devlet bahçeli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
devlet bahçeli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Şubat 2017 Perşembe

İşte MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin 11 Sabıkası


 İşte MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin 11 
Sabıkası,



 08 Şubat 2017 Çarşamba





İşte MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin 11 Sabıkası

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türkiye’nin içinden geçtiği her kritik dönemeçte oynadığı rol ile Türk siyaset tarihine sabıkalarıyla kaydedildi.

_ AKP yöneticileri ile anlaşarak Türkiye’yi başkanlık çıkmazına sürükleyen Bahçeli’nin sicili kabarık.
_ Aydınlık'ın haberine göre siyaset arenasında oynadığı kritik rollerle çıkmazlara kapı aralayan Bahçeli’nin 11 Sabıkası şöyle:

1- TÜRKİYE’Yİ AB KAPISINA BAĞLAYARAK KIBRIS VE EGE’Yİ VERMEK

Devlet Bahçeli’nin en büyük sabıkası, Türkiye’yi AB kapısına bağlayan Triumvira’nın içinde yer almasıdır. Bahçeli, Bülent Ecevit ve Mesut Yılmaz’la birlikte, 1999 yılı 10 Aralık günü son Türk devletinin adım adım tasfiye edilmesi, Türk milletinin parçalanması ve Atatürk Devrimi’nin yıkıma uğratılması operasyonundaki görevini yerine getirdi ve AB Aday Üyelik Protokolu’na imzayı bastı.
2- BARZANİ DEVLETİNİN KURULUŞUNA HİZMET
Ecevit-Bahçeli hükümeti kurulduğunda, Çekiç Güç çoktan Türkiye’ye yerleşmişti. Kukla Devlet’in adım adım kurulması işini bundan böyle Ecevit-Bahçeli hükümeti yürütecekti. 26 Aralık 1998 günü Çekiç Güç’ün süresi, daha önce olduğu gibi 6 ay değil, 12 ay süreyle uzatılmıştı. Bir yıl sonra 26 Aralık 1999 günü toplanan Meclis, süreyi altı ay daha uzattı.
3- İKİZ SÖZLEŞMELERİ İMZALADI
Bahçeli’nin başbakan yardımcısı olduğu Bakanlar Kurulu, Türkiye’de halklara ayrı devlet kurma hakkı dahil, bilinen azınlık haklarını tanıyan bu sözleşmeyi hükümet adına imzalaması için, Birleşmiş Milletler Daimi Delegesi Volkan Vural’a talimat 
verdi. 15 Ağustos 2000 tarihinde ‘Medenî ve Siyasî Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’ ile ‘Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslar arası Sözleşme’ işte bu talimatla imzalandı. Ancak Bakanlar Kurulu’nun ve Bahçeli’nin bu büyük 
suçu, yine hükümetin kararıyla gizli tutuldu.
4- APO’YU ASACAĞIM VAADİYLE KANDIRMAK VE OY AVCILIĞI
Devlet Bahçeli, ‘Apo’yu asacağız’ vaatleriyle oy topladı ve iktidara geldi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının ardından Bahçeli şu mesajı verdi: Karara herkes saygı duymalı. Bundan sonraki süreç neyi gerektiriyorsa o takip edilecektir.
Bahçeli, madem ABD ve AB’den gelen talimatlarla Apo hakkında verilen kararı uygulatmayacaktı, niçin yıllarca şehit cenazelerinde o nutukları attı, neden ortamı kızıştırdı.
5- KÜRESELLEŞMEYE VE İMF’YE TESLİM OLMAK
