Ondokuz Mayıs Üniversitesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ondokuz Mayıs Üniversitesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Eylül 2018 Perşembe

BAŞKANLIK SİSTEMİNİN TÜRKİYEDE UYGULANABİLİRLİĞİ.., BÖLÜM 3


BAŞKANLIK SİSTEMİNİN TÜRKİYEDE UYGULANABİLİRLİĞİ.., BÖLÜM 3



_ Tartışmaları Ekseninde, Türk Tipi Başkanlık Sistemi


Türk tipi başkanlık modeli taslağında başkana bakanları, kamu görevlilerini, büyükelçileri, yüksek yargı mensuplarını, tek başına atama yetkisi verilmektedir (Ataay, 2013, s. 277). 

Madde 22- (5) Başkan ayrıca Anayasada verilen seçme ve atama görevleri ile diğer görevleri yerine getirir ve yetkileri kullanır (İyimaya, 2013, s. 60). 

ABD tipi başkanlık sisteminden farklı olarak sistemi denetleyen herhangi bir mekanizmanın öngörülmediği atama işlemi ile çoğulcu demokrasinin ihlal edilerek belirli bir görüşü benimseyen kişilerin belirli makamlara getirilmesinin söz konusu olduğunu söylemek mümkündür. Bunların yanında yürütmeye bağlı idarî teşkilat üzerinde gözetim ve denetim yetkisine sahip ABD Başkanından farklı olarak, başkan “devlet başkanı’’ sıfatıyla anayasal kurumlar üzerinde gözetim yetkisine de sahip olacaktır. Ayrıca başkanın yasama organının 
onayı olmadan istisnaî rejime geçebilmesi ve bu dönemlere özgü kararname çıkarabilmesini öngören sıkıyönetim ve olağanüstü hal ilanı yetkisi gibi hükümler taslakta yer almaktadır (Erdoğan, 2013, s. 546-547).

Yanık’a göre Ak Parti’nin öngördüğü “Türk tipi başkanlık modeli’’ mevcut sistemin olmazsa olmaz unsurlarının değiştirilerek ortaya çıkan yeni bir sistemdir. Başkana verilecek yetkiler ile denetim ve denge sisteminin, dolayısıyla sistemin işleyiş mantığına aykırı bir durum ortaya çıkacaktır (Yanık, 2013, s. 667). Burhan Kuzu da Türk tipi başkanlık modeli önerisinin ortaya çıktığı 2012 yılından önce vermiş olduğu bir röportajda başkanın parlamentoyu feshedebilmesi nin ve kanun yapma yetkisinin ABD dışındaki ülkelerde yanlış bir tipoloji oluşturduğunu belirtmiştir (Kuzu, 2011, s. 162). 

Özellikle başkanlık sisteminin olumsuz örneğini teşkil eden Latin Amerika ülkelerini yukarıda ifade edilen, Amerikan modelinden farklı olan yönlerinden dolayı dikkate almamak gerektiğini ifade eden Kuzu’nun görüşlerinin Türk tipi başkanlık modeliyle ters düştüğü görülmektedir.Çelik’in ifadesiyle, Türk tipi başkanlık sisteminde yasamaya, Osmanlı geçmişiyle uyumlu biçimde, neredeyse 1876 Anayasası’ndaki gibi yalnızca yasa yapma ile sınırlı bir işlev tanınmış, başkan ise güçlü yetkilerle donatılmıştır (“‘Türk tipi demokrasi’nin”, 2012).

2014 yılı cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından, cumhurbaşkanlığı makamına oturan Erdoğan, başkanlık sisteminin hükümet modeli olarak benimsenmesi yönündeki görüşlerini daha yoğun olarak dile getirmeye devam etmiştir. Siyasi karizmasının milli irade nezdindeki gücünün başbakanlığı döneminden itibaren giderek arttığının farkında olan Erdoğan, cumhurbaşkanı sıfatıyla 2015 genel seçimlerin başkanlık sistemi için dönüm noktası olacağını yoğunlaşan bir şekilde ifade etmektedir. Bu doğrultuda Amerikan sisteminden farklı olarak Türk tipi başkanlık modeli üzerinde durmaya devam etmektedir. 

Beştepe Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda düzenlenen bir muhtarlar toplantısında, Meksika modelini örnek veren Erdoğan, başkanlık sisteminin Türk yönetim düşüncesinin genlerinde olduğunu söylemiştir. 

2012 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na sunduğu başkanlık sistemine geçiş önerisinden pek de farklı görünmeyen bu modelde başkan 6 yıllık bir dönem için seçilmekte ve bir daha seçilme hakkına sahip olamamaktadır.Meksika modeli, başkan yardımcısı ve başbakanın olmadığı bir sistem olmakla birlikte, meclise yasa tasarısı sunma hakkına sahip olan başkan neredeyse tüm yetkileri elinde toplamaktadır (“Her şeyin başı başkan”, 2015). Meksika modelinde öngörülen yeniden seçilme yasağı, yeniden seçilememenin yarattığı psikolojik baskı altında başkanın, akılcı olmayan, verimsiz, iyi planlanmamış politikalar izlemesi şeklinde tanımlanabilen topal ördek (lame duck) olgusuna yol açabilme tehlikesine sahiptir (Yazıcı 2014, s. 48).

Türk tipi başkanlık modeli farklı kesimlerden akademisyenlerin, siyasetçilerin, yazarların eleştirilerine uğramıştır. 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül hükümet sistemi değişikliği noktasında, Türk tipi başkanlık sisteminin olmaması gerektiği ifade ederek ABD’deki gibi kuvvetler ayrılığının keskin bir şekilde ayrıldığı bir sistemin de demokrasiye uygun bir model olduğunu ve benimsenmesi gerektiğini ifade etmiştir (“Gül’den ‘başkanlık’ çıkışı”, 2015). Aslında 
faklı birtakım kesimlerce dile getirilen eleştirilerin odak noktası, 21. yüzyıl Türkiye’sinde daha ileri ve çoğulcu bir demokrasi özlemine karşı bir konumda olan yönetim modelidir. 

Sonuç

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin siyasî sistemi içinde 90 yıllık bir geçmişi olan parlamenter sistemin işleyişi sürecinde yaşanan birtakım sıkıntılar, hükümet sistemi değişikliği tartışmalarının her daim gündemde kalmasını sağlamıştır. Özellikle 1982 Anayasası ile birlikte yürütmenin güçlendirilmesi yolunda değişiklikler yapılarak bu minvalde yapılacak etkili düzenlemelerle işlerliği olan bir hükümet sisteminin, Türk siyasal sisteminin ilacı olacağı dile getirilmiştir. Ancak her ülke birçok farklı dinamik tarafından bir araya gelen ve kendisini 
diğer ülkelerden ayıran bir siyasî sisteme sahiptir. Ayrıca Türk siyasal sistemi için klasik Amerikan modeli başkanlık sisteminin bir kenara itilerek Türk tipi başkanlık modelinin benimsenmesi için güçlü ve makul sebepler ortaya konulamamaktadır. 

Özellikle 2012 yılında Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na sunulan Türk tipi başkanlık modelinin kuvvetler ayrılığını hiçe sayan özellikleri, örtülü bir monarşik yapının sunulmaya çalışıldığı yönünde ciddi eleştiriler almıştır.

Buradan hareketle siyasî sistemde yapılabilecek hiçbir değişikliğin, Türk siyasal kültüründe var olan teamülleri değiştirmeyeceği açıktır. Araçsal ve kurumsal düzenlemeler, sadece 
yasama-yürütme ilişkileri bağlamında yaşanacak sıkıntıları çözmek için faydalı olabilir. Bu doğrultuda ABD tipi başkanlık sistemi ve ortaya çıkarabileceği sonuçlar itibariyle daha fazla eleştiriye maruz kalan Türk tipi başkanlık modeli yerine düşünmekten ziyade parlamenter sisteme işlerlik kazandıracak düzenlemeler yapmak daha yerinde olacaktır. Sağlam bir parlamento 
çoğunluğuna dayanmayan hükümetlere istikrar ve etkinlik kazandırmaya yönelik hukuk kurallarına yer veren rasyonelleştirilmiş parlamentarizm bu yönde atılacak adımlardan biri olabilir. Bunun dışında 2014 cumhurbaşkanlığı seçimleriyle birlikte ortaya çıkan yarı başkanlık sistemine işlerlik kazandıracak birtakım uygulamalara da gidilebilir. 

Sonuç olarak, 

Türkiye’nin muasır medeniyetler seviyesine çıkması, güçlü bir yönetime ve ekonomiye sahip olarak modern kapitalist dünya sistemi içerisinde başat aktörlerden biri olması, Türk tipi başkanlık sisteminin antidemokratik yönetim modelinden geçmemektedir. Türk siyasal sisteminin sahip olduğu sorunların 
çözümü için temel argümanlarıyla oynanmış bir başkanlık modeli sisteminden daha fazlasına ihtiyaç olduğu aşikârdır.

