KADIN HAKLARI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KADIN HAKLARI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Kasım 2019 Perşembe

ATATÜRK’ÜN KADIN HAKLARI REFORMU BM VE AB’DE KADIN HAKLARI İLE İLGİLİ SON GELİŞMELER

ATATÜRK’ÜN KADIN HAKLARI REFORMU BM VE AB’DE KADIN HAKLARI İLE İLGİLİ SON GELİŞMELER 


Prof. Dr. Hale ŞIVGIN
* Gazi Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü 


      BM Teşkilatı kuruluşundan itibaren Kadın konusu ile yakından ilgilenmiş ve yayınladığı insan hakları bildirgesi ile kadın erkek eşitliği ile tüm dünya’ya ilan etmiştir. BM içinde kadının statüsü komisyonu vardır (1946) ve BM Dört Defa Dünya Kadın Konferansı düzenlemiştir. Özellikle 1975 yılından itibaren tüm Dünya’da Kadın Hakları konusunda çok büyük bir atılım ve ilerleme gözlenmektedir. 

1975 yılında BM tarafından birincisi düzenlenen (Mexico City’de) Dünya Kadın Konferansının ardından 1975 – 1985 yılları arasındaki dönem Kadın 10 yılı olarak ilan edilmiştir. Kadın konusunda yaklaşım değişikliği de yine bu çalışmalar sonucunda gerçekleşmiş kadın artık destek ve yardımın nesnesi değil kalkınmanın temel ve eşit öznesi olarak algılanmaya başlanmıştır. 

Yine BM tarafından 1979 yılında düzenlenen 2. Dünya Kadın Konferansında “Kadınlara karşı her türlü ayırımcılığın ortadan kaldırılması sözleşmesi” (CEDAW) kabul edilmiş Türkiye’nin de dahil olduğu üye ülkeler tarafından imzalanmıştır. BM tarafından düzenlenen 3. Dünya Kadın Konferansı 1985’te Nairobi’de toplanmış “BM kadın on yılının başarılarının gözden geçirilmesi ve değerlendirilmesi” konusu ele alınmıştır. Burada kadının ilerlemesi için Nairobi ileriye yönelik stratejiler kabul edilmiştir. 

BM düzenlediği 4. Dünya Kadın Konferansı Pekin’de toplanmıştır. Bu konferans aynı zamanda bir taahhütler konferansı olarak da adlandırılmıştır. Konferansın sonucunda Pekin Deklarasyonu ve Pekin eylem platformu adında iki belge kabul edilmiştir. Türkiye her iki belgeyi de hiçbir çekince koymadan kabul etmiştir. 

Pekin Deklarasyonu hükûmetleri kadının güçlenmesi ve ilerlemesi, kadın erkek eşitliğinin geliştirilmesi toplumsal cinsiyet perspektifinin ana politika ve programlara yerleştirilmesi konularında yükümlü kılmaktadır. Yani Pekin eylem platformunun hayata geçirilmesini öngörmektedir. 
Eylem platformu ise kadının özel ve kamusal alana tam ve eşit katılımı önündeki engellerin, kadınların ekonomik, siyasi, kültürel, sosyal ve karar alma pozisyonlarında ve mekanizmalarında yer almaları yoluyla ortadan kaldırılabileceğini ifade etmektedir. 
Eylem Platformunun uygulanması ve izlenmesinde temel görev hükûmetlere verilmiştir. 

4. Kadın konferansından sonra 2000 yılında Newyork’ da “ Kadın 2000: 21. yüzyıl için toplumsal cinsiyet eşitliği kalkınma ve barış” konulu bir özel oturum gerçekleştirilmiş Türkiye buna 23 kişilik resmi bir heyetle katılmıştır. Sonuçta siyasi Deklarasyon ve sonuç belgesi kabul edilmiştir. Hükûmetler burada siyasi Deklarasyonla 1976 – 1985 yıllarının bir özeti olan Nairobi Konferansı ve 1995 
Pekin Deklarasyonu ve Pekin Eylem Planına konulan hedefleri ve verdikleri taahhütleri teyit etmişlerdir. 

Dünya’nın en büyük ekonomik güçlerinden birisi olan AB ‘nin en temel hedeflerinden birisi üye ülkelerde kadın hakları konusunda tam bir fırsat eşitliği sağlamaktır. AB’de 1957’de Roma Anlaşmasıyla başlayan fırsat eşitliği çalışmaları günümüzde de tüm hızıyla devam etmektedir. 1995‘te BM tarafında gerçekleştirilen 4. Kadın konferansında kabul edilen Pekin eylem platformu AB 1997’de imzaladığı Amsterdam anlaşması ile Avrupa’nın resmi taahhütü haline getirilmiştir. Amsterdam’da ayrıca eğitim, istihdam ve karar alma alanların daki önlemlerin vurgulandığı ortak bir AB eşitlik gündemi ortaya çıkmıştır. Her türlü şiddet kınanmıştır. AB kadınların istihdam oranı ABD’den ¼ oranında daha düşüktür. AB kadınların istihdam oranın yükseltmek ve fırsat eşitliğini sağlamak için sürekli yeni önlemler almaktadır. (ABD’ de kadınların %67 ‘si AB ise%51 istihdam edilmektedir 1998) 1999’da Helsinki zirvesinde devletler kadın ve erkekler arasında fırsat eşitliğine özellikle dikkate alma iradelerini bir kez daha açıkça belirtmişlerdir. 

Cinsiyetler arasındaki farkla mücadele için istihdamdaki cinsler arası farklılık giderilmeye çalışılarak kadınların sadece belirli ekonomik sektörlerde yeterince temsil edilmemesi ve bazı sektörlerde de gereğinden fazla temsil edilmelerini düzeltecek tedbirler alınacak devletler eşit işe eşit ücret ödeyeceklerdir. Çalışma ve aile yaşamı uzlaştırılacaktır. (Doğum izni vs…) 

Sadece istihdam değil eğitim alanında da Leonardo Da Vinci, Socrates gibi programlarda kadın erkek eşitliği için önlemler alınmaktadır. 

Tüm üye devletlerdeki siyasi partilerde kadınların daha fazla yer almasını sağlayacak sistemler kampanyalar düzenlemektedirler. 

AB içinde kadınların karar alma sürecine en yüksek düzeyde katılımı bölgesel düzeyde gerçekleşmektedir. (1998’de bölgesel hükûmetlerde % 24, bölgesel parlamentolarda % 27.8) ulusal parlamentolara katılım ise ortalama 1998 ‘de % 17.5 düzeyindedir. Bu rakamlar kadın katılımının düşük olduğunu göstermektedir. 2700 sivil toplum kuruluşunun katılımıyla 1990’da Avrupa kadın lobisi kurulmuştur. AB ile kadın kuruluşları arasında temas noktası olarak hizmet vermektedir. 

AB’de eşit haklar tanıyan mevzuatın yürürlüğe girmesi için çabalar yoğunlaştırıl mıştır. Topluluk hukuku kadın ve erkeklere eşit fırsatlar tanınmasına ve eşit muameleye tabi tutulmasını amaçlamaktadır. Ayrıca eşit hakları bilerek ve bilmeyerek ihlal edilen kişi önce ulusal mahkemelere eğer burada çözülemiyorsa Lüksemburg da bulunan Avrupa Adalet Divanına havale edebilir. Ulusal hukuk 
çerçevesinde haksızlık telafi edilemiyorsa doğrudan topluluk hukukunun uygulanması mümkün olabilir. Hakları ihlal edilen kişi direkt Avrupa Komisyonuna da başvurabilir. Komisyon ulusal makamlardan açıklama isteyebilir. Adalet divanı bu güne kadar kadın erkek eşitsizliği konusunda çok sayıda önemli karar vermiştir. Bu kadar çok sayıda başvuru olması da topluluk düzeyinde kadınların bilincinin yükseldiğini gösterir. 

Kadın erkek fırsat eşitliğinin teşvik edilmesi için kurulan fonlardan yardım alınabilir. Fonların genel amaçlarından biri kadın erkek fırsat eşitliğinin teşvik edilmesidir. Kurulan fonlar kadınların işyeri açması kırsal bölgelerdeki kadının güçlendirilmesi iş gücü piyasasına daha fazla kadının yönlendirilmesi gibi konuların her biri için ayrı fonlar kurulmuştur. 

NOW: (Kadınlar için yeni fırsatlar) adlı topluluk kadınların mesleki eğitimine ilişkin çok sayıda projeyi finanse edilmektedir. Now ülkeler arasındaki uygulanan 1700 yenilikçi projeyi finanse edecektir. 
Bu nedenle kadınlara ilişkin en büyük AB Programıdır. Bunun dışında DAPHNE programı gibi kadın ve çocuklara yönelik şiddetle mücadele konusuna ayrılmış fonlarda vardır. 

Kadın erkek eşitliği AB’ye giriş için bir şarttır. AB yasalara dayanan bir birliktir. Bütün üye devletler için geçerli olan ortak haklar ve yükümlülükler manzumesine “topluluk müktesebatı” adı verilmektedir. AB üyeliğinin ilk şartı aday ülkelerin söz konusu müktesebatı kabul etmeleri kendi mevzuatlarını buna uydurmaları ve daha sonra da benimsenmiş olan yasaları uygulamalarıdır. Aday ülke statüsünde olan Türkiye’nin AB’ye girmek için bir şart olarak eşit fırsatlar alanındaki müktesebatı benimsemeleri gerekmektedir. Bu eşit ücret, 
eşit iş ve terfi imkânı sosyal güvenlik ve serbest meslek alanında eşit muamele serbest meslek mensuplarının korunması çalışan annelerin korunması doğum izni ve cinsiyete dayalı ayırımcılık davalarında kanıtlama yükümlülüğü alanındaki mevzuatı içermektedir. Türkiye öteki aday ülkeler gibi her alandaki mevzuatını AB’ye uyumlu hale getirmek için üyelik öncesi stratejisinden yararlanacaktır. Türkiye kanunlarının AB müktesebatı ile uyumlu hale gelip gelmediği incelenecek bir değerlendirme süreci geçirilecektir. Bundan sonra Türkiye ve AB arasında bir üyelik ortaklığı hazırlanacak ve Türkiye müktesebatın benimsenmesi için bir ulusal program hazırlayacaktır. Türkiye ayrıca üyelik öncesi topluluk programlarına kuruluşlarına ve mali yardıma hak kazanacaktır. 

Türkiye Pekin Deklarasyonunun kabul edilmesinden sonra (4. Kadın konferansı) kadınların ilerlemesine yönelik çabaları ve eylemleri yoğunlaştırmayı kararlaştırdı. Bu amaçla devlet kuruluşları kadın örgütleri siyasi partiler meslek kuruluşları ve medyanın katılımı ile ulusal eylem planı hazırlandı. Türkiye Aralık 1996’da şu hedefleri belirledi; 

1. Kadınlara karşı her türlü ayırımcılığın ortadan kaldırılması sözleşmesi (CEDAW) ne karşı çekinceleri kaldırılması 
2. Zorunlu temel eğitimin 5 yıldan 8 yıla çıkarılması ve kadınlar arasındaki okur-yazarlık oranının 2000’ e kadar %2 artırılması 
3. Ana ve çocuk ölümlerinin yarı yarıya azaltılması AB NİN KADINLARLA İLGİLİ HEDEFLERİNİN BUNDAN 83 YIL ÖNCE ATATÜRK TARAFINDAN DÜŞÜNÜLMESİ 

Atatürk’ün düşünceleri tutarlı bir bütün oluşturur. Atatürk’ün kadının hakları ve toplumdaki yeri ile ilgili görüşleri bu bütünün önemli bir unsurudur. 

Atatürk yeni Türk devletini kurarken modern çağdaş ve laik bir devlet kurmayı hedeflemiştir. Atatürk çağdaş uygarlığa geçerken elbette kadın erkek ayırımı yapamazdı. Atatürk inkılaplarında her konuda kadın erkek birlikte düşünülmüştü. Çünkü ona göre insanlar iki cins olarak yaratılmıştı bunlar birbirinin tamamlayıcısı idi. Atatürk kadınları ilimde, sosyal hayatta ve ekonomik (iktisadi) hayatta erkeğin şeriki (ortağı), refiki (arkadaşı), muavin ve müzahiri (koruyucusu arka çıkanı) yapmayı hedefliyordu. Atatürk kadınları erkeklerin 
sadece yardımcısı değil aynı zamanda ortağı arkadaşı olarak görüyordu. Cemiyetin yarısını ilerletirken yarısını cahil bırakmak inkılapların başarıya ulaşmaması demekti. 

Ayrıca Atatürk’ün kadını erkekle eşit bir statüye getirmek istemesi onun demokrasi anlayışını da yansıtıyordu. Toplumun yarısının bir takım medeni haklardan yoksun bırakmak demokrasiye ters bir tutum idi. Atatürk tam anlamıyla demokrasinin uygulanabilmesi için kadına da erkeklerle eşit haklar verilmesini savunuyordu. 

Osmanlı İmparatorluğu’nda en zor kabul edilecek reform konusu kadın reformuydu. Çünkü kadınlık konusu bir tabu gibi idi. Tanzimat reformu ile çağdaş anlamda bir hukuk devletinin kurulmasına başlanmış olduğu söylenebilir. Ancak Tanzimat’la getirilmek istenen eşitliğin sadece erkekler için geçerli bir ilke olduğu sanılmıştır. 

Ne var ki zamanla kadının içinde bulunduğu koşullar değişmedikçe çağdaş bir hukuk devleti meydana getirilemeyeceği anlaşıldı ve bu tarihten itibaren kadın hakları doğrultusunda emeklemelerin başladığı görülüyordu. 

Atatürk inkılaplarının birçoğu Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinde de söz konusu edilmiş. (Tek eşlilik, eğitim hakkı, görücü usulünün kalkması, giyim özgürlüğü, boşanma sisteminin değişimi, kadınların çalışması v.s.) Ancak 100 – 150 yıllık bir dönemde özellikle kadın hakları konusunda somut bir sonuç alınamamıştır. Ancak 1917’de çıkarılan Aile Kararnamesi ile kadın himaye edilmeye çalışılmış kadına bazı müstesna hallerde boşanma hakkı tanınmış çok evliliğin olabilmesi ilk eşin müsaadesine bağlanmıştı. Yani Meşrutiyet 
döneminde de kadın sorunu kesin sonuçlara varmaktan uzak tereddüt ve çelişkiler içinde Mustafa Kemal’in soruna el koymasına kadar bu şekilde sürüp gitti. 

Atatürk’e göre Türk toplumunun gelişip yükselebilmesi için Türk kadınlarının içinde bulundukları haksız statüden kurtulmaları gerekiyordu. Bu onların en doğal hakları vazgeçilmez insan haklarının bir parçasıydı. 

Atatürk kadın meselesinde çok cesur olmak gerektiğini onların açılmasının dimağlarının ilim ve fen ile doldurulmasının korkulacak bir şey olmadığını bu gibi endişelerin yersiz olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Kadınların da düşünebilen, idrak edebilen, zeka seviyesi yönünden hiç de erkeklerden aşağı olamayan bireyler olduklarını onları korumak bahanesiyle kapatmanın eve hapsetmenin tamamen erkeklerin bencilliğinden kaynaklandığını söylüyordu. Atatürk’e göre kadın eğitimi çok önemli idi. Kadınlar erkeklerin geçtiği bütün tahsil 
derecelerinden geçmeliydi. Hatta kadınlar erkeklerden daha fazla bilgili olmaya mecburdu. Çünkü ilk eğitim verilen yer ana kucağı idi. Eğitim konusunda yapılan en önemli inkılap Tevhid-i Tedrisat Kanununun 3 Mart 1924’te çıkarılmasıydı. Bu kanun ile tüm eğitim kurumları Millî Eğitim Bakanlığının denetimine alınıyor, tüm Medrese ve Vakıf Okulları Millî Eğitim Bakanlığına bağlanıyordu. Bu kanunla 
laik, çağdaş, eşit eğitim imkânları getirilmiş ilköğretim kız ve erkekler için parasız ve mecburi hale getirilmiştir. Bu kanundan kız ve erkek öğrencilerin istifadesi aynı olmuştur. Atatürk 1923 Meclisi açılış nutkunda eğitimde birlik sosyal ilerlememiz bakımından çok önemlidir demiştir. Atatürk eğitimde birlikten söz ederken aynı zamanda kadın erkek eşitliğini de kastetmiştir. Atatürk kadın eğitimine son derece önem vermiştir. Dinimizin de hiçbir şekilde kadınların erkeklerden geri kalmasını talep etmediğini aksine Müslüman kadın ve erkeğin her ikisini de eğitimin her kademesine kadar yükselmelerini ilim ve irfanı aramalarını nerede bulurlarsa oraya gitmelerini ve ilimle mücehhez olmak mecburiyetinde olduklarını söylemiştir. Bir topluluğun kadın erkek tüm fertleri aynı gaye için yürümezlerse o toplumun gelişip ilerlemesine ilim ve fen öğrenmesine imkân yoktur. 

Atatürk’ün kadın eğitimi konusuna verdiği önemi yansıtan çok fazla örnek vardır. Atatürk çağdaş, laik, modern Türkiye’yi kurarken reformları bizzat yapıyor aynı zamanda çeşitli yerlerde yaptığı konuşmalarla bu yapacağı reformların fikri hazırlığını da yapıyordu. Atatürk erkeklere açık olan bütün iş sahalarının kadınlara da açılmasını istemişti. Savaştan sonra vatanın yeniden imarını erkekler kadar kadınlardan da beklemişti. Sosyal hayatta da kadının yerini almasını arzu etmişti. Erkeklerin çalıştıkları bütün iş sahalarında kadıların da çalışabileceklerini bunu kurtuluş savaşında ispatladıklarını üzerlerine düşen görevi fazlasıyla yaptıklarını her yerde tekrarlamıştı. 

Kadının istihdamı konusuna da çok önem veren Atatürk kadınların tarlalarda ekip biçtiklerini merkeplerine binerek ürünlerini satmak için kasabalara pazarlara gittiklerini tavuğunu buğdayını sattıktan sonra kendi evinin ihtiyaçlarını alarak köyüne dönen kadınlar gördüğünü bu kadınların birçoğunun kocalarından daha iyi iş anladıklarını ve hesap yaptıklarına şahit olduğunu anlatmıştır. Kadınların 
da her işi yapabileceğini söylemiştir. Yeter ki onlara eşit eğitim ve iş imkânları sağlansın demiştir. Akşehir civarındaki bir köyde halkla sohbet ederken kendisine en mühim sualleri soranların kadınlar olduğunu anlatmıştır. 

Atatürk ülkeyi dolaşarak kamuoyunu kadın hakları konusunda yapacağı büyük değişikliklere hazırlıyordu. 2.TBMM’nin gerçekleştirdiği en önemli inkılaplardan birisi şüphesiz medeni kanunun kabulü idi. Atatürk’ün yaptığı inkılaplar içinde asıl güç olan ve büyük cesaret isteyen adım siyasi hakların tanınması değil medeni hakların kabulü idi. Çünkü kadının özel, hukuki statüsünü yeniden 
düzenlemek evlenme, boşanma ve miras hukukunu değiştirmek ancak hukukun dini temeller yerine laik bir temele oturtmakla kâmildi. 

Yeni bir ticaret kanunu, ceza kanunu veya seçim kanunu yapmak aile hukukunu değiştirmek kadar zor değildi. Ancak Atatürk kararlıydı. Laik, çağdaş, modern bir devlet kurmak için çağın gereksinimlerini karşılamayan aile ve miras hukukunu kapsamayan sadece Hanefi fıkhına dayanarak hazırlanan bir borçlar kanunu niteliğinde olan Mecelle’nin değişmesi gerekiyordu. Osmanlı Devleti Mecelle’deki 
bu eksikliği gidermek için 1917’de Aile Kararnamesi çıkarmış o da 1919’da yürürlükten kaldırılmıştır. 

Mecelle’de aile hukuku evlenme boşanma miras gibi konular yoktu. O halde Osmanlı Devleti’nde bu gibi konular hakkında nasıl neye göre hüküm veriliyordu. Şeriat hükümlerine, hadis ve fıkıh kitaplarına, eski içtihatlara bakılarak karar veriliyordu. 

Mecelle’deki eksikliği gidermek için yeni bir medeni kanun yapma çalışmaları 1923’te başlamıştı. Ancak bu çalışmalar eski ile yeniyi bağdaştırma çalışmaları Mecelle’deki eksiklikleri giderme yönündeki çalışmalardı. Atatürk’ün istediği bu değildi. O kökten bir değişiklik istiyordu. Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’a emir vererek yeni bir medeni kanun hazırlanmasını emretti. Eskiden yapılan 
tüm çalışmalar iptal edildi. 26 kişilik bir komisyon kuruldu ve İsviçre Medeni Kanunu tercüme edilerek kabul edildi. Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt medeni kanunu gerekçesini açıklarken şöyle demişti “ Kanunları dine dayalı devletler kısa bir zaman sonra ülkenin ve ulusun ihtiyaç ve isteklerini karşılayamazlar çünkü dinler değişmez hükümler getiriler yaşam yürür ihtiyaçlar hızla değişir. 
Değişmemek dinler için bir zorunluluktur. Bu bakımdan dinlerin sadece bir vicdan işi olarak kalması eski uygarlıkla yeni uygarlığın en önemli ayırt edici özelliğinden birisidir. Mecelle’de aile hukuku ve miras hukuku ile ilgili bir bölüm yoktur. Diğer konularda da Mecelle’nin ancak 300 maddelik bir bölümü kullanılmaktadır. Aile ve miras hukuku ile ilgili problemleri çözmek için T.C. hâkimleri derme çatma eski hukuk kitaplarından din esaslarından çıkartılan bilgilerle yargı işini görmektedirler. Türk hâkimi hükümlerinde belli bir içtihat bir söz ve bir esasa bağlı değildi. Bundan dolayı herhangi bir sorunu çözmek için ülkenin bir yerinde verilen hüküm aynı şartlar altında bir başka yerde verilen hüküm ile çelişebiliyordu. Sonuç olarak Türk halkı adaletin uygulanmasında kuralsızlık ve kargaşa altında idi. 100 Yılımızın uygarlık ailesine mensup olan ulusların ihtiyaçları arasında esaslı bir fark yoktur. Toplumsal ve ekonomik 
sürekli ilişkiler insanlığın büyük uygar bölümünü bir aile durumuna getirmiştir, getirmektedir.” Demekle o günün medeni kanununu hazırlayanlar küreselleşmeyi günümüz Dünyasını önceden görmüşlerdir. 

MEDENİ KANUNLA TÜRK KADININA SAĞLANAN HAKLAR ÖZETLE ŞUNLARDIR 

1. Çok eşlilik kaldırıldı. 
2. Resmi nikâh getirildi. Kadınların şahitliği erkeklerle eşit hale getirildi. 
3. Kadın ve erkek için evlenmede yaş sınırı getirilerek çok küçük yaşta evlenmelerin önüne geçildi. 
4. Velilerin kızları adına evlenme akdi yapabilmeleri zorla evlendirilmeleri usulü kalktı. Temsilci yoluyla evlendirilme kalktı. 
5. Boşanma yetkisi kadına da tanında eskiden sadece kocaya tanınmıştı. Koca bir sözle veya bir temsilci vasıtasıyla boşandığını eşine bildirebilirdi. Medeni kanun kadın ve erkeğe mahkeme önünde boşanma konusunda eşit haklar getirdi. 
6. Boşanma halinde kadın ve çocuğun haklarını güvenceye alınacak haklar getirildi. 
7. Evli kadının ekonomik haklarını daha iyi koruyan esaslar getirildi. 
8. Miras hukukunda kadın ve erkek eşitliği sağlandı. 

SİYASİ HAKLAR 

Türk kadını 3 Nisan 1930’da Belediye 5 Aralık 1934’te Milletvekili seçme ve seçilme hakkını kazandı. Mustafa Kemal askerî zaferden sonra çıktığı yurt gezilerinde yaptığı konuşmalarında kadınların her konuda erkeklerle eşit haklara sahip olmaları gerektiğini işaret ediyordu. Fakat aynı tarihlerde TBMM’de seçim kanunu değiştirilirken (Nisan 1923) ilgi çekici tartışmalar oluyordu. Bu seçim 
kanununda kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmediği gibi milletin bir ferdi olarak da sayılmıyordu. TBMM üye sayısı erkek nüfusa göre tespit edilmişti. Elbette milletin yarısını saymayan bir seçim sistemi demokratik olamazdı. Mustafa Kemal ile arkadaşları arasındaki en önemli fark burada açık bir biçimde ortaya çıkıyordu. 

O meclisteki arkadaşları gibi kadınların oyları için vekâletlerinin kocalarında ya da babalarında olduğunu kabul etmiyor kadınların da erkekler gibi düşünme ve idrak etme kabiliyetlerine sahip olduklarını dolayısıyla onların erkeklerle eşit hak ve sorumluluklara sahip olmaları gerektiğini düşünüyor ve buna göre hareket ediyordu. Türk kadınlarına şahsiyet kazandırmaya kararlıydı. Çağdaş dünya gidişine ayak uydurmak için bunun şart olduğunu biliyordu. Kadınlara verilen seçme ve seçilme hakkından sonra yapılan ilk seçimde (1935) 
18 kadın milletvekili parlamentoya girmişti. 

Atatürk birçok Avrupa ülkesinden önce bu hakkı kadınlara tanımıştı. Fransa 1944, Yunanistan 1952, İtalya 1945, İsviçre 1971 gibi ülkeler Türkiye’den çok sonra kadınlara seçme ve seçilme hakkını tanıdılar. Atatürk Türk kadınına son derece güveniyor ve bu hakkı selahiyet ve liyakatla kullanacağını ifade ediyordu. 

Atatürk sosyal ve kültürel hayatta kadının aktif olmasını istiyordu. Bizim sosyal hayatta geri kalışımızın sebebinin kadınlara karşı gösterdiğimiz alakasızlık olduğunu söylüyordu. Bir konuşmasında yaşamak demek faaliyet demektir. Bir heyet-i içtimaiyenin bir uzvu faaliyette bulunurken diğer uzvu atalette olursa o heyet-i içtimaiye felç olmuştur. Kadınlar heyet-i içtimaiyenin refahı saadeti için elzem olan çalışmaya da dahil olmalıdırlar diyordu. Atatürk daha Kurtuluş Savaşı’nın başında havzadan yayınladığı beyannamede işgalleri protesto mitingleri yapılmasını isterken bu vazifeyi hanımlardan da beklemişti. Kadınlar yapılan protesto mitinglerine katılmışlar. 

Hatta kendileri miting düzenlemişlerdi. Atatürk savaştan sonra çıktığı bütün yurt gezilerine eşini de götürerek örnek olmuştu. Verdiği davet ve balolara kadınlarında katılmasına bilhassa önem vermişti. Atatürk kılık kıyafet konusunda da kadın erkek ayırımı yapmamış erkek kıyafetini medenileştirirken kadınlara da müsamaha edilmeyeceğini söylemiş ve kadın kıyafetini şu şekilde tarif etmişti. Kadınların sosyal iktisadi ve çalışma hayatında erkeklerle birlikte çalışmalarına engel olmayacak basit bir şekildir demişti. O hayatın her sahasında kadının erkekle birlikte yükselmesi ve Avrupa kadınlarının üstüne çıkmasını istiyordu. 

GÜNÜMÜZDE DURUM 

Atatürk hiçbir donmuş kalıplaşmış düstur bırakmadı. Zamanın süratle döndüğü bir Dünya’da asla değişmeyecek hükümler getireceğini iddia etmenin aklın ve ilmin gelişmesinin inkâr olduğunu söyledi. Atatürk’e göre bugün çağdaş olan yarın olmayabilir. Onun için çağdaş olmak demek daima ileriye yönelik olmak demek Atatürk’ün tuttuğu yol budur. Eğer biz Atatürk’ten sonra onun gösterdiği hedefler doğrultusunda kadın haklarını geliştirebilseydik bugün kadınlarımızın eğitim, istihdam, sağlık, kültürel ve sosyal hayattaki yerleri AB ülkelerinin çok üzerinde olacaktı. Ne yazık ki Atatürk’ten sonra kadın hakları alanındaki çalışmalar çok ağır yürümüştür. 

Türkiye BM tarafından 1979 yılında düzenlenen 2.Dünya Kadın Konferans’ında “Kadınlara karşı her türlü ayırımcılığın kaldırılması sözleşmesi’ni kabul etmiş fakat medeni kanunumuz da ve diğer kanunumuzda tam eşitlikle bağdaşmayan bazı maddeler hala durduğu için Türkiye bu sözleşmenin bazı maddelerine çekince koyarak imzalamak zorunda kalmıştır ve 2002 Ocak tarihinde yürürlüğe giren yeni Türk Medeni Kanunundaki eşitlikçi düzenlemeler CEDAW sözleşmesine konulan çekincelerin gerekçelerini ortadan kaldırmıştır. 
Ülkemiz tarafından CEDAW sözleşmesine konulan çekinceler 1926’dan beri aşağı yukarı hiçbir değişikliğe uğramamış olan Medeni Kanun’un kadın ve aile ile ilgili bazı maddelerinin çağımızın icatlarına göre değiştirilmesini gündeme getirmiştir. Yeni medeni kanunda bu konuda yapılan değişiklikler ana başlıklarıyla şunlardır; 

1. Evlenme başvurusunun sadece erkeğin değil kadının da yerleşim yerindeki evlendirme memurluğuna yapılabileceği kabul edilmiştir. 
2. Kocanın evin reisi hükmü kaldırılmıştır. 
3. Konut seçme hakkı kocaya değil eşlere tanınmıştır. 
4. Kadınların çalışması kocanın iznine bağlayan hüküm kaldırılmıştır. 
5. Velayette kocanın üstün oyu kaldırılmıştır. 
6. Edinilmiş mallara katılma mal birliği rejimi kabul edilmiştir. (2002’den itibaren daha öncekileri kapsamıyor.) 
7. Vesayette ve mirasta eşitliği zedeleyen hükümler kaldırılmıştır. 

2004 yılında Anayasanın 10. ve 90. maddelerinde yapılan değişiklikle kadın ve erkeğin her alanda eşit haklara eşit imkanlara kavuşması ve CEDAW sözleşmesi de dahil olmak üzere temel hak ve özgürlükleri hedef alan uluslararası belgelerin kanunların üzerine çıkarılması hükme bağlanmıştır. 

Şu anda Türkiye’de Anayasamızda ve kanunlarımızda kadınlara karşı ayırımcılık yapan herhangi bir madde bulunmamaktadır. 
Fakat bu gelişmelerin hayata geçirilmesi uygulanması sorunu en az verilmesi kadar önemlidir. Bugün hala Türkiye’de kadınların işgücü piyasasına katılma oranları oldukça küçüktür (Yaklaşık % 30) Çalışan kadınların çoğu evde veya tarlada çalışmaktadır. Söz konusu kadınlar herhangi bir ücret almadıkları gibi sosyal güvenceden de yoksundurlar. Ayrıca istatistiklerde Türk kadınlarının ücret açısından ayırımcılıkla karşılaştıkları yani eşit iş yapmalarına rağmen eşit ücret almadıkları bilinmektedir. Bu gün hala kadınların % 22.8’i okuma yazma bilmemektedir. Oysa Türkiye Pekin Konferansında 2000 yılına kadar kadın okuryazarlığını % 100’e çıkarmayı taahhüt etmişlerdi. 

Kadının iş gücüne katılım oranları 1980’lerde % 40 iken şimdi % 23’e kadar düşmüştür. İşe en son alınanlar ve kriz dönemlerinde işten ilk çıkarılanlar kadınlar olmaktadır. Kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi sürecinde ilk mağdurlar kadınlar olmaktadır. Kadınların % 57’si şiddete uğramaktadır. Dünya’nın her yerinde kadın şiddete uğramaktadır. Ancak Türkiye’de ki bu oran en üst sıralarda bulunmaktadır. Namus ve töre cinayetlerinden ölen kadın sayısı son yıllarda belli bir artış göstermektedir. Tecavüz ve taciz her alanda kadınları tehdit etmektedir. 

Bununla mücadele etmek için her türlü önlem alınmaktadır. Türkiye’de 2002 genel seçimleri sonunda kadınlar ancak % 4.36 oranında parlamentoda temsil edilebilmektedir. Türkiye bu oranla 119 ülke arasında 103. sıradadır. Yerel meclislerde durum daha da vahimdir. Yerel yönetimde il genel meclisi üyelerinden % 1.4’ü, Belediye başkanlarının % 5.5, belediye meclisi üyelerini de % 

1.6 ‘sı kadındır. 2002 seçimlerinde 526 erkek milletvekiline karşı 24 kadın milletvekili parlamentoya girebilmiştir. Oran % 4.4’tür. Oysa Atatürk’ün yaptırdığı ilk seçimlerde 377 erkek milletvekiline karşı 18 kadın milletvekili vardı. Kadın oranı % 4.6 idi. Şu anda bile Türkiye bunun gerisindedir. Dünya genelinde ülkemizde çok yüksek olan bebek ölüm hızı 1988’de % 58 iken 2003’te % 28.7 ye düşmüştür. 1989’da yüz binde 132 olan anne ölüm hızı 2004’te yüz binde 70’e düşmüştür. 

Kamuda görevli memurlardan 2.197.000 memurdan % 33.1’i kadındır. Ancak şeften müsteşarlığa uzanan orta ve üst düzey yönetici dağılımında kadınların oranı çok düşüktür.42.837 yöneticiden 12.532’si yani %29.3’ü kadındır. Yönetim kademesi arttıkça kadın sayısı azalmaktadır. Daire başkanlarının %10.9’u genel müdürlerin % 6’sı Müsteşar Yardımcılarının %4.3’ü müsteşarların tamamı 19 
Müsteşar erkeklerden oluşuyor. Adalet Bakanlığında 208 hakim ve savcıdan 22’si, yani %10.6’sı kadındır. Şu anda Anayasa Mahkemesi Başkanı ve Danıştay Başkanı kadın olmasına rağmen tüm Adalet Bakanlığında kadın sayısı %19.7’dir. Dışişlerinde 187 büyükelçiden 8‘i, 38 elçiden 8’i kadındır. İçişlerinde 573 vali ve yardımcısının tamamı erkek 721 kaymakamdan sadece 7’si kadındır. Sağlık 
Bakanlığındaki 42.486 doktordan % 33.8 kadındır. Üniversitelerde 500 dekandan 49’u, 79 Rektörden 3’ü kadındır. 

507 üyeli TÜSİAD’ın % 95’i erkek Barolar birliğinin % 21.6 sı kadın TÜBİTAK’ın % 14.3’ü Noterler Birliği’nin % 20.6 sı kadındır. İşgücündeki kadınların 
%56.8i Tarımda % 14.4’ü sanayide, % 28’i hizmet sektöründe görev yapmaktadır. Yüksek öğretimde 67.880 öğretim elemanından %39’u kadın toplam profesörler içinde kadın oranı ise % 24.8’dir. (Başbakanlık Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü) 

AB’ye girişin olmazsa olmaz şartlarından birisi kadın erkek eşitliği konusudur. Türkiye kadın erkek eşitliği konusunda AB standartlarını 
yakalamadıkça asla AB ‘ne üye olamayacaktır. 


***

5 Şubat 2015 Perşembe

KADINA ŞİDDET VE KADIN HAKLARI..,



KADINA  ŞİDDET   VE  KADIN HAKLARI..,


BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN

      Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Conrad Otel'de düzenlenen '' Kadının Güçlendirilmesi ve Beşeri  Güvenliğin İnşası'' Konulu Küresel Eylem İçin Parlamenterler 32. Yıllık Forumu'nda yaptığı konuşmada, kadın erkek ayrımcılığında, özellikle kadınların kendi arasındaki eşitsizliğe dikkat çekmeye çalıştığını söyledi.
        
Bu bağlamda kadınların eğitimi konusuna da ayrı bir parantez açmakta fayda gördüğünü belirten Erdoğan, kadın erkek eşitliği veya eşitsizliği konuşulurken, burada özellikle kadınların kendi aralarında eşitlik ve eşitsizlikte de dayanışmalarını çok önemsediğini kaydetti.
        
     Başbakan Erdoğan, ''Eğer kadınlar kendi aralarında eşitlik veya eşitsizliği halledemiyorlarsa, kadın erkek arasındaki eşitlik veya eşitsizliğin ne anlamı var. Önce bunun halledilmesi gerekir. Fakat bu unutturuluyor. Bu gündeme getirilmiyor. Bunu her konuda söylüyorum. Bunu ileri demokrasi konusunda söylüyorum, bunu özgürlükler konusunda söylüyorum, bunu özellikle ekonomik bağımsızlık konusunda söylüyorum'' şeklinde konuştu.
        
    Recep Tayyip Erdoğan, kadınların toplumsal hayatın aktif ve etkin bir parçası haline gelmesi için en önemli hususların başında eğitim konusunun geldiğini vurgulayarak, ''Her alanda olduğu gibi, eğitimde de kadınlarımızın herhangi bir ayrımcılığa maruz kalmaması, kılık kıyafetine, inancına veya sosyal statüsüne bakılarak eğitim hakkından mahrum bırakılmaması gerekiyor'' diye konuştu.
       
 Türkiye'de bunu gerçekten takip ettiğini, bazı televizyon kanallarında kadınların tartışmalarını izlediğini anlatan Erdoğan, şöyle devam etti:
       
 ''Orada, kadın erkek fırsat eşitliği, haklar noktasında eşitlik veya eşitsizlik konuşulurken, bakıyorum ki kılık kıyafetinden dolayı eğitim özgürlüğünü kaybetmiş bunu yaşamayan hanımlara, hanım kızlarımıza karşı, başı örtülü olmayan bayanlar, onların haklarını savunmuyor. O noktada kalkıp bir
 mücadele vermiyor. Şimdi, bu adil bir yaklaşım tarzı mı? Önce buradan işe başlamamız gerekir. Önce kadınların kendi dayanışmasını sağlamak gerekir.
        
    Bakıyorsun bir başörtülü bayan, kalkıp başı açık bayan için 'Ben senin haklarını savunacağım' diyor. 'Seni mahalle baskısından kurtarmak için her türlü
mücadeleyi vereceğim' diyor. Ama öbür taraftan, başını örtmeyen hanım kardeşim, kalkıp başı örtülü olan için 'Ben de senin için bu mücadeleyi vereceğim' diyemiyor. İşte işin sırrı bu.''
        
    Başbakan Erdoğan, Pakistanlı, Iraklı, Filistinli, Sudanlı, Afganistanlı kadınların, bizzat gözlemlediği dramlarını aktardığını anımsatarak, ne yazık ki aynı kadınların, modern dünyada, gelişmiş ülkelerde ve gelişmiş demokrasilerde de benzeri şiddet ve ayrımcılığa maruz kaldıklarını kaydetti.
       
     ''Dünya genelinde, üniversite eğitiminde, kadınların karşı karşıya kaldığı ayrımcılık ve fırsat eşitsizliği çok ciddi ve gelecek nesilleri de ilgilendiren bir boyuta ulaştı'' diyen Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:
       
     ''Şunu açıklıkla ve samimiyetle ifade etmek istiyorum: Kadınları, genç kızları, kılık kıyafetine göre, inancına, aidiyetine veya aile yapısına göre üniversite eğitiminden mahrum bırakmak, üniversitenin özgürlükçü niteliğini aşındıran ilkel ve gerici bir tutumdur. Aynı şekilde, kılık kıyafetlerinden inançlarından ya da geldikleri ülkelere bakarak, kadınları, çeşitli hizmetleri almaktan mahrum bırakmak, demokrasinin ve insan haklarının özüyle çelişmektedir. ''

    Erdoğan, Batı'da kadın hakları tartışma konusu dahi edilmezken, Türkiye'de kadınların 1847 yılında özel haklar elde ettiklerini, 1843 yılından itibaren
kadınların resmi olarak da çalışma hayatında yer almaya başladıklarını, tıp fakültelerinde okuyarak ebe ve hemşire olma haklarını kazandıklarını söyledi.
        
     Kız çocuklarının okutulmasını zorunlu hale getiren yasanın tarihinin 1860 olduğunu, kadınların devlet memuriyetinde görev alma hakkını, 1913'de elde
 ettiklerini anlatan Erdoğan, modern cumhuriyetle birlikte kadınların siyasal, sosyal ve ekonomik alanda daha aktif yer almalarının teşvik edildiğini, 1934
 yılında, Batı'da örneği yokken Türkiye'de kadınların seçme ve seçilme haklarına kavuştuklarını belirtti.
       
     Başbakan Erdoğan, Hükümet olarak bu hakları daha ileriye taşımak, kadınların toplumsal katılımını güçlendirmek için kararlı adımlar attıklarını,
atmaya devam ettiklerini dile getirerek, AK Parti'de kadınların her zaman aktif ve öncü rol oynadıklarını kaydetti.
        
   Sadece Kadın Kolları Başkanlığının, bu anlamda Türk kadının en etkili temsilcisi olduğunu olmaya da devam ettiğini belirten Erdoğan, 8 yıl önce iktidara gelişlerinin hemen ardından Anayasa'da yaptıkları değişiklik çerçevesinde kadın-erkek eşitliğini güçlendirdiklerini söyledi.
        
   Anayasanın 10'uncu maddesine, ''Kadın ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür'' ibaresini eklediklerini ifade eden Erdoğan, Türkiye'nin, anayasasında kadın-erkek eşitliğini ve kadınların durumunu düzeltmeyi devlete görev olarak vermeyi hükme bağlayan çok az sayıdaki ülkeden biri olduğunu belirtti.
        
    Başbakan Erdoğan, Hükümet olarak, yeni bir İş Kanunu çıkararak iş yerlerinde cinsiyet ayrımcılığını kaldırmaya yönelik güçlü bir adım attıklarını,
Türk Ceza Kanunu'nu değiştirerek kadına yönelik şiddeti önlemeye dönük genelge çıkarıp, bunu da yakından takip ederek, şiddet olaylarının önüne büyük ölçüde geçtiklerini vurguladı.
        
     Belediyeler Kanunu'nu değiştirdiklerini, kadın ve çocuklar için kendilerini güvende hissedecekleri tesisler oluşturduklarını bildiren Erdoğan, ''Haydi Kızlar Okula'', ''Ana-Kız Okuldayız'' gibi sosyal kampanyaları başlattıklarını ve 350 bine yakın kız çocuğunun ve kadınların okuma yazma öğrenmesini, okula gitmesini sağladıklarını kaydetti.
        
    Kadın girişimciliğini teşvik ettiklerini, esnaf ve sanatkara sağladıkları düşük faizli kredide kadınlara pozitif ayrımcılık uyguladıklarını dile getiren Recep Tayyip Erdoğan, işveren sigorta primlerinde yine kadın çalışanlara ayrıcalık tanıdıklarını belirtti.
        
    TBMM'de ''Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu''nun kurulduğunu anımsatan Erdoğan, Anayasa'nın 90'ıncı maddesinde yaptıkları düzenleme ile temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası anlaşmalarla, ulusal kanunların arasındaki ihtilaflarda, uluslararası anlaşma hükümlerinin esas alınmasını sağladıklarını bildirdi.
        
    Başbakan Erdoğan, bu çerçevede örneğin, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi'nin de ulusal düzenlemeler karşısında üstün konuma getirildiğini ifade ederek, en son Anayasa'nın 26 maddesinde değişiklik öngören bir paket hazırladıklarını ve bu paketin içerisinde kadınlara, çocuklara, yaşlılara, gazilere ve şehit yakınlarına pozitif ayrımcılık hakkını anayasal güvenceye kavuşturduklarını belirtti.
        
    Erdoğan, milletin de bu düzenlemelere destek vererek 12 Eylüldeki referandumda yüzde 58 oranında ''Evet'' oyu kullandığını kaydetti. Başbakan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
        
''Modern dünyada kadının istismarına, bir meta olarak, bir reklam aracı olarak kullanılmasına da şiddetle karşı çıktığımızı burada ifade etmek istiyorum.

 Kadının bir reklam aracı olarak kullanılmasına karşı bütün kadınlarımızın da bana göre engel olma mücadelesini vermesi gerekir. Kadına yönelik her türlü şiddet ne ise kadının bir reklam aracı olarak bana göre taciz edilmesi de aynıdır. Ayrımcılık, baskı ve sindirmenin, hangi ülkede, hangi coğrafyada olursa olsun, tüm kadınlar tarafından karşısında durulması gerektiğine inanıyorum. Bir kez daha tekrarlamak durumundayım. Evet, sorun, bir insanlık sorunudur, bir vicdan sorunudur, bir insan hakkı sorunudur. Sorun, en az kadınlar kadar, erkeklerin, bizlerin de sorunudur. Ancak sorunun asıl sahibi olan kadınlar, güç birliği yaptıkça, iş birliği yaptıkça, sorunlarını daha kısa bir zamanda cesaretle dile getirdikçe, eminim ki çözümün karşısındaki her türlü direnç de eriyip gidecektir.''
                 
Başbakan Erdoğan, uluslararası bir platformda böylesine önemli bir konunun tartışılmasına imkan tanıyan, uluslararası toplumun dikkatini bu konu üzerine çeken yetkilileri kutladı.

    Erdoğan, bugün 100'ün üzerinde ülkeden parlamenterin bir araya gelip İstanbul'da kadının güçlendirilmesi konusunu tartışmasının ve kadınların kendi sorunlarını artık daha güçlü bir şekilde ve daha bir özgüvenle uluslararası toplumun gündemine getirmesinin memnuniyet verici olduğunu vurguladı.
        
    Küresel ölçekteki bu dayanışmaya, bu umut verici iş birliğine önayak olan herkesi burada bir kez daha kutladığını kaydeden Erdoğan, ''Birbirinden farklı kültürlerin, farklı coğrafyaların, farklı inançların, farklı renklerin ortak bir sorun etrafında kenetlendiğini, tam bir dayanışma sergilediğini görmek, geleceğe ilişkin umutlarımızı daha da çoğaltıyor'' dedi.
                
    Başbakan Erdoğan, büyük bir sel felaketi yaşayan ve yaralarını sarmak için büyük mücadele veren Pakistan'a 10 gün önce geniş katılımlı bir ziyarette bulunduklarını anımsatarak, Pakistan'da, 5 Ağustosta sel felaketi yaşandığını, ancak o zaman Türkiye anayasa değişikliği halk oylaması sürecinde olduğu için bölgeye gidemediğini anlattı.
       
    Ancak o dönemde eşi ve kızının, beraberlerinde bir kadın heyeti ve bazı bakanlar olmak üzere iş adamları, hayırseverler, sivil toplum örgütü temsilcileri ile felaket bölgesine gittiklerini hatırlatan Erdoğan, dönüşlerinde, felaket bölgesine ilişkin aldığı izlenimlerin çok büyük bir yürek sızısıyla dinlediğini söyledi.
       
    Halk oylamasının hemen ardından ilk fırsatta Pakistan'a gittiklerini ve iki ayrı bölgede incelemelerde bulunduklarını dile getiren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
       
 ''Yaşanan felaketin boyutlarını kelimelerle izah etmek mümkün değil. 1800 insanın hayatını kaybettiği, 20 milyona yakın insanın doğrudan etkilendiği, evini, barkını, tarlasını, geleceğini yitirdiği bir felaketten söz ediyoruz. Pakistan'da ben umudu tükenmiş, gözlerindeki ışığı yitirmiş, göz yaşları artık kurumuş kadınlar gördüm. Dünyanın böyle bir yer olduğunu, bütün dünya çocuklarının böyle bir ortamda yaşadığını zannederek oyun oynamaya devam eden çocukları gördüm. Erkekler, felakete ve acılarına daha fazla direnç gösteriyorlardı. Ama kadınlar, tüm kayıpların yükünü, evlat acısını, eşini yitirmenin sızısını, geleceğin getireceği belirsizliği omuzlarında taşıyorlardı.''
        
Irak'a gittiğinde de benzer bir manzarayla karşılaştığını, milyonlarca kadının, on yıllardır süren savaşlarda, çatışmalarda, işkencelerde, terörist saldırılarda eşlerini ve çocuklarını kaybettiklerini, dul kaldıklarını gördüğünü kaydeden Erdoğan, Bosna Hersek'te de savaşın doğrudan hedef aldığı, onurlarıyla   oynanmış kadınlar gördüğünü belirtti.
        