Kemal Derviş cebinden 15 yasa ile geldi. Çiftçiyi ve köylüyü yıkıma götüren “15 günde 15 yasa” Devlet Bahçeli’nin, Ecevit’in ve Mesut Yılmaz’ın gayretleri ve talimatlarıyla çıkartıldı. Türkiye’nin finans sektörüne, sanayisine, tarımına ağır darbeler indirildi. Çiftçinin, sanayicinin, milli bankacılığın beli kırıldı.
6- DEVLET BAHÇELİ’NİN TÜRKÇÜ DÜŞMANLIĞI
Devlet Bakanı Abdulhaluk Çay’ın genel başkanlığını yaptığı TÜDEV Vakfı tarafından düzenlenen “Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayı”nın sekizincisinin KKTC’de yapılmasını engelledi. Bahçeli, kurultayın KKTC’de toplanmasının, ABD’ye meydan okumak anlamına geleceğini biliyordu.
7- KAREN FOGG’U GÖRMEZDEN GELDİ
AB Komisyonu Türkiye Temsilcisi Karen Fogg’un, diplomatik görevlerinin dışına çıkarak, ülkemiz ve KKTC aleyhine bir casusluk şebekesi oluşturduğu, Devlet Bahçeli’ye belgeleri ile bildirildi. Ancak, Bahçeli, hiçbir girişimde bulunmadı. Bu belgeler, Doğu Perinçek tarafından kamuoyuna açıklandı.
8- ABD TELAFER’İ BOMBALARKEN SUSTU
Amerika, Irak işgalinin ardından ikinci olarak Türkmen kenti Telafer’e girdi ve Türkmenleri katletti. ABD, Telefer’i bombalarken Devlet Bahçeli ağzını açmadı, bu katliam karşısında sessizlige gömüldü.
9- ERKEN SEÇİM KARARI ALDI AKP’Yİ HÜKÜMET YAPTI
Bahçeli, Yılmaz ve Ecevit hükümetinin yerine AKP’yi iktidara getirmek üzere, 2002 yılının Temmuz’unda harekete geçti. Kemal Derviş’in açıklamaları ile başlatılan “erken seçim operasyonu” başarıya ulaşamadı. Ancak Devlet Bahçeli,
bu aşamada, 7 Temmuz 2002 günü, şaşırtıcı bir açıklama koalisyon ortaklarından dahi habersiz erken seçim yapılmasını isteyen bir açıklama yaptı. Bunun üzerine başlayan hükümet krizinin ardından yeni kurulan AKP tek başına iktidara geldi. AKP’yi hükümet yapan süreci Bahçeli başlattı.
10- ÇATI ADAY PROJESİYLE KOLTUK ERDOĞAN’A VERİLDİ
Bahçeli, Tayyip Erdoğan’a cumhurbaşkanlığı yolunu açan süreçte de kritik rol oynadı. Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte toplumdan destek görmeyeceği belli olan Ekmeleddin İhsanoğlu’nu aday gösteren Bahçeli, Erdoğan’ı Çankaya’ya taşıdı.
11- ERDOĞAN’A BAŞKANLIK PASI
Türkiye’yi referanduma sürükleyen süreçte Devlet Bahçeli kritik rol oynadı. “Fiili durumu resmiyete taşımak gerekir” diyen Bahçeli, olası anayasa değişikliğinde ihtiyaç olan desteği vereceklerini söyledi. Bunun üzerine AKP düğmeye bastı. Bahçeli’nin desteğiyle Meclis’e gelen paket, milletvekillerine santaj ve tehditlerle kabul edildi.

http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/iste-mhp-genel-baskani-devlet-bahceli-nin-11-sabikasi-h143675.html






Okuyan: Türkeş, bana "Devlet Bahçeli nereden çıktı, MİT'le alakalı, bunu Uzaklaştırın" demişti


Yaşar Okuyan: Türkeş, bana " Devlet Bahçeli nereden çıktı, MİT'le alakalı, bunu Uzaklaştırın " demişti.!