Kaynakça

Akçalı, P. (2013). Genel özellikleri, yararları ve sakıncaları ışığında başkanlık sistemleri. Yeni Türkiye Dergisi, 51, 406-411.
Akçalı, P. (2014). Siyasal istikrar ve başkanlık sistemi: Amerika Birleşik Devletleri örneği. İ. Kamalak (Ed.), (Yarı) başkanlık sistemi 
ve Türkiye içinde (s. 79-110).İstanbul: Kalkedon Yayıncılık.
Ataay, F. (2013). Adalet ve Kalkınma Partisi’nin ‘başkanlık sistemi’ önerisi üzerine değerlendirme.Alternatif Politika Dergisi, 5(3),266-294.
Aydıntaşbaş, A. (2015, 5 Ocak). İyi de bu başkanlık değil. Milliyet gazetesi. 
http://www.milliyet.com.tr/iyi-de-bu-baskanlik-
degil/siyaset/ydetay/2008851/default.htm sitesinden 05.02.2015 tarihinde edinilmiştir.
Başkanlık sistemini TBMM’de Özalcı milletvekilleri savunuyor, (1992, 11 Ekim), Cumhuriyet gazetesi, s. 5.
Cemal, H. (1989). Özal hikâyesi. Ankara: Bilgi Yayınevi.
Cumhurbaşkanı ‘başkanlık sistemi doğru tartışılsın’, (1998, 14 Temmuz), Cumhuriyet gazetesi, s. 7.
Cumhurbaşkanı Demirel ‘Başkanlık sistemi benim için bitti’, (1998, 24 Mayıs), Cumhuriyet gazetesi, s. 7.
Çelik. D. B. (2012, 24 Aralık). Türk tipi demokrasi’nin son durağı: Türk tipi başkanlık sistemi.T24.
 http://www.T24.com.tr  adresinden 25 Şubat 2015 tarihinde edinilmiştir.
Duman, S. (2013). Türkiye için başkanlık sistemi değerlendirmeleri. Yeni Türkiye Dergisi,51, 636-662.
Erdoğan, M. (1996). Başkanlık sistemini doğru tartışmak.Liberal Düşünce Dergisi, 1(2), 4-12.
Erdoğan, M. (2013).Başkanlık sistemi, demokrasi ve Türkiye.Yeni Türkiye Dergisi, 51, 542-547.
Erdoğan’ın hayali Amerikan modeli, (2003, 21 Nisan), Milliyet gazetesi, s. 19.
Fedayi, C. (2013). Mazi, hâl ve istikbal boyutlarıyla başkanlık sistemi.Yeni Türkiye Dergisi, 51, 679-691.
Gül’den ‘başkanlık’ çıkışı, (2015, 21 Şubat), Birgün gazetesi, s. 4.
Her şeyin başı başkan, (2015, 25 Şubat), Vatan gazetesi, 
                http://www.gazetevatan.com/-her-seyin-basi-baskan--743795-gundem/    sitesinden 25.02.2015 tarihinde edinilmiştir.
İyimaya, A. (2013). Başkanlık sistemini tartışmak yahut Ak Parti modeli. Yeni Türkiye Dergisi, 51, 519-524.
Keser, H. (2013). Başkanlık sistemi. Yeni Türkiye Dergisi, 51, 430-438.
Kılınç, Z. A. (2013). Siyasal istikrar açısından başkanlık ve parlamenter sistemler. M. Aktaş ve B. Coşkun (Ed.), Başkanlık sistemi 
karşılaştırmalı bir inceleme ve Türkiye için değerlendirmeler içinde (s. 401-427). Ankara: Nobel Yayınları.
Kırmacı, R. B. (2013). Türkiye’de başkanlık sistemi tartışmaları.Yeni Türkiye Dergisi, 51, 519-524.
Kuzu, B. (2011). Her yönü ile başkanlık sistemi. İstanbul: Babıali Kültür Yayıncılığı.
Göktürk, G., (2015, 10 Şubat). Nasıl bir başkanlık sistemi. Akşam gazetesi, 
                 http://www.aksam.com.tr/yazarlar/nasil-bir-baskanlik-sistemi/haber-380455     Sitesinden 10.02.2015 tarihinde edinilmiştir.
Powell, G. B. (1990). Çağdaş demokrasiler: katılma, istikrar ve şiddet. Ankara: S Yayınları.
Tosun, G. E. ve Tosun,T. (1999). Türkiye’nin siyasal istikrar arayışı başkanlık ve yarı başkanlık sistemleri. İstanbul:Alfa Yayınları.
Vergin, N. (2013). Siyasal sistem arayışları ve yarı-başkanlık sistemi. Yeni Türkiye Dergisi, 51, 449-455.
Vernon, M. C. (1961). Devlet sistemleri mukayeseli devlet idaresine giriş. Ankara: Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları.
Yanık, M. (2013). Başkanlık sistemi ve Türkiye’de uygulanabilirliği. Yeni Türkiye Dergisi, 51, 663-667.
Yavuz, K. H. (2000). Türkiye’de siyasal sistem arayışı ve yürütmenin güçlendirilmesi. Ankara: Seçkin Yayıncılık.
Yazıcı, S. (2013). Başkanlık ve yarı-başkanlık sistemleri Türkiye için bir değerlendirme. İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.
Yılmaz, S. (2013). Başkanlık sistemi; ABD, Türkiye’ye örnek olabilir mi? Yeni Türkiye Dergisi, 51, 617-635.


***

BAŞKANLIK SİSTEMİNİN TÜRKİYEDE UYGULANABİLİRLİĞİ.., BÖLÜM 2

BAŞKANLIK SİSTEMİNİN TÜRKİYEDE UYGULANABİLİRLİĞİ.., BÖLÜM 2

_ Tartışmaları Ekseninde, Türk Tipi Başkanlık Sistemi


Bir Hükümet Sistemi Olarak Başkanlık Sisteminin Genel Karakteristiği

Başkanlık sistemi denildiğinde bu hükümet modelinin en iyi uygulama örneği gösterdiği Amerika Birleşik Devletleri kastedilir ve bu ülkedeki ampirik uygulamadan hareket edilerek sistemin genel çerçevesi çizilir. Başkanlık sistemi; yasama ve yürütme arasında sert bir ayrımın olduğu, yürütme organının başkan denilen tek adamdan oluştuğu, bu yürütme organını oluşturan başkanın halk tarafından seçildiği ve gerek görevine başlarken gerekse görevini icra etmesi sırasında parlamentonun güvenoyuna ihtiyaç duymadığı, aynı şekilde 
kendisinin de parlamentonun varlığına son veremediği bir hükümet sistemidir.

Ortaya konulan bu tanımdan hareketle başkanlık sisteminin ABD’de yasama ve yürütme organları ekseninde nasıl bir tablo çizdiğine kısaca değinmek gerekir. Aslında bu modelin en önde gelen özellikleri arasında güçler ayrılığı ilkesine dayanması, görev sürelerinin sabit olması ve yürütmenin tek kişinin elinde toplanması bulunmaktadır (Akçalı, 2013, s. 406). 
Kuvvetler arasında sert bir ayrımın yaşanmasından kastedilen, hem yasama organının hem de yürütme organının birbirlerinin mevcudiyetlerine son verememeleri dir. Zira ABD’de başkan da kongre de farklı zamanlarda yapılan seçimlerle sabit bir görev süresi için seçilir. Yürütme organı tek adam yönetiminin elinde somut bir görüntüye bürünür. Başkan hem hükümetin 
hem de devletin başı sıfatıyla ülkenin genel siyasetinden sorumlu başlıca aktör olur.

Başkanlık sisteminde tıpkı başkan gibi yasama organı da belirli bir süreliğine halk tarafından seçilir. Başkan halk tarafından, başkana yardımcı sekreterler (parlamenter sistemdeki bakanlar gibi) de başkan tarafından meclis dışından seçildiğinden yasama organında yürütmenin herhangi bir temsilcisi yer almamaktadır. Esasen sahip olduğu bu konum ile yasama organının bağımsızlığı ortaya çıkmaktadır (Keser, 2013, s. 431). 

ABD’de 18. yüzyılda uzun tartışmalar sonucu vücut bulan başkanlık sisteminin aslında en önemli özelliği güçlü kral modelinin engellenmek istenmesidir. Bu ise yasama, yürütme ve yargının birbirini frenleyerek dengelemesi ile gerçekleşmektedir (Aydıntaçbaş, “İyi de bu başkanlık değil”, 2015). Başkanlık sisteminde güçler ayrılığı çerçevesinde, görev ve sorumlulukları belirtilmiş olan yasama, yürütme ve yargı organları arasında frenleyici ve dengeleyici 
işleve sahip birtakım mekanizmalar geliştirilmiştir (Akçalı, 2014, s. 97). Kuvvetler arasındaki bu denge, yasama ve yürütme organının birbirinin işlevine kısmen katılmasının sağlanması ve birbirlerini bir ölçüde durdurma yetkisine sahip kılınmaları sayesinde gerçekleşmektedir. 
(Erdoğan, 1996, s. 6). Vernon’a göre bu sistemi kuranlar kuvvetli devlet kavramından korktukları için devleti denetim altına almanın ve sınırlandırmanın gerekli olduğunu düşünmüşlerdir (Vernon, 1961, s. 123). Bu fren ve denge mekanizmasının araçları içinde başkanın kullandığı araçları veto ve dolaylı yasa teklifi oluştururken, kongre ise malî denetim yetkisini, impeachment yetkisini, antlaşmaların ve atamaların onaylanma yetkisini elinde tutmaktadır.

Özal ve Demirel Döneminde Başkanlık Sistemi Tartışmaları ve Ortaya Konulan Gerekçelerin Analizi

Türkiye’de başkanlık ve yarı başkanlık sistemlerinin kapsamlı olarak tartışılması ilk olarak 1980 yılında Tercüman gazetesinin düzenlediği Anayasa Semineri’nde ve Yeni Forum dergisinin önerdiği Anayasa Projesi’nde tartışma konusu yapılmıştır. Farklı kuruluşların dile getirdiği ortak görüş, salt bir başkanlık ya da yarı başkanlık modelinin benimsenmesi yerine cumhurbaşkanına özellikle hükümet krizlerini çözecek fesih yetkileri gibi güçlü yetkiler tanınması 
yönünde olmuştur. Bunun nedeni ise başkanlık sisteminin Türkiye için uygulanabilirliği tartışmalarında öncelikli olarak öne sürülen diktatörlük kaygılarıdır (Yazıcı, 2013, s. 159-160).

Başkanlık rejiminin model olarak Türk siyasal sisteminde yer alması gerekti ğini kuvvetle savunan ilk siyasetçi Turgut Özal olmuştur. Bunun arka planında yatan çeşitli sebepler vardır. 

Bunlardan ilki 12 Eylül darbesinden sonra sivil hayata geçilmesiyle birlikte tek başına iktidar olan Anavatan Partisi Genel Başkanı Başbakan Turgut Özal’ın güçlü bir başbakan profili çizmek isteyişine karşılık her defasında Cumhurbaşkanı Evren tarafından engellenmesidir. 

Özal, planladığı birçok reformdan Bakanlar Kurulu’nu oluşturmak istediği kişilere kadar Evren ile anlaşmazlıklar yaşamıştır. Cumhurbaşkanı olduktan sonra planladığı reformları hayata geçirme noktasında istediği gibi bir ortam oluşmaması gerekçesine dayanarak tekrar başkanlık sistemi tartışmalarını gündeme taşımıştır. Vesayet altındaki rejimle icra etmek istediği uygulamaları hayata geçiremeyeceğini düşünmüştür (Fedayi, 2013, s. 684-685). Ayrıca 
uzlaşma geleneği zayıf olan Türkiye’nin koalisyon hükümetleriyle zaman kaybettiğini belirterek Türkiye’nin heterojen yapısına başkanlık sisteminin daha uygun olacağını dile getirmiştir. Ona göre bu, çoğunluğun seçtiği başkanın ülkenin bütünlüğünü temsil etmesi bakımından daha demokratiktir (Yılmaz, 2013, s. 630). Bütün bunların yanında Özal’ın hep birinci adam ya da tek adam olmaya yönelik tutkusunun da payı büyüktür. Amerikan sistemini benimsemek istemesinin arkasında bu yatmaktadır. “Benim önemli gördüğüm konu,  Türkiye’yi belli bir noktaya götürebilmek. Bizim inandığımız bazı şeyler var. Onu ne şekilde yapmam daha güçlü olursa, orada olmaya çalışırım’’ şeklinde ifade ettiği beyanıyla Özal sadece kendi şahsında somutlaştıracağı sistemle Türkiye için uygulamaya koymak istediği reformlardan bahsetmiştir (Cemal, 1989, s. 122). 

