26 Şubat 2016 Cuma

BU KUMAŞ DİKİŞ TUTMAZ.,



BU KUMAŞ DİKİŞ TUTMAZ.,

Siyasetin öyle bir kuralı vardır ki, dünya yerinden oynasa dahi, o kural değişmez.
O kural şudur; “ İnsanların güvenini bir kez kaybettiniz mi, daha da kazanamazsınız ”. Hele insanlar, kendilerini yönetenlerin “ Yalan ” söylediklerini anlarlarsa, yandı gülüm keten helva. Yağlı direğe tırmanmak gibidir, bu durum. Tırmanmak için çabaladıkça aşağıya doğru kaymaya başlarsınız.
Taksim - Gezi Parkında başlayan ve tüm Türkiye’ye yayılan demokrasi ve özgürlük talepleri sebebiyle Başbakan Erdoğan’ın son 18 gündür yaptığı çelişkili konuşmaları alt alta yazın, birbiriyle taban - tabana zıt konuşmaların, sağlıklı bir beyinden çıktığına kimseyi inandıramazsınız.
İşte “ Güven ve İtibar Kaybı ” böyle başlar.
O zaman ne mi olur? Neler, neler olur beraberce bakalım;
-Gerçek Demokrasi ile yönetilen ülke liderleri eleştiri seslerini yükseltirler.
“Polis Devleti” uygulamalarına karşı oluşan tepki adım-adım tüm dünyaya yayılır. Çünkü onların kamuoyları için “Demokrasi” tek şarttır.
-Medya, usul-usul yan çizmeye başlar. Yandaş kalemler, “ eee, bu kadar da olmaz ki ” demeye, ufak-ufak dokundurmaya başlarlar.
-Sonra Ankara Bürokrasisinde çözülme başlar. İktidarın şaibeli icraatlarıyla ilgili dosyalar el altından servis edilmeye başlar. İktidarın halktaki itibarının düştüğünü en iyi “Başkent Bürokrasisi” hisseder ve derhal tavır alır.
İllerdeki bürokrasi de, Ankara Bürokrasisini takip eder.
-Çözülmeyi ve güç kaybetmeyi gören iktidar Milletvekilleri arasında huzursuzluk başlar. Genel Başkan sayesinde milletvekili olanlar bile, kapı aralarında konuşmaya-eleştiriye başlarlar. Bundan sonraki adım, milletvekillerinin kendilerine yeni yer aramaları ve bunun için vaziyet almalarıdır.
-En vahimi ise, ülkeyi yönetenlerde “korku” bir paranoya haline gelir. Sokağa ve kalabalıklar karşına çıkmak, onlar için işkence haline gelir. Bu korku onların zulmünü arttırır, gidişlerini çabuklaştırır.
Bu noktadan sonra, ne yapsanız eski konumunuza gelemezsiniz. Geçmiş olsun!
Adam çok ağır hasta imiş ha gitti, ha gidecek. Karısı son bir ümitle, kasabaya yeni gelen doktoru çağırmış. Doktor adamı iyice muayene etmiş. Çantasını toplarken kadın, doktora sormuş;
“Doktor Bey, Bey’ime ne pişireyim? Yemeklerden hangisi dokunur, hangisi dokunmaz?”
Doktor, bir hastaya bir de karısına bakmış ve; “Hanım, ne isterse ver, ne yerse yesin, çünkü bu baş, bu yastıktan kalkmaz artık!…”
Sen, kendi halkından “Vekâleten” aldığın iktidar gücünü, kendi gücün zannedip, milletine polis copu-biber gazı-sopa-tekme olarak karşı kullanır, 4 vatandaşının ölümüne, 12 kişinin gözünü kaybetmesine, binlerce insanın yaralanmasına sebep olursan, üstüne üstlük sürekli yalan söylersen, millet seninle aranızdaki gönül bağını kopartır. O bağ bir kere koptu mu, mümkünü yok kimse tekrar bağlayamaz. Bu saatten sonra ne yaparsan yap, senin başın yastıktan kalkmaz.
Artık gitme zamanıdır.
Geldiğin gibi demokratik yolla gitmek, milletin kararıyla gitmek, gidişlerin en hayırlısıdır. Milletin kararına rağmen ayak direr ve “ben sultanım-ben halifeyim-bensiz olmaz-benim uçaklarım - benim binlerce korumam-benim servetim” dersen, Milletin başına bir de tedavi masrafı çıkartırsın ki, bence hiç gereği yok. Zorla güzellik olur mu a cancağızım?
Sağlık ve başarı dileklerimle
RİFAT SERDAROĞLU 
22 Haziran 2013

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder