amerikan Ulusal
Stratejisinden etkilenmiştir.14 AGSP’nin ortaya çıkmasının diğer nedenlerinden biri ise dış politikada yaşanan çatışmalardır. 2003 yılındaki Irak Savaşı, aslında AB’nin sınırlarının nerede son bulduğunu da göstermektedir. Hangi şartlar altında savaşın olacağı konusunda AB üyesi ülkeler arasında bir uyumun olmadığı gözlenmektedir. Bu konuda çoğu kez ulusal çıkarlar, birlik çıkarlarının önüne geçmektedir. Bu anlaşmazlık büyük ölçüde AB Ortak Dış Politikasının oluşturulmasının önündeki en büyük engeldir. Çünkü sorun, hangi kurumsal
yapının bunu üstleneceğinden değil, birliği ilgilendiren konularda kararların oy birliği ile alınması zorunluluğundadır. Bu durumda AGSB, üyeler arasındaki uyumsuzluğu gidermek zorunda olduğu gibi, aynı zamanda üyelerin ortak çıkarlarını da gözetmesi gerekmektedir.

Avrupa Güvenlik Stratejisinin İçeriği

Avrupa Güvenlik Stratejisi Belgesi temel olarak kapsamlı ve genişletilmiş güvenlik kavramına dayanmaktadır.15 Bu da göstermektedir ki, değişen uluslararası ilişkiler konjonktüründe klasik dış güvenlik politikasının yanında, ekonomik ve mali politikalar, iç politika, anayasa ve devletler hukuku, sosyal ve çevresel parametreler de önemli rol oynamaktadır. Bunun yanında strateji belgesinin geliştirilmesinde üye devletlerin geleneksel savunma ve güvenlik politikası tecrübelerinin de göz önüne alınması da diğer bir zorunluluktur. Böylelikle bu temel belgenin daha sonrakiler için yol gösterici, aynı zamanda
yeni eklemelere ve değerlendirmeleri açık olması gerekmektedir.

Avrupa Güvenlik Stratejisi üç bölüme ayrılmaktadır. 
Birinci bölümde Avrupa’ya yönelen Beş Temel Güvenlik Riski ” konu edilmektedir. Bunlar; terörizm, kitlesel silahlar, bölgesel çatışmalar, devletlerdeki otorite boşluğu, organize kriminal suçlardır.16 

AB’nin, birbirinden farklı olan bu sorunları bir dizi diplomatik girişimlerle, insani yardım ve askeri önlemlerle karşılaması gerekmektedir. Ayrıca ortaya çıkan bu yeni tehditlere karşı pasif kalınmaması vurgulanmaktadır. Yoksulluk, enerji bağımsızlığı, iklim değişikliği, insan ticareti ve bölgesel çatışmalar gibi konular geniş anlamda güvenlik sorunlarıdır. Bu beş temel tehdit yalnızca kendi başlarına değil, birbirleri ile bağlantılarından dolayı da yeni bir mücadele alanı oluşturmaktadırlar. Bu bağlamda AGSB’de Avrupa Birliği’nin bu tehditlere karşı iyi donanımlı ve potansiyel gücünün hazır biçimde olması gerektiği ileri sürülmektedir. Bununla birlikte yine yukarıda ifade edilen faktörler, uluslararası aktörler ve Avrupa içi güç ilişkileri bakımından da düşünülmesi gerekmektedir. Çünkü AB, bir yandan uluslararası ilişkilerde çok yönlü amacı olan bir aktör olarak, insani müdahaleleri insan hakları çerçevesinde meşru hale getirirken, diğer yandan da kendi hegemonya amaçlarına yönelik olarak tıpkı ABD gibi bir güç unsuru şeklinde egemenliğini tesis etmeyi arzulamaktadır.
İkinci  bölümde Avrupa nın güvenliğinin temeli ABD güvenlik stratejisinin aksine çok taraflılığa dayanmaktadır. Solona nın ifadesiyle hiç bir devlet günümüzde bu derece komplike yapıdaki sorunları tek başına çözebilecek durumda değildir.17 ABD, kendisine yönelik somut saldırılar üzerinden kendi güvenliğini tanımlarken, AB kendisine yönelik tehlikeleri yoksulluk, AIDS ve göç gibi olgular üzerinden tanımlamaktadır.18 Avrupa Birliği, kendi stratejik önceliklerini, yeni tehditlere karşı savunma, iyi komşuluk ilişkileri, yenidünya düzeninin çoğulculuk temelinde meşrulaştırılması şeklinde sıralamaktadır. Yeni ortaya çıkan tehditler ve değişen politik koşullarda diğer enstrümanların da hesaba katılarak stratejiler gerçekleştirilmesi öngörülmektedir. Bu amaca ulaşmak için en önemli araç olarak AB üyeliğinin kullanılması öne çıkmaktadır. Çünkü Avrupa Birliği üyelik perspektifi bir yandan Avrupa Birliği’nin kendisi için stratejik bir amaç olurken, aynı zamanda diğer ülkelerin reform sürecinin  hızlandırılması için de bir katalizör görevi görmektedir. Bu stratejinin, Soğuk Savaş sonrası Avrupa’nın istikrarında ve entegrasyonunda önemli bir rol oynadığı gibi, Balkanların istikrarına da katkı yapması öngörülmektedir.

Birleşmiş Milletler Örgütü de, Güvenlik Stratejisine uygun olarak uluslararası ilişkiler çerçevesinde, diğer uluslararası organizasyonlarla “etkili çoğulculuğun” temelini oluşturmaya çalışmaktadır. AB’ye göre Avrupa’da güvenlik DTÖ, NATO ve AGIT gibi uluslararası örgütlerle yoğun işbirliği sayesinde sağlanabilir.19 

Uluslararası ve bölgesel çatışmaları uluslararası örgütlerin içinde işbirliği ile düzenlemek ve çözmek temel hedef olmaktadır.

Üçüncü bölümde ise Avrupa Güvenlik Stratejisi’yle de paralel olarak komşu ülkelerle kalkınma, çevre, silahsızlanma ve terörizm konularında ortak çalışmalar yürüterek, istikrar ve güvenliğin arttırılması öngörülmektedir. Aktif bir AGSP’nin ancak çatışmaları önleyici önlemlerin alınması ve etkili kriz yönetimi oluşturması sayesinde olacağı vurgulanmaktadır.

Bunun gerçekleşmesinin ise yine politik, diplomatik ilişkilerin kurulması, askeri ve sivil araçların kullanılmasıyla mümkün olacağı belirtilmektedir. Bu kararlı müdahale tek başına değil, Birleşmiş Milletler Güvenlik kararları çerçevesinde gerçekleşmelidir. Bununla birlikte krizin emareleri ortaya çıktığında erkenden hareket edilebilmelidir. Bu, insani felaketlerde ise müdahale için daha uzun bir uyarı zamanı sağlayacaktır.

Etkili Avrupa Savunma kurumlarının kurulması AGSB’nin amaçları doğrultusunda herhangi bir kriz durumunda daha fazla hareket kabiliyeti sağlayacaktır. Buna uygun olarak da savunmaya ayrılan payın attırılması ve mali kaynakların etkili kullanılması gerekecektir.

Burada işaret edilen yalnızca askeri değil ayni zamanda sivil kaynakların da çatışma sonrası rehabilitasyon için kullanımıdır. Askeri ve sivil önlemler geniş bir perspektifte diğer bileşenlerle birlikte uyumlu hale getirilip uygulanabilir. Avrupa Birliği’nin askeri müdahalesinin yasal çerçevesi ise “Berlin Artı Antlaşması” adıyla bilinen Avrupa Birliği - NATO anlaşmasıdır.20

Etkili bir AGSP’nin oluşturulması öncelikle Avrupa devletlerinin kendi aralarında sıkı işbirliğine bağlıdır. Bireysel katkıların ulusal öncelikler ve deneyimlerin yanında üçüncü ülkelere karşı yürütülen dış politikaların da oylanması gerekmektedir. Bununla birlikte Amerika ile ilişkiler özel bir yer tutmakta ve yeri doldurulamaz bir özellik arz ettiği vurgulanmaktadır.21 Diğer yandan Rusya, Japonya, Kanada, Hindistan gibi diğer ülkelerle ikili ilişkilerin geliştirilmesi de gerekmektedir.22