   ''   Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı Yaşar Okuyan, " Burada 3 tane şey var. Üçü de birbirinden ihanet noktası. Bahçeli ‘ Korkaktır ' diyorum. Millete akıl verip ‘ milletin iradesine gidelim ' diyor. Sen partinin tabanın iradesini saymıyorsun, şimdi kim oluyorsun da ‘ Millet iradesi ' diyorsun. 1270 delegenin 800'den fazlası imza veriyor, yok sayıyorsun. Koltuğu bırakmıyor. 

Okuyan: Türkeş, bana "Devlet Bahçeli nereden çıktı, MİT'le alakalı, bunu uzaklaştırın" demişti       Bunun nedeni de Devlet Bahçeli'nin koltuktan inince yapacağı bir şey olmaması. Sosyal çevresi yok ve hayatı o koltuk. AKP'den önceki hükümeti önünde 1,5 sene olduğu halde Kemal Derviş'le beraber yıktı. Neden? Çünkü Bahçeli görevli bir ajandır. Hukuki sorumluluk benim, bana açsın tüm davaları. Her yerleri oynuyor son zamanda. 45 senedir tanıyorum hep soru işaretleri veriyor insana" dedi.


MHP’de başladığı siyasi hayatının ardından Anavatan Partisi (ANAP) iktidarı döneminde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı görevini yapan Yaşar Okuyan, anayasa değişikliği referandumunda Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'a desteğini açıklayarak 'evet' kampanyası yürüten MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli hakkında iddialarda bulundu. Okuyan, "Ben belgelerle konuşurum. Ben Bahçeli'yi hiçbir dönem MHP'li olarak göremedim. Bir defa rahmetli Türkeş, Ankara askeri hastanede yatarken giderdik. Kendi el yazısıyla not yazıp avuç içinde saklar, giderken ‘herkese çok selamlar' der elimize sıkıştırırdı. O mektuplardan birinde ‘Bu Devlet Bahçeli nereden çıktı, MİT'le alakalı bunu uzaklaştırın' diyor. Darbe sırasında tutukluyken diyor bunu. Bahçeli'nin son yaptığı da yenilir yutulur cinsten değil" diye konuştu. 

Yaşar Okuyan'ın Sözcü gazetesinden Hande Zeyrek'e verdiği söyleşi şöyle:

-Hastalık nasıl buldu sizi?

12 Eyül 1980 darbesinde MHP'nin Genel Sekreter Yardımcısı olduğumuz o dönemler bizi tutukladılar, yargıladılar. Mamak Askeri Cezaevi'nde yattık. Hatta Taha Akyol ile aynı hücreyi paylaştık. Orada şartlar çok kötüydü. Safra kesemde ciddi problemler çıktı. Cezaevinde ilaç bile vermiyorlardı. Tahliye olduktan sonra Ankara'da safra kesesinden ameliyat olduk. Ama o zamanlar teknoloji çok geride. Benden önce aynı aletlerle ameliyat olan başka bir hastadan sterilizasyon tam yapılmadığı için Hepatit B kaptım. Son 3-4 senedir hissediyordum. Yorgunluk, halsizlik. Hepatit B virüsüne bağlı olarak karaciğer yetmezliği başladı. Son 6 aydır kullandığım ilaçlarda fayda etmiyordu.

-Bu sırada organ aranıyor değil mi?

3 tane kızım var hepsi hemen müracaat etmişler ama hiç biri tutmadı. Eşim aynı şekilde…Umutlar giderek tükenmişti. Son dönemde İstanbul'a gelmeden önce artık herkes biliyor ki mutlaka 15 gün içinde organ bulunmalı yoksa iş geri dönüşü olmayan bir yerde… Bu yüzden ben de vasiyetlerimi yazmaya başlamıştım.

Alparslan Türkeş ile 14 yaşında tanıştım”

-Yaşam ile ölüm arasındaki ince çizgide olduğunuzu bilmek ne hissettirdi?

