2 Ocak 2019 Çarşamba

PKK’NIN BÖLGESEL TERÖR AĞI YAPILANMASI BÖLÜM 3

PKK’NIN BÖLGESEL TERÖR AĞI YAPILANMASI BÖLÜM 3




SURİYE VE ESED BAĞLANTISI

    PKK’nın bölgede kurduğunu iddia ettiğimiz terör ağı yapılanması sisteminin bu denli etkin olmasını sağlayan Suriye’de devrim hareketleriyle birlikte ortaya çık(arıl)an siyasi boşluk, DEAŞ’ın ortaya çıkması ve ardından Batı’nın PKK’nın Suriye franchise’larına desteği iken, bu franchise sisteminin kurulabilmesini sağlayan ise en başta Suriye olmak üzere bölge ülkelerinin PKK’ya geçmiş yıllarda aktif destek vermeleri oldu. 
Bu raporda Suriye örneği kadar detaylı bir şekilde incelenmeyecek olsa da, İran’ın PKK’ya verdiği destek bunlardan birisidir. Marcus’a göre, 1980’lerin 
sonlarından itibaren Türkiye’den çıkan ve İran topraklarına giren PKK militanları en yakın karakola gidip İran güvenliğik birimlerini varlıklarından haberdar ederdi. “Tahran da PKK’nın İran topraklarında kamp kurmasına göz yummasının bedeli olarak PKK militanlarından Türk ve ABD askeri tesisleri hakkında bilgi alırdı. Bu bilgiyi de en başta PKK’ya katılmak üzere İran’a geçen örgüte katılacak yeni militan adaylarından alırdı. Örgüte katılmak üzere gelenler önce tecrübeli PKK militanları tarafından sorgulanır, PKK için de faydalı olan bu bilgiler ilgili İran istihbarat birimlerine ulaştırılırdı. İran ve Türkiye toprakları arasında gidip gelen tecrübeli militanların da aynı bilgileri sağladığını varsayabiliriz.”31 Bu açıdan bakılıdğında bölge ülkeleriyle kurulan bu ilişki geçmişi ve farklı ülkelerin topraklarında belirli şartlarla hareket etmesine izin verilmesi, PKK’nın terör ağı yapılanması stratejisini mümkün kılan en önemli faktörler arasındadır. 

PKK’nın Suriye uzantısı olarak PYD ve onun askeri kanadı YPG’ye baktığımızda 
ise, son dönemde Batı’da çıkan birçok analiz, rapor ve yorumda PYD’nin PKK ile yakın bir ilişki içerisinde olduğunu söyledikleri görülür.32 
Bu rapor ve analizlerde YPG’nin çeşitli şekillerde PKK’nın güdümünde olduğu 
söylenir PYD PKK’nın ve “tamamıyla elinde tuttuğu yan oluşum”33, 
PKK’nın “Suriye uzantısı”, “kardeş partisi”34 ya da “Suriye kolu”35 olarak 
ifade edilir. Bugüne kadar neredeyse hiç bir yazıda veya dosyada PYD’nin 
Suriye’deki Kürtlerin taleplerini temsil eden bağımsız bir siyasi örgütlenme 
olduğu vurgusu yapılmamıştır. Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgelere terör 
ağı yapılanması sistemiyle ulaşmayı hedefleyen PKK’nın örgütsel olarak 
yeniden yapılanmasının bir sonucu olarak ortaya çıkan PYD, doğrudan 
“PKK’nın Suriye kolu” 36 olarak tasvir edilmeye başlamıştır. 
PYD 2003 yılında PKK tarafından Suriye’de kuruldu. Kendisi de eski 
bir militan olan Suriyeli bir Kürt lider, “Suriye’de Kürt Bölgesi’nde iki 
yeni hareket ortaya çıktı. Bunlardan birisi Abdullah Öcalan’ın 1998’de Suriye 
tarafından sınırdışı edilmesinden sonra Esed rejimi ile sorun yaşayan 
PKK’yla bağlantılı olan kişilerce 2003 yılında kurulan “Demokratik Birlik 
Partisi-PYD” idi”.37 PKK’nın yönetici kadrosunda yer alan Cemil Bayık ve 
Bese Hozat’ın eşbaşkanlığında toplanan KCK Yürütme Konseyi 2006 yılında 
bir bildiri yayımlayarak PYD’nin Batı Kürdistan (Rojava) olarak adlandırılan 
Kuzey Suriye’de KCK’nın bir kolu olarak kurulduğunu kabul etmiştir. 38 Her 
ne kadar bugün Salih Müslim PYD’nin iki eş başkanından biri olarak görülse 
de, örgütün aslında PKK’nın en üst düzey isimlerinden biri olan Cemil Bayık 
tarafından yönetildiği düşünülmektedir.39 

Bu organik bağ şaşırtıcı gelmemelidir çünkü militanlarının önemli bir kısmını 
Esed ailesinin bilgisi ve rızası dahilinde büyük ölçüde Suriye’de kazanmış 
olan PKK için Suriye, çok aşina olduğu bir alandır.40 Günümüze kadar 
PKK’ya katılan Suriyelilerin 7000-10000 civarında olduğu tahmin edilmekte, 
bu sayı PKK militanlarının %20’sini teşkil etmektedir.41 Bir başka kaynağa 
göre 2004 yılına kadar PKK militanlarının %17’sini Suriyeliydi . 2004-2008 
yılları arasında öldürülen PKK’lılar arasında Suriyelilerin oranı %10-%20 
arasındadır.42 Washington merkezli Amerikan Kürt Haberleşme Ağı yöneticisi 
Kani Xulam, “Geçtiğimiz 30 yıl içerisinde PKK saflarında savaşan 5.000 
Suriyeli’nin öldüğünü” belirterek “yaklaşık 20 yıldır Suriye Kürtlerinin PKK 
kadrolarında önemli görevler aldıklarını”43 ifade etmiştir. Suriye’nin kuzeyinin 
Esed rejimin işbirliği sayesinde PKK militanları için çoğalma yeri haline 
geldiğini söyleyen bir başka kaynağa göre, PKK bünyesindeyken öldürülen 
veya kaybolan Suriyeli PKK militanı sayısı 7,000 ile 10,000 arasındadır.44 
Suriye rejiminin ülkenin kuzeyinde PKK’ya alan açmasına başka örnekler 
de verilebilir. Örneğin, Ayn al-Arab’ta Nevruz kutlaması 1960 yılından önce 
görülmüş şey değilken, 1960 ile 1970 yılları arasında gizli gizli kutlanır oldu. 

İlerleyen yıllarda ise ‘PKK’nın ortaya çıkmasından sonra’ örgütün organize 
ettiği Nevruz kutlamaları rejimin müdahalesi olmadan yapılırken, diğer Kürt 
grupların Nevruz kutlamaları Esed rejimi tarafından engelleniyordu.45 “Suriye 
rejiminin PKK’ya verdiği üstü kapalı desteğin mantığını rejimin örgütü 
Türkiye’ye karşı mücadelesi üzerinden değerlendirmesinde ve PKK’nın Türkiye’ye karşı mücadele ederken Suriye meselelerine müdahil olmamasında 
aramak gerekir. Suriye rejimi ülkede bulunan ve birçoğu Suriye Kürdistan 
Demokrasi Partisi’nden ayrılan kişilerce kurulmuş olan diğer partilere aynı 
manevra alanı tanımamıştır.”46 Suriye Kürtlerinin PKK içerisindeki yerini Scheller şu şekilde ifade etmektedir: 

“Suriye rejimi, PKK’nın bölgedeki etkinliğine göz yummakla kalmayıp; Suriyeli 
Kürtler arasından örgüte üye temin etmiştir. Suriye’nin Kürt politikasını 
uzun yıllar gözlemlemiş olan araştırmacı Ömer Şeyhmuz’a göre; “PKK’nın 
Suriye’de, özellikle öğrenciler ve kadınlar arasında, ikna kabiliyeti yüksek 
elemanları vardı. Gençleri örgüte kazandırma konusunda çok başarılıydılar; 
örgüte kazandırılan bu gençler önce Lübnan’a, oradan da Türkiye’ye yollanırdı. 
Suriye güvenlik güçleri Suriye’deki Kürt topluluk içerisine de sızmıştı… 
Örgüte Suriye’den katılan militanların %30-35’i Suriye devleti eliyle örgüte 
kazandırılmıştı. Özellikle devletin güvenlik teşkilatı “amn ad-dawle” (devlet 
güvenlik birimi) örgütlenmenin başlamasında ve düzenlenmesinde önemli rol 
oynuyordu. Afrin, Şam, Kamışlı ve Halep başta olmak üzere bir çok yerde 
Kürtler ile temasları vardı. Örgüte katılacak militanlarla oldukça açık bir anlaşma yapmışlardı: “Biz seni savaşman için Türkiye’ye yollayacağız, bunun 
karşılığında sen de askerlik yapmaktan kurtulacaksın, birkaç yıl sonra ülkene 
geri dönebilirsin.” Bu sistem Kürt toplumunda saygın yeri olan doktorlar vb. 
profesyonel kişiler vasıtasıyla yürüyordu. Örgüte alınanlar Suriye’yi terk ettiklerinde güvenlik güçleri kimliklerine el koyuyordu. Bunun ardında yatan 
iki temel düşünce vardı: Güvenlik güçlerinin izni olmadan ülkeye geri dönemesinler ve Türkiye’de öldürülürler veya yakalanırlarsa bunun Suriye’ye bir 
yansıması olmasın.” Bu strateji Suriye rejimi açısından ayrıca kullanışlıydı 
çünkü böylece hem ülkedeki Kürt aktivistlerden kurtulmuş oluyorlardı, hem 
de dolaylı yoldan Türkiye ile savaşıyorlardı. 47 

Özellikle de Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonraki dönemde olmak üzere, Suriye dış politikasının en belirgin özelliği farklı ülkelerdeki muhalifleri 
desteklemek ve ülkenin geri kalmış yönlerini örtmek amacıyla diğer ülkelerin güçlenmesini engellemeyi amaçlamamasıdır. İki Amerikalı diplomat, Esed Ailesi’nin diğer muhalif gruplar gibi PKK’yı da Türkiye’ye karşı kullanılabilecek bir piyon olarak gördüğünü ve örgütün rejim tarafından nasıl desteklendiğini ifade eder. 1985-1988 yılları arasında Suriye’de maslahatgüzar olarak görev yapmış Amerikalı diplomat David Michael Ransom’a göre “Türkler, Suriye’nin PKK’yı desteklediğine inanıyordu. Bu doğruydu. Fakat Suriye bunu kendisine özgü bir yöntem ile yapıyordu. Suriye’nin sınır komşusu ülkeler içerisindeki bu tür eylemlere bakış açısı “Biz zayıfız, siz güçlüsünüz, bu yüzden hayatınızı cehenneme çevirip sonunda sizi yardım için kapımıza gelmeye zorlayacağız. O zaman kendi payımızı alacağız, fakat terörist unsurların sınırdışı edilmesi vb. isteklerinizi yerine getirmeyeceğiz”48 şeklindeydi. 
Türkiye’nin eski ABD Büyükelçisi Richard Barkley (1991-1994) de Suriye’nin PKK’yı desteklediğini belirtmektedir.49 PKK da Suriye’den yardım aldığını bir çok kez itiraf etmiştir.50 

Bu anlatılanlardan da anlaşılmaktadır ki PKK uzantılarının Suriye’de yeşermesi için gereken zemin Suriye’de zaten mevcuttu. PYD, 2003 yılında kurulduğunda, PKK’nın kendisine bıraktığı, demografik, sosyal ve siyasal olarak hazır zeminde hareket etti. Diğer bir deyişle, PYD bölgede ayrı bir parti veya siyasi bir örgüt olarak PKK’nın yerini almadı; Sadece PKK’nın ismini kullanmadan PKK’nın kadrolarını, militanlarını, ideolojisini ve hedeflerini benimsedi ve kullandı. Belki de bu yüzden bölge halkı genellikle PKK ve PYD kısaltmalarını birbirinin yerine kullanmaktadır. Örneğin, Türkiye’nin Suriye sınırındaki operasyonlarını değerlendiren bir Kürt muhalif, Suriye topraklarından sadece Türkiye’nin değil PKK’nın da çekilmesi gerektiğini, çünkü Türkiye’nin yaptığı operasyonların nedeni olarak PYD’nin Suriye’deki varlığı olduğunu söylemiştir.51 PKK’nın PYD/YPG varlığı açısından arzettiği hayati önemi ortaya çıkarması bakımından şunu da söylemek gerekir ki PYD, PKK tarafından ve PKK’nin Suriye’deki hareket sahasının bakiyesi üzerine kurulmuş olmasına rağmen, 2009 yılına kadar Suriye’deki Kürt siyasal arenasında etkin bir parti olamamıştır.52 PYD’nin Suriye’de güçlenmesi ve ilerleyen aşamalarda silahlı bir birlik kurabilmesi ancak PKK’nın sağladığı destek ve Suriye’de oluşan boşluk ve Batı desteğinden faydalanıp muhaliflerini sindirmesiyle gerçekleşebildi. “YPG, PKK ile olan yakın ilişkisi sayesinde mevcut konumunu güçlendirmek için gerekli olan eğitim imkanlarını, insan gücünü ve silahları elde etmiştir.”53 

PKK’NIN PYD VE YPG’Sİ

    PYD ve YPG’nin PKK’nın Suriye uzantıları olduğuna dair kanıtlar reddedilemeyecek noktaya gelmiş durumdadır. Daha önce de belirtildiği 
gibi, PKK PYD’yi Suriye’deki kolu olarak 2003 yılında kurmuştur.54 
PKK’nın PYD’nin kurulmasında oynadığı rol partinin orijinal tüzüğünde de kendini göstermektedir. Tüzüğün ikinci maddesine göre “PYD Abdullah Öcalan’ı önder; KONGRA-GEL’i Kürdistan halkının yüksek yasama organı; KCK-Rojava yapılanmasını ise Suriye’deki Kürtler için bir demokrasi sistemi olarak kabul eder.”55 PYD Abdullah Öcalan’ı hareketin önderi, onun fikirlerini ise partinin ideolojisi olarak benimsemektedir. PYD’nin PKK lideri Öcalan ile ilgili bu ideolojik düşüncesi ve bakış açısı bugüne kadar değişmemiştir. Tüzükte KONGRA-GEL’den partinin yüksek yasama organı/ karar verme mercii olarak bahsedilmesi, PKK ve PYD arasındaki örgütsel bağları gözler önüne sermesi açısından önemli bir husustur. PYD bu şekilde PKK’nın terör ağı yapılanması sistemine uygun bir şekilde kendisini KCK’nın alt kolu olarak konumlandırdı. Ancak PYD güçlenip özellikle DEAŞ’a karşı ABD ile işbirliği yapmaya başladığında, ABD ve AB’nin terör örgütleri listesinde yer alan PKK ile bağlantıları olduğuna dair suçlamaları şeklen de olsa ortadan kaldırtıp meşruiyet kazanmaya ihtiyacı vardı. Bu sebeple PYD gerçek amacını saklamak için 2015 yılında yeni bir tüzük çıkararak resmi belgelerindeki bütün KCK ve KONGRA-GEL ifadelerini çıkarmıştır. 

