AVRUPA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AVRUPA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Nisan 2020 Pazar

AVRUPA’NIN ÇOĞULCULUK ÇIKMAZI VE ORTAK ÜST KÜLTÜR PROJESİ: AYDINLANMANIN GERİ DÖNÜŞÜ

AVRUPA’NIN ÇOĞULCULUK ÇIKMAZI VE ORTAK ÜST KÜLTÜR PROJESİ: AYDINLANMANIN GERİ DÖNÜŞÜ 




Şermin Tekinalp*

*  Prof. Dr., Beykent Üniversitesi İletişim Bölümü, 
stekinalp@beykent.edu.tr


ÖZET

1960 ların sonunda, 1970lerin başında çok kültürlülük taraftarları, çoğulculukla
ilişkilendirilen çok kültürlülüğün ve çok kültürlülük eğitiminin temel insan haklarını gerçekleştireceğine inanıyorlardı. Son 50 yıldır bu konu üzerinde gittikçe yoğunlaşan bir tartışma yapılmaktadır. Son olaylar ve eğilimler, yerli elitler ile toplumun diğerleri olarak kabul edilenler arasında üzüntü veren bir ayrışma oluştuğunu göstermektedir.
Bunun anlamı ise çok kültürlülük projesinin başarısız olmasıdır. Bir kısım aydınlara göre, çok kültürlülük kavramının ve uygulamalarının kendisi, belirli bir kültürü ve kültürel farklılıkları öne çıkarmakta; bu da toplumdaki ırkçılığı daha belirgin hale getirmektedir. Yeni bir kültür projesinin destekçileri, bilinen çok kültürlülük tezine eleştirel bir bakış açısı getirerek her iki tarafın (yerli elitler ve diğerleri) kültürlerinin uyumlaştırılmasını amaçlamaktadırlar.

1.Giriş

Modernizm 17. yüzyıl aydınlanmasıyla başlayıp 1945’lerden sonra özellikle
ekonomik ve kültürel alanda Batı modelinin bütün üçüncü dünya ülkeleri ve
özellikle Doğu tarafından kabul edilmesi esasına dayanan bir süreç idi. Modern
Batı, Doğu’yu hep kendi gelişme çizgisine oturtmak ve buna uymayanları da
ilkel ve barbar olarak nitelendirme eğiliminde oldu. Bu modele göre,
ekonomik açıdan gelişmiş, Batı kültürünü benimsemiş olan toplumlar çağdaş
olacaktı. Ancak bu modelin iflas ettiği görüldü. Çünkü Batı hem ekonomisi,
hem de kültürüyle egemen ve dışlayıcı bir şekilde Doğu’yu baskı altına aldı ve
Doğu ile batı arasındaki gelişmişlik açığı giderek Batı lehine genişledi
(Erdoğan 1999). İşte bu süreçte postmodernist kuramlar, kültür farklılıklarının
bir eksi değil, artı olarak kabul edilmesi ve bu çerçevede herkesin kendi
kültürünü ve yaşam biçimini yaşayabileceği bir ortamın modern dünyanın
kurtuluşu olacağı görüşünü ortaya attılar. Modern dünyadaki tek tip Batı
kültürü giysisi yerine, postmodernizmde farklı ve herkesi mutlu eden kültür
biçimlerine hoşgörüyle yaklaşıldı. Her türlü dinsel giysilere, dinsel cemaatlere,
arabesk yaşam biçimlerinin içselleştirildiği yeni tür sanat biçimlerine,
çıplaklık, porno ve farklı inanç sistemlerine, kısaca, popüler kültürün en uçtaki
biçimleri de dahil, her tür yaşam biçimine saygı ve anlayışla bakılıyordu.
Modernizmin dayattığı doğrusal (çizgisel) tek tip adam yetiştirme projesinin
iflasına bir çözüm getiriliyordu postmodenizm. Bir başka anlatımla,
modernizmin yaptığı tahribat insanlara kendi kültürleri içinde mutlu yaşama ve
özgürleşme olanakları verilerek önlenmeye çalışılıyordu. Ancak, ilk kafa
bulanıklığı geçtikten sonra bu görüşün temelinde modernizm rahatsızlığı için
önerilen tedavi ve bu tedavi için verilen üzeri şekerle kaplı hapın uyutma ve
rahatlatma biçimi eleştirilmeye başlandı. İnsanları kendi dünyalarına terk etme
kolaycılığının özünde dışlama ve ırkçılık vardır. Post- modernizm destekçileri,
herkesi olduğu gibi kabul ediyor, herkesin gerçeği farklıdır ilkesini getiriyordu.
Seçkin, düşkün; zengin, fakir; inançlı, inançsız ayırımı yapmıyor, insanların
giyimine kuşamına karışmıyordu. Her topluluk kendi düşünü yaşamakta özgür
Avrupa’nın Çoğulculuk Çıkmazı Ve Ortak Üst Kültür Projesi: Aydınlanmanın Geri Dönüşü olduğu için herkesin mutlu olabileceği, çatışmaların ortadan kalkabileceği farz ediliyordu. 

Bir başka anlatımla, insanlara kendi dinsel ve kültürel haklarını
tanımanın yeterli olacağı düşünülüyordu. Ancak 2005 yılında Fransa’daki
olaylar bu görüşün iflas ettiğini gösterdi. Gettolarda kendi kültürleri ile baş
başa bırakılan insanların, içinde yaşadıkları toplumla kaynaşamama sorunları
karşılıklı iletişimsizlik, birlik içinde oluşan dinsel ve kültürel farklılıklar,
işlerin postmodernist kolaycılığı ile çözülemeyeceğinin işaretlerini veriyordu.
Bu makale, bu olaylardan sonra yapılan tartışmaların ışığında çok kültürlü
toplumlarda bazı aydınların üzerinde düşündüğü yeni bir aydınlanma modeli
olan ve kültürleri ortak değerlerde kaynaştırma amacı taşıyan Üst Kültür
Projesi etrafındaki görüşleri konu etmektedir.

2. 2005 Fransa Olaylarının Dünden Bugüne Düşündürdükleri

27 Ekim 2005 Perşembe günü, Fransa Clichy-Sous-Bois’da futbol oynamaktan
dönen, iki Afrikalı göçmen çocuk, 17 yaşındaki Tunuslu Ziyad Benn ve 15
yaşındaki Malili Baanu ve bir Türk polisten kaçarken iki Afrikalı çocuk bir
elektrik trafosuna saklanır ve orada elektrik çarpar ve ölürler. 17 yaşındaki
Türk göçmen çocuk ise ağır yaralanır. Polis nedenli nedensiz Afrikalı göçmen
gençleri standart suçlular olarak gördüğü için sürekli takip etmekte, hele de
kaçan gençleri sıkı bir soruşturma sürecinden geçirmektedir. Sadece polisin
kendilerini alıkoymasından korkmaktan başka suçları olmayan gençler
hayatlarının baharında polisten saklanırken trafoda diri diri yanarak ölürler.
Tarih büyük ayaklanmaların ve savaşların nasıl küçük olaylarla başladığının
hikâyeleriyle doludur. Ayaklanmalar Paris varoşlarından Lyon’a ve Toulouse
Carpentras’a sıçrar. Euro düşer. 6000 araç tahrip edilir, 170 den fazla kişi
tutuklanır, dükkânlar yağmalanır. Polis göz yaşartıcı bomba kullanır ve
Fransa’da ilk defa 1955 de çıkan bir yasaya dayanarak 1984’de uygulanan
sokağa çıkma yasağının uygulanması söz konusu edilir. Kamuoyuna açık
yerlerde bütün açık hava toplantıları yasaklanır. 

Özetle, 1789 devrimini yaşayan Fransa bütün dünyanın gündemine oturan, korkulu ve çeşitli açılardan tartışmaya açık bir dönem geçirir, 2005 yılının son aylarında.
Bu olaydan sonra getto kavramı tüm sosyolojik ve psikolojik boyutlarıyla
tartışılmaya başlandı. Getto modern toplumlarda özellikle tabakalaşmanın en
alt katmanlarında yer alan özellikle göçmenler gibi diğerlerinden farklı yaşam
biçimlerine sahip ötekilerin kentsel alanlarda kümelendikleri ve mekansal
ayrışımların oluştuğu yerlere verilen bir addır. Getto Venediklilerden
başlayarak Yahudilerin çeşitli dünya kentlerinde zorunlu iskan alanlarına
denirdi, daha sonra bir bölgede oturan yerlilerin dışında dışarıdan gelen
azınlıkların oturdukları bölgelere bu ad verilmeye başlandı Ancak, giderek
büyüyen gettolar adeta tüm şehri istila etmeye ve gettoda yaşayanlar kendi
kültürlerini ve yaşam biçimlerini yerlilere dayatmaya başlayınca, daha önce
gettolarında kendi gelenekleriyle yaşayan ve öteki olduklarının bilincinde
oldukları sürece kimseye zararı olmayacağı düşünülen bu ötekiler tehlike
çanlarını çalmaya başladılar. Daha önce kendilerini bir konuk gibi yabancı
gören ötekiler, giderek hapsedildikleri sınırlarının dışına taşmaya başladılar.
Fransa’da 2005 Ekiminde meydana gelen olaylar daha önce hazırlanmış bir
psikolojinin aniden en barbar biçimde dışa vurmasından başka bir şey değildir.
Fransa ‘da ki bu olaylar aydınları genel olarak ikiye böldü. Bir kısım köşe
yazarları Fransa’nın ırkçı ve aşırı ulusalcı bakış açısının olayların bu denli
büyümesinde önemli neden olduğunun altını çizdi. Ayaklanma, işsizliğin ve
fakirliğin giderek arttığı büyük zengin metropollerin kıyılarında gettolaşan
mahallelerde oturan üçüncü dünya ülkelerinden göç etmiş ikinci veya üçüncü
kuşak insanların yoksulluğa, ilgisizliğe ve aşağılanmaya karşı kaçınılmaz
tepkileri olarak yorumlandı. Gençler ilgisizlik nedeniyle toplumdan koptular;
genel olarak Fransa’daki işsizlik oranı %9’larda iken bu gençler arasındaki
işsizlik oranı %14’lere tırmandı. Uzmanlara göre iş bulma kurumlarına
başvuran gençlerin başvuru formundaki isimleri işverenler arasında önyargı
oluşturmakta ve Cezayir, Tunus ve Faslı gençler diğer beyazlar karşısında
şanslarını işin henüz başında kaybetmektedirler. Yoksulluk, işsizlik, dışlanma
yıllar içinde topluma yabancılaşmayı ve hiddeti körüklemiş ve bir kıvılcım bu
biriken hiddeti birbirine ivme kazandıran çarklının dişleri gibi çoğaltarak
büyük bir potansiyele ulaştırmıştır. Çünkü, kitle psikolojisinin bir defa
bozulması kitle insanının bilincini, mantığını alıp götürmekte, verilen bir
komut ve psikolojisine uygun bir hareket duygularıyla coşan kitle insanını
sonradan düşündüğünde pişmanlık duyabileceği aşırı şiddete veya paranoyak
davranışlara yönlendirebilmektedir (Stout 2002; Albritton 2006; Halwani
2006). Uzmanlar ayaklanmalar sırasındaki kitle psikolojisini mantık ve
düşünceden arınmış psikolojik karşı duruşlar olarak tanımlamaktadırlar. 

Öz bir deyişle kitlenin beyni yoktur, duygu ve hezeyanları vardır.
İşte bu toz duman arasında Fransız kamuoyunun çoğunluğundan gerek
Türkiye’nin AB üyeliği tartışmaları sırasında gerekse yabancı politikalarıyla
gösterdiği yabancı düşmanlığı ile övgü ve prim alan o günkü İçişleri Bakanı
Nicholas Sarkozy olayları bir takım ayak takımı gençlerin çıkardığı
açıklamasını yapar ve olaylara karışanların sınır dışı edilebileceği olasılığını
dile getirir. Toplum bilimciler üniversite hocaları ve basında bir takım köşe
yazarları olayları Fransa’nın ırkçı politikalarına dayandırarak açıklarlar.
Bazı aydınlar sayıları çok az da olsa Fransa’daki olayları, asalak, uyuşturucu
alan v e satan, eğitimsiz, şiddeti hayat biçimi haline getirmiş bir güruhun
saldırıları olarak yorumlamıştır. Bunlar, meydanı boş bulduğunda kendi
egosunu tatmin için başkalarının malına mülküne saldırarak olayları
körüklemekte. Aslında işsizlik değil onların sorunları; çünkü iş verseniz
çalışmazlar ya da kötüye kullanırlar ellerindeki olanakları. Kendileri kültürel
bir dışlamadan da habersizlerdir. Çünkü içinde yaşadıkları toplumun yaşam
biçimine ayak uydurmak gibi bir dertleri de yoktur. Kendi gettolarında kendi
kültürleri ve alışkanlıkları ile rahat yaşamak isterler. Tek savunma
mekanizmaları şiddettir. Peki, Avrupa neden bu gençleri eğitmedi ve kendi
hallerine terk etti? İşte bu noktada karşımıza konunun en önemli sorusu
geliyor. Dinsel ve her türlü kültürel hakları vererek onların toplumla uyuşması
nasıl sağlanacak? Çok kültürlü bir toplumun inşası nasıl olmalı?
26 Kasım 2005 Çarşamba günü Hürriyette Özdemir İnce ilginç bir yorumda bulundu. 
Hürriyet Pazarda Sebati Karakurt’un müthiş bir Paris banliyösünden
kesitler sunan İnce, varoşları dolaşırken Karakurt’un bir çocukla konuşmasını
yayınlamış soruyor:

- Arabaları neden yaktın?
- Herkes yakıyordu ben de yaktım. Bir nedeni yok.
- Peki kendi başına olsan yakar mıydın?
- Bilmem.

Karakurt bu yazısında özellikle Cezayirli göçmenlerin oturduğu mahallelerin
bizim Ataşehir’e benzediğini her şeyiyle bizim varoşlardan çok daha
mükemmel altyapısının olduğunu anlatmış. O zaman insan düşünüyor
gençlerin sorunları ne? Onlara nasıl yaklaşılabilir ırkçı olmayan bir dil ve
söylemle? Çağdaş gettolarda sorunlar çok değişik. Ev sahibiyle göçmenler
nasıl uzlaşacaklar? Ev sahibi göçmenleri öteki olarak görmeye devam ettikçe
bu göçmen toplulukları içinde yaşadıkları ulustan ayrılacak, uzaklaşacak,
kaçacak ve sürtüşmek için zemin kollayacak. O zaman sorun işsizlikten öte,
modern yaşam koşullarından öte; dil ve söylem, eğitim ve çok kültürlülük
sorunu mu?

3. AB’nin Kültürel Çoğulculuk Projesi

Schlesinger (1991), Avrupa Birliği henüz Avrupa topluluğu iken dahi, birlik
içinde çeşitlilik düşüncesine sahip olduğunu belirtir. Önemli olan bir üst kültür
olarak Avrupa kimliğini, her türlü iletişim olanaklarını kullanarak inşa
etmektir. Avro-ideologlar coğrafi, dini ve kültürel bir Avrupa cemaati yaratma
işine koyulmuşlardı. Ancak Schlesinger’in açıkça belirttiği gibi (241) ortak
Avrupa kültürü ideolojik ve ticari bir amaca hizmet için oluşturulmak
isteniyordu.

Avrupa Birliği, kitle iletişim araçlarının, özellikle televizyonun siyasi,
toplumsal ve kültürel açıdan öneminin daha açık bir biçimde anlaşıldığı;
serbestleştirme, özelleştirme rüzgarlarının kuvvetle esmeye başladığı
1980’lerde kültür sorunlarına eğilmeye başladı (European File 1984/19; The
European Community Policy in the Audiovisual FİELD-Legal and Political Texts1990)

Aslında, 1969’dan bu yana, devlet ve hükümet başkanlarının ve
Parlamento’nun kültür alanında ortak hareket etme istem ve projeleri olmuştur.
1973 yılında, ilk defa kültür sorunları üzerine eğilecek bir birim oluşturulmuş
ve buna bütçe ayrılmıştır (The European Community and Culture 1985).
Avrupa Kültür Bakanları arasında ilk resmi toplantı, 1984’de yapılmıştır.
1982’de kültürel etkinlikleri desteklemek amacıyla Avrupa Vakfı kurulmuştur.
Vakfın amaçlarını; Avrupa kültür mirasının korunması, kültürel farklılık içinde
birlik ruhunun inşası, kültür ve sanat emekçilerinin koşullarının iyileştirilmesi
olarak kısaca özetleyebiliriz.

Kültüre olan bu ilgi temelde üç sorundan kaynaklanmaktadır. Birincisi,
ekonomik bir topluluk olarak şekillenen AB, birlik ruhundaki eksikliğin
kültürel işbirliği olduğunu geç anlamış ve bunu bir sorun olarak kabul etmiştir.
Avrupa vatandaşlığı bilincinin kültür projeleriyle oluşturabileceğini, bu
işbirliğinin ulusların kaynaşmasını sağlayacağını ve güçlü bir Avrupa
yaratacağına inanmıştır. İkincisi, birliğin oluşturulmasının temelindeki felsefe
kültür ve din akrabalığının öneminin kavranmasıdır. Ancak, akrabaların çeşitli
nedenlerle kendi aralarında düşman kamplara bölünmüş olması, Birliğin
geleceğini engelleyen en önemli sorundur. 1986 yılında Avrupa Kamu
Televizyonları Konsorsiyumu EUROPA TV adıyla ortaklaşa bir televizyon
yayını başlatma kararı almasına karşın, yayın işine giren üye ülke
gazetecilerinin milliyetçiliği ve kendi ülkelerini yayınlarda ön plana taşıma
kavgası yüzünden 1987 yılında yayınlar kesilmiştir (Maggiore 1990:71). 

Bu Örnek, Ulus Devlet anlayışının 1980’lerdeki durumunu göstermektedir.

Bugünkü durum o günden pek farklı değildir. AB, bir biçimde bu düşmanlığın
aşılacağına, ortak kültür projeleriyle milliyetçiliği aşan bir Avrupa süper
devleti anlayışına dönüşeceğine inanmıştır ya da kendini inandırmaya
çalışmaktadır. Buradaki sorun da tarihin yeniden inşasıdır. Kültürel projelere
ilgiyi artıran sorunların üçüncü ayağı, AB’nin karşı karşıya olduğu, bütün
İkinci ve Üçüncü dünyanın sorunu olan Amerikan kültür emperyalizmidir. 

AB ortak projelerle Amerika’nın önünü kesebilecek güçlü bir Avrupa kültür
pazarının oluşturulmasını hedeflemiştir.

AB’nin görsel-işitsel kültür politikaları sorunlarla doludur. Öncelikle görselişitsel
kültürün tanımı tam olarak yapılmamıştır. Görsel-işitsel kültür, kültürün
hangi anlamını kapsamaktadır? Kitle kültürünü mü, popüler kültürü mü, yoksa
seçkin kültürü mü? Hemen hemen her ülkenin yasalarındaki kültür tanımları
seçkinci, ahlakçı ve eğitici anlamlarla doludur; televizyonlar da devletin bu
misyonuna hizmet etmekle yükümlüdür. Ancak uygulamalar bu yönde
değildir. Devletin ulusal çıkarlarla ilgili sorumluluğu ile özel televizyonların
hizmet anlayışı çelişkiler ve sorunlarla doludur. AB’nin Amerikan istilasına
karşı Avrupa yayınlarını korumak için koyduğu kotalar bu çelişkiler nedeniyle
tam işlememektedir.

Diğer bir çelişki de AB’nin serbest dolaşım ve serbestleşme mevzuatından
kaynaklanmaktadır. AB, serbestleşme ve serbest dolaşımı pazarın olmazsa
olmaz koşulu kabul ederken eserlerin dolaşımına kota koyması, kar ve hizmet
sınırlaması getirmesi çelişkilerle doludur. Görsel-işitsel alanla ilgili olarak AB
hukukunun 128. maddesi, “kültürel miras”, “ulusal ve bölgesel farklılıklara
saygı”, “üye ülkeler arasında işbirliğini özendirme ve destekleme”, “Avrupa
halklarının kültür ve tarihlerinin korunması” gibi alanlara vurgu yapmakta,
Komisyon da kültürel alandaki çalışmalarını bu maddeye dayandırmaktadır.
Ancak, üye ülkelerin serbest dolaşım kurallarına pek uyduğu söylenemez.
Kültürel birliğin korunması ile ilgili önlemler ülkeden ülkeye değişir. Kotalarla
ilgili ortak bir görüş yoktur. Daha doğrusu, ticaret kültürel kotaların önüne
geçmektedir Örneğin, İngiltere’de 1990 yayın yasası, yayınların %75’inin
Avrupa kaynaklı olması ilkesini getirirken, çeşitli kesimlerden gelen
eleştirilerin etkisiyle ve ABD’nin tepkisinden korkulduğu için bu uygulama
1991’de %65 olarak değiştirilmiştir. Avrupa Adalet Mahkemesi tartışmalı
durumlarda serbest dolaşım ilkesi yönünde kararlar vermiştir. Belçika’da başka
bir dilde kablolu yayını yasaklayan bir uygulamayı geri çevirmiş; serbest
dolaşım ilkesine dayanarak, hiçbir alıcı ülkenin başka bir üye devletten iletilen
programlar üzerinde denetim kuramayacağı kararını vermiştir (51).
AB’nin görsel-işitsel yayın politikaları temelde üç nokta üzerinde yoğunlaşır:
Serbest dolaşım, pazarın güçlenmesi ve teknolojinin uyumlaştırılması
(Tekinalp 1993), kültürel farklılıkların korunması. Ancak AB’nin bu temel
politikaları arasındaki uyumsuzluk hem piyasa koşullarından hem de Avrupa
Birliği’nin yapısından kaynaklanmaktadır.

 _    Amerikan dağıtım şirketleri dünyada ve Avrupa’da büyük bir iletişim
ağı kurmuştur. Nicholas Garnham’ın belirttiği gibi günümüzde “kar ve
iktidarın kilit noktası, kültürel üretim değil, kültürel dağıtımdır (aktaran
Morley ve Robins 1997:58). ABD’nin dil sorunu yoktur: bütün yapımları
evrensel bir dil durumuna gelen İngilizce olarak seslendirilmektedir. İngilizce,
dünya seyircisinin kulağına yabancı gelmeyen bir dildir. Amerika’nın kültürel
çoğulculuk, farklı dillerin yaşatılması veya çoğulculuğun korunması gibi bir
sorunu da yoktur. Amerika’nın tek amacı, güçlü ekonomi ve üstün görselişitsel
teknolojinin yarattığı olanaklarla dünya seyircisinin göz zevkine ve
beğenisine hitap eden yapımlar üretmek, dünya pazarlarını ele geçirmektir.
Avrupa seyircisi Avrupa yapımlarından çok Amerikan yapımlarına
yönelmektedir.

_    AB’nin farklı diller sorunu vardır. Avrupalı, İngilizceye aşina olduğu
gibi Yunancaya, Portekizce veya İspanyolcaya aşina değildir. Bu dildeki
yapımlar alt yazılı da olsa Avrupalı izleyiciye yabancı ve itici gelir. Ulusal dil,
özellikle eski sömürgeci ülkelerde milliyetçiliğin bir göstergesidir. Örneğin,
Fransız kendi dilinin konuşulduğu bir dünya yaratmak isterken İngilizceyi
kendi ülkesinde konuşmaz ve konuşturmak istemez.

_  AB, farklı ulus ve kültürlerden oluşan bir topluluktur. Dolayısıyla bu
farklılıkları görmezden gelerek varlığını sürdüremez. Ancak dilleri ve
kültürleri izleyiciye yabancı yapımlarla kitleleri ekrana veya beyaz perdeye
çekemez. Avrupa’da ses getiren yapımlar en güçlü AB üyesi ülkelerden
(İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya) çıkmaktadır. Piyasa koşulları içinde, diğer
Avrupa ülkelerinin Amerika değil, öncelikle bu ülkelerle rekabet edebilmesi
gerekir. Özetle ifade etmek gerekirse, Avrupa’da görsel-işitsel sektörde
çoğulculuğun yaşatılabilmesi, olaya piyasa mantığı ile bakıldığında, olanaklı
görülmemektedir. Diğer taraftan, Avrupa’nın tarihten gelen bir “biz” ve
“öteki” sorunu vardır. Gerçek bir çoğulculuğun önündeki en büyük engel
“kültürel seçkincilik” sorunudur. Avrupa yıllarca ortak üst kültür projesini
farklı alanlarda ve farklı amaçlarla kullanmıştır.

4. Avrupa, Çok kültürlülük ve Öteki

Çok kültürlülük sorunu ile ilgili birçok tez ortaya atıldı. Gutman (2005:25),
liberal toplumların dezavantajlı kültürlerinin kültürlerini korumada yardımcı
olmalıdır derken, bu konuda birçok sorun olduğunun altını çizer. Örneğin,
etnik köken ya da ırkçı üstünlük taslayan ve diğerlerine düşmanca tavır takınan
kültürlere nasıl saygı duyulacağı sorusunu sorar. Avrupa’yı istila eden göçmen
sayısındaki artışla birlikte onlara istedikleri dinsel ve kültürel yaşam
biçimlerini sağlamanın huzur için yeterli olmadığı anlaşılmaya başlandı.
Oturduğu ülkenin dilini bilmeyen, kültürünü tanımayan, kendi ülkesinde
yaşayanlardan daha bağnaz istek ve arzuları olan, kız çocuklarını okutmak
istemeyen, ya da erkeklerin yanına sokmayan, beden eğitimi derslerine
sokmayan, başlarını kapatan, namus uğruna cinayet dahi işleyebilen kültürel
toplulukların ne tür tehlikeler yaratabileceğinin ayırtına varılmaya başlandı.
Aslında Avrupa kendi kültüründe olmayan ötekileri kendi gelenekleriyle baş
başa bırakırken, çok kültürlü bir toplum oluşturmanın gereklerini yerine
getirmekten çok işin kolayına kaçıyordu. Avrupa’nın çok kültürlülük çıkmazı
ve bu alanda sergilediği çelişkili tutum birçok düşünür tarafından eleştirilmiştir
(Husband 1993; Hamelink 1993) Farklı kültürlerin istediklerini yerine
getirmiş gibi görünüp, açıkça onları toplumdan soyutlamakla suçlanmıştır.
Avrupa’nın bu kendine düşkün narsist kimliği Yahudi-Hristiyan ve Grek-
Roma gelenek ve mirasına dayanmaktadır. “Ötekiler” (İslam ve Avrupa
kökenli olmayan ülkeler) kolektif hafızadan çıkarılmıştır. Avrupa kalesi ve
dayanışması iç barışla değil, birçok yazara göre (Morley ve Robins 1997;
Hamelink 1993; Fontana 1995), “ötekine” duyduğu korku ve nefret üzerine
inşa edilmiştir.

Modernliğin Avrupa tekeline girmesi ve sadece Avrupa’nın yol
göstericiliğinde ulaşılabilecek ince uzun bir yol olarak görülmesi; bütün
ülkeleri aynı yolun yolcusu olarak gören “tarihin sonu, “ideolojinin sonu
fantezisi, Batı’nın narsist kimliğinin yarattığı kendine özgü yorumlardır.
Taylor (2005), başka kültürleri tanımanın, sadece eşit vatandaşlık hakları
vermek olmadığını, onlara saygı duymak olduğunu, ancak bu saygı duymanın
sorunlarla dolu olduğunu ve tam olarak hiç bir ulusun bunu başaramadığını
ifade ediyor. Karşılıklı saygı ve eşit tanıma politikasının savunucusu Habermas
(2005:115), saygı istemini, “yaşam koşullarının eşitlenmesinden çok,
ayrımcılığa maruz gurubun üyelerinin, kendi kendilerini tanıyabildikleri
geleneklerin ve yaşam biçimlerinin bütünlüğünün korunmasına yöneliktir”
diye değerlendiriyor. Tamamen farklı kültürlerde bu saygıyı tesis etmenin
güçlüklerine işaret ediyor. Bu konuyu yorumlayanların birleştiği nokta, çok
kültürlülük sorununun, sadece eşit vatandaşlık hakkı vermekten öte,
sosyolojik, psikolojik, eğitsel, kültürel karmaşık bir konu olduğudur.
Batı ideolojisi ve tarihini merkeze alan bu görüş yanında, Samuel
Huntington’un “uygarlıklar çatışması” tezi Avrupa’nın ötekine duyduğu nefreti
haklılaştırmaktadır. Huntington’un küreselleşmenin zirveye yükseldiği 1993
yılında attığı bu teze göre (aktaran Bozkurt 1997), dünya ekonomik ve
ideolojik olarak değil, kültürel farklılıklar nedeniyle bölünecektir. Kültürlerin
özünü dinler, gelenekler ve alışkanlıklar oluşturur. Küreselleşme uygarlaşmış
ülkelerin uygarlık bilincini artırdığı için uygar olmayan “öteki”ne karşı nefreti
körüklemektedir. Avrupalı, “öteki” olarak gördüğü Polonyalıyı küreselleşme
ile iç içe yaşadığı Afrikalı, Orta Doğulu, Asyalı göçmene baktıkça daha yakın
din ve kültür kardeşi olarak görüyor ve içine alıyor. Uygarlık bilinci geliştikçe
Atalara dönüş başlıyor; insanlar Türkleşiyor, Anadolulaşıyor, Asyalılaşıyor,
Hindulaşıyor ve de Avrupalılaşıyor. Tanilli (2003): 320), “zorla dayatılan bir
teknolojik modernleşmenin tehdit ettiği insanların öfkelerini anlamamak
mümkün mü?” diye sorarken ekonomik rasyonelliğin akıl dışıcılığı bir kenara
ittiğini vurguluyor ve ayrışımın tehlikesine dikkat çekiyor.

Öteki, çoğulculuğu yok eden, kültürleri bir potada eritip tarihin kültürel
zenginliğinin hoyratça harcanmasına zemin hazırlayan uygulamaları sadece
kar ve güç adına dünyaya pazarlayan, demokrasi ve insan haklarını bütün
dünyanın gözleri önünde hiçe sayan zihniyetlerin temsilcisi olarak
tanımlanmalıdır. Oysa Avrupa, kendi kimliğini şimdiye kadar “öteki”
karşıtlıklarla yaratmıştır. Said 2005)’e göre, Avrupa kendini pozitif olarak
yorumlamak için dönem dönem çeşitli biçimlerde Doğu’yu ve daha sonra
İslam’ı kapsayan “öteki” yarattı ve kendi beyazının karşısına karanlık bir Doğu
manzarası çizdi. Bu “öteki” bazen çocuk, ilkel, gelişmemiş, hain, tembel ve
ilgisiz; bazen de putperest, kafir, iblis, boş inanç sahibi, cahil anlamında
kullanıldı. Avrupa’da yeni doğan bebekler bu inançlarla büyütüldü, eğitildi.
Şimdi sorgulanması gereken asıl konu Avrupa’nın bu “öteki” bağnazlığıdır.

5.Yeni Ortak Üst Kültür Projesi

Bütün bunların bilincinde olarak, Avrupa’nın kültürel yapısındaki çatlaklar
için başka çözüm önerileri getirenler de oldu. Almanya’nın Entegrasyon
Bakanı Armin Laschet, Spigel dergisinde “Ortak Üst Kültür “ diye bir tez
ortaya attı. Alman Bakana göre ortak üst kültür, çoğunluk mantığıyla ve zorla
belirlenmeyen, herkesin ortak değerlerde uzlaşmaya vardığı bir kültürel
anlayıştır. Ne seçkinlerin kültürü azınlıklara egemen kılınmaya çalışılır ne de
azınlıkların kendi kültürel hakları adı altında toplumun geneline ve kültürüne
ters bir takım ilkel dayatmalar kabul edilir.

Ortak üst kültür önerisinde hem seçkinlerin hem de göçmenlerin kültüründen
olumlu olanlar kaynaştırılır. Örneğin; göçmenlerin çocuk ve aile sevgisi,
yaşlılara olan ilgisi, misafirperverlik ve sevecenliği örnek olarak alınabilir.
Diğer taraftan onlar da kadına toplumda modern ve laik kültürlerdeki
konumunu sağlar. Kadını ve erkeği eşit sayar. Kızlarını çeşitli batıl inançların
etkisiyle eve kapatmaz, yedi yaşında başını örtmez, okula göndermemezlik
etmez, çağın anlayış ve davranış modellerine inançlarını uydurur. Yıllarca
yaşadığı toplumun dilini ve kültürünü öğrenir. 

Bu konuda Devlet ona yardımcı olur.

Bizim modern siteler olarak adlandırdığımız Ataşehir benzeri sitelerde yaşayan
göçmenler; araba yakıyorlar, dükkânları yağmalıyorlar, polise şiddet
uyguluyorlar, Çünkü tatminsizler ve öteki olduklarının bilincindeler. Hemen
yanı başlarında zenginler sitesi ile bütünleşememişler. Onlar çok daha rahat
yaşam sürüyorlar, daha zenginler ve kültürleri farklı. Bütün kültürlere saygılı
olan Fransa bu kültürel farklılığı sürekli vurgularken kendi ırkçı politikasını da
bir yerde “bizden farklı” diyerek ve ötekini öteki olarak bırakarak
vurguluyordu.

Müslüman ötekileri örnek alarak, yeniden Armin Laschet’in Ortak Üst Kültür
projesine geri dönecek olursak; artık senin kültürün, benim kültürüm demek
yok. İmamla, Belediye Başkanı birlikte hareket edecek. Belediye Başkanı,
İmama giderek niçin kız çocuklarının okula gitmesine önderlik etmiyorsun?
diyebilecek. Tüm kız öğrenciler, erkeklerle beraber aynı okula gönderilmiyor
ya da gezilerden alıkoyuluyor, bunlar sorgulanacak, gerekirse özel eğitim
seferberlikleri yapılacak, sorgulanacak. Öyle eskisi gibi cemaatlerin kendi
kültürleriyle yaşamasına müsaade edilmekle kalınmayacak, kültür alış verişi
istenecek. Bazı değerler sorgulanacak, hesap istenecek. Mesela kız
çocuklarının ortak dış gezilere neden katılmadığı gibi. Kısaca
postmodernizmin özgür kıldığı etnik ve dini cemaatler artık bu projeye göre
bazı ortak değerleri de kabul etmek zorunda kalacak yani toplumda bazı
değerler oluşacak. Arabanız Japon, pizzanız İtalyan, rakamlarınız Arap,
alfabeniz Latin, bilgisayarınız Amerikan, üzerinizdeki takım Gucci iken, siz
binlerce yıl öncesinin ilkel, insan haklarına aykırı yorumlarına bağlı kalabilir
misiniz? Bunu sorgulamak lazım.

Boumeister (2003 :112), ortak yaşayan topluluklarda farklılıkları pekiştirici,
ortak kültürel standartları ve paylaşımı geliştirecek kültürel projeler üretmeden
bir ülkede gelişme ve huzur sağlanamaz diyor. Bunun için kültürler arasında
karşılıklı diyalog ve birbirine kültürel uyum (adaptasyon) gerekir diyor. Üniter
vatandaşlık modelinde, bütün vatandaşlara ortak vatandaşlık hakları verilir,
sınırlar ortadan kalkar, farklı din ve kültürlere eşit mesafede yaklaşılır,
farklılıkları keskinleştirmemek için aşırılıklara müsaade edilmez. Farklı din,
mezhep ve kültürler, günlük politikadan arındırılarak, devletin tarafsız kalması
sağlanır. Ancak grupları ayıracak aşırı istekler, yaygın yerel kültürel ve dini
haklar, ayrıcalık taşıyan bazı yasal muafiyetler verilemez. Üniter vatandaşlığın
bedeli budur. Brian Barry (Boumester 2003) Culture and Equality kitabında,
daha da ileri giderek, bazı durumlarda bir gruba kendi dinini ve kültürünü
koruma ve geliştirme hakkının yasalarla verilmesi de devletin tarafsızlığını
zedeler ve belli bir yaşam tarzını bütün o grup üyelerine dayatılması anlamına
gelir. Oysa o grupta bunları kabul etmeyecek kişiler de bulunabilir. İnsanların
özgür seçim hakları vardır. Bazen verilen bu haklar liberal prensiplere uygun
olmayabilir. Bu nedenle ortak üst kültür projesi son derece ve üzerinde
ayrıntılı olarak çalışılması gereken bir projedir. Aydınlanma, modernizmi
getirdi; ama insani değerlere ve güzel ahlaka dayanan gerçek aydınlanma
felsefesinin bugünkü kültürel yaşam biçimlerinde iflasını görüyoruz.

Okumanın dışlandığı, görsel-işitsel kültürün ilahlaştırıldığı bir dünyada ortak
üst kültür projesini yaratacak olanlar yine okuyan ve yazan aydınlar olacaktır.


SONUÇ

Avrupa’nın Öteki kavramı, çıkmaza girmiştir. Onlar bizden değil, bizim
kültürümüzle kaynaşamazlar, kendi dini ve kültürel özgürlüklerini vererek çok
kültürlü bir toplum inşasının oluşumunu sağlarız ve bu da en temel insan
haklarıdır düşüncesi bugün iflas etmiştir. Bir taraftan Avrupa, çoğulculuğu yok
eden, kültürleri bir potada eritip tarihin kültürel zenginliğinin hoyratça
harcanmasına zemin hazırlayan uygulamaları sadece kâr ve güç adına dünyaya
pazarlamakta, diğer taraftan demokrasi ve insan haklarını bütün dünyanın
gözleri önünde hiçe sayan bir zihniyeti temsil etmektedir. Kültürlere saygılıyız
demek ve o kültürlerin gerektirdiği her türlü hakkı sorgulamadan vermek, öteki
olgusunu pekiştirmek, onları dışlayan bir tür ırkçılık olarak düşünülmektedir.
Avrupa, kendi kimliğini şimdiye kadar haklarını verdiği ve kültürlerine saygılı
olduğu öteki karşıtlıklarla yaratmıştır. Said’e göre (Aktaran Bozkurt:33,
Avrupa kendini pozitif olarak yorumlamak için dönem dönem çeşitli
biçimlerde Doğu’yu ve daha sonra İslam’ı kapsayan ‘öteki’ni yarattı ve kendi
beyazının karşısına karanlık bir Doğu manzarası çizdi. Batı kendi ülkesinde
demokrasi maskesi olarak kullandığı çok kültürlülük projelerini bugün
tehlikeli görmeye başlayıp askıya alırken diğer ülkelerde ayrımcılığı
körükleyecek eğilimler içine girmektedir. Kısa bir süre önce tartışılmaya
başlanan Ortak Üst Kültür tezi, Avrupa’nın öteki olarak gördüğü kitleleri
içinde yaşadığı toplumla kaynaştırma amacı gütmektedir. Ortak üst kültür
projesinde ötekilerin kendi gelenek, görenek ve dinleriyle kendi kaderlerine
terk edilmeyip seçkinlerle kaynaştırılması ve sivriliklerin törpülenmesi
düşüncesi vardır. Bütün bu gelişmeler, tüm insanlığın adeta iç içe yaşadığı
dünyada, düşmanlıkların, ayrışmaların şiddeti artıracağı düşüncesiyle, her
yaşam türüne evet diyen post-modernist anlayışın çöktüğünü ve yeni bir
aydınlanma projesi olan ortak üst kültürler etrafında seçkinlerin ve ötekilerin
birleşmesine işaret ediyor. Galtung’un (1999:38) toplumu ve kapitali
yönetenlere çağrısı son derece açık: “Onlar insan ırkını yok etmenin de
yoksulluğu yok etmenin de gücünü ellerinde tutuyorlar. Günümüzün büyük
sorunları karşısında ortak çözüm yollarını keşfetmekten başka yol yok İlerleme
ve diyalog için iletişime açık olmalıyız.

KAYNAKÇA

ALBRİTTON, JAMES.S. “ The technique of terrorism.Forum on Public Policy”, 2006, Journal of the Oxford Round Table.
BOZKURT, VEYSEL. Avrupa Birliği ve Türkiye. 1997.İstanbul, Alfa Yayınevi.
ERDOĞAN, İRFAN. “Popüler Kültür, Kültür Alanında Egemenlik ve
Mücadele”, Popüler Kültür ve İktidar, N. Güngör, (der.) içinde, 1999 Ankara, Vadi Yayınevi: 18-53
EUROPEAN FİLE. Toward a European TV Policy, 184/19, December, Brussels.
FONTANA, J. Avrupa’nın Yeniden Yorumlanması, 1995. İstanbul, Afa Yayınları.
GALTUNG, J., (1999), “State, Capital and the Civil Society: A Problem of
Communication” Towards Equity in Global Communication. R.C. Vincent vd.
(der.) içinde, New Jersey, Hampton Press:3-23.
GUTMANN, AMY. “Giriş”, Çokkültürcülük: Tanınma Amy, Gutmann (der.
2.baskı) içinde, 2005, (çeviri: Ö. Kabakçıoğlu), İstanbul: YKY: 23-42.
HABERMAS, JÜRGEN. “Demokratik Anayasal Devlette Tanınma Savaşımı”,
Tanınma Politikası, Çokkültürcülük: Tanınma, Amy Gutmann (der. 2.baskı)
içinde, 2005, (çeviri: M.H.Doğan), İstanbul:YKY:113-146.
HALWANİ,RAJA. “Terrorism, Definition, Justification and Applications”.
2006 Social Theory and Practice. Vol:32:189-103.
Avrupa’nın Çoğulculuk Çıkmazı Ve Ortak Üst Kültür Projesi: Aydınlanmanın Geri Dönüşü
Journal of Strategic Studies 31 1 (3), 2009, 15-3 2
HAMELİNK, CEES J. “Europe and the Democratic Deficit”, Media
Development: Journal of the World Association for Christian Communication,
1993, XL/4:8-14.
HUSBAND, C., “Europe, Media and Idendities: The European Community
and Ethnic Minorities”, Media Development, Journal of the World Association
for Christian Communication,1993, 40(4):14-19.
MAGGİORE, MATTEO. Audiovisual Production in the Single Market, 1990,
Commission of the EC: Luxemburg.
MORLEY, D.VE KEVİN R. Kimlik Mekanları: Küresel Medya- Elektronik
Ortamlar ve Kültürel Sınırlar, 1997, İstanbul: Ayrıntı Yayınevi.
SAİD EDWARD. W. “Orientalism and After” (An interviwev with Said),
Power, Politics and Culture, G. Wiswanathan (der) içinde, 2005, Bloomsbury:
208-233.
SCHLESİNGER, PHİLİP. Medya Devlet Ulus: Siyasal Şiddet ve Kolektif
Kimlik (çeviri M. Küçük, 1999, İstanbul: Ayrıntı.
STOUT, CHRİS E. The Psychology of Terrorism: Theorotical Understandings
and Perspectives,2002, Praeger.
TANİLLİ, SERVER. İnsanlığı Nasıl bir Gelecek Bekliyor. 2003. İstanbul:
Adam.
TAYLOR, CHARLES. “Tanınma Politikası”, Çokkültürcülük: Tanınma, Amy
Gutmann (der. 2.baskı) içinde, 2005, (çeviri: Y. Salman), İstanbul: YKY: 42-
85.
TEKİNALP, ŞERMİN. Avrupa Topluluğunda Ulusal Kültür ve Televizyon:
Sorunlar Öneriler Çözümler,1993, İstanbul Hukuk Fakültesi 704. Fakülteler
Matbaası.
The European Community and Culture.The European File, 1985/14, August- September, Brussels.
The European Community Policy in the Audiovisual FİELD-Legal and Political Texts, (1990)

Şermin Tekinalp Stratejik Araştırmalar Dergisi 32 1 (3), 2009,15-32
Stratejik Araştırmalar Dergisi / Journal of Strategic Studies 1 (3), 2009, 33-51


***

3 Şubat 2018 Cumartesi

PANZER VE KÜRT İSYANI KADEK’İN İLANI VE AVRUPADA PKK'YA DESTEK VEREN ÜLKE FAALİYETLERİ BÖLÜM 13


PANZER VE KÜRT İSYANI KADEK’İN İLANI VE AVRUPADA PKK'YA DESTEK VEREN ÜLKE FAALİYETLERİ  BÖLÜM 13


1989 yılında Romanya'da hakim olan ÇAVUŞESKU önderliğindeki Komünist iktidar düşürüldükten sonra yaklaşık 2 yıl kadar ekonomik bir çöküntü yaşandı. Bu boşluk sırasında özellikle Türkiye'den birçok iş adamı bu ülkeye gelip ekonomi piyasasına girdiler. 1993 yılma kadar bu iş adamları münferit olarak kendi başlarına iş kollan açıp faaliyet gösterdiler. 
Ancak bu tarihten sonra siyasi tercih ve köken itibariyle iş adamları arasında gruplaşmalar başladı. Üç isim altında yapılanmalar meydana geldi. 

Bunlardan Oriyental (Kürt) İş Adamları Derneği; Romanya’da yaklaşık yüzde onluk bir iş adamı kitlesine hakim olup PKK örgütünün yönetim ve güdümünde faaliyet gösterir. Bu derneğin isminde Kürt ibaresinin kullanılmasına Romanya makamları izin vermediğinden dolayı bu isim açıktan kullanılmaktadır. l993'te kurulmuştur. 

…O halde bu dernekler kurulduktan sonra Romanya Hükümlerinin de müsamahalı tavırları ile özellikle Kürt iş adamları derneğini paravan kuruluş olarak kullanıp kendi amaç ve stratejileri doğrultusunda faaliyet göstermesini amaç edinen PKK örgüt mensupları bu ülkede büyük bir hareket serbestisi içerisindedirler, örneğin Türkiye Cumhuriyetinin sade vatandaşı olan bir kişi iş yapmak isterse birçok zorluk çıkarılmaktadır. Ancak Siyasi sığınmacı olduğunu beyan eden her hangi bir PKK örgüt mensubuna çok büyük kolaylıklar sağlanmaktadır. Hatta ben sınır dışı olmak üzere iken bana Romanya polisi eğer Siyasi iltica talebinde bulunursan hemen sınır dışı etmeyiz. Burada kalıp faaliyetlerine devam edersin teklifini getirdiler, ancak ben sığınmayı kabul etmedim. 

1993 yılı içerisinde Romanya kamu görevlilerinin de müsamahaları sonucu PKK örgüt mensupları ortaya çıkıp baskı grubu oluşturma gayreti içerisine girerek gayet sert girişimlerde bulunup Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı birçok iş adamından aidat adı altında para toplamaya başladılar. Bu arada kendi güdümlerinde faaliyet gösterebilmesi için (Oriyental) Kürt İş Adamları Derneği'ni kurdurdular. 

Bu derneğin kurulduğu 1993 tarihinden bu güne kadar resmiyette başkanı Suriye uyruklu Mustafa Hasan isimli kişi olanak gösterilmektedir. Ancak her zaman bu kişiyi ve derneği perde arkasından yöneten illegal bir başkan mevcuttur. 

1993 yılında ben fabrikada bulunurken 2 örgüt mensubu benim fabrikama gelerek benden aidat istediler. Bundan sonra bize sürekli periyodik olarak aidat ödeyeceksiniz. Diğer kurt Kökenli iş adamlarından da para topladıklarım vermeyenlerin basma bir çok felaketin getirildiğini söyleyerek üstü kapalı şekilde iş yerlerine ve iş adamlarına yönelik eylemleri kendilerinin gerçekleştirdiğini ima ettiler. Bende burada iş sahibi olan bütün iş adamları gibi para vermeyi kabul ettim. Ortalama olarak dolar kuruna endeksli şekilde kendi planladıkları ve kararlaştırdıkları miktarda parayı bizden alıyorlardı. Ayrıca düzenledikleri Şölen-Şenlik-Toplantı ve Gösteri gibi etkinliklere katılmamız hususunda baskı yapıyorlardı. O zamanlar benim bildiğim burada Mahsun kod adlı örgüt mensubunun sorumlu olduğu idi. 1996 yılma kadar ilişkilerim bu şekilde devam etti. Ancak 1996 yılında benim iş yerime gelen 2 örgüt mensubu bana toplantı olduğunu ve bu toplantıya katılacağımı söyledi. PKK örgütünün karargâhı konumunda olan Bükreş şehrinin Obur semtinde (Obur Bazaar isimli iş merkezinin bulunduğu yer) Obur Bazaar'ın karşısında sağda yaklaşık 700 metre uzaklıkta müstakil bahçeli dört odadan ibaret merkeze gelmemi istediler. Burada derneğin yeni yönetiminin seçilebilmesi için toplantı yapıldı. Toplantı da PKK örgütünün Propagandasını içeren konuşmalar genelde Kürtçe idi. Ben Kürt'çe bilmediğimden bir şey anlamadım. Ancak görüşmeler sonrasında bana derneğin yönetim kuruluna gireceğimi söylediler. Derneğin yönetimine 9 kişi seçildi. Ancak kâğıt üzerinde, yani resmiyette Mustafa Hasan yönetiminde bulunan eski yönetim yine olduğu gibi kaldı. örgütün stratejisi doğrultusunda derneği yönetecek olan İllegal yönetim seçildi. Bu yönetim (9) kişiden meydana geliyordu. Bu kişiler Bükreş'te tanınan İşadamlarından meydana geliyordu. Beni de yönetime dahil ettiler…” şeklindeki beyanıyla Romanya çalışmalarını orataya koymuştur. 

Almanya/Frankfurt merkezli faaliyet gösteren KARSAZ, 2002 yılının ikinci yarısında faaliyetlerinin kapsamını genişletmeye çalışmıştır. KARSAZ Avrupa'daki örgüt yandaşı Derneklerin çatı kuruluşu durumunda olan KON-KURD'a 30 Nisan 2002'de bir yazı göndererek, “Ulusal ekonomi" oluşturma gayretleri kapsamında, yeni bir faaliyet başlatmak istediğini belirtmiştir. “Mostranic Netwoork Information Cominikation" adlı özel bir firma  tarafından "Her Kürde bir kart, her Kürt işadamına bir kart okuyucu" sloganıyla bir çalışma başlatmıştır. 

Örgüt tarafından, Kürt pazarına ve yapılanmasına büyük katkısı olabileceği değerlendirilen, KARSAZ ve KON-KURD üyelerine yönelik, "Kurd-Card" adıyla kredi kartı temelini oluşturacak bir proje başlatıldığı ifade etmiştir. Anılan projeye, Almanya'daki yaklaşık (10.800) üyesiyle KON-KURD, (8.000) üyesiyle sözde Kürt Aleviler Birliği, KİH-Kürdistan İslami Hareketi, Yezidi Kürtler Federasyonu ve diğer oluşumların yanı sıra, sayıları 20 bine 
varan işadamı ve esnafın, dahil edilmeye çalışıldığı belirtilmiştir. 

Projelendirilen Kurd-Card'ın üzerinde, KON-KURD'un logosu bulunan ve üyelerine ait bilgileri içeren bir chip-kart bulunacağı, Kurd-Card okuyucu aletinin ise; Kurd-Card sahibi ya da KARSAZ üyesi olmasına 
bakılmaksızın ilişkide olunan tüm işyeri sahiplerine dağıtılacağı ifade edilmiştir. Öte yandan "Mostranic Netwoork Information Cominication" adlı özel firmanın ise; elde edeceği sürekli gelirden, örgüt yandaşı derneklere internet bağlantısı sağlamanın yanı sıra "Bilgi Ağı" projelerini finanse edeceğini taahhüt etmiştir. 

KARSAZ'ın Kurd-Card projesi kapsamında, genişlemeye çalışmayı, genişleme ile birlikte Kürt kökenli üye sayısını tespit ederek, uluslararası güçlü bir organizasyon olduğunu kabul ettirmeyi ve bu sayede Avrupa Ticaret Bakanlığı'nca tanınmayı hedeflemiştir. Ayrıca, Kurd-Card projesi, KARSAZ'ın üye sayısını artırma/kayıt altına alma, şirketlerin faaliyetlerine süreklilik kazandırma, para trafiğini hızlandırma, tanıtım sağlama ve hepsinden önemlisi, tüm alanlarda, Ülkemiz aleyhinde yürütülen bölücü ve yıkıcı faaliyetlerin finansmanının sağlanması amaçlanmıştır. 

KARSAZ yönetimince 26 Mayıs 2002 tarihinde Fransa’nın başkenti Paris'te gerçekleştirilen bir diğer toplantıda Avrupa'daki, üye sayısının (210)'a çıkarıldığı, Orta Asya (150), ABD ve Ortadoğu'da ise (17) üyesinin 
bulunduğu açıklanmıştır. KARSAZ tarafından, bünyesinde üye bilincinin oluşturulması amacıyla, şahıslar ve şirketler adına hazırlanan kimlik kartlarının dağıtım işlemleri ise 2002 Temmuz ayı içerisinde başlamıştır. 

Bu projenin uygulamaya sokulduğu dönemde KARSAZ üyeleriyle sorumluları arasında parasal nedenlerden sorunlar çıkmıştır. Taraflar arasındaki ihtilafın çözülmesi amacıyla Rıza Altun isimli örgüt mensubu 
devreye girmiş ve konunun örgütün cephe aparatı olan YDK nezdinde gündeme getirilerek çözülmesi hedeflenmiştir. Doğal olarak mevcut kavgalardan dolayı bu proje hayata geçirilmeden ortadan kalkmıştır. 

KARSAZ'ın üçüncü kongresi, "3. Kürt Ekonomi Kongresi" adı altında 31 Ocak - 2 Şubat 2003 tarihleri arasında Frankfurt'ta gerçekleştirilmiş, kongreye Avusturya, Avustralya, Amerika, Güney Afrika, Rusya 
Federasyonu, Balkanlar ve ülkemizden (200)'ün üzerinde üye ve sözde ekonomistle, yabancı firma temsilcileri katılmıştır. Bu kuruluşun başkanlığına Ferhat Hasan Yirik isimli şahıs getirilmiştir. 

Kongrede örgüt kampanyalarına aktif destek sunulması, teşkilatlanma çalışmalarına hız verilmesi gibi kararların yanı sıra, Maddi durumu iyi olmayan Kürt öğrencilere burs verilmesi için bir fon oluşturulması 
kararlaştırılmıştır. 

KARSAZ 3. Kongresi akabinde devam eden örgütsel çalışmalarda, Fransa' daki örgütlenme çalışmalarını tamamlamış ve Almanya genelindeki (15) eyalette temsilcilik açmıştır288. 

KARSAZ’ın kurulmasındaki asıl amaç daha sonra ki zamanda iyice gün yüzüne çıkmıştır. Buna göre PKK Avrupa Saha yönetimince elde edilen uyuşturucudan veya diğer vergilendirme paralarından elde edilen 
gelirleri, bu ülkelerde yaşayan ve ticareti bilen sempatizanlara vererek, örgüt kontrolünde iş yeri açtıkları, bu işyerleri üzerinden elde edilen gelirin Ermenistan ve Suriye’deki bankalar üzerinden örgüte aktarıldığı, iş yeri sahiplerine de belli miktarda pay verildiği ve böylece paraların aklandığı gözlenmiştir. 

05-Aralık 2003 tarihine gelindiğinde ise KARSAZ; örgüte müzahir iş adamlarını, Yahudi ve Alman işverenlerini 6 Aralık günü Almanya'nın başkenti Berlin'de düzenlediği bir toplantıda buluşturmuştur. Yüze yakın 
işverenin bir araya geldiği toplantıda KARSAZ'dan Hasan Ferhat Yirik, KUP'den Dilşad Barzanî, KYB'den Ahmed Barvvarî, Yahudi İşverenler Birliği'nden Rosa Berger ve GmbH Servisinden Monica Helm birer konuşma yapmıştır. Toplantıda Almanya Endüstri ve Ticaret Odası temsilcileri de hazır bulunmuştur. 

Toplantının içeriği hakkında konuşan KARSAZ Yönetim Kurulu Üyesi Hasan Ferhat Yirik, son dönemlerde yönetici ve üye düzeyinde birçok KARSAZ'lı işverenin Kuzey Irak’a gittiğini belirterek, buradaki yeni imkanlar ve iş olanaklarını değerlendirdiklerini, toplantıda işverenlerinin Almanya'da yaşadığı sorunlarını anlattıklarını ifade etmiştir. 

Bu yıl içinde KARSAZ Yönetim Kurulu Başkanı Bahar Çoban tarafından yapılan açıklamada, KARSAZ üyesi 20 şirketin bir araya gelerek MAL-AVA adlı bir holding kurduğu ve benzer bir holdingin Fransa'da da kurulması için girişimler sürdürüldüğü belirtilmiştir. 

KARSAZ yöneticileri, 11 Ocak 2004 tarihinde Fransa’da bir toplantı düzenleyerek örgüte müzahir işverenleri Kuzey Irak’taki ekonomik gelişmeler hakkında bilgilendirmiş ve Kuzey Irak’a yatırım konusunda teşvik edilmiştir. 03-04 Nisan 2004 tarihinde ise Almanya’nın Frankfurt şehrinde 4. kongresini gerçekleştirmiştir. Kongrede KARSAZ’ın misyonunun Kürt iş dünyasını bir araya getirmek, AB ölçülerinde gelişen ekonomik, demokratik ve 
çağdaş değerler ölçüsünde gelişmeleri “Kürdistan’a” taşırmak olarak ifade edilmiştir. Kongrede Halil Karakaş Başkanlığa, Ali Ongun, Gülnur Aydoğdu, Rıza Çelik, Hüseyin Tişkaya, Bünyamin Aydilek ve Mühlis Gümüştaş’tan 
oluşan kişiler ise yeni yönetime seçilmişlerdir. Av. Erhan Baran tarafından hazırlanan yeni tüzük ise tamamen Alman dernek yasalarına göre şekillendirilmiştir. 

Frankfurt Ticaret Odası tarafından birlikte yürütülen ortak bir çalışma nedeniyle 2005 yılında tarafından KARSAZ yöneticilerine plaket verilmiştir. Almanların verdikleri plaketlere rağmen KARSAZ faaliyetleri dönem itibarıyla etkisizleşmeye başlamış ve örgüt içi sorunlar belirgin hale gelmiştir. 

Dönem ile ilgili olarak KARSAZ Yönetim Kurulu Üyesi Hasan Ferhat Yirik tarafından yapılan açıklamada; “…Şimdi genellikle inşaat, tekstil, gıda, ve hizmet sektörlerinde olmak üzere, Almanya, Fransa, Avusturya, Belçika, 
İsveç, Avusturalya ve Kanada’da yaklaşık 350 üyemiz bulunuyor. Üyelerimizin yüzde 70'i Almanya’dan. Daha sonra Fransa geliyor. Ebetteki bu örgütlenme düzeyini yetersiz buluyor ve daha da geliştirmeyi hedefliyoruz. 

İlk önceleri başta Türkiye ve Almanya’da engellemeler vardı. Ama bizim de çabalarımızla Almanya’daki baskılar kırıldı. Bugün Frankfurt Ticaret Odası ile birlikte çalışıyoruz. Hatta geçtiğimiz günlerde Oda tarafından kurumumuza başarılı ortak bir çalışma yürüttüğümüz için bir de plaket verildi. 

Elbette şirketler kurulmalı. Bugüne kadar yapıldı da. Ama kurulacak şirketler nasıl yönetilecek, hangi biçimde kar elde edilecek, Kürt işverenler arasındaki ilişki sağlıklı bir şekilde nasıl sağlanacak ve dünya ya da bulunulan ülkedeki pazarda nasıl yer edinilecek? Bu konularda insanlar nasıl bilgilendirilecek, eğitilecek? KARSAZ’ın bünyesinde topladığı insanları 
çalıştırabilmesi gerekiyor…289” ifadeleri ön plana çıkarılmıştır. 

KARSAZ'ın IV. Olağan Kongresi, 30 Nisan-01 Mayıs 2005 tarihleri arasında Almanya/Frankfurt'ta yapılmıştır. Kongrede, KARSAZ Başkanlığına Ali Hatay, Başkan Yardımcılığına Naim Kılıç getirilmiş, Yönetim Kurulu üyelerinden Zeki Baran Genel Sekreterliğe seçilmiştir. 

Ayrıca toplantıda, “Kürt ekonomisinin küçümsenmeyecek bir sermayeye sahip olduğu, Kürdistan dışına açılım için gerekli alt yapı çalışmalarına hız verilmesi gerektiği, kurulacak bir Kürt Bankasının köylerin yeniden yapılandırılması için kredi sağlayabileceği" hususları ele alınmıştır. 

Bu zamanda Almanya'nın Dresden adlı bir bölgesinde Dresden Kürt Alman Dostluk Derneği üyesi görünümü adı altında faaliyet gösteren (28) kişi, örgüte aktarılmak amacıyla toplanan yaklaşık 287 bin Euro'ya ait 
bağış makbuzları ve bağış listeleriyle birlikte Saksonya Kriminal Polis Müdürlüğü tarafından 17 Nisan 2005 tarihinde yakalanmıştır. 

KARSAZ, bölücü örgüt adına sürdürdüğü faaliyetler çerçevesinde 06 Mayıs 2006'da Almanya/Frankfurt'ta geniş katılımlı bir toplantı düzenlenmiş ve söz konusu toplantıya Avrupa Parlamentosu yetkilileri ile DTP'li Diyarbakır Belediye Başkanlığından da katılım olmuştur. 

Anılan toplantıda, 
"Avrupa'daki Kürt işverenlerin topraklarıyla buluşturularak, Güneydoğu Anadolu ve Irak kuzeyine yatırım hamlesi başlatılması, bununla ilgili yapılacak toplantı/kongrenin Dohuk'ta gerçekleştirilebileceği" görüşülmüş, 
ayrıca, Irak Federal Kürt Bölgesi Başkanı Mesut BARZANİ'nin kutlama ve masrafları bizzat karşılanmak üzere KARSAZ üyelerini ERBİL'e davet mesajı okunmuştur. 

KARSAZ tarafından Mayıs 2006'da Frankfurt'ta yapılan konferansta anılan oluşum bünyesinde yer alan örgüt yandaşı işadamlarının Türkiye ve Irak'ın kuzeyine yatırım yapmaları yönünde karar alınmıştır. 

Görünüşte KARSAZ’ın sorumluluğunu Hasan Ferhat YİRİK isimli şahıs yapıyor olmasına karşın, asıl sorumlunun terör örgütü üst düzey yöneticilerinden ve hali hazırda Yürütme Konseyi Üyesi olan Koli-Zafer-Tahir KOD Muzaffer AYATA’nın olduğu bilinmektedir. 

Almanya'da örgütün Avrupa bölge sorumluluğu yürüten Muzaffer Ayata ve Rıza Erdoğan 2006 Ağustos ayında tutuklanmış, CDK/Ekonomi Mali Birim sorumlusu Sefkan (K) Halil Dalkılıç Ekim 2006 itibariyle (3) yıl, 1994-1995 yıllarında örgüt adına bölge sorumluluğu yapan Sakine Ateş 2006 Ekim ayında (1) yıl (9) ay hapis cezasına çarptırılmış, yine 1993-1994 yıllarında Almanya'da bölge sorumlusu olan Hasan KARTAL 2006 Haziran ayında tutuklanmıştır. Almanya böylece bölge sorumluları ve CDK'nın etkin elemanları üzerinden hareketle örgüt faaliyetlerini kontrollü bir seviyede tutmaya çalışmışlardır. 

2006 yılında meydana gelen tutuklamalar, KARSAZ içerisinde ortaya çıkan sorunlar ve KARSAZ’a üye olan kurumların adlarının ortaya çıkmasıyla birlikte iş yapamamalarının meydana getirdiği sonuçlar ele alındığında KARSAZ’ın faaliyetlerinin dondurulması örgüt tarafından gündeme getirilmiştir. 

Ortaya çıkan bu nedenlerden dolayı KARSAZ, 2008 Aralık ayında Fransa'da gerçekleştirdiği toplantıda kendisini feshederek, faaliyetlerini geçici olarak durdurma karan almıştır. KARSAZ’ın feshedildiğine örgüt güdümündeki Fırat Haber Ajansının internet sitesinde 4 Haziran 2009 tarihinde yayınlanan "KARSAZ Feshedildi" başlıklı haberde yer verilmiştir. KARSAZ, o güne kadar 500 üyelik sayıya ulaşırken, bu şirketlerin zaman içerisinde PKK ile bağlantılı olduğunun ortaya çıkmasıyla iş alamaz duruma gelmeleri fes edilmede etkin olmuştur. 

KARSAZ aldığı kararla kendini fes etse de faaliyetleri devam etmiştir. 
Bu şirketler ve sahipleri şimdilerde el altından faaliyetlerine devam etmektedir. 

KARSAZ’ın yıllarca Avrupa’da faaliyet yürütmesine karşın, hakkında kayda değer haber çıkmamış, tamda fesih sonrasında basında birlik ile ilgili haberler yayınlanmaya başlamıştır. 

Sabah gazetesinden Abdurrahman Şimşek 01 Haziran 2009 tarihinde “PKK'nın Finans Ağının Merkezi Almanya'da” başlıklı bir haber yayınlamış ve bu haber ülkemiz kamuoyunda geniş yer bulmuştur. 

Sabah gazetesinin haberinde; PKK'nın Avrupa faaliyetlerinin odağında Almanya yer aldığı, Merkezi Frankfurt'ta bulunan KARSAZ'a üye Almanya'daki şirketlerin, örgütün uyuşturucu parasının aklanmasında ve 
Kandil başta olmak üzere Kuzey Irak'taki PKK kamplarına gönderilmek üzere silah ve mühimmat temin edilmesinde önemli rol oynadığı, KARSAZ’ın, Brüksel'deki KON-KURD adlı Kürt dernekleri federasyonuna bağlı faaliyet gösterdiğini, KON-KURD'u önceleri PKK üst yönetiminden Canan Kurtyılmaz'ın sonrasında ise yeni Avrupa sorumlusu Sabri Ok’un yönettiği, 

KARSAZ'a üye bin şirketin bulunduğu, bu şirketlerden Almanya’da 147, Fransa'da 49, İsviçre'de 14, Hollanda'da 13, İngiltere'de 12, Avusturya'da 10, İsveç'te 8, Yunanistan'da 2, Danimarka, Belçika ve Romanya'da ise 
birer şirketin olduğu, 



KARSAZ'ın yılda 1 milyar Euro kara para akladığını ve bu parayı terör örgütüne gönderdiğini, PKK’nın uyuşturucu gelirini bir Alman bankası aracılığıyla Ermenistan ve Güney Kıbrıs'taki bazı bankalara gönderdiğini, Hollanda istihbarat teşkilatı AIVD'nin hazırladığı raporda, Mustafa Yıldırım ve Hacı Karakoyun adlı KARSAZ üyelerinin PKK'nın finansörü olduğu, Yıldırım’ın, şirketleri aracılığıyla PKK'nın topladığı parayı ticaret adı 
altında Kuzey Irak'a aktardığı, PKK'nın uyuşturucu alanında ve siyasi alandaki büyük gruplardan birinin başında Metin Cansız adlı kişinin yer aldığı, PKK'nın uyuşturucu trafiğini yöneten isimlerden birinin halen cezaevinde olan Hakkâri Yüksekovalı Hikmet Serdar olduğu, 

KARSAZ'ın bir dönem Paris temsilciliğini Diyarbakır Liceli M. Zülküf Ekin isimli kişinin yaptığını, bu kişinin tabela firmalar üzerinden PKK'nın uyuşturucu parasını akladığı hususlarına yer verilmiştir. 

Yayınlanan haberler örgüt tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Fırat haber ajansında Celil Demiralp tarafından “Avrupa’da Kürt şirketleri MİT kıskacında!” başlıklı yazı kaleme alınmıştır. Yazıda; “Avrupa’daki Kürt ekonomik ve sivil toplum örgütlenmeleri, istihbaratçılar, elçilikler, siyasiler ve finans çevreleri ekseninde yürütülen bir kampanyanın hedefinde yer alıyor. Sabah gazetesinde Kürt şirketlerin listesi verilerek, PKK ve uyuşturucu ile bağlantılandırılması, Avrupa’da MİT’in karanlık ve kirli işlerini gözler önüne seriyor. Yaklaşık 2 yıldır bir faaliyeti olmayan ve iki hafta önce resmen feshedilen Uluslararası Kürt İşverenler Birliği (KARSAZ) kurucusu şirketler özellikle hedef alınarak, tüm küçük işletmeler de sindirilmeye çalışılıyor… 290 ” hususları ön plana çıkarılmıştır. 

Sabah Gazetesinin haberinin akabinde Fransız Mali Polisi tarafından KARSAZ ÜYESİ Hacı Karakoyun'un işyerlerine baskın yapılmış ve hakkında soruşturma açılmıştır. 

İddialara göre KARSAZ’ın faaliyetlerinin ve üyelerinin deşifre olmasının akabinde KARSAZ yerine DOGSİAD (Doğu ve Güneydoğu Sanayici İşadamları Derneği) 291 Adıyla yeni bir ekonomi yapısı oluşturulmuş ve 
çalışmalar bu ad altında yürütülmeye başlanmıştır. 

Merkezi Almanya'da bulunan ve aralarında İsviçre, Fransa ve Hollanda'dan da yatırımcıların olduğu DOGSIAD heyeti, 28 Nisan 2011 tarihinde Türkiye’ye gelerek Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman 
Baydemir'i ziyaret etmiştir. Dernek Başkanı Erhan Baran yaptığı açıklamada, Diyarbakır'da iki gün kalmayı planladıklarını, dernek üyelerinin kentteki iş olanaklarını araştırmak, fizibilite çalışması yapmak, yerel dinamiklerle görüşerek fikir alışverişinde bulunmak üzere çeşitli temaslarda bulunacaklarını belirtmiştir. 

Terör örgütü KARSAZ’la birlikte üye şirketlerin deşifre olması, üyelerin işlerinde gerilemenin olması, daha da ilginci birçok dolandırıcının örgütün parasından nemalanmak için KARSAZ’a üye olduğu ve bundan önemli 
kazanç elde ettikleri görülmüştür. 

Terör örgütü ortaya çıkan olumsuz durumu ortadan kaldırmak için yeni yöntemler geliştirmiş ve yeni para aklama metotlarını devreye sokmuştur. 

Buna göre Avrupa’da çeşitli yöntemlerle ele geçirilen kirli para kuryelerle 
ülkemize aktarılmakta ve bu paraları müzahir belediyeler üzerinden aklamaktadır. 

BU BÖLÜM DİPNOTLARI;

250 KADEK, "KADEK Kuruluş Kongresi Sonuç Bildirgesi", Nisan–2002 
251 16 Ocak 2002 Tarihli Abdullah Öcalan’ın Avukatları İle Görüşme Notu 
252 Özgür Politika Gazetesi, “KARZAS Kongresini Tamamladı”, 14 Ocak 2002 
253 16 Ocak 2002 Tarihli Abdullah Öcalan’ın Avukatları İle Görüşme Notu 
254 28 Ağustos 2002 Tarihli Abdullah Öcalan’ın Avukatları İle Görüşme Notu 
255 25 Haziran 2003 Tarihli Abdullah Öcalan’ın Avukatları İle Görüşme Notu 
256 30 Nisan 2003 Tarihli Abdullah Öcalan’ın Avukatları İle Görüşme Notu 
257 30 Nisan 2003 Tarihli Abdullah Öcalan’ın Avukatları İle Görüşme Notu 
258 Köknar A., “ PKK nın dış ilişkileri”, I. Milletlerarası Doğu Ve Güneydoğu Anadoluda Güvenlik ve Huzur Sempozyumu, Fırat üniversitesi, 2000, s.199. 
259 Köknar, a.g.m., s.201. 
260 Köknar, a.g.m., s.207. 
261 Köknar, a.g.m., s.201. 
262 Köknar, a.g.m., s.204. 
263 Trud Gazetesi, KADEK mensubu Doğan Zağros’un açıklamaları, 23 Nisan 2002. 
264 KADEK, "YDK I. Kongre Belgeleri" Mayıs, 2000. 
265 KADEK, "YDK III.Kongresi Dokümanları", Mayıs-2002 
266 KADEK, "Politik-Pratik Çalışma Raporu", Nisan–2002 
267 Özgür Politika Gazetesi, “KNK Kongresi gerçekleştirildi”, 25.01.2000. 
268 08 Ağustos 2000 Tarihli Abdullah Öcalan’ın Avukatları İle Görüşme Notu 
269 KADEK, "KNK 4.Olagan Genel Kurul Belgeleri, 31 Eylül 2002 
270 25 Haziran 2003 tarihli Abdullah Öcalan’ın avukatları ile görüşme notu 
271 12 Mart 2003 Tarihli Abdullah Öcalan’ın Avukatları İle Görüşme Notu 
272 12 Mart 2003 Tarihli Abdullah Öcalan’ın Avukatları İle Görüşme Notu 
273 10 Eylül 2003 Tarihli Abdullah Öcalan’ın Avukatları İle Görüşme Notu 
274 KADEK, FEK 5.Olagan Genel Kurul Belgeleri, 28 Kasım 2006 
275 KADEK, "Heyva Sor lO. Olagan Genel Kurul Belgeleri, 11 Ekim 2002 
276 KADEK, "HÜNERKOM 2.Olagan Genel Kurul Belgeleri, Kasım 2003 
277 27 Ağustos 2003 Tarihli Abdullah Öcalan’ın Avukatları İle Görüşme Notu 
278 KADEK, "YCK 5:Kongre Belgeleri”, 28 Nisan 2003 
279 Baki Karer, Bir Sosyolog, Bir Örgüt ve Kürt Yıkımı, Baki Karer, s.90 
280 Abdullah Öcalan, Devrimin Dili ve Eylemi adlı Kitaptan. 
281 Abdullah Öcalan, Sümer Rahip Devletinden Demokratik Halk Cumhuriyetine Doğru, C. I., s.187. 
282 Abdullah Öcalan, Sümer Rahip Devletinden Demokratik Halk Cumhuriyetine Doğru, C. I., s.188. 
283 Abdullah Öcalan, Seçme Yazılar-2, s. 19 
284 Erhan Ergül, Kürdistan İsci Partisi (PKK) Terör Örgütü: Etnik Terörün Fikir Yapısı, Anatomisi Ve Siddet Stratejileri, Yüksek 
Lisans Tezi Bolu/2007 
285 Özgür Politika Gazetesi, “KARZAS Heyeti Rusya’da Görüşmeler Gerçekleştirdi”, 15 Eylül 2001 
286 http://www.pwdnerin.com/modules.php?name=Gorusme&pa=showpage&pid=50 
287 Özgür Politika Gazetesi, “KARZAS Kongresini Tamamladı”, 14 Ocak 2002 
288 KADEK, "KARSAZ 3.Kongre Belgeleri", 25 Nisan 2005 
289 Özgür Politika Gazetesi, “Türkiye’deki Kürt işverenler biraraya gelmeli“, 24-Ocak 2005. 
290 Celil Demiralp, “Avrupa’da Kürt şirketleri MİT kıskacında!”, 04 Haziran 2009, ANF. 
291 http://www.birdoz.com/index.php?option=com_content&view=article&id=66:karsazdan-dogsada-kuertlerin-
ekonomik-oerguetlenmesi&catid=18:tuerkce&Itemid=116 



***

PANZER VE KÜRT İSYANI KADEK’İN İLANI VE AVRUPADA PKK'YA DESTEK VEREN ÜLKE FAALİYETLERİ BÖLÜM 12

PANZER VE KÜRT İSYANI KADEK’İN İLANI VE AVRUPADA PKK'YA DESTEK VEREN ÜLKE FAALİYETLERİ  BÖLÜM 12





PKK terör örgütü HİK’i oluşturduktan sonra PKK karşıtı olan ve Kürtlerden oluşan PİK’i (Partiye İslamiye Kürdistanı) ele geçirmeye çalışmış, 
bu amaçla hırsızlık kaydı olmasına rağmen dindar bir görüntü altında faaliyet gösteren PİK’li Hikmet Yıldız (Serbılınd) ile ortak bir eylem planı 
hazırlamıştır. Bu amaçla Hikmet Yıldız, Abdurrahman Dürre, Mehmet Can Sönmez (Melle Can) ve Zubeyr Aydar Köln’de bir lokantada görüşerek 
hazırlıklar yapmıştır. Örgütün hazırladığı bu plan PİK yönetimince fark edildiğinden plan gerçekleştirilememiştir. 

Örgütün manevi lideri olan Abdurrahman Dürre daha sonra PKK’dan ayrılarak Öcalan’a muhalif olmuş, akabinde de kırsalda olan oğlu Berzan Durre Duran Kalkan tarafından Hınere kampında öldürülmüştür. 

Kürdistan İslam Hareketi (KİH), 01 Mayıs 2005 tarihinde Almanya'nın Hagen Kenti'nde bulunan Şêx Mah Medeni Cami'nde iki gün süren kongrenin ardından ismini Kürdistan İslam Toplumu-CİK (Civaka 
İslamiye Kurdistan) olarak değiştirmiştir. CİK Başkanlığına Melle Şafii seçilmiş, Kongre'de Melle Abdullah Xerzan (Pipuki) ile birlikte Şeyh Sait, Şeyh Mehmedi, Emin Bingöl ve Melle Muhyettin de manevi lider olarak 
kabul edilmiştir. 




Melle Şafi, aslen Muş'un Varto’lu olup, emekli olduktan sonra HADEP yönetiminde de yer almış ve 2002 yılından beride Almanya'da yaşamaya başlamıştır. 


CÎK. Başkanı Melle Şafîî tarafından Dortmund’da 27 Kasım 2006 tarihinde PKK’nin kuruluş yıldönümü dolasıyla yapılan açıklamada; ‘’Biz şuna kanaat getiriyoruz ki, PKK'nin kurulması meşru bir partidir, Allah'ın buyurduğu haklı ve meşru davalardan bir dava için mücadele ettiğini inanıyoruz. Müslüman Kürt halkının dilinin ve kültürünün yasaklandığı ve bir halk olarak hakkı ve hukuku hiçe sayıldığı inkar edildiği bir dönemde, PKK'nin zulümkar bir rejime yani devlete karşı savaştığını ve bunun da Kürt halkının özgür ve eşit hakları için olmuştur. Kürt halkı PKK'nin mücadelesine sahip çıkmalıdır 
ve kendi hakkı için meşru savaşı vermelidir” ifadeleri ile CİK’in örgütün bir alt örgütlenmesi olduğunu ima etmiştir. 

CİK örgütünün PKK terör örgütünün paravanı olduğu ve örgütün dine bakışı örgüt mensuplarının ifadelerine de yansımıştır. Bu çerçevede N. A. Adlı üst düzey bayan örgüt mensubunun ifadesinde örgütün dine bakışı hakkında; “Namaz ve oruç gibi dini vazifeler örgüt içerisinde istisnalar dışında uygulanmamaktadır. Çünkü gerillanın yaşam tarzı, sürekli hareket halinde oluşu, her zaman yiyecek ve temizlik gibi imkânlar olmayışı doğal olarak bu dini vazifeleri uygulamamayı getirmektedir. Bu da zaman içerisinde dinden kopuk örgüt mensupları gibi bir görüntüyü ortaya çıkartmaktadır… 

 Sosyalizm ideolojisi doğal olarak materyalist bakış açısını koruduğu için dine karşıdır. Örgütün ideolojisi de bilimsel sosyalizm temelinde olduğu için din konusunda böyle bir yaklaşımı öne çıkartsa da, bu konuda bilinen sosyalist anlayışın aksine katı değil de esnek bir yaklaşımı içinde barındırmaktadır. Çünkü dini ret etmesi oldukça derin bir İslamiyet anlayışı 
olan Kürt halkını kazanmak konusunda zafiyete düşmesi demektir. 
Bu açıdan söylemde dine karşı çıkmamış fakat uygulamada dini referanslı kişilere tepkiyle yaklaşmıştır. 

 Örgüt içerisinde diğer dinlere de ilgi bulunmaktadır. Hz. İsa’ya, Zerdüşt inancına ve Zerdüşt’ün kendisine ilgi vardır. Örneğin; Suriyeli Kürtlerde Suriye’nin yapısından kaynaklı haç takmak, Hz. İsa’nın resmini asmak aile ortamından gelen çok doğal bir olgudur. Diğer yandan İslamiyet’ten önce Türklerin dini nasıl Şamanizm ise, Kürtlerin de dini inancı Zerdüştlüktür
En azında bize böyle anlatıldı. Bu anlamda başlangıç inancına ilgi, bunu araştırma, Zerdüşt’ün Kürt toplumu üzerinde geliştirdiği etkiler önemsenmekte ve günümüzün inancı ile de harmanlanmaktadır. Özellikle Zerdüştlük, hem Kürtlerin İslamiyet öncesi dini olması ki bugün yezidi Kürtler bu inanç üzeri yaşamaktadırlar, hem de felsefik olarak önemli temaları içinde bulundurması, örgütün ve Abdullah Öcalan’ın eğilimini geliştirmiştir. Nedenlerine gelince ise; 


   MELE ABDULLAH - APO

 Birincisi; Zerdüşt öğretisi hem bir dini inanç hem de felsefe olarak ele alınmaktadır. Zerdüşt’ün kendisi hem bir filozof, hem de bir peygamber olarak tanımlanmaktadır ve felsefenin çıkışı Atina olarak değil, Ortadoğu olarak ifadelendirilmekte, Zerdüşt ise Ortadoğu ve Avrupa arası felsefeye geçiş aşaması olarak tanımlanmaktadır. Zerdüşt’ün Avesta isimli gatalarının incelenmesi ve Zerdüşt felsefesinin derinliğinin anlaşılması, örgüt içerisinde kimi akademilerde ayrıca ele alınmıştır. Bu felsefede özellikle Zerdüşt’ün zıtların birliğine dayalı yaşama, insana ve doğaya bakan diyalektik bakış açısı önemsenmektedir… Elbette daha da açılacak bir konu olan bu felsefik yaklaşım örgüt içerisinde bir eğitim konusu olarak ele alınmakla birlikte, İslamiyet’in önüne çıkartılmamaktadır. Örgüt mensuplarının Zerdüştlüğe ilgisi olmakla birlikte, herkes bir dini inanç olarak Zerdüştlüğe tapma durumunda değildir. 

Diğer bir önemli konuda örgütün değerlendirmesine göre; İslamiyet başlangıçta Ortadoğu açısından bir ilericilik yaratmışsa da (felsefe, tıp, matematik, vb.) bir süre sonra içe kapanmayı ve muhafazakârlığı yaşamış tır. Bundan dolayı bu tutuculuğun hem Ortadoğu hem de Kürt halkı üzerinde yarattığı etkiler örgüt içerisindeki eğitimlerde kapsamlı olarak ele 
alınmaktadır. Bu açıdan örgütün özellikle Sünniliğe karşı olumsuz bir bakışı vardır. 

Örgüt içerisinde din ve inanç olgusuna yer verilmediği gibi bir sonucu ortaya çıkartan diğer bir etken de, örgüt içerisindeki ideolojik eğitimin sosyalizm temelinde olmasından kaynaklı olarak süreç içerisinde gerçekleşen ideolojik 
bilinçlenme din olgusunu daha geri plana itmektedir. Yukarıda belirttiğim hususlar doğrultusunda şöyle bir istatistik yapacak olursak; 

Sünnilik: %50 civarında olup, bu oran sizin algıladığınız şekilde bir İslamiyet inancı değildir. Allah inancı esas olmak üzere Peygamber ve dini referansları daha farklı ele alır. Allah, Peygamber ve din konusunda normal Sünni inancından ayrışmaların ve farklı görüş ayrılıklarının olduğu şekliyle bir İslam inancıdır. 

Alevilik: %30 civarında olup, bu kesim daha çok Türkiye üzeri Tunceli, Malatya, Bingöl, Adıyaman, Sivas, Kahramanmaraş katılımlardır. Alevilik konusunda sonuna kadar bağlı ve tutucudurlar. Hatta örgüt içerisinde bu tutumları çoğu zaman mezhepçilik yaklaşımını öne çıkartmaktadır. Kültürel ve eğitim düzeyi olarak kendilerini çok ileri olarak ele alırlar, Sünni kökenlileri ve diğer dinleri küçümserler. Aleviliği bir ayrıcalık olarak görürler, hatta Alevilik olgusunu, Kürtlük olgusundan önde tutarlar. Alevilik konusunda gelişen eleştirilere açık değillerdir. 

Yezidiler: %5 civarında olup, daha çok Suriye, Mardin, Batman katılımlardır. Hem sayılarının az oluşu hem de güncel bir dini inanç olmayışı fazla bu dini etkin kılmamakla birlikte, yukarıda belirttiğim Zerdüştlüğe ilgiden kaynaklı 
belirli bir ağırlığı taşımaktadır. 

Materyalizm: %15 civarı olup, dini inancı olmayan kendince hiçbir dini kabul etmeyen bir kesimdir. Daha çok ideolojik dönem katılımları böyledir.“ şeklinde ifade edilmiştir. 

Buna göre örgüt militanlarının yarısı Sünni kökenli olmasına karşın, İslam’ın Sünni inancı dışına çıktıkları ve kendilerine göre yeni bir inanış türü geliştirdikleri, bu şekilde meydana getirdikleri değişikliğe rağmen neredeyse tamamının ibadet etmedikleri, diğerlerinin ise İslam inancına tamamen karşı oldukları ortaya çıkmaktadır. 



KARZAZ MAKBUZ.

Konu ile ilgili olarak örgütün eski merkez komite üyesi Baki Karer; “Egemen güçlerin izlediği seyre bağlı olarak PKK’nin de eşzamanlı bir biçimde aynı taktikleri ve yöntemleri izlemesi beklenen bir durumdu. Abdullah Öcalan, 
SSCB’nin yıkılmasıyla birlikte artık sosyalizm maskesini bir tarafa bırakıyor, yerine İslamcı maskeyi takıyordu. İslamcı fırtınaların hızına kapılarak hemen tüm konuşmalarında ve demeçlerinde İslamcı düşünceyi işlemeye başlamıştı. 90’lı yılların başından itibaren güdümlü birçok İslamcı grup PKK’nin yedeğine verilmişti. Sosyalizmi eleştirilip yerden yere vuran A. 
Öcalan, kendisini son peygamber olarak ilan etmeyi de ihmal etmiyordu. Hatta zaman zaman peygamberlikle yetinmeyi az buluyor, tanrılığa kadar yükseliyordu. Bunu müritlerine onaylatmaktaysa hiç zorlanmıyordu…279” derken, 

Öcalan kendini ikici bir kişi olarak ele alarak, kendisini kitlesine anlatmaya çalıştığı bir kitabında; “Hiç bir felsefi tanımlama veya teorik yargı, tek başına Abdullah Öcalan’ı tümüyle kendi kapsamına alacak bir genişliğe sahip değildir. Bunun anlaşılması için ise, deyim yerindeyse insanın bugünkü sistem çerçevesi dahilinde oluşmak zorunda bırakılmış bir anlama gücü yetmemektedir. Başkan Apo’nun gerçeği, sadece onun sözle dile getirdiği teorik literatürün toplamı bir gerçek olmaktan son derece uzaktır ve bu türden bir yargı olayın anlaşılmasında eksiklik yaratmaktan da öteye, 
oldukça yanılgılı sonuçlara götürecektir. Onun tanrısal bir güç olarak değerlendirilmesinin en başlıca bir sebebi de Onun anlaşılmasının zorluğundan kaynaklanmaktadır.280” 

Yine diğer bir kitabında İslam dini için; “Hz. Muhammed İslamiyet’le birlikte, Allah kavramına ağırlıklı olarak devrimin politik ve askeri niteliğini çağrıştıran sıfatlar eklemiştir. Kahhar, Hakim, Malik gibi sıfatlar İslamiyet’le birlikte eklenen askeri ve politik özelliklerdir. Ezel, ebed, yaratılmamışlık, şah damarından daha yakınlık, Greek felsefi düşüncesinin, özellikle Eflatun ve Aristo felsefesinin etkilerini yansıtan teolojik kavramlardır.281” 

“Bir şeyin varlığına aşırı bağlılık her zaman kuşkuyu bağrında taşır. Ölçüsüzlük, doğru olmamaya da işaret etmektedir. İslamiyet’in Allah inancı önemli ölçüde felsefi düşünceye dayanınca, kendiliğinden kuşkuculuğa düşülmüş olmaktadır. Hz Muhammed bu nedenle Allah’ın varlığı ve birliği konusunda hiçbir peygamberde görülmeyen bir çaba harcamaktadır. Sıfatlarını saymaktan tutalım, yaşam ve çalışma tarzına, ebedi ve ezeli olmasından tutalım, her şeyi yaratmasına kadar Allah üzerinde durmakta ve tanımlamaya çalışmaktadır. İnsanın şunu sorası geliyor: bu kadar bilen, 
yaratan, hakim bir Allah, neden kendini kullarına açık bir izahla kabul ettirmiyor da, son peygamberi yoluyla zor bela kabul ettirmeye çalışıyor…282” 

“Muhammed'in geçeceği her yola dikenler ekilmesi ve öldürülmesine karar verilmesi üzerine Mekke'den hicret gündeme gelir ve yol boyunca birçok pusu aşılarak Medine'ye ulaşılır. Muhammed orada devrimini örgütleme çalışmalarına hız verir ve ilk soygun eylemini, Bedir Savaşını yürütür…283” gibi ifadeleriyle Öcalan aslında dine nasıl batığını ortaya koymaktadır. 

Örgüt tarafından dinden uzaklaştırılan bu kişiler zamanla tüm inançlarını kaybederek, birçoğu inançsız duruma gelmektedir. Fırat Haber Ajansı tarafından 2006 yılında Türkiye, İran ve Irak’ta faaliyet gösteren 300 
PKK’lı teröriste yapılan bir anket çalışmasında, militanlara inançları sorulmuş ve alınan cevaplarda; 

Zerdüşt % 34 
Hz. İsa (a.s.) % 34 
Mani % 11 
Hz. Muhammed (s.a.v) % 10 
Hz. Musa (a.s.) % 7 

Hz. İbrahim (a.s.) % 4 şeklinde bir sonuç ortaya çıkmıştır. Bu durum bile örgütün kurduğu HİK veya CİK adlı yapılanmaların dindar Kürt halkını yönlendirmek için kullanılan ve gerçekte İslami inanışla ilgisi olmayan 
yapılar olduğunu göstermektedir. 

KARSAZ (Kürdistan Uluslararası İşverenler Birliği); 

PKK terör örgütünün ele alındığı bir çalışmada yer alması gereken en önemli konulardan biri de örgütün mali kaynakları ile ilgili bilgilerdir. Bu açıdan bu kitapta örgütün mali kaynakları ile ilgili kısa bir bilgi arz edilecektir. Terör örgütünde hali hazırda; HPG’ye bağlı 7 bin civarında silahlı militanın yanı sıra, KCK, DYG, DTK, Siyaset Akademisi, CDK gibi üst örgütlenmelere bağlı on binlerce militan faaliyet göstermektedir. 

Bu yapılara bağlı olarak faaliyet gösteren KON-KURD, YEK-KOM, Mala-Kurde, Kürt Enstitüsü, Roj Tv v.b. kurumların faaliyeti için önemli miktarlarda gelire ihtiyaç vardır. Yine örgütün silah alımı, silahlı kamp 
giderleri, lojistik ve gıda ihtiyacı düşünüldüğünde muazzam bir maliyeye sahip olma zorunluluğu görülmektedir. 


Örgüt ihtiyacı olan bu parayı çeşitli yöntemlerle elde etmektedir. Bunlar arsında uyuşturucu satışı, insan kaçakçılığı, mali değeri olan eşya kaçakçılığı, İran-Irak-Suriye sınırından yapılan legal-illegal ticaretten elde 
ettiği ve gümrük geliri diye adlandırdığı kaynak, özellikle Avrupa sahasından elde edilen zorla halktan alınan ve vergilendirme diye tabir edilen paralar, bağışlar, düzenlenen gece ve organizasyonlardan elde edilen paralar, dergi 
ve gazete satışından elde edilen gelirler, Türkiye’deki çeşitli belediyelerde yapılan usulsüzlüklerle elde edilen gelirler şeklinde sıralayabiliriz. 

Bunun yanında doğrudan örgüt tarafından elde edilen gelirler, örgüte yakın kişilerin örgüt desteği ile yürüttüğü çalışmalardan aldığı pay ile örgütün mali destek sunarak, bu kaynakla örgüt adına ticaret yaptırdığı bir kitle bulunmaktadır. Özellikle uyuşturucu işi yapıp, bu süreçte örgütten destek alan çevreler elde ettikleri gelirlerin bir kısmını örgüte aktardıkları gibi, bu paraların aklanmasında da örgüt kaynaklarını kullanmaktadırlar. 

Konu ile ilgili bilgi veren Z. K.; “…ayrıca örgütün yayın organı olan Serxwebun isimli derginin satışından elde edilen gelir kaynaklan, örgüt mensubu ses sanatçılarının satmış oldukları kasetlerden elde edilen gelir 
kaynaklan bulunmaktadır. Benim bildiğim ses sanatçıları; Halil Xemgin, Şemdin, Seyitxhan, Bese Şahin, Serkan, Xemdin Birhat, Şehribana Kürdi, Diyar, Ozan Cane ve bunlar gibi 100'e yakın ses sanatçısı bulunmaktaydı. 
Yine örgüt tarafından düzenlenen gecelerde, yürüyüşlerde elde edilen gelir kaynakları bulunmaktaydı. Ayrıca Rıza Altun'un kurmuş olduğu Kürt İşadamları Birliği olan KARSAZ'ın örgüte aktardığı gelir kaynakları bulunmaktadır. 

Yine yılda bir sefer örgüt sempatizanlanndan alınan bir aylık gelirlerinin toplandığı aidatlar bulunmaktadır. Örgütün televizyon kanalı olan ve Belçika'dan yayın yapan ROJ TV'nin sorumluluğunu Rıza ALTUN yapmaktadır…” şeklindeki beyanlarıyla örgütün mali kaynaklarından bir kaçına vurgu yapmıştır. 

Netice olarak örgütle bir şekilde mali konularda temas eden veya örgütün parasını aklayıp, bundan elde ettiği payla ticaret yapmaya başlayan bir zümre ortaya çıkmıştır. Bu zümre gayri meşru zeminde elde ettiği kolay 
parayı ticarette daha da geliştirerek, paranın suç kapsamından arınmasını sağlamayı amaçlamıştır. 

Gerek elde edilen paranın aklanması, örgüte yakın kişilerin sahip olduğu mali kaynağın örgütün gücü olarak kullanılması gerekse de ticaretin örgüt paralelinde denetim altına alınması amacıyla bir üst ticari kurumun 
kurulması planlanmıştır. 

Bu planlar özellikle PKK terör örgütünün Şubat 2000 tarihinde yapılan VII. Kongresinde ele alınmış, Kongre sonrasında gerçekleştirmesi planlanan faaliyetlere ilişkin olarak hazırlanan "Dönemsel Faaliyet Planında” 
Kürt sermayesinin aynı çatı altında toplanması amacıyla, ticari kuruluşların oluşturulması hususuna yer verilmiştir284. 

Örgütün Avrupa’da faaliyet gösteren üst yapılarından Kürdistan Ulusal Kongresinin 22-24 Ağustos 2000 tarihleri arasında Belçika’nın Bilzen kenti yakınlarında bulunan Alden Biesen Şatosu'nda yapılan 2. Genel Kurul 
Toplantısında (15) maddelik sonuç bildirgesi belirlenmiştir. 

Bu toplantıda Kürt sermayesinin birleştirilmesi ve Kürt işadamlarının bir araya getirilmesi için bir organizasyona gidilmesi kararı alınarak, en kısa sürede faaliyete geçilmesi istenmiştir. 

Alınan kararlar akabinde, 30 Ağustos 2000 tarihinde İsviçre’nin Zürih kentinde, 30 kişinin katılımıyla Kürt Esnaf ve İşadamları Birliğinin kurulduğu, birliğin 9 kişilik yönetim ve 3 kişilik denetim kurulu seçiminin 
yapılarak, üyelik aidatının 50–150 İsviçre Frangı olarak belirlendiği görülmüştür. 

Bunun akabinde 2000 yılı Ekim ayından bu yana hazırlık çalışmaları devam "Kongreya Abori Ya Kurd (Kürt Ekonomi Kongresi)", 19–21 Ocak 2001 tarihleri arasında Hollanda/Rotterdam şehrindeki Hotel Inntel'de 
yapılmıştır. 

Kongre sonucunda "Kürt sermayesini bir çatı altında toplamak" amacıyla, Almanya merkezli olarak faaliyet gösterecek "Uluslararası Kürt İşverenler Birliği (Yekitiya Karsazen Kurd a Natnetevvi - KARSAZ)" adı altında 
bir organizasyon oluşturulması konusunda görüş birliğine varılmıştır. 

KARSAZ, PKK terör örgütünün ekonomi alanındaki girişimlerini örgütleyip, denetleme, ayrıca sürekli nitelikte istikrarlı gelir kaynaklarına sahip olma yönünde, son dönemde yoğunlaştığı faaliyetlerinin bir yansıması olarak ortaya çıkmaktadır. Ayrıca, KARSAZ’ın; yüksek miktarlarda elde edilen bedeller tutan gayrimenkul alanına yönelmesi ve örgüt mensuplarına kuracakları işletmeler için kredi sağlamayı hedeflemesi nedeniyle söz konusu organizasyonun, PKK’nın illegal yollardan temin ettiği paranın aklanması yönünde çalışmalara başladığının önemli bir göstergesi olmuştur. 

Kürdistan Ulusal Kongresi (KUK) Başkanının da kongreye katılarak bir konuşma yaptığı bu ilk kongrede ayrıca; İsviçre Volksbank'ın öncülüğü ve yardımıyla bir "Kürt bankası" kurulması, PKK yandaşı işadamlarının çeşitli malların ithalinde tekel oluşturulması konuları görüşülerek karara bağlanmıştır. 

KARSAZ tarafından 23 Eylül 2001 tarihinde yapılan toplantıda; (1) yıl süre ile görev yapacak olan (13) asıl (5) yedek üyeden oluşan yönetim kurulu , (5) Asil , (2) Denetleme kurulu, Yönetim kuruluna bağlı olarak çeşitli 
meslek grupları ve hizmet alanlarını kapsamak üzere (14) komisyondan oluşturulmuştur. 

Bu komisyonlarda; İnşaat-Mimarlık-Mühendislik, Tekstil-Hazır giyim, Gıda-içecek, Et ürünleri, Sanayi, Oto alım-satımı, Turizm, Telekomünikasyon, emlakçılık, sigorta ve bankacılık sektörleri bulunmaktadır. 

Kongrede alınan karara göre, Ekonomi alanında dünyanın her tarafında dağılmış olan örgüte yakın iş adamlarının bir kurum etrafında örgütlenmesi öngörülmüş, bir çok ülkede (Güney Afrika, Orta Asya’da dahil) bulunan ekonomi sorumlularında bir sonraki toplantıya davet edilmesi ve 200 kadar delegenin çatı altında toplanması kararı alınmıştır. 

Kongrenin ardından KARSAZ'a mensup bir heyet, Rusya'da Moskova Sanayi ve Ticaret Odası ve Rusya Federasyonu Savunma Bakanlığı Askeri Yardımlaşma Fonu yetkilileri ile görüşmeler yapmıştır285. 

Abdullah Öcalan’ın 16 Ocak 2002 tarihinde İmralı cezaevinde avukatları ile yaptığı mutat görüşmesinde; “…Demokratik ittifaklara açık olsunlar. 

Bu önemlidir. 

Benim korkum arkadaşların gerçeklerin halen farkında 
olmadıklarıdır. Bunun için de avlanma durumu yasayabilirler. 

(Devletin güvenlik birimlerinin 12 maddelik "PKK'ye ültimatom" biçiminde bugünkü gazetelere yansıyan bir rapor hazırladığı aktarıldı. Bu raporda PKK'nin ve diğer kurumların adında bulunan Kürdistan kavramının çıkarılması, KNK'nin feshedilmesi, Medya TV'de Haber ve Hava durumun daki Kürdistan kavramı ve haritasının kullanılmaması, KARSAZ gibi kurumların oluşumundan vazgeçilmesi böylece ulusal temelde bir halk yaratma mantığından vazgeçilmesi, silahlı güçlerin teslim olması vb.. ) 

Bana böyle bir sey ulaşmadı henüz. Bu bir ültimatom mu? Demokratik çözüm önerisi midir? Daha sonra bunu değerlendiririz. (Bu şartlar oluşursa demokratik süreçte sorunların kendiliğinden çözüleceği belirtiliyor.) İhtiyatlı yaklaşmak gerekiyor. Demokratik çözüm yönünde böyle bir hazırlığın yapıldığı hissi veriliyor. Bir takım şeyler gizli yapılıyor. Avrupa Birliği 
ilişkilerinde de terör mü değil mi şeyleri gizli yapılıyor. Amerika ve Türkiye bunları yoğun tartışıyor…286” gibi konular ele alınmış ve KARSAZ’ın kapatılması yönünde bazı Devlet Yetkililerinin talepleri olduğu ifade edilmiştir. 

KARSAZ’ın ikinci kongresi, "İkinci Kürt Ekonomi Kongresi" adı altında Fransa’nın Başkenti Paris'te 11-13 Ocak 2002 tarihleri arasında gerçekleştirmiştir. Sözde Kongre'ye Almanya, Avusturya, Avustralya, Belçika, Fransa, Hollanda, İsveç, İsviçre ve Romanya'dan 130 PKK yandaşı işveren katılmıştır. 

Özgür Politika gazetesinin 14 Ocak 2002 tarihli nüshalarında; kongrede KARSAZ'ın bir yıllık faaliyetlerinin değerlendirildiği ve bu çerçevede, "KARSAZ'ın 10 ayda kendi altyapısını oluşturma, çalışmalarına yönelik bir politika geliştirme ve bunları tanıtma çabası içinde olduğu, et, kuru gıda, içecek ve inşaat sektörlerini kapsayan üç komisyonun çalışmalarını koordine etmek amacıyla sektörleşme ve proje sunma çalışması yürüttüğü, 
ancak bu çalışmaların henüz tamamlanmadığı belirtilmiştir287. 

KARSAZ’ın merkezi Almanya olmakla birlikte birçok ülkede alt birimleri oluşturulmuştur. Bu birimlerin en önemlilerinden biri de Romanya’daki (Oriyental) Kürt İşadamları Derneğidir. Bu ülkedeki faaliyetlerle 
ilgili olarak bilgi aktaran R. D.; “…Romanya'da kurulu bulunan Kürt (Oriyental ) İşadamları Derneği'nin Yönetim Kurulunda resmiyette Başkan Yardımcısı olarak görev yapmaktayım. Ancak PKK örgütü tarafından illegal Başkan olarak bu Derneğin başkanlığına ben atandım. Her ne kadar resmiyette Derneğin Başkanı olarak Suriye Uyruklu Mustafa hasan isindi 
şahıs görünse de illegal olarak Başkanlığı ben yürütmekteyim. 

13 CÜ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR



****

PANZER VE KÜRT İSYANI KADEK’İN İLANI VE AVRUPADA PKK'YA DESTEK VEREN ÜLKE FAALİYETLERİ BÖLÜM 11

PANZER VE KÜRT İSYANI KADEK’İN İLANI VE AVRUPADA PKK'YA DESTEK VEREN ÜLKE FAALİYETLERİ  BÖLÜM 11


Kürdistan Merkezi ;

Örgüt Avrupa'daki faaliyetlerini gizlemek amacıyla çok sayıda paravan kuruluş oluşturmuştur. İhtiyaç hissettiğinde bunlara yenilerini eklemiştir. Nitekim 2002 Ocak ayında Almanya'da "Kürdistan Merkezi" adlı yeni bir kuruluş oluşturulmuştur. 

Kürdistan Merkezi'nin faaliyetleri kapsamında gençler için bilgisayar kursları yanında, okullarla işbirliği içinde Almanca kursları düzenlenmesi, Kürt kadın yazarların ders vermelerinin ve kadınlara özel geceler düzenlenmesi, Kürtler için öneriler üretmesi, Kürtlerin Alman vatandaşlarına tanıtması sayılmıştır. 

 Bu çerçevede Kürdistan Merkezinde faaliyet gösteren M. Z.; “…29.10.1993 yılında Slovakya Cumhuriyetine giderek buradan Çek Cumhuriyetine geçerek oradan da kaçak olarak şuurdan Almanya'ya geçerek Bonn kentine gittim daha sonra Köln iltica dairesine giderek, Ben Kürdüm, kardeşim PKK davasından cezaevinde hükümlü olarak yatmakta, Türk Devletinin 
hastalarından kaçarak geldim. Almanya'ya iltica etmek istiyorum dedim. İlticamın kabul olmadığı bana bildirildi. İtiraz ederek tekrar müracaatta bulundum yine kabul edilmeyince kaçak olarak kalmaya başladım. 

 1996 yılma kadar Almanya'nın Hannover, Duisburg ve Elssen kentlerinde kaçak olarak çalıştım. 1996 yılında Bonn kentine geldim burada Kürdistan Zentrom Kültür Sanat Demeği ile ilişkiye geçtim. Bu Dernek PKK terör örgütünün Legal bir kuruluşudur, özellikle Bonn kentinde ki örgütsel faaliyetleri organize eder, bu Derneğe inşaatlarda çalışırken tanıştığım 
Akif isimli şahıs tarafından götürüldüm. Bu Derneğin Başkanlığını Suriyeli olduğunu bildiğim Ahmet Kod adlı şahıs yapmaktaydı, dernekte PKK terör örgütü örgütlenmesini yapan bir şahıstır. Başkan yardımcılığını ise Fırat kod adlı şahıs yapmaktaydı. Bu şahısta yine örgütün örgütlenmesi faaliyeti içerisindeydi, derneğin gençlik sorumlusu olarak faaliyet gösteren Bedran kod adlı şahısta Kürt kökenli vatandaşlar üzerinde örgütlenme çalışmaları yapmaktaydı. 

 PKK terör örgütünün aktif olarak propagandasını yapan, her türlü eylem ve faaliyetlere katılan bir şahıstı. Bu derneğin Basın Yayın sorumlusu olarak Suriyeli olduğunu bildiğim Celal kod isimli şahıs yapmaktaydı. Basın Yayın sorumlusu bu şahıs Serxwebun, Berxwedan ve Sterka Civan isimli derginin basımı ve dağıtımını organize eder aynı zamanda derneğin malı işlerini 
yürütürdü. Yine bu demekte üye olan ve PKK örgütünün ERNK birimi içerisinde faaliyet gösteren Ali kod, Samet Kod, Celal Kod (Suriyeli), Kazım Kod ve Halim Kod isimli şahıslar Bonn kentinde ki, Türk uyruklu vatandaşlar dan tehdit yoluyla zorla para toplama faaliyetlerini yürütmektedirler. 

Bu demeğe sürekli gelip gidenlerden Almanya'da öğrenim gören Servet kod adlı şahısta PKK terör örgütü Gençlik örgütlenmesi içerisinde faaliyet göstermekteydi. Yine bu Demeğe aktif olup olmadığı bilmediğim Samet isimli bir şahıs daha gelip gidiyordu. Demekte aşçılık yapan Kemal isimli şahıs aktif olmamakla birlikte örgüte sempati duymaktaydı. Yine Demeğe gidip gelen bir Alman Lisesinde okuyan Mazlum Kod adlı şahısta PKK terör örgütü Gençlik örgütlenmesi içerisinde faaliyet göstermektedir. Demekte folklor faaliyetlerinde bulunan ve Müzisyenlik yapan Ayşe kod adlı şahısta derneğin düzenlediği PKK örgütü ili ilgili bütün etkinlere katılmaktadır. 

Benim PKK tef ör örgütünün Almanya daha doğrusu Avrupa Sorumlusu olarak bildiğim Ali Haydar Kaytan isimli örgüt mensubu Kürdistan Zentrom Kültür ve Sanat Derneğinin düzenlemiş olduğu ve geniş halk kitlesinin toplandığı bütün toplantılara katılarak PKK terör örgütünün propagandasını yaparak Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğu bölgesini de içine alan bir Kürdistan Devleti kurulabilmesi için silahlı mücadele içinde bulunduğunu, her Kürt ferdinin de bu mücadele içerisine girmesi gerektiği gibi hususlarda konuşmalarda bulunur örgütün mücadelesi hakkında propagandalar yapardı…” 

Kürtler İçin Barış Formu; 

Türkiye'yi örgüt fikirleri çerçevesinde Kürtlerin ulusal kimliğini tanımaya ve örgütle barış masasına oturmaya zorlamak amacıyla, Finlandiya'da 1995 yılında kurulan ve PKK ile yakın ilişkileri bilinen bir sivil toplum örgütü olan Kürtler İçin Barış Forumu Mayıs 2002 tarihinde, Helsinki'de "Türkiye'deki Kürt Sorununun Ekonomik Etmenlerinin Önemi" başlıklı bir seminer düzenlemiştir. 

YMK (Kürdistan Öğretmenler Birliği); 

Avrupa sahasında fiilen öğretmenlik yapan veya mesleği öğretmenlik olan örgüt mensuplarının oluşturduğu YMK, bu dönem Avrupa faaliyetlerinin merkezine teşkilatlanma ve sözde dil çalışmalarının kurumlaştırılması çerçevesinde Kürtçe kurslarını yerleştirmiştir. 

Geçmişte ERNK bünyesinde faaliyet sürdüren KADEK döneminde de YDK'nın bir alt örgütü niteliğinde bulunan YMK, 8. Kongresini Almanya'da gerçekle ştirmiş, kongreden sonra YMK İsviçre temsilciliği organizesinde yeni eğitim ve öğretim dönemi için İsviçre’nin St.Galen şehrinde "Kürt öğretmen adayları için Kürtçe gramer ve genel öğretmenlik kursu" adı altında çalışmalar başlatmıştır. 

Öte yandan bu ve benzeri kurslara katılanlara üç tip sertifika verilmiş olup, sertifikalardan birincisi, "Kürtçe Kursuna Katıldı", ikincisi, "Kursa Katıldı Öğretmen Olmayan Yerde Yedek Öğretmenlik Yapabilir", üçüncüsü 
ise, "Kursa Katıldı ve Gurmançe Lehçesinde Öğretmenlik Yapabilir" şeklindedir. 

Kürdistan Öğretmenler Birliği'nin Nisan 2003 içerisinde Hollanda’nın Amsterdam kentinde genel toplantısını yapmıştır. Kürdistan öğretmenler Birliği Yönetim Kurulu üyelerinden Kazım Orak'ın da aralarında 
bulunduğu (14) örgüt yandaşı öğretmen toplantıya katılmıştır. 

Toplantıda üzerinde durulan en önemli konunun, Hollanda'da Kürtçe eğitim durumu, eğitim ve öğretimin geliştirilmesi için çaba harcanmıştır. 

FEK (Kürdistan Aleviler Federasyonu); 

Yine Alevi inanca mensup Kürt orijinli vatandaşlarımızı örgüt saflarına kazandırmaya yönelik oluşturulan, FEK'in 5. Olağan Kongresi 
Almanya’nın Dortmund kentindeki Alevi Kültür Merkezi’nde gerçekleştirmiştir 274. 

Kongreye KNK, KON-KURD, Heyva Sor (sözde Kürt Kızılayı), Kürdistan Hukukçular Birliği, Kürdistan Öğretmenler Birliği ve KİH-Kürdistan İslami Hareketi'nden de katılımlar olmuştur. Yapılan toplantıda Alevi inanca mensup Kürt orijinlilerin de KADEK mücadelesine destek vermeleri istenmiştir. Akabinde 30 Kasım-02 Aralık 2003 tarihinde Almanya’nın Dortmund şehrinde Demokratik Alevi Federasyonu-FEDA’nın II. olağan 
kongresi gerçekleşmiştir. 

Bu yapı içerisinde faaliyet gösteren İ. C.; “…1996 yılı Nisan ayma kadar benim PKK örgütü ile ilgim yoktu, ancak yurtdışına gittikten sonra gitmiş olduğum dernek toplantılarında Ulusal Kongre üyesi olan Abdurrahman Çadırcı ile tanıştım. Bu şahıs benden öz geçmiş raporu aldı ve Stuttgart kentinde bir evde (20) gün süre ile siyasi eğitim aldım. Siyasi eğitim 
aldıktan sonra Abdurrahman Çadırcı tarafından Alevîler Birliği adı altında faaliyet gösteren gruba sorumlu olarak atandım. 1997 yılından günümüze kadar Almanya'da Kürdistan Aleviler Birliği Sorumlusu olarak ERNK faaliyetleri sürdürdüm. 

Bana bağlı olarak Pir Sultan Abdal Dernekleri, Alevi Kültür Merkezleri gibi dernekler bana bağlı idi. Bu derneklerde toplantı ve seminerler düzen leyerek Alevi Kürtlere propaganda yapıyordum. Yapmış olduğum kitle faaliyetlerinde, örgüte elaman kazandırma, lojistik malzeme temin etme, aidat toplama ve düzenlenecek toplantı ve mitinglere halkı götürme gibi 
görevleri ben yapıyordum ve yaptırıyordum. Buraya gelene kadar bu görevleri yaptım. 

1996 yılında Almanya'ya siyasi sığınma talebim oldu, tahminen 6 veya 7 ay kadar mahkemem sürdü, 1997 yılında talebim kabul edilerek serbest dolaşım Pasaportu ve süresiz oturma müsaadesi verildi…” 

Yine Celal-Polat Kod Düzgün T'; ”…Romanya’da eğitim aldıktan sonra Yılmaz Kod bana Almanya da bulunan Kürdistan Aleviler Birliğinde faaliyet gösterme talimatını verdi. Bunun üzerine 1998 yılı başlarında Almanya Frankfurt’a giderek Yılmaz Kod'un bana ilişki olarak verdiği Nihat Kod isimli örgüt mensubu ile Kürdistan Aleviler Birliğinde buluştuk kendisine Yılmaz Kod'un gönderdiğini söyledim. 

Bu dernek PKK (KADEK) tarafından kurdurulduğunu Nihat Kod bana söyledi bu derneğin amacı Alevi inancı olan insanları örgütleyip PKK(KADEK) örgütüne katmaktı. Dernek Almanya'da yasal olarak kurulmuştu fakat burayı PKK(KADEK) örgüt mensupları yönetiyordu. Benim gittiğinde burada bulunan örgüt mensupları olan Nihat Kod, Piro Kod, Ve Hatip Kod Demek yönetiminde görev yaparlardı. 

Bu demeğe gelir sağlamak için Almanya'da bulunan Kürtlerden zorla para topluyorduk. Ayrıca demeğe gelir sağlamak için Zülfikar isimli dergiyi çıkartıyorduk. Bu dergiyi 5 Mark karşılığı satıyorduk ayrıca PKK (KADEK) 
örgütünün illegal yayını olan Serxwebun isimli dergiyi zorla satarak demeğe gelir temin ediyorduk. 

Ben bu demekte bir yıl kadar çalıştıktan sonra Nihat Kod bana İran'a eğitim için gitmem gerektiğini söyledi, bana Şanlıurfa nüfusuna kayıtlı Mahsum Şafak adına tanzim edilmiş pasaport verdiler 1999 yılı Şubat-Mart aylarında Frankfurt'tan uçağa binerek İran-Tahran'a gittim…” şeklinde beyanda bulunmuştur. 

Heyva Sor a Kürdistan (Kürt Kızılayı); 

15 Mart 1993 tarihinde Almanya’nın Bochum kentinde örgüt yandaş ve mensuplarınca kuruluşu ilan edilen sözde Kürt Kızılayı Örgüt tarafından Kızıl Haç ve Kızılay’a sözde alternatif olarak oluşturulmuştur. Ağırlıklı olarak Avrupa'da faaliyet sürdüren Heyva Sora Kürdistan'ın 10. Olağan Kongresini, Eylül ayının son haftası içerisinde, Almanya’nın Linz kentinde bulunan Heyva Sor merkezinde gerçekleştirmiştir. 

Heyva Sora Kürdistan yöneticilerince; Almanya, Fransa, İngiltere, Danimarka, İsveç, Norveç, Finlandiya, Avusturya, İsviçre, Hollanda, Belçika, Amerika, Kanada ve Yunanistan'da şubelerinin yanı sıra,  Lübnan'da da bir şube açma girişimlerini başlatmıştır. Toplantıda Heyva Sor'un daha etkin bir kuruluş haline gelmesi için daha fazla desteğe ihtiyacı olduğu vurgulanmıştır 275. 

Kürt Kızılayı 2003 Ocak ayı içerisinde KADEK Lübnan yapılanmasınca Beyrut'ta Hilal El Ahmar (Kürt Kızılayı) adıyla hayata geçirilmiş ve Heyva Sor a Kürdistan adına poliklinik açmıştır. 

Sözde Kürt Kızılayı örgüt faaliyetlerine destek vermek amacının yanı sıra örgüte meşruiyet kazandırma çalışmaları yapmak doğrultusunda kurulmuş ve bu yönlü olarak faaliyetlerini sürdürmeye devam etmiştir. 

HÜNER-KOM (Kürdistan Sanatçılar Birliği); 

YDK'ya bağlı oluşumlardan olan HÜNER KOM, 2. Olağan Kongresini, 19-20 Ekim 2002 tarihleri arasında, Almanya’nın Duesseldorf kentinde bulunan Gençlik Merkezi tesislerinde gerçekleştirmiştir. 

HÜNER-KOM'un faaliyetleri kapsamında; daha önce Irak'ın Kuzeyindeki kamplarda ve MKM bünyesinde örneklerine rastlanan sözde Kürt Ulusal Korosu çalışmaları çerçevesinde, Almanya'nın Köln kentinde Kürt Kültür Akademisi bünyesinde sözde Kürt Ulusal Çocuk Korosu kurulmasına yönelik kararlar alınmış ve akabinde bu yönlü olarak çalışmalar başlatılmıştır. 

Öte yandan KNK tarafından 10 Aralık 2002-15 Şubat 2003 tarihleri arasında yürütülmesi hedeflenen "Öcalan'ı Sahiplenme ve Savunma Kampanyasının” HÜNER KOM tarafından çeşitli etkinliklerle desteklenmesi kararlaştırılmıştır 276. 

YHK (Kürdistan Hukukçular Birliği); 

Özellikle örgüt yandaşı Avukatların çoğunlukta olduğu YHK esasında YDK'ya bağlı bir alt kuruluş olarak faaliyet sürdürmesine karşın, bu durumu gizleme gereği duymuştur. 

Nitekim 16 Kasım 2002 tarihinde gerçekleştirdiği kongresinde divan başkanlığı yapan KNK üyesi Zübeyir Aydar, 2002 Aralık ayı içerisinde yapılacak olan, KNK Genel Kurul toplantısına, YHK'nın da bir temsilci 
göndermesini talep etmiş ancak, YHK üyeleri bu talebin kendi tüzüklerine aykırı olması, hukuki açıdan YHK'nın KNK ile organik bağı olamayacağından talebi ret etmişlerdir. Kürdistan Hukukçular Birliği, 16 Kasım 2002 tarihinde Almanya’nın Köln kentinde 6. Kongresini gerçekleştirmiştir. Kongrede, Kürtlerin bireysel başvuru yaparak anadil hakkı talep etmesi istenmiştir 

Almanya Kriminal Mahkemesi tarafından, KADEK'in yan kuruluşu olduğu gerekçesiyle kapatma davası açılan Kürdistan Hukukçular Birliği dönem itibarıyla faaliyetlerini sürdürmeye devam etmiştir 

YEK-KOM (Almanya Kürt Dernekleri Federasyonu); 

Bilindiği üzere KON-KURD'un Batı Avrupa'nın hemen hemen her ülkesinde kendisine bağlı bir dernekler federasyonu bulunmaktadır. YEK-KOM da bu dernek federasyonlarından biri olarak Almanya'da örgütlendirilmiştir. Her ülkede faaliyet sürdüren YEK-KOM dengi federasyonların tümü yerine örnek olması kabilinden sadece YEK-KOM ve FE-KAR’a yer verilmiştir. 

YEK-KOM 9. Kongresi 13 Temmuz 2002 tarihinde Almanya'nın Essen kentinde (65) derneği temsilen (399) delegenin katılımıyla gerçekleş tirmiştir. Kongrede yeni merkez ve bölge yönetimleri belirlenmiştir. 