Avrupa İyi Komşuluk Politikası

AB’nin Mayıs 2004’te genişlemesi ve on yeni üyenin birliğe katılımıyla birlikte yeni komşular ve yeni sınırlar ortaya çıkmıştır. Buna paralel olarak da AB’nin dış politika öncelikleri önemli ölçüde değişmiştir. AB sınırlarının doğu yönünde genişlemesine bağlı olarak Doğu, Güneydoğu ve Orta Asya ile Orta Doğu’yu da kapsayan politikaların oluşmasını zorunlu kılmıştır. “Geniş Avrupa” çevresinde oluşan periferi ülkelerinin dost ve müttefik ülkeler haline getirilmesine ek olarak bütün komşu ülkelerle özel ve farklı biçimlerde uyum ve ortaklık antlaşmaları vasıtasıyla AB’ye bağlanmaları öngörülmüştür.23

Buna göre “AB ile komşularının, ekonomik ve siyasal olarak birbirlerine bağımlı oldukları bir gerçektir. Avronun AB’nin para birimi olarak piyasaya sürülmesi ile birlikte, uluslararası döviz birimi olarak yeni yatırım imkânlarının ve yoğun ekonomik ilişkilerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Coğrafi olarak birbirine çok yakın, genişleyen AB ve onun yeni komşuları, sınır ötesi ticaret ve yatırım akımlarını destekleme çabalarına aynı ölçüde ilgi göstermeleri; sınırları aşan tehlikelerle mücadelelerde - Terörizmden çevreye varıncaya kadar tüm
konularda- birlikte çalışmaları gerekmektedir. Karşılıklı üretim, ekonomik büyüme ve dış ticaretin büyümesinde, genişleyen bir coğrafyada politik istikrar ve işleyen hukukun üstünlüğünün başarılmasında ve insan kaynaklarının / sermayesinin, fikirlerin, bilgi ve kültür alanında işbirliğinin desteklenmesinde, AB kendi komşularının en önemli ortağıdır”.24

Açıklamalardan da anlaşılacağı üzere bu politikanın geri planı doğrultusunda kurulan sıkı uyum ve ortaklık ilişkilerinin herhangi bir biçimde bu yeni ülkeleri AB üyeliğine taşımayacağı dır. 25

Avrupa İyi Komşuluk Politikası, iki coğrafik bölgeyi kapsamaktadır. Birinci bölge, Doğu Akdeniz ve komşusu Kuzey Afrika ülkeleri olan (Fas, Tunus, Cezayir, Libya, Filistin Özerk Bölgesi, İsrail, Ürdün, Lübnan, Suriye) toplam on ülkeden, ikinci bölge ise Birliğin Doğu Komşuları olan ( Moldovya, Ukrayna, Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan) toplam altı ülkeden oluşmaktadır. Bununla birlikte Rusya, AB’nin en büyük komşusu olarak iyi komşuluk ilişkilerine dahil olmaksızın “özel statü”den yararlanmıştır.26

Bu politikanın en önemli amacı ise Avrupa’da ortaya çıkan yeni kırılma çizgilerinin engellenmesidir. Bunun için Doğu Avrupa ülkelerinin ve Akdeniz ülkelerinin demokratik devletleri desteklenmelidir. Avrupa Birliğinin bu yaklaşımı Avrupa Akdeniz istikrar paktı olarak kurumsallaşmakla birlikte aynı zamanda bölge ülkelerin AB tarafından askeri bir yönteme başvurulmaksızın kontrol edilmesi ve AB’nin kendi politikasına göre yönlendirilmesidir. Avrupa Birliğinin amacı, bölge devletleriyle politika ve güvenlik gibi konularda özellikle Kuzey Afrika ve Güney Doğu ülkeleriyle işbirliği yapmak suretiyle Avrupalı değerlerin bu ülkeler tarafından benimsenmesinin sağlanması ve bu bölgelere istikrarın getirilmesidir. Avrupalı değerler ifadesiyle burada insan hakları, demokrasi, sosyal adalet ve hukukun üstünlüğü kastedilmektedir. Yine bu değerler bu pakta girmek isteyen üyeler için kıstas olarak öne sürülmektedir. Bu işbirliğinin şu alanlarda gerçekleşmesi öngörülmektedir: Bu bölgelerde uygulama alanı bulabileceği düşünülen Avrupa Birliği sözleşmelerinin öngördüğü politikalar, üye devletlerin tek taraflı politikalarının çok taraflı çerçeve antlaşmalarıyla tamamlanması ve farklı seviyelerde bulunan ülkelerin durumlarına göre stratejilerin geliştirilmesi. İyi Komşuluk ilişkileri aslında AB’nin 1994 yılında
uygulamaya koyduğu Akdeniz Ortaklık Projesi’nin bir tamamlayıcısı gibidir. Fakat bu proje “Barselona Süreci” olarak ilk başlatıldığı yıllardaki politik dinamiğini ve özelliğini kaybetmeye başlamıştır.

Avrupa İyi Komşuluk Politikası genel olarak Avrupa Güvenlik Stratejisi’yle birlikte
değerlendirilmelidir. Bu politikalar AB’nin dış ve güvenlik politikalarının temel
yönelimlerindeki çok taraflı ve küresel düzeyde paradigma değişikliğini ifade etmektedir. Bu paradigma değişikliğinin nedeni olarak ülkeler arasında çitler ve duvarlar örmek değil, daha çok alanlarda iş birliğini arttırmak olarak ifade edilmektedir. Bu proje, AB’nin temel politika araçlarını daha yoğunlaşmış bir şekilde bir araya getirmekte, bu yolla ortaklığın geliştirilmesi için klasik dış politika yöntemlerinin ötesine geçilerek, komşu ülkelerdeki reformlara ve
modernleşme süreçlerine daha fazla destek sağlanması olanağı getirmektedir. Bu anlamda  Soft Power-Politik” uygulamaya konularak ikili ve çok taraflı ilişkilerle politika, diyalog, ticaret, sosyal ve ekonomik işbirliği, kültürel değişim programları ve güvenlik alanında yapılacak işbirliği seçeneklerinin arttırılması hedeflenmektedir. Eşleştirme ve Teknik İşbirliği ve Bilgi Değişimi gibi programlar komşu ülkelerin kullanımı için hazırlanmakta, bu politikalar geliştirilen mali ve teknik yardımlarla da desteklenmektedir. Ayrıca, komşuluk politikasına dâhil ülkelerin Avrupa Pazarı’nda daha çok yer almaları desteklenmektedir. Uzun
vadede AB ile uyuma yönelik olarak bu ülkelerin siyasi, iktisadi ve sosyal yapılarını modernize etmeleri hedeflenmektedir.27

Buna yönelik olarak her komşu ülke ile ilgili olarak görüşmeler yürütülmüş ve özellikle politik öncelikler açıklanmaya çalışılarak “Aksiyon Programı” geliştirilmiştir. Bu aksiyon planı, ortak prensiplerden, işbirliği önceliklerinden oluşmaktadır. Ayrıca politik ilerlemedeki evrimin amacı ve yardım programları da bunun somut göstergeleridir.28

AB’nin AKP’yi geliştirirken içinde bulunduğu enerji sıkıntısını ve bunu aşma yollarını da politikaya dahil ettiği ve enerji söz konusu olduğunda demokratikleşmenin ikinci plana bırakıldığı da görülmektedir.29 Dünyanın en önemli petrol ve doğal gaz rezervlerine sahip olan Rusya, Hazar Bölgesi, Kuzey Afrika ve Ortadoğu bölgesi AB’nin enerji bağımlılığını azaltacağı gibi tedarikçi ülkeleri de çeşitlendirecektir. Bu bakımdan her ülkenin kendi koşullarına uygun ilişkilerin geliştirilmesi Rusya haricindeki diğer bölgeler AKP üzerinden AB’ye yaklaştırılmaktadır.

AB’nin AKP çerçevesinde enerji işbirliğinde Azerbaycan dışında Ukrayna ve Gürcistan’ın enerji transit ülkeleri olarak önemli olduğu da görülmektedir. Enerji kaynaklarına sahip ülkelerle bu enerjinin taşınacağı transit ülkeler AKP’nin genel politikalarında eşit koşullarda bulunurken aynı zamanda da tek taraflı antlaşmalar da farklı ağırlıkları olmaktadır. Bu bağlamda Enerji AB’nin bölgesel ve küresel işbirliğinde enerji ve enerjinin taşıma güvenliğinde önemli bir yer tutmaktadır.30 AKP üzerinden kendi enerji güvenliğini sağlamaya çalışan AB diğer yandan da bölgeyi kontrol altına alarak düzenlemeye çalışmaktadır.

Sonuç

Avrupa Birliği’ni oluşturan üyelerin “Ortak Tehdit” ve “Güvenlik” algılaması konusunda uzlaşmaları, Avrupa Ortak Güvenlik ve Savunma Politikalarının temelini oluşturmaktadır.