YPG’nin, PKK ile olan bağlantısını inkar etmesi taktiksel bir manevra olarak değerlendirilmelidir. Çünkü partinin bütün bilinen kurucu üyeleri aynı zamanda PKK’nın silahlı kanadı olan HPG üyesidir ve bu durum PKK’nın, Suriye’deki silahlı kolu olarak görevlendirdiği YPG vasıtasıyla örgütsel olarak Suriye’ye kadar uzanmasına yol açmıştır. Bu isimler arasında PYD’nin kurucularından, PKK/HPG militanları Şilan Kobani (Meysa Baqi), Zekeriya (Zekeriya İbrahim), Fuat (Hikmet Tokmak), Cemil (Nebo Ali) ve Ciwan (Hacı Cuma Ali) sayılabilir ki bu kişiler 2004 yılında Musul’da öldürülmeleri neticesinde PKK/HPG tarafından şehit ilan edilmişlerdir56. 

Bu isimler arasında adı geçmese de, Abdullah Öcalan’ın kardeşi Osman Öcalan verdiği bir röportajda kendisinin PYD’nin kurulmasına öncülük ettiğini 
belirtmiş ve açıkça “PJAK’ı kurduğum gibi PYD’yi de ben kurdum…” demiştir. PYD’nin PKK ile bağlantısı vardır ve PKK’nın talimatları doğrultusunda hareket 
etmektedir.57 

Bir başka kaynağa göre PYD, kurucularının özgür iradesi ile değil, 2005 yılında Öcalan’ın hapishaneden gönderdiği talimat üzerine kurulmuş olan 
YPG, HPG ve PJAK örneklerinde olduğu gibi PKK’nın kollarının iradesi ile kurulmuştur.58 

PKK merkezde ve tepede yer almak üzere henüz bölgesel olan bu terör ağı yapılanması terör sisteminde kollar arasında birlikte hareket edebilirlik ve geçişkenlik bulunmaktadır. Kurucu kadro ve PYD içerisindeki yönetici kadronun profillerine de bakıldığında, PKK ve PYD arasında halen sürmekte olan 
organik bir bağın varlığından rahatlıkla söz edilebilir. Kandil’e sığınan ve yıllarca Kandil’de örgüte hizmet eden eşbaşkan Salih Müslim, PKK’nın terör 
eylemlerini Suriye topraklarından yönetmeye başlamasından beri PKK üyesi olarak bilinmektedir. Kandil’den Suriye’ye gönderilen PKK üyeleri, YPG 
içinde ve YPG’nin silahlı kanadında siyasi ve askeri kararlar alma yetkisini de ellerinde bulundurmaktadır. PYD ve PKK’nın ortak kadrolarını oluşturan 
isimlerden öne çıkanlar arasında Cezire bölge sorumlusu Nazir Hajji Mansur, Cezire askeri sorumlusu İranlı Kürt Jamshid Uthman ve Tall Abyad; Afrin 
askeri sorumlusu Haval Kemal, Avrupa ile diplomatik ilişkiler sorumlusu Zuhat Kobani, Brüksel Avrupa temsilcisi Nawaf Khalil, bir süre PKK Avrupa 
sorumlusu ve PKK Merkez Komitesi üyesi olarak görev yapmış olan ve şu an PYD’nin kontrolü altında bulunan bütün askeri birimlerin yüksek komutanlığını 
yapmakta olan Şahin Cilo; Ayn al-Arab siyasi sorumlusu Umar Husayn Aluş’un isimleri vardır. Askeri makamların çoğu Türkiye kökenli PKK’lıların 
elindedir. 

Ayrıca, Aldar Khalil ve PKK militanı, eski KCK üyesi İlhan Ahmed de PYD örgütü içerisinde yüksek mevkilerde bulunmaktadır. O zamanlarda ayrıca YPG’nin sözcüsü olan Rhedur Khalil’in de yıllarca PKK kademelerinde savaştığı belirtilmiştir.59 YPG daha önce Karwan takma adıyla PKK içinde faaliyet gösteren Nuri Mahmud’u (2017 yılı) Mayıs ayı içerisinde sözcü olarak atamıştır. Nuri Mahmud’dan önceki YPG sözcüsü olan Polat Can’ın da 

PKK üyesi olduğu bilinmektedir. PYD’nin etkin olduğu bölgelerdeki askeri ve ideolojik eğitimlerin bazı durumlarda Kürtçe veya Arapça değil Türkçe 
yapılması da öğreticidir. Buradan anlaşılıyor ki, Türkiye’deki PKK sempatizanları gibi, PYD ideolojisinin oluşumu ve aktarılması da büyük ölçüde Öcalan 
merkezlidir ve PYD kadrolarının ve YPG birliklerinin önemli bir kısmı Suriyeli değil Türkiye kökenlidir.60 

Suriye’nin kuzeyindeki yerel haber kaynaklarının geçtiği sıradan haberlerde dahi PKK ve PYD/YPG bağlantısını açıkça görmek mümkündür. Örneğin Kamışlı’da bir sokak kavgasında ölen PYD militanının “yakın zamana kadar PKK saflarında savaşmış, Derik’li bir PYD üyesi” olduğu dile edilmiştir.61 

Benzer şekilde, eski YPG üyesi bir tanık 2014 yılında İran ve Türkiye’den örgüte 400’den fazla yeni teröristin katıldığını iddia etmiştir.62 Atlantik Konseyi’nin 
yayınladığı bir rapora göre YPG’nin zayiatına ilişkin veriler, Türkiye doğumlu Kürtlerin, Ocak 2015-Ocak 2016 arasında YPG tarafından bildirilen 
zayiatların neredeyse %50’sini teşkil ettiğini doğrulamaktadır. 63 

Türk güvenlik yetkilileri de PKK’ya üye olmak suçlamasıyla gözaltına alınan bazı örgüt mensuplarının, YPG’ye asker, militan ve lojistik destek verildiğine 
dair itiraflarını dile getirmiştir.64 Yani, militanlar PYD’ye katıldıklarında aslında PKK’nın parçası olan bir gruba katıldıklarını bilmektedirler. PKK’nın Suriye kollarında savaşan Batılı ve Türk savaşçılar ve YPG ve YPJ’nin Batılı olmayan militanları PKK’nın parçası olduklarını, PKK’lı olduklarını ve PKK için savaştıklarını açıkça kabul etmişlerdir. “Bu savaşçıların çoğunlukla Kürdistan İşçi Partisi (PKK) yerine YPG’ye katılmalarının nedeni, PKK’ya katılmaları halinde ABD yasalarını ihlal edecek olmalarıdır.”65 Bazı Batılı yabancı savaşçılar bu durumu “‘terörist’ PKK ile Amerika’nın YPG’li dostlarını ayırt etmek zaman zaman çok da kolay olmuyordu” ve “PKK militanları askeri kıyafetlerini değiştirerek bir anda YPG militanı olabiliyordu” diyerek dile getirmiştir.66 

PKK militanları da örgütlerinin, YPG’nin Suriye’deki kazanımları sayesinde daha da güçlendiğinin farkındadır.67 PKK militanları ve terörist kadrolar da bunun karşılığında YPG’nin bu kazanımları elde etmesine imkan tanımıştır. Ayn el-Arab’ta DEAŞ’a karşı girişilen savaşın ardından binlerce Kürt erkek ve kadın örgütün askeri birimlerine kaydını yaptırdı. Yeni üyelere eğitim veren komutanlar PKK üyesiydiler ve yıllarca Kuzey Irak’ta, örgütün ana üssü Kandil Dağı’nda Türkiye’ye karşı savaşmış tecrübeli militanlardı. Örgüte sadakatle bağlı birer ideolog da olan bu teröristler, Suriye’ye gelirken Rojava’ya güvenlik ve istikrar getirecekleri sözüyle tanıttıkları radikal düşüncelerini yanlarında getirdiler.68 PKK ve PYD arasındaki farkı ortaya koymak açısından TEV-DEM’li Aldar Xelil’in şu sözleri de önemlidir: ‘Biz [PKK’dan] askeri destek almıyoruz, ama bazılarımız PKK kadrosunda yer alır veya PKK saflarında savaşırken Rojava’da verilen mücadeleye katılmak için buraya geldik, dolayısıyla çok fazla askeri tecrübemiz var’.69 Şeyhmuz’a göre ilk aşamada “Suriye’deki PYD güçlerine katılmak ve örgütü güçlendirmek üzere Kandil Dağları’ndan 2.500 PKK militanı gelmiştir”.70 Bu PYD’nin de gizleme gereği duymadığı bir gerçektir.71 PYD Batılı başkentler nezdinde de propaganda yapabilmek için PKK’nın askeri, ekonomik ve medya altyapılarının yanısıra siyasi bağlantılarını da kullanmaktadır. Örneğin, “Rojava, PKK’nın mevcut medya kuruluşlarından faydalanmaktadır; Med TV 1995’te 
yayına başlamıştır. Daha sonra ismi Roj TV olarak değişmiştir ve sonrasında kurulan farklı TV kanalları günümüzde varlığını sürdürmektedir.”72

4 CÜ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR.,

***

PKK’NIN BÖLGESEL TERÖR AĞI YAPILANMASI BÖLÜM 2

PKK’NIN BÖLGESEL TERÖR AĞI YAPILANMASI BÖLÜM 2


TERÖR AĞI YAPILANMASI

     Batı’da El-Kaide’ye karşı ABD önderliğinde yürütülen mücadele kapsamında Afganistan’ın ve Irak’ın peşpeşe işgalleri sonrasında El-Kaide’nin örgütsel yapılanması konusunda ateşli bir tartışma başladı. 2003-2004 yıllarından itibaren alandaki önemli terör uzmanları, o dönemde tepesinde Bin Ladin olan El-Kaide liderliğinin örgüt için hâla bir önem arz edip etmediği, yoksa terörün lidersiz bir şekil almaya mı başladığı gibi konuları tartışmaların merkezine aldılar.4 Bu tartışmanın baş aktörlerden birisi olarak Bruce Hoffman 2006 yılında, mevcut El-Kaide’nin “tanımlanabilir, üniter bir terör örgütü olmaktan çok bir ideoloji olarak varlığını sürdürmekte olduğunu; bu anlamda eski örgütsel gücünü önemli oranda kaybetmiş gibi göründüğünü fakat yine de merkezi yönetim ve kontrolünü tamamen yitirmiş bir örgüt olarak görülemeyeceğini” vurgulamaktaydı.5 Benzer çalışmalarda iletişim teknolojilerindeki gelişmelerin El-Kaide’yi hiyerarşik düzene sahip bir örgüt olmaktan çıkardığını, bu tarz bir yapılanmadan çıkabilmelerine imkan tanıdığını; merkezi liderlik onayı aranmaksızın gerçekleştirilen yerel örgütlenme ve terörist eylemlerin El-Kaide genel yapılanması içinde yaygınlık kazanmaya başladığını yazmaktaydı. Örneğin Farrall, “El-Kaide bugün piramit şeklinde geleneksel hiyerarşik düzene sahip bir terör örgütü olmaktan çıktı. Yerel birimleri ve uzantıları üzerinde doğrudan bir kontrolü yoktur. 

