ypg; öso etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ypg; öso etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Haziran 2019 Perşembe

YASA DIŞI GÖÇ VE TÜRKİYE BÖLÜM 1

YASA DIŞI GÖÇ VE TÜRKİYE BÖLÜM 1



Emine AKÇADAĞ 
Açıklama: BİLGESAM 
BİLGE ADAMLAR STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ 


İÇİNDEKİLER 


GİRİŞ ............................................................................ 1 
1. DEĞİŞEN GÜVENLİK ANLAYIŞI ...................................... 2 
2. YASADIŞI GÖÇ KAVRAMI ............................................. 3 
2.1. Yasa dışı Göçün Nedenleri ......................................... 5 
2.2. Yasa dışı Göç ve Güvenlik ......................................... 8 
2.3. Yasa dışı Göçle Mücadelede Ululararası Düzenlemeler ... 10 
3. AVRUPA VE GÖÇ OLGUSU ........................................... 13 
3.1. Ortak Göç ve Sığınma Politikası için Çalışmalar ........... 14 
3.2. 11 Eylül Saldırılarının Ardından Avrupa’nın Göçe Yaklaşımı ...... 17 
3.3. Yasa dışı Göçle Mücadelede İşbirliği ........................... 24 
3.3.1. AB’nin Akdeniz Politİkası ....................................... 24 
3.3.2. AB Komşuluk Politikası ......................................... 26 
4. YASA DIŞI GÖÇ VE TÜRKİYE ...................................... 27 
4.1. Uluslar arası Düzenlemelerin Türkiye’nin Ulusal Göç Mevzuatına Yansıması ..... 29 
4.2. AB Üyelik Sürecinin Türkiye’nin Yasa dışı Göçle Mücadelesine Etkisi... 31 
4.2.1. Entegre Sınır Yönetimi ............................................................. 34 
4.2.2. Geri Kabul Anlaşmaları ............................................................ 36 
4.2.3. Türkiye’nin Sığınma Politikası ................................................... 37 

5. YASA DIŞI GÖÇLE MÜCADELEYE YÖNELİK ÖNERİLER ........................ 44 

SUNUŞ 

Dünya’daki ve yurt içindeki gelişmeleri takip ederek geleceğe yönelik öngörülerde bulunmak; Türkiye’nin ikili ve çok taraflı uluslararası ilişkilerine, 
güvenlik stratejilerine; siyasi, ekonomik, teknolojik, çevresel ve sosyo-kültürel problemlerine yönelik bilimsel araştırmalar yapmak; karar alıcılara milli menfaatler doğrultusunda gerçekçi çözüm önerileri, karar seçenekleri ve 
politikalar sunmak Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi (BİLGESAM)’nin kuruluş amaçları arasında yer almaktadır. BİLGESAM, Bilge Adamlar Kurulu’nun ilk toplantısında alınan kararlar doğrultusunda, yukarıda aktarılan amaçları gerçekleştirmek üzere, çeşitli konularda raporlar hazırlamaktadır. 

Bu çerçevede, 13. Bilge Adamlar Kurulu Toplantısı’nda alınan karar gereğince, sınıraşan niteliği sebebiyle küresel bir sorun haline dönüşmüş yasa dışı göç ile ilgili olarak bir rapor hazırlanmıştır. 

Raporda belirtildiği gibi, ulaşım ve iletişim alanında yaşanan gelişmeler sayesinde, seyahat süreleri azalması; internet, mobil telefon ve uydu aracılığı ile her türlü bilgiye ulaşım kolaylaşması yasa dışı göç oranının artmasına yol açmıştır. Terörizm, göçmen kaçakçılığı, insan ticareti gibi suçlarla bağlantısı sebebiyle hedef ülkelerce bir güvenlik tehdidi olarak kabul edilen yasa dışı göç, özellikle 11 Eylul sonrası dönemde söz konusu ülkelerin göç ve sığınma 
politikalarını katılaştırma larına ve yasa dışı göçü engellemek adına ciddi önlemler almalarına neden olmuştur. Bu sebeple yasa dışı göç günümüzde daha çok güvenlik perspektifinden değerlendirilmektedir. 

Ancak bu güvenlik perspektifi göç olgusunun insani boyutunun gözden kaçırılmasına sebep olmaktadır. Yasal göç ve sığınma prosedürlerini aşamayıp yasa dışı göçe başvuran kişilerin önemli bir kısmı gerek göç sırasında gerekse de hedef ülkeye varışlarından itibaren oldukça güç şartlarda yaşamak ve barınmak zorunda kalmaktadır. Bu durum tüm ilgili ülkeler gibi bugün hem transit hem de hedef ülke haline gelmiş Turkiye’ye de bir takim sorumluluklar yüklemektedir. 