YEK-KOM 10. Kongresi, Almanya’nın Bonn kenti Troisdorf kasabasında (63) derneği temsilen (502) sözde delegenin katılımıyla, 19-20 Temmuz 2003 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. 
 Ağustos 2003 tarihinde ise YEK-KOM’un desteği ile Avrupa 4. Kadın Konferansı yapılmıştır 277. 

İsviçre Kürt Dernekleri Federasyonu (FE-KAR); 

Kürt Dernekleri Federasyonuna bağlı olarak İsviçre’de faaliyet gösteren Langenthal Kürt Derneği binasında gerçekleştirilen bir toplantı neticesinde, FE-KAR ve bağlı dernekler içerisinde, yeni görev dağılımları yapılmıştır. Buna göre örgütün kampanyalarına daha etkin katılma hedeflenmiştir. 

KÜRT-PEN (Kürt Yazarlar Birliği); 

Sözde Kürdistan’ın dört parçaya bölündüğü varsayımından hareketle, Kürdistan’ın sözde ulusal edebiyatını biçimlendirmek ve geliştirmek amacıyla, bu işin icracıları oldukları iddia edilen Kürtçü yazarları bir araya 
getirerek, Kürt edebiyatını uluslararası platformlara taşımaya çalışan Kürt PEN çeşitli etkinliklerle faaliyetlerini sürdürmüştür. 

Belirtilen çerçevede faaliyetlerini sürdüren KÜRT-PEN, Almanya’nın Berlin kentinde bulunan Edebiyat Evi'nde Kürt Pen 5. Olağan Kongresini gerçekleştirmiştir. Kongrede örgüt sözde mücadelesinde öne çıkan olguların edebiyat alanına aktarılması yönünde kararlar alınmıştır. 

YRK (Kürdistan Gazeteciler Birliği); 

Örgüt yandaşı gazeteciler tarafından Şubat 1996 tarihinde Almanya’nın Köln kentinde gerçekleştirilen bir toplantıda Kürdistan Gazeteciler Birliği adıyla bir yapının kurulması sağlanmıştır. Geçmişte ERNK'ya bağlı olan, YRK dönem itibarıyla YDK bağlı bir alt örgüt olarak faaliyetlerini sürdürmüştür. 

KADEK döneminde YRK olağan kongresini gerçekleştirmiştir. Kongreye yurt içinde, kapatılan Özgür Bakış Gazetesi imtiyaz sahibi Halis Doğan, 2000'de Yeni Gündem Gazetesi imtiyaz sahibi M. Emin Yıldız ve Yedinci Gündem Gazetesi imtiyaz sahibi Hıdır Ateş isimli örgüt yandaşları da katılmıştır. 

Örgüt bu tür oluşumları meydana getirirken birden fazla amaç gütmektedir. Bir yönüyle bahse konu sahaya yönelerek hedef kitleleri etkilemeye ve saflarına kazandırmaya çalışırken diğer yandan, muadili kuruluşlar ile PKK’yı temasa geçirmeyi hedeflemiştir. 

YXK (Kürdistan Öğrenciler Birliği);

Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde okuyan Kürt orijinli öğrencileri örgüt saflarına çekmek ve bu faaliyetler esnasında paravan bir oluşumun varlığından istifade etmek amacıyla oluşturulan YXK isimli örgütlenme Avrupa çapında örgütsel varlığını hissettirmeye çalışmıştır. Örgütün cephe yapılanması olan YDK'ya bağlı alt oluşumlardan biri olarak faaliyetlerini sürdüren Kürdistan Öğrenciler Birliği 29–31 Mart 2003 tarihlerinde Almanya’nın Oldenburg 
kentinde 9. Kongresini gerçekleştirmiştir. 

Kongre sonuç bildirgesinde, ilerleyen dönemlerde geniş öğrenci kesimlerinin örgütlenmesine yönelik etkin çalışma yürütülmesi, Kürt sorununun dünya kamuoyuna mal edilmesi amacıyla yabancı kurum, kuruluş ve öğrenci hareketleriyle irtibata geçilerek Kürt tarihinin ve kültürünün tanıtılması ve korunması ile Kürt dilinin geliştirilmesi için bilimsel çalışmaların yapılması yönünde kararlar alınmıştır. Nitekim YXK Batı Avrupa ülkelerinde YXK birimlerini oluşturmaya başlamış, bu meyanda Almanya'nın Marburg, Manheim, Frankfurt gibi örgütün sözde güney eyaletinde bulunan kentlerde okuyan öğrenciler bir araya getirmiştir. 

YCK (Kürdistan Gençler Birliği); 

Daha çok yurt içi faaliyetleriyle ön plana çıkan YCK'nın faaliyetleri, gençler arası sportif karşılaşmalar, tiyatro ve folklor gösterileri ile benzeri  etkinlik ler, yayın çalışmaları gibi çalışmaları Avrupa sahasında sürdürülmek şeklindedir. 

Kürdistan Gençler Birliği (YCK)'nin, 7-15 Mart 2003 tarihleri arasında gerçekleştirdiği 5. Kongresinin sonuç bildirgesinde özetle, Kürt gençliğinin döneme müdahale ederek sivil itaatsizlik eylemlerine öncülük yapmayı ve sözde bahar atılımının yükseltilmesine karar verildiği, bunun içinde Kürt gençlerinin görev ve sorumlulukların üstlenmeye çağrıldığı şeklindeki hususlara yer vermiştir 278. 

CİK (Kürdistan İslam Toplumu); 



PKK terör örgütü 1991 yılında gerçekleştirdiği 4. Kongrede aldığı kararla yoğunlaştırdığı siyasi atağını devam ettirmek, diğer Kürt gruplarını ve oluşumlarını yanına çekmek amacıyla Güneydoğu Anadolu Bölgemizde yaşayan vatandaşlarımızın dini duygularını istismar etmeye yönelik kurmuş olduğu Mollalar-İmamlar Birliği, Din Yayanlar Örgütü, Dindarlar Birliği gibi oluşumları birleştirerek, Kürdistan İslami Hareket (KİH) (Hareketa İslamiye Kurdistan) ismi ile yeni bir oluşum meydana getirilmeyi planlanmıştır. 

Bu planın gündeme gelmesinde öncelikli olarak İran istihbaratının talepte bulunduğu iddia edilmektedir. İranlı yetkililer örgütün taleplerinin karşılanması için din anlayışıyla hareket eden bir yapının kurulması ve 
böylelikle Sünni değerlerin tahrip edilmesinin etkili olacağını belirtmişlerdir. 

 Dolayısıyla da bu dönemden sonra yayınlanan tüm değerlendirme notlarında İran kaynaklı din inancı övülürken, Sünni İslam inancına yönelik bir saldırı başlatılmıştır. Yeni kurulacak ve İslam dinini referans alacak 
yapının da dinin özünü tahrif etme ve inançlı halkı farklı sapık bir anlayışı yönlendirmesi amaçlanmıştır. 

Gazeteci Oral çalışlar ile Abdullah Öcalan arasında yapılan bir röportajda, Öcalan, İran devleti ile olan yakınlaşmalarının ipuçlarını vererek, İran’a yakınlaşılması gerektiği üzerinde durmuştur. 

Bu çerçevede Kuzey Irak'ta 1993 yılında gerçekleştirilen KUM (Kürdistan Ulusal Meclisi) çalışmalarında din komisyonu adıyla bir komisyon teşekkül edilmiş ve Abdurrahman DÜRRE başkanlığa seçilmiştir. 

Bu çerçevede 27 Temmuz - 9 Ağustos 1993 tarihleri arasında, örgüt yanlısı fikirlere sahip olan sözde din adamları bir araya toplamış, yurt dışından da katılımların olduğu toplantı sonrası KİH-Kürdistan İslami Hareket adıyla yeni bir oluşumun kurulduğu ilan etmiştir. 

Örgüt tarafından yapılan açıklamada Hareketin amacının: “İslam dini anlayışının devrimci özelliklerini ve esprisini anlatmak, emperyalist ve sömürgeci kesimlerin dini istismar etmelerini engellemek ve Kürt kökenli din adamlarının Kürdistan Ulusal Kurtuluş mücadelesinde örgütlenmek suretiyle aktif rol almaları sağlamak olarak” ifade edilmiştir. 

Kongrede Ayrıca; 

Kürdistan İslami Hareketin manevi liderinin Seyda Mele Evdıllah'e xerzi-Tımoki olduğu kabul edilmiştir. KİH'in kuruluş kongresinde; 

“1-Yurtsever ve İslami Hareketin gelişmesine ve örgütlenmesine destek verilmesi, 
2-İslamiyet adına hareket edip özünde devlete hizmet eden ve örgüte karşı olan çeşitli güçlerle mücadele edilmesi, 
3-Devletin din maskesi adı altında halka ve terör örgütü PKK’nın faaliyetlerine karşı yürüttüğü anti propaganda ile bu amaçla oluşturulan kurumların teşhir edilmesi, 
4-Ortadoğu'da antiemperyalist, anti sömürgeci, anti Siyonist karakterli, çeşitli İslam hareketleri ile taktik düzeyde de olsa ilişki geliştirmesi” şeklinde ifade edilen kararlar alınmıştır. 



KİH tarafından, Devletin Kürt orijinli vatandaşlarımızın haklarını sözde gasp ettiği, baskı ve zulüm yaptığı iddiaları ile İslam dininin her zaman zulmün karşısında, mazlumun yanında olmayı emrettiğinden bahisle terör örgütü PKK’nın sürdürmüş olduğu faaliyetlerin İslam dininin gereği olduğu, bu meyanda; sözde mücadelenin zulme, sömürgeye, köleliğe, adaletsizliğe ve ahlaksızlığa karşı verildiğinden bahisle meşru olduğu, İslam dinindeki cihadın benzeri olarak kadın-erkek tüm Kürt Halkının ve Müslüman'ım diyen herkesin bu mücadeleyi gücü nispetinde desteklemesinin ve Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinin fiilen İşgal ve zulüm altında olduğu bu nedenle kadın erkek her kürdün gücü oranında malı ve canı ile sözde 
mücadelede yer almasının farz olduğunu belirtilmiştir. 

26 Aralık 1993 tarihli Kürdistan İslami Hareketi imzalı bildiride “1991 yılında Kürdistan Dindarlar Birliği olarak adım attığımız örgütlenmeyi, Temmuz 1993 ayı içinde Kürdistan topraklarında yaptığımız kongre ile Kürdistan 
İslami Hareketine dönüştürerek program ve tüzüğe ulaştırdık” denilmiştir. 

Kuruluşunun akabinde, Kürdistan İslami Hareketi adlı yapılanmanın yayılması ve kökleşmesi için bölge halkınca tanınan ve bilinen şahıslar tarafından metropol ve diğer şehirlerde, faaliyet göstermek için gruplar oluşturulmuştur. Akabinde de hareketi meşrulaştırmak amacıyla Almanya, Mısır, Suudi Arabistan, Romanya ve bazı ülkelerde örgütün desteği ile Kuran Kursu, dernek, camii, vakıf ve dershane gibi legal kurumların faaliyete geçirilmesi planlanmıştır. 

Kürdistan İslami Hareketin Gelir Kaynakları; Aidatlar (her üyeden alınan aylık ve senelik aidatlar), bağışlar, Kurban derilerinin toplanmasından elde dilen gelirler, Neşriyat ve Yayınlardan elde edilen gelirler, Vakıf ve Ticari kaynaklardan elde edilen gelirler. İslam dininde belirlenen zekat, fitre, sadaka ve benzeri mali vecibelerden elde edilen gelirler ve uluslar arası yardım kuruluşlarından (UNESCO, diğer ülke Kızılayları, Kızılhaç, Kiliseler Birliği vb.) yardım temin edilmesi ile elde edilen gelirlerdir. 

Örgüte üye militanlar tarafından; KİH’'ni halka tanıtmak amacı ile terör örgütü PKK adına kırsal alanda silahlı faaliyet gösteren ve güvenlik kuvvetleri ile girdikleri silahlı çatışmalarda ölen örgüt mensuplarının 
yakınlarına maddi ve manevi yardımda bulundukları, sözde Kürdistan da bulunan Camii ve derneklerde örgüt lehine dini vaazlar vermeyi planladıkları yine terör örgütü adına yurtdışında yayın yapmakta olan MED 
Tv/ROJ Tv'de dini konuları içeren programlar yayınladıkları ve Avrupa'da yayınlanan KİH'in yayın organı durumunda olan BAWERİ adlı dergi ve www.baweri.com ile www.bawerihikl993.tripod.com Internet adresi 
aracılığı ile de propaganda yapmaya çalıştıkları bilinmektedir. 

Kürdistan İslam Hareketinin Tüzüğü , yapının PKK’nın bir alt örgütlenmesi olduğunu ortaya koymaktadır. 

Madde 1) Kuruluşun ismi: " Kürdistan İslam Hareketi " dir. 

Kürdistanlı Yurtsever Din Alimleri 1993 Temmuz ayında biraraya gelerek Kürdistan İslam Hareketi adı altında bu Dini Şurayı kurmuşlardır. 

Madde 2) Amacı: İslam dininin asr-ı saadet anlayışını, onun devrimci özelliklerini ve esprisini anlatarak, emperyalistlerin ve sömürgecilerin her türlü din istismarcılığını önlemek, Kürdistanlı din alimlerinin Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesinde örgütlenerek aktif rol oynamalarını sağlamaktır. 

Madde 3) Kuruluşu: Kongre Kürdistan İslami Hareketi'nin en yüksek organıdır. Kongre kendi içinden onu (10) asil, beşi (5) yedek onbeş (15) üyeden müteşekkil Yüksek Şurayı belirler. Bu şura fetva kurulu ve idarisiyasi kuruldan oluşur. 

Madde 5) Yüksek Şuranın Görevleri: 

a) Kongrenin almış olduğu kararları uygular, 

b) Programdaki belirlemelere göre işbölümüne gider. Kendisini Kürdistan'da ve yurt dışında örgütler; bölge şuraları ve mahalli komiteleri açar, onları denetler, 

c) Kürdistan'daki ve dünyadaki bütün dinlerin temsilcilikleri, kurum ve kuruluşları ile ilişkiler kurar; yakınlık sağlamaya çalışarak, Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesine destek kazanmaya uğraşır, 

d) Eski Kürdistan medreselerini faaliyete geçirerek harekete kadro yetiştirir. Kur'an kursları açar. Seminer ve konferanslar düzenler, 

e) Vakıflar açar; hac seferleri düzenler ve bu gibi faaliyetleri için kararlar alır. 

f) Kürdistan'daki camilerde verilecek vaaz ve okunacak hutbeleri bölgesel organları vasıtasıyla hazırlar, 

g) Hareketi olağanüstü durumlarda olağanüstü kongreye çağırır; şartlar oluşmadığında olağan kongreyi başka bir tarihe erteler, 

h) Önemli dini konularda fetva verir. 

Madde 6) Üyelik: 

A) Hareketin üyelerinde aranan vasıflar 

1) Müslüman olmak, 
2) Yurtsever olmak, 
3) Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesine ihanet etmemek, 
4) Gücü oranında Hareketi desteklemek. 

Madde 14) Hareketin Gelir Kaynakları: 

a) Aidatlar, 

b) Bağışlar, 

c) Neşriyattan elde edilen gelirler, 

d) Vakıf ve ticari kaynaklardan elde edilen gelirler, 

e) İslam dininde belirlenen mali vecibeler, 

f) Uluslararası yardım kuruluşlarından sağlanan gelirler” olarak ifade edilmiştir. 

Örgüt mensupları tarafından 26 Şubat 1999 tarihinde İstanbul Beşiktaş ilçesi Etiler Nispetiye Caddesi Seher Yıldız sok. no:6 sayılı yerde faaliyet gösteren Harward Cafe'ye patlayıcı madde atılması ve silahla ateş 
edilmesi eylemi gerçekleştirilmiş, polisin yaptığı çalışmalar sonucunda 05 Mart 1999 tarihinde M. İ. ve A. B. isimli şahıslar ile 31 Mart 2005 tarihinde A. T. isimli şahıs yakalanmış ve akabinde de tutuklanmışlardır. 

26 Şubat 1999 tarihinde yakalanan M. İ., A. B., Z. M. isimli kişiler ifadelerinde; “Kürdistan İslami Hareketi, PKK terör örgütü ile ilişkili içerisindedir. Örgütün yayın organı olan MED TV’de KİH adına yayınlar yapılmaktadır. Bu yayınlarla insanlar dini duygularını istismar ederek örgüte çekilmektedirler. Örgüt kanalı ile her üyeden aylık ve senelik aidatlar alınır ve halktan maddi yardım toplanır. Örgüte ait BAWERİ adı ile çıkartılan dergi satışından ve diğer çıkartılan dini içerikli yayınlardan gelir elde edilir. Elde edilen gelirlerin PKK adına kırsal alanda silahlı faaliyet gösteren örgüt 
mensupları ile güvenlik güçleri ile girdikleri çatışmada ölen PKK örgüt mensuplarının yakınlarına yardımda bulunulması amacıyla yollanır. Biz 1998 yılında kapatılan HADEP partisinin kongresinde kongreye katılanlara KİH’e ait bildiri dağıttık, 1999 yılında Abdullah Öcalan’ın yakalanmasını protesto etmek amacıyla eylem yapma kararı aldık...” şeklinde beyanlarda 
bulunmuşlardır. 

12 Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR



***