   Dağınık yapısı nedeniyle emir-komuta zincirinin belirgin olmadığı bir örgütsel ağ hiyerarşisiyle hareket etmektedir” iddiasında bulundu.6 Bunun nedeni El-Kaide’nin, artan küresel güvenlik tedbirleri ve terörle mücadele ile şekillenen yeni durumda varlığını sürdürebilmek ve hedeflerine ulaşmak için katı merkezi hiyerarşi yerine, yerel birimler ve bölgesel uzantılar üzerinden faaliyet göstermeye yönelmesidir.7 Bu yüzden Farrall’a göre “El-Kaide Arap 
yarımadasında bir kol kurmuş; Irak ve Mağrep’te uzantılar edinmiştir. Bu sayede bugün [2011 yılında], on yıl öncesiyle karşılaştırıldığında daha fazla 
üyeye, daha büyük bir coğrafi etki alanına, daha fazla ideolojik derinliğe ve etki gücüne sahiptir.”8 Bu sebeple, Irak’ta Ebu Musab el-Zerkavi’nin al-Taw-hid 
wa’l Jihad isimli örgütü üye sayısı açısından daha güçlü olmasına rağmen El-Kaide’ye katılarak örgütün Irak kolunu oluşturmuş ve El-Kaide Irak adını 
almıştır. Benzer şekilde Cezayir’de ‘Vaaz ve Savaş için Selefi Grubu’ da El-Kaide’ye katılmış ve örgütün Mağrip’te bir uzantı edinmesini sağlamıştır.9 

    Usame Bin-Ladin’in 2011 yılında öldürülmesinden sonra ‘El Kaide’de merkezi liderliğin halen çok önemli olduğu’ savını taşıyanlar ile El-Kaide’nin tamamen bir ağ olarak faaliyet gösterdiğini ve hiyerarşik yapılanmanın önemini kaybettiğini iddia edenler arasındaki tartışma bir kez daha alevlenmiştir. 
Bin Ladin’in öldürüldüğü operasyonda ele geçirildiği iddia edilen belgelerin Bin-Ladin’in hedef seçiminden hazırlık safhasına ve ifasına kadar terör eylemlerinin her aşamasında aktif olarak yer aldığı vurgulanmış, bunun da ‘merkezi liderliğin’ uzun süre güçlü ve önemli kalmaya devam etmesini sağladığı ileri sürülmüştür.10 

DEAŞ’in ortaya çıkması, güçlenmesi ve El-Kaide’nin bölgedeki bağlantılı grup ve örgütler üzerinden Ortadoğu’da kalıcı bir yer edinme şansı elde etmesi ile birlikte, “insiyatifin önemli oranda yerel gruplara bırakılmasına ve Batı’ya karşı mücadeleden çok yerel çatışmalara odaklanmalarına rağmen, yerel gruplar ile kurulan bağların örgütün varlığını sürdürebilmesinde elzem hale geldiği”11 görüşü tekrar tartışma gündeme taşınmıştır. Bununla birlikte, varlığını ve etkinliğini koruyabilmek amacıyla bir anlamda kendini tekrar keşfedici, içinde kapsamlı bir yeniden yapılanma barındıran bir örgütseldönüşüm gerçekleştirmek El-Kaide’ye has bir durum olarak değerlendirilemez. Bacon’un da dediği gibi, “terör örgütleri varlıklarını devam ettirmek ve başarılı olmak için sürekli öğrenmek, öngörmek ve uyum sağlamak zorundadır”.12 Benzer bir süreçten PKK da geçti, dönüşüm süreci geçirdi ve yeni bir örgütsel yapılanmaya gitti.

‘ŞEMSİYE TERÖR ÖRGÜTÜ’ OLARAK PKK

IRA, ETA ve PKK gibi etnik-ayrılıkçı terör örgütleri, ulusaşırı bir suç şebekesi haline dönüşmedikleri sürece, bağımsızlığını istedikleri toprak parçası dışında kalan coğrafyalarda terör uzantıları kurmak gibi bir teşebbüste bulunmazlar. Bunun nedeni, bu tür örgütlerin varlıklarını devam ettirmek için halk desteğine ihtiyaç duymaları ve bu desteğin kendi toprakları haricinde elde edilebilmesinin zor olmasıdır. Ancak İran, Türkiye, Irak ve Suriye sınırlarını aşan ve kendine has özelliği olan ‘Kürt sahası’ PKK’ya bölgesel terör ağı yapılanma sistemi kurma motivasyonu ve fırsatı tanıdı. Suriye’deki gelişmeleri kendi hedefleri açısından bir fırsat olarak gören ve değerlendiren El-Kaide gibi, PKK da otorite boşluğunu kendi amaçları doğrultusunda kullanma yoluna gitti. Böylece PKK’nın Suriye’deki isyan hareketlerinin çok daha öncesine dayanan bölgesel terör ağı kurma çabaları isyanın ardından ciddi ivme kazandı. 

PKK’nın kendisine bölgesel kollar bulma çabasına 1999 yılı öncesinde giriştiğini iddia edenler bulunmaktadır.13 Gerçekten de PKK 1988-1991 yılları arasında Irak’ta Kürdistan Kurtuluş Partisini potansiyel bir kol olarak görmüştür. O dönem PKK’nın üst düzey liderlerinden Nizamettin Taş bu küçük örgütün o dönem PKK kontrolü altında olduğunu söyler: “Bağımsızlık, küresel bakış, düşünce, halkların analizi ve Kürdistan’a bakış noktasında tamamen PKK ile aynı fikirdedirler ancak bire bir PKK değildirler. Güneyin şartları ve mücadele tarzı da farklıdır. 

Bu mücadelenin aşamaları da farklıdır. Kürdistan Kurtuluş Partisinin güneyin koşullarına göre şekillenmiş bir PKK uzantısı olduğunu söyleyebilirim. Tamamen Iraklı Kürtlerden oluşur; onlarla ittifakımız var ve onları destekliyoruz. Birbirimize sempatiyle bakıyoruz.”14 Ancak PKK için yeniden yapılanma sürecinin örgüt lideri Öcalan’ın 1999 yılında yakalanmasından birkaç yıl sonra başladığını söylemek çok daha doğrudur. 

Öcalan’ın yakalanıp Türkiye’ye getirilmesi ve yargılanıp hapsedilmesi, liderini kaybeden birçok terör örgütünde olduğu gibi, gerek Türkiye gerekse yurt dışındaki PKK sempatizanları arasında şok etkisi yarattı. Örgüt takip eden dönemde, Irak’ın kuzeyinde Kürt varlığının ön plana çıktığı Irak’ın işgali 
sürecinde ABD tarafından kenara itilmesiyle ve ABD ve AB tarafından uluslararası terörist örgütleri listesine alınmasıyla iç karışıklık ve kırılma 
emareleri gösterdi,15 “tarihinin en ciddi krizlerinden birini” yaşadı.16 Peru’da Aydınlık Yol örgütünün lideri Abimael Guzman’ın yakalanmasının ardından 
gücünü kaybetmesi ve dağılma sürecine girmesine benzer şekilde, PKK’nın da Öcalan’ın yakalanmasından sonra benzer emareleri gösterdiği yazıldı.17 
Fakat değişen konjenktür PKK’da da değişimi tetikledi. PKK, Türkiye’de bağımsız bir Kürt devleti kurmak yerine yeni ideolojik pozisyonu ve politik 
hedeflerine uygun bir şekilde, Türkiye sınırlarını aşan, bölgedeki tüm Kürtleri içine alan konfedere bir mücadele geliştirmeyi hedef haline getirdi. Stratejisini 
de buna uygun olarak 2000’lerin başından itibaren değiştirdi. PKK lider kadrosunun 2005 yılında ilan ettiği KCK Sözleşmesi, bölgedeki Kürtleri hiyerarşik olmayan bir ‘demokratik özerklik’ modeli çerçevesinde tek bir sosyal, siyasal, adli ve kültürel yönetim çatısı altında örgütlemeyi yeni hedef 
olarak koydu. Bu modelin Kürtlerin de yaşadığı bölgedeki ulus devletlerin yarattığı fiziki sınırları yok sayan bir pan-Kürtçü siyasi model olarak işlev 
görmesi umuldu.18 Bu yeni yaklaşım, başlangıçta PKK’nın örgütsel yapısına da yansıdı. Örgüt silahlı terör örgütü olarak şekillenen tarihi mirasının aksine 
kendisini siyasal bir hareket olarak lanse edebilecek yollar aramaya başladı. 

Akkaya ve Jorgerden’in belirttiği gibi, 2000 yılı Ocak ayında olağanüstü bir kongre yapılmıştı. Bu yedinci kongre Öcalan’ın ‘demokratik cumhuriyet’ projesine dayalı yeni parti çizgisinin resmî kabulü için zemin aramaktaydı. Bu siyasî ve ideolojik değişime ilaveten Kongre, örgütsel yapılanma konusunda önemli kararlara vardı. 
Bu kongrenin vardığı sonuçlara dayalı olarak, PKK kökten yeniden yapılandırıldı. PKK’nın sekizinci Kongresi iki yıl sonra 2002 yılında gerçekleştirildi. Bu Kongreyle PKK eylemlerini durdurdu ve KADEK (Kongreya Azadiya-u Demokrasiya Kurdistan yani Kürdistan Hürriyet ve Demokrasi Kongresi) adı altında yeni bir örgüt kuruldu. Bu değişimin öngördüğü şey, yedinci Kongre’den beri devam etmekte olan partinin geçirdiği yeni oluşum sürecinin yeni bir aşamaya ulaşmış olduğuydu. Bütün eylemleri kendi kontrolünde tutan PKK gibi öncü bir parti yerine, bütün bağlantılı grupları ve örgütleri parti bünyesinde koordine edecek bir kongre yapılanmasına gidildi. Bu çerçevede, Kürdistan’ın değişik bölgeleri için değişik partiler kuruldu. . .19

PKK lider kadrosu bahsedilen sekizinci Kongrede Suriye’de siyasî bir kolun kurulması gerektiğini de ayrıca belirtmişti. Söz konusu örgütün açıkça 
adı da zikredilerek, Kongrede “Suriye Demokratik Birliği Hareketini veya Demokratik Birlik Partisini (PYD) kurmalı ve bu örgütü hareketin bir parçası 
olarak desteklemelidir” dendi.20 Diğer taraftan, PKK’nın ayrılmalar, anlaşmazlıklar ve ‘inanç’ kaybı nedeniyle parçalanma riski altında olduğu bu dönemde, Öcalan 2004 yılında örgütü çok daha farklı bir parti olarak yeniden kurmayı sağlayacak ‘Hazırlık Amaçlı Yeniden İnşa Komitesini’ oluşturmak 
üzere çağrı yaptı. Akkaya ve Jongerden’e göre “bu ‘yeni’ PKK, klasik Leninist terminolojideki ‘öncü parti’ olarak değil, temelde üyeliğe önem veren 
ideolojik ve felsefî temelli güç grubu olarak belirlendi. . . Siyasi ve silahlı eylemler Kürdistan’ın her bölgesinde HPG, HRK gibi askerî ve politik örgütlerle 
ve siyasî partilerle koordineli çalışmak üzere KKK/KCK’nın kontrolüne bırakıldı.21 Bu “KCK’nın kendi örgütleri olan Türkiye’de PKK, Suriye’de PYD, İran’da Kürdistan Hür Yaşam Partisini (PJAK) ve Irak’ta Kürdistan Demokratik Çözüm Partisi’ni (PCDK) koordine eden kurumsallaşmış bir şemsiye yapıya dönüştüğü” sürecin temellerini attı.22 Daha önce de belirtildiği üzere PKK o tarihten itibaren bir partinin değil, bir ‘parti kompleksi’nin, adeta bir çatı örgtün adı halini aldı. Akkaya ve Jongerden’e göre, PKK 1978 yılında siyasî bir parti olarak kurulduğunda, parti lideri konumunda olan bir Genel Sekreter ve bütün eylemlerden sorumlu olan Yönetim Komitesi bulunan klasik bir komünist parti yapısına sahipti. En yüksek yönetim birimi Merkez Komiteydi ve Parti Kongresi en yüksek karar mercii idi. Bugün ise parti teşkilatı daha karmaşık hale geldi ve PKK diye ifade ettiğimiz şey gerçekte (içinde PKK’nın da bulunduğu) birçok partiyi ve Irak, Suriye ve İran’da kardeş partileri, ayrıca kadınları örgütleyen eş partileri de içinde bulunduran bir parti ve örgütler kompleksidir.23 

Öcalan bu yeni yapı bünyesinde hareket içindeki yerini her zamankinden daha fazla muhafaza etti, hatta bu yapılanma içerisinde bir ‘Oz sihirbazı’ gibi bir yere sahip oldu.24 

Bunu sağlayan ise Öcalan’ın tutuklanmasından itibaren cezaevi hücresinden dış dünya ile düzenli olarak irtibat ve iletişim kurabilmesiydi.25 El-Kaide merkezi liderliğinin Bin Ladin’in ölümünden sonara da önemini yitirmemesi gibi26 PKK örneğinde de yeni yapılanmaya rağmen hala güçlü bir “merkezi-PKK” varlığı bulunmaktadır. Söz konusu noktayı işaret eden Akkaya ve Jorgenden’e göre “örgütün yapısında hatırı sayılır değişiklikler olmasına rağmen, tam zamanlı profesyonel devrimciler olarak kendini adamış militan bir grup merkezî konum işgal etmeye devam etmektedir.”27 

Öcalan bu nedenle bugün Suriye’de PYD’nin kontrolünde olan alanlarda tartışmasız lider olarak resmedilmekte, yazılarına ‘kutsal metin’ muamelesi 
yapılmaktadır. Şehir merkezlerinden sınıflara, siyasi bürolara, hatta mutfaklara, yatak odalarına, hollere, bayraklara varıncaya kadar her sembolik alana 
Öcalan’ın üniformalı resimleri yerleştirilmiştir. 28 

PKK kapsamlı bir tekrar yapılanma sürecinden geçmesine rağmen, örgüt geleneğinde yerleşik hale gelmiş otoriter davranış ve düşünme herhangi 
bir farklılaşma olmadı. Yine bir gözlemcinin vurguladığı üzere, PKK ortaya çıktığı tarihten itibaren ideolojisinde Marksist-Leninist, liderlik tarzında 
Stalinist ve güç kazanma stratejisinde Maocu oldu.29 Bu yüzden çok daha karmaşık yeni yapısıyla şemsiye örgüt halini almış olsa da, terörist bir örgüt 
olarak PKK’nın asli nitelikleri pek değişmemiştir. Bu yüzden Leezenberg, benimsenen anarşist dünya görüşü ve tabanın bu yönde seferber edilmesine 
rağmen Rojava deneyiminin Leninist öncü parti geleneği ve Stalinist lider kültünü tekrar üretmekten başka bir yenilik getirmediğini söyler.30 

3 CÜ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR.,

***

PKK’NIN BÖLGESEL TERÖR AĞI YAPILANMASI BÖLÜM 1

PKK’NIN BÖLGESEL TERÖR AĞI YAPILANMASI BÖLÜM 1 



Bayram Ali Soner 
Ömer Aslan 
Hakan Kıyıcı




PKK’NIN BÖLGESEL TERÖR AĞI YAPILANMASI
Doç. Dr. Bayram Ali Soner 
Yrd. Doç. Dr. Ömer Aslan 
Arş Gör. Hakan Kıyıcı 
Polis Akademisi Yayınları:27 
Rapor No: 9 
Haziran 2017 
ISBN: 9786054619559 
Birinci Basım: Haziran 2017 


COPYRIGHT © 2017 by UTGAM, Polis Akademisi Başkanlığı. 
Bu yayının tüm hakları Polis Akademisi’ne aittir. Kurumun izni olmaksızın yayının tümünün veya bir kısmının elektronik veya mekanik yollarla basımı, yayını, çoğaltılması veya dağıtımı yapılamaz. 
Bu yayının içeriği UTGAM’ın resmi fikirlerini yansıtmamaktadır. Analizde yer alan bilgi ve fikirler hakkındaki sorumluluk tümüyle yazar(lar)ın kendi(leri)ne aittir. 
POLİS AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI 
Uluslararası Terörizm ve Güvenlik Araştırmaları Merkezi (UTGAM) Güvenlik Bilimleri Enstitüsü, Polis Akademisi Başkanlığı Necatibey Caddesi No:118 Anıttepe-Ankara/Türkiye | 
Tel: +90 (312) 4629087-91-92-93 


İÇİNDEKİLER 

YÖNETİCİ ÖZETİ……………………………….......…………...………………………….……...5 
Giriş …………………………………………………………………………..............................7 
Terör AĞI YAPILANMASI ………………………………...……………………………...........9 
‘Şemsiye Terör Örg ütü’ olarak pkk ..................................……….........11 
Suriye ve Esed Bağlantısı …………....................................................…15 
PKK’nın PYD ve YPG’si ………………….……………………………………....…………....…19 
Kollar Arası Geçişkenlik …….............……............................................23 
PKK’nın Türkiye kolları ………………….................………………………………...……26 
PKK Yapılanmasına Batı Desteği ……………………................................……31 
‘Demokratik Özerkliğin ’ Gizlediği Otoriterlik ……………………....................38 
ULUS-AŞIRI ANARŞİST TERÖR TEHDİDİ ve PKK...............................…41 
Sonuç …………………………………………………………………..........................………45

• Batılı terör uzmanları, El-Kaide’nin yandaşları ve bağlantılı yerel gruplar aracılığıyla Suriye’de kalıcı bir yer edinme çabası içinde olduğu uyarısını 
yapmaktadırlar. 
• Ortadoğu’da birlikte çalıştığı yerel örgütler vasıtasıyla güvenli ve kalıcı bir alan edinme peşinde olan tek örgüt el-Kaide değildir. ABD ve AB’nin 
terör örgütü olarak kabul ettiği PKK da son birkaç yıl içerisinde yalnızca PYD, PJAK, TAK gibi kendi yandaşı örgütlerle değil, aynı zamanda 
MLKP ve yine ABD’nin terör örgütleri listesinde bulunan DHKP-C gibi radikal sol örgütlerle de işbirliğine gitti. 
• PKK Öcalan’ın 1999 yılında yakalanmasından sonra istikrarlı ve tedrici bir dönüşüm süreci içerisinde girdi ve özellikle 2002 yılından bugüne dek 
geçen sürede yeni bir terör ağı yapılanmasına gitti. PKK böylece kendisini birçok örgütün üzerinde şemsiye yapı olarak konumlandırdı. 
• PKK’nın etnik-ayrılıkçı bir terör örgütü olarak benzeri diğer örgütlerden farklı olarak terör ağı yapılanması stratejisini izleyebilmesini sağlayan temel 
faktör PKK’nın Suriye, Irak ve İran gibi ülkelerde 2002 yılının çok öncesine giden aktif varlığıdır. 
• Özellikle Suriye rejiminin PKK’ya olan desteği, zaman zaman azalsa da, süreklilik arzetmiştir. Esed ailesi PKK’ya Kuzey Suriye’de ve Suriye 
güvenlik güçlerinin kontrolünde eğitim imkânı tanımayı bir devlet politikası olarak benimsedi. PYD 2003 yılında PKK tarafından kurulduğunda 
Suriye toprakları örgüt için aşina olmadıkları bir yer değildi. 
• PKK-PYD ilişkisi PKK’nın PYD’yi kurduğu andan ibaret değildir. PYD’nin silahlı kanadının oluşabilmesi PKK sayesinde oldu. YPG militanları 
PKK, PYD, YPG, YPJ ve PJAK arasında bir fark görmediklerini açıkça ifade etmektediler. YPG ve PKK veya PKK ve PJAK gibi diğer 
kolları arasında kullanılan isimler dışında ciddi bir örgütsel ve operasyonel farklılık bulunmamaktadır. 
• Zaman zaman aralarında PKK’ya sempati duyan isimler de dahil olmak üzere çok sayıda Batılı gözlemci ve uzman dahi PKK’nın aksi yöndeki 
tüm söylemine rağmen değiştiğine ikna olmuş değildir. ‘Rojava deneyimi’ PKK’nın hem Leninci öncü parti geleneğini hem de Stalinist lider 
kültünü tekrarlamaktan başka bir sonuç vermemiştir. 
• Terör ağı yapılanma stratejisi, örgütün yetkilerini ve etki alanını tamamen kollarına devretmesi anlamına gelmemektedir. El-Kaide’nin Usame Bin 
Laden’in 2011 yılında öldürülmesinin ardından merkezi yapısının önemini kısmen korumaya devam etmesi gibi, PKK örneğinde de halen çok 
güçlü bir ‘PKK merkezi’ bulunmaktadır. 
• Farklı çizgilere mensup marksist ve anarşist gruplar da PKK’nın bölgedeki 
terör ağı yapılanması içinde kendilerine yer bulabilmişlerdir. Batı, 
PKK’nın bölgesel terör ağında bulunan gruplara ekonomik, diplomatik 
ve askerî yardım yaptığında, bu yardım doğrudan ‘anarko-sosyalistlere’ 
‘marksistlere’ verilen aktif ve tehliekli desteğe de dönüşmektedir. 
• PKK’nın yeni stratejisi Türkiye ve Ortadoğu’nun ötesine geçen ulusaşırı 
vizyonunda herhangi bir değişikliğe yol açmamakta; aksine, Batılı anarko-
sosyalistlerin ve farklı çizgilerden sosyalistlerin de katılımıyla ulusaşırı 
hırslarını büyütmektedir. 
• PKK için bir Kürt devletinin kurulması kendi içinde nihai amaç olmaktan 
çıkmış, daha ziyade enternasyonel sosyalizmi yaymak için bir araç haline 
gelmiştir. Otoriter PKK uygulamalarıyla çelişen fakat süslü ifadelerle 
gündemde tutulan “demokratik özerklik” ve “demokratik konfederalizm” 
gibi projelerin Ortadoğu’nun ötesinde (geniş manada) sol hareketlere ilham 
verebileceği görülmelidir. 
• Şu an PKK/PYD saflarında savaşan fakat silahlı eğitimleri, şiddet deneyimleri, 
suç bağlantıları ve radikal fikirleriyle Batıya er ya da geç dönecek 
olan birçok Markist ve anarşist devrimci bulunmaktadır. Suriye’nin 
kuzeyi suça bulaşmış, silah eğitimi almış ve radikalleşmiş militanlar arasında 
çok farklı ulusaşırı bağlantıların ve tanışıklıkların oluşturulduğu bir 
yer haline geldi. 
• PKK’nın bölgesel terör ağı yapılanmasına yönelik Batı desteği YPG’ye 
katılan Marksist, komünist, anarşist ve anarko-sosyalist batılı yabancı savaşçılar 
olması vesilesiyle de yeni ulusaşırı suç ve terör bağlarının kurulmasına 
yol açmaktadır. 
• PKK’nın Avrupa’daki aşırı-sol gruplarla tarihsel bağları ve bağlantıları 
olduğu düşünüldüğünde, anarşist veya Marksist olarak Avrupa’ya dönen 
yabancı savaşçıların Batı güvenliği ve uluslararası düzen açısından diğer 
yabancı savaşçılardan daha az tehlikeli olmayacağı görülmelidir. 
• Yunanistan’da terör faaliyetlerinde bulunan, son olarak Yunanistan eski 
Başbakanı’na bombalı saldırı düzenleyen, Yunanistan’a döndüklerinde 
Suriye’de öğrendikleri şehir savaşını uygulayacaklarını söyleyen ve Avrupa’nın 
diğer yerlerinde de eylem alanlarını genişletmek isteyen bu tür 
marjinal terör gruplarına da açık destek belirten anarşist hareketlere Suriye’nin 
kuzeyinde alan tanınması ve eylem kabiliyetlerinin bu şekilde artmasına 
imkan tanınması orta ve uzun vadede Avrupa güvenliği açısından 
büyük riskler barındırmaktadır. 
• Önemli bir kısmı NATO üyesi ülkelerden gelen bu yabancı terörist savaşçıların bir NATO üyesi ülkeyi hedef alan ulusaşırı bir terör örgütünün 
yanında o NATO üyesinin vatandaşlarını hedef almaları NATO ve Batı ittifakı için de bir kriz anlamına gelecektir. 


GİRİŞ

Batılı terör uzmanları 11 Eylül terör saldırılarının akabinde Afganistan’ın işgali ve teröre karşı küresel mücadele nedeniyle büyük baskı altına giren El-Kaide’nin önce varlığını devam ettirmek, akabinde gücünü arttırmak amacıyla, Arap yarımadasından Güney Asya’ya, Mağrip’ten Afrika’ya kadar uzanan bir terör ağı kurduğunu iddia ettiler. El-Kaide’ye atfedilen bu terör ağı yapılanması stratejisinin aynı örgüt tarafından bugün Suriye’de kullanıldığı ve bu sayede örgütün Suriye’de kendi taraftarları ve bölgedeki kolu ile kalıcı bir yer edinmeye çalıştığı iddia edilmektedir.1 

Ancak el-Kaide, franchise’ları vasıtasıyla varlığını devam ettirme ve Suriye’deki devam eden savaşa yön verme çabası içinde olan tek ulusaşırı örgüt 
değildir. ABD ve AB tarafından bir terör örgütü olarak listelenen PKK da Suriye devrim hareketleri sürecinde ortaya çıkan boşluğu kullanmış ve PYD, 
YPG, YPJ ve diğer kolları aracılığı ile bölgedeki varlığını tahkim etme çabası içine girmiştir. Elinizdeki bu çalışma, PYD, YPG ve YPJ gibi örgütlerin Batı 
medyası ve siyasi çevrelerinde ortaya konulan aksi yöndeki yorumlara rağmen PKK’nın kurduğu, PKK için var olan ve PKK kontrolünde olan uzantılar 
olduğunu göstermeyi amaçlamaktadır. Bu çerçevede bu çalışma, PKK’nın Öcalan’ın 1999 yılında yakalanması sonrasında bir örgütsel yeniden yapılanma 
sürecinden geçerek kendisini tekrar nasıl kurduğunu tartışacak; PYD ve YPG yanısıra Türkiye’den MLKP ve yine ABD’nin terörist grup listesinde 
olan DHKP-C ve diğer sol radikal örgütleri nasıl kendi ideolojik ve örgütsel bünyesine dahil ettiğini göstermeye çalışacaktır. 

Bu makale bu gruplar farklı adlar altında da olsalar PKK’nın geniş kapsamlı stratejisinin parçası olduklarını ve örgütün yeniden yapılanmasının ürünü 
olduklarını açıklamak için terör ağı yapılanması (terror franchising) kavramıyla başlamaktadır. Ardından El-Kaide’nin Suriye’de edinebileceği kalıcı 
bir konum sayesinde “Selefi-Cihadi hareketin kendi ideolojisini Levant’ta, İslam dünyasının en önemli coğrafyasının kalbinde yaşayan milyonlara rehber 
edindirmek ve normatif tecrübeleri haline getirme çabası içinde”2 olmasından endişe ediliyorsa, PKK’nın PYD ve diğer bağlantılı kolları üzerinden etki 
alanını genişletme süreci de aynı nedenlerden dolayı endişeyle karşılanması gereği tartışılacaktır. Örgütün geçmiş Markist-Leninist ideolojik çizgiden 
“demokratik konfederalizm” ve “demokratik özerklik” gibi kavramlarla ifade edilen ideolojik dönüşüm geçirdiği iddialarına ragmen mevcut PKK eski 
PKK’dan farklı bir yapı arzetmez. “PKK’yı hali hazırda tanımlayan belirleyici özellikler ideolojik farklılaşma ve şartların getirdiği bir tür özerklikten çok 
dışlayıcılık, merkeziyetçilik (özellikle toplumsal hayat ve eğitim alanlarında) ve sert bir otoriterlik gibi eskiden miras kalan örgütsel niteliklerdir.”3 Belki 
yeni dönemde de dikkat çeken tek farklılık, Suriye’de uygulamaya konulan yeni projesine Batı’nın sağladığı romantik meşruiyetten güç alan PKK’nın 
gözünü Ortadoğu’nun ötesine dikmeye başlamasıdır.