Stratejik Güvenlik Belgesi’nin uygulanması Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasının etkili faaliyet kapasitesine sahip olması, onun güvenilir ve inandırıcı bir başlangıç yapmasına imkân sunabilir. AGSB, Avrupa zirvesi tarafından kabul edilen ilk güvenlik politikası belgesidir ve bu nedenle tarihi bir özellik taşımakta dır. Bu belgenin kabulüyle Avrupa Birliği’nde savunma ve güvenlik konusunda paradigma değişikliğine gidilmiştir. Avrupa Birliği kapasitesi dahilinde dünya çapında güvenlik konusunda sorumluluk üstlenmekte ve küresel bir oyuncu
olarak ortaya çıkmaktadır. Bununla birlikte çok kutuplu dünya fikri ve Amerika ile işbirliği vurgulanmakta bundan dolayı da hiçbir biçimde Amerikan Ulusal Stratejisinin karşıtı ya da rakibi gibi görülemeyeceğinin altı çizilmektedir. Güvenlik Stratejisi, Avrupa Birliği’nin kendi içinde bütünlüğünü gösterdiği gibi, yeni tehditlere karşı istekliliği ve Atlantik ötesiyle diyaloğun yoğunluğu vurgulanmaktadır. Belgenin üçüncü bölümündeki tarifin yeterince açık
olmaması önemli eleştiri konusudur. Çünkü herhangi bir müdahalenin Avrupa politikasına ne denli etkisinin olabileceği yeterince açıklanmamıştır. Avrupa Birliği, AGS’nin aktif, müdahale yeteneğine sahip ve tutarlı olması öngörülürken, bunların nasıl olacağı belirsizdir.

Bu bölüm somutlaştırılmamıştır. İran ve Arap ülkelerindeki gelişmeler doğrultusunda bu belge, aynı zamanda üye devletlerin kendi aralarındaki görüş ayrılıklarının giderilmeye çalışıldığı ve ortak dış politika geliştirdikleri bir deneme olabilir. Bunun dışında belgede üye ülkelerin aralarındaki görüş ayrılığına son vermeleri ve ortak dış politika geliştirmeleri çağrısı yapılmaktadır. Belgedeki belirsizliklere ek olarak, NATO–AGSP ve ABD-AB ilişkisinin nasıl olacağı detaylandırılmamış tır. Diğer bir ifadeyle, askeri ve sivil müdahaleler nasıl olacaktır?

NATO askeri müdahaleyi üstlenip AB’de diplomatik, ekonomik ve kriz önleyici önlemleri mi alacaktır? Yoksa bu iki organizasyon birbirinin rakibi ya da birbirlerinin tamamlayıcısı pozisyonunda mıdırlar? Bu ve benzeri sorular cevapsız bırakılmıştır.

Küresel ölçekte çatışma alanlarına bakıldığında NATO’nun öncü ve belirleyici bir rol oynadığını söylemek mümkündür. Libya krizinde olduğu gibi, NATO’nun sorunun çözümündeki gücü göz ardı edilememekte ve AB ülkelerindeki görüş ayrılığı ve ulusal öncelikler, birliğin çıkarlarından daha önce gelmektedir. Orta doğu ve dünyanın birçok yerinde çözülememiş çatışmalar bulunmakta ve bunlara sürekli yenileri eklenmektedir.

Devletin bir kurum olarak etkinliğini yitirmesi veya devlet olarak görevlerini yerine getirememesi kriminal olayların artmasına neden olmakta, yasa dışı göçleri teşvik etmekte ve denizlerde korsanlık gibi yasadışı gelişmelere neden olunmaktadır. Böylece çatışmaların çıktığı bölgeler, komşu devletler için de güvensiz bölgeler oluşturmaktadır. 
Terörizmin başka boyutlara taşınması ve organize suç örgütlerinin ortaya çıkması yeni tehdit biçimlerini de beraberinde getirmektedir. Bu gelişmelerden Kıta Avrupa’sının ve diğer bölgelerin etkilenmesi kaçınılmazdır.31 Buna ek olarak İran’ın atom konusunda çalışmaları oldukça yol kat etmiş olmakla bölgenin istikrarını ve silahsızlanma sistemini tehdit etmektedir. Buna karşın küreselleşmenin getirdiği sosyal ve ekonomik eşitsizliklere, bu ve benzeri yeni tehditler eklendiğinde sorunların çoğalmasına katkı sağlamaktadır.32 

Arap Baharı olarak adlandırılan gelişmeler Avrupa’nın jeopolitik çevresini de hareketli hale getirmiştir. Avrupa Birliği kurumsal olarak kendisi ve birlik üyeleri, komşuluk ilişkilerini yeniden değerlendirmek durumundadırlar.

KAYNAKÇA

Birincil Kaynaklar:

Berlin Plus agreement, EU-NATO Declaration on ESDP Mitteilung Der Kommıssıon, Europäische Nachbarschaftspolitik, Strategiepapier, Brüssel, den 12.5.2004 KOM(2004) 373 endgültig A Secure Europe In A Better World, European Securıty Strategy, Brussels, 12 December 2003 Vertrag über die Europaische Union vom 7.2.1992, Titel V “ Beschtimmung über die
Gemeinsame Aussen- und Sicherheitspoitik, Art. J.1

Größeres Europa - Nachbarschaft: Ein neuer Rahmen für die Beziehungen der EU zu ihren östlichen und südlichen Nachbarn. Kommıssıon Der Europäıschen Gemeınschaften. Brüssel, den 11.3.2003. KOM(2003) 104 endgültig
Communıcatıon From The Commıssıon European Neighbourhood Policy Strategy Paper. Brussels, 12.5.2004 COM(2004) 373 final

İkincil Kaynaklar:

Ebert, Berit:Die Beue Welt Ordnung Als Strategiefrage? Sicherheitspolitische Divergenzen zwischen EU und USA, Tectum-Verlag; Auflage, Marburg, 1., Aufl. 2008 

Fargane, Youssef: Mittelmeerpolitik der europaischen Union und die Euro-Mediterranne

Partnerschaft: Herausforderungen und Perspektiven des Barcelono- Prozess seit November 1995, Grin Verlag. Münnchen. 2004

Birke, Gero: Die EU als neuer internationaler außenpolitischer Akteur- Profilierung durch Unterstützung der UN, Grin Verlag, München 2004

Frohlich, Stefan: Integrationspolitik als Krisenpraventionspolitik? - Die globalen
Herausforderungen an die EU. In: Kirt, Romain (Hrsg.),: Die Europaische Union und ihre Krisen. Baden-Baden: Nomos. 2001

Hans-Georg Ehrhart: Abschied vom Leitbild „Zivilmacht“? Konzepte zur EUSicherheitspolitik nach dem Irak Krieg. Varwick;Johannes Knelangen,Wilhelm(Hrsg): Neues Europa - alte EU? VS Verlag für Sozialwissenschaften, Wiesbaden 2004

Jünemann, Annette/Knodt, Michèle: Explaining EU-Instruments and Strategies of EU Democracy Promotion. Concluding Remarks, in: dies. (Hrsg.): Externe Demokratieförderung durch die Europäische Union. Baden-Baden 2007

Katsioulis, Christos: Eine Zukunftsagenda für die Europäische Sicherheits- und
Verteidigungspolitik (ESVP). FES Internatonale Politikanalyse. Juli 2009

Kaiser, Karl: Ein unaufliislicher Zusammenhang: Sicherheit und Integration. In: Weidenfeld, Werner (Hrsg.),: Die Identitat Europas. Miinchen: Hanser.1985

Kernic, Franz: Aussenbeziehung der Europaischen Union, Peter Lang GmbH, Frankfurt am Main, 2007

Kempe, Iris:Eine neue Ostpolitik. Eıropas Antwort auf die osteuropäischen
Regenbogenrevolutionen, in: Osteuropa 55, 9 (2005)

Kempin, Ronja, Overhaus, Marco: Europa Braucht eine neue Sicherheitstrategie. SWPAktuel 10. Berlin Februar 2012

Leutner, Harald: Die Auswirkung der Wirtschaftskriese auf die europaischen Arbeitsmarkte. Grin Verlag. Norderstedt Germany, 2007.

Lippert, Barbara: Europäische Nachbarschaftspolitik, in: Weidenfeld/Wessels, Europa von A – Z., Baden-Baden Namos 2005.