Başbakan Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:
        
''Afgan kadınlarının, Sudanlı kadınların, Darfur'daki kadınların, Karabağlı kadınların hep aynı kaderi paylaştıklarına şahit oldum. Elbette Filistinli kadınlar... Kuralsız, orantısız, insafsız saldırılarda, Filistinli kadınların, adlarıyla birlikte yeryüzünden silinip gittiklerini gördüm, bunlara şahit oldum. Evinde, mutfağında yemek pişirirken ölen, çarşıda pazarda toplu halde katledilen, okulda, hastanede işbaşındayken başına ölüm yağan kadınlar gördüm. Tabii afetlerde, savaşlarda, çatışmalarda kadınlar bir kere ölürken Filistinli kadınlar her gün defalarca ölümü hissediyor. Filistin'de, yavrusunun ölüm haberini alarak, eşinin ölüm haberini alarak, arama noktalarında onuruyla, izzetiyle, şerefiyle oynanarak bir kere değil, bin kere ölümü hisseden kadınlar gördük ve görüyoruz.''
      
 İsrail'de, bir intihar bombacısının saldırısında, 13 yaşındaki yavrusunu yitiren, İsrailli doktor Nurit Peled Elhanan'ın, Avrupa Parlamentosunda yaptığı  konuşmadan kısa bir alıntıyı paylaşmak istediğini vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:
       
 ''Konuşmasında diyor ki Dr. Elhanan, 'Buraya, benim yerime bir Filistinli kadını davet etmiş olmanız gerekirdi. Çünkü benim ülkemde şiddetten dolayı en
 fazla acı çekenler Filistinli kadınlardır. Konuşmamı, Gazze şeridindeki Bet Lahiya'da, kendi tarlalarında çilek toplarken İsrail askerlerinin beş çocuklarını
 öldürdüğü Meryem ve kocası Kemal'e ithaf ediyorum. Bu cinayet için kimse hiçbir zaman mahkeme önüne çıkarılmayacak.' Devam ediyor konuşmasına doktor Elhanan,

'Bir Filistinli kadının her gün, her saat maruz kaldığı eziyet başıma hiç gelmedi. Bir kadının hayatını bitmez tükenmez bir cehenneme çeviren şiddeti hiç
 yaşamadım, ama ben, o kadınların yanındayım. Temel insan hakları, mahremiyeti ve onuru ellerinden gasbedilerek alınmış olan kadınların, evlerine gece ya da gündüz, her an kapıları kırılarak girilen, yabancıların ve kendi çocuklarının önünde, silah namlusu ucunda soyunmaya zorlanan, evleri yıkılan, tarlaları ellerinden alınan, aile yaşamları alt üst olan kadınların, bebekleri ihanete uğramış kadınların yanındayım.' Evet değerli dostlarım. Bu satırlar, bir İsrailli kadına hem de çocuğunu intihar saldırısında yitirmiş bir kadına ait. Bu satırların ve bu hissiyatın, dünyanın tüm kadınlarının hissiyatı olduğuna ben tüm
 kalbimle inanıyorum. Kadınların, erkek egemen bir dünyada, erkeklerin savaşında yitip gittiklerini görüyor ve biliyoruz. İşte onun için, dünyaya kadın eli değsin istiyoruz. Siyasete kadınlar dokunsun istiyoruz. Her türlü uzlaşmazlığa, her türlü anlaşmazlığa kadın yüreği, kadın duyarlılığı el koysun istiyoruz. Tabii
 afetlerde, çatışmalarda, savaşlarda, yoksullukta, terörde ilk hedef olan kadınlar, zaman zaman maşa olan kadınlar artık süreçlere daha fazla katılsın,
 gelecek adına daha fazla söz sahibi olsun istiyoruz. Kadınlar, sorunlarının çözümünü erkeklerden beklemeden, kendileri süreçlere el koysun istiyoruz.''
        
Bu arada, açılışın ardından Başbakan Erdoğan bir gazetecinin, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Zafer Üskül'ün ''ilköğretimde türban
 ısrarıyla ilgili olarak velileri kuralları uymaya davet ederek, gerekirse çocukların devlet tarafından alınacağı uyarısında bulunduğunu'' belirtmesi üzerine  ''Kendisinden dinlemedikten sonra bir açıklama yapamam'' dedi.
        
Başbakan Erdoğan, ''Böyle bir şey mümkün olabilir mi?'' şeklindeki soruya da ''Bak ne diyorum, kendisinden dinlemeden bir şey söyleyemem'' diye yanıt
 verdi.
         
TBMM BAŞKANVEKİLİ NEVZAT PAKDİL

TBMM Başkanvekili Nevzat Pakdil, kadına  karşı cinsiyet ayrımcılığının
en az ırkçılık kadar tehlikeli ve yanlış olduğunu  belirterek, ''Hiçbir töre, hiçbir gelenek ve hiçbir anlayış insanın insana karşı  şiddet kullanmasının mazereti, gerekçesi olamaz'' dedi.
        
Pakdil, Küresel Eylem İçin Parlamenterler (PGA) Kuruluşunun, Conrad Otel'de düzenlenen ''Kadının Güçlendirilmesi ve Beşeri Güvenliğin İnşası'' konulu
 32. yıllık forumunda yaptığı konuşmada, Cumhuriyet'in kuruluş yıllarından itibaren kadının siyasi ve toplumsal hayattaki konumunun güçlendirilmesine
 yönelik önemli adımlar atıldığını belirterek, batılı ülkelerin pek çoğundan önce Türkiye'de 1934 yılında kadınlara seçme ve seçilme hakkı verildiğini söyledi.
        
Cumhuriyet'in, ilk yıllarından itibaren tanınan siyasi, toplumsal ve ekonomik haklar sayesinde Türk kadınına ülkesinin gelişimine katkıda bulunma
 imkanı verdiğini ifade eden Pakdil, 1990'lı yılların ikinci yarısından itibaren Türkiye'de kadın haklarının geliştirilmesi yönündeki çalışmaların hız kazandığını
 aktardı.
        
Pakdil, çeşitli uluslararası sözleşme ve kararlarla AB'ye uyum kriterlerinin Türkiye'de kadın hakları alanında yapılan çalışmalara yön verdiğini
 dile getirerek, kadınların ulusal ölçekte hayatın her alanına eksiksiz katılabilmesi için gerekli bütün yasal düzenlemelerin yapıldığını anlattı.
        
Nevzat Pakdil, şöyle devam etti:
       
 ''Son olarak Medeni Kanun'da ve Anayasa'da yapılan değişiklikler, kadın erkek eşitliğinin güçlendirilmesi, pozitif ayrımcılığın uygulanması ve özellikle
 kadınların toplumsal hayatta karşılaştığı sorunların giderilmesi doğrultusunda atılan adımların en somut örnekleridir. Bugün siyasi haklar bakımından Türk
 kadınlarının önünde hukuki bir engel bulunmamaktadır. Bürokraside, akademik hayatta, uzmanlık gerektiren mesleklerde kadınlarımızın oranı pek çok batı
 ülkesiyle kıyaslanabilir seviyededir. Türk kadınları uluslararası kuruluşlarda da üst düzey görevler üstlenmiştir. Bununla birlikte kadınlarımızın bugün hala
 günlük hayatlarında toplumsal yapıdan, geleneklerden kaynaklanan sorunlar yaşadığını biliyoruz.''
        
Sorunların çözümü için yasal düzenlemeleri aşan bir şuuru, bir duyarlılığı hakim kılmaya çalıştıklarını ifade eden Pakdil, ''Şu bir gerçektir
 ki, kadına karşı cinsiyet ayrımcılığı en az ırkçılık kadar tehlikeli ve yanlıştır. Hiçbir töre, hiçbir gelenek ve hiçbir anlayış insanın insana karşı
 şiddet kullanmasının mazereti, gerekçesi olamaz. Türk kadınlarının hayatın her alanında olduğu gibi siyasette de daha fazla temsil edilebilmelerinin sağlanması
 demokrasimizi daha da güçlendirecektir. Türk kadınının elde ettiği kazanımlar gelişmekte olan ülkeler için de örnek teşkil edecek ve ilham kaynağı olacaktır''
 diye konuştu.
        