Özal esas itibariyle, halk tarafından seçilen bir devlet başkanını arzulamıştır. Anayasanın Cumhurbaşkanına tanıdığı yetkilerin korunmasından yana olmakla birlikte görev süresinin en fazla iki dönemi kapsayan 5 yıllık bir süreyi kapsaması gerektiğini ifade etmiştir. Özal’ın yarı başkanlık sistemini andıran önerisi, ona yakın kaynaklara göre Amerikan tipi başkanlık modeli için bir geçiştir (Yazıcı, 2013, s. 160-161). Turgut Özal’ın kardeşi ve dönemin Malatya milletvekili Yusuf Bozkurt Özal da reformist kararların alınmasında başkanlık sisteminin 
uygun model olduğunu öne sürmüştür. Başkanlık sistemini Osmanlı sistemine benzeten Özal, Başkanlık sistemi Osmanlı sisteminin bir nevi demokrasiye adapte edilmiş şeklidir’’ demiştir (“Başkanlık sistemini TBMM’de”, 1992). Buna karşılık, Özal’ın bu istekleri kendisi için gündeme getirdiği iddia edilerek cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde Özal’ın siyasî gücünün sınırlanmasını istemediği yönünde tepkiler doğmuştur (Duman, 2013, s. 643). 

Türkiye’de başkanlık sistemi ile ilgili tartışmalar Özal döneminden sonra, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel döneminde, kendisinin Türk siyasal sistemi ile ilgili ifade ettiği fikirler ve önerilerle yeniden başlamıştır. Demirel Türkiye’de parlamenter hükümet sisteminin tartışılır hale gelmesinde, cumhurbaşkanlığı döneminde 1997 yılına kadar 4 yıl 3 ayda tam altı hükümet onaylamasının etkili olduğunu belirtmiştir. Koalisyon hükümetlerinin istikrarsızlıklarının siyasî istikrarsızlığı pekiştirdiğini söylemiştir (Duman, 2013, s. 644). 

Demirel yürütmenin güçlendirilmesini bir zaruret olarak görmüştür. Tek bir siyasî partinin mecliste çoğunluğu sağlayarak istikrarlı ve etkin bir hükümet kurması ihtimalinin azalmasını, seçmen kitlesinin toplumsal yapının ürünü olmayan yapay partiler arasında savrulmasını güçlü yürütme arzusuna gerekçe olarak göstermiştir (Vergin, 2013, s. 452). Görev süresinin dolmasından aylar 
önce dahi hükümet sistemi tartışmaları konusunda görüşlerini bildirerek yeni dönemde cumhurbaşkanını halkın seçmesi gerektiğini ifade etmiştir (Duman, 2013, s. 649).

Demirel, başkanlık sisteminin doğru tartışılması gerektiği söyleyerek bütün olayın Türkiye’de meselelere tartışma zemininin bulunmaması olduğunu dile getirmiştir (“Cumhurbaşkanı ‘Başkanlık sistemi”, 1998). Başkanlık modelini kendisinden sonraki dönemlerde geçerli olmak üzere istediğini ifade eden, kendisinin bu yönde bir arzusunun olmadığı belirten bir diğer açıklamasında ise “Ben onu başkalarına havale ettim. Tartışılacak olan Türkiye’de istikrar arayışı. Eğer bulduysanız beni yormayın’’ şeklinde açıklamada bulunmuştur (“Cumhurbaşkanı Demirel”, 1998).

   Görüldüğü üzere her iki lider de başkanlık sistemi tartışmalarında klasik Amerikan modeli üzerinde durmakla birlikte, dayandıkları en önemi gerekçe koalisyon hükümetlerinin ortaya çıkardığı istikrarsızlık problemidir. Esasen her iki liderin de hükümet istikrarı noktasında makul karşılanmasını sağlayan koalisyon tecrübesi Türk siyasal hayatının kilometre taşlarından olagelmiştir. Ancak 1961 ve 2002 yılları arasında aralıklarla var olan 22 yıllık koalisyon 
döneminin, siyasî istikrarın sadece hükümet istikrarından ibaret olduğu çerçevesinde değerlendirilmesine yol açması, hükümet sistemi değişikliği taleplerinin neredeyse son 3 yıla kadar neredeyse aynı zeminde değerlendirilmesine yol açmıştır.

Erdoğan Döneminde Başkanlık Sistemi Tartışmaları ve Türk Tipi Başkanlık Modeli

   Selefleri Özal ve Demirel gibi Recep Tayyip Erdoğan da Türkiye Cumhuriyeti’nin hükümet sisteminin başkanlık sistemi olması gerektiğini düşünmektedir. Erdoğan, 2003-2014 yılları arasında 11 yılı aşan başbakanlığı döneminde, farklı zamanlarda bu yöndeki görüşlerini beyan etmekle birlikte özellikle 2014 yılında cumhurbaşkanlığı makamına gelmesinden sonra başkanlık sisteminin yönetim modeli olarak benimsenmesi hususunda daha istekli 
bir tutum göstermektedir. Özellikle 2015 genel seçimlerinin bu noktada milat olması gerektiğini ifade eden Erdoğan, “Yeni Türkiye” vizyonu çerçevesinde başkanlık sisteminin daha güçlü ve kararlı bir yönetim modeli olarak benimsenmesi ile birlikte çok başlılığın yarattığı sıkıntılardan kurtulmanın mümkün olacağını dile getirmektedir. Erdoğan, klasik Amerikan modelinden farklı olarak Türkiye’ye özgü bir başkanlık sistemi modelini inşa edecek yeni 
anayasaya ihtiyaç duyulduğunu söylemektedir. Bu noktada “Türk tipi başkanlık modeli”nin nasıl bir hükümet modeli sunduğu ve arkasında yatan gerekçelerin irdelenmesi gerekir. 

Zira 2003 yılı Mart ayında göreve gelen ve kısa zaman sonra gönlündeki modelin Amerikan modeli olduğunu söyleyen Erdoğan’ın, özellikle son yıllarda ortaya çıkan Türk tipi başkanlık modeli arzusu nasıl açıklanabilir?

2002 genel seçimlerinden sonra 2003 yılı Mart ayında başbakanlık koltuğuna oturan Erdoğan, ülkedeki tüm kurumların halkla bütünleşmesi ve bir konsensüs sağlanması gerektiğini kaydederek kendisi için ideal modelin Amerikan tipi başkanlık modeli olduğunu söylemiştir. 
Bu görüşüne dayanak olarak ise yasama ve yürütme arasındaki müdahalelerin ortadan kalktığı, kuvvetler ayrılığının sağlandığı bir sisteme ülkenin duyduğu ihtiyacı göstermiştir (“Erdoğan’ın hayali”, 2003). Esasen Erdoğan’ın yasama ve yürütme arasında sert bir ayrıma ve tek adam iradesine dayanan başkanlık sistemini hükümet modeli olarak benimsemekteki isteğini, Ak Parti iktidarı öncesinde yaşanan koalisyon hükümetleri ile açıklamak makul bir yaklaşım olacaktır. Sadece 90’lı yıllardan 2002 genel seçimlerine kadar olan süreçte 9 
koalisyon hükümetinin iş başına gelmesi, Erdoğan’ın klasik ABD hükümet sisteminden yana bir tutum göstermesinde önemli bir rol oynamıştır.

2003 yılında başlayan başkanlık tartışmaları kimi zaman yoğunlaşan bir şekilde gündemde kalmaya devam etmiştir. Ancak özellikle 2012 yılında detayları ortaya çıkan, Erdoğan’ın Amerikan modelinden Türk modeline geçiş yaptığı başkanlık sistemi önerisiyle tartışmalar farklı bir boyut kazanmıştır. Kamuoyunda “Türk tipi başkanlık modeli’’ olarak yer alan ve Amerikan tipi başkanlık sisteminden önemli ölçüde farklılaşan hükümler içeren maddeler, kuvvetler ayrılığının ihlal edildiği ve çok güçlü bir başkan yaratılmak istendiği tartışmalarına maruz kalmıştır. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin “367 yeter oy’’ sayısı nedeniyle tıkanması ve 
“kapatma davası’’ gibi tecrübe edilen gelişmelerin Erdoğan’ın kuvvetlerin ayrılığını öngören Amerikan modelinden, şiddetle kuvvetlerin birliği eleştirilerine maruz kaldığı Türk tipi başkanlık modeline geçmesinde etkili olduğunu söylemek mümkündür (Kırmacı, 2013, s. 521). 
Taslağı hazırlayan komisyon üyelerinden Burhan Kuzu, ABD başkanlık sisteminden farklı bir model önermelerinin gerekçesini, ABD Başkanı’nın kararname çıkarma yetkisi bulunmaması nedeniyle tıkanıklıklar yaşandığını, Başkan’ın istediği yasaları çıkartmakta ve bütçesini geçirmekte sıkıntıya düştüğünü açıklayarak ifade etmiştir (Ataay, 2013, s. 273-274). Ahmet 
İyimaya, önerilen modelin bir teklif değil, taslak model olduğunu söylemiştir. 
Bu taslak model üzerinde çalışarak emek verdiklerini dile getirmiştir (İyimaya, 2013, s. 58).

Ak Parti’nin önerdiği başkanlık modelinde ABD’dekinden farklı olarak başkan hiçbir kayıt ve şarta tâbî olmadan TBMM’yi feshedebilecektir. TBMM de aynı şekilde erken seçim kararı almak suretiyle başkanın görev süresini sonlandırabilecektir (Erdoğan, 2013, s. 546). 

Madde 28- (1) Türkiye Büyük Millet Meclisi veya Başkan tek başına her iki organın seçimlerinin yenilenmesine karar verebilir. Başkanın ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde Başkan bir defa da aday olabilir (İyimaya, 2013, s. 60). 