2 Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR.,

***

BARZANİ - PKK - ABD ÜÇGENİNDEKİ TÜRKİYE

 BARZANİ - PKK - ABD ÜÇGENİNDEKİ TÜRKİYE 


Dr. Nejat Tarakçı, Jeopolitikçi ve Stratejist 
ntarakci@gmail.com 

Giriş 

IŞİD’den önce ve IŞİD’den sonra sloganı Ortadoğu tarihinde, İsa’dan önce, İsa’dan sonra gibi kalıcı bir etki bırakacağa benziyor. IŞİD gerçeği, başta ABD olmak üzere bölgeyle ilgilenen tüm ülkelerin siyasi tercihlerini büyük ölçüde değiştirmiştir. Örneğin, ABD’nin İran’la nükleer anlaşma yapması, Barzani bölgesinin ( Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi) bağımsızlığına destek verirken şimdi Irak’ın bütünlüğünü öne çıkarması, Ukrayna krizindeki sert söylem ve  ambargolara rağmen Rusya ile işbirliğine gitmesi, Suriye’de Esad’lı bir geçişe razı olması IŞİD sebebiyledir. Türkiye’ye gelince, tek yanlı ve esnek olmayan dış politika stratejilerine Rusya ile ortaya çıkan uçak krizi de eklenince yalnızlığı daha da artmıştır. Uçak krizinin Türkiye’nin Ortadoğu’daki siyasi ve askeri işlevini menfi yönde etkilediği bir gerçektir. Ayrıca, güvenliğini de etkileyecek gibi gözüküyor. Şöyle ki; 

• Türkiye, şimdilik parçalanması beklenen Suriye’nin geleceğine karar verme sürecinden çıkarılmıştır 
• Rusya’nın dolaylı stratejiler ile PKK ve İran üzerinden Türkiye’yi sıkıştırması beklenebilir 
• Rusya, Suriye’nin kuzeyinde oluşacak yeni Kürt kantonuna IŞİD’le mücadele kapsamında ABD ile birlikte doğrudan askeri destek vermeye başlamıştır. Bu uygulama, Rusya ile ABD’nin Suriye üzerinden Akdeniz’e ulaşması düşünülen enerji koridoru tesisinde anlaştıkları şeklinde yorumlanabilir 
• Rusya, Ermenistan sınırına yığdığı askeri güç ve Azerbaycan ile başlattığı çatışma ile  Türkiye, Türkmenistan ve ABD’ye gözdağı vermektedir. Hedefin, Azerbaycan ve Türkmenistan’ın Türkiye ile enerji alanındaki işbirliğini engellemek olduğu açıktır. 
• IŞİD tehdidi ve Barzani’nin Türkiye ile stratejik ortaklığa gitme olasılığı, ABD ve Batı’nın PKK’ya bakış açısını değiştirmiş bir görünüm vermektedir. 

Türkiye ve Esas Sorun PKK 

Rusya ile ilişkiler de dâhil bölgedeki gelişmeler ne olursa olsun, Türkiye’nin öncelikli sorunu içerdeki PKK terörünü ve Barzani bölgesinden bu teröre verilen desteği ortadan kaldırmaktır. 

Türkiye kendi serbest rızası veya ABD’ye verdiği üs desteği (İncirlik, Diyarbakır) karşılığında, PKK’nın sınır ötesindeki üs ve yerleşim yerlerine 7 Haziran 2015’den sonra hava harekâtı yapmaya başlamıştır. Sadece hava harekâtı ile istenen sonucun alınmayacağı bilinmektedir. 

Neden? Açıklayalım. 

PKK’nın kuzey Irak’ta irili ufaklı 300 kadar kampı bulunmaktadır. 
Bunlardan en önemlisi ve en korunaklı merkez, Kandil Dağı’ndakidir. Kandil Dağı Türkiye-İran-Irak sınırlarının kesiştiği üçgende yer almaktadır. Türkiye ile kısa sayılabilecek bir sınırı bulunuyor. Kandil’e en yakın yerleşim yeri Hakkâri’nin Şemdinli ilçesi. Buradan Kandil yaklaşık 90 kilometre. Arazi yapısı dikkate alındığında ise bu mesafe 110 kilometreye kadar çıkıyor. 

Kuzey Irak ile sınır kapısı olan Silopi’deki Habur kapısı ile Kandil arasındaki mesafe ise 235 kilometre. Teröristleri havadan vurmak için Diyarbakır’dan kalkan uçaklar 450 kilometre, Malatya’dan kalkan jetler ise 626 kilometreden sonra Kandil semalarına ulaşabiliyor. 

Beşgen şeklindeki Kandil Dağı’nın Kuzey Irak’taki bölümü ortalama 300 kilometre uzunluğunda. Kandil Dağı’nın doğal korunaklı bir yapısı da var. Birbiri ardına uzanan sıra dağlar bu büyük dağ kitlesinin etrafını sarmış durumda. Kandil’in zirvesi 3 bin 500 metre. PKK daha çok vadileri kullanıyor. Vadilerdeki en geniş düzlük, yaklaşık bir buçuk kilometrekaredir. Terör örgütünün kampları daha çok 2.900 rakımındaki vadilerde konuşlanmış durumda. 

10 kilometrelik bir bölgeye yayılmış Kandil kamp alanları fiziki yapısından dolayı doğal bir kalenin içinde ve her kamp birbirinin devamı katmanlar şeklinde konuşlandırılmış. Alttan başlayıp zirveye doğru çapraz şekilde kurulan kamp alanlarının bazılarına kazılan yeraltı tünellerinden geçiş yapılabildiği de belirtiliyor. Kandil Dağı’ndaki PKK kamplarına karadan ulaşmanın tek yolu dağın güney yamacındaki vadidir. 1.200 metre rakımda, 14 kilometre uzunluğunda ve 5 kilometre genişliğindeki vadi, dağdan çok net bir şekilde kontrol edilebiliyor. 

Zaten PKK, bu vadiyi mayın ve tuzaklarla tam bir intihar alanına dönüştürmüş durumda. Kandil Dağı’nın Kuzey Irak tarafındaki en yakın büyük yerleşim yeri ise Akre. Burası Erbil’e yaklaşık iki buçuk saat uzaklıkta. PKK Kandil’de terör örgütüne uygun bir yaşam alanı kurmuş durumda. 
Örgüt, Kandil Dağı ve civarında bulunan irili ufaklı 60 kadar köy ile içli dışlı. İstedikleri zaman köylülerin arasına karışabilen teröristler, kendilerini kolaylıkla gizleyebiliyorlar. PKK’nın 15 sağlık personeliyle çalışan hastanesi, elektrik üreten iki santrali bulunuyor. Şelalelerden sağlanan elektrik, bazı köylere de veriliyor. Çünkü PKK aynı zamanda bu köyler için bir tür geçim kaynağı niteliğinde. Örgüt, küçük ihtiyaçlarını köylülerden sağlıyor. Dağın eteğindeki köylerde örgütün binlerce küçükbaş hayvanının bulunduğu da belirtiliyor. Bu hayvanların 
etinden ve sütünden yararlanan PKK, artakalanlarını da köylülere bırakıyor. 
Terör örgütü, Kandil Dağı’ndaki ana merkezine ulaşan bütün yolları ise bir nevi kapatmış. Dağın zirvesinde bulunan ve gözcü görevi yapan 5 kamp bulunuyor. Bunlar dağın etrafında tabir yerindeyse kuş uçsa hemen ana merkeze bildiriyor. Ayrıca örgüt Kandil’e çıkılacak bütün yolları mayınlamış durumda. 2 kilometrelik geçiş alanları tamamen kara mayınlarıyla doldurulmuş. 

Uygun tepelerde sayıları 8 ila 10 arasında değişen militanların kaldığı kamplara yerleştirilen uçaksavarlar, füzeler, roketatarlar, ağır makineli tüfekler savunma amaçlı olarak kullanılıyor. 1 

Kandil’deki PKK’yla Mücadele Sorumluluğu Kimin? 

Görüldüğü üzere, PKK Ortaçağ feodal yapısına benzer bir teşkilat içinde bölgeden Türkiye’ye terör ve terörist ihraç ediyor. 1997’de inşasına başlanan Kandil Dağı’ndaki PKK üssü, yine bir ABD üretimidir. 1991’de Körfez Savaşı sonrasında ilan edilen uçuşa yasak bölge, PKK’nın bölgede güçlenmesi ve Kandil gibi yerlerde yuvalanmasının yolunu açmıştır. Buradaki kampları oluşturmak için örgüt o dönemde Avrupa’daki yandaşlarından topladığı 400 bin markı harcadı. 
İşte 19 yıldan bu yana ABD ve Batı’nın direkt ve dolaylı yardım ve desteği ile adım adım güçlendirilen PKK’nın geldiği nokta budur. PKK’nın kuzey Irak’tan atılması sorumluluğu, öncelikle ulusal sınırları içinde uluslararası bir terör örgütünü barındıran Irak merkezi yönetimine aittir. İkinci olarak Irak anayasası na göre Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne aittir. Her iki siyasi otorite de ABD’nin 2003’teki askeri müdahalesi sonrasında ortaya çıkan büyük yıkım nedeniyle zafiyet içeresindedir. Bu zafiyete şimdi IŞİD tehdidi de eklenmiştir. 
Özetle, PKK Irak ve Irak Kürtleri için şimdilik bana dokunmayan yılan konumundadır. Ancak ABD ve Batı için öyle değildir. Onlar için PKK, Türkiye’nin bölgesinde bir güç merkezi olmasını engelleyen, dizginleyen, gerileten, zayıflatan ve kendi ulusal çıkarlarına alet etme vasıtasıdır. 

PKK’nın kuzey Irak’taki varlığının yok edilmesi yani tamamen tasfiye edilmesi zorunludur. Yoksa 7 Haziran 2015’te başlayan Türkiye’nin PKK’ya karşı güç kullanma stratejisinin başarı zamanı uzayacaktır. Çünkü Kandil ve yurt içindeki PKK bağlantısı ve direnişi sadece silaha ve insana dayanan bir ilişki değildir. Çok daha karmaşıktır. İçerde PKK’ya ve isyana destek veren bir siyasi oluşum, dışarda PKK’yı Türkiye ve Barzani’ye karşı kullanmak üzere destekleyen ABD 
ve Batı bulunmaktadır. ABD ve Batı kendi terör listesinde bulunan PKK ile Türkiye’nin görüşme yapmasını isteyecek kadar da pervasız ve hukuksuz davranabilmektedir. Dünyaya hukuk ve demokrasi dersi veren ABD ve Batı, Barzani bölgesindeki illegal PKK varlığını hala Türkiye’nin üzerinde Demokles’in Kılıcı gibi sallandırmaktan medet ummaktadır. Eğer IŞİD tehdidi ortaya 
çıkmasaydı, ABD, büyük bir olasılıkla Türkiye’nin Kandil’e hava harekâtı yapmasına izin vermeyecekti. İŞID tehdidi ABD tarafından kasıtlı olarak yaratılmasa da, kontrol ve mücadeledeki boş vermişliğin büyük rolü var. Bush döneminde temizlenerek insan gücü 700’lere kadar inen IŞİD, Obama döneminde % 4400 artarak 30 binlerin üzerine çıkmıştır.2 PKK’lılar Hangi Ülkenin Vatandaşı 

Diğer çok önemli bir husus ise, kuzey Irak’taki PKK elemanlarının hangi ülke vatandaşı olduğudur. 2012 verilerine göre PKK’lıların yüzde 73’ünün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, yüzde 12’sinin Suriyeli, yüzde 10’unun İranlı, yüzde 4’ünün de Iraklı olduğu belirlendi. Örgütte 100 civarında da Hollanda, İsviçre, İsveç, Norveç, Alman uyruklular da yer alıyor. 3 Bu durumda PKK’yı, yabancı bir ülkede Türk vatandaşları tarafından oluşturulmuş bir terör örgütü olarak, 
Irak’ın iç hukukunda, Türkiye’nin iç hukukunda, BM hukukunda ve uluslararası hukukta nereye koymak gerekiyor? Bu örgütü savunan, gizli ve açık destek veren her ülkenin PKK terör örgütünün cinayetlerinde sorumluluğu vardır. Başika’daki Türk askerinin çekilmesi için ortalığı ayağa kaldıran Irak merkezi hükümeti, kendi topraklarındaki terör örgütünü barındırmaktan utanmalıdır. Tabii ki, en büyük sorumluluk Irak’ta bu zafiyeti yaratan ABD’nindir. Türkiye, 
PKK’nın Irak topraklarındaki illegal yapılanma ve konuşlanması konusunu süratle BM, NATO, AGİT’in gündemine getirmelidir. Bu girişimler sonunda uluslararası toplumun sorunu çözememesi halinde Türkiye, BM Yasasına göre bölgeye doğrudan müdahale hakkı kazanabilecektir. Diğer taraftan PKK bünyesindeki Türk vatandaşları da acilen vatandaşlıktan çıkarılmalı, Türkiye’deki her türlü yasal hakları iptal edilmelidir. 

Barzani - PKK Nerede Çatışıyor? 

Türkiye ve Barzani bölgesindeki senaryolara göre, Türkiye’de Kürt bölünmesi olursa Barzani ya kendi bölgesinde PKK’nın yaşadığı bir kısım toprağı kaybedecek, ya da siyasi otoritesini PKK ile paylaşmak zorunda kalacaktır. PKK silahlı terör örgütü Barzani bölgesi için de büyük tehdittir. Düşen petrol fiyatları Barzani bölgesini de etkilemiştir. Bölgedeki zayıf ülkelere dayanma veya 
dış güçlerin güven vermeyen vaatlerine kanma yerine, Türkiye Barzani için en güvenilir ülke konumundadır. Barzani, sadece bölgesindeki petrol ve doğal gazın gelirleri ile yaşayamayacağını anlamış gözükmektedir. Aynı coğrafyada yer alan ve çoğunluğu Türk vatandaşı olan PKK unsurları ise Barzani ile aynı ideolojik ve siyasi hedefleri paylaşmamaktadır. Hali hazır durumda, PKK ve Barzani’nin hedef ve stratejileri çatışmaktadır. PKK, Suriye’deki PYD ve YPG adlı Suriye Kürtleri ile işbirliği yaparak, Arap Yarımadasındaki petrol ve doğalgaz için Suriye’nin kuzeyinden koridor açma hedefine yardım etmektedir. Bu hedefin ABD, İngiltere, Almanya, Suudi Arabistan ve diğer Körfez Ülkelerine ait olduğu açıktır. PKK bu projede taşeron olarak kullanılmaktadır. Barzani, peşmergeleri ile (silahlı gücü) 2014 Ekim ayında Kobani’deki çatışmalara destek verse de, Rusya’nın Suriye’ye müdahalesi ile şartların değiştiğini anlamıştır. 