Bu raporun amacı, bir yandan bu sorumlulukları yerine getirmeye, bir yandan konuyla ilgili AB müktesebatına uyum sağlamaya bir yandan da ulusal menfaatlerini gözetmeye çalışan Türkiye’de, yasa dışı göçün engellenmesi hususunda yapılanlara ve yapılması gerekenlere değinilerek konuyla ilgili mevcut perspektifin genişletilmesidir. 

Raporun bu alanda çalışma yapan akademisyenler, araştırmacılara ve Türkiye'nin dış politika stratejilerine katkı sağlaması temennisiyle, raporu hazırlayan Emine AKÇADAĞ’a ve destek sağlayan BİLGESAM personeline teşekkür ederim. 

Doç. Dr. Atilla SANDIKLI 
BİLGESAM Başkanı 

YASA DIŞI GÖÇ VE TÜRKİYE 

GİRİŞ 

Göç insanlık tarihi kadar eski bir kavramdır. İlk zamanlardan itibaren insanlar doğal afetler, beslenme ihtiyacını ya da temel yaşam gereksinimlerini karşılayamama gibi nedenlerle göç etmeye başlamıştır. 
Zaman içerisinde sanayileşmeyle birlikte göç sebepleri daha da çeşitlenmiş; ekonomik gereksinimler, iş gücü ihtiyacını karşılama, siyasi istikrarsızlık ortamından kaçış gibi faktörler de göç nedenleri arasına girmiştir. Gittikçe derinleşen Kuzey-Güney uçurumu neticesinde, azgelişmiş, siyasi istikrarsızlık ve kaosla boğuşan, baskı ve zulmün olduğu ülkelerdeki insanlar, kurtuluşu daha iyi bir yaşantı vaat eden Kuzey ülkelerinde görmeye başlamıştır. Yasal yollardan bu ülkelere girmeleri mümkün olmadığı takdirde de yasa dışı göçe başvurmaktan çekinmemektedirler. 

Bugün yasa dışı göç, terörizm, göçmen kaçakçılığı, insan ticareti gibi suçlarla bağlantısı sebebiyle hedef ülkelerce bir güvenlik tehdidi olarak kabul edilmekte ve bu ülkeleri ciddi önlemler almaya teşvik etmektedir. Öte yandan sosyal istikrar, demografik güvenlik, kültürel kimlik, sosyal güvenlik sistemi, refah devleti felsefesi ve iç güvenlik meselelerinin de hedef ülkelerin göçle ilgili yaklaşımlarında şekillendirici olduğunu ifade etmek gerekmektedir. 

Günümüzde özellikle 11 Eylül sonrası göçe hedef olan Avrupa Birliği (AB) ülkeleri göç ve sığınma politikalarını katılaştırmakta ve çevrelerine görünmeyen duvarlar örerek yasa dışı göç tehdidinden korunmaya çalışmaktadır. Dolayısıyla sınıraşan niteliği sebebiyle küresel bir sorun haline gelen yasa dışı göç, günümüzde daha çok güvenlik perspektifinden değerlendirilmektedir. 

Ancak bu güvenlik perspektifi göç olgusunun insani boyutunun gözden kaçırılmasına sebep olmaktadır. Zira yasal göç ve sığınma prosedürlerini aşamayıp yasa dışı göçe başvuran kişilerin önemli bir kısmını, siyasi baskı, zulüm, ekonomik kriz, açlık…vb gibi olumsuz ortamlardan kaçan kişiler oluşturmaktadır. En temel insan haklarına sahip olmak amacıyla göç eden bu kişiler çoğu zaman insan tacirlerinin eline düşmekte, göç yolunda can vermekte; hedef ülkeye varmayı başarsalar dahi çok zor şartlarda barınmak ve çalışmak zorunda kalmakta; yakalandıkları takdirde de sınır dışı edilme sorunlarıyla yüzleşmektedirler. Dolayısıyla göç olgusunun bu insani boyutu hedef ülkelere, göç ve sığınma politikalarını belirlerken birtakım sorumluluklar yüklemektedir. 

Bilhassa 11 Eylül sonrası dönemde bu sorumluluklara ne kadar riayet ettiği tartışmalı olmakla birlikte, yasa dışı göç sorununu ciddi oranda yaşayan AB, ortak bir göç ve sığınma politikası geliştirme girişimindedir. AB’ye aday ülke statüsündeki Türkiye ise bu konuda bir yandan müktesebata uyum sağlamaya bir yandan da ulusal menfaatlerini gözetmeye çalışmaktadır. 

Bu raporda, yasa dışı göç olgusu, göçün güvenlik tehdidi olarak algılanışı, AB göç ve sığınma politikalarının mahiyeti, yukarıda belirtilen sorumluluk ile uyumu, Türkiye’nin bu konudaki politikaları ve zaman içerisinde bu politikalarda gözlenen değişimler ele alınmaktadır. Bu çalışma ile yasa dışı göçün engellenmesi hususunda yapılanlara ve yapılması gerekenlere değinilerek konuyla ilgili mevcut perspektifin genişletilmesi amaçlanmaktadır. 