Perthes, Volker: Der Mittelmeerraum, dernahöstliche Friedenprozess und die Europäische Union: Die Suche nach einer politischen Rolle. In: W.Zippel(Hrsg.). Die Mittelmeerpolitik der EU. Baden-Baden: Namos. 1999

Rühle, Michael:Brauchen die USA die NATO noch?, in: Erich Reiter (Hrsg.), Jahrbuch für internationale Sicherheitspolitik 2003, Hamburg-Berlin-Bonn 2003

Senghaas, Dieter: Friedenszonen. In: Kaiser, Karl und Schwarz, Hans-Peter(Hrsg.),: Weltpolitik im neuen Jahrhundert. Baden-Baden: Nomos. 2000

Severin Fischer/Barbara Lippert: Energieaußenpolitik und Nachbarschaft. Die EU-Politik auf dem Prüfstand, in: Osteuropa 11/2009

Solana , Javier : Ein Sicheres Europa in Einer Besseren Welt Europäischer Rat Thessaloniki, 20/06/2003

Zürn, Michael/Binder, Martin (Andreas Hasenclever, Klaus-Dieter Wolf, Michael Zürn Hrsg.):  Dekonstruktion oder Rekonstruktion der transatlantischen Sicherheits beziehungen?
Bedinungen erfolgreicher koorperation. İn Macht und Ohnmacht internaionaler İnstitutionen. Campus Verlag GmbH, Frankfurt/Main, 2007

İnternet Adresleri:

http://www.consilium.europa.eu/uedocs/cmsUpload/0311%20Berlin%20Plus%20press%20note%20BL.pdf
http://www.bpb.de/mediathek/342/erweiterter-sicherheitsbegriff
http://www.bpb.de/mediathek/342/erweiterter-sicherheitsbegriff

DİPNOTLAR;

1 Vertrag über die Europaische Union vom 7.2.1992, Titel V “ Beschtimmung über die Gemeinsame Aussenund
   Sicherheitspoitik, Art. J.1 (ODGP .ortak dış ve güvenlik politikası)
2 Leutner, Harald: Die Auswirkung der Wirtschaftskriese auf die europaischen Arbeitsmarkte. Grin Verlag.
   Norderstedt Germany, 2007. S.23
3 Zürn, Michael/Binder, Martin (Andreas Hasenclever, Klaus-Dieter Wolf, Michael Zürn Hrsg.): Dekonstruktion
   oder Rekonstruktion der transatlantischen Sicherheits beziehungen? Bedinungen erfolgreicher koorperation. İn
   Macht und Ohnmacht internaionaler İnstitutionen. Campus Verlag GmbH, Frankfurt/Main, 2007, S.48
4 Dokumentation: Europa in der Welt, Mitteilung der Komission vom Juni 2006. KOM(2006)278 endgültig.
   Brüssel, den 08.06.2006. S.11
5 Hans-Georg Ehrhart: Abschied vom Leitbild „Zivilmacht“? Konzepte zur EU-Sicherheitspolitik nach dem Irak
   Krieg. Varwick;Johannes Knelangen,Wilhelm(Hrsg): Neues Europa - alte EU? VS Verlag für
   Sozialwissenschaften, Wiesbaden 2004. S. 153-158
6 Kaiser, Karl: Ein unaufliislicher Zusammenhang: Sicherheit und Integration. In: Weidenfeld, Werner (Hrsg.),
   Die Identitat Europas. München/Hanser: 1985 S.173
7 Senghaas, Dieter : Friedenszonen. In: Kaiser, Karl und Schwarz, Hans-Peter (Hrsg.),: Weltpolitik im neuen
   Jahrhundert. Baden-Baden: Nomos2000. S.404-408
8 Frohlich, Stefan: Integrationspolitik als Krisenpraventionspolitik? - Die globalen Herausforderungen an die
   EU. In: Kirt, Romain (Hrsg.), Die Europaische Union und ihre Krisen. Baden-Baden: Nomos, 2001 S. 269-285.
9 Gero Birke: Die EU als neuer internationaler außenpolitischer Akteur- Profilierung durch Unterstützung der
   UN, Grin Verlag, München 2004, S. 14.
10 Kempin, Ronja, Overhaus, Marco: Europa Braucht eine neue Sicherheitstrategie. SWP- Aktuel 10. Berlin
    Februar 2012. S. 1.
11 Salona, Javier: Europa muss neue zum neue Gobalplayer werden. Der Standart.
    http://www.bpb.de/mediathek/342/erweiterter-sicherheitsbegriff
12 a.g.e
13 Ein Sicheres Europa in Einer Besseren Welt Europäische Sicherheıtsstrategie Brüssel, den 12. Dezember 2003. S.11
14 Michael Rühle, Brauchen die USA die NATO noch?, in: Erich Reiter (Hrsg.), Jahrbuch für internationale
    Sicherheitspolitik 2003, Hamburg-Berlin-Bonn 2003, S. 359 - 374.
15 Meyers, Reinhard: Erweiterte Sicherheitsbegrif. Bundeszentrale für politische Bildung und John-F.-Kennedy-
    Insitut der FU Berlin. 
   http://www.bpb.de/mediathek/342/erweiterter-sicherheitsbegriff   Erişim tarihi 13.Nisan 2012
16 Bkz. Ein Sicheres Europa in Einer Besseren Welt Europäische Sicherheıtsstrategie Brüssel
17 Solana, Javier: Ein Sicheres Europa in Einer Besseren Welt Europäischer Rat Thessaloniki, 20/06/2003. S.2
18 Ebert, Berit: Die Beue Welt Ordnung Als Strategiefrage? Sicherheitspolitische Divergenzen zwischen EU und
    USA, Tectum-Verlag; Auflage, Marburg, 1., Aufl. (5. August 2008), S.23
19 Bkz. Europa in Bewegung Europäische Kommission Generaldirektion Presse und Kommunikation Manuskript
    abgeschlossen im Juli 2004. S11
20 Berlin Plus agreement:
    http://www.consilium.europa.eu/uedocs/cmsUpload/03-11-11%20Berlin%20Plus%20press%20note%20BL.pdf
21Katsioulis, Christos: Eine Zukunftsagenda für die Europäische Sicherheits- und Verteidigungspolitik (ESVP).
    FES Internatonale Politikanalyse. Juli 2009. S.7.
22.Bkz.Europa in Bewegung S.17
23 Lippert, Barbara: Europäische Nachbarschaftspolitik, in: Weidenfeld/Wessels, Europa von A – Z.,.Baden-
    Baden Namos 200, S. 163-167
24 Größeres Europa - Nachbarschaft: Ein neuer Rahmen für die Beziehungen der EU zu ihren östlichen und
    südlichen Nachbarn. Kommıssıon Der Europäischen Gemeinschaften. Brüssel, den 11.3.2003. KOM(2003) 104 endg. S.3
25 Kempe, Iris:Eine neue Ostpolitik. Eıropas Antwort auf die osteuropäischen Regenbogenrevolutionen, in:
    Osteuropa 55, 9 (2005), S. 21-34
26 Mitteilung Der Kommıssıon, Europäische Nachbarschaftspolitik, Strategiepapier, Brüssel, den 12.5.2004 KOM(2004) 373 endgültig
27 Perthes, Volker: Der Mittelmeerraum, dernahöstliche Friedenprozess und die Europäische Union: Die Suche
    nach einer politischen Rolle. In: W.Zippel(Hrsg.). Die Mittelmeerpolitik der EU. Baden-Baden: Namos. 1999, S.174.
28 Communıcation From The Commission European Neighbourhood Policy Strategy Paper. Brussels, 12.5.2004
    COM(2004) 373 final S.9-10
29 Jünemann, Annette Knodt, Michèle: Explaining EU-Instruments and Strategies of EU Democracy Promotion.
    Concluding Remarks, in: dies. (Hrsg.): Externe Demokratieförderung durch die Europäische Union. Baden-
    Baden 2007, 353-370.
30 Severin Fischer/Barbara Lippert: Energieaußenpolitik und Nachbarschaft. Die EU-Politik auf dem Prüfstand,
     in: Osteuropa 11/2009. S.53-71
31 Gero Birke Die EU als neuer internationaler außenpolitischer Akteur- Profilierung durch Unterstützung der
    UN. Grin Verlag. Münnchen, 2007, S. 14.
32 Katsioulis,Christos und Maaß Gero: Europäische Integration Zukunftsperspektiven als Sicherheits- und
    Wohlfahrtsunion. Kompass 2020. Friedrich-Ebert-Stiftung, Bonn/Berlin 2007. S.5.

***

9 Şubat 2020 Pazar

EOKA ve TMT’nin Ortaya Çıkışında Ulusal Kimliğin Rolü

EOKA ve TMT’nin Ortaya Çıkışında Ulusal Kimliğin Rolü ve Toplumsal Barışın İnşası 



Cansu ARISOY 

 Özet 

Yapısalcı perspektiften değerlendirildiğinde terörizm sosyal bir oluşumdur ve bir 
aktör olarak terörist, söylemin ürünüdür. “Birinin teröristi diğerinin özgürlük 
savaşçısıdır” 300 sözü terörizmin ve teröristin tanımının değişken olduğunu gösterir. Bu nedenle Rum toplumuna göre bağımsızlığın sembolü olan EOKA (Kıbrıslılar’ın Milli Mücadele Örgütü) Türk toplumuna göre terörist örgüt diye adlandırılırken; TMT (Türk Mukavemet Teşkilatı) için aynı durum geçerlidir. 