Hiçbir şey. Bakın ben normal bir adam değilim. 14 yaşındaydım, rahmetli Alparslan Türkeş daha MHP genel başkanı değildi tanıştığımızda. Yalova'da dedem Rasim Koçalp yanına çağırdı. Bana ‘Türkeş ve ailesi bizim misafirimiz 15 gün' dedi. Bisikletim var o zamanlar. ‘Ona her sabah bir süt, bir ekmek bir de Tercüman Gazetesi alıp götüreceksin' dedi. Harçlığımı dedemden alıyorum bu nereden çıktı şimdi derken o tarihten beri bizim bütün çizgimiz vatan millettir. Asıl mesleğim gazeteciliktir.

“Kadim dostum Emin Çölaşan yazdı”

-Sonra bir mucize gerçekleşti ve karaciğer bulundu….

O da ilginç. Artık son noktadaydım. Öldürmeyen Allah öldürmüyor. Ben çoğunu daha sonra öğrendim ki SÖZCÜ'de kadim dostum, güzel insan Emin Çölaşan yazı yazmış ‘karaciğer aranıyor' diye. İlk dikkat çeken o yazı olmuş.

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ve eşi Şule Hanım başta olmak üzere TGB'li gençler dört bir koldan duyurular yapmaya başlamışlar. 1700'den fazla kişi ‘karaciğerimizin yarısını vermeye hazırız' diye başvuru yapmış. 10 kişinin dışındakileri tanımam. Ahmet Şahin isimli 33 yaşında genç 4 kez telefon etmiş. Israrla aramasa şu an hayatta olmayabilirdim.

“Bahçeli hükümeti Kemal Derviş'le yıktı”

-MHP'nin ‘Başkanlık anayasasına' destek olma nedeninin altında sizce ne yapıyor?

Burada 3 tane şey var. Üçü de birbirinden ihanet noktası. Bahçeli ‘korkaktır' diyorum. Millete akıl verip ‘milletin iradesine gidelim' diyor. Sen partinin tabanın iradesini saymıyorsun, şimdi kim oluyorsun da ‘millet iradesi' diyorsun. 1270 delegenin 800'den fazlası imza veriyor, yok sayıyorsun. Koltuğu bırakmıyor. Bunun nedeni de Devlet Bahçeli'nin koltuktan inince yapacağı bir şey olmaması. Sosyal çevresi yok ve hayatı o koltuk. AKP'den önceki hükümeti önünde 1,5 sene olduğu halde Kemal Derviş'le beraber yıktı. Neden? Çünkü Bahçeli görevli bir ajandır. Hukuki sorumluluk benim, bana açsın tüm davaları. Her yerleri oynuyor son zamanda. 45 senedir tanıyorum hep soru işaretleri veriyor insana.

-Bir yanda evet kampanyası yürüten iktidar, diğer yanda hayırcılar. Siz ne diyorsunuz?

Bir kere ülke iç ve dışta savaş halinde. Askeri göndermişsin Suriye'ye. IŞİD, PKK ve bir yandan seni boğmaya çalışan emperyalist güçler var. Sen bir anda çıkıyorsun ‘anayasa değişikliği' diyorsun. Bu şartlar altında referandum olması ürkütücü. Türkiye bu yeni maddeleri taşıyamaz. Evet de çıksa hayır da çıksa bunları aştı Türkiye. Otobana girdiniz ‘50 km sonra çıkış yazıyor' mecburen gideceksiniz dönemezsiniz. Cumhuriyet'in temel değerleri yok oldu. İktidar ihanet üstüne ihanet yapıyor. Yapılanlar daha da dibe vuracak ama sonucunda Allah'a inandığım kadar inanıyorum ki son durakta ne Erdoğan var ne de AKP.

“Ata’yı tanıma zamanı”

-Evet çıkarsa da geçerli mi bu teoriniz?

Bak ben bir örnek vereyim. 90 sene önce iki tane sandık kurulsaydı. Birinde Vahdettin yazsa diğerinde Atatürk. Atatürk yazan sandığın içinden oy çıkmazdı. Ama o sandığın içinden 7 düveli dize getiren, emperyalistleri kovalayan bir yol haritası çıktı. Bakın ben Mustafa Kemal'i bu dönemde tanıdım anladım. Ama şimdi işte Mustafa Kemal'i tanıma zamanı. 57 yaşına kadar 3 bini aşkın kitap okumuş, düşünün. Üstünü çizip notlar almış. Hayatında çizgi roman dışında kitap okumayanlar kim oluyor da Atatürk'e dil uzatıyor. Bu adamın kurduğu yoldan geri dönülür mü? Bugün Mustafa Kemal'i anlama günü. Atatürkçü falan olmadım asla. Çünkü o şekilde addeden kendisini ya hiç kitap okumuyor ya da anlamıyor. Gün Mustafa Kemal'in yolunda birleşme günüdür. Bu saltanat böyle sürmez. Bu yükü bu ülke kaldırmaz. Bir yerde kırılacak bu iklim. Biz, Mustafa Kemal'in çizgisinden koptuk ve çok kötü işler oluyor. Ama referandumda sonuç ne olursa olsun Türkiye'nin önü açıktır.

Karaciğerini Okuyan'a veren gencin hayatını 'FETÖ' karartmış

Okuyan'ı karaciğerinin 4'te 3'ünü vererek hayata döndüren  33 yaşındaki Ahmet Şahin, ‘FETÖ'nün şok mangalarıyla baskı ve mobbing sonucu Kara Harp Okulu'ndan ayrılmak zorunda kalan bir genç. 2007'de askeri üniformasını çıkarmak zorunda bırakılan Şahin, Okuyan'ı o dönem harp okullarından ayrılmak zorunda olan gençlere sahip çıkan yazılarıyla tanıdı. Bir şirkette mühendis olan Şahin, Okuyan'a karaciğer arandığını sosyal medyada gördü. ‘Yıllar önce bize yapılan zulümlerde yanımızda olmuştu, şimdi benim de teşekkür zamanım' deyip hastaneye koştu. Düğün hazırlıkları yapan Şahin ‘Yaşar Okuyan gibi insanların daha fazla yaşaması lazım' dedi.





“Türkeş'in Sağ Koluydu”

Ailesi olarak hastalığı yendiğini duyduktan hemen sonra geçmiş olsun ziyaretine gittik Yaşar Okuyan'ın. 1980 öncesi ve sonrasında MHP'nin kurucusu Alparslan Türkeş'in hep yanında duran Okuyan dimdik duruyordu! Peki siyasete devam edecek miydi? Bu sorunun yanıtını ilk gençlik yıllarındaki heyacanıyla verdi: “Döndüm bile. Sosyal medyada üç dört yobaz ‘Hâlâ mı geberemedin? Hâlâ kaşınıyorsun' diye yorumlar yaptılar.

Bunlar ufak işler, daha çok beklersiniz, ben Allah'a güvenmiş bir insanım. ‘Bu işi yeneceğim' dedim. 90 sene önce bu topraklar üzerinde, her şeyin bitti dendiği anda, 1.76 boyunda bir adam çıktı! Atatürk'le birlikte kader değişiyor. Yedi düvel üzerimize gelirken mücadeleyi kazanmışız. Bugün de kazanacağız.”

“1980 darbesinden önce Bahçeli diye birisi yoktu”

-Hastalık süresince başbakan da dahil önemli siyasetçilerden aranmışsınız. Bir tek Devlet Bahçeli aramamış. Kırgın mısınız?

Ben MHP'nin Türkeş ile beraber kurucusuyum. 1980 darbesi öncesinde Devlet Bahçeli diye birisi yoktu. Beni aramadı diye neden kırgın olayım. Adamın yapısını tanıyorum. Kendi 2 dönem milletvekili olan Saffet Sancaklı'nın eşinin cenazesine yoğun işleri yüzünden katılmıyor. Beni neden arasın. Yan yana olduğumuz MHP'li arkadaşlarımız Devlet Bahçeli korkusundan telefonla bile arayamadılar şu saate kadar. Sadece şaşırdım.

-Devlet Bahçeli'nin cesareti varsa karşıma çıksın dediniz. Karşınıza çıksa ne söyleyeceksiniz?

Aaaaa bak yine tekrarlıyorum… Devlet Bahçeli'yi o kadar iyi tanıyorum ki… Yüreği varsa çıksın ya da en güvendiği başkan yardımcılarını yollasın konuşalım, sonunda Bahçeli bitmiştir.

-Neden öfkelisiniz?

Ben belgelerle konuşurum. Ben Bahçeli'yi hiçbir dönem MHP'li olarak göremedim. Şimdi siz benim hakkımda çok önemli bilgilere vakıfsınız. Ben hep sizden rahatsız olurum. ‘Ya bir şey söylerse' diye. Bir defa rahmetli Türkeş, Ankara askeri hastanede yatarken giderdik. Kendi el yazısıyla not yazıp avuç içinde saklar, giderken ‘herkese çok selamlar' der elimize sıkıştırırdı. O mektuplardan birinde ‘Bu Devlet Bahçeli nereden çıktı, MİT'le alakalı bunu uzaklaştırın' diyor. Darbe sırasında tutukluyken diyor bunu. Bahçeli'nin son yaptığı da yenilir yutulur cinsten değil.

ulusalkanal.com.tr









17 Eylül 2016 Cumartesi

MHP’nin Üç Hali ve Gülen Örgütü






MHP’nin Üç Hali ve Gülen Örgütü


Devlet Bahçeli’nin 1997’de başkan olmasından sonra MHP, ülkücü gençliğe dayalı sokaktaki sert aktivizmden ziyade, siyaset sahnesindeki etkinliği ile ön plana çıkmaya başladı. “Merkez siyasete yakınlaştığı” şeklinde analiz edilen bu dönüşümle birlikte MHP, “yıkıcı” değil “yapıcı” etkileriyle kendinden söz ettirdi.
90’lardan geriye kalan kirli siyasete ait enkazın adeta süpürüldüğü 2002’de, MHP de Meclis dışına itildi. Yakın tarihin bu tecrübesi Bahçeli liderliğindeki MHP’yi kritik hatalar yapmama, siyaseten çok sivrilmeme ve “milli menfaatler siyaseti” diyebileceğimiz bir asgari alanda varlık gösterme stratejisine sevk etti. Çünkü 2002’den sonra Türkiye’nin içine girdiği yeni süreç siyaset kurumunu güçlendirdi. Bu dönemde CHP merkezden uzaklaşırken MHP merkeze daha da yaklaştı. Fakat AK Parti’nin geniş kesimleri içine alan toplumsal kuşatıcılığı, ne MHP’nin ne de benzeri ideoloji tabanlı siyasi partilerin iktidar ortağı olmasına imkan tanımadı.

Gülen Örgütü’nün Mağduru

Bugün MHP ya da başka bir parti hakkında konuşurken AK Parti’nin siyaset alanında kapladığı yeri, Türkiye sosyolojisinin AK Parti üzerinden nereye aktığını hesaba katmak ve bu çıktıyla birlikte diğer partilere bakmak durumundayız. Zira 2013’ten itibaren AK Parti ve Tayyip Erdoğan’ı hedef alan yeni bir siyaset mühendisliği sahnelenmeye başlandı. Adına “ Ağır Çekim Darbe ” ya da “ siyasi mühendislik ” ne dersek diyelim, bu girişimde CHP ve HDP gibi MHP’nin de katkısı vardır. “ Siyasetin siyaset dışı yollarla dizaynı ” şeklinde tanımlayabileceğimiz bu süreçte söz konusu siyasi partilerin her biri, yıkıcı etkilerini artırırken siyasi kabiliyetlerini kaybetti ve meşruiyet krizi yaşamaya başladı. 