Bu bağlamda Barzani, kendi bölgesindeki petrol ve doğalgazın Türkiye üzerinden Akdeniz’e ulaştırılmasından yana gözükmektedir. 

Barzani - Türkiye İlişkileri 

Barzani bölgesi ile Türkiye’nin ilişkileri “bir kedi bile vermem” seviyesinden her alanda ekonomik işbirliğine dönüşmüştür. Türkiye, bölgesindeki bütün ülkeler için hem bir cazibe merkezi hem de güven veren bir ülke konumundadır. Ancak Barzani bölgesi ile Türkiye arasındaki enerji projeleri başta ABD ve Batı olmak üzere herkesi büyük bir korkuya sevk etmiştir. Çünkü enerji tedarikini ucuz ve güvenli bir sisteme oturtacak Türkiye, böylece Jeopolitik Bütünlüğe4 erişebilecektir. Bu ilişkinin ileride siyasi bir bütünleşmeye dönüşme 
olasılığı ise başkaları için kâbustan farksız olabilir. Son 10 yıldan bu yana, Türkiye ile Barzani bölgesinin, alt yapı, hastane, bankacılık, üniversite, konut, otel, turizm, enerji gibi alanlardaki ekonomik bütünleşmesi geri dönülmez bir noktaya ulaşmıştır. Barzani bölgesi Irak’tan ayrıldığı an, Türkiye ile siyasi bütünleşmenin önü açılacaktır. 

Barzani, ABD’nin 2008’de Irak’tan çekilmesi sonrasında güvenlik nedeniyle PKK ile işbirliği yapmak zorunda kalmıştır. Veya o dönemin şartlarında bu husus ABD ve Batı tarafından dikte edilmiştir. O dönemde Türkiye de Barzani’ye karşı daha sert politikalar izlemekte idi. Bu politikalardan dönülmesi son derece isabetli olmuştur. Politik sistemi, ekonomik gücü ve güvenlik bağlantıları ile dünya çapında bir cazibe merkezi olan Türkiye’nin, sınırlarında oluşan barışçı her siyasi oluşuma kucak açması gerekiyordu. Geç de olsa bu yapılmıştır. Gelinen 
noktada Barzani, artık PKK’nın da kendisine karşı da kullanılma tehlikesini fark etmiştir. 

Türkiye’nin Barzani Bölgesi (Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi) ile stratejik ortaklığı ABD, Batı ve tüm İslam ülkelerini korkutmaktadır. Bunun ABD ve Batı için yarattığı korku eşiği, Almanya ile Rusya’nın stratejik ortaklığının yarattığı korku eşiği ile hemen hemen aynıdır. Şimdi Nusaybin, Şırnak, Cizre gibi stratejik ilçelerdeki hendek savaşlarındaki direnmeyi kimler örgütlüyor daha iyi anlayabiliyorsunuz. Irak anayasasına göre Barzani Irak petrol ve doğal gaz gelirlerinin % 17’sini almaktadır. Barzani, geçte olsa ABD’nin bölgedeki plan ve stratejileri ile bir yere varamayacağını anlamış bir görüntü vermektedir. IŞİD’in Musul’u işgaline engel olunamamıştır. Merkezi Irak yönetimi ile ilişkiler giderek gerginleşmektedir. Düşen petrol fiyatları Barzani bölgesindeki ( Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi) toplumsal istikrarı olumsuz yönde etkilemektedir. 

Barzani-Türkiye Yakınlaşmasının Olası Jeopolitik Sonuçları 

92 yaşındaki modern Türkiye Cumhuriyeti, bu zamana kadar yarattığı kendine özgü değerler ve ulusal gücü ile tüm komşuları ve ikinci kuşak ülkeler için jeopolitik açıdan bir çekim merkezi haline gelmiştir. Buna AB üyesi Yunanistan, Rusya ve Ermenistan da dâhildir. Türkiye milli sınırları içinde güçlü kaldığı sürece, bütün ülkeler merkezle stratejik ortaklık kurmak veya birleşmek isteyecektir. Son beş yıldan bu yana devam eden bölgedeki jeopolitik kırılmalar, 
Türkiye’nin güney sınırlarında cereyan etmektedir. Türkiye’nin bütün karşıt ve rakiplerinin temel hedefi bu merkezin çekim alanını ortadan kaldırmaktır. O nedenle PKK üzerinden zayıflatılmaya çalışılan güney bölgesi Türkiye’den kopartılmaya veya bu bölgede daha cazip yeni bir merkez yaratılmaya çalışılmaktadır. Bu mümkün müdür? Kararlı olunmaz ise mümkündür, sadece, emperyalizmin Türkiye’den koparmaya çalıştığı bölgedeki Güneydoğu Anadolu Projesine bakmak yeter. 

Türkiye'de sulanabilir 8,5 milyon hektar arazinin yüzde 20'si, GAP Bölgesi'nde yer almaktadır. 

GAP kapsamında 22 baraj ve 19 hidroelektrik santrali ile sulama şebekelerinin yapımı planlanmıştır. GAP’ın tamamlanmasıyla 1,8 milyon hektar alanın sulamaya açılması, yılda 27 milyar kilovat-saat hidroelektrik enerji üretimi ile ülke enerji ihtiyacının büyük bir bölümünün karşılanması öngörülmüş tür. Tarım, sanayi, enerji, ulaştırma, eğitim, sağlık, kırsal ve kentsel altyapı yatırımları ile Bölge’nin ekonomik ve sosyal göstergelerinin ülke ortalamasına  getirilmesi, Bölge halkının refah düzeyinin yükseltilmesi hedeflenmiştir. 5 Buna ilave olarak Türkiye son beş yıldan bu yana yol, hava alanı, sosyal konut, hastane, okul, üniversite gibi en büyük yatırımlarını doğu ve güneydoğu Anadolu bölgelerine yapmıştır. Bölgede havaalanı olmayan il kalmamıştır. Urfa’dan Habur’a giden yolda seyahat ederseniz yol boyunca sulamaya açılan mümbit ovaları takip ederek Nusaybin’de yeni Mezopotamya’nın  bereketine  ulaşabilirsiniz. 

Sonuçlar 

• Türkiye’nin ve Türk Ordusunun birinci öncelikli hedefi içerde ve dışarıda PKK’yı saf dışı bırakmaktır. Güvenlik açısından acil bir durum ortaya çıkmadıkça Suriye’ye bir askeri müdahale düşünülmemelidir. 
• Barzani, geçen 7 yıllık zamanda bölgede güvenli bir şekilde varlığını sürdürmenin Türkiye’nin yardım ve himayesi olmadan gerçekleşmeyeceğini anlamıştır. 
• Türkiye Barzani yakınlaşması, İran, Irak, Katar ve diğer Körfez ülkeleri için yeni ve güvenilir bir kapı açabilir. Böyle bir proje, Suriye üzerinden planlanan tüm projeleri rafa kaldırabilir. 
• Anılan projeye, İran ve Irak başta olmak üzere tüm Arap ülkeleri de davet edilmelidir. Çünkü Suriye sorunu çözülse bile siyasi istikrarın sağlanması çok uzun yıllar alacaktır. Libya’nın hali meydandadır. En iyi enerji nakil güzergâhı Türkiye’dir. Bu proje İsrail gazının nakli projesi ile de bütünleştirilebilir. 
• ABD ve Batı (Almanya) Türkiye karşıtı politika ve stratejilerini yeniden gözden 
geçirmelidir. oyunlarından vazgeçmelidir. IŞİD sonrası PKK ile mücadele için de bir koalisyon gücü oluşturulmalıdır. Tüm ülkeler güçlü ve istikrarlı bir Türkiye ’nin, sadece kendi çıkarları için değil, özgürlüğe ve insanca yaşam koşullarına susamış, savaş ve yoksulluğun pençesinde kıvranan tüm Ortadoğu halklarının da çıkarına olacağını bilmektedirler. Sadece, Suudi Arabistan’ın Yemen’deki savaşta ayda harcadığı 6 milyar dolarla6 neler yapılabileceğini bir düşünelim. 30 Aralık 2015 

DİPNOTLAR;

1 Gamze Polat Kandil'deki karanlık noktalar 10 Mart 2008, 
http://www.aksiyon.com.tr/dosyalar/kandildeki-karanlik-noktalar_515857 

2 Mark A. Thiessen, CIA director Brennan admits ISIS was “decimated” under Bush, but has grown as 
much as 4,400% under Obamahttps://www.aei.org/scholar/marc-a-thiessen/ 

3 http://www.haber7.com/guncel/haber/843224-pkkda-en-cok-hangi-ulkeden-militan-var 

4 Jeopolitik Bütünlük; gıda, enerji ve güvenlik yönüyle kendi kendine yetebilme özelliği 

5 http://bianet.org/biamag/tarim/163335-gap-projesi-ne-neden-devam-edilmiyor 

 6 Bruce Riedel, Saudi Arabia's mounting security challenges, Al Monitor 

***

PKK ÖRGÜTÜNÜN ABD DEKİ ÇAĞRI İLANI VE ÜYELERİ BÖLÜM 2

PKK ÖRGÜTÜNÜN  ABD DEKİ ÇAĞRI İLANI VE ÜYELERİ  BÖLÜM 2




Terör örgütü YPG'den ABD'ye çağrı: Bizi Türkiye'den koruyun,

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Fırat'ın doğusuna operasyon yapılacağını duyurmasının ardından, terör örgütü YPG'den ABD'ye çağrı geldi.

14 Aralık 2018 Cuma 

Terör örgütü YPG'nin sözde komutanı Mazlum Kobani, Fırat'ın doğusuna girmeleri halinde savunmaya geçeceklerini belirtti.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Fırat'ın kuzeydoğusunda birkaç gün içinde harekâta başlanacağını ilan etmesi sonrası terör örgütü YPG'de ilk açıklamayı Kobani yaptı.

Teröristlerden DAEŞ bahanesi
Terör örgütü YPG'nin elebaşlarından olan Kobani, El Mayadin televizyonuna ve Reuters haber ajansına konuştu.

Washington'ın Türkiye'nin harekatını önlemek için ciddi girişimlerde bulunduğunu, ama Amerikan çabalarının daha da artırılması gerektiğini öne süren Kobani, Türkiye'nin harekatı yüzünden DAEŞ'le savaşamayacaklarını ve Suriye'nin doğusunda yeniden güçleneceğini iddia etti.

https://www.yeniakit.com.tr/haber/teror-orgutu-ypgden-abdye-cagri-bizi-turkiyeden-koruyun-566661.html


***



ABD'li özel güvenlik şirketinden YPG/PKK'ya destek


20.9.2018

ABD'li özel güvenlik ve askeri hizmetler şirketi Castle International, Suriye'nin kuzeyinde terör örgütü YPG/PKK'ya verdiği destekle dikkati çekiyor.

İnternet sitesinde kendini "uluslararası askeri hizmetler pazarında tanınmış bir lider" olarak tanımlayan şirket, Special Projects Group adlı koluyla Afrika, Ortadoğu ve Kuzey Afrika, Irak ile Suriye'de şu anda hizmet verdiğini belirtiyor.

Sitede verilen bilgiye göre, şirket, "çok iyi eğitimli ve sessiz" profesyonelleri istihdam ediyor ve yüksek risk taşıyan yerlerdeki özel işlerde müşterilerine hizmet sağlıyor. Savaş bölgelerinde tahliye operasyonları ve tıbbi yardımlar yaptığını iddia eden şirket, özel arama kurtarma birimi olarak da görev yapıyor. Düşman hattının arkasında kalanları kurtarma görevinin yanı sıra temel piyade eğitimi veren şirketin çalışanları, çoğunlukla daha önce savaş bölgelerinde görev yapmış ya da ordudan ayrılmış askerlerden oluşuyor.

Şirketin internet sitesindeki 2016 yılına ait bir sigorta belgesinde Castle International'ın ABD'nin Arizona eyaletindeki Scottsdale kentinde faaliyet gösterdiği anlaşılıyor.

Şirketin Suriye'nin kuzeyinde terör örgütü YPG/PKK ile çalıştığına dair birçok belge ve fotoğraf da hem internet sitesinde hem de sosyal medya hesaplarında açık şekilde bulunuyor. Şirket ile YPG arasında yapılan bir anlaşmanın yanı sıra şirket personeli olduğu anlaşılan görevlilerin terör örgütü simgelerini taşıyan kişilerle birçok fotoğrafı da sosyal medya hesaplarında yer alıyor.



YPG'LİLERLE FOTOĞRAFLAR

Castle International'a bağlı faaliyetlerde bulunan Special Projects Group'un (SPG-Özel Proje Grubu) sosyal medya hesaplarındaki birçok fotoğrafta terör örgütü mensubu olduğu anlaşılan kişilerle şirket çalışanı askeri üniformalı personel birlikte görülüyor.

"Sabah dersi" açıklamasıyla paylaşılan fotoğraflardan birinde bir odada silahlarını yere bırakmış örgüt üyelerine eğitim verildiği görülüyor. Bir başka fotoğrafta terör örgütünün simgelerini taşıyan kıyafetler giymiş silahlı kadınlarla Amerikalı şirket personeli olduğu düşünülen kişiler poz veriyor.

Amerikalı şirket çalışanı üç kişinin Irak ile Suriye sınırında yer alan YPG/PKK kontrolündeki El Yarubiye sınır kapısı önünde poz verdiği fotoğraf da sosyal medyada herkese açık şekilde yer alıyor. Toplu çekilmiş bir başka fotoğrafta da aralarında Amerikalı şirketin personeli olduğunu tahmin edilen kişilerin yanında terör örgütünün simgesi olan renklerde fular takan ve şapkasında yine örgütün amblemi bulunan kişiler bulunuyor.

Amerikalı olduğu tahmin edilen kişilerin yüzlerinin fotoğraflarda kapatılmış olduğu dikkati çekiyor.