1950’lerde Kıbrıslı Rumlar Helen, Kıbrıslı Türkler ise Türk milliyetçiliğinden destek buldular. Kıbrıslıların ulusal kimlik oluşumunu etkileyen bu durumun sonucu olarak 1955’te kurulan EOKA, Kıbrıs’ta şiddetli bir dönemin başlamasına sebep oldu. TMT ise 1958’de EOKA’ya tepki olarak doğdu. Kıbrıslı Türkler, Rum tarafında büyüyen Enosis talebinin gerçekleşmesi halinde toplumsal çıkarlarının ve milli kimliklerinin korunması için tek yolun Taksim adı altına Türkiye’ye bağlamak olduğunu savunmaktaydı. Kıbrıs’ta yaşanan bu dönem ulusal kimliğin gerilla örgütlerinin oluşumundaki rolüne örnek teşkil eder. Bu çalışmada EOKA ve TMT’nin 1950-1970 yılları arasında Kıbrıs’ın siyasi söylemindeki yapılanması, ulusal kimlik oluşumu kapsamında ve sosyal yapısalcılık yaklaşımıyla analiz 
edilmiştir. 

Kimlik arayışı ve savunulması sırasında birey, kendi hayatı ve başkalarınınki de dahil olmak üzere pek çok şeyi feda edebilir. Terörizm ise bu çalışmada kimliğin savunulmasının bir yolu olarak ele alınmaktadır. Hopf’un yapısalcı yaklaşımına göre kimliği anlamak uluslararası siyasette ve yerel toplumda en azından minimal seviyede tahmin edilebilirliği ve düzeni sağlamak açısından gereklidir 301. 
Bu bağlamda Kıbrıs’ta kimliğinin rolünün, yapısalcılık perspektifinden ve Kıbrıs’taki şiddet olayları üzerinden incelenmesi etnik olarak bölünmüş toplumlarda huzurun sağlanması için önemlidir. 

Giriş 

Kimlik kavramına terörizm ve çatışma çözümü çalışmalarında önemli bir yer 
ayrılmaktadır. Samuel Huntington’ın ünlü eseri Medeniyetler Çatışması ve Dünya Düzeninin Yeniden Kurulması bunun en çarpıcı örneğidir. Bu eserde kimlik kavramına verilen referanslar bu çalışmanın %39’unu kapsamaktadır302. Ancak kimlik çalışmalarına gösterilen bu yoğun ilgiye rağmen bu kavramın tam olarak ne olduğu ve dünya düzenindeki işleyişi tam olarak açıklanmamış; kimliğe bir kara kutu muamelesi yapılmıştır. Bu çalışmada ise amaç bahsi geçen kara kutuyu aralamak ve kimlik kavramını Kıbrıs’ta 1950-1970 yılları arasında 
gerçekleşen olaylar zemininde anlamaya katkıda bulunmaktır. Bunu yaparken kimlik, ulusal bir nosyon ve terörist eylemlerin bir motivasyonu olarak ele alınacaktır. 

Kıbrıs’ta kimlik oluşumu Osmanlı’nın adaya hakim olduğu zamanlarda başlamış olsa da bu çalışmanın kapsamından dolayı daha yeni bir dönem olan 1950’li yıllar başlangıç noktası olarak incelenecektir. Başlangıç noktası 1950 olarak alınmıştır çünkü bu dönemde Kıbrıslı Rum halkının ulusal kimliği iyice su yüzüne çıkmış ve böylece Kıbrıs, Birleşik Krallığın kolonisi olmaktan kurtulmuştur. Ayrıca 1958 yılında iki toplum arasında ulusal kimlik çatışmalarından kaynaklanan gerginlikler çıkmış ve bunun sonucunda doğan EOKA ve TMT, içinden çıktıkları topluma göre özgürlük savaşçısı, savaştıkları toplum için ise terörist veya gerilla gruplar olarak nitelendirilmiştir. Burada ise yazar Gerald Seymour’un “birinin 
teröristi diğerinin özgürlük savaşçısıdır” sözü bu çalışmanın başlangıç noktasını 
oluşturmuştur. 

Seymour’un bu sözü bu çalışmanın teorik çerçevesini oluşturan sosyal yapısalcılığın önemini gösterir. Kimlik oluşumu, toplumdaki kültürel, sosyal, tarihi, ekonomik faktörlerden etkilenir; toplumların ulusal kimlikleri ve birbirlerine bakış açıları bu faktörlerin gelişimine göre şekillenir. Sosyal yapısalcılık ise toplumların gelişimini bu faktörleri göz önüne alarak 
inceler. Bir diğer deyişle kim kimin için neden terörist veya neden özgürlük savaşçısı sorularının analizini yapmak için sosyal yapısalcılık uygun teorik altyapıyı oluşturur. 

Bu çerçeveden kimlik oluşumunun ve bu oluşumun Kıbrıs’taki terörist/gerilla 
örgütlerinin doğuşundaki rolünün incelenmesi bu makalenin literatüre yaptığı katkı olacaktır. 

Bu çalışmada öncelikle yapısalcılık anlayışının kimlik kavramına nasıl baktığı 
değerlendirilerek teorik çerçeve, ardından Kıbrıs’ta etnik şiddetin ve terörün başlangıcı anlatılarak tarihsel çerçeve çizilmiş; bunlar gözönüne alınarak EOKA ve TMT’nin ortaya çıkışı analiz edilmiştir. Sonuçta ise kimlik çalışmalarının Kıbrıs gibi etnik olarak bölünmüş toplumlara barışı getirmek için taşıdığı önem vurgulanmıştır. 

Sosyal Yapısalcılık Anlayışında Kimlik Kavramı 

Yapısalcılar insan eylemini ve sosyal pratikleri değişimin merkezine koyar. Kimliğin keşfi ve değerinin bilinmesi yapısalcı araştırmaların odak noktasını oluşturur. Yapısalcıların, aktörlerin gerçekliğinin tarihsel, sosyal pratiklerin bir ürünü olduğunu savunmaları bu çalışmanın da belkemiğini oluşturmaktadır. 

Alexander Wendt yapısalcılığa devletler seviyesinde bakmaktadır. Bu makalede ise yapısalcılık toplumları incelemek için kullanılacaktır. Böyle olmasına rağmen Wendt’in yapısalcılığı bu çalışmada önemli bir dayanak oluşturmaktadır ve Kıbrıs’ta yaşayan iki ana etnik toplum Wendt’in bakış açısı zemin alınarak değerlendirilecektir. Toplumların arasındaki sürekli ilişkinin bu toplumların rol kimlikleri ve çıkarları üzerinde değiştirici bir etkisi vardır. 

Bu demektir ki toplumların kendilerini ve diğerlerini nasıl gördükleri karşılıklı paylaşılan fikirler ve rol kimliği değişimleriyle şekillenir. Aktörlerin kimlikleri ve çıkarları doğal değildir, bunlar paylaşılan bu fikirlerle inşa edilir. Bu bağlamda yapısalcılık insan eyleminin intersubjektifliği üzerine kurulmuştur303. Kıbrısta da Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk kimlik oluşumu karşılıklı bu eylemlerden etkilenmiştir. 

Davranışsal seçimleri odak noktasına koyan rasyonalist modelin aksine; yapısalcı model öznelerin kimlik ve çıkarlarının doğal olmadığı; süreç içinde şekillendiğini iddia eder. Sonuçta rasyonalist modelde devletlerin kimlik ve çıkarları doğal, sabit ve dış kaynaklıyken; yapısalcılar kimlik ve çıkarların değişkenliğini ve devletler arası ilişkilerin içinden kaynaklandığını savunur304. Fikirlerin ve kimliklerin etkisi, nasıl yaratıldıkları, nasıl gelişip şekil aldıkları ve devletlerin bir duruma karşı nasıl tepki verdikleri rasyonalistler tarafından 
görmezden gelinmekteyken; yapısalcılara göre kimlikler aktörün kim olduğunu anlatır, karşılıklı etkileşimlerle şekillenir. Wendt’e göre “çıkarlar kimliğin önceden var olduğunu sayar çünkü aktör kim olduğunu bilene kadar ne istediğini bilemez”305. Böylece kimlikler yapısalcı analizde merkeze oturur çünkü kimlik çıkarların zeminini oluşturur. Yapısalcılar kurucu süreçlere odaklanır ve kimliklerin her zaman oluşmakta ve gelişmekte olduklarını öne sürer 306. 