Bu uygulama başkan ile parlamento çoğunluğunun farklı partilerden olması durumunda doğabilecek uyumsuzlukların siyasî tıkanıklığa dönüşmesini önlemek için düşünülmüştür. Ancak erken seçim kararını ister başkan ister meclis alsın başkanlık seçimiyle parlamento seçiminin aynı gün birlikte yapılması öngörülmektedir. Oysa ABD başkanlık sisteminde başkanın parlamento üzerinde etkili olmasını engelleyen, başkanın, Temsilciler Meclisi’nin ve Senato’nun farklı görev sürelerine tâbî olması ve Senato’nun yapılan ara seçimlerle üyelerinin 
bir kısmının yenilenmesi söz konusudur. Ayrıca başkan ile parlamento çoğunluğunun aynı ya da farklı partilerden olması durumunda dahi parti içi demokrasinin güçlü, parti disiplininin zayıf olması, partilerde uzlaşma kültürü yerleşmiş olması, partilerin ideolojik olarak katı olmamaları sebebiyle sistem işlemektedir. Oysa Türkiye’de aynı durumundan bahsetmek pek mümkün gözükmemektedir. Aynı gün yapılacak seçimler başkanın parlamentoda 
yer alacak çoğunluğu belirlemesini sağlayarak kuvvetler ayrılığı prensibini zedeleyecektir (Ataay, 2013, s. 275-276).

Kuvvetler ayrılığı ekseninde tartışmalara yol açan başkanın kararname çıkarabilme yetkisi, Ak Parti’nin öngördüğü başkanlık modelinin bir diğer özelliğidir.

Madde 23- (1) Başkan, genel siyasetin yürütülmesinde ihtiyaç duyduğu konularda Başkanlık kararnamesi çıkarabilir. Bir konuda Başkanlık kararnamesi çıkarabilmesi için kanunlarda o konuyu düzenleyen uygulanabilir açık hükümlerin bulunmaması şarttır. Kişi hak ve hürriyetleri ile siyasi hak ve hürriyetler kararname ile düzenlenemez. Kararnameler ile kanunlarda aynı konuda farklı hüküm bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanır (İyimaya, 2013, s. 60).

Erdoğan’a göre bu yetki başkanın genel siyaseti belirleme yetkisinin doğal bir sonucu olarak görülebilirse de başkanın kanunlarda belli bir konuyla ilgili açık hükümler bulunmadığını ileri sürerek yasama alanına müdahalesini açık hale getirmektedir (Erdoğan, 2013, s. 546). Şu an ki parlamenter sistemde, KHK çıkarma yetkisi olağan dönemde de olağanüstü dönemde de nihaî onay makamı olan TBMM’nin oluru ile işlerlik kazanmaktadır. Oysa Türk tipi başkanlık modelinde öngörülen başkana kararname çıkarma yetkisi ile klasik başkanlık sisteminin en önemli özelliği olarak gösterilen “kuvvetler ayrılığının sağlanması” ilkesi zedelenmektedir (“Nasıl bir başkanlık sistemi”, 2015).

3.CÜ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR..

***

BAŞKANLIK SİSTEMİNİN TÜRKİYEDE UYGULANABİLİRLİĞİ.., BÖLÜM 1

Başkanlık Sisteminin Türkiyede Uygulanabilirliği.,  BÖLÜM 1 



Tartışmaları Ekseninde, Türk Tipi Başkanlık Sistemi
Samed Kurban*
* Arş. Gör., Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü.
İletişim: 
samed_kurban@hotmail.com. 

Ondokuz Mayıs Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kurupelit Kampüsü, 55139, Kurupelit/ Samsun.

ÖZET: 

    Bu çalışmada Türkiye’de 1980 darbesinden sonra sıklıkla dile getirilen başkanlık sistemi ve bu hükümet sisteminin Türkiye modeli üzerinde durulmuştur. 

    35 Yıllık bir süreçte özellikle koalisyon hükümetlerinin zayıf ve parçalı görüntüsünün ve uygulamalarının uzun ömürlü olmamasının suçunun parlamenter sisteme yüklenmesi, başkanlık sistemi tartışmalarının çoğunlukla siyasî istikrar ekseninde yürümesine sebep olmuştur. 

Maalesef siyasî istikrarın sadece hükümet istikrarından oluştuğuna kanaat getiren düşüncelerin etkisiyle, güçlü yürütmeye duyulan ihtiyaç, genellikle 
analizlerin tek bir perspektiften yapılmasına neden olmuştur. 

Bu sebeple çalışmanın ilk başlığı siyasî istikrar ve hükümet istikrarı ikilemi üzerine olmuştur. Daha sonra detaylarına fazla inilmeden, klasik Amerikan modeli başkanlık sisteminin genel özellikleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. 

   Bu bölümden sonra Özal ve Demirel Dönemindeki başkanlık sistemi tartışmalarına değinilmiştir. Son olarak Erdoğan döneminde yeniden 
alevlenen başkanlık sistemi tartışmaları ele alınarak özellikle son zamanlarda gündemi meşgul eden “Türk tipi başkanlık” modeli üzerinde durulmuştur. 
Erdoğan’ın başbakanlığı dönemindeki ilk 9 yılda hükümet modeli olarak benimsenmesini istediği Amerikan modelinden, 2012 yılından beri dile getirdiği 
Türkiye modeline giden süreçte yaşananlar analiz edilmeye çalışılmıştır. Sonuç kısmında ise Türk siyasal sisteminde uygun bir hükümet modeli oluşturacak düzenlemeler üzerine önerilerde bulunulmaya çalışılmıştır.

Giriş

Devletin temel işlev alanları olan yasama, yürütme ve yargının, görev yetki ve sorumluluk alanlarının, hangi organlar tarafından ne şekilde kullanıldığı meselesi esasen kuvvetler ayrılığı teorisinin özünü oluşturur. Söz konusu kuvvetlerden yasama ve yürütme arasındaki ilişki, bir başka ifade ile egemenliğin kullanılma biçimi ise bizi parlamenter sistem, yarı başkanlık sistemi ve başkanlık sistemi 
olmak üzere üçlü bir ayrıma götürür.

Türkiye’de 1921 Anayasası ile kabul edilen ve 1924 Anayasası’na kadar hükümet modeli olarak benimsenen meclis hükümeti sistemi hariç tutulursa, 1924’den günümüze yasama ve yürütme arasındaki ilişki parlamenter sistemin esaslarına uygun olarak işlemektedir. 

Ancak 35 yılı aşkın bir süredir, hükümet modeli değişikliğinin gerekliliği üzerinde görüşler dile getirilmektedir. Benimsenmek istenen modelin başkanlık sistemi olması, özellikle koalisyon dönemlerinde yasama ve yürütme erki arasındaki ilişkiden kaynaklı sorunların gerekçe olarak gösterilmesine dayanmaktadır. Esasen 2011 seçimlerinden sonra hükümet sistemi değişikliğinin başkanlık sisteminden yana olması yönünde dile getirilen talepler, önceki dönemlerde ve siyasî iktidarlar zamanında ortaya konulan sebeplerden, özellikle de hükümet istikrarsızlıkları açısından farklılaşmaktadır. 

Bu doğrultuda benimsenmek istenen model için gösterilen örnek uygulama da Amerika Birleşik Devletleri olmaktan çıkmıştır. 
“Türk tipi başkanlık sistemi” adıyla 2011 seçimlerinden sonra Ak Parti iktidarı tarafından ortaya konulan model, Amerikan tarzı başkanlık sisteminden neredeyse en temel yönleriyle bir hayli faklı görünüm arzetmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde 90 yılı aşkın bir süredir uygulanan parlamenter hükümet modelinin etkinliği üzerine yapılan tartışmaların çok boyutlu olarak irdelenmesi, bireysel isteklerin vücut bulduğu bir başkanlık sistemi üzerinde çalışıldığı yönündeki eleştirilerin anlaşılması için elzem görünmektedir. Bu sebeple farklı siyasî iktidarlar döneminde dile getirilen başkanlık sistemi taleplerinin arka planında yer alan dinamiklere bakmak gerekir.

Siyasî İstikrar-Hükümet İstikrarı İkilemi

Türkiye’de başkanlık sisteminin bir hükümet modeli olarak benimsenmesi yönünde ortaya konan görüşlerin dayandığı en önemli gerekçe hiç şüphesiz, Türk siyasal hayatında yer edinmiş koalisyon hükümetleridir. Yasama ve yürütme arasında sert bir ayrıma dayanan, yürütme organının tek başlı bir görüntü arz ettiği, başkanın ve yasama organının birbirlerinin görevlerine son veremedikleri başkanlık sistemi kurtarıcı bir hükümet modeli olarak görülmüş tür. 
Özellikle son 35 yıldır bu minvalde dile getirilen başkanlık sistemi tartışmaları, 
Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde ve cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra ise “Yeni Türkiye” vizyonu çerçevesinde hükümet istikrarsızlığı sebebinin önceliğini alan bir süreçte devam etmektedir. Tek başlı bir yürütme organının, kararların hızlı alınması yönündeki etkisiyle ülkenin bulunduğu konumdan daha ileri bir düzeyde olabileceğini savunan Erdoğan, hükümet istikrarsızlıklarının öncelikli sebep olmadığı bir başkanlık sistemi özlemini sürdürmektedir. Bununla birlikte, siyasal sistemin istikrarının sadece 
hükümet istikrarından geçtiği yönündeki ağırlıklı görüşler başkanlık sistemi tartışmalarının sağlıklı bir zeminde yürümesine engel olmaya devam etmektedir. Bu sebeple kısaca daha büyük bir resmi betimleyen siyasî istikrar olgusuna bakmak gerekir.

Siyasal istikrar, demokrasilerde parti sistemleri ve anayasal düzenlemelerle ilgili tartışmalarda temel bir temadır. Kısa ömürlü hükümetler, demokrasilerde ve diğer sistemlerde iyi olmayan bir başarının kanıtı olarak ele alınmaktadır (Powell, 1990, s. 13). Siyasal istikrarın ya da siyasal istikrarsızlığın ele alınmasında dikkat edilecek bazı hususlar vardır. Bunlardan ilki, yukarıda bahsedildiği üzere siyasal istikrar kavramından neyin anlaşılması gereğidir. 

Hükümet etkinliği-uzunluğu, siyasal meşruiyet, sivil düzen (siyasal şiddet gösterileri, toplu protestolar, iç savaş), anayasanın dayanıklılığı, yapısal değişimin yokluğu gibi olgular siyasal istikrara ait en bilinen göstergelerdir 
(G. E. Tosun ve T. Tosun, 1999, s. 15). 

Bu bağlamda sadece parçalı koalisyon hükümetlerinin sergilediği istikrarsız yönetimler siyasal istikrarsızlığa yol açmamaktadır.

Siyasal istikrar ile ilgili olarak değinilmesi gereken diğer bir önemli faktör de etkinlik olgusudur. 
Parlamenter sistem istikrarlı hükümet sağlıyorsa aynı zamanda etkin hükümeti de sağlıyor demektir. İstikrar, etkinlikle beraber işleyen parlamenter demokrasinin göstergesi olarak değerlendirilir (Yavuz, 2000, s. 159). 

Tek başına siyasal istikrar kavramı demokratik siyasal sistemler için gerekli değildir. Toplumu şiddet kullanarak sindirdiği için genel olarak istikrarlı bir profil çizen otoriter rejimler, siyasî, sosyal ve iktisadî gelişmenin gerçekleştirilmesi 
ve ülkelerin iyi yönetilmesi olarak tanımlanabilecek etkinlik açısından başarısızdır (Kılınç, 2013, s. 402). Sadece uzun bir dönem içinde ülkeyi yönetmek yetmemek de aynı zamanda sisteme işlerlik kazandıran etkinlik de gerekmektedir. Hükümet sistemi ise Montesquieu tarafından idealize edilen kuvvetler ayrılığı teorisine göre, yasama ve yürütme arsındaki 
karşılıklı ilişkiler çerçevesinde ortaya çıkan üç modeli betimleyen bir ifadedir. Bu doğrultuda, parlamenter sistem, yarı başkanlık sistemi ve başkanlık sistemi, hükümet sistemini oluşturan modeller olarak ortaya çıkar.

Siyasî istikrarsızlığı sadece hükümet istikrarsızlığına indirgemek, bu noktada sorunların çözümü için gerçek manada bir çözüm önerisi getirmeye engel olabilir. Hükümet istikrarı, siyasal sistemin dengeli ve kararlı idamesinde yararlı olmakla birlikte, hükümet istikrarının her zaman istikrar yarattığını söylemek mümkün değildir (Yavuz, 2000, s. 463). O yüzden siyasî istikrar ile gerçekte tam olarak ne kastedildiği iyi anlaşılmalıdır.

2 Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR.,

***

23 Şubat 2017 Perşembe

RUSYA-UKRAYNA KRİZİNİN ENERJİ GÜVENLİĞİNE ETKİLERİ ,



RUSYA-UKRAYNA KRİZİNİN ENERJİ GÜVENLİĞİNE ETKİLERİ ,


Azime TELLİ
*Öğr. Gör., Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Kocaeli Üniversitesi SBE Uluslararası İliskiler ABD Doktora Öğrencisi. 

Özet 

   DOĞU AKDENİZ’DE ENERJİ DENKLEMİ VE OLASI YAN ETKİLERİ  

Putin dönemi Rusya Federasyonu’nun önceliği enerji süper gücü olmak olarak öne çıkmıstır. Rusya, genel olarak enerji ve özel olarak da doğal gaz alanındaki rezervlerinin avantajlarını da tüm dünyaya göstermek istemektedir. Rusya, doğal gaz üzerindeki hakimiyetini yeri geldiğinde hem yakın çevresinde bulunan ülkelere hem de Batı dünyasına çarpıcı bir sekilde göstermektedir. Rusya yakın çevresindeki ülkelerle sorunlarla karsılastığı zaman doğal gazı bir cezalandırma aracı olarak kullanmaktadır. Bu durum da dünya enerji güvenliğinin tekrar sorgulanmasına neden olmaktadır. Bu çalısmada enerjinin ulusal güce 
katkısı, bir devletin ekonomik ve siyasal olarak yükselmesinde etkisi Rusya-Ukrayna örneğinde ele alınmıstır. 

Anahtar Kelimeler: Rusya, Ukrayna, enerji güvenliği, doğal gaz, Avrupa Birliği 


Giris 

Güvenlik, günümüzde sadece askeri unsurlar ile açıklanabilecek bir kavram olmanın dısına tasmıs durumdadır. Güvenlik kavramı askeri, ekonomik, fiziksel ve bunlara esdeğer birçok konuyu içine alan, çok daha karmasık bir hal almıs durumdadır. Güvenlik kavramı iki temel kavramla açıklanmaktadır: Bunlardan birisi tehdit kavramıyken, bir diğeri de algı kavramıdır. Tehdit olası bir tehlikeye dayanmaktadır. Güvenlik kavramında bir diğer önemli kavram olan algı ise daha sübjektif bir kavramdır. Metodolojik olarak bu algılama üç kategoride değerlendirilmektedir1:

-1. Kategori: Ulusal Fiziki Tehdit 
-2. Kategori: Ulusal Çıkar Tehdidi 
-3. Kategori: Ortak Değerler Tehdidi. 

Enerjinin insan yasamındaki önemi dünden bugüne değisim göstermis olsa da enerji kaynakları tarihsel gelisim sürecinde her dönem çekim ve buna bağlı olarak mücadele unsuru olmustur. Dünyada sanayilesme, nüfus artısı ve sehirlesmeye bağlı olarak enerjiye talep artmıs, enerji kaynaklarına sahip olmak ve bu kaynaklara güvenli bir sekilde ulasabilmek devletler için öncelikli hale gelmistir. Fosil yakıtlar içinde en çok talep edilen petrol, doğal gaz ve kömür olması nedeni ile bu üç kaynak enerji güvenliği açısından hayati önem 
kazanmıs durumdadır. Kaynaklar sınırlı, tüketim artma eğilimi gösterirken, enerji politikalarında asıl mücadele konusunu kaynakların hangi devletler tarafından kontrol edileceği, yani enerji gelirinin hangi yöntemlerle ve hangi oranlarda paylastırılacağı teskil etmektedir.2 Bu nedenle günümüz kosullarında enerji güvenliği kavramının ulusal güvenlik kavramı ile ayrılmaz bir bütünsellik içinde değerlendirilmesi gerekmektedir.3 Bunun doğal sonucu olarak zengin enerji kaynaklarına sahip ülkeler ekonomik ve jeopolitik açıdan kilit konuma gelmektedir.4 

Enerji güvenliği çok boyutlu bir semsiye kavramdır. Enerji güvenliği arz eden, talep eden ve bu ülkeler arasındaki geçis ülkesi veya enerji transit ülkesi dahil bütün tarafları ilgilendiren bir konudur. Enerji güvenliği kavramı konusunda genel olarak iki farklı yaklasım bulunmaktadır. Bu yaklasımlardan biri enerjiye, diğeri de güvenliğe ağırlık vermektedir. 
Enerji güvenliğinin enerji ağırlıklı tanımı, enerji kaynaklarının bulunabilirliği, erisilebilirliği ve kabul edilebilirliği kavramını içine almaktadır. Enerji güvenliği nin, güvenlik ağırlıklı tanımı ise enerji arama, gelistirme, üretim, iletim, çevrim, dağıtım, pazarlama ve tüketim ağındaki tesislerin her türlü saldırıya karsı fiziki olarak korunması anlamını içermektedir.5 


Enerji güvenliğinde; Ekonomik açıdan, üç farklı boyutun öne çıktığı görülmektedir. 
Tüketici ülkeler için arz güvenliği; transit ülkeler için enerji nakil güvenliği ve gelirinin çoğunu ürettiği enerjiden kazanan ülkeler için enerji talep güvenliği çok önemlidir. 
Dolayısıyla, enerji güvenliği, tüketici ve transit ülkeler için, enerjiyi çesitlendirilmis hatlardan ucuza temin etmek iken; özellikle gelirinin çoğunu enerji ihracatından elde eden üretici ülkeler için kaynaklarını tekelci fiyatlar ve hatlarla tüketiciye satmak olarak 
değerlendirilmektedir.6 

İhtiyacından daha az enerji kaynağı ürettiği için, dısarıdan enerji ithal etmek zorunda olan ülkeler açısından “enerji arz güvenliği” ne kadar önemli ise, ihtiyacından fazla üretim yaparak dısarıya ihraç eden ülkeler için de “enerji talep güvenliği” o kadar önemlidir. Bu açıdan enerji güvenliği; uluslararası bir konu olmasının yanı sıra, üretici ve tüketicilerin karsılıklı olarak birbirlerine bağımlı olduklarını da göstermektedir.7 Sahip olduğu doğal gaz ve ham petrol rezervleri ile dünya enerji piyasasının en büyük aktörlerinden biri olan, küresel 
sistemde yeniden hakim ülkelerden biri olmak için enerji kartını kullanan Rusya ile sahip olduğu rezervlerin Avrupa pazarına ulastırılmasında önemli bir transit ülkesi olan Ukrayna arasında yasanan krizler değerlendirilirken, enerji güvenliğinin üç farklı boyutunun birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. 

Günümüzde Soğuk Savas döneminin ideolojik ayrımlarla sekillenen jeopolitik 
yaklasımının yerini enerji kaynaklarını takip eden bir jeopolitik anlayıs almıs durumdadır.8 
Enerji kaynaklarının önemine yönelik olarak bu kaynakların hepsinin sahip olduğu önemi ifade edebilmek açısından Mert Bilgin tarafından “yeni enerji düzeni politikası” (neopolitics) kavramını gelistirmistir.9 Bu yaklasıma göre dünya devletleri enerji kaynaklarına sahip olanlar ve olmayanlar olarak ikiye ayrılmaktadır. Bu durum iki taraf arasındaki jeopolitik mücadeleyi derinlestirmektedir. Ayrıca, enerji kaynaklarının geçis güzergahları da bu 
bağlamda jeopolitik öneme sahiptir. Bu önemin bir uzantısı olarak enerji kaynakları ve bu kaynakların transfer edildiği hatları kontrol edenler sadece ekonomik değil politik anlamda da güç sahibi olmaktadır.10 

Enerji arz ülkesi olan Rusya ile enerji transfer ve talep ülkesi olan 
Ukrayna arasında yasanan enerji krizleri değerlendirilirken jeopolitik boyut da önemli bir bakıs açısı sağlamaktadır. Bu çalısmada 2006 yılında ilki yasanan, 2009’da Avrupa ülkelerini donma tehlikesi ile karsı karsıya bırakan ve 2014’te Kırım’ın ilhakı ve Ukrayna’nın doğu bölgelerindeki ayrılıkçı hareketler ile siddetlenen krizleri hazırlayan temel etmenler ele alınacaktır. 

1. Dünden Bugüne Rusya-Ukrayna İliskileri 

Ukrayna, Rusya ve Avrupa arasında bulunan eski Sovyet Cumhuriyeti ve Bağımsız Devletler Topluluğu’nun bir üyesidir. AB’nin bu ülkeye karsı uyguladığı dıs politika açısından Ukrayna’nın Avrupa ve bir zamanlar onun için en büyük tehdit unsuru olan Rusya ile arasındaki “gri bölge” olarak tanımlanabilecek konumu oldukça önemlidir. Bu özelliğin kültürel ve politik eğilimler açısından da geçerli olduğu söylenebilir. 

Rusya-Ukrayna iliskilerini dünden bugüne sekillendiren en önemli unsurlardan biri jeopolitiktir. Rusya’nın jeopolitik yaklasımı “Avrasyacılık” temelinde açıklanmaktadır. Geçmisi Rus Çarlığı dönemine kadar uzanan Avrasyacılık yaklasımı Soğuk Savas sonrası dönemde Rusya’nın politikalarına yeniden yön vermeye baslamıstır. Rusya’nın tarihi sıcak denizlere ulasma emelinin korunduğu bu teorinin en önemli savunucularından olan Alexander Dugin’e göre, dıs siyasetin genis bir stratejik bütünlesmeye dayanması gerekmektedir.11 
Soğuk Savas’tan sonra Rusya’nın dıs politikasındaki dönüsümüm en çarpıcı göstergelerinden biri, izlediği “Yakın Çevre” politikası olmustur. “Rusya Federasyonu’nun Monroe Doktrini” olarak adlandırılan bu politika, eski SSCB topraklarının Rusya Federasyonu’nun ekonomi ve güvenlik açılarında yasamsal çıkarı olduğunu ileri sürerek buralardakigelismeleri denetlemeyi öngörmektedir.12 Rusya’nın, yakın çevre olarak kabul ettiği ve Rusya 
Federasyonu dısında kalan eski Sovyet topraklarına (Baltık ülkeleri, Ukrayna, Orta Asya ve Kafkasya) yönelik politikası üç temel nedene dayanmaktadır:13 Birincisi, kendisini bir Avrasya gücü olarak gören Rusya’nın bu bölgelerdeki jeopolitik ve stratejik çıkarları; ikincisi, Bağımsız Devletler Topluluğu çerçevesinde devam ettirilen ekonomik çıkarları ve bu ülkelerle karsılıklı ekonomik bağımlılık iliskileri ve sonuncusu, etnik çıkarlar olup Rusya dısında toplam 25 milyon dolayında Rus kökenli insanın bulunması. 

Rusya’nın Avrasyacılık söylemi aynı zamanda siyasal bir kimlik arayısına da cevap vermektedir. Slav-Ortodoks kimliğe sahip Rusya’nın Avrasyacılık düsüncesi ile Ukrayna’nın Batıcılık düsüncesi arasındaki çatısma Rusya’nın, sıcak denizlere açılma emeli açısından Ukrayna’nın tasıdığı stratejik önem nedeni ile zaman zaman ciddi krizlere yol açabilmektedir. 
Ukrayna’nın, Soğuk Savas sonrası dönemde NATO ve AB üyeliğini gündemine alması Rusya’nın tepkisine yol açmıstır. Ukrayna’nın AB ve NATO üyelik perspektifleri Rusya’nın planlarını büyük ölçüde bozmaktadır. Çünkü Ukrayna, NATO’ya girerse, ABD Rusya’nın yanına kadar girecek ve Rusya’nın o bölgede ilerlemesini ve bölgesel merkezcilik düsüncesini bozacaktır. 

Uluslararası sistemde kaybettiği gücü enerji kartını kullanarak tekrar ulasmaya yönelik stratejiler izleyen Rusya, açısından büyük enerji pazarlarından biri olan Avrupa Birliği’ne ulasmak açısından transfer ülkesi olarak Ukrayna özel bir konuma sahiptir. Rusya’dan Avrupa’ya uzanan boru hatlarında Rusya, % 80 oranında Ukrayna’ya bağımlı durumdadır. 
Son dönemde yasanan krizler sonrasında Rusya, Ukrayna’ya olan bağımlılığını azaltacak boru hatları projelerine yönelmistir. Rus gazının Avrupa’ya giden kısmının 4/5’i Ukrayna üzerinden geri kalan kısmı ise Beyaz Rusya üzerinden Avrupa’ya ulasmaktadır.14 

İki ülke arasındaki iliskinin nüfuz mücadelesi kadar nüfusla da yakından iliskisi 
bulunmaktadır. Topraklarında önemli bir Rusça konusan azınlık bulunması, sanayi alanında Rusya’ya bağımlılığı ve Rusya’nın bu komsusunu etki alanı dahilinde tutma konusundaki kararlılığı, iki ülke arasında yasanan krizlerde Rusya’ya bağımlı olan Ukrayna’yı oldukça zor durumda bırakmaktadır. 

2. Rusya’nın Değisen Dıs Politikası ve Enerji Krizlerine Etkileri 

Rusya, 2000’li yılların basından itibaren enerji ve enerji politikaları sayesinde yeniden büyük bir güç olma yolunda önemli adımlar atmıstır. Vladimir Putin’in Rusya Devlet Baskanı olmasıyla canlanan Rus ekonomisi, bu özelliğini enerji boyutunda iyice gelistirerek “Büyük Güçler” sahnesinde yerini almıs bulunmaktadır. Rusya enerji politikasının mihenk tası olarak da Gazprom görülmektedir. Gazprom özellikle de doğal gaz alanında günümüzde tekel 
konumunu sürdürmektedir. Rusya doğal gaz alanındaki “rezerv-üretim-ihracat” faaliyetleri açısından kendi bölgesinde çok büyük bir güç durumundadır.15 Bu gücün kendisine verdiği güvenle de Polonya, Beyaz Rusya ve Ukrayna üzerinde söz sahibi olmaya çalısmaktadır. Bu durum da Rusya’nın bu devletlerle enerji krizleri yasamasına neden olmaktadır. 

Dünyadaki toplam enerji kaynaklarının % 80’i fosil yakıtlardan karsılanmaktadır. Bu fosil kökenli kaynakların 1/4’inden daha fazlası da doğal gazdır. Tüketilen enerjinin yaklasık olarak %24’ü doğalgaz tarafından karsılanmaktadır. Yeryüzünde ispatlanmıs doğalgaz kaynaklarının toplamı 180 trilyon metreküp kadardır. Bu doğal gaz rezervleri 60 yıl yetecek seviyededir. Bu doğalgaz rezervlerinin de %75’i Rusya ve Ortadoğu Bölgesinde bulunmaktadır.16 Doğal gaz rezervleri de petrol kadar olmasa da belirli alanlarda daha fazla yoğunlaş maktadır. Rezervler bakımından Rusya’nın diğer ülkelere göre büyük bir üstünlüğü bulunmaktadır. Çünkü Rusya rezervler bakımından kendisinden gelen İran’a göre iki kat daha fazla doğalgaz rezervine sahiptir.17 

Doğalgazda “rezerv-üretim-tüketim” iliskileri değerlendirildiğinde bazı bölgeler veya devletler doğalgaz talebinin karsılanmasında kendisine yetebilecek sevideyken, bazı ülkeler ise doğalgazda dısa bağımlıdır. AB dünya doğalgaz üretiminin % 6.2’sini, dünya tüketiminin ise % 16.2’sini gerçeklestirmektedir. AB doğalgazda ürettiğinden çok daha fazlasını tüketmektedir. Dısa bağımlılıkta ise neredeyse yarı yarıya Rusya’ya bağımlıdır. Bu durum da AB’yi doğalgaz talebinin karsılanması durumunda tıpkı Rusya-Ukrayna krizlerinde olduğu gibi yeri ve zamanı geldiğinde çaresiz durumda bırakmaktadır. AB’nin enerji alanında dısa 
bağımlılığı % 50 dolaylarındadır. Bu seviyenin önümüzdeki yıllarda daha da fazla artacağı tahmin edilmektedir.18 

Rusya Federasyonu doğalgaz piyasasında monopol güç olmak istemektedir. Rusya Federasyonu’nun sahip olduğu enerji rezervleri ve özellikle doğalgaz alanında tüm Avrupa ve yakın çevresi için monopol bir dağıtıcı konumunda olması kendisine önemli avantajlar sağlamaktadır. Dkinci olarak ise yaptığı enerji ihracatını pazardaki tekel konumunun kendisine verdiği güvenle bu ihracata bağımlı devletlere karsı bir siyasi baskı aracı olarak kullanmakta dır. Rusya Federasyonu özellikle son dönemde doğalgaz üzerindeki tekel konumunu bir dıs politika aracı olarak kullanmaktadır. Rusya Federasyonu, doğal gaz fiyatlarını bölge devletlerinin Moskova ile olan iliskilerine göre ayarlayarak, doğal gazı ihracat yaptığı ülkelere karsı ödüllendirme ya da cezalandırma aracı olarak kullanmaktadır. 

Rusya Federasyonu doğalgazın fiyatını Bağımsız Devletler Topluluğu’na üye her ülke için özel olarak belirlemektedir.19 Rusya bir taraftan Orta Asya ülkelerin deki enerji kaynaklarının kontrolünü ele geçirirken, diğer taraftan da yeni projeler sayesinde basta Avrupa ülkeleri olmak üzere birçok ülkeyi kendisine bağımlı hale getirmistir. 