MHP ve Bahçeli özelindeki vasat da tam olarak bu düzlemde ortaya çıktı.

MHP’yi analiz ederken üç evreden bahsedebiliriz. Bu üç evre arasındaki farkı belirginleştiren husus Bahçeli’nin Fethullah Gülen Örgütü’ne bakışıdır. 

    2011’de partisine yönelik kaset kumpasındaki tavrında belirginleşen ilk evrede Bahçeli, hiç düşünmeden “ Okyanus Ötesini ” işaret etmiş, dönemin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’dan farklı olarak bu kumpasın Pensilvanya’da mukim Fethullah Gülen’in işi olduğunu açıklıkla ifade edebilmiştir. O dönem seçim kampanyasında Zaman gazetesine reklam dahi vermemiştir. 
   Ne var ki 17-25 Aralık’tan sonraki ikinci evrede partisini adeta paralel yapının hizmetine açan bir görüntü arz etmiştir.

Gülen Örgütü’nün Hizmetinde

   Bahçeli bu ikinci evrede, 2011’de partisine yönelik kaset kumpasını ve ardından söylediklerini adeta unutmuşçasına bugün Paralel Devlet Yapılanması olarak adlandırılan örgütün ürettiği tüm argümanları siyaset sahasında kullanmaktan çekinmedi. Hatta cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’ın karşısına çıkartılacak “ Çatı Aday ” formülünü bizzat Bahçeli icat etti. Yine 2011’den farklı olarak 2014 seçim kampanyasında en çok ilanı Zaman gazetesine verdi. Bahçeli bu süreçte Erdoğan karşıtı cephenin temel aktörlerinden biri olarak hizmet verdi ve bu anlamda siyasetin yeni fay hattının oluşmasına büyük katkı sağladı.

   Devlet Bahçeli 7 Haziran seçimlerinde partisinin oyunu ve milletvekili sayısını yükseltti, yüzde 16,3 oy ve 80 milletvekiliyle Meclis’in kilit partisi oldu. Fakat “ Hayırcı Siyaset ” olarak ifade edilen tavrı dolayısıyla, Türkiye’nin 1 Kasım 2015’te “tekrar seçime” gitmesine neden oldu. Bu ara dönem aynı zamanda Bahçeli’nin Paralel Yapı ile arasına mesafe koymaya başladığı bir dönem olmuştur. 

   Bahçeli HDP’nin içinde bulunduğu bir hükümetin ortağı olmaya hayır diyerek siyaseten MHP’nin intiharının önüne geçmiştir. Bahçeli buna hayır demekle kalmamış, Meclis Başkanı seçiminde dahi partisini HDP ile aynı adaya oy veren bir konuma sokmak istememiştir. MHP’nin önündeki diğer seçenek AK Parti ile koalisyon ortağı olmaktı. Bahçeli bu yolu da kapatmış ve “ Hayırcı Tutumu ” sayesinde 7 Haziran akşamı söylediği gibi ülkeyi erken seçime götürmüştür.

Gülen Örgütü’nün Karşısında

Hayırda hayır vardır ” sözleriyle varılan 1 Kasım’dan sonra Bahçeli, parti içi iktidar kavgalarıyla uğraşmaya başladı. Bu üçüncü evrede “ Fethullah Gülen Hareketi ” ni açıkça Paralel Yapı olarak nitelendirmeye başlamış ve partisinin “okyanus ötesi” tarafından yürütülen bir operasyonla karşı karşıya olduğunu ifade etmiştir. 

Peki Bahçeli’ye bunları söyleten nedir?