Araştırmacılar (Schwartz, 2005; Moghaddam, 2005; Meloy, 2004)307 kültürel, sosyal ve kişisel kimlik süreçlerinin terörist aktivitelerin altında yatan nedenler olduğunu öne sürer. 

Bu makalede iddia edilen bu süreçlerin birbirlerinden bağımsız olmadığı aksine birbirleriyle etkileşim halinde olduğu ve Kıbrıs’taki şiddet eylemlerinin de birbiriyle bağlantılı bu süreçlerin sonucunda ortaya çıktığıdır. Bu bağlamda bir sonraki bölümde Kıbrıs’ta şiddet eylemlerinin başlangıcı ve 1974’te Türkiye’nin müdahalesine kadarki süreçte nasıl şekillendiği sosyal yapısalcılığın kimliği ele alışı çerçevesinde açıklanacaktır. 

Kıbrıs’ta Toplumsal Travmanın Kaynağı Terörizmin Ortaya Çıkışı 

Dışarıdan bakanlar için en başta huzurlu bir Akdeniz adası olarak görülen, yeşil ada diye adlandırılan Kıbrıs’ın içine girildiğinde bunun bir yanılsama olduğu fark edilir. Sıcak savaş bitmiş olsa da günümüzde siyasi arenada hala devam eden Rum-Türk gerginliğinin köklerini Osmanlı İmparatorluğu’nun adaya hakim olduğu dönemde aramak gerekmektedir. 

Ancak bu çalışmanın kapsamı gereğince bu gerginliğin kaynağı 1950 döneminden itibaren incelenecektir. 

Kıbrıslı Rumlar’ın milliyetçi arzularının tam anlamıyla su yüzüne çıktığı bir dönem olan 1950’ler aynı zamanda Rum halkının Birleşik Krallığa isyan edip gerilla mücadelesini başlattığı ve 16 Ağustos 1960’ta Kıbrıs’ın bağımsızlığının alındığı dönemdir. Ancak bağımsızlık adaya huzur getirmemiş aksine adada Rum-Türk gerginliği ve kanlı çatışmalar başlamıştır. 

1930’larda Yunanistan tarafından tohumları Kıbrıslı Rum halkına atılmaya başlanmış olan Enosis, kelime anlamı olarak Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlama arzusudur. Enosis yıllar boyunca Kıbrıslı Rumlar’ın ulusal motivasyonunu oluşturmuştur. Bu dönemden 20 yıl sonra Kıbrıs bağımsızlığa kavuşunca, Kıbrıslı Rumların milli ve etnik kimlikleri Enosis fikriyle güçlenip önce kendi halkları sonrasında ise Türk komşuları için tehlike yaratmaya başlamıştır. 

Bu tarihte Enosis mücadelesine karşı çıkan AKEL (Emekçi Halkın İlerici Partisi) 
üyeleri vatan haini olarak tanıtılıyor, bu kişilere pusu kuruluyor ve suikastler düzenleniyordu. Siyasi lideri Başpiskopos III. Makarios; askeri lideri General Georgios Grivas olan EOKA, üyeleri Yunanistan’da eğitilen ve asıl amacı İngiliz hükümetine karşı savaşmak olan bir örgüttü. Ancak Enosis fikriyle beslenen EOKA üyeleri eylemlerini AKEL üyeleri, İngiliz yanlısı Rum vatandaşları ve 1958 yılından sonra Kıbrıslı Türkler’e karşı genişletmeye başladı. 

Kıbrıslı Türkler bu dönemde kendilerini tehdit altında hissetti ve Türkiye’nin de desteğiyle Kıbrıslı Rumlar’a karşı bir yapılanma başladı. KATAK’ın (Kıbrıs Adası Türk Azınlığı Kurumu) 1943 yılında kurulmasıyla Kıbrıslı Türkler Görmezden gelenlere sessizliklerini yendi ve İngiliz hükümeti’ne seslerini duyurmayı başardı. 

1940 yılında Halkın Sesi isimli ilk milliyetçi gazeteyi çıkaran Dr. Fazıl Küçük Kıbrıs Türk Milli Birlik Partisi’ni kurdu. 1955 yılında partinin adı EOKA’ya bir tepki olarak Kıbrıs Türktür olarak değişti. 

1958 yılında ise yine EOKA’ya tepki olarak Kıbrıslı Türk toplumundan bir örgüt 
doğmuştu. TMT o zamanlar daha genç bir avukat olan Rauf Raif Denktaş tarafından, EOKA’nın eylemlerine karşılık vermek ve adayı Türkiye’ye bağlama planı olan Taksim mücadelesi için savaşmak üzere kuruldu. Bu dönemde iki Türk halkı tek slogan etrafında birleşti: Ya Taksim Ya Ölüm! 

Taksim, İngiliz hükümeti tarafından da gittikçe alevlenen Rum milliyetçiliğine karşı desteklenmekteydi. Taksim, 1974 harekatından önce adanın tamamının; sonrasında ise sadece kuzey bölgesinin il olarak Türkiye’ye ilhak edilmesi anlamına geliyordu. İngiliz hükümetinin Kıbrıslı Türk polislerini Rum isyanlarına karşı görevlendirmesiyle etnik gruplar-arası şiddet başladı. Sonuç olarak 1958 yılında isyanlar ve silahlı çatışmalar tüm şiddetiyle su yüzüne çıktı 308. 

Kıbrıslı Rumlar’ın Enosis arzusu Makarios’un; Kıbrıslı Türkler’in Taksim arzusu ise Küçük’ün önderliğinde uluslararası arenaya taşındı. Kıbrıslı Rumlar Yunanistan’ın; Kıbrıslı Türkler ise Türkiye’nin desteğini arkasına almıştı. 

Bu dönemde bu üç ülke birçok milliyetçi gösteriye sahne oldu. Ancak bu gelişmelerden bir sonuç alınamadı. Böylece iki toplum da aşırı milliyetçi rüyalarından uyanmak zorunda kaldı. 

Albay Grivas önderliğinde etkili bir kampanya sürdüren EOKA, kendine aşırı 
milliyetçi Kıbrıslı Rum sempatizanlar buldu. EOKA’nın terör eylemleri İngiliz Mareşal Sör John Harding tarafından kontrol altına alınmaya çalışılsa da sona erdirilemedi. Ancak İngilizlerin çabaları sonucunda Başpiskopos Makarios, EOKA’nın kampanyalarına katıldığı gerekçesiyle Kıbrıs’tan sınır dışı edildi. Makarios’un Yunanistan’daki sürgün hayatı, EOKA’nın, Başpiskopos’un Kıbrıs’a dönmesi karşılığında eylemlerine son vereceğini açıklamasıyla son buldu. 

Süveyş Kanalı krizinin 1957 yılında çözümesiyle İngiliz yönetimi rahat bir soluk aldı ve Kıbrıs probleminin çözümünü büyük ölçüde Yunanistan ve Türkiye’ye bıraktı. EOKA’nın eylemleri gitgide şiddetini arttırırken Türk hükümetlerinin de gerginliği artmaktaydı. İki toplum arasındaki şiddet yeni ve daha ölümcül durum alıyordu309. 

Aşk tanrıçası Afrodit’in doğum yerin olarak bilinen bu Akdeniz adası ironik bir 
şekilde 1950 döneminden beri Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türkler’in etnik savaş alanına dönmüştür. 1974’de Türkiye’nin bu savaşa müdahalesiyle etnik şiddet sona ermiş olsa da adadaki iki ana grup arasındaki gerginlik siyasi arenada günümüze kadar sürmüştür. 

Çözümsüzlük konusunda en uzun tarihe sahip etnik çatışma alanlarından biri olan Kıbrıs’ta -yukarıda da bahsedildiği gibi- ulusal kimliğin rolü oldukça büyüktür. Bu kapsamda bir sonraki bölümde Kıbrıs’ta kimlik oluşumu ve kimliğin şiddet eylemlerinin ortaya çıkışındaki rolü sosyal yapısalcılık zemininde incelenecektir. 

Ulusal bir Motivasyon Olarak Kıbrıs’ta Kimliğin Rolü: EOKA ve TMT’nin Sosyal 
Yapısalcılık Perspektifinden İncelenmesi 

Enosis fikrinin tohumları 1844’de Megali İdea’nın Yunanistan’da yükselmesiyle 
birlikte Kıbrıslı Rum toplumunun içine atılmaya başlanmıştı310. Aşırı milliyetçi bir kavram olan Enosis, Helenistik kültürel mirasa duyulan büyük tutku, derin kökleri olan gelenekler ve bunları sürdürmeye yönelik kaçınılmaz istek; Kıbrıslı Rum toplumunda diğer etnik gruplardan üstün olduğu duygusunu yaratmaktadır 311. 1878’de adanın Osmanlı Devleti tarafından İngiliz hükümetine devredilmesinden sonra hızlı bir organizasyon ve modernizasyon dönemine giren Kıbrıslı Rumlar’ın aksine Türk toplumu ekonomik ve sosyal anlamda güçsüz kalmıştı. Bu durumda korunma ve kimlik arayışında olan Kıbrıslı Türkler ilerleyen dönemlerde çareyi yüzlerini Türkiye’den yana dönmekte buldular 312. 