Pakdil, çağdaş, demokratik hukuk devletlerinde yasalar önünde eşitlik, düşünce özgürlüğü, tüm yurttaşlara seçme ve seçilme hakkı tanınması, eşit işe
 eşit ücret ilkesinin uygulanması, eğitimde, sağlıkta ve çalışma alanında, ekonomik ve sosyal yaşamda her türlü ayrımcılığın önlenmesinin insan haklarına
 saygının temel göstergesi olduğunu belirterek, bir ülkede eğitimde, sağlıkta, ekonomide, sosyal, kültürel veya siyasal yaşamda var olan sorunların o ülkedeki
 kadın erkek herkesi etkilediğini söyledi.
        
İstatistiklere bakıldığında kadınların bu sorunlardan daha yüksek oranlarda etkilendiğinin görüldüğüne işaret eden  Pakdil, bu bilinç içerisinde
 kadın hakları konusunda Türkiye'de son yıllarda önemli adımlar atıldığını ve 20 yıl öncesine göre kadının durumunun daha da güçlendirildiğini belirtti.
        
Pakdil, karar verme mekanizmalarında yer alan kadın sayısının istenilen seviyede olmadığını belirterek, bundan sonraki önceliklerinin, kadınların siyasi
 hayata daha fazla katılımlarını sağlayacak adımlar atmak olacağını bildirdi.
  

      DEVLET BAKANI SELMA ALİYE KAVAF

        
Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf Küresel Eylem İçin Parlamenterler (PGA) Kuruluşunun Conrad Otel'de   düzenlenen ''Kadının Güçlendirilmesi ve Beşeri Güvenliğin İnşası'' konulu 32.  Yıllık forumunda yaptığı konuşmada, kadın haklarının insan haklarından ayrı
 düşünülmesinin mümkün olmadığını söyledi.
        
Haklar ise ancak sorumluluklarla beraber hayata geçirildiğinde bir anlam kazandığını ve çözüme giden yolda mesafe katedildiğini belirten Kavaf, ''Barışın,
 demokrasinin ve sosyal adaletin gerçek anlamda var olması ancak dünyada insanlığa sunulan imkanlardan ve fırsatlardan kadınlar ile erkeklerin eşit şekilde
 yararlanmasını sağlamakla mümkün olacaktır. Fırsat eşitliği ilkesini gözetmeksizin sosyal ve ekonomik alanda üretilecek politikaların başarıya
 ulaşması düşünülemez. Herkes kabul etmektedir ki kadını güçlendirmek, tüm dünyadaki toplumlarda ve kültürlerde yoksulluğu azaltmanın ve ailelerin refahını
 yükseltmenin en önemli yoludur'' diye konuştu.
       
 Bakan Kavaf, ''güçlü aile için güçlendirilmiş kadın'' anlayışının toplumsal anlamda yaşanan tüm sosyal sorunların çözümünde etkili olacak temeli
 taşıdığını ifade ederek, şunları kaydetti:
       
 ''Pek çok sosyal sorun gibi kadın sorunları da sadece öteki dünyanın insanı olarak anılan gelişmemiş ülkelerdeki ya da Müslüman ülkelerdeki kadınların
 sorunları değildir elbette. Dünyanın her yerinde demokrasi ve ekonomik gelişmişlik açısından birçok sorunun üstesinden geldiği düşünülen ülkelerde dahi
 kadınlar, gelişmemiş ülkelerdeki kadınların yaşadığı sorunlarla eş değer sıkıntıları aynı derinlikte yaşayabilmektedir. Bugün dünyanın yarısını oluşturan
 kadınların eli, kalbi ve aklıyla hayatın bütün alanlarına katkıda bulunmasına ihtiyaç vardır. Erkeklerin gözden kaçırdıklarını, kadınların erkeklerin de
 desteğini alarak başarılı bir şekilde tamamlayacağımıza inanıyorum.''
        
Türkiye'de kadın hakları çalışmalarını Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın öncülüğünde kararlılıkla sürdürdüklerini dile getiren Kavaf, kadın hakları
 açısından en önemli uluslararası belge olan ''Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi''ne Türkiye'nin 1986 yılında taraf olmasına
 rağmen özellikle son 10 yılda Türkiye'nin kadın-erkek eşitliğinin sağlanması konusunda önemli adımlar attığını belirtti.
        
Bakan Kavaf, kız çocuklarının eğitim konusuna da değinerek, bu konuda son 8 yılda Türkiye'de adeta bir seferberlik ilan edildiğini, devlet tarafından
 yürütülen çalışmaların yanı sıra, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarının da üstün çabalar gösterdiği topyekun bir kararlılıkla önemli adımlar atıldığını ve
 çeşitli kampanyalar yürütüldüğünü ifade etti.
        
Bu kampanyaların yanı sıra, ''Şartlı Nakit Transferi'' uygulamasıyla nüfusun en muhtaç kesiminde yer alan ailelerin özellikle de kız çocuklarının
 temel eğitim hizmetlerine ulaşması için Türkiye'nin her köşesinde karşılıksız eğitim yardımları yapıldığını anlatan Kavaf, kız çocuklarının okullaşma oranını
 artırmak amacıyla, eğitimine devam eden kız öğrencilere verilen yardım miktarının da erkeklere göre daha yüksek tutulduğunu aktardı.
        
Bakan Kavaf, şu ana kadar gerçekleştirilen kararlı ve kesintisiz çabalarla kız çocuklarının ilköğretimdeki okullaşma oranının yüzde 96'ya
 çıktığını ifade ederek, ''9. Kalkınma Planı'nda hedefimiz 2013 yılında, hem kız hem de erkek çocuklar için yüzde 100 okullulaşma oranına ulaşmaktır. 9. Kalkınma
 Planımızda yer alan bir başka hedefimiz ise kadın istihdamını artırmaktır. Bu hedefe ulaşmak için aktif işgücü politikalarıyla kadınların istihdam oranlarının
 arttırılması, işgücü piyasasına girişlerinin kolaylaştırılması ve teşvik edilmesine yönelik tedbirler almaktayız'' şeklinde konuştu.
        
Uzmanlık gerektiren mesleklerdeki kadınların sayısının oldukça yüksek olduğuna işaret eden Kavaf, bazı alanlarda kadın temsiliyle ilgili oransal
 bilgiler verdi.
        
Kavaf, Türkiye'nin önemli sivil toplum kuruluşlarından biri olan TÜSİAD'ın başkanlığını son iki dönemdir üst üste kadınların yapmasının da iş dünyasında kadınların etkinliğini gösterdiğini ifade etti.
        
Kadının güçlendirilmesi için önemli olan bir başka konunun da kadına yönelik şiddetin tamamen önlenmesi olduğunu belirten Kavaf, tüm ülkelerin ortak
 sorunu olan kadına yönelik şiddeti önlemenin Türkiye'de bir devlet politikası olarak kabul edildiğini aktardı.
        
Başbakan Erdoğan'ın bu konu üzerinde hassasiyetle durmasının, bu alanda zihinsel ve fiziksel tüm engellerin aşılması ve tüm tedbirlerin alınması yolunda çalışmalara hız kazandırdığını aktaran Kavaf, yasal alanda bugüne kadar gerçekleşen gelişmelerin sürdürülebilir olması için geçen yıl TBMM'de Kadın-Erkek
 Fırsat Eşitliği Komisyonu'nun esas komisyon olarak kurulduğunu hatırlattı.
        
Kavaf, bu çalışmalarının ve kararlılıklarının kadınları güçlendirdiğine inandığını dile getirerek, ''Eminim ki bu kararlılık toplumun tümünde ve hayatın
 her alanında içselleştirildiğinde daha eşit, barışçıl ve kalkınmış bir dünyaya adım atacağız'' dedi.
        
Bakan Kavaf, bir süre forum kapsamında düzenlenen panelleri izledi.
        
www.tbmm.gov.tr/develop/owa/dosya.getir?pDosyaAdiToplantinin...

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN

http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/dosya.getir?pDosyaAdi=F1980021989_Toplantinin_Devami.doc


..