Doğal gaz alanında Ukrayna, Rusya açısından stratejik bir öneme sahiptir. Çünkü Rusya’nın Avrupa’ya ihraç ettiği doğalgazın, nakil yollarının %80’i Ukrayna toprakları üzerinden geçmektedir. Bu özellik de Ukrayna’ya transit ülke olma özelliğini yüklemistir. 
Ancak Ukrayna bu özelliğinden dolayı enerji alanında büyük güçlerin rol aldığı oyunda hep bir rol almak durumunda bırakmaktadır. Özellikle doğalgaz alanında Rusya’nın transit geçisteki Ukrayna’ya olan bağımlılığı yüzünden Rusya ile Ukrayna birçok kez uluslararası alanda karsı karsıya gelmistir. Ayrıca Ukrayna’nın Rusya ile olan enerji alanındaki iliskileri ve enerji geçisindeki konumundan dolayı Rusya’ya karsı korumasız bir duruma düsmektedir. 
Bu korumasız hale düsme konusu özellikle 2006 ve 2009’da Rusya ile yasanan doğalgaz krizlerinde kendisini iyice gün yüzüne çıkarmıstır.20 

Ukrayna’nın transit hatlar sayesinde ve bu transit hatlardan geçen gaz sayesinde stratejik önemi artmaktadır. Ukrayna’nın bu hatların üzerinden 400 milyar metreküpe yakın bir doğalgaz akısı yapılmaktadır. Bunun %25’lik kısmını Ukrayna kendisi için kullanmaktadır. Geri kalan kısmı ise Ukrayna üzerinden Avrupa’ya tasınmaktadır.21 Rusya-Ukrayna arasında 5 ana doğalgaz hattı bulunmaktadır. Bunlardan ikisi Ukrayna’da sona ermekte, diğer üçü de Avrupa ülkelerine Rus doğalgazını tasımaktadır. Rusya ile Ukrayna arasında Avrupa’ya giden boru hatları ile ilgili olarak “Boru Hattı Ev Sahibi Ülke” anlasması 
bulunmaktadır.22 Bu anlasmaya rağmen iki ülke arasında enerjinin transit geçisi ile ilgili sorunlar yasanmaktadır. Rusya’nın petrol ve doğalgaz boru hatlarının önemli bir kısmının Ukrayna’dan geçmesinden dolayı enerji alanında iki ülke arasında sorunlar yasanmaktadır. Rusya ekonomik olarak Ukrayna’yı kendisine özellikle enerji alanında bağımlı bir hale sokarak bunu siyasal bir araç olarak Ukrayna’ya karsı kullanmaktadır. Rusya-Ukrayna iliskilerinde Rusya’nın Ukrayna ile bu kadar ilgilenmesindeki bir diğer neden ise Ukrayna’da yasayan Rus nüfusudur. 


3. Rusya-Ukrayna Krizlerinin Enerji Güvenliğine Etkisi 

Rusya-Ukrayna krizleri birçok ülkenin enerji alanında yeni atılımlar yapmasına neden olmustur. Kriz özellikle enerji konusunda ve spesifik olarak da doğalgaz konusunda Avrupa ülkelerinin Rusya’ya güvenini büyük ölçüde sarsmıstır. Bunun üzerine de ülkeler, enerji, güvenliğini sağlamak amacıyla farklı enerji kaynakları ve farklı arz alternatifleri bulmaya çalısmıslardır. 2006 ve 2009 yıllarının soğuk kıs günlerinde meydana gelen doğalgaz krizleri Avrupa’nın birçok ülkesini dondurucu soğuklara mahkum bırakmıstır. Bu olaydan sonra 
enerji alanında ülkelerin stok tutma kapasitelerinin arttırılması gündemdeki yerini almıs bulunmaktadır.23 



Enerji arz ülkesi olarak Rusya’nın, enerji transfer ülkesi olarak da Ukrayna’nın güvenilirliklerinin sorgulanmasına yol açan Rusya-Ukrayna krizleri AB’nin enerji 
politikasında çesitlendirmeye daha çok önem vermesine yol açmıstır. AB üyelerinin Rus doğal gazına farklı oranlarda bağımlı olmasından kaynaklı enerji politikasında henüz ortak bir tavır gelistirilememistir. Ancak bu krizler sonrasında Avrupa ülkeleri hem arz ülkelerinin, hem de transfer ülkelerinin çesitlendirilmesi için farklı projelere destek vermeye baslamısladır.24 Bu projeler arasında transit ülke olarak Türkiye’nin öneminin artmasını sağlayacak olan Nabucco ve TANAP’ta bulunmaktadır. Öte yandan AB’nin fosil yakıtlara 
alternatif olabilecek yenilenebilir enerji kaynaklarının gelistirilmesine yönelik projeleri de bu krizlerle birlikte ivme kazanmıstır. 


Sonuç 

Rusya, özellikle 2000’li yıllarla beraber Putin’in basa geçmesiyle bölgesel bir güç ve hatta eski süper gücüne kavusmak için enerjiyi ön plana almaktadır. Rusya genel olarak enerji ve özel olarak da doğalgaz alanındaki rezervlerinin avantajlarını da tüm dünyaya göstermek istemektedir. Özellikle yakın çevresi olan Ukrayna, Polonya ve Beyaz Rusya’nın Batı yanlısı politikalar izlemesi nedeniyle üzerlerinde sahip olduğu doğal gaz rezervleri ile baskı kurmak isteyen Rusya, bu amaçla kimi zaman enerji diplomasisini aktif olarak kullanmaktadır. 
Rusya-Ukrayna krizlerinde olduğu gibi Rusya, doğal gaz üzerindeki hakimiyetini yeri geldiğinde hem yakın çevresinde bulunan ülkelere hem de Batı dünyasına çarpıcı bir sekilde göstermektedir. Rusya yakın çevresindeki ülkelerle siyasal bazı sorunlarla karsılastığı zaman doğal gazı bir cezalandırma aracı olarak kullanmaktadır. Bu durum da dünya enerji güvenliğinin tekrar sorgulanmasına neden olmaktadır. Rusya-Ukrayna arasında 2006 ve 2009 doğal gaz krizlerinin yarattığı gerilim 2014’te yeni bir boyut kazanmıstır. Rusya’nın, 
Ukrayna’ya müdahalesinin daha da derinlesmesi tepkileri arttırmıstır. 

Ukrayna jeopolitik konumu gereği hem AB, hem Rusya hem de ABD açısından önemli bir yere sahiptir. AB açısından gerek AB üyelik perspektifi ve gerekirse Batı yönlü bir dıs politika isteği bakımından Ukrayna’nın yeri özel bir yer teskil etmektedir. Ayrıca AB açısından enerji yolları Ukrayna üzerinde bulunması da Ukrayna’nın jeopolitik önemini arttıran önemli bir faktördür. Tüm bunlara bir de Ukrayna’nın NATO’ya üyelik perspektifini eklenirse Ukrayna’nın hem ABD, hem AB, hem de Rusya açısından önemini daha iyi kavrayabiliriz. Bu süreçte en güçlü silahı enerji olan Rusya Federasyonu, fiyat ve miktar ayarlamaları basta olmak üzere çıkarlarını korumak ve gelistirmek için farklı taktiklerle ilerlemektedir. Rusya boru hatları politikaları ile hem AB’ye daha fazla enerji ikmali sağlamayı, Orta Asya ve Hazar kaynaklarının Avrupa pazarına Rus boru hatları dısında baska projelerle erisimini kısıtlamayı, hem de çesitli boru hatları projeleri ile transfer ülkesi olarak bağımlı olduğu Ukrayna, Beyaz Rusya ve Polonya’yı enerji oyununda egale etmeyi amaçlamaktadır. AB’nin Rusya’ya olan enerji bağımlılığı ise kısa vadede enerji kartının daha da acımasız olarak kullanılmasına yol açması beklenmektedir. 

DİPNOTLAR;

1 Güvenlik ve Tehdit Kavramının Evrimi Global Güvenlik Dçinde Ulusal Güvenlik Perspektifi, 2006, 
www.turksae.com/sql_file/298.pdf (Erisim Tarihi 23.09.2014), s. 5. 
2 Yüce, Çağrı Kürsat, Kafkasya ve Orta Asya Enerji Kaynakları Üzerinde Mücadele, Dstanbul, Ötüken Yayınları, 2006, s. 4-5. 
3 Dokuzlar, Bircan, Dünya Güç Dengesinde Yeni Silah Doğalgaz Orta Asya’dan Avrupa’ya, Dstanbul, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, 2006, s. 48 
4 Osmanov, Elnur, “Rusya’nın Süper Güç Olma Hesapları ve Enerji”, http://www.tasam.org/index.php?altid=75, (17.09. 2014). 
5 Sevim, Cenk, “Geçmisten Günümüze Enerji Güvenliği ve Paradigma Değisimleri”, Stratejik Arastırmalar Dergisi, Yıl. 7, Sayı. 13, Mayıs 2009, s. 93. 
6 Energy Security and Sustainable Development in Asia and the Pacific, Policy Options for Energy Security and Sustainable Development 2010, UN Economic and Social Commission for Asia and the Pacific, 
http://www.unescap.org/esd/energy (Erisim Tarihi: 05.06.2013), s.5 
7 Ediger, S.V., “Enerji Arz Güvenliği ve Ulusal Güvenlik Arasındaki Dliski”, Enerji Arz Güvenliği Sempozyumu, Genel Kurmay ATASE Baskanlığı Stratejik Arastırma ve Etüt Merkezi (SAREM), Ankara, Genelkurmay 
Basımevi Ya. No: 2007/47, 2007, s. 5. 
8 Coskun, Bezen Balamir and Carlson, Richard, “New Energy Geopolitics: Why does Turkey Matter?”, Insight Turkey, Vol. 12, No. 3, 2010, s. 206. 
9 Arıboğan, Deniz Ülke ve Bilgin, Mert, “New Energy Order Politics Neopolitics: From Geopolitics to Energepolitics” , Uluslararası Dliskiler Dergisi, Volume 5, No 20, Winter 2009, s.11-113. 
10 Klare, Michael T., Rising powers, shrinking planet: the new geopolitics of energy, New York, Metropolitan Books, 2008, s. 15. 
11 Dugin, Aleksandr, Rus Jeopolitiği Avrasyacı Yaklasım, çev. V. Dmanov, İstanbul, Küre Yayınları, 2006. 
12 Tellal, Erel, “Rusya’yla İliskiler”, Baskın Oran (ed.), Türk Dıs Politikası Kurtulus Savasından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar (Cilt 2 1980-2001), İstanbul, İletisim Yayınları, 2002, s. 542. 
13 Arı, Tayyar, Irak, Dran ve ABD Önleyici Savas, Petrol ve Hegemonya, İstanbul, Alfa Yayınları, 2004, s. 323-324. 
14 Balmaceda, Margarita M., “Ukraine’s Persistent Energy Crisis”, Problems of Post-Communism, Vol. 51., No.4, July/August 2004, s. 43. 
15 Cenk Pala, “Ayı İle Dans: Kutsal Gazprom İmparatorluğu ve Türkiye”, Süha Tanyeri (ed.). Dördüncü Uluslararası Sempozyum Bildirileri Güvenliğin Yeni Boyutları ve Uluslararası Örgütler, Ankara, Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Baskanlığı Yayınları, 2007, s. 10. 
16 Stegen, Karen Smith, “Deconstructingthe‘‘energyweapon’’: Russia’s threat to Europe as case study”, Energy Policy, 39, 2011, s. 6506. 
17 Dokuzlar, Bircan, Dünya Güç Dengesinde Yeni Silah Doğal Gaz, İstanbul, IQ Yayınları, 2006, s. 116. 
18 A.g.e., s. 118. 
19 Sapmaz, Ahmet, Rusya’nın Transkafkasya Politikası ve Türkiye’ye Etkileri, İstanbul, Ötüken Yayınları, 2008, s. 132-133. 
20 Stegen, a.g.e., s. 6510-13. 
21 Yorkan, Arzu, “Avrupa Birliği’nin Enerji Politikaları ve Türkiye’ye Etkileri”, Bilge Strateji, Cilt 1, Sayı 1, Güz 2009, s. 34. 
22 Chossudovsky, Michel, “Avrasya Koridoru: Boru Hattı Jeopolitiği ve Yeni Soğuk Savas”, 08.25.2008, 
http://www.koxuz.org/anasayfa/node/1921, (18.09.2014). 
23 Aras Bülent ve Yorkan, Arzu, Avrupa Birliği ve Enerji Güvenliği: Siyaset, Ekonomi ve Çevre, Stratejik Rapor No:13, Aralık 2005, 
http://www.tasam.org/images/pdf_raporlar/abenerji_rapor.pdf, (21.09.2014), s. 7. 
24 Akpas, Göksen ve Apar, Altan, “Avrupa 2020 Stratejisi: Akıllı, Sürdürülebilir ve Kapsayıcı Büyüme için Avrupa Stratejisi”, AB Genel Sekreterliği Özel Bilgi Notu, 14 Eylül 2010. Kaynak: TAP, TANAP ve NABUCCO, www.enerjienstitüsü.com (28.09.2014). 