2011’de partisine kaset kumpası yapıldığında işaret ettiği “okyanus ötesi” tehdidini neden 17-25 Aralık ile başlayan darbe sürecinde dile getirmekten imtina etmiştir?
İmtina etmek bir yana açıktan bu yapının amaç ve istekleri doğrultusunda hareket etmiştir. Bahçeli’nin 17-25 Aralık sürecinde, “Bizim Paralel’e teslim edecek ülkemiz yoktur” diyemeyip tehdit kendine yöneldiğinde, “Bizim Paralel’e teslim edecek partimiz yoktur” demesi söz konusu yapının MHP’yi hedef aldığı tezini ortadan kaldırır mı? Bahçeli’nin son dönemde parti içi muhalefete karşı geliştirdiği mezkur argüman pek çok çevrede bu soruların gündeme gelmesine sebep olmuştur.

Olağanüstü Kongre’nin Anlamı

Bahçeli’nin Meral Akşener’le ilgili tavrı aslında adaylığını açıklamadan önce belirginleşmişti.  Ayrıca Akşener’in Paralel Yapı’ya karşı zaafı olduğuna dair yorumlar da öteden beri yapılıyordu. “Akşener’in, pragmatik davrandığını zannettiği, lakin zararlı çıkanın kendisi olacağı” dost acı söyler kabilinden edilen laflardı.
Yargı ve emniyet bürokrasisindeki MHP’liler, 17-25 Aralık’tan itibaren Paralel Yapı ile mücadelede etkin rol oynamışken, Akşener’in Gülencileri kayırır pozisyon alması pragmatizmle dahi tevil edilebilir görünmüyor.
Akşener’in “Ekmeleddin İhsanoğlu Paralel proje ise baş paralel Bahçeli’dir” ya da  “Tutuklu polislerin haklarının iadesi MHP’nin seçim vaadiydi” gibi argümanlarla Bahçeli’yi sıkıştırması da son tahlilde kendisinin Paralel Yapı’ya müzahir duruş içinde olduğunu teyit etmektedir.

Akşener’in, MHP’yi merkez sağa açacağı, Ümit Özdağ ve Sinan Oğan’ın ise radikalleştireceği yorumları yapılmaktadır. Koray Aydın ise tüzük kongresi dahi yapılmadan Meral Akşener’le liderlik çekişmesine girerek gündeme gelmiş, bu da aslında söz konusu dört adayın Bahçeli karşısında güçlerini birleştiremeyeceği şeklinde yorumlanmıştır. Bu manzara bile tek başına MHP’de yaşanan depremin çok hasar vereceğini göstermektedir.

Bahçeli, AK Parti’nin anayasa önerisinin referanduma taşınmasına yeşil ışık yaktığı için mi parti içi muhalefet harekete geçti sorusu da önemli. PKK’nın yapamadığını MHP tabanına yaptırmak, Ülkücü gençleri sokağa döküp toplumsal gerilimi tırmandırmaya çalışmak da Paralel Yapı’nın MHP’ye yönelik ilgisinin arkasında aranabilir. 2013’ten beri Türkiye’de olan bitene bakınca, ikisi için de komplo teorisi diyemeyiz.

Ayrıca komplo teorisi diyerek tehlikeyi bertaraf etmiş olmuyoruz. Bilakis görüşü değersizleştirip olacak olana ön açıyoruz. Bahçeli’ye karşı çıkan muhalif isimlerin kimler tarafından desteklendiği de aslında bu işin akıbeti hakkında fikir veriyor. MHP’ nin başarısız bir grafik çizmiş olması elbette parti içinde sorgulanabilir bir şeydir. Ancak söz konusu muhalif isimlerin MHP için bir ümit vadettiklerini söyleyen de çıkmamıştır. Mahkemenin kayyum  kararı temyiz edilse bile, parti içindeki muhalefetin kongre talebi karşılanmadan MHP nispeten sakin bir limana demirleyemeyecektir.


http://kriterdergi.com/2016/05/mhpnin-uc-hali-ve-gulen-orgutu/


...