Wendt’e göre 313 sosyal tehditler doğal değildir; insanlar tarafından inşa edilir. 
Yapısalcı perspektiften bakıldığında devletler kendi aralarında iletişime geçerek kendi güvenlik ikilemlerini ve rekabetlerini yaratırlar. Yapısalcılığın devletlerin tepkilerini kültürel bakış açısıyla analiz etmesi, karşılıklı etkileşimlerin toplumların ilişkilerini şekillendirdiği gerçeğini gözler önüne serer. 

Bu bağlamda terörizmin sosyal bir oluşum olduğu vurgulanmalıdır. Terörizm nesnel bir gerçeklik ve öznel bir yorumlamadır. Terörizmin olaya dahil olan aktörlerin fikirlerinden bağımsız olarak varolamayacağı gerçeği bu kavramı 
yapısalcılıkla açıklamayı mümkün kılar. 

Yehuda’ya göre314 gerçek dünyada terörizm somut bir kavram değil; olayların ve bu olayların varsayılan nedenlerinin yorumlanmasıdır. Birisinin teröristi diğerinin özgürlük savaşçısıdır cümlesi bize terörizmin bireyler, toplumlar ve devletler tarafından nasıl farklı farklı yapılandırıldığını hatırlatmaktadır. Terörizmin anlamı, içinde bulunduğu genel duruma, kültürel kaynaklara ve olaya dahil olan bireylere göre değişmektedir 315. Terörizm aktörlerin öznel anlayışlarının dışında var olamaz. Yapısalcılık anlayışına göre terörizm varolmak için 
insan kurumlarına ihtiyacı olan sosyal bir gerçeklik tir 316. Terörist aktör söylemin bir ürünü ve söylem terörizm araştırmalarının teolojik başlangıç noktasıdır. Bir diğer deyişle terör eylemlerinin, terörist motivasyonların, stratejilerinin, yönetimsel yapılarının ve amaçlarının çıkış noktası teröristlerin düşmanlarının söylemleridir 317. 

Bu çerçevede bakıldığında gitgide güçlenen Rum milliyetçiliğinin ve bunun sonunca ortaya çıkan EOKA’nın karşısında Kıbrıslı Türkler’e kalan kendi ulusallık larını geliştirmek olmuştur. Kızılyürek’in de vurguladığı gibi318 aslında milliyetçilik Kıbrıslı Türkler’de, Kıbrıslı Rumlar’dan gelen tehditlere karşı oluşturulmuş bir savunma mekanizması olarak doğmuş ve bu tepki kapsamında gelişmiştir. 


Bu bağlamda Kellas’ın argümanı “mitolojik geniş aile” Kıbrıslı halklar örneğinde yoğun bir şekilde görülmektedir319. Bu kavram Kıbrıslı Rumlar’ın anavatan olarak gördükleri Yunanistan’a Helenik bağlarla bağlı olması; Kıbrıslı Türkler’in de Türkiye’de yaşayan Türk toplumuna bağlılığı şeklinde ortaya çıkar. Ancak Kıbrıslı Türkler’de Osmanlı veya Türk köklerine bağlılık Rumlar’da olduğu kadar derinden hissedilmez. Kıbrıslı Rumlar’da milletin tarihi kimliği320 hakkında bolca söylem üretilmekte ve Helen kültürü üzerinden üretilen bu söylemlerle Yunan ve Kıbrıslı Rum halkı yüzyıllardan beri süregelen organik bağın 321 altını  çizmekte dir. Ancak daha önce de belirtildiği üzere Kıbrıslı Türkler adanın dışında yaşayan Türk soydaşlarına karşı bu kadar derin bağlar hissetmemektedir. Kıbrıs Türk milliyetçiliği, Kıbrıslı Rumların iç savaşa neden olan milliyetçiliğine bir karşı koyuştur. 

Aktörlerin çoklu sosyal kimlikleri bulunur. Sosyal kimlikler aktörün diğerlerine 
kıyasla varolduğunun göstergesidir ve kim olduğuna karar vermesi için gerekli bir kavramdır. 

Örneğin etrafında hiç komünist bulunmazsa, aktör, antikomünist olamaz; veya dengenin olmadığı bir ortamda dengeleyici konumunda bulunamaz322. Wendt’e göre sosyal kimlik veya rol kimliği, aktörün sosyal bir obje olarak diğerinin perspektifini göz önüne aldığında kendine atfettiği anlamlar bütünüdür. 
Bu kimlik oluşumu da davranış sal seçimlerine yansır 323. 

Bu bağlamda Kıbrıs’ta kimlik adadaki iki ana etnik toplumun birbiriyle etkileşim halinde olmaları sonucu şekillenmiştir. Kıbrıs’ta ulusal kimlik 1950 döneminde gerçek anlamıyla ortaya çıkmaya başlamış ve bunun sonucunda EOKA ve TMT doğmuştur. Bu örgütler sosyal yapısalcılık ekseninde değerlendirildiğinde görülür ki EOKA Türk toplumunca; TMT ise Rum ve Yunan toplulukları için terörist organizasyonlardır. Zira EOKA, Rumlara göre önce adanın bir İngiliz kolonisi olmasından kurtulması için savaşmış sonrasında ise adada iktidarda olan tek 
millet olmak için Türk topluluğuyla mücadeleye girmiştir. Böylece EOKA, Türk toplumunca terör örgütü olarak nitelendirilmektedir. Durum TMT için de aynıdır. TMT en başta, EOKA’nın kanlı eylemleriyle baş etmek üzere kurulmuş olsa da, Rum kesimi tarafından terörist aktiviteler gerçekleştiren eli kanlı bir örgüt olarak kavranmaktadır. 

Sonuç 

Kıbrıs’ta Barışın İnşasında Ulusal Kimlik Oluşumunun Rolü 

İnsanlar, dünyada sabun bitene kadar etnik temizlik yapmak istemiyorsa; 
varolan devletlerin içinde bir arada yaşamalarını mümkün kılacak siyasi 
teknikler bulmak zorundadırlar 324. 

Kıbrıs halkının gerçekliğinin, tarihi ve sosyal pratiklerden kaynaklanması sosyal 
yapısalcı çalışmaların konusudur. Hayali tarihleri ve oluşturdukları güçlü ulusal kimlikleri ile Kıbrıslı Rumlar, 1878 yılından başlayarak adada hüküm süren tek güç olma umuduyla, Yunanistan’ı anavatan olarak kabul etmiş; güçlerini Yunanistan’ın Megali İdea’sından almıştır. Diğer tarafta Kıbrıslı Türkler sadece yarım asır kadar önce, yani 1950 döneminden itibaren Türkiye’yi anavatan olarak nitelendirmeye ve Türkiye’nin desteğini almaya başlamış; savunma mekanizmalarını hep Rum komşularının yayılmacı politikasına karşı geliştirdikleri korkuyla oluşturmuştur. Hall’a göre kimlik doğal değil oluşturulmuş bir kavramdır ve aktörler birbirleriyle iletişim halindeyken, kendilerinde gördükleri eksiklere göre kimliğini oluşturur 325. Kıbrıslı Türklerin ulusal kimlik oluşumuna yapısalcı bir perspektifle baktığımızda, bunun temelinde Rum milliyetçiliği korkusunun yattığını ve buna bir karşıt tepki olarak geliştiğini görürürüz. 

Kıbrıs’ta ötekini şeytanlaştırma ve kendini tehdit altında hissetme duyguları artık kökleşmiş ve iki ana etnik gruba yıllar boyunca nüfuz etmiştir. Kıbrıs’ta üçüncü partilerin arabuluculuk çabaları başarısız olmuştur. İki toplum arasındaki şüphe ve güvensizlik olası bir anlaşmanın önünde engel olarak durmaktadır326. Bu nedenle en azından görülebilir bir gelecekte Kıbrıs sorununa çözüm bulunamaması kuvvetli bir ihtimaldir. Siyasi gerçeklikler göz önüne alındığında Kıbrıs’ta toplumların kalıcı barış için atması gereken çok adım olduğu bir gerçektir. 

Ayrıca barış için gerekenler yapılsa bile kökleşmiş olan şüphe ve güvensizliğin yok edilebileceği kesin değildir. Ama Horowitz’in de belirtmiş olduğu gibi bölünmüş toplumların bir arada yaşamasını mümkün kılmak için siyasi teknikler bulunması gerekir. 