1. DEĞİŞEN GÜVENLİK ANLAYIŞI 

20. yüzyılda yaşanan iki dünya savaşı, bu döneme kadar süregelmiş siyasi düşünce çizgisinin sürdürülebilir bir güvenlik anlayışı vaat etmediğini gözler önüne sermiştir. Dolayısıyla savaş sonrası dönem, güvenlik sorunsalını ve nasıl çözümlenmesi gerektiğine ilişkin teorik ve metodolojik yaklaşımları gündeme taşımıştır. 

Kavramsal ve kuramsal yaklaşımların sistemden ve aktörlerden ayrı düşünülemeyeceği gerçeğinin kanıtı niteliğinde, Soğuk Savaş döneminin iki kutuplu sisteminde güvenlik çalışmalarını şekillendiren ve döneme hâkim teori realizm olmuştur. “Realizm” olarak adlandırılan uluslararası ilişkilerin klasik yaklaşımında güvenlik, gücün bir uzantısı olarak ele alınmaktadır.1 Realist yaklaşımda uluslararası politikanın temel konusunu veya gündemini egemen devletlerin askeri güvenlik konuları oluşturmaktadır. Uluslararası politikayı etkileyen faktörler, Neorealizm’in kurucusu Kenneth Waltz’a göre “yüksek politika” (high politics) adını verdiği güvenlik ve askeri konulardır. Devletlerin birinci önceliği güvenliklerini maksimize etmeye çalışmaktır. Oysa “alçak politika” (low politics) olarak ifade edilen refah ve zenginliği artırmaya dönük politikalar güvenlik ve prestij amaçlı yüksek politikaya göre ikincil düzeydedir. 

Yine bu dönemde güvenlik, “devletlerarası ilişki” temelinde tanımlanmakta ve “egemenlik, ittifak, devletlerarası müzakereler, stratejik caydırma ve konvansiyonel ve nükleer silah” konuları ile ilişkilendirilmektedir. Özetle klasik realizm ve neorealizm teorileri büyük ölçüde askeri açıdan tanımladıkları ulusal güvenlik kavramı ile 90’lı yılların sonuna kadar güvenlik literatürüne hakim olmuştur. 

Bununla birlikte sistemin kendi içinde değişim geçirdiği 1960’lı ve 1970’li yıllardaki görece ılımlı havanın literatüre yansıması sonucu ortaya çıkan kuramsal yaklaşımlar, klasik güvenlik anlayışının sorgulanmasını beraberinde getirmiştir. Felsefi ve tarihi arka planını liberal düşünceden alan fonksiyonalizm, pluralizm ve transnasyonalizm ile Marksist teoriden alan neo-Marksist yaklaşımlar, ortaya koydukları düşüncelerle realist teorinin güvenlik 
perspektifine alternatif model üreten kuramsal çalışmalar olarak ön plana çıkmıştır. Söz konusu teorik yaklaşımlar, realizmin gücünü ve hegemonyasını kıramasalar da getirdikleri eleştiri ve önerilerle Soğuk Savaş sonrasındaki eleştirel güvenlik yaklaşımlarına ve yeni güvenlik anlayışına uygun teorik zemin hazırlamışlar dır 2. 

Soğuk Savaş sonrası dönemde güvenlik konularının gündemini oluşturan salt askeri konulara, 90’lı yıllarda yaşanan paradigma değişimi neticesinde birey ve toplum odaklı yeni güvenlik konuları da eklenmiştir. Küreselleşme güvenlik alanında da kendini göstermiş ve devlet odaklı ulusal güvenlikten birey ve toplum odaklı uluslararası güvenliğe doğru bir kayış söz konusu olmuştur. Güvenliğe yaklaşımdaki bu dönüşüm, daha bütüncül, güvenliğin askerî ve 
diğer tüm boyutlarını içeren bir anlayışın benimsenmesi anlamına gelmektedir. Bu açıdan gerek liberal ve neo-Marksist kuramlar gerekse de postpozitivist eleştirel yaklaşımlar ileri sürdüğü çok boyutlu güvenlik perspektifleriyle, hem yeni güvenlik anlayışının bütünselliğini ve çeşitliliğini göstermiş hem de klasik paradigmaya alternatif bir güvenlik modeli sunmuştur.3 Böylece 21. yüzyılda güvenlik, sadece askeri bir kavram olmaktan çıkarak büyük ölçüde siyasi ve sosyolojik bir kavram haline gelmiştir. 

Bu bağlamda bölgesel çatışma, enerji güvenliği, iklim değişimi, organize suçlar ve yasa dışı göç gibi konular da uluslararası güvenliğe yönelik tehditler olarak değerlendirilmeye başlanmıştır. “ Yumuşak güvenlik (soft security) ” olarak da adlandırılan bu yeni güvenlik yaklaşımı, uluslararası toplumun göçe bakışına farklı bir boyut kazandırmıştır. 

2. Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR.,;

***