KAYNAKÇA 

A. M. Mastepanov, “Energy Strategy of The Russian Federation to The Year 2020”, 
2009, http://ec.europa.eu/energy/russia/presentations (Erisim Tarihi 16.09.2014). 
Ahmet Sapmaz, Rusya’nın Transkafkasya Politikası ve Türkiye’ye Etkileri, İstanbul, Ötüken Yayıncılık, 2008. 
Ali, Tekin and Paul A. Williams, “EU–Russian Relations and Turkey’s Role as an Energy Corridor”, Europe-Asia Studies, Vol. 61, No 2, 2009, s. 337-356. 
Ali, Tekin ve Iwa Walterova, “Turkey’s Geopolitical Role: The Energy Angle”, Middle East Policy, Vol. 14, No 1, 2007, s. 84–94. 
Arzu Yorkan, “Avrupa Birliği’nin Enerji Politikaları ve Türkiye’ye Etkileri”, Bilge Strateji, Cilt 1, Sayı 1, Güz 2009, s. 24-39. 
Bezen Balamir Coskun ve Richard Carlson, “ New Energy Geopolitics: Why does Turkey Matter?”, Insight Turkey, Vol. 12, No 3, 2010, s. 205–220. 
Bircan Dokuzlar, Dünya Güç Dengesinde Yeni Silah Doğal Gaz, Dstanbul, IQ Yayınları, 2006. 
BP Statistical Review of World Energy 2011, BP, 2011, www.bp.com/statisticalreview/ , (15.03.2013). 
Bülent Aras ve Arzu Yorkan, Avrupa Birliği ve Enerji Güvenliği: Siyaset, Ekonomi ve Çevre, Stratejik Rapor No:13, Aralık 2005, 
http://www.tasam.org/images/pdf_raporlar/abenerji_rapor.pdf, (21.09.2014). 
Cenk Pala, “21. Yüzyıl Dünya Enerji Dengesinde Petrol ve Doğal Gazın Yeri ve 
Önemi” , Avrasya Dosyası, Cilt 9, Sayı 1, Bahar 2003, s. 5-38. 
Cenk Pala, “Ayı İle Dans: Kutsal Gazprom İmparatorluğu ve Türkiye”, Süha Tanyeri 
(ed.). Dördüncü Uluslararası Sempozyum Bildirileri Güvenliğin Yeni Boyutları ve 
Uluslararası Örgütler, Ankara, Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Baskanlığı Yayınları, 2007, s.4-42. 
Cenk Sevim, “Küresel Enerji Jeopolitiği ve Enerji Güvenliği”, Journal of Yasar University, 26 (7), 2012, s. 4378-4391. 
Communism, Vol. 51, No. 4, July/August 2004, s. 40-50. 
Çağrı Kürsat Yüce, Kafkasya ve Orta Asya Enerji Kaynakları Üzerinde Mücadele, İstanbul, Ötüken Yayınları, 2006. 
Deniz Ülke Arıboğan ve Mert Bilgin, “New Energy Order Politics (Neopolitics): From Geopolitics to Energepolitics”, Uluslararası İliskiler Dergisi, Vol. 5, No. 20, 2009, 
s. 109-132. 
Dugin Aleksandr, Rus Jeopolitiği Avrasyacı Yaklasım, (çev. V. Dmanov). İstanbul, Küre Yayınları, 2006. 
Emre Dseri vd., “Jeopolitik Rekabetten Enerji Dsbirliğine: Türkiye-Rusya İliskileri”, Cüneyt Yenigün ve Ertan Efegil (der.) Türkiye’nin Değisen Dış Politikası, 
Ankara: Nobel Yayıncılık, 2010. 
Furkan Senay ve Muhammet Korkmaz, Avrasya’nın Jeopolitik Anahtarı Ukrayna Üzerinde Güç Mücadelesi, Ankara: SETA, Ağustos 2014. 
Gareth M. Winrow, “Energy Security in the Black Sea: Caspian Region”, Perceptions, Güz 2005, s. 85-98. 
Güvenlik ve Tehdit Kavramının Evrimi Global Güvenlik Dçinde Ulusal Güvenlik Perspektifi, 2006, www.turksae.com/sql_file/298.pdf, (12.10.2014). 
Hasret Çomak, Dünya Jeopolitiğinde Türkiye, İstanbul, Hiperlink Yayınevi, 2011. 
International Energy Outlook 2011, U.S. Energy Information Administration, 2011, 
www.eia.gov/forecasts/ieo/pdf/0484%282011%29.pdf/ (Erisim Tarihi 03.05.2013). 
J. Elkind and Carlos, Pascual, Energy Security, Economics, Politics, Stategies and Implications, Washington, The Brookings Institution, 2010. 
Karen Smith Stegen, “Deconstructingthe‘‘energyweapon’’: Russia’s threat to Europe as case study”, Energy Policy, Vol. 39, 2011, s. 6505–6513. 
Margarita M. Balmeceda, “Ukraine’s Persistent Energy Crisis”, Problems of Post-
Mark A. Smith, “A Review of Russian Foreign Policy”, Conflict Studies Research Centre Russian Series, 7/22, July 2007. 
Mert Bilgin, “Geopolitics of European Natural Gas Demand: Supplies from Russia, 
Caspian and the Middle East”, Energy Policy, 37, 2009, s. 4482–4492. 
Mert Bilgin, “What Difference Does it Make to Become an Energy Transit Corridor, 
Hub or Center?”, UNISCI Discussion Paper, No. 23, 2010, s. 113–128. 
Mert Bilgin, “Yeni Asya’nın Enerji Paradigmasında Orta Asya ve Kafkaslar: Rusya, AB, ABD, Çin, İran ve Türkiye arasındaki açmazlar ve stratejik açılımlar”, Stratejik 
Arastırmalar Dergisi, 2011, 
www.stratejikongoru.org/pdf/yeniasyaninenerjiparadigmasi.pdf/ (Erisim Tarihi 28.04.2013). 
Michael T. Klare, Rising powers, shrinking planet: the new geopolitics of energy, New York, Metropolitan Books, 2008. 
Michel, Chossudovsky, “Avrasya Koridoru: Boru Hattı Jeopolitiği ve Yeni Soğuk Savas”, 25 Ağustos 2008. 
http://www.koxuz.org/anasayfa/node/1921 (Erisim Tarihi 18.09.2014). Outlook for Energy: A View to 2030, Exxon Mobile, 2010, 
http://www.exxonmobil.com/Corporate/Files/news_pub_eo_2009.pdf (Erisim Tarihi 18.04.2013). 
Özgür Bora Özkul, “21. Yüzyılda Enerji Güvenliği”, Stratejik Öngörü Stratejik Arastırmalar Dergisi, Sayı 15-16, s. 49-62. 
Parag Khanna, Yeni Dünya Düzeni, Yeni Yükselen Güçler 21. Yüzyılda Dünyayı Nasıl Belirliyor?, İstanbul, Pegasus Yayınları, 2011. 
Paul Stevens, Transit troubles: Pipelines as a source of conflict, Catham House Report, London, The Royal Institute of International Affairs Catham House, 2009. 
Pinar, Bilgin ve Ali Bilgiç, “Turkey’s new foreing policy toward Eurasia”, Eurasian Geography and Economics, Vol. 52, No 2, 2011, s. 173-195. 
Sander Hansen, “Pipeline Politics: The Struggle For Control of Eurasian Energy Resources”, April 2003, 
www.clingendael.nl/publications/2003/20030400_ciep_paper_hansen.pdf, (Erisim Tarihi 02.09.2014). 
Stuart Harris, “Global and Regional Orders and the Changing Geopolitics of Energy”, 
Australian Journal of International Affairs, Vol. 64, No. 2, 2010, s. 166-185. 
The New Energy Security Paradigm, World Economic Forum, Spring 2006, 
www.webforum.org/pdf/Energy.pdf/, (02.03.2013). 
W. Raymond Duncan et al., World Politics in the 21st Century, New York, Pearson Longman, 2006. 
W.J. Nuttall and D.L. Manz, D. L., “A New Energy Security Paradigm For The Twenty-First Century”, Technological Forecasting & Social Change, 
Vol. 75, No. 8, 2008, s. 1247-1259. 
Yazgan Erbil, Rusya-Ukrayna Doğalgaz Krizi ve Enerji Güvenliği, Yayınlanmamıs 
Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, Kadir Has Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İliskiler ve Küresellesme Yüksek Lisans Programı, 2010. 
Z. Brezezinski, Büyük Satranç Tahtası: Amerika’nın Küresel Üstünlüğü ve Bunun Jeostratejik Gereklilikleri, çev. Y. Türedi, İstanbul, İnkilap Kitabevi, 2005. 


***