Kültürel değişimler oldukça uzun zaman alabilir. Ancak en bütünleşmiş yapılar bile irade sayesinde değiştirilebilmektedir. Ulusal kimlikler, uluslararası ilişkileri anlama yolunda önemli rol oynamaktadır. İnsan eylemini ve sosyal pratikleri değişimin merkezine koyan yapısalcılık aynı zamanda kimliğin keşfinin önemini vurgular. Bu durumda kimlik çatışmaları ve toplumsal şiddeti yapısalcılık perspektifinden analiz etmek etnik olarak bölünmüş Kıbrıs’ta iki toplumun aynı devlet içinde barışçıl yollarla var olması için gereken çözümlerin bulunmasına katkı sağlayabilir. 

Kaynakça 

Atkinson, C. (2006) “Constructivist Implications of Material Power: Military Engagement and the Socialization of States, 1972-2000”, International Studies Quarterly, Cilt 50, Sayı 3, s. 509-537. 

“British Rule in Cyprus”, http://cypnet.co.uk/ncyprus/history/british/index.html (Erişim tarihi 15 Eylül 2014). 

Bozdağlıoğlu, Y. (2007) “Constructivism and Identity Formation: An Interactive Approach”, Uluslararası Hukuk ve Politika,Cilt 3, No 11 s.129-144. 

Hall, S. (1996) Questions of Cultural Identity. London, Sage Publications. 

Hopf, T. (1998) “Promise of Constructivism in International Relations Theory”, International Security, Cilt 23, Sayı 1, s.171-200. 

Horowitz, D. (1998) “Self-Determination, Politics, Policy, and Law,” Margaret Moore (der.), National Self-Determination and Secession, Oxford, Oxford University Press. 

Işıksal, H. (2002) “Two Perspectives on the Relationship of Ethnicity to Nationalism: Comparing Gellner and Smith”, Alternatives: Turkish Journal of International Relations, Cilt 1, Sayı 1, s.1-15. 

Kızılyürek, N. (2005) Milliyetçilik Kıskacında Kıbrıs, İstanbul, İletişim Yayınları. 

Meloy, R. J. (2004) “Indirect Personality Assessment of the Violent True Believer,” Journal of Personality Assessment, Cilt 82, Sayı 2, s. 138–146. 

Moghaddam, F. M. (2004) “The Staircase to Terrorism,” American Psychologist, Cilt 60, Sayı 2, 2005, s.161–169. 

Palan, R. (2000) “A World of Their Making: An Evaluation of the Constructivist Critique in International Relations”, Review of International Studies, Cilt 26, No 4, s.575-598. 

Pollis, A. (1979) “Colonialism and Neocolonialism: Determinants of Ethnic Conflict in Cyprus”, Peter Worsley ve Paschalis Kitromilides (der.), In Small States in the Modern World: The Conditions of Survival, Lefkoşa: The New Cyprus Association, s. 45-80. 

Seymour, G. (1975) Harry’s Game. New York,The Overlook Press, Peter Mayer Publishers, Inc. New York. 

Schwartz S. J. (2005), “A New Identity for Identity Research: Recommendations for Expanding and Refocusing the Identity Literature,” Journal of Adolescent Research, Cilt 20, Sayı 3, s. 293-308. 

Schwartz, S. J. et al. (2009) “Terrorism: An Identity Theory Perspective”, Studies in Conflict & Terrorism, Cilt 23, No 6, s. 537-559. 

Stump, J. L. (2009) “The Artful Side of the Terrorism Discourse: A Response to Hulsse & Spencer”, Security Dialogue, Cilt. 40, Sayı 6, 2009, p. 661-665. 

Yehuda, B. N. (1993) Political Assassinations by Jews. Albany: State Univ. New York Press. 

Wendt, A. (1994) “Collective Identity Formation and the International State”, American Political Science Review, Cilt 88, Sayı 2, s. 384-396. 

Wendt, A. (1999) Social Theory of International Politics. New York. Cambridge University Press. 

Wendt, A. (2003) Social Theory of International Politics, Cambridge, Cambridge University Press. 


BU BÖLÜM DİPNOTLARI;

300 Gerald Seymour, Harry’s Game, New York, The Overlook Press, Peter Mayer Publishers, 2001. 
301 Ted Hopf, “Promise of Constructivism in International Relations Theory”, International Security, Cilt 23, No 1, 1998, s.174. 
302 Seth J. Schwartz et al., “Terrorism: An Identity Theory Perspective”, Studies in Conflict & Terrorism, Cilt 23, No 6, s. 539-540. 
303 Ronen Palan, “A World of Their Making: An Evaluation of the Constructivist Critique in International Relations”, Review of International Studies, Cilt 26, No 4, 2000, s.576. 
304 Yücel Bozdağlıoğlu, “Constructivism and Identity Formation: An Interactive Approach”, Uluslararası Hukuk ve Politika, Cilt 3, No 11 s.129, 2007, s.124. 
305 Alexander Wendt, Social Theory of International Politics, Cambridge, Cambridge University Press, 2003, s.231. 
306 Carol Atkinson, “Constructivist Implications of Material Power: Military Engagement and the Socialization of States, 1972-2000”, International Studies Quarterly, Cilt 50, Sayı 3, 2006, s. 534. 
307 Seth J. Schwartz, “A New Identity for Identity Research: Recommendations for Expanding and Refocusing the Identity Literature,” Journal of Adolescent Research, Cilt 20, Sayı 3, 2005, s. 293-308. 
Fathali M. Moghaddam, “The Staircase to Terrorism,” American Psychologist, Cilt 60, Sayı 2, 2005, s.161–169. J. Reid Meloy, “Indirect Personality Assessment of the Violent True Believer,” Journal of Personality Assessment, Cilt 82, Sayı 2, 2004, s. 138–146. 
308 Adamantia Pollis, “Colonialism and Neocolonialism: Determinants of Ethnic Conflict in Cyprus”, Peter Worsley ve Paschalis Kitromilides (der.), In Small States in the Modern World: The Conditions of Survival, Lefkoşa: The New Cyprus Association, 1979, s. 45-80. 
309 “British Rule in Cyprus”, http://cypnet.co.uk/ncyprus/history/british/index.html (Erişim tarihi 15 Eylül 2014). 
310 Niyazi Kızılyürek, Milliyetçilik Kıskacında Kıbrıs, İstanbul, İletişim Yayınları, 2005, s.77. 
311 Hüseyin Işıksal, “Two Perspectives on the Relationship of Ethnicity to Nationalism: Comparing Gellner and Smith”, Alternatives: Turkish Journal of International Relations, Cilt 1, Sayı 1, 2002, s.9. 
312 Niyazi Kızılyürek, Milliyetçilik Kıskacında Kıbrıs, İstanbul, İletişim Yayınları, 2005, s.220. 
313 Alexander Wendt, Social Theory of International Politics. New York. Cambridge University Press, 1999. 
314 Ben N. Yehuda, Political Assassinations by Jews. Albany: State Univ. New York Press, 1993. 
315 Jacob L. Stump, “The Artful Side of the Terrorism Discourse: A Response to Hulsse & Spencer”, Security  Dialogue, Cilt. 40, Sayı 6, 2009, p. 661. 
316 John Searle, The Social Construction of Reality. New York: Free Press, 1995. 
317 Rainer Hülsse ve Alexander Spencer, “The Metaphor of Terror: Terrorism Studies and the Constructivist Turn”, Security Dialogue, Cilt 39, Sayı 6, s.571. 
318 Niyazi Kızılyürek, Milliyetçilik Kıskacında Kıbrıs, İstanbul, İletişim Yayınları, 2005. 
319 James G. Kellas, The Politics of Nationalism and Ethnicity. Second Edition: Revised and Updated, London, MacMillan Press Ltd, 1998, s.33. 
320 Ibid, p.35. 
321 Niyazi Kızılyürek, Milliyetçilik Kıskacında Kıbrıs, İstanbul, İletişim Yayınları, 2005, s.77. 
322 Alexander Wendt, “Collective Identity Formation and the International State”, American Political Science Review, Cilt 88, Sayı 2, 1994, s. 385. 
323 Alexander Wendt, Social Theory of International Politics, Cambridge, Cambridge University Press, 2003, s.247. 
324 Donald Horowitz “Self-Determination, Politics, Policy, and Law,” Margaret Moore (der.), National Self-Determination and Secession, Oxford, Oxford University Press, 1998, s.206. 
325 Stuart Hall, Questions of Cultural Identity, London, Sage Publications, 1996, s.4-5. 
326 Fen Osler Hampson, Nurturing Peace: Why Peace Settlements Succeed or Fail? Washinton DC, United State Institute of Peace, 1996, s.48-49. 


***