TERÖR ÖRGÜTÜ İLE ŞİRKET SÖZLEŞME YAPMIŞ

Castle International'ın internet sitesinde, terör örgütü YPG ile yapılmış bir sözleşmeye de yer veriliyor. Sözleşme metninde, YPG'nin "uzun süreli sözleşmeye dayalı anlaşma için Castle International LLC ile muharebe tıbbi yardımı ve lojistik konularındaki uzmanlık alanında yakın ilişki" kurmayı arzu ettiği belirtiliyor.

Ekim 2014 tarihli sözleşme metninin altında YPG'liler Redur Xelil ve Naser Hajimansur ile Dan Chirkoff, Ram A. Patten ve Michal Qarajouli adlı kişilerin imzaları bulunuyor.

ABD'nin terör örgütü DEAŞ ile mücadele etme iddiasıyla kullandığı şirketin, Suriye'de paramedik hizmet, askeri sıhhiye ve muharip eğitimleri verdiği biliniyor. En son Eylül 2017'de bölgeye gelen şirketin daha sonra Irak'a geçtiği iddia ediliyor. Bölgede, ABD ile iş birliği yapan bu şekilde çok sayıda şirketin de bulunduğu biliniyor. Şirketin 2017'den sonra sosyal medya hesaplarından fotoğraf paylaşmaması dikkati çekiyor.

AFGANİSTAN'DA DA ÖZEL ŞİRKETE BAĞLI ASKERLERİN KULLANILACAĞI İDDİALARI

ABD'nin daha önce de dünyanın birçok kriz bölgesinde özel güvenlik şirketleriyle kontratlar yaparak askeri hizmetler aldığı biliniyor. Bunlardan en çok gündeme gelen şirketlerden Blackwater Irak'ta çok sayıda sivilin ölümüne yol açmakla suçlanmıştı.

Amerikan yayın kuruluşu NBC News'da ağustos ayında yer alan haberde, ABD Başkanı Donald Trump'ın da Blackwater'ın kurucusu Erik Prince'in Afganistan'daki "savaşı özelleştirme" önerisiyle ilgilendiği öne sürülmüştü.

Habere göre, ABD'li yetkililer, Prince'in Afganistan'daki "savaşı özelleştirme planı"na Trump'ın destek vereceğinden endişe ettiklerini söylemişti. Buna göre, Prince'in önerisi kabul edilirse Afganistan savaşında ABD askeri birliklerinin yerini, doğrudan Trump'a rapor verecek, ABD elçisi için çalışacak özel paralı askerler alacak.

Blackwater'ın kurucusu Prince, Afganistan'a ABD birlikleri yerine özel paralı askerlerin getirilmesiyle ABD yönetiminin daha az masraf yapacağını söylemişti. Prince'in kendi çektiği videodaki ifadelerinden sonra Amerikalı bir yetkili, Trump'ın bu öneriye tekrar ilgi gösterdiğini belirtmişti. Dışişleri Bakanlığından bir yetkili de Prince'in önerisinin kabul edilmesinin mümkün olmadığını söylemişti.


https://www.sabah.com.tr/dunya/2018/09/20/abdli-ozel-guvenlik-sirketinden-ypgpkkya-destek

***


ABD'den terör örgütü PKK'ya özel ordu

DÜNYA HABERLERİ
17.09.2018 03:38 


ABD’nin Suriye’de Blackwater gibi çalışan Castle International adlı özel bir güvenlik şirketin paralı askerlerini kullandığı ortaya çıktı. Tıbbi yardım ve tahliye operasyonları da yürüten şirketin ağır silahlı komandoları Suriye ve Irak’ta PKK/YPG’li teröristlerle birlikte savaşıyor.
Savaş bölgelerinde özel güvenlik şirketi kullanan ABD’nin Suriye’de yeni bir şirketle çalıştığı ve bu şirketin paralı askerlerini kullandığı ortaya çıktı. Daha önce Irak’ta kullanılan Blackwater benzeri bir şirket olan Castle International’a ait sosyal medya hesaplarında şirkete bağlı ağır silahlarla donatılmış komandoların PKK/YPG’li teröristlerle yan yana savaştığı ve eğitim verdiği görülüyor.

TERÖR ÖRGÜTÜ YPG ARMALI ASKERLER,

Vatan gazetesinden İlker Akgüngör'ün haberine göre; sosyal medyada yayınlanan fotoğraflarda firmanın uluslararası operasyonlarda kullandığı Special Projects Group (SPG-Özel Proje Grubu) isimli ağır silah donanımlı komandoları PKK’nın Suriye kolu olan YPG armaları takmış bir şekilde poz veriyor. Kısaca CISPG olarak anılan şirket yayınlanan fotoğraflarda YPG’ye ‘destek’ mesajları da gönderiyor. 23 Mayıs’ta şirketin sosyal medya hesabında YPG armalı bir paralı askerin fotoğrafı, “CISPG neden bu savunma personellerine (YPG’liler kastediliyor) güveniyor. Basit, çalıştığınız biliyoruz ve yanınızda olmaya söz veriyoruz” mesajıyla paylaşılmış.

ABD HÜKÜMETİNE ÇÖZÜM DESTEĞİ!,

Şirket internet sitesinde daha çok havayoluyla tıbbi yardım ve tahliye operasyonları yürüttüğünü belirtiyor. Ancak hem şirketin sitesinde hem de sosyal medya hesaplarında şirkete ait bir çok paralı askerin, silahın hatta silahlı eğitimin fotoğrafları yayınlanıyor. Şirketin Instagram hesabında ise ABD hükümeti ve bağlı birimlere çözüm hizmetleri verdikleri söyleniyor. Şirkete ait YPG arması takmış bir askerin süre önce internete düşen fotoğrafını askeri forumlarda yorumlayan uzmanlar ise şirketin ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) tarafından YPG’ye hizmet vermeleri için kiralanmış olabileceğini vurguluyor.

BLACKWATER: EN KARANLIK ORDU,

Dünyanın en büyük özel güvenlik şirketlerinden biri olan Blackwater, ABD Dışişleri Bakanlığı, Pentagon ve CIA’in yüz milyonlarca dolar değerindeki ihalelerini alarak Afganistan ve Irak başta olmak üzere Amerikan ordusunun operasyonlarına destek kuvveti sağlıyor. 1997’de kurulan ve bünyesinde binlerce paralı asker bulunan şirket, 2006’dan beri Amerikalı diplomatlara da koruma sağlıyor. 2007’de Bağdat’ta Blackwater için çalışan bir grup korumanın pusuya uğradıklarını sanarak ateş açması sonucu 17 sivil hayatını kaybetti. Nisur Meydanı Olayı olarak bilinen bu olay dışında haklarında bir çok işkence, kötü muamele, cinayet iddiası ve davası bulunuyor. PKK’da ele geçirilen ABD üretimi silahları örgüte verdiği iddia edilen şirket, kötü ününü gizlemek için 2009 yılında adını önce Xe Services, 2011’de ise Academi olarak değiştirdi.

SİNCAR’DA PKK İLE DEVRİYE,

Şirketin yayınladığı fotoğraflara bakıldığında Afrika ve Ortadoğu’daki başka bölgelerde de Pentagon’un güdümünde çalıştıkları belli oluyor. Ancak daha ilginci 3 Haziran 2018’de yayınlanan fotoğraflarda Irak’taki Sincar sınırında CISPG askerlerinin PKK’lılarla devriyeye çıktığı anlaşılıyor. Şirket bölgede DEAŞ’a karşı savaşan gruplara destek verdiğini belirtiyor.

SESSİZ PROFESYONELLER!,

CISPG’nin internet sitesinde şirketin sosyal medya hesapları, bir e-posta adresi dışında bağlantı kurulabilecek bir telefon numarası bulunmuyor. Ancak sitede müşterilerin şifre ile giriş yapabildiği bir sekme yer alıyor. Şirket kendini uluslararası askeri hizmetler alanında lider bir firma olarak tanıtıyor. Tanıtımda yüksek riskli ortamlarda müşterilere yardımcı olan üst düzey eğitimli ve ‘sessiz’ profesyonellerin istihdam edildiği belirtiliyor. Alanlarında uzun geçmişe ve en iyi performansa sahip profesyonellerin müşterilerine yönelik tehditleri azalttığı iddia ediliyor.

GİZEMLİ ŞİRKET,

Şirketin iş dünyasına yönelik yayın yapan Linkedin’deki bilgileri ise durumu daha da gizemli hale getiriyor. CISPG’ın Wyoming eyaletinin başkenti ve eyaletin en yüksek nüfuslu şehri Cheyenne’de 2008’de kurulduğu belirtiliyor. Havayolu ile tıbbi yardım ve tahliye hizmeti dışında özel operasyon ve istihbarat hizmetleri verdikleri ifade ediliyor. CISPG’un Cheyenne’deki merkezi dışında şirketin Arizona ve Cibuti’de iki ofisi daha bulunuyor. Castle International’a ait Castle Medflight adlı bir hava ambulans şirketi daha bulunuyor. Castle Medflight’ı ise ABD ordusundan emekli gazilerin yönettiği belirtiliyor.

İSMİ VE RESMİ OLMAYAN PATRON,

Yönetime bakıldığında ise şirketin kurucusu ve CEO’su olarak resmi hatta ismi bile bulunmayan Mr. Stark adlı biri karşımıza çıkıyor. Mr. Stark, burada verdiği bilgilerde ABD Özel Harekat Komutanlığı’na (SOCOM) bağlı dünya çapında hızlı bir şekilde konuşlandırılabilen 4-6 kişilik muharebe arama ve kurtarma (CSAR) timlerine aktif olarak liderlik yaparak destek verdiğini söylüyor. CSAR timlerinin temel görevleri muharebe alanında arama-kurtarma yapmak, yani düşman bölgesinde kalmış ya da esarete düşmüş personeli bölgeye sızarak alıp geri getirmek olarak biliniyor. CSAR timlerİ sadece arama kurtarma değil özel kuvvetler operasyonmlarında da kullanılıyor.

PENTAGON’A ERİŞİM İZNİ,

Şirketin yüzleri arasında en önemli isim olarak özel projeler koordinatörü Adrian Velasco dikkat çekiyor. Velasco tıbbi ve askeri alanlardaki operasyonları yönettiğini belirtiyor. Üniversitede askeri eğitim aldığını belirten Velasco, ABD Donanması’nda 4 yıldan fazla finansal ve lojistik uzmanı olarak görev yaptığını ifade ediyor. Velasco anti-terörizm kursu aldığını ve özel güvenlik sertifikası sahibi olduğunu belirtirken, Pentagon’a erişim izni olduğunu iddia ediyor. 

https://www.mynet.com/abd-den-teror-orgutu-pkk-ya-ozel-ordu-110104398062

***


ABD'den ucuz tuzak: Türkiye'yi Fırat'ın doğusundan uzak tutmak istiyor

08 Kasım 2018 

ABD'nin, Kandil'deki elebaşları Murat Karayılan, Cemil Bayık ve Duran Kalkan'ın başına 12 milyon dolar ödül koyması "yeni tuzak" olarak yorumlanıyor. Uzmanlara göre Washington bu adımla Suriye'de korsan devlete hız vermek ve Türkiye'yi Fırat'ın doğusundan uzak tutmak istiyor. Terör örgütü de 1999'da Öcalan'ın tesliminde olduğu gibi ABD'nin istediği biçimde formatlanacak,

Dışişleri Bakan Yardımcısı Sedat Önal, Washington'da temaslarına devam ederken Ankara ise ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Muavini Matthew Palmer'ı ağırladı. Türk-Amerikan ilişkilerinin istikametini belirleyecek 11 Kasım buluşması öncesi ABD önemli bir kart daha açtı. PKK ile mücadelede 'ortaklık' görüntüsü altında teröristbaşıları Murat Karayılan, Cemil Bayık ve Duran Kalkan için toplamda 12 milyon dolar ödül konuldu. Halen Interpol nezdinde arama listesindeki bu üç isim üzerinden Washington çok sayıda kazanım elde etmeyi planlıyor.

YPG'Yİ PARLATMA ÇABASI

Suriye PKK'sı PYD-YPG'yi Suriye Demokratik Güçleri (SDG) kılıfı altına sokma girişimi tutmayan ABD'nin yeni planı aslında aylar önce belliydi. 15 Şubat'ta Brüksel'deki NATO toplantısı öncesi yapılan görüşmelerde ABD Savunma Bakanı James Mattis, dönemin Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli'ye, "YPG'yi PKK'dan ayırıp PKK'ya karşı savaştırabiliriz" demiş, Mattis ayrıca Irak'taki PKK unsurlarına karşı mücadelede Türkiye'ye destek vermeyi teklif etmişti.

Bu doğrultuda PKK lider kadrosu üzerinden atılan son hamle, 11 Kasım'da yapılacak görüşmelerde, Münbiç ve Fırat'ın doğusu konusunda köşeye sıkışan ABD'nin "PKK'ya karşı birlikte savaşalım, SDG içinden PKK uzantılarını ayrıştıralım" teklifi getirme planını da ortaya koymuş oldu.

HİÇ SAMİMİ BULUNMADI

Türkiye'yi YPG'ye karşı yumuşatma ve terörist ortağını legalleştirme çabasını sürdüren Amerika bir yandan Türkiye ile ilişkilerini düzeltirken diğer yandan Suriye PKK'sı ile ortaklığını bozmamak için çalışıyor. Ankara'nın ısrarıyla Münbiç sözünü tutmak zorunda kalan Washington, buna karşı PYD-YPG'yi Suriye'nin geleceğinde söz sahibi olarak sunma çabasında. Bunun önündeki tek engel olan Türkiye'nin ikna edilmesi gerekiyor. ABD bu adımla aynı zamanda Türkiye'yi Fırat'ın doğusundan uzak tutmayı da amaçlıyor. Ancak Ankara, ABD'nin 'ödül' adımını birçok yönden samimi bulmuyor. Çünkü 'wanted' denilen isimler aslında uzun süredir zaten Amerika'nın elinin altında. ABD'li generaller daha birkaç gün önce Suriye'de PKK'nın Dağlıca ve Aktütün saldırılarının faili Azad Simi ile birlikte helikopterle keşfe çıkmış, bu teröristi sahadaki militanların başına getirmişti.

ÖNCE GÜLEN'İ TESLİM ET

Irak kuzeyinde Sincar'daki teröristlere kalkan olan ABD'liler, Sincar ve Karaçok'a TSK'nın hava harekatı sonrası zarar tespitini de yine PKK'lılarla yapmıştı. ABD'nin, Türkiye'nin kırmızı listede aradığı ve başlarına 4'er milyon TL ödül koyduğu bu isimleri paketleyip teslim etmek yerine ödüllü arananlara dahil etmesi oyalama taktiğinden öte görülmüyor. Son hamleyle güdülen hedeflerden biri de Trump üzerindeki FETÖ baskısını hafifletmek. Paris'te Erdoğan'ın öncelikli gündemlerinden biri FETÖ elebaşı Fetullah Gülen'in iadesi olacak. Kaynaklar, ABD'nin terörle mücadele işbirliğinde samimiyse önce elindeki teröristi teslim etmesi gerektiğine işaret ediyor.

Onlara da ödül koy

Milli Savunma Bakanı Akar, PKK'lıların kellesi için para ödülü koyan ABD'ye, "Suriye'de YPG için de aynı şeyi yap" çağrısında bulundu. Kandil ekibini arayan ABD'nin bir yandan YPG'ye silah göndermesini kabul edemeyeceklerini bildiren Akar, "YPG'nin PKK'dan hiçbir farkı yok" dedi.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın, bölücü terör örgütü PKK'nın üç üst düzey ismini, 'Adalet İçin Ödül' programı kapsamında ihbar edenlere ödül vereceğine yönelik kararını olumlu bulduğunu ancak bunun 'geç alınmış bir karar' olduğunu bildirdi. Sudan'daki temasları kapsamında Sevakin Adası'nda TİKA tarafından yapılan restorasyon çalışmalarına ilişkin incelemelerde bulunurken gazetecilere açıklama yapan Akar, PKK'lılara yönelik kararın terör örgütünün Suriye'deki kolu YPG/PYD için de alınmasını istedi. Akar, ABD'ye şu mesajları verdi:

BİR AN ÖNCE DÜZELTİN

"Bizim bu çalışmayı (ödül adımı) önemli bulmakla beraber PKK'dan hiçbir farkı olmayan YPG'ye karşı da aynı tutum ve davranışın, aynı bakış açısının geliştirilmesi ve gerçekleştirilmesini bekliyoruz. Çünkü YPG, PKK'dan hiçbir farkı olmayan terörist bir teşkilattır. Teröristlerle ABD'li müttefiklerimizin, dostlarımızın birlik ve beraberliği son derece olumsuz bir görüntü, tablo sergilemekte. Bunun da bir an önce düzeltilmesini bekliyoruz. Bir taraftan PKK'nın elebaşılarına ödül konulurken diğer taraftan da YPG'ye tırlarla, uçaklarla araç, gereç, silah, mühimmat gönderilmesini bizim kabul etmemiz mümkün değil. Bunun da bir an önce düzeltilmesini bekliyoruz."

KABUL ETMEK MÜMKÜN DEĞİL

Akar, bazı ABD'li askerlerin Türkiye-Suriye sınırında PKK/YPG'lilerle birlikte görüntü vermelerine de tepki gösterek şunları söyledi: "Özellikle hududumuza yakın alanlarda görüntü vermelerini bizim kabul etmemiz gerçekten mümkün değil. Bu ayrıca son derece olumsuz ve son derece hassas birtakım gelişmelere de neden olabilir. Bu konuda da yine muhataplarımıza telefonla, yüz yüze yaptığımız çeşitli görüşmelerde bu hususu da dile getirdik. Bizim ABD'li dostlarımıza bir kez daha ifade etmek istiyorum, bir an önce YPG ile görüntü vermekten uzaklaşmaları lazım, herhangi bir şekilde işbirliğimize, ittifaklarımıza zarar vermesini engellemek bakımından."

https://www.memurlar.net/haber/787741/abd-den-ucuz-tuzak-turkiye-yi-firat-in-dogusundan-uzak-tutmak-istiyor.html

***

PKK ÖRGÜTÜNÜN ABD DEKİ ÇAĞRI İLANI VE ÜYELERİ BÖLÜM 1

PKK ÖRGÜTÜNÜN  ABD DEKİ ÇAĞRI İLANI VE ÜYELERİ, BÖLÜM 1


ABD'lilere, terör örgütü PKK'yı anlatan sergi,


3.12.2018



ABD'nin Phoenix Arizona şehrinde, terör örgütü PKK/YPG konusunda Amerikalıları bilgilendirmek için sokak sergisi açıldı.

Türk Amerikan Güvenlik Vakfı (TASFO) tarafından organize edilen sergide, PKK ile YPG'nin ayrı değil aynı örgüt olduğunun vurgusu yapılırken, terör örgütünün bölgedeki eylemleri ile ilgili bilgi paylaşıldı.

Paylaşılan fotoğraf ve belgelerin arasında yer alan ABD Senatörü Lindsey Graham'ın YPG'nin Suriye'de kullanılmasının ortaya çıkardığı problemleri ve Türkiye'nin bu konudaki duruşunu destekleyen konuşmasına ait poster en çok ilgi çekenlerden biri oldu.

TASFO'nun kurucusu Fatih Özonur, "Türkiye'yi ve bölgenin gerçeklerini anlatmak yurt dışında yaşayan tüm Türklerin görevidir, bizler kendimizi ve sorunları anlatmak konusunda daha aktif olmalıyız" diyerek, Amerikalıların konu hakkında yeterli ve doğru bilgiye sahip olmadığını ifade etti.

Sergiyi gezen Amerikalıların birçoğu ise sergide birçok konuda bilgilendiklerini, özellikle çocukların teröristler tarafından kandırılması ile bunları yapan teröristler ile Amerika'nın iş birliği yapmasının kabul edilemez olduğunu dile getirdiler.

Phoenix'in en merkezi yerlerinden biri olan Cesar Chavez Memmorial Plaza'da açılan sergi gün içerisinde yüzlerce Amerikalı tarafından gezildi.

https://www.sabah.com.tr/amerika/2018/12/03/abdlilere-teror-orgutu-pkkyi-anlatan-sergi


***


İşte PKK'nın Amerika'lı komandoları,


ABD'nin Suriye'de Blackwater gibi çalışan Castle International adlı özel bir güvenlik şirketin paralı askerlerini kullandığı ortaya çıktı. Tıbbi yardım ve tahliye operasyonları da yürüten şirketin ağır silahlı komandoları Suriye ve Irak'ta PKK/YPG'li teröristlerle birlikte savaşıyor

17 Eylül 2018 07:15

Savaş bölgelerinde özel güvenlik şirketi kullanan ABD'nin Suriye'de yeni bir şirketle çalıştığı ve bu şirketin paralı askerlerini kullandığı ortaya çıktı. Daha önce Irak'ta kullanılan Blackwater benzeri bir şirket olan Castle International'a ait sosyal medya hesaplarında şirkete bağlı ağır silahlarla donatılmış komandoların PKK/YPG'li teröristlerle yan yana savaştığı ve eğitim verdiği görülüyor.

YPG armalı Paralı askerler




Sosyal medyada yayınlanan fotoğraflarda firmanın uluslararası operasyonlarda kullandığı Special Projects Group (SPG-Özel Proje Grubu) isimli ağır silah donanımlı komandoları PKK'nın Suriye kolu olan YPG armaları takmış bir şekilde poz veriyor. Kısaca CISPG olarak anılan şirket yayınlanan fotoğraflarda YPG'ye 'destek' mesajları da gönderiyor. 23 Mayıs'ta şirketin sosyal medya hesabında YPG armalı bir paralı askerin fotoğrafı, "CISPG neden bu savunma personellerine (YPG'liler kastediliyor) güveniyor. Basit, çalıştığınız biliyoruz ve yanınızda olmaya söz veriyoruz" mesajıyla paylaşılmış.

ABD hükümetine çözüm desteği!

Şirket internet sitesinde daha çok havayoluyla tıbbi yardım ve tahliye operasyonları yürüttüğünü belirtiyor. Ancak hem şirketin sitesinde hem de sosyal medya hesaplarında şirkete ait bir çok paralı askerin, silahın hatta silahlı eğitimin fotoğrafları yayınlanıyor. Şirketin Instagram hesabında ise ABD hükümeti ve bağlı birimlere çözüm hizmetleri verdikleri söyleniyor. Şirkete ait YPG arması takmış bir askerin süre önce internete düşen fotoğrafını askeri forumlarda yorumlayan uzmanlar ise şirketin ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) tarafından YPG'ye hizmet vermeleri için kiralanmış olabileceğini vurguluyor.

BLACKWATER: EN KARANLIK ORDU

Dünyanın en büyük özel güvenlik şirketlerinden biri olan Blackwater, ABD Dışişleri Bakanlığı, Pentagon ve CIA'in yüz milyonlarca dolar değerindeki ihalelerini alarak Afganistan ve Irak başta olmak üzere Amerikan ordusunun operasyonlarına destek kuvveti sağlıyor. 1997'de kurulan ve bünyesinde binlerce paralı asker bulunan şirket, 2006'dan beri Amerikalı diplomatlara da koruma sağlıyor. 2007'de Bağdat'ta Blackwater için çalışan bir grup korumanın pusuya uğradıklarını sanarak ateş açması sonucu 17 sivil hayatını kaybetti. Nisur Meydanı Olayı olarak bilinen bu olay dışında haklarında bir çok işkence, kötü muamele, cinayet iddiası ve davası bulunuyor. PKK'da ele geçirilen ABD üretimi silahları örgüte verdiği iddia edilen şirket, kötü ününü gizlemek için 2009 yılında adını önce Xe Services, 2011'de ise Academi olarak değiştirdi.

SİNCAR'DA PKK İLE DEVRİYE

Şirketin yayınladığı fotoğraflara bakıldığında Afrika ve Ortadoğu'daki başka bölgelerde de Pentagon'un güdümünde çalıştıkları belli oluyor. Ancak daha ilginci 3 Haziran 2018'de yayınlanan fotoğraflarda Irak'taki Sincar sınırında CISPG askerlerinin PKK'lılarla devriyeye çıktığı anlaşılıyor. Şirket bölgede DEAŞ'a karşı savaşan gruplara destek verdiğini belirtiyor.

SESSİZ PROFESYONELLER!

CISPG'nin internet sitesinde şirketin sosyal medya hesapları, bir e-posta adresi dışında bağlantı kurulabilecek bir telefon numarası bulunmuyor. Ancak sitede müşterilerin şifre ile giriş yapabildiği bir sekme yer alıyor. Şirket kendini uluslararası askeri hizmetler alanında lider bir firma olarak tanıtıyor. Tanıtımda yüksek riskli ortamlarda müşterilere yardımcı olan üst düzey eğitimli ve 'sessiz' profesyonellerin istihdam edildiği belirtiliyor. Alanlarında uzun geçmişe ve en iyi performansa sahip profesyonellerin müşterilerine yönelik tehditleri azalttığı iddia ediliyor.

Gizemli şirket

Şirketin iş dünyasına yönelik yayın yapan Linkedin'deki bilgileri ise durumu daha da gizemli hale getiriyor. CISPG'ın Wyoming eyaletinin başkenti ve eyaletin en yüksek nüfuslu şehri Cheyenne'de 2008'de kurulduğu belirtiliyor. Havayolu ile tıbbi yardım ve tahliye hizmeti dışında özel operasyon ve istihbarat hizmetleri verdikleri ifade ediliyor. CISPG'un Cheyenne'deki merkezi dışında şirketin Arizona ve Cibuti'de iki ofisi daha bulunuyor. Castle International'a ait Castle Medflight adlı bir hava ambulans şirketi daha bulunuyor. Castle Medflight'ı ise ABD ordusundan emekli gazilerin yönettiği belirtiliyor.

İsmi ve Resmi olmayan patron,

Yönetime bakıldığında ise şirketin kurucusu ve CEO'su olarak resmi hatta ismi bile bulunmayan Mr. Stark adlı biri karşımıza çıkıyor. Mr. Stark, burada verdiği bilgilerde ABD Özel Harekat Komutanlığı'na (SOCOM) bağlı dünya çapında hızlı bir şekilde konuşlandırılabilen 4-6 kişilik muharebe arama ve kurtarma (CSAR) timlerine aktif olarak liderlik yaparak destek verdiğini söylüyor. CSAR timlerinin temel görevleri muharebe alanında arama-kurtarma yapmak, yani düşman bölgesinde kalmış ya da esarete düşmüş personeli bölgeye sızarak alıp geri getirmek olarak biliniyor. CSAR timlerİ sadece arama kurtarma değil özel kuvvetler operasyonmlarında da kullanılıyor.

PENTAGON'A ERİŞİM İZNİ,

Şirketin yüzleri arasında en önemli isim olarak özel projeler koordinatörü Adrian Velasco dikkat çekiyor. Velasco tıbbi ve askeri alanlardaki operasyonları yönettiğini belirtiyor. Üniversitede askeri eğitim aldığını belirten Velasco, ABD Donanması'nda 4 yıldan fazla finansal ve lojistik uzmanı olarak görev yaptığını ifade ediyor. Velasco anti-terörizm kursu aldığını ve özel güvenlik sertifikası sahibi olduğunu belirtirken, Pentagon'a erişim izni olduğunu iddia ediyor

https://www.memurlar.net/haber/775426/iste-pkk-nin-amerika-li-komandolari.html

2 Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR

***